Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

LAİKLEŞME SÜRECİNDEKİ İNKILÂPLAR ve LAİKLİK 1.Türk Tarihinde Dinsel Hoşgörü ve Laik Uygulamalar - Osmanlı Devleti ve laiklik 2.Atatürk ve Din 3.Laiklik.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "LAİKLEŞME SÜRECİNDEKİ İNKILÂPLAR ve LAİKLİK 1.Türk Tarihinde Dinsel Hoşgörü ve Laik Uygulamalar - Osmanlı Devleti ve laiklik 2.Atatürk ve Din 3.Laiklik."— Sunum transkripti:

1 LAİKLEŞME SÜRECİNDEKİ İNKILÂPLAR ve LAİKLİK 1.Türk Tarihinde Dinsel Hoşgörü ve Laik Uygulamalar - Osmanlı Devleti ve laiklik 2.Atatürk ve Din 3.Laiklik - Din Hürriyeti - Din Ve Devlet İşlerinin Ayrılığı 4.Laikliğin nitelikleri 5.Tarihte Devlet ve Din 6.Halifeliğin Kaldırılması ve Laikleşme Sürecindeki İnkılâplar - Laikliği Gerçekleştirme Yolunda Yapılan İnkılâplar - Halifeliğin Kaldırılması - Anayasanın Laiklik Çerçevesinde Değiştirilmesi

2 Türk Tarihinde Dinsel Hoşgörü ve Laik Uygulamalar İslamiyet öncesi Türkler çeşitli dinlere girmişlerdi. Türklerin anayurdu olarak bilinen Türkistan’da kurulmuş çeşitli Türk hanlıklarında zamanına göre çok ileri sayılacak din özgürlüğü vardı. Aynı kökten gelen ayrı dinlere mensup yurttaşlar bir arada yaşayabiliyordu. Kimse kimsenin dinine karışmazdı. Öyleyse eski Türklerin kurdukları devletler zamanının ölçülerine göre laik sayılabilir. İslamiyet Türklerin girdikleri eski dinlerine göre son derece ileri ve etkileyici idi. Giderek bütün Türkler İslamiyet’i kabul ettiler. Bugün İslamiyet’ten önce girdikleri dinlerini koruyan çok az Türk topluluğu bulunmaktadır yılına kadar Anadolu’da da sayıları tam olarak bilinmeyen Hıristiyan Türkler vardı. Ancak Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesinde İstanbul haricindeki Hıristiyan Türkler Yunanistan’ a gönderildi. Maalesef 1924 yılında başlayan bu olayda -laikliğin gündeme geldiği ortamda- bunların Türklüklerine bakılmadan dinlerine bakılarak Yunanistan’a gönderilmesi laikliği daha o zamanlarda yanlış yorumlamaya başladığımızı gösterir.

3 Türk Tarihinde Dinsel Hoşgörü ve Laik Uygulamalar İslamiyet’in bütün Türkler tarafından kabul edilmesi İslamiyet’i Türklerin milli dinleri haline getirdi. Bu durum Türk-İslam devletlerinin politikalarına da etki ederek İslamlığın hedefleri aynı zamanda Türk- İslam devletlerinin de hedefi oldu. Türk fetihlerinin hedefi Türklerin cihan hakimiyeti ideali yanında İslamiyet’in gaza ve cihad anlayışları ile birleşti. Türkler böylece hem çok iyi Müslüman oldular hem de sahip oldukları askerlik ve yöneticilik yetenekleri dolayısıyla İslamiyet’in yayılmasına hizmet ettiler. Dinsel hoşgörünün giderek azalmasına rağmen Türkler 15. Yüzyıla kadar yönetimde ve yaşama geleneklerinde bir ölçüde serbest davrandılar. Özellikle Türkiye Selçukluları hiçbir İslam ülkesinde hatta dünyada bugün bile görülemeyecek- bir dinsel hoşgörüye sahiptiler.

4 Osmanlı Devleti ve laiklik Osmanlılar da ilk zamanlarında bu mirası devraldılar. Osmanlılar ileride dünyanın en görkemli imparatorluklarından biri olacak devletlerini kurarken ortaya çıkan sorunlara pratik çözüm yolları aramışlar yararlı ve kalıcı sonuçlara ulaşmışlardır. Bu çeşit sonuçlara giden metodlar uygulanırken dinsel kurallara da sıkı sıkıya uymak zordu. Bundan dolayı ilk Osmanlı padişahlarının devlet yönetimi için rahatça kararlar aldıklarını görürüz. İşin ilginç olan yanı onları kuruluş dönemi ulemasının desteklemesidir. Mumcu’ya göre; Kuruluş döneminde bazı önemli konularda gösterilen esnekliğe rağmen Osmanlı devletinin o zamanki yapısını da laik olarak nitelemek mümkün değildir. Zaten 18. Yüzyıl sonuna kadar dünyada hiçbir laik devlet de yoktu… Osmanlı devletine dönersek bazı İslam dışı uygulamalara rağmen Müslümanların din özgürlükleri yoktu. Müslümanlar dinsel kalıplara sıkı sıkıya uymak zorunda idiler.

5 Osmanlı Devleti ve laiklik Ancak diğer inançlar açısından bakıldığında Osmanlı ülkesinde ehl- i kitap olup da devletin egemenliğini kabul etmiş “zımmi” denilen yurttaşlar inançlarının uygulanmasında tam anlamıyla özgür bırakılmışlardır. 19. yüzyılda yapılan önemli hukuk düzenlemeleri devletin yapısında ayrıntıya ilişkin noktalarda bazı değişiklikler getirmiştir. İslam’da yeterli kuralları bulunmayan ticaret, usul ve ceza hukukları ve maliye gibi alanlarda dine bağlı olmadan düzenlemelere gidilmiştir. Fakat herhangi bir alan din kuralları ile düzenlenmişse oraya dokunulamıyordu.(Mumcu:527) Bir yandan batıdan laik kanunlar alınırken öte yandan eski kurumların muhafaza edilmesi sosyal hayatın hemen her alanında toplumun bütünlüğünü zayıflatan bir ikilik ortaya çıkarmıştır. Ziya Gökalp bu durumu iyi görmüştür.(YÖK:1997:III-74)

6 Osmanlı Devleti ve laiklik Gökalp’e göre: “Tanzimatçıların büyük bir hatası da bize Şark medeniyeti ile Garp medeniyetinin terkibinden bir irfan halitası(karışımı) yapmak istemeleriydi. Sistemleri büsbütün ayrı prensiplere dayanan iki zıt medeniyetin bağdaşamayacağını düşünememişlerdi. Hala siyasi bünyemizde mevcut olan ikilikler hep bu yanlış hareketin neticeleridir: İki türlü mahkeme, iki türlü okul, iki türlü vergi, iki türlü bütçe, iki türlü kanun hasılı bu ikilikler saymakla tükenmez…(Gökalp: Türkçülüğün Esasları, ) bu ikiliğe Atatürk inkılapları ile son verilmiştir. Bu da gösteriyor ki inkılap hareketi toplumun bütün kurumlarını içine alan bir değişim ve yenileşme hareketidir. Mustafa Kemal bunu büyük bir kararlılık ve ustalıkla gerçekleştirecektir.Atatürk inkılapları bu yüzden Türk inkılabı niteliğini kazanmış her yönüyle modernleşmeyi hedeflemiştir.

7 2- Atatürk ve Din Atatürk’ün din hakkında bazı görüşleri; “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sâdeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, öyle inanıyorum. İslâm, akla ve mantığa aykırı ilerlemeye engel hiç bir şeyi ihtiva etmiyor...Fakat bu câhiller, bu âcizler sırası gelince aydınlanacaklardır...Onları kurtaracağız.” Atatürk, hutbelerin Türkçe okunmasını istiyordu. Hatta bizzat kendisi Millî Mücâdele yıllarında her tarafta Arapça hutbe okunurken; o, Balıkesir’de Türkçe hutbe okumuştur. Bu hutbesinde; “Biliyoruz ki Hazret-i Peygamber zaman-ı saadetlerinde hutbeyi kendisi irad ederlerdi... Gerek Peygamberin gerek Hulefa-yı Râşidin’in söylediği şeyler o günün meseleleridir...Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisânla olması ve onların da bugünkü icâbat ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi halife ve padişah nâmını taşıyan müstebidlerin arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindir.”

8 2- Atatürk ve Din Cumhuriyetin ilânından sonra yürürlüğe giren inkılâplara bir kısım din adamlarının karşı çıkması üzerine; “Efendiler, herşeyden evvel şunu en ibtidâî bir hakikat-i diniyye olarak bilelim ki, bizim dinimizde bir sınıf-ı mahsus yoktur. Ruhbâniyeti reddeden bu din, tekeli de kabul etmez.” Diyânet İşleri’nin gereğinden bahsederken görevli olmayan kimselerin dinî kıyâfette bulunmalarının önüne geçeceğini belirtmiştir: “Hükûmet-i Cumhuriyemizin bir Diyânet İşleri Riyâseti makamı vardır. Bu makama bağlı müftü, hatip, imam gibi görevli birçok memurlar bulunmaktadır. Bu vazifeli zatların ilimleri, faziletleri derecesi malûmdur. Ancak burada vazifeli olmayan birçok insanlar da görüyorum ki aynı kıyâfeti giymeye devam etmektedirler. Bu gibiler içinde çok câhil, hatta okuma- yazma bilmeyenlerine de rastladım... Millete hatırlatmak isterim ki bu laubaliliğe müsaade etmek asla câiz değildir. Herhalde yetki sahibi olmayan bu gibi kimselerin görevli olan kimseler ile aynı kisveyi taşımalarındaki sakıncayı hükûmetin görüşlerine sunacağım.”

9 2- Atatürk ve Din Atatürk, aydın din adamı yetiştirmenin gerekliliğini gördü. Daha önce Kur’an’ı tercüme etmesini istediği Mehmed Âkif Bey’den; kendisi gibi iyi yetişmiş birkaç arkadaşını toplayarak bir İlâhiyat Fakültesi kurulması için hazırlık yapmasını istemiştir. Fakat ömrü yetmediğinden üzerinde önemle durduğu bu konuyu halledememiştir.

10 3. Laiklik Laik kelimesinin aslı Latince “laicus” olup Fransızca’ya “laic” olarak geçmiştir. Kelime “ruhânî olmayan kimse, dinî olmayan şey, fikir, kurum” manâsındadır. Bu kelime bize Meşrutiyet yıllarında girmiş ve lâdini-dinî olmayan manâsını kazanmıştır. Laiklik, laisizmden farklıdır. Laiklik daha çok hukukî bir kavram olmakla birlikte laisizm bazı dinî çevrelerde “dine aykırı dine düşman bir hareket” anlamı taşır.

11 3. Laiklik Laikliğin, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması ile, din ve vicdan hürriyetinin sağlanması olmak üzere iki yönü vardır. Laiklik: İki unsurla açıklanır: A-Din Hürriyeti B- Din Ve Devlet İşlerinin Ayrılığı

12 A- Din Hürriyeti - Vicdan Hürriyeti: (mutlak) Herkesin dilediği dini veya hiçbir dini benimsememesi -İbadet Hürriyeti: (sınırlı) Kişinin inandığı dinin gerektirdiği ibadet ayin ve törenleri serbestçe yapabilmesidir. Semavi dinlerin temsilcileri Mersin mezarlığında hoşgörü için dua ederken dan alınmıştır.

13 B-Din ve Devlet İşlerinin Ayrılığı -Resmi bir devletin dinin olmama -Devletin bütün din mensuplarına eşit davranması. -Din kurumları ile devlet kurumlarının ayrı olması. -Devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi. a)Devlet yönetiminin din kurallarına uygun olma şartının aranmaması. b)Devlet yönetiminde din kurallarından esinlenilmemesi.

14 4-Laikliğin nitelikleri 1. Laik devlette, devlet dini yoktur. 2. Dinleri ne olursa olsun bütün vatandaşlar ana hak ve hürriyetlere eşit olarak sahiptir. 3.Ayrı dinlere mensup olanların eşitliği yanında aynı dine mensup olanlar arasında mezhep eşitliğine de yer verir. 4.Laik devlet anlayışı ancak, din ve vicdan hürriyeti ile bir arada yürüyebilir. 5.Dinî makamlar devletten tamamen ayrılmıştır. Din işlerinin düzenlenmesi özel kuruluşlara terk edilmiştir. Ancak, Türkiye’de din işleri bir kamu hizmeti sayıldığı için dinî işlere ve faaliyetlere devlet bütçesinden ödenek ayrılmaktadır. Cemaatların insanları devlet düzeni aleyhine kışkırtma endişesi de devletin dinî hizmetleri kendi kontrolünde tutmasını gerektirmiştir.

15 Laiklik ve Din Eğitimi Laiklik ilkesi, devlet işleriyle din işlerinin ayrı tutulmasını ön görmektedir. Laiklik, insanların, vatandaşların dini faaliyetlerine karışmak, dini yaşayışlarına baskı yapmak anlamına alınamaz. Laikliği devlet işleriyle din işlerinin ayrı tutulması görüşü olarak kabul etmek ve bugün bu ilkeyi muhafaza etmekte yurdumuz için yarar vardır. Bu, toplumumuz için din müessesesi gerekli değildir anlamına gelmez. İnsanlar kendi inançlarında hürdürler, kendi yaşayışlarında inançlarına göre dini faaliyetlerini düzenlemekte, yapmakta hürdürler, Bunu yaptıklarından dolayı hiç kimse onları rahatsız edemez, yapmadıklarından dolayı da hiç kimse onlara karışamaz, onları rahatsız edemez. Bu böyle olmakla beraber, ilkokullardan itibaren Müslüman bir toplum olan Türk Milleti için çocuklarımıza İslam’ın temel esasları hakkında bilgi vermek, onları yetiştirmek mutlaka gereklidir. Gerek aile yuvasında, gerek okullarda çocuklarımıza toplumumuzun dini terbiyesini ve dini esaslarını öğretmek, vermek gereklidir. Çocuk belirli çağa geldikten sonra kendi hayatına kendi yön verir; o zaman istediği dini faaliyeti yapar veya yapmaz. Fakat Müslüman bir toplum olan Türk toplumunun mensup olduğu dini terbiyeyi almalı ve kendi toplumunun dininin esasları hakkında geniş bilgi sahibi olarak yetişmelidir.

16 5- Tarihte Devlet ve Din Tarihte devletle din kurumu arasındaki ilişkiler üç şekilde ortaya çıkmıştır; 1. Dine bağlı devlet sistemi: Dinî reis aynı zamanda devletin de reisidir. Halifeliğin Osmanlılara geçmesinden sonra Osmanlı devleti de dine bağlı bir devlet halini almıştır. 2.Devlete bağlı din sistemi: Bu sistemde din devlet otoritesinin baskısı altındadır. 3. Laik sistemde: Burada dinî ve dünyevî otoriteler ayrılmıştır.

17 Tarihte Devlet ve Din Dünya tarihinde Yakın çağlara kadar din, toplum hayatında etkili olmuş, resmî nitelik kazanarak günlük hayata karışmıştır. Özellikle Ortaçağ Avrupa’sında kilise; devlet otoritesinin tamamen üstüne çıkarak ayrı bir feodal unsur halinde kendi otoritesi üstünde güçlü devletlerin çıkmasını engellemişti. Osmanlı devleti, dinî bir devlet olmasına karşılık devlet yönetiminde Müslüman olmayanlar hoşgörü ile karşılanmıştır. Diğer taraftan dinî işleri Şeyhülislâmlık gibi bir kurumun yürütmesi, güçlü padişahların dinî otoriteyi kontrol altında tutmaları, dinî kanunlar yanında, örf hukuku dediğimiz hukuka daha fazla işlerlik kazandırmaları gibi sebepler, Osmanlı Toprak Sistemi üzerinde geniş araştırmalar yapan İktisad tarihçisi Ömer Lütfi Barkan’ın Osmanlı devletini laik olarak yorumlamasına dahi yol açmıştır.

18 6- Laikleşme Sürecindeki İnkılâplar ve Halifeliğin Kaldırılması Osmanlı devletinde laiklik, Tanzimatla birlikte gelişme göstermiştir. Tanzimat ve Islahat fermânları, Birinci ve İkinci Meşrutiyet hareketleriyle devlet yarı teokratik bir devlet olma yolunda adımlar atmıştır. Türk inkılâbında laikliğin gelişmesi kademeli bir yol takip etmiştir. Laikliğin gerçekleştirilmesi için toplumun ihtiyacına göre yeni kanunlar kabul edilmiştir.

19 Laikliği gerçekleştirme yolunda yapılan inkılâplar; -Saltanatın kaldırılması, -Halifeliğin kaldırılması, -Tevhid-i Tedrisat Kanunu, - Kılık kıyâfet ve şapka kanunu, -Tekke ve zâviyelerin kapatılması, -Latin harflerinin kabulü -Anayasanın laiklik çerçevesinde değiştirilmesi.

20 Halifeliğin Kaldırılması Saltanatın kaldırılmasından sonra Halifelik sembolik bir nitelik almıştı. Halifeye bağlı olan bazı devlet adamları Cumhuriyetin ilanına rağmen ona Padişahmış gibi saltanat gereklerine uygun davranıyorlardı. Halife ve yandaşları yoğun propagandalarına devam ederken dıştan da destek görüyorlardı. Hindistan’daki İsmailiyye tarikatının liderleri Başbakan İsmet Paşa’ya mektup göndererek Hilafet kurumuna dokunulmamasını rica ettiler. Bu mektup Türkiye’nin iç işlerine bir müdahale idi. Mektubu yazanlardan Emir Ali İngiltere Kralının özel danışmanı sıfatını taşıyor, Ağa Han kılıçla cihad olmayacağı fikrini işleyerek Hint İngilizlere karşı hürriyet mücadelesini engelliyordu. Her ikisi de İngilizlerin Müslümanlar üzerindeki politikalarının aleti oluyorlardı. Bu mektupla da halifeye destek görüntüsü altında halifeliği hükümetle karşı karşıya getirerek Halifeliğin kaldırılmasına giden yolu açmış oluyorlardı. Bu mektupla TBMM’nin halifeliğe güç ve onur kazandırmasını isteyenler Birinci Dünya Savaşı’nda Halilfenin cihad çağrısı karşısında halifeye ağır hakaretlerde bulunurken, cihad için çıkarılan fetvanın meşru olmadığını bildirerek Hint Müslümanlarının İngiltere’ye bağlılıklarını sağlamaya çalışıyorlardı

21 Halifeliğin Kaldırılması Haliyle bu mektup İngilizlerin tahmin ettiği gibi Halifeliğin kaldırılmasına giden yolu açacaktır. Bu mektubu Başbakandan önce ele geçirip yayınlaya gazeteciler tutuklanıp İstiklal Mahkemelerinde yargılanacaklardır. İsmet Paşa Mustafa Kemal’e halifenin ödeneğinin artırılması ve İstanbul’a gitmekte olan heyetlerle görüşme yapmak isteğini bildirir. Mustafa Kemal’in cevabi telgrafında “…Halife kendinin ve makamının ne olduğunu açıkça bilmeli ve bununla yetinmelidir. Hükümetçe ciddi ve temelli tedbir alınmasını ve bildirilmesini rica ederim.” Şeklindeki emrinden sonra; konu Halk Partisi gurubunda görüşülecektir. Parti gurubunda görüşülen öneriler bir paket haline getirilerek 3 Mart 1924’de Halifelik de kaldırılacaktır.

22 Anayasanın Laiklik Çerçevesinde Değiştirilmesi 1924 yılında halifeliğin kaldırılması ile tamamlanan laiklik adımlarının ardından aynı yıl yeni anayasa yapıldı. Bu anayasanın ilk biçiminde devlet dini vardı. TBMM’nin baş görevleri arasında “dinsel hükümlerin yerine getirilmesi” bulunuyordu. Ama aynı anayasa Türk vatandaşlarına geniş bir din ve vicdan hürriyeti tanımıştı. Ardından 1926 yılında Türk medeni kanunu kabul edildi. Bu kanun dinsel hükümler dışında önemli özellikler taşıyordu. En önemlisi 266. Madde idi. Bu hükme göre; 1. Çocuğun dinsel eğitimi ana-baba tarafından tespit edilecekti. 2. Reşit dinini seçmekte özgürdü. İlki hüküm o güne kadar devlete ait olan dinsel eğitim hakkını ana- babaya veriyordu. Devletin yapısı İslam olduğu halde ana-baba çocuklarına dilediği dinsel eğitimi verebilirlerdi.

23 Ama ikincisinde çocuk, rüşt yaşına eriştiği zaman dinini seçmekte özgürdü. Bu hüküm laiklik için temel taş sayılır. Böylece anayasadaki din ve vicdan özgürlüğü somut uygulama alanı buluyordu. Bu gelişme devlet dini ile ilgili anayasal hükümleri gereksiz kılıyordu. Başka bir deyişle bu hükümler yeni uygulama ile bir çelişki yaratıyordu. Bu çelişki 1928 yılındaki anayasa değişikliği ile giderildi. “Devletin dini İslamdır” maddesi tamamen kaldırıldı. Milletvekillerinin ve Cumhurbaşkanının yemin ederken kullandıkları yemin metnindeki “Vallahi billahi” ifadeleri değiştirildi yılında altı ilke içinde “Laiklik” anayasadaki yerini aldı.

24

25

26

27

28

29

30

31

32

33

34

35

36

37

38

39

40

41

42

43

44

45

46

47

48

49

50

51


"LAİKLEŞME SÜRECİNDEKİ İNKILÂPLAR ve LAİKLİK 1.Türk Tarihinde Dinsel Hoşgörü ve Laik Uygulamalar - Osmanlı Devleti ve laiklik 2.Atatürk ve Din 3.Laiklik." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları