HZ. PEYGAMBER VE GENÇLİK

Slides:



Advertisements
Benzer bir sunumlar
İŞTE ADALET VE DOĞRULUK
Advertisements

AHLAK, MANEVİYAT ve MANEVİ HAYAT
Sabır Örneği: Hz. Eyüp Hz. Eyüp denince akla hemen sabır gelir. Eyüp a.s. çok zengin idi. Sayısız malı-mülkü, bir çok oğlu kızı bulunuyordu. Bu zenginliği.
Hz. Peygamber ve İnsanlık Onuru
Hazreti Muhammed’i Tanıyalım
1 1.
Hz. Muhammed (s.a.v.) İnsanlara Değer Verirdi
KOLAYLAŞTIRINIZ, GÜÇLEŞTİRMEYİNİZ. MÜJDELEYİNİZ, NEFRET ETTİRMEYİNİZ.
SLAYTI MUTLAKA SESLİ İZLEYİNİZ…
STRESE GİRENİN İMANINDAN ŞÜPHE EDERİM!

HASED-GIYBET.
4. SINIF 1. ÜNİTE 1.5. SELAMLAŞMA
İSLAM ESASLARI (İSLAMIN ŞARTLARI)
(4. Bölüm: Hz. Muhammed’in Hicreti)
Bu Slayt gösterisi www. varolmak. com sitesi tarafından hazırlanmıştır
KAVRAMLAR SERİYYE: Peygamber Efendimizin (sav) katılmadığı, sahabelerden birisinin başkanlığında gönderilen keşif veya savaşlara denir. GAZVE: Peygamber.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Sabırlı ve Cesaretliydi
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla Hz Muhammed’in Örnek Kişiliğinden Kesitler Aşırılıklar Karşısındaki Tutumu.
SABIR Değerler Eğitimi.
AİLEM VE DİN pedagojiformasyon.com.
HZ. MUHAMMED (s.a.v.) HAKKI GÖZETİRDİ
Merhametli - Hoşgörülü ve Affediciydi
SEVGİ ZENGİNLİK BAŞARI
Hz. Muhammed(sav)’in Hayatı
ÖĞRENCİNİN; Adı: Şuayip Soyadı: Yıldız Sınıf: 10/B No: 3534 ÖĞRETMENİN; Adı: Alaattin Soyadı: Kudu.
EN SEVGİLİYE.
3. Sempatik ve Esprili Konuşmak
Sorumluluk Bilinci.
3. Kardeşler Arasındaki İlişkiler
Hicret Olayı.
2. Çocukların Anne Babaya Karşı Sorumlulukları
Hz. Muhammed (s.a.v.) Sabırlı ve Cesaretliydi
Hz. Muhammed Merhametli, Hoşgörülü ve Affediciydi
4. İbadetlere Devamlılığı
İNSANIN PAYLAŞMA VE YARDIMLAŞMA İHTİYACI
1. Anne Babanın Çocuklara Davranışı
RASÛLÜLLAH’TA SABIR.
KIRAAT İLMİ Kur’ân-ı kerîmin nasıl okunacağını bildiren ilim. Kıraat ilmi, Kur’ân-ı kerîmin yazıldığı gibi okunmasından ve tevatür yâni sağlam ve güvenilir.
2. Nezaket.
2. İnanca Bağlılığı.
3. İYİLİKTE YARIŞMALI VE YARDIMLAŞMALIYIZ
Hz. Muhammed (s.a.v.) Bilgiye Önem Verirdi
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Hazırlayan: İsmail TÜRKMENOĞLU
Peygamberlerin İnsanlardan Seçilmesinin Nedenleri
4. Kendimize Karşı Sorumluluklarımız :
1. Allah Sevgisi.
İnsan İradesi ve Kader İnsanı diğer varlıklardan ayıran en temel özellikler, -akıl -irade AKIL, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırt.
4. Küçükleri Sevmek, Büyükleri Saymak
6. Akrabalarımıza Karşı Sorumluluklarımız

SİYER-İ NEBİ HAZIRLAYAN (fakir) CENGİZ KAYA
İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
Hz. Muhammed.
Helal ve Haram.
ÜNİTE KONULARI 1. Hz. Muhammed’in Doğduğu Ortam
AHİRET GÜNÜNE (HAŞRE) İMAN
ÜNİTE KONULARI 1. Hz. Muhammed’in Doğduğu Ortam
Konu:HİCRET Ders:Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İlk Çağrı ve İlk Müslümanlar
MANEVİ TEMİZLİK KALP TEMİZLİĞİ
Bugün neler öğreneceğiz?
Ensar Hicretten sonra Peygamberimize ve Mekke’den gelen Müslümanlara (muhacirlere) yakın alaka gösterip, malları, mülkleri, bedenleri ve diğer varlıklarıyle.
Hicret Olayı. Akabe biatları: Peygamberimiz şehir dışından Mekke'ye gelen yabancılara da İslam'ı tebliğ ediyordu.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN İSTİŞAREYE ÖNEM VERMESİ. İstişare (danışma); bir iş için bilgi veya yol-yöntem sormak, danışmak, görüş almak, fikir alışverişinde.
Hz. Peygamber İ slâm'ı tebli ğ ederken toplumun yenili ğ e açık, idealist ve enerjik kesimini olu ş turan gençlerden Büyükölçüde destek almı ş tır.
HZ. PEYGAMBER VE GENÇLİK.  Bugün burada toplanmamızın tek bir gayesi olmakla beraber muhtemelen her birimiz kendi halimize bırakılsaydık çok farklı işlerle.
Sunum transkripti:

HZ. PEYGAMBER VE GENÇLİK

Bugün burada toplanmamızın tek bir gayesi olmakla beraber muhtemelen her birimiz kendi halimize bırakılsaydık çok farklı işlerle meşgul olacaktık. Yine muhtemeldir ki kendi irademize bırakılmış olsaydık şu an burada yapmakta olduğumuz etkinlik sizlere sadece bir duyurudan ibaret kalsaydı acaba kaçımız burada olacaktı? Ancak sizlere şu kadarını söyleyeyim ki her ne şekilde burada bulunuyor bulunalım, ister kendi isteğimizle isterse hocalarımızın iradesi ile. Eğer şu an burada olmasaydık günün sıradan meşguliyetleri ve koşuşturması içinde sıradan bir günü daha yaşayıp, o günün yorgunluğuyla akşama ulaşacaktık. Ama çok şükür iyi ki şuan buradayız.

Çünkü  pek çok sıradan iş ile uğraşmak yerine [Enbiya 107] de «Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.» buyrulan Fahr-i Kainat (kainatın övüncü, iftiharı) efendimizi anmak için burada bulunuyoruz. Peki şu soruyu kendimize soralım hangi iş onu şu and burada anmaktan daha güzel ve daha hayırlıdır? Şu an kahve köşelerinde oturup oyun oynamak mı, yoksa birbirinin dedikodusunu yapmak mı, yoksa amaçsızca zamanın katledildiği pc oyunlarıyla meşgul olmak mı? Evet bunlardan hangisi Allah’ın en sevdiği kulunu anmaktan daha hayırlıdır. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde "Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat okuyandır." buyurmaktadır. Şimdi size neden iyi ki burada olduğumuzun bir başka sebebini daha söyleyeyim. Peygamberimiz bir başka hadislerinde buyuruyor ki  “Kim bana bir kere salât ederse; Allah Teala ona on salât eder, on günahını siler, on kat derecesini artırır.”  (Es-siracü’l-Münir, Beyhakî)

Öyleyse gelin daha işin başında hep birlikte tekrar ederek o yüce insanı analım. Böylece onunla aramıza bir köprü kuralım. Evet buyurun hep birlikte söyleyelim: Allahümme … Evet gençler her halde şu an burada bulunmanız için bu kadar gerekçe ve müjde yeterlidir sanıyorum. Ama hala burada bulunmamızı sorgulayanlar varsa da onlara şunları söyleyebilirim. Bugün buradayız çünkü Alemlere rahmet Efendimize peygamberlik geldiğinde yine onun yanında sizin gibi gençler vardı. İşte bu yüzden burada sizlerle birlikteyiz. Ve sizlerle sohbetimizin konusu da Hz. Peygamber ve Gençlik. Gençlik yıllarımız bizim en dinamik, en enerji dolu olduğumuz yıllardır. Belki pek çok şey bizlere toz pembe görünür ve hislerimizle hareket edebiliriz.

Ancak gençlerin yani sizlerin sahip olduğu enerji doğru biçimde harekete geçirilir ve iyi yöne kanalize edilebilirse abartısız söylüyorum dünyanın akışını değiştirecek devrimler gerçekleştirebilirsiniz. Nasıl ki deli, çoşkulu akan bir ırmağın önüne bir baraj yapılırak doğru bir mecraya kanalize edilir ve hedef gösterilirse faydalı bir elektrik enerjisine dönüşebilir, gençlerimizde doğru yönlendirilirlerse çok faydalı işler yapabilecek kabiliyette sahiptirler. Bugün pek çok ülke, nüfusunun hızla yaşlanmasından son derece endişelidir. Çünkü nüfusu yaşlanan toplumların geleceği yok demektir. Hele varolan genç nüfusları da deli ırmaklar gibi kendilerini bir vadiden bir vadiye atarak amaçsız bir şekilde yaşıyorlarsa gerçekten o ülkeyi yönetenler bundan kaygılanmalıdır.

İşte burada bulunan sizler devrim gerçekleştirebilecek güçte ve enerjide olan gençlersiniz. Hocam bizi gaza getirme, hayal bunlar demeyin. Çünkü yüce peygamberin hayatı bunun en güzel örneğidir. Hem kendi hayatı hem de hayatı boyunca ona destek veren gençlerin hayatı bunun en güzel örneğidir. Gençliği üç kısıma ayırmak gerekir. Birincisi ruh ve ideal gençliği, ikincisi beden ve madde gençliği, üçüncüsü zevk ve arzu gençliğidir. Değerli olan, arzulanan ve özlenen elbette ilk sıradaki gençliktir. İşte ideal ve manevi değerlere sahip olmayan ruhsuz gençliğe sahip toplumların ayakta kalması çok zordur. Peygamberimizin ve onun yanındaki gençlik te ruh ve ideal gençliğiydi.

Yüce Peygamberimiz (a. s. m Yüce Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadislerinde, "Size hayırlı gençleri tavsiye ederim. Çünkü, onların kalbi daha incedir. Allah beni doğrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaştı, ihtiyarlar muhalefet etti" buyurdu. Peygamberimiz, kadın-erkek, genç-ihtiyar, zengin-fakir, hür-köle ayırımı yapmaksızın tüm insanları İslam’a davet etti. Ancak bu davetine ilk önce çoğunlukla gençlerin çoğunlukta gençler lebbek ya Resulallah diyerek icabet ettiler. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, gençliğe ve gençlerin yetişmesine çok önem vermiştir. Çünkü O’un en zor zamanlarında peygamberliğinin ilk yıllarından itibaren yanında daha çok gençler bulunmuştur. İslam’a karşı çıkanlar (genellikle yaşlılar): Ebu Leheb, Ebu Cehil, Hakem b. Ebu’l-As, Ukbe b. Ebu Muayt, Ümeyye b. Ebu Halef, Velid b. Muğire, As b. Vâil

Bazı önemli genç sahabiler: Efendimiz İslam’ı tebliğ etmeye başladığında ona ilk sahip çıkanlar gençler çoğu 30 yaş civarında idi. İlk müslümanlardan birkaç kişi 50 yaş civarında, birkaç kişi 35 yaşın üzerinde, geri kalan çoğunluk ise 30 yaşın altında bulunuyordu. Bazı önemli genç sahabiler: Hz. Ali: 10-13 Zübeyr b. Avam: 12 Abdullah b. Ömer: 13 Ubeyde b. el-Cerrah: 13 Talha b. Ubeydullah: 14

Zeyd b. Hârise: 17 Abdurrahman b. Avf: 17 Sa’d b. Ebu Vakkas: 17 Ukbe b. Âmir (İkinci Akabe’de Hz. Peygamber ile görüşen): 14 Cabir b. Abdullah (İkinci Akabe’de Hz. Peygamber ile görüşen): 15 Habbab b. Eret, : 16 Abdullah b. Mesud: 16 Musab b. Umeyr: 16 Zeyd b. Hârise: 17 Abdurrahman b. Avf: 17 Sa’d b. Ebu Vakkas: 17 Esma b. Ebubekir: 17

Erkam b. Ebu’l-Erkam : 17-18 Ebu Musa el-Eşarî (Habeşistan’a hicret eden): 19 Cafer b. Ebu Talib: 20 Hz. Osman (Osman b. Afvan): 24 Ebu Hureyre: 30 Hz. Ömer: 33 Erkekler içinde ilk Müslüman olma şerefine erişen Peygamberimizin amcazadesi Hz. Ali (r.a.) Efendimiz, Müslüman olduğunda henüz onlu yaşlardaydı. Efendimiz vahye mazhar olduktan sonra ilk aşikare tebliğine en yakınlarından başlar. Onlara bir yemek verir ve İslam’a davet eder.

Ancak yemeğe iştirak eden kimse bundan memnun kalmaz Ancak yemeğe iştirak eden kimse bundan memnun kalmaz. Tam dağılıp gideceklerken Hz. Ali ortaya atılarak, «gerçi benim görüşüm kısa, kollarım zayıf, yaşım buradakilerden hepsinden küçüktür. Fakat bütün bunlara rağmen ben sizi bu işte korur ve arka çıkarım ya Resulallah» dedi. Orada bulunanlar buna gülmüşlerdi. Hz. Ali bu sırada on üç yaşında henüz gençliğinin başlangıç noktasında bulunan bir delikanlıydı. Ama O Efendimize inanmış ve içinde bulunduğu her türlü olumsuzluğa rağmen inandığı yolda ve inandığı yüce insana hayatının sonuna kadar hayatı pahasına sahip çıkmıştı. Belki daha gençliğe yeni adım atıyordu, toydu, belki o gün kendisine kimse itibar etmeyecekti ama o inanmıştı ve inandığı yoldan asla geri dönmedi ve Peygamberimizi hayatının sonuna kadar hiç yalnız bırakmadı.

O daha gençliğinin ilk yıllarında kendisini kimsenin önemsemediği bir dönemde sahip çıktığı Allah’ın Resulün’e ileriki yıllarda canı pahasına korumaya devam etti. Henüz yirmi yaşlarında iken ölümü göze alarak Hz. Peygamber’in yatağına yatmış Allah’ın elçisinin müşriklerden habersizce hicret etmesini sağlamıştı. Oysa müşrikler Hz. Peygamber’i öldürme kararı almışlar ve bunun için de O Yüce insanın evinin etrafını kuşatarak beklemeye başlamışlardı. Böyle bir ortamda ölümü göze alarak cesaretle inandığı insanın yatağına yatarak kendini feda ediyordu. Ancak Allah ve Resulü uğruna yaptığı fedakarlık onu yüceltmiş Peygamberimize damat yapmış ve Efendimizin soyu onun vasıtası ile devam etmiştir.

Hz. Ali bugünün gençliğine hem ilmiyle hem de cesareti ve sağlam iradesiyle rol model olabilecek büyük sahibilerdendir. İlk müslüman genç erkek Hz. Ali ise İlk İslamla şereflenen sadakat ve cesaret numunesi hanım sahabi de Hz. Ebu Bekr’in kızı Hz. Esma idi. Hz. Esma -radıyallahuanhâ- gönlünü İslam’a açtığında gencecik bir kızdı. Henüz daha on yedi yaşındaydı. Çok sevdiği babasının yüzünde imanın huzurunu görünce hiç tereddüt etmemişti. Annesi Kuteyle binti Abduluzza’ya nasip olmayan hidayet bu küçük hanıma müyesser olmuştu… Yetişkin erkekler arasında İslam’a girenlerin ilki nasıl ki babası Hz. Ebu Bekir -radıyallahu anh- ise, genç kızlar içinde de oydu.

Hz. Peygamber hicret emrini aldığında hemen Hz Hz. Peygamber hicret emrini aldığında hemen Hz. Ebubekir'in evine gitti ve yalnız konuşmak istediğini söyledi, Ebubekir ise kızlarının sır saklayacaklarını, yanında konuşmalarında sakınca olmadığını söyleyince, Peygamberimiz o gece hicret edeceğini ve yanına yol arkadaşı olarak da kendisini seçtiğini bildirdi. Çünkü islam tek kişilik bir peygamber mucizesi değil, dostlarla paylaşılarak, kazanılan büyük bir mücadeleydi. Esma ve Aişe derhal yol hazırlığına başlayıp, deriden bir torbaya azık koyup, bir kırbaya su doldurdular. Fakat kapların ağızlarını bağlamak için ip bulamayınca Esma, belindeki kuşağı (nitak)  çıkarıp, ikiye bölüp torbaların ağzını bağladı. Onun bu samimiyetinden memnun kalan Hz. Peygamber, "Allah bu kuşağının karşılığında cennette sana iki kuşak versin" diye dua etti. Bunun üzerine, "Zatünnitakayn" (iki kuşaklı) lakabını aldı. Kızların değerinin yerlerde süründüğü bir toplumda kendine öz güveni, sağlam iradesi ve inancı uğruna yaptığı fedakarlık karşılığını buluyordu böylece.

Esma'nın devrimci ruhu yerleşik dinin baskılarına karşı koyacak kadar büyüktü. Hz. Peygamber ve babasının üç gün saklandığı Sevr mağarasına geceleri yemek taşıyacak kadar korkusuzdu. Tıpkı Hz. Ali’nin ölümü hiçe sayarak efendimizin yatağına yattığı gibi Esma’da ölümü umursamadan Allah’ın Resulüne hizmet ediyordu. Nasıl etmesindi ki Efendimiz onu öyle büyük bir ödülle motive etmişti ki artık Esma’yı bundan kimse alıkoyamazdı. Aslında bu bir müjdeydi… Allah' ın Resulü fedakârlıkları ve hizmeti sayesinde o kuşağın yerine süslü cennet kemerleri takınacağını bildiriyordu, Hz. Esma’ya… Böylece Hz. Esma bu kadar genç yaşına rağmen cennetle müjdelenen bir bahtiyar oluyordu. Ama bu müjde Hz. Esma’yı gevşekliğe sürüklemiyor, aksine daha da gayrete getiriyordu. Sevr mağarasında saklandıkları günler boyunca onlara azık ve su götürüyordu.

Nitekim hicret sırasında, Ebu Cehil'in de aralarında bulunduğu Kureyş'in uluları eve gelip Esma'dan babası ile Hz. Peygamberi sorarlar, "bilmiyorum" deyince, Ebu Cehil şiddetli bir tokat atmış, bu sebeple küpeleri yere düşmüştür. Ama buna rağmen hayatı boyunca da hizmetten hiç yüksünmedi. Böylece o da kadın sahabiler içinde sadakati, sır saklaması, cesareti ve her şeyden önemlisi kızların yok sayıldığı bir toplumda ben de varım diyen özgüveni ile genç kızlarımız için önemli bir rol model oldu. İslamın ilk yılları aynı zamanda en çileli ve müşriklerin zulümlerinin en şiddetli olduğu yıllardı. Peygamberimiz müslümanlara zarar gelmemesi için bir süre tebliğini gizli yapmak zorundaydı. Ancak bunun için bir mekana, bir kordinasyon merkezine ihtiyaçları vardı. İşte onun bu en dar ve sıkıntılı zamanlarında Erkam b. Ebi’l Erkam yetişti.

Daha on yedi yaşlarında iken müslüman olan bu sahabi İslam Tarihinde Darul Erkam veya Darul İslam olarak bilinecek evini müşriklerin zulüm ve zararlarından hiç çekinmeden Efendimizin emrine sundu. Bu ev en kritik zamanda müslümanlar için bir üst olarak kullanıldı ve Hz. Ömer gibi daha pek çok sahabi burada islamiyetle şereflendi. Mekke dönemi İslam’ın ilk tohumlarının atıldığı ama bir o kadar da çetin zorlukların yaşandığı bir zaman dilimiydi. Yapılan işkenceler bugün aklımıza sığdıramayacağımız türdendi. İşte o gençlerden biri Zübeyr b. Avvam idi. Amcası onu bir kilime dolayarak bağlıyor sonra da dumanla tütsüleyerek inancından vazgeçirmeye çalışıyordu.

Bunlardan bir başkası Habbab b. Eret idi Bunlardan bir başkası Habbab b. Eret idi. Müşrikler onu kıpkırmızı kor halinde yanan kömür üzerine yatırmışlar sonra da bir adamı üzerine çıkarmışlardı. Yıllar sonra bile bu korkunç işkencenin izleri silinmemiş ve onu Hz. Ömer’e göstermiştir. Bir de bu işkencenin ekonomik boyutu vardı tabiki. Sa’d b. Ebi Vakkas şöyle anlatır: bir gece tuvalet ihtiyacını gidermek için dışarı çıkar. O esnada sert bir cisme dokunduğunu farkeder ve eğilip onu yerden alır bir de bakar ki kurumuş bir deve derisi parçasıdır. Onu iyice yıkadıktan sonra ateşe tutar sonra iki taş arasında ezerek yer ve arkasından da bir yudum su içer ve böylece üç gün geçirir. Bu örnekler o kadar sayısız ki ancak bizim bugün bunca imkana, bolluğa, rahata rağmen bunları ne kadar anlayabiliriz bilemiyorum. Ama şunu söylemek lazım bunların hepsi gerçek ve hepsi yaşandı. Bizler anlamakta güçlük çeksek te.

Tüm bu ve daha şiddetli işkencelere rağmen hiçbir müslüman genç Efendimizi yalnız bırakıp terketmedi. Hiçbir şey onları İslamiyetten döndürmedi. Allah’ın Rasülünden uzaklaştırmadı. Üstelik bu işkenceleri uygulayanlar bizzat onların kimi zaman amcaları, kimi zaman anneleri, kimi zaman da babalarıydı. Ama bunların hiçbirinin onlar için önemi yoktu. Onlar inandıkları yoldan dönmeyerek çelik gibi bir irade sergilediler. En zor zamanlarda onun yanında olan Peygamberin gençleri genç yaşlarına rağmen aynı zamanda pek çok önemli vazifeyi de yerine getirdiler. Mesela onlar iyi birer diplomat idiler. Hz. Ali’nin ağabeyi ve Habeşistan Meliki Necaşi’nin ülkesine hicret eden ilk Müslümanlardan olan Cafer b. Ebi Talib, hicret sırasında yirmi beş yaşındaydı. Sığınma talebiyle hicret eden Müslümanların önderi olarak genç Cafer, orada hazır bulunan rahiplerin huzurunda Necaşi’nin sorularına sarahatle ve büyük bir özgüvenle cevap vermişti. Ve onu ikna etmişti. Böylece o arkadaşlarını kendilerini teslim almaya gelen mekkeli müşriklerden kurtarmıştı.

UHUD harbinde kendi bedenini Allah’ın Resulü’nün mübarek bedenine siper eden Talha b. Ubeydullah ise, İslâm ile şereflendiğinde ya onaltı ya da onsekiz yaşındaydı. Bedr’in usta okçusu, yaptığı işin ustalığından dolayı Peygamber Aleyhisselam’ın şu övgüsüne “At, ya Sa’d at! Anam babam sana feda olsun!” dediği Sa’d b. Ebi Vakkas, Müslüman olduğunda ondokuz yaşındaydı. İslam tarihi bu örneklerle doludur. Ama şu soruyu sormak lazım. Peki ne olmuştu da bu gençler peygamberin etrafında böylesine sımsıkı birer kalkan olmuşlardı? Çünkü peygamberimizin onlara hak ettiği verdiği değeri vermişti. Peygamberimiz geleceğin gençleri olacak çocuklara bile bir yetişkin gibi davranmış onlara selam vermiş ve onlarla ilgilenmiştir. Bu da çocuğun daha küçük yaşlara öz güveninin gelişmesinde çok önemli bir husustur.

Yine peygamberimizin medineye hicretinde 17 yaşında olan ve ölünceye kadar efendimizin hizmetinde bulunan Enes b. Malik Peygamberimizin hoşlanmadığı bir şey yaptığında bile kendini eleştirmediğini belirtir. Yine peygamberimiz gençlerle şakalaşır Hz. Enes’e iki kulaklı diye takılırdı. Hz. Ali’ye Ebu Turab diye şaka yapardı. Gençlik çağları duygu ve hislerin yoğun olduğu bir dönemdir. Ve gençler duygu ve hislerine hitap edilmelerinden hoşlanırlar. Peygamberimiz de gençlere bu yönlerini dikkate alarak davranırdı. Mesela hz aliye «sen bendensin ben de senden demiş, hz. Zübeyre her peygamberin bir yardımcısı vardır Zübeyr de benim yardımcımdır demek suretiyle onları onurlandırmıştır.

Efendimiz onları sadece sözleriyle onurlandırmakla kalmamış onlara gerçekten güvendiğini göstermek üzere o zaman devlet başkanlığından sonra en yüksek makam olan valilik görevine bile getirmiştir. İşte onlardan biri olan ve peygamberin tayin ettiği en genç valilerden biri Attab b. Üseyd’dir. Vali olarak atandığı sıralarda henüz yirmili yaşlardaydı. Mekkenin fethi sırasında müslüman olan Attab’ı Allah’ın Rasulü, Huneyn Gazvesine çıkarken Mekke gibi son derece önemli bir konuma sahip şehre vali tayin etti. Genç Attab bu göreve efendimizin vefatından sonra da devam etti.

Öyle görülüyor ki peygamberimiz için yaştan ziyade liyakatin önemi daha fazladır. Liyakatli gençleri de hiç düşünmeden layık oldukları görevlere getirmiş onların yaşlarına bakmadan kendilerine güvendiğini göstermiştir. Bunun gibi daha pek çok görevleri gençlere vermekten de çekinmemiştir. Onları devlet idaresinde istişare heyetlerine alarak müsteşarlık yaptırmış. Adli yargının başına da yine gençleri getirmiştir. Mesela yemene kadı olarak çok genç bir sahabi olan muaz b. Cebeli göndermiştir. Savaşlarda da gençlere fırsatlar vermiş. Uhut savaşı öncesi kendisinin niyeti savunma savaşı yapmak iken sırf gençlerin çoğunluğu istiyor diye meydan savaşına razı olmuştur. Çok genç yaşta onları ordu komutanı tayin etmiştir.

Efendimizin en genç komutanı ve kendi azat ettiği kölenin oğlu üsame b Efendimizin en genç komutanı ve kendi azat ettiği kölenin oğlu üsame b. Zeyd dir. Peygamberimizin vefatında yirmi yaşında olduğu düşünülecek olursa onu hicretin 11. yılında rum diyarına gidecek orduya komutan tayin edildiğinde yirmi yaşın da altındaydı. Onu öylesine severdi ki onun için şöyle derdi: «Allah’ı ve Rasulünü seven Üsame’yi sevsin» Peygamberimiz bunun yanında gençleri pek çok sosyal ve kültürel alanlarda da teşvik etmiştir. Medine de hicretin hemen sonrası mescidin yanında inşa ettiği suffa mektebinde ilim erbabının yetişmesi için gayret sarfetmiş.

Onların her türlü ihtiyaçlarını gidermiş hatta ailesinden üstün tutmuştur. Bir gün hz. Fatıma peygamberimize un öğütmek için kullandığı el değirmeninden patlayan ellerini göstererek bir yardımcı bulmasını istediğinde kusura bakma kızım benim öğrencilerim suffa da açken ben sana bir yardımcı bulamam demiştir. Peygamberimiz yine gençlere diğer beldeleri müslüman yapabilmek için dil öğrenmelerine için teşvik etmiştir. Bir hadislerinde efendimiz gençlikte öğrenilen ilmin taş üzerine yaşlılıkta öğrenilen ilmin ise su üzerine yazılan yazı gibi olduğunu belirtmişlerdir.

Gençler için en çok önemsediği konulardan biri ise aile hayatı olmuştur. Gençlerin iffetini korumaları için imkan buldukları en yakın zamanda evlenmelerine işaret etmiştir. Çünkü hem o zamanın hem de günümüzün maalesef en büyük tehlikesi zina idi. Bir genç Peygamberimize gelerek: "Yâ Resûlallah, bana zina yapmak için izin ver" der. Orada bulunanlar gencin üzerine yürüyerek onu ayıplarlar ve men ederler. Hz. Peygamber, "Bana getirin" der. Yaklaşınca, "Bu fiilin annene yapılmasını ister misin?" diye sorar. Genç: "Hayır, vallahi (istemem)" diye cevap verir. Peygamberimiz: "(Başka) insanlar da anneleri için bunu istemezler" der. Daha sonra, "Kızın için kabul eder misin?", "Kız kardeşin için...", "Halan için...", "Teyzen için bunu ister misin?" diye sorar ve her defasında, "Vallahi hayır" cevabını alınca, Hz. Peygamber de, "Diğer insanlar da buna razı olmazlar" der. Sonra elini gencin üzerine koyup, "Yâ Rabbi günahlarını affet, kalbini pâk et, bedenini muhafaza et" diye duâ eder. Genç ondan sonra hiçbir menfî eğilim göstermez.

Bir gün hz. Aliye şöyle der: «ey ali üç şeyi geciktirme: vakti gelen namazı hazır olduğu zaman cenazeyi defnetmeyi ve dengini bulduğun zaman evlenmeyi» buyurarak aile yuvası kurmanın namaz kadar geciktirilmemesi gereken önemli bir vazife olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca onları zamanın sporları olan güreş, atletizm ve atıcılık gibi faaliyetlere de teşvik etmiştir. Bugün bizler aklımızın dahi almakta zorlandığı tüm bu işkenceler sonucu bize intikal eden bir dinin mirasına sahibiz. İşte örnekler önümüzde. bırakın bu tür sıkıntıları yeter ki sizler yetişin bu mirasa sahip çıkın diye önümüze her türlü maddi, manevi ve siyasi imkanlar sunuluyor. Yapmamız gereken sadece sabırla sahabenin gösterdiği gibi çelik bir irade ile vazifelerimizi yapmak.

Öğrenciliğimizi en iyi şekilde çalışarak başarmak Öğrenciliğimizi en iyi şekilde çalışarak başarmak. Belki o gün bedeni işkencelere sabreden sahabeler gibi bugün nefsimize işkence etmek üzere icat edilen manevi işkencenin modern versiyonu olan bizleri zinanın her türlüsüne teşvik eden davetelere karşı direnmek ve iffetimizi korumak bugünün gençlerinin en önemli görevidir. Ben inanıyorum ki bu önemli görevi yerine getirip beş vakit namaz kılan gençler de efendimizin bugükü sahabileridir. Bakın böyle davrananlara Allarh Rasulü’nün müjdesi şöyledir: Abdullah İbni Ömer'den rivâyet edilen bir hadîsi kudsîde Rabbimiz meâlen şöyle buyurur: "Kaza ve hükmüme inanan, Kitâbın (Kur'an'ın) hüküm ve tavsiyelerine boyun eğen, verdiğim rızıkla kanaat eden, şehevânî arzularını Benim rızâm için terkeden genç bir mü'min, katımda bir kısım meleklerimin derecesindedir." (Deylemî).

Sözlerimi hem bir dua hem de bir hadisle tamamlamak istiyorum: Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde: "Yedi kimseyi Allahü Teâlâ kendi gölgesinden başka gölgenin olmadığı (kıyâmet) gününde kendi gölgesinde gölgelendirecektir: Adâletli devlet reisi, Rabbine ibâdet yolunda serpilip büyüyen genç,» rabbim bizleri de bu gençlerin zümresine dahil eylesin. Efendimizin beğendiği, onun tebliğine bugün sahip çıkan bir ümmet olmayı nasip etsin.