Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

21. Yüzyıl’da Nasıl Bir İnsana İhtiyaç Var? 20. YÜZYIL OKULLARININ İKİ TEMEL İŞLEVİ Çocukları bir üst eğitime hazırlamak, Çocukları hayata hazırlamak.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "21. Yüzyıl’da Nasıl Bir İnsana İhtiyaç Var? 20. YÜZYIL OKULLARININ İKİ TEMEL İŞLEVİ Çocukları bir üst eğitime hazırlamak, Çocukları hayata hazırlamak."— Sunum transkripti:

1

2 21. Yüzyıl’da Nasıl Bir İnsana İhtiyaç Var?

3 20. YÜZYIL OKULLARININ İKİ TEMEL İŞLEVİ Çocukları bir üst eğitime hazırlamak, Çocukları hayata hazırlamak.

4 Eğitimciler: ben söylemezsem, göstermezsem öğrenemezler, anlamazlar mantığına sahiptir.

5 SANAYİLEŞME GİRDİLER ÇIKTILAR

6 SANAYİLEŞME GİRDİLER ÇIKTILAR

7

8 EĞİTİMDE YAKLAŞIMLAR…

9 İNSANA DAİR TANIMLAMALAR PSYCHODYNAMIC (PSİKOANALİTİK) YAKLAŞIM BEHAVIORIST (DAVRANIŞÇI) YAKLAŞIM COGNITIVE (BİLİŞSEL) YAKLAŞIM GESTALT (BÜTÜNLÜKÇÜ) YAKLAŞIM HUMANISTIC (İNSANCIL) YAKLAŞIM PRAGMATİK YAKLAŞIM STRUCTUALİST (YAPISALCI) YAKLAŞIM BİYOLOJİK YAKLAŞIM CREATİVİST YAKLAŞIM FENOMONOLOJİK YAKLAŞIM FUNCSIYONALIST (İŞLEVSELCİ) YAKLAŞIM

10 İNSANA DAİR TANIMLAMALAR PSYCHODYNAMIC (PSİKOANALİTİK) YAKLAŞIM BEHAVIORIST (DAVRANIŞÇI) YAKLAŞIM COGNITIVE (BİLİŞSEL) YAKLAŞIM GESTALT (BÜTÜNLÜKÇÜ) YAKLAŞIM HUMANISTIC (İNSANCIL) YAKLAŞIM PRAGMATİK YAKLAŞIM STRUCTUALİST (YAPISALCI) YAKLAŞIM BİYOLOJİK YAKLAŞIM CREATİVİST YAKLAŞIM FENOMONOLOJİK YAKLAŞIM FUNCSIYONALIST (İŞLEVSELCİ) YAKLAŞIM

11 DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM BİLİŞSEL YAKLAŞIM YAPILANDIRMACI YAKLAŞIM BATIDA YAKLAŞIM/İNSANI TANIMLAMA DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM TÜRKİYE’DE YAKLAŞIM/İNSANI TANIMLAMA YAPILANDIR MACI YAKLAŞIM

12 DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM Davranışçı yaklaşım, Rusya'da İvan Pavlov'un ABD'de Edward Thorndike'ın çalışmaları ile başlamıştır. Pavlov klasik şartlanmayı ortaya koymuştur. Thorndike ise etki kanunu ve egzersiz kanunu gibi bir takım kanun ve kuralları belirlemiştir. Watson, Guthrie, Hull, Skinner diğer önemli davranışçılar olarak belirtilebilir. Davranışçı kuramlar, öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında bir bağ kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranış değiştirmenin gerçekleştiğini kabul eder. İnsanların içgüdülerle, zihinsel yetenek ve eğilimlerle dünyaya gelmedikleri, dolayısı ile de, davranışların gerisinde bu tür özelliklerinin bulunmadığı ileri sürülür. Davranışlar koşullanma yolu ile öğrenilir.

13 60’lara kadar insan davranışı hakkındaki başat kuram psikolog Jhon Watson ve B.F. Skinner’in davranışçı yaklaşımlarıydı. Onların davranışçı kuramları şunları söylüyordu: “İnsan beyni içinde neler olup bittiğini bilemeyiz. Fakat dışarıda ne olduğunu kesinlikle görebiliriz. Davranışları gözlemleyip ölçelim ve pekiştireçlerle kazandıralım. Bir davranışı beğenirsek ödüllendirelim, beğenmezsek cezalandıralım”

14 Salya Zil Zil+ Yiyecek Salya Zil Salya Yiyecek Tepki Yok

15 Zil Hoşlanma Kitap Tepki Yok Şeker + Kitap Hoşlanma Kitap Hoşlanma Şeker

16

17 ÇEVREYE/KURALLARA MUTLAK UYUM! ÇOCUK BOŞTUR! ETİKETLEME/SINIFLAMA RUH YOKTUR – ACIMASIZDIR MEKANİK, SİSTEMATİK BİR YAPI DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

32

33 İNSAN/ÇOCUK NE KADAR ÖNEMLİ?

34 ÖDÜL CEZA DİSİPLİN

35 35 TÜRKİYE’DE EĞİTİM

36 ?

37 YAPILANDIRMA-DESTEK DOSYALAR\Sünger Bob - Anonim Sanatçı Çizgi Filmi izle.flv

38

39

40 DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM

41

42

43

44

45

46

47

48

49

50

51

52

53

54

55 YAPILANDIRMACI YAKLAŞIM

56

57

58

59

60

61

62

63

64

65

66

67

68

69

70

71

72

73

74

75

76

77

78

79

80 Dil yoluyla zenginleşme için çocukların küçük yaşlardan itibaren ailelerinden ve öğretmenlerinden ne kadar çok sözcük duyarsa sözcük dağarcığı o kadar geniş olur. Beynin sağ yarı küresinde 4-7. yaşlar arasında, sol yarıküresinde de yaşlar arasında fışkırırcasına bir dentrit dallanması oluşur. Öğrenciler, bir problemi çözebilme konusunda kendilerini daha yetkin hissettiklerinde, düşünceleri beden kimyasını değiştirmektedir.

81 Tüm tipik yap bozlar, sözcük oyunları, hipotetik problemler ve gerçek yaşam problemleri beyin için yararlıdır. Çocukları yaşamla ilgili problemleri çözmeye, fen deneyleri ve proje çalışmalarına yönlendirmek akıl yürütme becerilerini geliştirir. Ne kadar üzücüdür ki 11 yaşındaki çocukların yalnızca %5’i akıl yürütme becerileri gelişmiştir, bu oran 14 yaşındakiler için %25, yetişkinlerde ise ancak %50’ye kadar çıkabilmektedir.

82 BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME Dış dünya, gelişen bir beynin gerçek besin kaynağıdır. Beyin; çevresindeki kokuları, sesleri, görüntüleri, tatları ve dokunuşları girdi olarak alır ve onlardan sayısız sinirsel bağlantılar oluşturur. Beyin çevresindeki dünyayı anlamlandırmaya başladığında, içeride de sinir ağlarından oluşan bir çiftlik yaratmaya başlar. İnsan beyni, bir trilyonun üzerinde bağlantıyla doğmaktadır. Erken duyusal gelişimle birlikte birçok yeni sinaps yaratılmakta, ancak kullanılmayan sinapslar daha sonra dağılmaktadır. Hangi sinapsların kalacağını ya da dağılacağını belirleyenin deneyimlerdir.

83 LÜKS ARACINIZLA, ÇOK YAĞIŞLI BİR HAVADA GİDERKEN BİR OTOBÜS DURAĞINDA; - SİZİ AMELİYATLA ÖNEMLİ BİR HASTALIKTAN KURTARAN DOKTORUNUZ, - YAŞLI, HASTA BİR KADIN VE, - HAYALİNİZDEKİ KİŞİYLE KARŞILAŞTINIZ. ARACINIZDA DA BİR KİŞİLİK YER VAR. NE YAPARDINIZ?

84 21. Yüzyıl becerileri: a)Bilgi ve medya okuryazarlığı, b)İletişim becerileri, c)Eleştirel düşünme ve sistem düşüncesi, d)Problem belirleme, formülleştirme ve çözme, e)Yaratıcılık ve entelektüel merak, f)Kişiler arası ve işbirliği becerisi, g)Kendi kendini yönetme, h)Sorumluluk ve uyum becerisi, i)Sosyal sorumluluk,

85 Çocuğun Öğrenme Araçları Anlam, Merak, Heyecan, Gizem, Oyun/Eğlence Hareket, Görsel Hayal Dünyası/İlgi

86 Eğitim Ortamlarının Zenginleştirilmesi Beyin araştırmalarından gelen iki kural vardır. Birincisi, ortamdaki baskı ve korkuyu ortadan kaldırma, ikincisi ise ortamı olabildiğince zenginleştirmektir.

87 Erken yaşlardaki stres yada şiddet yaşantıları, bu nedenle artan kimyasal tepkilere bağlı olarak beynin kendini yeniden şekillendirmesine neden olmaktadır. Bu da çocuğun tepkiselliğini artırmakta, kan basıncını yükseltmekte ve çocuk okulda daha dürtüsel ve saldırgan davranışlar göstermektedir.

88 Baskı ve korku durumunda ortay çıkan salgılar düşünme, hissetme ve hareket şeklimizi anında değiştirir. Serotonin hormonu duygularımızın ve davranışlarımızın düzenleyicisidir. Serotonin düzeyi düştüğünde şiddet davranışlarının arttığı görülmektedir.

89 Baskı ve Stres Stresli olduğumuz zaman, böbreküstü bezlerimiz kortizol diye adlandırılan bir peptid salgılar. Kortizol, vücudumuz duygusal, akademik, çevresel ya da fiziksel bir tehlike algıladığında salgılanır. Bu durum kişideki kan basıncının yükselmesi, belli bölgelerde kan akışının azalması, büyük kasların gerilmesi, bağışıklık sisteminin baskılanması gibi fiziksel tepkilerin oluşmasına neden olur. Vücudun bu tepkisi, karşımıza aniden sivri dişli bir kaplanın çıkması durumunda göstereceği tepki gibidir. Bu tür tepkiler okulda sorunlara yol açmaktadır. Kortizolun kronik olarak yüksek olması, bellek oluşumunda çok kritik bir önem taşıyan hipokampusta beyin hücrelerinin ölümüne neden olmaktadır.

90 Stres altında kısa süreli ve uzun süreli belleğin işlevleri sınırlandırılmaktadır. Kronik stres, öğrencileri hastalıklara karşı daha duyarlı hale getirmektedir. Bir araştırma, sınav döneminde öğrencilerin bağışıklık sisteminin baskılandığını, bu nedenle öğrencilerin enfeksiyonla savaşımda antikor dirençlerinin düşük olduğunu göstermiştir. Aşırı sınav stresi daha çok ders kaybına ve buna bağlı olarak daha düşük not alınmasına neden olmaktadır. Optometrist Ray Gottlieb, okul stresinin görme sorunlarına yol açtığını belirtmektedir. Stres yaratıcılığı engellemektedir.

91 Birbirinden yalıtılmış olguların öğrenilmesi zordur. Stres düzeyleri daha düşük olan öğrenciler konuları birbiriyle ilişkilendirebilir, kapsamlı kuramları anlayabiliri ve konuları geniş bir çerçeve içine yerleştirebilirler. Öğrenmenin en üst düzeyde gerçekleşmesi için öğrenme ortamından stres, baskı ve öğrenilmiş çaresizliği kaldırmak gerekir. Baskıcı bir ev ortamından gelen ve sınıfta sokak yaşamına özgü saldırgan davranışlar gösteren riskli öğrenciler öğrenilmiş çaresizliğe en yakın görülen öğrencilerdir.Hevesi kırılmış öğrencilerdeki güdülenme eksikliği sorununa, yeniden, yeni bakış açılarıyla yaklaşma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

92 Bize değer verildiğini ve önemsendiğimizi hissettiğimizde, beynimiz mutluluk hormonları (dopamin ve endorfin) salgılar. Bu durum çalışmamızdan daha fazla zevk almamıza yardımcı olur.

93 Öğrenciler, en az bir hafta öncesinden konudan haberdar edilmelidir. Yeni konuyla ön öğrenmeler arasında ilgi kurulmasına yardımcı olunur ve gelecek öğrenmeleri hızlandırılır. Özetlerin ve kavram haritalarının öğrencilerin görebilecekleri bir yere asılması, öğrencilerin konuya dikkatini çekmekte faydalı olmaktadır. Açılış öncesi ve hazırlanma

94 Klasik soru: A şehrinde bulunan bir taksi 80 km/saat hızla B şehrine doğru giderken B şehrinde bulunan bir kamyon da 10 dakika sonra 40 km/saat hızla A şehrine doğru hareket ediyor. Kamyon ve taksi yolda karşılaştıklarında hangisi A şehrine daha yakın olur?

95 Yeni Soru: A şehir ile B şehri arasında düz olan 4 şeritli 80 km’lik yok bulunmaktadır. Yolun asfaltlanması gerekmektedir. Ancak sadece 40 km’lik mesafe için malzeme bulunmaktadır. Mühendis olsaydınız bu yolu nasıl asfaltlardınız?

96 YAPILANDIRMA-DESTEK DOSYALAR\IQ (3).XLS

97 DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM: SONUCA ODAKLI! YAPILANDIRMACI YAKLAŞIM: SÜRECE ODAKLI!

98

99 EĞİTİMDE ÖNEMSENMEYENLER ÇOCUĞUN GÜCÜ, YAPISI, KAPASİTESİ, (KARAKTERİSTİK GELİŞİMİ) ÇOCUĞUN RUHSAL DURUMU ÇOCUKTA VAR OLANLAR (SORUMLULUK, DOĞRULUK VS. ANLAYIŞIMIZ), (çalma, yalan…) ÇOCUĞUN DOĞAL YAPISI, (ANNE BABA ÇOCUK DENGESİ, ÖĞRETMEN BU DENGEYİ BOZUYOR!)

100

101 Çocuğun erken yaşlarda sorunlu ilişkilerinin olmasının beyindeki glikozun stresle başa çıkmak için harcanmasına yol açtığını, oysa olağan durumda glikozun bilişsel işlemler için kullanılması gerektiğini belirtmektedir. (Dartmouth Tıp Fakültesinden Harold Rubenstein)

102 Yenilik önemlidir. Sınıf duvarlarındaki dekorun 2-3 haftada bir değiştirilmesi, öğretim stratejilerinin sık sık değiştirilmesi, bilgisayar kullanılması, grupla çalışma yaptırılması, alan gezilerine çıkılması, konuklar davet edilmesi, ikili çalışmalar yapılması, oyunlar oynanması, öğrencilerin bildiklerini birbirlerine öğretmelerine fırsat verilmesi, dergi yada dosya oluşturma gibi etkinliklerin gerçekleştirilmesi. Hastalarla yapılan deneysel bir araştırmada, güzel manzaralı odalarda yatan hastaların, tuğla duvarlara bakan odalarda yatan hastalardan daha erken iyileştikleri saptanmıştır.

103 8. ve 9. sınıf öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırma fon müziği eşliğinde öğrencilerin okuduklarını anlama becerilerinin arttığı görülmüştür. Müzik, işlevsel belleği aktifleştirmekte, o da öğrenmenin kalıcılığını sağlamaktadır.

104 Dikkat Çekme Dikkat, ilgilenilmeyen bilgilerin geri planda bırakılması ve ilgilenilen bilgilerin öne çıkarılmasına bağlıdır. Beynin dikkate karşı duyarlılığı, hazırlık sürecinden büyük ölçüde etkilenmektedir. Bakılması gerektiği söylendiğinde ya da yeri belirtildiğinde bir şeyi görme olasılığımız daha fazladır.

105 Güdüleme ve Ödüller 1950 ve 1960’lı yıllarda davranışçı psikolojinin popülerliği, o yıllarda eğitimcilerin ödülleri bir öğretim stratejisi olarak kullanmalarına neden olmuştur. O zamanlar beyin hakkında çok az şey biliniyordu ve ödüller ucuz, zararsız ve kısa vadede genellikle etkili görülüyordu. Ayrıca davranışçılar, öğrenmenin temelde ödüle bağlı olduğu şeklinde eksik bir varsayım geliştirmişlerdi. Araştırmalar, uygun davranış göstermeleri istendiğinde çocukların her defasında daha değerli bir ödül istediğini, bu ödüllerin de uzun süreli bir haz sağlamadığını göstermektedir. Sinirbilimciler ödüle farklı bir açıdan bakmaktadırlar. Beyin, kendi kendini ödüllendirmektedir. Limbik sistem, kişisel eğitmen gibi çalışarak iyi olarak algılanan duyguları ödüllendirir. Başarılı olan öğrenciler kendilerini iyi hissederler ve bu insanların çoğu için yeterli bir ödüldür. Üstelik her ödül her öğrenci üzerinde aynı etkiyi uyandırmayabilir ama başarının kendini iyi hissettirmesi herkes için olası bir durumdur.

106 Batı kültürü insan duyguları hakkında tuhaf bir tutuma sahiptir. Duygular yok sayılmamakla birlikte, onlara fazla değer verilmemektedir. Duygu dünyası, düzensiz, kararsız, kontrol edilemez, gelip geçici ve hatta tekinsiz olarak nitelendirilmiş, düzenli ve güvenilir, “bilimsel” bulunansa akıl yürütme ve mantık olmuştur. Beyin hakkındaki eski inanış, zihin, beden ve duyguların birbirinden ayrı olduğu şeklindeydi.

107 1980’lerden sonra alanda saygın 5 sinirbilimcinin araştırmaları duygular konusundaki düşünceleri değiştirmiştir. Duygular dikkati sağlar, anlam oluşumuna yardımcı olur, kendine özgü bellek yolları vardır, duygu azalması akılcı olmayan davranışların ortaya çıkmasına neden olur. Duygular, zihnin odaklanmasına ve önceliklerin belirlenmesine, belirlenen hedefe ulaşmak için istekle çalışmayı sağlar. Duygular beyinde otomatik olarak oluşur, sevinç, nefret, öfke, şaşkınlık, korku, ve üzüntü gibi. Beyinde sadece iki duygu için özel bölge olduğu bulunmuştur. Bunlar; korku ve sevinçtir. Duygularımız bizim kişiliğimizdir ve birçok kararın alınmasına da yardımcı olurlar.

108 Duygulanma durumları, öğrencilerin anlam oluşturmasını, güdülenmesini, günlük davranışlarını ve bilişini güçlü bir şekilde etkiler. Duyguları anlayıp takdir etmeden ve onları günlük işlerle bütünleştirmeden bir sınıfı veya okulu yönetmek olanaksızdır. Coşku verici toplantılar düzenlemek, konuk konuşmacılar çağırmak, şiir okuma etkinlikleri düzenlemek, çevreye hizmet çalışmaları, öykü anlatma, münazaralar, kulüpler, spor etkinlikleri ve gösteri sanatları gibi sinerji oluşturacak sınıf veya okul atmosferinin tamamını ilgilendiren programlar organize edilebilir. (Osmanlıdaki savaş öncesi mehter takımının askerlerin duygu dünyalarını harekete geçirmesi)

109 Öğrenciler, başarısız olduklarında önemli bir sosyal statü kaybına uğrayacakları düşüncesiyle arkadaşları karşısında konuşmaktan korkar yada çekinirler. Duygular sadece daha doğru ve hızlı kararlar almamıza yardımcı olmakla kalmaz, daha nitelikli ve değer temelli kararlar almamızı da sağlar. Gerçekte her gün; zamanı uygun yada gecikmiş, dürüstçe yada dürüstçe olmayan, eli açık yada cimri olduğumuz, ciddiyetsiz yada bilgece, yaratıcı yada düş gücünden yoksun, binlerce küçük karar alırız ve bu kararlar kişiliğimizi şekillendirir. Bu kararların her biri değerlerimiz yardımıyla oluşturulur.

110 Eskiden “önce sınıf hakimiyetini sağla, sonra derse başla” sözü geçerliydi. Bugün ise sinirbilimciler, yakalanan duyguların uygun bir şekilde işin içine katılması gerektiğini belirtmektedirler. Öğretmenler kalıcı öğrenmenin gerçekleşmesini istiyorlarsa öğrencilerin duygularını da işe koşmalı ve yöntem ve strateji belirlerken öğrencilerin duygularından yola çıkmalılar. Her fırsatta duyguların ifade edilmesine müsaade etmeliler. Düz anlatımın kullanıldığı bir ders ortamı yerine, gezi, inceleme, tartışma, farklı mekanlar ve insanların da olduğu öğrencileri aktif hale getirecek ders içerikleri planlanmalı. Öğrencilerinizin sizi nelerin heyecanlandırdığını bilmelerini sağlayın

111 Duygular engellendiğinde ya da uygun olmayan biçimlerde ifade dildiğinde disiplin sorunları ortaya çıkmaktadır. Neyin sevilmesi gerektiğini, biriyle ne zaman ve nasıl ilgileneceğimizi, kime güveneceğimizi, özgüven kaybını, başarı sevincini, keşfetmenin mutluluğunu ve başarısızlık korkusunu hep yaşamımız boyunca öğreniyoruz. Duygular her çocuğun eğitiminin tamamlayıcısı ve paha biçilmez parçasıdır.

112 Hareket ve Öğrenme Beyinde hareketlerin işlendiği bölümle öğrenmenin işlendiği bölüm aynı yerdedir. Hareket ve öğrenme birbirini sürekli bir biçimde karşılıklı olarak etkilemektedir. Birçok araştırmacı hareket ve öğrenmeyi bütünleştirmenin okula hazırlık için çok önemli ve temel olduğunu belirtmektedir. Seattle, Washington’da yapılan bir araştırmada, 3. sınıf öğrencileri dil ile ilgili kavramları dans etkinlikleri yoluyla öğrenmişlerdir. Egzersiz beyne oksijen gitmesini sağladığı için beynin aktif çalışmasını da sağlar.

113 Yapılan araştırmalar günlük beden eğitimi etkinliklerine katılan çocukların hareket yeteneklerinin, akademik performanslarının ve okula karşı tutularının katılmayanlara göre çok yüksek olduğunu gösteriyor. Eğer bedeniniz çalışıyorsa, beyniniz karşılaştığı güçlükleri çözmek için daha iyi hazırlanıyor demektir. Kaliforniya’da bir kolejde 124 denek, egzersiz yapanlar ve yapmayanlar olmak üzere iki eşit gruba ayrılmıştır. Haftada 75 dakika egzersiz yapan grup; daha hızlı tepki, daha iyi düşünme ve anımsama performansı göstermiştir. Araştırmalar egzersizin stresin azaltılmasında da işe yaradığını göstermektedir.

114 Kanada’da 500 öğrenciyle yapılan bir araştırmada, günde bir saat jimnastik yapan öğrencilerin sınavlarda, jimnastik yapmayan öğrencilere göre oldukça yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Matematik ve fen puanlarında en yüksek dereceye sahip üç ülkenin Japonya, Macaristan ve Hollanda’nın temel eğitim programlarında yoğun müzik ve sanat eğitimi bulunmaktadır. Japonya’da her çocuğun bir müzik aleti çalması ya da koro, desen veya heykel çalışmasına katılması zorunludur.

115 Oturdukları sandalyenin ayaklarını kaldırarak sandalyeyi arkaya doğru hareket ettiren öğrenciler, genellikle bu hareketle beyinlerini uyarmaktadırlar. Bu etkinlik çok güvenli olmamakla birlikte, beyne oldukça iyi gelmektedir. Öğrencilerin sınıf içinde hareket edebilmelerine fırsat tanıyacak gerinme, rol yapma, neşeli kısa piyesler sunma, sandalye kapmaca oynama gibi daha güvenli etkinliklerde bulunmaları sağlanmalıdır. Matematik derslerinde yalnızca mantıksal düşünmeyi kullanma anlayışı, beyin araştırmalarının sonuçlarıyla değişmiştir. Beyin uyumlu öğrenme; eğitimcilerin matematiği, hareketi, coğrafyayı,sosyal becerileri, bir rolü oynamayı, fen bilgisi ve beden eğitimini iç içe örüntüleyerek işlemeleri anlamına gelmektedir.

116 Anlam Oluşturma Beyin ne kadar çok bağlantı gerçekleştirirse, o kadar çok sinirsel alanı etkinleştirmekte ve nörolojik olarak daha fazla bilgi örüntüsü oluşmaktadır. Öğretmenlerin ilgisini çeken şeylerin öğrencilerin de ilgisini çekeceği varsayımı doğru değildir. Öğrencilere tartışma, haritalama (zihin haritaları, kavrama haritaları bilgi haritaları oluşturma) ve yazma çalışmaları yoluyla, geçmiş öğrenmelerle ilişki kurabilmeleri için zaman verilmelidir. Öğrenmede yeterinde ilinti oluşturmak için güncel olaylardan, aile tarihinden, öykülerden, efsanelerden, destanlardan ve metaforlardan yararlanılabilir.

117 İnsanlık tarihi boyunca öyküler; insanları anlayıp onlara değer vermek, geçmişten ders almak konularında çok önemli bir role sahiptir. Öğrencilerin öğrenilenleri kendi sözcükleriyle açıklamalarına fırsat verilmelidir. İlintiler oluşturmak üzere kişisel öyküler de kullanılabilir. Ayrıca konular yerel ve ulusal medyanın konularıyla ilişkilendirilebilir. Öğrenciler, kendi deneyimlerini paylaşmaya özendirilmelidirler.

118 Duygular; dikkat, anlam ve bellek üçlüsünü oldukça fazla etkiler. Klasik bir deneyde, bebeklere bir dizi çizim gösterilmiştir. Her çizim, insan yüzünde bulunan öğelerin tamamını taşımaktadır. Ancak insan yüzünün temel öğeleri, çizimlerin yalnızca birinde doğal yerlerindedir. Öteki çizimlerde gözler, burun, saç ve ağız dağınık olarak yerleştirilmiştir. Bebeklerin neleri ilgi çekici bulduklarını belirlemek için çizimlerin hangisine uzun uzun baktıkları çok dikkatli şekilde kaydedilmiştir. Sonuçta, insan yüzünün doğru bir şekilde yerleştirildiği çizimin bebeklere daha ilgi çekici ve anlamlı geldiği görülmüştür. Bu bebekler arasında birkaç günlük olanlar bile vardır. On aylık ve daha küçük bebeklerin bile örüntüyü örüntü dışı olandan daha hızlı ayırt ettikleri bulunmuştur.

119 Öğrencilere ekonominin coğrafyayla, matematiğin sanat ve müzikle ve ekolojinin fen bilgisi ve siyasal bilimlerle nasıl bir ilişki içinde oldukları öğretilmelidir. Pratik Öneriler; Öğrencilerin sordukları bitmek tükenmek bilmeyen “niçin” sorularını, onlara kızmadan, çok uzun ya da çok kısa olmamak koşuluyla sabırla yanıtlamak gerekir. Doğadaki örüntüler örnek olarak gösterilmelidir. Örneğin “ağaçlardaki tüm yaprakların şekillerini görebiliyor musunuz?” Çok karmaşık olmayan metinler okunarak öğrencilerin düzenlemeyi oluşturan örüntüleri bulmaları istenmelidir. Bu örüntüler; nedene-sonuç, sorun- çözüm, yoğun olay akışı- hareketsizlik dönüşümlerinden oluşabilirler.

120 Bir konuya başlamadan günlerce ya da haftalarca önce, konuyla ilgili çeşitli zihin haritaları duvara asılabilir, öğrencilere ön hazırlık yaptırılabilir, metne ya da bilgilendirme kağıtlarına uygulanabilen oyunlar ve mecazlı anlatım yolları seçilerek öğrencilerin bunları incelemeleri istenebilir. Bir konunun öğretimi sona erdiğinde, öğrencilerin konuyu olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirmeleri sağlanmalı, konunun yaşamla ve kendileriyle ilgisi tartışılmalı, öğrencilerden oluşturdukları örüntüleri oyunlar ve modeller aracılığıyla göstermeleri istenmelidir.

121

122 DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM TARİHSEL SÜREÇ FELSEFESİ ( Hıristiyan kültürü, 6. sınıf baba) FİLMLER METODU (ÖDÜL, CEZA, DİSİPLİN) (MALATYA ÖRNEĞİ, GENÇ-KORKU İLİŞKİSİ,) MEVCUT ALGILARIMIZ (altınkülçe örneği,) SÜNGER BOB

123

124 Öğrenciler günde ortalama 6 saat, yılda 180 günden, zamanlarının 13 ylını veya yaklaşık olarak saatini okulda geçirmektedirler. Bu saatler, çocukların beyinlerini beslemek için mi yoksa potansiyellerinin sınırlarını daraltmak için mi harcanacak.

125 Öğrencilere yapamayacakları kadar zor ve çok iş vermek ya da hiç iş vermemek, onların çalışmayı bırakmalarına ya da sıkılmalarına neden olur.


"21. Yüzyıl’da Nasıl Bir İnsana İhtiyaç Var? 20. YÜZYIL OKULLARININ İKİ TEMEL İŞLEVİ Çocukları bir üst eğitime hazırlamak, Çocukları hayata hazırlamak." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları