Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Şubat 2011. Anadolu imparatorlukların, göçlerin ve işgallerin toprağıdır. Bu sebeple; bu coğrafyada saf ırktan bahsetmek mümkün değildir... Türkiye Cumhuriyeti.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Şubat 2011. Anadolu imparatorlukların, göçlerin ve işgallerin toprağıdır. Bu sebeple; bu coğrafyada saf ırktan bahsetmek mümkün değildir... Türkiye Cumhuriyeti."— Sunum transkripti:

1 Şubat 2011

2 Anadolu imparatorlukların, göçlerin ve işgallerin toprağıdır. Bu sebeple; bu coğrafyada saf ırktan bahsetmek mümkün değildir... Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayan ve “falanca ırktan” olduğunu söyleyenlerin gerçek ırkının ne olduğunu kendisi de dahil kimse bilemez. Çünkü, insanlar geriye doğru üç beş kuşaktan fazla gidemez, gitmeye kalkanlar da bilinmezler içinde kaybolur... Bu sebeple insanımızın kendisini “biyolojik ırk” olarak değil “kültür” olarak tanımlaması daha doğru olur... Anadolu’da binlerce yıl birlikte yaşayanlardan bazılarının “ben farklıyım” demesi, bir kısmının dağa çıkması bu konuyu hazırlamamıza sebep olmuştur.

3 İNSAN NEDİR?1 Bir bitki genetik yapısının gereğini yerine getirir. O, meyve verir, havayı temizler, yağmuru dengeler, kereste olur, yakacak olur, mikroorganizmayı besler vs. Bir bitki tüm bunları niçin yaptığını bilmez GÖREVİ budur, yapmam diyemez YETKİSİ yoktur, ürün vermezse SORUMLULUĞU yoktur. Bir hayvan genetik yapısının ve içgüdüsünün gereğini yerine getirir. Genelde diğer canlıların besin kaynağıdır. Onlar, ekolojik dengeyi sağlar, mikroorganizmayı besler. Bir hayvan bunları niçin yaptığını bilmez GÖREVİ budur, yapmam diyemez YETKİSİ yoktur, içgüdülerinin gereği zarar verirse SORUMLULUĞU yoktur. ● ● İnsan, niçin var olduğunu sorgulayabilir, kendini görevlendirebilir; bu kapasite onda vardır. ● ● İnsan, yetki kullanabilecek kapasitede bir canlıdır. ● ● İnsan, sorumluluğun ne olduğunu bilebilecek (mükâfat ve cezayı idrak edebilecek) kapasitede bir canlıdır. ● ● İnsan, niçin var olduğunu sorgulayabilir, kendini görevlendirebilir; bu kapasite onda vardır. ● ● İnsan, yetki kullanabilecek kapasitede bir canlıdır. ● ● İnsan, sorumluluğun ne olduğunu bilebilecek (mükâfat ve cezayı idrak edebilecek) kapasitede bir canlıdır.

4 BU KADAR ÇOK ÖZELLİĞİ OLAN “İNSAN DENİLEN CANLI” NASIL OLUŞTU? BU KONUDA TEMEL İKİ GÖRÜŞ VARDIR İNSAN NEDİR?2 İnsanın sahip olduğu özelliklerden biri olan akıl; insana, “düşünebilme” ve “seçebilme” kabiliyeti kazandırır. Yani insan; iyi - kötü, doğru - yanlış, faydalı - zararlı olanı ayırt edebilir ve istediğini seçebilir. EVRİM TEORİSİ ………. İnsan Biyolojik Evrim Sonunda Oluştu VAHYİN ÖĞRETİSİ …... İnsan Doğrudan Yaratıldı Tek tek ele alalım

5 FARELER GELİYOR Evrim Teorisi’nin babası İngiliz Charles R. Darwin’dir ( ). O, tüm canlıların oluşumunu (elde edebildiği bölük - pörçük bilgilere / verilere dayanarak) biyolojik evrime bağlamıştır. Ona göre “insan da evrim sonucu meydana gelmiştir”. Bu fikir “ateistler” tarafından sahiplenilmiştir. Çünkü, insanı evrime bağlamayı başarırlarsa dinlerin “insan yaratılmıştır” öğretisini (dolayısıyla dini) yıkacaklarına inanırlar. Bu niyette olanlar, bugün de (açık-gizli) faaliyetlerine devam etmektedir… Biyolojik Evrim: “Canlıların genetik değişime uğrayarak, ilk hallerine göre kalıcı yeni özellikler kazanması, yeni türler meydana getirmesi” olarak tanımlanır. Özetle; “evrim, ortak atadan yeni canlı meydana gelme süreci”dir. ● ● Evrim teorisine göre; mevcut canlıların tümü (insan, hayvan, bitki ve diğer canlılar) kendilerinden önce yaşamış türlerin evrimlerinin bir sonucudur. (Dünyadaki canlıların çeşidi 10 milyondan fazladır) ● ● Evrim teorisine göre; tüm canlılar ortak atalardan geldiklerinden akrabadırlar. ● ● İnsan türü için geriye gidersek, bu teoriye göre insanın atası “bakteri”dir. Nasıl mı? Bundan yaklaşık 3 milyar yıl önce bakteriler üremiş ve evrim sürecine girmişler. Bir bölümü (yaklaşık 600 milyon yıl önce; memeliler, kuşlar, sürüngenler ve balıkların ortak atası) “su solucanı”na dönüşmüş. Eeee… Yaklaşık 150 milyon yıl önce de bu solucanların bir bölümü (insan ve diğer tüm memelilerin atası) “sivrifaremsi” bir canlıya evrimleşmiş… Eeee… Fareler de… Henüz “maymuna” gelemedik ki insan olalım(!). EVRİM NEDİR? Bu resim 1871 de Avrupa’da bir dergide yayınlanmıştır

6 İnsanın biyolojik evrim sonucu oluştuğu iddiası, yüzüne makyaj yapılan maymunun insan olduğu iddiası kadar komiktir. Batılı ateistlerin içini doldurduğu “evrim balonu” allanıp pullanarak süslendi ve bizim entellerin eline oyuncak olarak verildi. (Bir dönem Pozitivizm, bir dönem Marksizm, bir dönem Laisizm, bir dönem Sekülarizm gibi) Bu balonları verenler doğrudan “insan maymundan türemiştir” demiyor; ya ne diyor? “Evrim adına söylenenler bilimdir ve herkes inanmak zorundadır” diyorlar. Bir tür fikirlerini “putlaştırarak” dokunulmazlık sağlamak, ön kesmek istiyorlar. Örnek: “İnsan yaratılmıştır” görüşüne “yaradılış bir inançtır, bilim dışıdır” diyerek küçümsemeleri gibi. ANCAK

7 SAYILAR ● Rakamları yorumlayan yabancı bir evrimci (Jon Miller); “Türkiye henüz gelişmekte olan bir ülkedir, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki halk eğitimsizdir. Eğitim seviyesi Artırılırsa evrime bakış açısı değişecektir” demiştir. ● Yerli evrimciler de oranın düşüklüğünü; “Türkiye'deki ders kitaplarında din kültürü derslerinin yanı sıra, fen bilgisi ve biyoloji derslerinde de yaratılışçı görüşlere yer verilmesinde” görmektedir. Biri halkımızın eğitimsizliğinden bahsediyor, diğeri de eğitim alanların evrimi kabullenmemesini “ders kitapları”na bağlıyor. Bunların derdi eğitim değil… Dertleri, ideolojik bir yaklaşımla “beyinleri yıkamak”; yani, insanı maymunla akraba kılmak… Sonrası kolay… Hangi sapık fikri verirseniz toplum onu alır. Gelişmiş 34 ülkede “evrimin doğruluğu” üzerine yapılan bir araştırmada, "evrimi doğru kabul edenlerin oranı" en düşük Türkiye'de çıkmıştır.

8 BUNUN DOĞRULUĞUNU KABUL EDENLER, SORULARIMIZA CEVAP VEREBİLMELİDİR. BUNUN DOĞRULUĞUNU KABUL EDENLER, SORULARIMIZA CEVAP VEREBİLMELİDİR. SORU SORMA HAKKIMIZ VAR 1 Evrim Teorisi ve savunucularına göre; “ilk insan, maymunun evrimi sonucu ortaya çıkmıştır”. Soru-1: Soru-1: Evrim sürecinde, dünyada sadece bir tür maymun ve ona ait sadece bir adet maymun olduğu iddia edilemez. Bu durumda; maymunlardan sadece bir türe ait olanından ve sadece birisi evrimle insana dönüşüp, diğerleri maymun olarak mı kaldı? (Cevap “evet” ise “yeni sorumuz” olur.) Soru-2: Soru-2: Demek ki, dişi maymunlardan türeyen binlerce “dişi insan”, erkek maymunlardan türeyen binlerce “erkek insan” olmak üzere, (ilk) insan sayısı “bir değil, birden fazla” (o anki mevcut maymun sayısına yakın) olmalıdır. Evrimciler ne dersiniz? Açıklama: Açıklama: Biliyoruz ki, sayısı bugün milyarları bulan insanların hiç birinin “parmak izleri” diğerlerine benzemiyor. Yine biliyoruz ki; hamile olan kadınlarının karnındaki milyonlarca bebeğin parmak izleri de şu anda yaşayanların ve ölmüşlerin hiç birisine benzemeyecek. Soru-3: Soru-3: Milyarlarca insanın parmak izinin farklı olabilmesi için ilk insanın sadece bir kişi ve biyolojik yapısının buna uygun programlanması gerekir. Soru şu: Binlerce maymunun evrimiyle oluşan binlerce ilk insanın çiftleşerek çoğalmasıyla bu mümkün olabilir mi? Darwin ne yapıyor? Kuyuya atıyor mu, atlıyor mu anlayamadım. Olsun, o ne yaparsa doğrudur. Haydi bizde kuyuya atlayıp bakalım.

9 SORULARA DEVAM 2 İnsanın “yapı taşı” elementlerdir. Yani; atom ve onu oluşturan protonlar, nötronlar, elektronlar. Bunlar kâinatın ilkleri ise; kendileri nasıl meydana geldiler? Var sayalım ki tesadüfen oluştular ve tesadüfen bir araya geldiler ve can sıkıntılarını gidermek için de… ŞU KARARLARI ALDILAR: “Haydi birleşerek atomu oluşturalım; oradan molekülü ve maddeyi, oradan kâinatı oluşturalım. Dünyadakilerden bazıları hayvan, bazıları bitki şeklini alsın. Hatta, çeşit olsun diye maymunlaşanlardan bazıları da insan olsun…” İnsanı parçalarsak bir alt grup sistemlere ulaşırız. (Örnek; Sindirim sistemi) Sistemleri parçalarsak; organlara ve oradan da dokulara ulaşırız. Dokuları parçalarsak hücrelere, onu da parçalarsak moleküllere ulaşırız. Molekülleri parçalarsak elementlere (atomlara) ulaşırız. Sistemler; atom dediğimiz “miniklerin” bir araya gelmesiyle oluşmuş bir yapıdır. SONUÇ

10 SORULARA DEVAM 3 ● Beden, dünyada elementlerden oluşmuş maddi bir yapıdır ve görevi bittiğinde dünyada kalacaktır. Bir diğer ifade ile; can vücuttan çıkınca beden yönetilemez hale gelir. Yönetilmeyen beden “insan değil, görevini tamamlamış bir cesettir” çürüyerek geldiği yere (toprağa) döner. ● İnsanın hayvanlardan farklı olarak; akıl, zeka, ahlâk, inanç gibi özellikleri vardır. Bunlar elementlerle izah edilemeyecek kadar madde dışı bir olgudur. ● Evrim’e göre “insanın madde dışı özellikleri” nasıl oluştu? Bu özellikler niçin diğer canlılarda yok? Canlı dediğimiz bitki, hayvan ve insandan oluşan varlıkların maddi yapılarının (element dediğimiz) maddi olgulardan meydana geldiğini biliyoruz. Bu elementlerin oluşturduğu organlar (beyin dahil) vücudu yönetebilir mi? Canlılığı (fonksiyonelliği) sağlayan nedir? Bir insan ölünce vücut niçin görev yapamıyor? Elementler aynı elementler olmasına rağmen (beyinde dahil) organların çürümesine niçin mani olamıyorlar? Geniş bilgi için KAİNAT ve İNSAN konusuna bakınız. İNSAN “RUH”DAN OLUŞUR VE “BEDENİ” KULLANIR

11 SORULARA DEVAM İnsanın böyle oluştuğunu ve evrimin sürekli olduğunu iddia ediyorsunuz. Acaba insanın geleceğine ait bir tahmininiz olabilir mi? Size sorularımızla yardım edelim. EVRİM NEYMİŞ HATIRLAYALIM “Şartların değişmesine bağlı olarak evrim süreklidir” imiş... Evrim sürekli olduğuna göre, zamanla bazı insanlar tür değiştirebilir… (mi?) Belki de evrim tersine çalışır da bazı insanlar aslına(!) döner… EVRİMCİLER! BU KONUDA BİLİMSEL(!) GÖRÜŞÜNÜZ VAR MI? 4 su Bakteri SolucanFareMaymunİnsan

12 ATEİST BATAKLIĞIDEDEMERHABA HEY!TORUNLARNASILSINIZ? EVRİM TEORİSİ İnsan, “bir hayvanın değişimiyle” oluşmuş “yeni bir hayvan” olamayacak kadar (diğer canlılara göre) üstünlükleri olan bir varlıktır. İnsan, “Evrim Teorisi”nin insanla ilgili anlatımlarına kanmayacak kadar akıl sahibidir. Yeter ki onu kullansın…

13 VAHİY Vahiy: “Alemlerin yaratıcı ve sahibi olarak Yüce Allah’ın yarattıklarına (özellikle insanlığa Peygamberleri yoluyla) doğrudan veya dolaylı olarak verdiği bilgi ve emirlerin tümü” olarak tanımlanabilir. ● ● Coğrafi olarak “gözden ırak” dediğimiz bölgelerde kabile hayatı yaşayan insanların “putperestlik” olarak tanımlanan inançlara sahip olduklarını biliyoruz. Bu inançlar, örfe ve şamana bağlı olarak oluşmuş “insan kaynaklı” inançlardır. ● ● Dünyanın bir başka bölgesinde (Doğu ve Güney Asya’da) insanların “bir felsefi görüşü” din olarak algılayıp benimsediğini görüyoruz. Mensuplarının din dediği bu felsefi görüşün kaynağı da yine “insan”dır. KAYNAĞI İNSAN OLAN GÖRÜŞLERİN ADI NE OLURSA OLSUN, İNSANIN OLUŞUMUNA AİT DOĞRU BİLGİ VERMELERİ İMKÂNSIZDIR İNSANIN OLUŞUMUNA AİT DOĞRU BİLGİ VERMELERİ İMKÂNSIZDIR. ● ● Vahiy kaynaklı “semavi dinler”e gelince; bu dinlerin tümü ilk insanın “YARATILDIĞINI” söyler. Bu dinlerin tümünün aynı görüşe sahip olması kaynaklarının aynı (vahiy) olması sebebiyledir.

14 KAYNAK ÖNEMLİ ● ● İlk insanın elimizde “günlükleri” yok. Yazılı tarih insanlık tarihine göre dün sayılır… İnsan kaynaklı bildiklerimizde tartışmalı… Bu durumda ilk insanla ilgili olarak bize “kim güvenilir bilgi verebilir?” diye düşünmeliyiz. ● ● Evrimcileri gördük… Bu teorinin kurucusu ilk insan veya onun çocukları değil ki bize bilgi versin. O, milyonlarca yıl öncesine ait fosillerden ve bazı genetik bilgilerden hareketle “teori (varsayım)” üretiyor diye düşünmeliyiz. “Müslüman, son vahyin bilgi ve emirlerini kabullenip (iman edip) onlara uyan / uymaya çalışan insandır” olarak tanımlanırsa… İNSANOLARAKYAKLAŞIMİNSANOLARAKYAKLAŞIM Ben bir Müslüman olarak; “Yüce Allah’ın vahiyle bildirdiklerine inanıyorum (iman ediyorum). Bu kaynağın (vahyin) insanla ilgili verdiği bilgiler tek doğru bilgilerdir” diyorum. MÜSLÜMANOLARAKYAKLAŞIMMÜSLÜMANOLARAKYAKLAŞIM

15 Vahiyden anlıyoruz ki; insanlardan bir kısmı (ayetleri inkâr ederek) “yaratıldığını” kabul etmeyecektir. Vahiyden anlıyoruz ki; insanlardan bir kısmı (ayetleri inkâr ederek) “yaratıldığını” kabul etmeyecektir. Vahiyden anlıyoruz ki; insan, üstün özelliklerine evrimle sahip olmamış, Yüce Allah tarafından donatılmıştır. Vahiyden anlıyoruz ki; insan, üstün özelliklerine evrimle sahip olmamış, Yüce Allah tarafından donatılmıştır. Vahiyden anlıyoruz ki; Yüce Allah, ilk insanı “hayvanlardan evrimle değil”, “doğrudan tek bir erkek insan olarak” yaratmıştır. Vahiyden anlıyoruz ki; Yüce Allah, ilk insanı “hayvanlardan evrimle değil”, “doğrudan tek bir erkek insan olarak” yaratmıştır. Vahiyden anlıyoruz ki; Yüce Allah, insanı özelliklerini bilmediğimiz topraktan yaratmıştır. Vahiyden anlıyoruz ki; Yüce Allah, insanı özelliklerini bilmediğimiz topraktan yaratmıştır. VAHİY’DEN Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Allah, sizi (babanız Adem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı). Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık. Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık. Kur’ân’ın bu güne göre 1431 yıl öncesinden “yaratıldığına inanmayan insanların olacağını” bildirmesi, Kur’ân’ın mucizelerinden sadece birisidir.

16 Not: ● ● “Adem’in yaradılışına şeytanın isyanı, Adem ile Havva’nın cennetteki imtihanları, yasağı çiğnemeleri, af dilemeleri ve dünyaya gönderilmeleri” Kur’ân ve Hadislerde yer almaktadır. ● ● Konumuz bu olmadığı için ayrıntıya girmiyoruz. İlk insan olarak Adem, daha sonra da (ondan ona eş olarak) Havva cennette yaratılmış ve her ikisi birlikte dünyaya gönderilmiştir. İMAN İNANMAKTIR

17 VAHİY’DEN “Sonra onların (Nûh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.” “Sonra onların (Nûh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.” "Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı Olması da O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir..." "Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı Olması da O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir..." “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık…” “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık…” “Allah Adem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti…” “Allah Adem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti…” Vahiyden anlıyoruz ki; ilk insan, hayvan gibi davranan vahşi bir yaratık değildir. O, (dünya hayatının başında villada yaşamamış olsa da) özel donatılmış akıllı bir canlıdır. Vahiyden anlıyoruz ki; ilk insan, hayvan gibi davranan vahşi bir yaratık değildir. O, (dünya hayatının başında villada yaşamamış olsa da) özel donatılmış akıllı bir canlıdır. Vahiyden anlıyoruz ki; tüm insanlar, bir erkek ve bir dişi insandan (üreme yoluyla) çoğalarak meydana gelmiştir. Yaşamla devam eden bu süreçte; insanlar yer yüzüne dağılmış ve ırkları oluşturmuştur. Vahiyden anlıyoruz ki; Yüce Allah, insanların dillerinin-renklerinin (ırklarının) farklı olmasını istemiş öyle de olmuştur. Vahiyden anlıyoruz ki; Hz. Nuh (a.s) zamanında (iman edip gemiye binenler hariç) insanlar helâk edilmişlerdir. Bugünkü insanlar, “Tufanda” sağ kalanların üremesinin bir sonucudur.

18 İNSANLAR ve IRKLARI IRK NEDİR?IRKÇI NEDİR? ● ● Irk, “ortak fiziksel ve fizyolojik özelliklere sahip insanlar topluluğu” olarak tanımlanabilir. ● ● Yeryüzünde yaşayan insanları; deri ve saç rengi, boy uzunluğu, vücut biçimi gibi fiziksel özelliklerine ve genetik olarak incelenebilen biyolojik özelliklerine göre “kabile” ya da “ırklara” ayırarak tanımlamak (isimlendirmek) mümkündür. ● ● Ancak, hemen belirtelim ki, ırk olarak tanımlanan gruplar arasına kesin sınır çizgileri çizmek çok zordur. ● ● Buna rağmen; kimileri insanların “kafatası yapısına” göre, kimileri de “deri rengine” göre sınıflandırmalar yaparak insanları ırklara ayırmıştır. ● ● Irkçılık, “insan ırkları arasındaki fiziksel farklılıkların insanların zeka ve yeteneklerinde farklılıklar yarattığını, bu sebeple bazı ırkların (çoğunlukla kendi ırkının) ötekilerden üstün olduğunu ve onlara hükmetmeye hakkı olduğunu öne süren doktrin (önyargı)” olarak tanımlanabilir. ● ● Özetle ırkçılık, başka soylardan gelenlerin aşağılanmasıdır... Irkçı, “ırkçılığı destekleyen kimse”dir. Bir ırkçı, kendi ırkından olmayanlara saygı, sevgi ve merhamet duymaz; onlarla bir arada yaşamak istemediği gibi, onlara düşmanlık bile yapabilir. IRKÇI İNSAN, İNSAF VE ADALETİ KAYBEDENDİR.

19 ● ● İslâm tarihinde bazı Arapların “ırkçılık” yaptığını biliyoruz. ● ● Afrika’dan Kuzey Amerika’ya zorla getirilen zencilerin köleleştirilmesi bir “ırk savaşı”dır… ● ● Kuzey Amerika kıtasındaki milyonlarca “kızılderili”nin yok edilmesi, bir “ırk savaşı”dır… ● ● Afrika’daki kabilelerin kendi aralarındaki iç savaşlar, kabile adı altında bir “ırk savaşı”dır. ÖRNEKLER ● ● 1948’de yeni bir devlet (batılılarca) Orta Doğu’da kuruldu. Bu ırkçı Yahudilerin İsrail Devleti’dir. Bilindiği gibi Yahudiler, dinlerinin emri olduğu iddiasıyla “kendilerini seçilmiş ırk" kabul ederler ve diğer ırkları küçümserler. İsrail Devleti’nin Filistinlilere yaptığı zulmün altında bu ırkçılık yatar. ● ● Almanya’da Hitler’in “ari ırk” hayalleri, İtalya’da Mussolini’nin “üstün ırk” hayalinin “Fasizmi” ve her ikisinin dünyayı idare etme hevesi II. Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden oldu. Bu en kanlı savaşta milyonlarca insan (47 milyon sivil, 15 milyon asker) hayatını kaybetti…Taş üstünde taş kalmadı. VAHŞETİN DİĞER ADI, IRKÇILIK SAVAŞLARIIRKÇILIKSAVAŞLARI

20 İKİ AYAKLI HAYVANLAR ● ● 1930’lu yılların başları… Türkiye’de yeni kurulan cumhuriyetin “temelleri”ni sağlamlaştırmak adına milliyetçiliğin ve Türklüğün köklerinin ne kadar derinlere indiğini ispatlamak için çabaların sarf edildiği yıllar… O dönemin ırkçı okumuşları “Türk ırkının kafatası özelliklerini tespit etmek” için ülkenin her yerinde mezarlar açtılar ve kafataslarını ölçtüler... Tüm dünyanın eserlerini takdir ettiği Mimar Sinan’ın Türk olduğunu kanıtlamak için 1935 yılında mezarını açtılar, kafatasını çıkardılar, ölçtüler... ● ● tarihli gazete haberi: “Büyük Türk mimarı Sinan’ın kafatası mezarından çıkarılmıştır…Kafatası üzerinde yapılan tetkikatta bunun brakisefal yani yassı yuvarlak olduğu görülmüştür. Bütün Türkler brakisefal olduklarından büyük mimarın yalnız kültür itibariyle değil, ırk itibariyle de Türk olduğu bir kere daha meydana çıkmıştır.” ● ● Ya sonra? Kafatasını kurulacak müzede sergilemek için yerine koymadılar. Ne müze kuruldu ne de kafatası mezarında yerine konuldu… Ama bilinen şu ki Mimar Sinan’ın mezarındaki iskelette kafatası yoktur. (Not: Sinan’ın mezarının restoresi için yapılan kazıda kafatasının olmadığının görülmesi, araştırmacıları harekete geçirmiş ve bu gerçeklere ulaşmamızı sağlamıştır.) Açılan diğer mezarlarda da durum aynı olmalı... Bu yapılanlar; günah olması yanında, Osmanlı Medeniyeti’nin yetiştirdiği en büyük mimarî deha Koca Sinan’a yapılmış en büyük ayıptır. Ya senin eserlerin neler? ● Onun Osmanlı – İslâm adına yaptığı bunca eser, onu sevmemize yetmez mi? ● O eserleri başkası yapsa idi, onları kullanmayacak mıydık? ● Tüm güzellikleri sadece Türkler mi yapabilir? Öyleyse, bugün niçin üretemiyoruz? ● İnsan olalım, ırkçı değil... Kim insanlık adına güzellik üretiyorsa alkışlayalım.

21 Dünya durdukça, eserlerimi gören aklı selim sahiplerinin, çabamın ciddiyetini göz önünde bulundurarak bana insaf ile bakacaklarını ve beni hayırlı dualarla anacaklarını umarım, inşallah. Cami ……… 92 Mescit ……. 52 Medrese ….. 57 Darül-kurra... 7 Türbe …….. 22 İmaret ……. 17 Hastane ….… 3 Su yolu ……5 Köprü ……. 8 Kervansaray. 20 Saray …….. 36 Mahzen …….8 Hamam ……48 TOPLAM: 375 (eser)

22 Din, insanın Allah, diğer insan ve varlıklarla ilişkisini düzenleyen; kanun, nizam ve yolun genel adıdır. İNSAN - DOĞA İLİŞKİSİ İNSAN - İNSAN İLİŞKİSİ İNSAN – YARATICI İLİŞKİSİ Konumuz dışı olduğundan üzerinde durmayacağız. TÜM İNSANLARVATANDAŞLIKÜMMET BİRLİĞİ Aynı atadan gelindiği için “insanlıkta kardeşlik” Aynı dine inanıldığı için “dinde kardeşlik” Aynı yerde yaşanıldığı için “komşulukta kardeşlik” Müslüman, dinini referans alan kişidir.

23 İNSANLAR (İNSAN OLARAK) BİR TARAĞIN DİŞLERİ GİBİ EŞİTTİR. ● ● Yüce Allah, tüm insanlardan “iman etmelerini” isterken “ırklara göre” değil, “takvaya göre” (Allah korkusu ve imanında üstünlük olup olmadığına göre) imtihan edileceğini bildirmiştir. Bir diğer ifade ile; insanlar ahirette ırklarından değil, imanlarından / davranışlarından hesap verecektir. ● ● Çevremizdeki insanlar doğayı kirletirken, hukuku çiğnerken; dünyanın başka bir köşesinde “ekolojik denge, insan hakları gibi” konularda tüm insanlar için (bizden daha fazla) çalışanları sevmezlik edebilir miyiz? ● ● İnsanların çeşitli ırklarda olması Yüce Allah’ın takdiridir. Biz kim oluyoruz da O’nun takdirini beğenmeyip “ırkçılık” yapacağız. ● ● Müslümanın diğer ırklara bakışı, Yunus Emre’nin değişiyle "Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü“ olmalıdır. ● ● Müslüman, diğer inanç mensuplarına karşı da hoşgörülü olmak zorundadır. Bu hoşgörü, Müslümanlara hor bakan, düşmanlık besleyen, ümmeti bölüp parçalamak isteyenlere “eyvallah” demek değildir… İNSANLIKTA KARDEŞLİK Hz. Muhammed (sav)

24 Müslüman hangi ırk ve ülkeden olursa olsun, diğer Müslümanları “din kardeşi” olarak kabul eder. ÖRNEKLEYELİM ÖLÇÜ; IRK DEĞİL, İMANDIR. Bu duygu Müslümanları “ümmet” (aynı dine inananlar topluluğu) bilincine taşır. Ve İslâm düşmanlarına karşı güç oluşturur… Her bir Müslüman bu kalenin taşları olmalıdır... Müslüman, ateist birini “benim ırkımdan” diye, başka ırktan olan bir Müslümana tercih edemez. Ederse bu ırkçılığın ta kendisi olur. ÖRNEKLEYELİM: Peygamberimiz, “kendi ırkından olmadığı halde” Bilal gibi sahabileri çok severken; kendi ırkından olup Müslüman olmayanlarla (Ebu Cehil gibilerine tavır koymuş veya onlarla) savaşmıştır. ÖLÇÜ; IRK DEĞİL, İMANDIR. ”Irkçılığa davet eden bizden değildir. Irkçılık üzerine savaşan bizden değildir. Irkçılık üzerine ölen de bizden değildir.” Hz. Muhammed (sav) Bir insanın içinde yaşadığı toplumu (akrabasını- komşusunu- milletini) sevmesi / yakınlık duyması, onlarla meşru (günaha dayanmayan) dayanışma içinde bulunması; dince ırkçılık sayılmadığı gibi, teşvikte edilmektedir… İslâm, toplumunun temelini inanç/iman oluşturur. Ortak inanç, bireyleri birbirine bağlayan bir tür çimentodur. İslâm, bu bağı bozan ırkçılığı (insani ilişkilerin ırk temeli üzerine kurulmasını) istemez. Ama bazıları, kendi aşiret ve akrabasından “yamuk olanı” “adam gibi adam olan” dindaşına tercih ederse, bu ırkçılıktır... Bir Müslüman, hangi coğrafyada yaşıyor olursa olsun, çevresindeki zararsız kişileri (ırkı ne olursa olsun) “komşulukta kardeş” bilir. Ona zarar veremez, onu ırkından dolayı küçümseyemez… ”Kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemeyen (kâmil) mümin olamaz.” Hz. Muhammed (sav)

25 KÜRT - TÜRK ● ● Batılı devletlerin bu bölgedeki “sömürgeci saldırıları” Osmanlı Devleti’nin çöküşü ile birlikte yeniden hızlandı. Çünkü, bölgenin yeraltı-yerüstü zenginlikleri çoktu ve coğrafi konum Asya’ya girişin de kapısıydı. ● ● Bölgede değişik ırklara / kabilelere mensup insanların olması, batılıların işlerini kolaylaştırdı… Irkçılık duygularının kabartılması, yerli kabile yöneticilerin bağımsızlık hevesleri Osmanlıyı bitirmeye yetti… Yetti de; batılılar, Anadolu’da Müslümanların yeni bir devlet kurmalarına mani olamadılar… ● ● Türkiye Cumhuriyeti Devleti imparatorluk bakiyesi olarak Anadolu’da yeniden kurulurken, kurucu halkın değişik ırklardan olmuş olması gayet normaldi. Çünkü; bağımsızlık savaşını verenler “ırk” üzerinden değil, “din” üzerinden savaşmışlar ve düşmanı Anadolu’dan kovmuşlardı. ● ● Halkı Müslüman olan ve geçmişinde imparatorluk kurma tecrübesi olan bu yeni devletin (bulunduğu coğrafya itibariyle), ileride batı için tehlike teşkil etmesi kaçınılmazdı. ● ● Bu devletin bölgede etkili olmasının önü nasıl kesilebilirdi? Gayet basit; Türk ve Kürt kimliklerini öne çıkarmak ve bu kimlikler üzerinden iç çatışma çıkarmak… HER TOPLUMDA; BAŞKALARINA HİZMET EDECEK “IRKÇI APTALLAR” BULUNUR.

26 IRKÇI KÜRTLERİN TÜREMESİ ● ● Irkçı Kürtlerin kurduğu PKK denilen örgüt, “ikna etmek-aileleri zorlamak” yollarıyla eleman sayısını artırmış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “Kürt Devleti” kurmak hayalleriyle, “Kürt olmayan Türkiye düşmanlarının lojistik desteğiyle” silahlı eyleme geçmiştir. ● ● PKK, den fazla Kürt çocuğunun ölümüne sebep olurken bir başarı da elde edememiştir… Bölgenin en güçlü devleti Türkiye Cumhuriyeti ve ordusu karşısında başarılı olması söz konusu olamazdı… Bunu PKK’yı kuranlar ve kullanan ülkeler baştan biliyorlardı...Türkiye 30 yıl “içeriyle meşgul” olurken yabancılar Ortadoğu’nun “üzümünü yedi”, Kürt ve Türk çocukları ise “dayak”. Çocuklarımız “öldüler”, kalanlar da yatırıma gitmesi gereken paraların savaşa gitmesi sebebiyle “işsiz” kaldı… İçerdeki bu kavganın 30 yıllık maliyetinin 200 milyar dolar olduğu; hatta, yan zararlarla bu rakamın trilyon dolarlara vardığı söyleniyor. Yazık değil mi bize? Bu paralar yatırıma kullanılsa idi bugün ülkemizde işsiz Türk-Kürt kalır mıydı? Buna; ortak düşmanlarımız “üzüm yedi”, biz ise “dayak yedik” denilmezde ne denir? Bir başka dayak yiyenler de annelerdir. Anadolu’da doğup dağlarda ölen Kürt çocuğu ile Anadolu’da doğup dağlarda ölen asker Türk çocuğunun annesi aynı annedir. Onlar, Müslümandır ve İstiklal savaşına “kınalı kuzu” gönderen “eli öpülesi” yiğitlerdir… Ve onların şimdi gözleri yaşlıdır…

27 KÜRT IRKÇILIĞININ FATURASINI, KÜRT AİLELERİ AĞIR ÖDEMEKTEDİR. O ARTIK BİR PKK’lı Kırsalda (bir ev içinde 8-10 kardeşle) büyüyen Kürt çocuklarına “Türkler bizi ihmal ediyor, kendi devletimizi kuracağız” söylemi, dağa çıkması için yeterli olmaktadır… Eğitimsiz hangi genç maceraya hayır der ki?.. ● ● Dağa çıkan bir gencin eline silah verilmesi, “eğitim” adına atış yaptırılması, çevresinde kendisi gibi dağa çıkmış Kürt kızlarının var olması, yetersizde olsa “bedavadan yemek”… Bundan iyisi can sağlığı. ● ● Onun için dağ, köyden daha kötü değildir. Köyde babasının karılarının azarları vardı, burada kıdemli abilerin azarları… Köyde bir odada 8-10 kişi yatıyordu, dağda da aynı… Ne fark var ki… Köyde takmıyorlardı, dağda ise devlet kuracak asker sayılıyor… ● ● Hele abilerinin kurulacak devletle ilgili “bal sözleri” ne kadar da hoş… Eh! Bu dağlar artık “ondan sorulur(!)”… ● ● Onu besleyenler, ilerleyen günlerde onu da eylem timine alırlar… Artık karanlıklar onun en büyük dostudur; görünmemeli, ölmemeli… ● ● Damarına dokunan bir eylem var ki o günü asla unutamadı… Bir Kürt köyüne gidilmiş, evlerden zorla yiyecek almışlardı. Belki de aynı gün başka bir tim kendi köylerine gitmişti… Zavallı annesi zaten az olan erzakla kışı nasıl çıkaracağını düşünüyor olmalıydı… ● ● Bir defasında da “uyuşturucu” taşımışlardı. Timdeki abilerden biri “Bu eşeğin yükü Avrupa’da bir kamyon dolusu para edermiş” dedi… Vay canına, bizim kebabımız bulgur; o da ancak magarada… İLK GÜNLERSONRAKİ GÜNLER

28 ABD ve KÜRTLERTÜRKİYE’DEDÜNYA’DA ● ● Dağa çıkan Kürt çocukları örgütün ön gördüğü şartlarda yaşarken; yani, ağır iklim şartlarına, yetersiz gıdaya, sağlık tesisi yokluğuna vb. katlanırken, her an bir baskın (bomba) yeme riskiyle ölüm stresini yaşarken, ● ● Binlerce Kürt çocuğu örgüt elemanı olarak “fişlendiği için” veya örgüt baskısından dolayı ovaya inemeyip dağlarda yaşamaya (ölmeye) mahkum edilmişken, BİRİLERİ DE Milletvekili, belediye başkanı, memur-işçi, müteahhit, işadamı konforunu yaşamaktadır. Bitmedi; örgütün “şehir abileri” örgüt için toplanmış paraları yemektedir. Avrupa’da olanların ise; bir eli yağda, bir eli balda… ● ● ABD, Irak’ı işgalden sonrada PKK’yı serbest bırakarak PKK’nın Kuzey Irak’a yerleşmesine imkan sağlamıştır… Bugünkü PKK, varlığını ABD’ye borçludur ve onsuz yaşayamaz… ● ● Türkiye, PKK’nın arkasındaki dış kaynaklı lojistik ve istihbarat desteğini gördü. PKK demek onlar demekti. Batılıların bölgeye yönelik istekleri bitmedikçe PKK Türkiye’de bitirilse bile komşuda bitirmek mümkün olmayacaktı… Batılılar ise gelinen noktada PKK’yı satmaya hazırlanıyorlar… ● ● İsrail lehine Irak’ı işgal edip sıfırlamayı, bunu yaparken de bölge petrollerini eline geçirmeyi kafaya koyan ABD; çeşitli sözler vererek Kuzey Irak Kürt’lerini yanına alıp kullandı... Artık ABD Irak’tan çıkıyor. Daha önce iki kere sattığı Kürtleri üçüncü kere satabilir; malum, ver-al meselesi…

29 IRKÇI KÜRTLERİN YANILDIĞI NOKTA ● ● Tarih boyunca görülmüştür ki, sömürgeci ülkeler bir bölgedeki mevcut çıkarlarını korumak ve yeni çıkarlar elde etmek için daima “bölge müttefikleri” bulmuş, kullanmış ve zamanı gelince de atmışlardır. ● ● ABD’de aynı yolu izleyerek Kürtlere çeşitli zamanlarda çeşitli “elma şekeri” vererek karşılığında petrol almıştır… ABD Irak’tan (üstler bırakıp) çekilmektedir… Kürtlerin şekeri bitmiş, ellerinde “şekerin sapı” kalmıştır. Irak Kürtleri, kuzeyde Türkler ile güneyde Araplarla baş başa kalmaktadır. O Araplar ki işgalin işbirlikçisi olarak Kürtleri görmektedir. ● ● PKK’ya gelince; Türkiye’nin ABD’nin “Irak politikası”na mani olmaması için içte meşgul edilmesi gerekiyordu. En kolay ve ucuz yol olarak PKK’yı kullandılar… Ya sonra? ABD, Türk ordusunu PKK’yı gecede vurabilen lazer silahları ile donattı. Yetmedi; İsrail yapımı “insansız keşif ve imha edici uçak”ların Türkiye’ye verilmesine izin verdi… Yetmedi; PKK en üst yöneticilerini “uyuşturucu baronu” ilan ederek suçlu ilan etti ve yakalanmaları için karar çıkarttı… “Komşu komşunun külüne muhtaçmış” Kürtleri içine düştükleri bu çıkmazdan ancak Türkiye çıkarabilir. Bunu Avrupalı ve Amerikalı biliyor; bilmeyen sadece Kürtler.

30 KUKLALAR PKK KÜRT ÇOCUKLARINI APTAL YERİNE KOYMAYA DEVAM EDİYOR ● ● Devlet kuracağız vaadiyle Kürt çocuklarını dağa çıkartan, başaramayacağını anlayınca da “üniter devlet”ten bahsetmeye başlayan PKK yönetimi, niçin çocukları dağlarda tutuyor? ● ● PKK, dış desteklerini birer birer kaybetmiştir. Arkasında yabancı devlet istihbaratı ve lojistik desteği olmadan fazla yaşayamayacağını bilen PKK yönetimi, niçin çocukları dağlarda tutuyor? BİR ELİ YAĞDA, DİĞER ELİ BALDA OLAN PKK YÖNETİCİLERİ KÜRT ÇOCUKLARINI DAĞLARDA HARCIYORLAR. ● ● PKK yöneticileri Kürt çocuklarını dağdan indirirlerse, arkasına saklanacakları ne kalır? Dava için(!) bazıları harcanabilir… ● ● Son otuz yılın sonunda görülmüştür ki; PKK, bir Kürt örgütü değil bazı (yerli-yabancı) “marksist-ırkçı Kürtlerin” örgütüdür. ● ● Anadolu Kürtlerinin bütünüyle PKK’ya destek vermemiş olmaları PKK yöneticilerini kızdırmış, kızgınlıkları eylemlerine yansımış ve PKK militanları binlerce çoluk- çocuk demeden Kürt öldürmüştür. ● ● PKK’nın bugüne kadar yaptığı “eylem ve propagandalar” kendisinin çok istediği Kürt-Türk çatışmasını doğurmamıştır. PKK ÇOK İSTEDİĞİ TÜRK – KÜRT ÇATIŞMASINI BAŞLATAMADI

31 HATA İKİ TARAFLIDIR IRKÇILIK ZITLARI BESLER ● ● Irkçı yöneticilerin, Doğu-Güneydoğu Anadoluyu vatanın ve milletin bir parçası olarak görmeyip; sadece hırsızların, sapıkların, beceriksizlerin, materyalistlerin “sürgün yeri” olarak yıllarca kullanması… ● ● Irkçı yöneticilerin, yöre insanını “iç düşman” olarak görüp dışlaması - eğitmemesi… ● ● Irkçı yöneticilerin, yöre insanının ana dili “kürtçe”yi sokakta bile konuşmasına yasak getirmesi… ● ● Irkçı ve ateist yöneticilerin, yıllarca açık-gizli din düşmanlığı yaparak dindarları dışlaması, ümmet kardeşliğini “tu kaka” ilan etmesinin yeni nesil üzerindeki seküler etkileri… BU VE BENZERLERİ, KÜRT IRKÇILIĞININ GÜBRESİ OLDU. Bir partinin “Kürt düşmanlığı” üzerinden siyasi rant sağlamaya çalışması, bunu “politikasının omurgası” yapması bir başka hatadır. Bu da bir bölücülüktür. Irkçı Türklerin hataları, Kürtlerin dağa çıkmasına gerekçe olamaz.

32 HADİS ● ● Bir Kürt veya Türk, kendini Müslüman olarak tanımlıyorsa; Ku’rân’ın, “müminler kardeştir” emrine uymak zorundadır. Araya nifak sokanlar, ırkçılık yapanlardır. ● ● Müminlerden birinin diğerine üstünlüğü; ırkından değil, güzel ahlâk, salih amel gibi özelliklerine göredir. ● ● Bize düşen; Kur’ân’ın “kardeşlerinizin arasını düzeltin” emrine uyarak, düşmanlıkları dostluğa çevirmeye çalışmaktır. Zararın neresinden dönülürse kârdır. ÜSTÜN IRK Annemi - babamı ben seçmedim ki ırkımı seçebileyim… Ama; adam olup - olmamayı seçebilirim. BİTİRİRKEN

33 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle... Şubat 2011


"Şubat 2011. Anadolu imparatorlukların, göçlerin ve işgallerin toprağıdır. Bu sebeple; bu coğrafyada saf ırktan bahsetmek mümkün değildir... Türkiye Cumhuriyeti." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları