Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

VAAZ KONUSU: HAK İ K İ MÜM İ NLER K İ MLERD İ R? HAYDAR BEKTAŞOĞLU ADAPAZARI VAİZİ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "VAAZ KONUSU: HAK İ K İ MÜM İ NLER K İ MLERD İ R? HAYDAR BEKTAŞOĞLU ADAPAZARI VAİZİ."— Sunum transkripti:

1 VAAZ KONUSU: HAK İ K İ MÜM İ NLER K İ MLERD İ R? HAYDAR BEKTAŞOĞLU ADAPAZARI VAİZİ

2 VAAZIN SUNUMU: “Mümin” iman kelimesinden türemiştir. İman kelime olarak tasdik etmek, bir şeye kesin olarak inanmak demektir. Mümin ise Allah’a ve Hz. Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp, kabul ve tasdik eden kimseye denir. İman esaslarına inanan kişi mümindir. Ancak, bir kişinin hakiki bir mümin, yani kâmil manada mümin olabilmesi için bu iman esaslarının gereklerini yerine getirmesi gerekir.

3 Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de: لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” Tin,4: ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ “Sonra da onu (kendi kıymetini bilmediği için) aşağıların aşağısına çevirdik”. Tin,5 إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ “Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır.” Tin,6 buyurmaktadır.

4 Ayet-i kerimelerde buyuruluğu üzere, en mükemmel şekilde yaratılan insanoğlu dünyaya imtihan için gönderilmiş, imtihan için gönderildiği dünyada başıboş bırakılmamıştır. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.s)’e kadar gönderilen bütün peygamberler insanlarla Allah (c.c.) arasında elçilik görevini yapmışlar ve Allah’ın insanlara bildirilmesini emrettiği hükümleri onlara bildirmişler ve bu hükümleri pratiğe yansıtan model şahsiyetler olmuşlardır. Zira hakiki mümin olabilmenin yolu Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerimde bildirdikleriyle amel etmek ve son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.s.)’ i örnek almak, eylem ve davranışları Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına göre belirlemekle mümkün olacağı bir hakikattir. Ayet-i kerimelerde buyuruluğu üzere, en mükemmel şekilde yaratılan insanoğlu dünyaya imtihan için gönderilmiş, imtihan için gönderildiği dünyada başıboş bırakılmamıştır. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.s)’e kadar gönderilen bütün peygamberler insanlarla Allah (c.c.) arasında elçilik görevini yapmışlar ve Allah’ın insanlara bildirilmesini emrettiği hükümleri onlara bildirmişler ve bu hükümleri pratiğe yansıtan model şahsiyetler olmuşlardır. Zira hakiki mümin olabilmenin yolu Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerimde bildirdikleriyle amel etmek ve son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.s.)’ i örnek almak, eylem ve davranışları Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına göre belirlemekle mümkün olacağı bir hakikattir.

5 İnsan, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olması itibariyle, O'nun bütün isim ve sıfatlarına mazhar olan özellikleri, kendinde toplaması neticesinde hakiki mümin, insan-ı kamil olabilir. Azizüddin Nesefî, “Hakiki mümin, iyi söz, iyi hareket, iyi ahlak ve iyi bilgide tam olandır.” der. Hakiki mümin olmanın yolu, insanın kendisini tanımasından, mükemmel bir varlık olarak yaratıldı ğ ını (Tin:4)bilmesinden geçer. Bu yüzden : مَن عَرَفَ نَفْسَهُ فقَد عَرَفَ ربّهُ "Kendini bilen Rabbini bilir" ifadesinin kullanımı yaygındır. Hacı Bayram Velî'nin şu kıt'ası bu anlamdadır. Bilmek istersen seni Can içre ara anı Geç canından bul anı Sen seni bil, sen seni İnsan, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olması itibariyle, O'nun bütün isim ve sıfatlarına mazhar olan özellikleri, kendinde toplaması neticesinde hakiki mümin, insan-ı kamil olabilir. Azizüddin Nesefî, “Hakiki mümin, iyi söz, iyi hareket, iyi ahlak ve iyi bilgide tam olandır.” der. Hakiki mümin olmanın yolu, insanın kendisini tanımasından, mükemmel bir varlık olarak yaratıldı ğ ını (Tin:4)bilmesinden geçer. Bu yüzden : مَن عَرَفَ نَفْسَهُ فقَد عَرَفَ ربّهُ "Kendini bilen Rabbini bilir" ifadesinin kullanımı yaygındır. Hacı Bayram Velî'nin şu kıt'ası bu anlamdadır. Bilmek istersen seni Can içre ara anı Geç canından bul anı Sen seni bil, sen seni

6 Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler geniş bir şekilde bizlere müminin üzerinde bulunması gereken vasıfları anlatmaktadır. Biz burada Ku’an ve sünnet ışığı altında hakiki, kâmil bir mü'min nasıl olunur? Hakiki müminin özellikleri nelerdir? Bunlardan bazılarını arz etmeye çalışalım. Öncelikle şunu bilmeliyiz: Kamil mü'min denilince bütün kusur ve hatalardan arınmış, bir insan hatıra gelmemelidir. İslam'da la-yuhtilik (günahsızlık/hatasızlık) ilkesi yoktur. Doğuştan gelen bir günah ve suçluluk da yoktur. İnsan elbette hata ve günahtan salim olamaz. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler geniş bir şekilde bizlere müminin üzerinde bulunması gereken vasıfları anlatmaktadır. Biz burada Ku’an ve sünnet ışığı altında hakiki, kâmil bir mü'min nasıl olunur? Hakiki müminin özellikleri nelerdir? Bunlardan bazılarını arz etmeye çalışalım. Öncelikle şunu bilmeliyiz: Kamil mü'min denilince bütün kusur ve hatalardan arınmış, bir insan hatıra gelmemelidir. İslam'da la-yuhtilik (günahsızlık/hatasızlık) ilkesi yoktur. Doğuştan gelen bir günah ve suçluluk da yoktur. İnsan elbette hata ve günahtan salim olamaz.

7 Ama bununla birlikte hakiki mü'min Kur'an'daki: أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً " Sizi boş yere mi (abes) yarattığımızı sanıyorsunuz? " Müminun,115 أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى "İnsanoğlu başıboş salıverileceğini mi zannediyor?" Kıyame,36 ayetlerinde ifade edilen yaratılış sırrının cevabını : وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ "Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım" Zariyat, 56 ayetinde bulmaktadır.

8 1-ALLAH İ LE İ L İŞ K İ LER İ NDE: Hakiki bir mü'mi'nin Allah ile ilişkilerindeki en önemli özelliği ÎMAN, İHSAN, TESLİMİYET, TEVEKKÜL ŞÜKÜRDÜR ve SABIRDIR. Îmanın iki boyutu vardır : a) Marifet ve muhabbet. Yani Allah'ı önce esma ve sıfatlarıyla tanımak, ardından O'nun sayısız nîmet ve ihsanlarını görüp O’nu sevmektir. b) İhsan :Peygamber efendimiz(s.a.s)’in buyurduğu üzere أَنْ تَعْبُدَ اللَّه كَأَنَّكَ تَراهُ فإِنْ لَمْ تَكُنْ تَراهُ فإِنَّهُ يَراكَ. “ İ hsan, Allah’a onu görüyormu ş sun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” Müslim, Îmân 1 duygusuyla bağlanıp görüyormuş gibi kulluk etmek, O'na güvenmek ve teslim olmaktır. O'ndan gelecek her şeye rıza göstermektir. Emirlerine boyun eğmektir. b) İhsan :Peygamber efendimiz(s.a.s)’in buyurduğu üzere أَنْ تَعْبُدَ اللَّه كَأَنَّكَ تَراهُ فإِنْ لَمْ تَكُنْ تَراهُ فإِنَّهُ يَراكَ. “ İ hsan, Allah’a onu görüyormu ş sun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” Müslim, Îmân 1 duygusuyla bağlanıp görüyormuş gibi kulluk etmek, O'na güvenmek ve teslim olmaktır. O'ndan gelecek her şeye rıza göstermektir. Emirlerine boyun eğmektir. BİR İNSANIN HAKİKİ BİR MÜ'MİN OLUP OLMADIĞINI ANLAMAK İÇİN ONUN ALLAH İLE, İNSANLARLA, DÜNYA VE EŞYA İLE İLİŞKİLERİNDEKİ ŞU ÖZELLİKLERİNE BAKMAK GEREKİR:

9 c) TEVEKKÜL VE TESLİMİYET Allah'a güvenmektir. Rıza, tabiattaki ilahî kanunlar gerçekleşirken itiraz etmemek, sızlanmamaktır. Kulun Allah'tan, Allah'ın kuldan razı olması demektir, işi kolaylıkla kabullenmek demektir. Cana cefa kıl Ya Vefâ! Kahrın da hoş, lutfun da hoş. Ya dert gönder ya da deva, Kahrın da hoş, lutfun da hoş. Rabia Adeviyye: "Allah'ın nimeti kadar musibeti de kulu memnun edince rızanın gerçekleşeceğini" söyler. d) ŞÜKÜR, ihsanda bulunanın nimetini O'na boyun eğerek i'tiraf etmektir. Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur. Şükür kulda itmi'nan meydana getirdiği gibi ni'metin artmasına da sebep olur. Nitekim Allah Teala: وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ " Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: Şükrederseniz nimetimi artırırım. Nankörlük ederseniz benim azabım çok şiddetlidir“ İbrahim, 7 buyurur. Şükür dil, organlar ve kalb ile olur. Dille şükür, kulluk bilinciyle ni'meti ilahiyyeyi itirafıdır. Organlarla şükür, organları gösterilen istikamette kullanmaktır. Kalb ile şükür; kalb gözüyle nimeti vereni görmektir. Şükür ve rızayı e) Sabır ile desteklemek gerekir.

10 Allah ile ilişkinin bir boyutunu model şahsiyet sayılan Hz. Peygamber ile ilişkiler teşkil etmektedir. Çünkü Allah Teala, sevgisine mazhar olmayı Peygamberini ittiba şartına ba ğ lamış قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ "De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı ba ğ ışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve ba ğ ışlayıcıdır." Al-i İmran, 31 Peygamberin emretti ğ i her şeyi alıp uygulamayı; sakındırdı ğ ı her şeyden uzaklaşmayı emretmiş, وَمَا آتَاكُمُالرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا

11 "Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir." Haşr,7 Peygambere itaati kendine itaata denk saymıştır. مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا "Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmi ş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik." Nisa, 80 Bu itibarla peygamberine îman ve ona gönülden bağlılık olmadan, Allah'a hakiki manda kemal gerçekleşmez. Peygambersiz bir dîn, rehbersiz bir dini hayat düşünülemez.

12 2- İ NSANLARLA İ L İŞ K İ LER Müminin diğer bir anlamı “güven vermek, emniyetli kılmaktır”. a)-Hakiki mümin EMN İ YET VE GÜVEN insanıdır. Ondan hiç kimseye zarar gelmez. Ona insanlar ailelerini, mallarını gözü arkada kalmadan emanet edebilirler. Peygamberimiz; ألمسلم من سلم المسلمون من لسانه ويده والمؤمن من أمنه الناس على دمائهم وأموالهم “Müslüman diğer müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mümin de halkın can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir” Tirmizi, İman, 12 buyurmuştur.

13 b) Hakiki bir mü'minin insanlarla ili ş kilerinde en önemli özelli ğ i ADALET VE İ HSANDIR.* Adalet; hakkı gözeterek denge ile hareket etmek, ihsan ise ziyadesini yapmaktır. İnsanın çevresindeki insanlara karşı iyilik yapması, her türlü hayâsızlık ve kötülükten uzaklaşması sosyal hayatın gereğidir. Yüce Allah (c.c.): إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ "Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir." (Nahl, 16/90) Edeb: Bütün hayır ve meziyetlerin toplamıdır. Utanılacak tavır ve davranışlardan uzak durmak demektir.

14 c)-Hakiki Mümin HERKESLE ÜLFET EDER, GÜZEL GEÇİNİR, herkes de onla ülfet eder. Mümin insanlara karşı sıcak ve yumuşak davranır. Meşekkatlare, ezalara sabreder, hemen mukabele etmez, affeder. Onun için onunla geçinmek çok kolaydır, kavgacı ve gürültücü değildir. Allah’u Teala: الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ “Onlar darlıkta da bollukta da Allah yolunda harcar, öfkelerini yenerler, insanları affederler, Allah iyilik yapanları sever” Al-i İmran, 134 buyurur. Peygamberimiz (s.a.s.):

15 عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ وَمَا زَادَ اللَّهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ إِلَّا عِزًّا وَمَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ لِلَّهِ إِلَّا رَفَعَهُ اللَّهُ "Sadaka, maldan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, başkalarını affetmesi sebebiyle bir kulun ancak izzetini artırır. Kendisi için tevazu gösteren kimseyi de Allah mutlaka yükseltir."(Müslim, Bir, 4689) عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ "Pehlivan, insanları güreşte yenen değildir, bilakis, hiddet anında kendisini zabteden ve iradesine sahip olandır."(Buhari, Edeb, 56) Müslim, Bir, 46

16 d)-Hakiki mümin AHDE VEFA gösteren kişidir.* Ahde vefa, verilen sözü tutmak, yapılan sözleşmeye uymaktır. Mümin hem Allah'a hem de insanlara verdiği söze riayet eder. Ahde vefa, insanı yücelten meziyetlerden biridir. Toplumda güvenin oluşması ve insanların birbirine güvenerek çeşitli teşebbüslerde bulunabilmeleri, borç ve yükümlülük altına girebilmeleri ve böylece iktisadî canlılığın sağlanması insanlar arasında ahde vefa şuurunun gelişmesi ve yerleşmesine bağlıdır. Dinimiz diğer ahlakî meziyetlerin yanında buna da gereken önemi vermiştir. Yüce Allah Müminun suresinin ilk dokuz âyetinde kurtuluşa eren müminlerin niteliklerini bildirmektedir. Bu niteliklerden biri de onların emanetlere ve verdikleri sözlere riayet etmeleridir. وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ "O müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler" (Mü’minûn 23/8) d)-Hakiki mümin AHDE VEFA gösteren kişidir.* Ahde vefa, verilen sözü tutmak, yapılan sözleşmeye uymaktır. Mümin hem Allah'a hem de insanlara verdiği söze riayet eder. Ahde vefa, insanı yücelten meziyetlerden biridir. Toplumda güvenin oluşması ve insanların birbirine güvenerek çeşitli teşebbüslerde bulunabilmeleri, borç ve yükümlülük altına girebilmeleri ve böylece iktisadî canlılığın sağlanması insanlar arasında ahde vefa şuurunun gelişmesi ve yerleşmesine bağlıdır. Dinimiz diğer ahlakî meziyetlerin yanında buna da gereken önemi vermiştir. Yüce Allah Müminun suresinin ilk dokuz âyetinde kurtuluşa eren müminlerin niteliklerini bildirmektedir. Bu niteliklerden biri de onların emanetlere ve verdikleri sözlere riayet etmeleridir. وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ "O müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler" (Mü’minûn 23/8)

17 إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا “Muhakkak ki sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların eli üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde, vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” Fetih, 10 وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولاً…… “... Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.” (İsra: 34) إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا “Muhakkak ki sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların eli üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde, vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” Fetih, 10 وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولاً…… “... Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.” (İsra: 34)

18 Bu ayetlere göre ahdi bozmak haramdır. Her şeyin bozulduğu, nefis, şahsî görüş ve menfaatlerin ön plâna çıkarıldığı zamanımızda kişiler, söz vermenin ve ahde vefanın dînî bir vecibe ve Müslüman’ın en belirgin sıfatı olduğunu kavrayamamanın perişanlığı içerisindeler. Verilen sözün bir akit ve akdi bozmanın da münafıklıktan bir alamet olduğu çok iyi bilinmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s): “Dört şey kimde bulunursa, o kişi, halis münafık olur. Kimde bunlardan biri bulunursa, onu bırakana kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet kalmış olur: Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder, bir şey söylediği zaman yalan söyler, ahitleşince sözünde durmaz, (bir kimse ile) hasımlaşınca haktan ayrılır.” (Buhârî c. 1, s. 14; Müslim c. 1, s. 56). Bu ayetlere göre ahdi bozmak haramdır. Her şeyin bozulduğu, nefis, şahsî görüş ve menfaatlerin ön plâna çıkarıldığı zamanımızda kişiler, söz vermenin ve ahde vefanın dînî bir vecibe ve Müslüman’ın en belirgin sıfatı olduğunu kavrayamamanın perişanlığı içerisindeler. Verilen sözün bir akit ve akdi bozmanın da münafıklıktan bir alamet olduğu çok iyi bilinmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s): “Dört şey kimde bulunursa, o kişi, halis münafık olur. Kimde bunlardan biri bulunursa, onu bırakana kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet kalmış olur: Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder, bir şey söylediği zaman yalan söyler, ahitleşince sözünde durmaz, (bir kimse ile) hasımlaşınca haktan ayrılır.” (Buhârî c. 1, s. 14; Müslim c. 1, s. 56).

19 e)- Hakiki mümin ba ş kalarına ACIYAN, MERHAMET EDEN insandır*. Mümin merhametli insandır. Allah insanların merhametli olmalarını ve birbirlerine merhamet tavsiye etmelerini istemektedir: ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذينَ امَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ اُولئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ “Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.(Amel defteri sağdan verilecek kimselerdir)” (Beled 90/ 17-18). Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler." Tirmizi, Birr 25/16 (IV, 342). «مَن لا يَرْحمْ لا يُرْحَمْ» merhamet etmeyene merhamet olunmaz

20 Yüce dinimzi İslam, sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olmayı bizlere öğretmiştir. Peygamber Efendimizin: "Haksız olarak bir serçeyi öldürenden, Cenab-ı Hak kıyâmet gününde hesap soracaktır.” Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 357; 2,371, “Kuşların yuvalarını bozmayın, yumurta ve yavrularını almayın” Buhâri, Zebâih,13; şeklindeki emirleri bunun en açık ifadesidir. Bir gün peygamberimiz etrafında oturanlara diğer canlılara merhametle alakalı şu hikayesi de manidardır: “Yolda gitmekte olan birinin susuzluğu arttı. Hemen bir kuyuya inip suyundan içti. Çıkınca, susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaştı. Adam kendi kendine, 'bu hayvan da benim gibi susamış' deyip kuyuya indi. Papucunu su doldurdu, ağzıyla tutup yukarı taşıdı ve köpeğe sundu. Bundan dolayı Allah bu kulunu övdü ve günahlarını bağışladı." Bunun üzerine arkadaşları:“Hayvanları sulamakta bize de sevap var mıdır?' diye sorduklarında Rasulullah şöyle cevap verdi: "Yaşamakta olan her canlıya merhamet edip onları sulamakta sevap vardır." Müslim, Tevbe, 155, Selam, 41

21 f) -Hakiki mimin toplum içinde insanı ahlakî açıdan yaralayacak ve başkaları nezdinde küçültecek, DEDİKODU, GIYBET, SÜ-İ ZANN, NEMİME, İFTİRA, İSTİHZA gibi ahlakî marazlardan uzak duran kişidir. Kardeşlik duygularını zedeleyecek, birlik ve beraberliği bozacak tavırlardan kaçınan kimsedir. Yüce Allah (c.c.): يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” Hucurat, 12 f) -Hakiki mimin toplum içinde insanı ahlakî açıdan yaralayacak ve başkaları nezdinde küçültecek, DEDİKODU, GIYBET, SÜ-İ ZANN, NEMİME, İFTİRA, İSTİHZA gibi ahlakî marazlardan uzak duran kişidir. Kardeşlik duygularını zedeleyecek, birlik ve beraberliği bozacak tavırlardan kaçınan kimsedir. Yüce Allah (c.c.): يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” Hucurat, 12

22 Başka bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk: وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُّبِينًا “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” Ahzab, 58 Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu konuda şöyle buyurarak bizleri uyarmaktadır: : قال رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « لا تَحاسدُوا ولا تناجشُوا ولا تَباغَضُوا ولا تَدابرُوا ولا يبِعْ بعْضُكُمْ عَلَى بيْعِ بعْضٍ ، وكُونُوا عِبادَ اللَّه إِخْواناً. المُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِم لا يَظلِمُه ولا يَحْقِرُهُ ولا يَخْذُلُهُ. التَّقْوَى هَاهُنا ويُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ ثَلاَثَ مرَّاتٍ بِحسْبِ امْرِيءٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِر أَخاهُ المسلم. كُلَّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حرامٌ دمُهُ ومالُهُ وعِرْضُهُ » رواه مسلم. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

23 “Birbirinizle hasetleşmeyiniz. Almayacağınız bir malın fiyatını müşteri kızıştırmak için artırmayınız. Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz. Birinizin satışı üzerine başka biriniz satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları, böylelikle kardeş olunuz. Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez. –Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek buyurdular ki– Takvâ buradadır. Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, bir kimseye şer olarak yeter. Her müslümanın kanı, malı ve ırzı, başka müslümana haramdır.” Müslim, Birr 32. Başka bir hadis-i şerifte Allah Resulü «إِنَّ الله لا يَنْظُرُ إِلى أَجْسامِكْم ، وَلا إِلى صُوَرِكُمْ ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعمالِكُمْ » “Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize bakar.” Müslim, Birr 33. buyurmaktadır

24 g)-Hakiki mümin ALIŞ-VERİŞTE, ÖLÇÜDE TARTIDA KUL HAKKI YEMEKTEN ÇOK KORKAN KİŞİDİR* İnsan ilişkilerinde dürüstlük esastır. Doğruluk ve dürüstlük İslam ahlak anlayışında imandan sonra gelen en önemli bir erdemdir. Sağlıklı bir toplum yapısının da temel taşını oluşturur. Ekonomik ve toplumsal hayatın devamı ve verimliliği, insanların birbirine karşı güvenine bağlıdır. Ölçtüğünü eksik ölçen, tarttığını eksik tartan, malın gerçek fiyatını söylemeyen, konuştuğu zaman yalan söyleyen, sır tutmasını bilmeyen, yetimlerin malını yiyen insanlar bu davranışlarını Müslümanlıkla nasıl bağdaştırabilirler? Bunlara dürüst insan denilebilir mi? Alışverişlerimizde de her türlü aldatma ve hileden uzak durmak İslam ahlakının hakiki mümin olmanın gereğidir.

25 Yüce Allah (c.c.): وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ {1} الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَىالنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ {2} وَإِذَاكَالُوهُمْ أَووَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ {3} أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ {4} لِيَوْمٍ عَظِيمٍ {5} يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ {6( 1- Eksik ölçüp tartanların vay haline! 2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler. 3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. 4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı? 5- Büyük bir gün için. 6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rablerinin huzurunda divan duracaklar. (Mutaffifin, 83/1-6) Yüce Allah (c.c.): وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ {1} الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَىالنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ {2} وَإِذَاكَالُوهُمْ أَووَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ {3} أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ {4} لِيَوْمٍ عَظِيمٍ {5} يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ {6( 1- Eksik ölçüp tartanların vay haline! 2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler. 3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. 4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı? 5- Büyük bir gün için. 6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rablerinin huzurunda divan duracaklar. (Mutaffifin, 83/1-6)

26 وَيَا قَوْمِ أَوْفُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُواْ النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ “ Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı tam dengeli yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak kötülük etmeyin! (Hud, 11/85) عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ ‏‏ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّي ‏. Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine: - Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi: - Ey Allah'ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz: "O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan benden değildir" buyurdu. (Müslim, İman, 43) وَيَا قَوْمِ أَوْفُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُواْ النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ “ Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı tam dengeli yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak kötülük etmeyin! (Hud, 11/85) عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ ‏‏ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّي ‏. Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine: - Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi: - Ey Allah'ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz: "O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan benden değildir" buyurdu. (Müslim, İman, 43)

27 عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صعلم) قَالَ ‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏‏ ‏. “Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasbetmiş olduğu için, kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur (Müslim, İman, 63/372) Kul hakkı yeme korkusu, vasıflı dindarı titretir. Daima üç kuruş az kazanmaya razıdır. Gönül kırmaktan hep uzak durmaya çalışır. Bağışlanması çok zor olan kul hakkını yemektense, az kazanca gönüllüdür. Hakiki mümin dosdoğru davranan adamdır. Çünkü o, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" (Hud, 112) emrini Rabbinden alınca, '"Bu sûre beni ihtiyarlattı!" ( Tirmizi, Tefsir, sure 56) buyuran Yüce Resûl’ün bağlısıdır. عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صعلم) قَالَ ‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏‏ ‏. “Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasbetmiş olduğu için, kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur (Müslim, İman, 63/372) Kul hakkı yeme korkusu, vasıflı dindarı titretir. Daima üç kuruş az kazanmaya razıdır. Gönül kırmaktan hep uzak durmaya çalışır. Bağışlanması çok zor olan kul hakkını yemektense, az kazanca gönüllüdür. Hakiki mümin dosdoğru davranan adamdır. Çünkü o, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" (Hud, 112) emrini Rabbinden alınca, '"Bu sûre beni ihtiyarlattı!" ( Tirmizi, Tefsir, sure 56) buyuran Yüce Resûl’ün bağlısıdır.

28 Konumuzla alakalı yaşanmış şöyle bir hadise anlatılır: 70 yıl önce, küçük ve yemyeşil bir Anadolu şehrine genç bir hakim tayin edilir. Şehrin eşrafından bir ticaret adamı, bu genç hakimi evine yemeye çağırır. Güzel bir gündür. Evlerin geniş bahçelerini dolduran meyve ağaçlarının dalları sokağa kadar sarkmaktadır. Bu güzel meyvelerden birine uzanan hakim, bu gün görmüş vasıflı Müslüman’dan şu çok nezih ikazı alır: - Hakim Bey bu bahçe bize ait değildir. Bizimkisi iki bahçe sonradır... Hakim Bey elini çekiverir. Yüzü hafifçe kızarır ama bu uyarı üslûbuna da hayran kalır. Yarım asır sonra der ki: - Meslek hayatımın ilk gerçek ve uygulamalı hukuk dersini bu Zat'tan aldım ve asla bir daha unutmadım...

29 h)-Hakiki bir Müslüman KOMŞUSU İLE İYİ GEÇİNEN insandır* Komşuların birbirleri üzerinde çok yönlü hakları vardır; bu haklar ödenmeli, asla ihlal edilmemelidir. Komşularla iyi geçinmeli, onlara zarar vermemeli, sevinç ve kederlerine ortak olunmalıdır. Yoksul komşusunu gözetmek, maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması için çaba göstermek, varlıklı komşuların görevidir. Müslüman bir kişinin komşusuyla iyi geçinmesi, onun iyi bir iman ve güzel bir ahlaka sahip olduğunun göstergesidir. Nisâ sûresinin 36. âyetinde iyilik yapılması gerekenler arasında komşular da sayılmaktadır:

30 وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورً “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” en-Nisâ 4/36 Sevgili peygamberimiz de değişik boyutlarıyla komşuluk hukukunun önemine şöyle işaret etmişlerdir: - وعن ابنِ عمرَ وعائشةَ رضي اللَّه عنهما قَالا : قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: « مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالجارِ حتَّى ظَنَنتُ أَنَّهُ سيُوَرِّثُهُ » متفقٌ عليه. İbni Ömer ve Âişe radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım. ” Buhârî, Edeb 28; وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورً “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” en-Nisâ 4/36 Sevgili peygamberimiz de değişik boyutlarıyla komşuluk hukukunun önemine şöyle işaret etmişlerdir: - وعن ابنِ عمرَ وعائشةَ رضي اللَّه عنهما قَالا : قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: « مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالجارِ حتَّى ظَنَنتُ أَنَّهُ سيُوَرِّثُهُ » متفقٌ عليه. İbni Ömer ve Âişe radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım. ” Buhârî, Edeb 28;

31 ” “- وعن أبي هريرة رضي اللَّه عنه أَن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « واللَّهِ لا يُؤْمِنُ ، واللَّهِ لا يُؤْمِنُ ، » قِيلَ : منْ يا رسولَ اللَّهِ ؟ قال : « الَّذي : لا يأْمنُ جارُهُ بَوَائِقَهُ، متفق عليه. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sav): “Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz” buyurdu. Sahâbîler: Kim imân etmiş olmaz, yâ Resûlallah? diye sordular. “Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse!” buyurdu. Buhârî, Edeb 28; Müslim, Birr 140

32 Yine Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: وعنه أَن رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ باللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ، فَلا يُؤْذِ جَارَهُ ، وَمَنْ كَان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيَوْمِ الآخرِ ، فَلْيكرِمْ ضَيْفهُ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمنُ بِاللَّهِ وَالْيومِ الآخِرِ ، فَلْيَقُلْ خَيْراً أَوْ لِيَسْكُتْ » متفقٌ عليه. “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!” Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, 85, Rikak 23 واحسن جوار من جاورك تكن مسلما "Komşularına iyi komşuluk et ki gerçek Müslüman olasın." Buhârî, Nikâh 80, Yine Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: وعنه أَن رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ باللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ، فَلا يُؤْذِ جَارَهُ ، وَمَنْ كَان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيَوْمِ الآخرِ ، فَلْيكرِمْ ضَيْفهُ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمنُ بِاللَّهِ وَالْيومِ الآخِرِ ، فَلْيَقُلْ خَيْراً أَوْ لِيَسْكُتْ » متفقٌ عليه. “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!” Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, 85, Rikak 23 واحسن جوار من جاورك تكن مسلما "Komşularına iyi komşuluk et ki gerçek Müslüman olasın." Buhârî, Nikâh 80,

33 Sevgili Peygamberimiz (a.s.): لا يستقيم ايمان عبد حتى يستقيم قلبه و لا يستقيم قلبه حتى يستقيم لسانه و لا يدخل رجل الجنة لايامن جاره بوائقه "Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz. Komşusu zararlarından emin olmadıkça kişi cennete giremez" buyurmuştur. Ahmed b. Hanbel, III, 198.

34 3-DÜNYA İ LE İ L İŞ K İ LER İ NDE a)-Hakiki mümin için DÜNYA BİR ARAÇTIR. Çoğu zaman insanı aldatmaya yönelik tuzakları eksik olmaz. Nitekim Kur'an'da bununla ilgili pek çok ayet vardır. قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى وَلاَ تُظْلَمُونَ فَتِيلاً "De ki: Dünya metaı azdır. Takva sahipleri için ahiret daha hayırlıdır." (Nisa, 4/77) Ayet-i kerimede: وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلاً "Rabbinin adını an ve her şeyi bırakıp O'na yönel!" (Müzzemmil, 73/8) buyurulmaktadır.

35 اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ “Bilin ki, dünya hayati oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayati ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.” (Hadid, 57/20) اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ “Bilin ki, dünya hayati oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayati ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.” (Hadid, 57/20)

36 عن أبي العباس سهل بن سعد الساعدي رضي الله عنه ، قال : جاء رجل إلى النبي صلى الله عليه وسلم ، فقال : يا رسول الله ! دلني على عمل إذا عملته أحبني الله وأحبني الناس ؛ فقال : ( ازهد في الدنيا يحبك الله ، وازهد فيما عند الناس يحبك الناس ) Peygamber Efendimiz (s.a.s) hakiki mümin olup Allah’ın sevgisini kazanmanın bir yolunu da şu şekilde anlatır: ‏"‏ ‏.‏ Ebu'l Abbas Sehl b. Sa'd es- Saidî'den (r.a) nakledildiğine göre şöyle demiştir; Hz. Peygamber'e (s.a.v) bir adam geldi ve şöyle dedi: - Ey Allah'ın Rasulü, bana bir amel söyle, onu yaptığım zaman beni hem Allah hem de insanlar sevsin. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): - "Dünyaya kıymet verme, Allah seni sevsin. İnsanların yanında bulunana kıymet verme, insanlar seni sevsin" buyurdu. (Sünen-i İbn Mâce, Zühd, 1/4241) عن أبي العباس سهل بن سعد الساعدي رضي الله عنه ، قال : جاء رجل إلى النبي صلى الله عليه وسلم ، فقال : يا رسول الله ! دلني على عمل إذا عملته أحبني الله وأحبني الناس ؛ فقال : ( ازهد في الدنيا يحبك الله ، وازهد فيما عند الناس يحبك الناس ) Peygamber Efendimiz (s.a.s) hakiki mümin olup Allah’ın sevgisini kazanmanın bir yolunu da şu şekilde anlatır: ‏"‏ ‏.‏ Ebu'l Abbas Sehl b. Sa'd es- Saidî'den (r.a) nakledildiğine göre şöyle demiştir; Hz. Peygamber'e (s.a.v) bir adam geldi ve şöyle dedi: - Ey Allah'ın Rasulü, bana bir amel söyle, onu yaptığım zaman beni hem Allah hem de insanlar sevsin. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): - "Dünyaya kıymet verme, Allah seni sevsin. İnsanların yanında bulunana kıymet verme, insanlar seni sevsin" buyurdu. (Sünen-i İbn Mâce, Zühd, 1/4241)

37 Dünyaya dalmamalı, ukbaya hazırlıkta aldanmamalı, varlığa sevinmemeli, gönlü gerçek sahibine açmalıdır. Mal içinde yüzse bile mal sevgisini gönlüne bulaştırmamalıdır Ne varlığa sevinirim, Ne yokluğa yerinirim. Aşkın ile avunurum, Bana Seni gerek Seni. (Yunus Emre) anlayışı ile yaşamalı Kamil mü'min herkes gibi umumi hayata karışacak, kendisinin, aile efradının ve başkalarının işlerini görmeye çalışacak ve Allah takdir etmişse zengin de olacak. Mal da can gibi emanettir. Emaneti en iyi biçimde kullanmak ise ibadettir. Mal sahibi, mülk sahibi Hani bunun ilk sahibi Mal da yalan mülk de yalan Var git biraz da sen oyalan

38 b)-Hakiki mümin hata yaptığında Allah’tan ve kullardan hemen özür dilemesini bilen insandır* وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُواْ أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُواْ اللّهَ فَاسْتَغْفَرُواْ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ وَلَمْ يُصِرُّواْ عَلَى مَا فَعَلُواْ وَهُمْ يَعْلَمُونَ Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. (Al-i İmran, 3/135)

39 Peygamber Efendimiz: ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ # مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ ﻷخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ َ يَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ “Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, (Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine, yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa,)dinar ve dirhemin bulunmadığı (altın ve gümüşün geçmediği) hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde o gün,- salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde (yaptığı haksızlık ölçüsünde)- kendinden alınır. Eğer hasenatı (iyiliği) yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir”." [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).] buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz: ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ # مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ ﻷخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ َ يَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ “Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, (Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine, yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa,)dinar ve dirhemin bulunmadığı (altın ve gümüşün geçmediği) hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde o gün,- salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde (yaptığı haksızlık ölçüsünde)- kendinden alınır. Eğer hasenatı (iyiliği) yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir”." [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).] buyurmaktadır.

40 ÖZET   BİR İNSANIN HAKİKİ BİR MÜ'MİN OLUP OLMADIĞINI ANLAMAK İÇİN ONUN ALLAH İLE, İNSANLARLA, DÜNYA VE EŞYA İLE İLİŞKİLERİNDEKİ ŞU ÖZELLİKLERİNE BAKMAK GEREKİR:   1-ALLAH İLE İLİŞKİLERİNDE:   Hakiki bir mü'mi'nin Allah ile ilişkilerindeki en önemli özelliği ÎMAN, İHSAN, TESLİMİYET, TEVEKKÜL ŞÜKÜRDÜR ve SABIRDIR.   2-İNSANLARLA İLİŞKİLER   a)-Hakiki mümin EMNİYET VE GÜVEN insanıdır. Ondan hiç kimseye zarar gelmez.   b) Hakiki bir mü'minin insanlarla ilişkilerinde en önemli özelliği ADALET VE İHSANDIR.   c)-Hakiki Mümin HERKESLE ÜLFET EDER, GÜZEL GEÇİNİR, herkes de onla ülfet eder. Mümin insanlara karşı sıcak ve yumuşak davranır. Meşekkatlare, ezalara sabreder, hemen mukabele etmez, affeder. Onun için onunla geçinmek çok kolaydır, kavgacı ve gürültücü değildir.

41   d)-Hakiki mümin AHDE VEFA gösteren kişidir.   e)- Hakiki mümin başkalarına ACIYAN, MERHAMET EDEN insandır.   f) -Hakiki mimin toplum içinde insanı ahlakî açıdan yaralayacak ve başkaları nezdinde küçültecek, DEDİKODU, GIYBET, SÜ-İ ZANN, NEMİME, İFTİRA, İSTİHZA gibi ahlakî marazlardan uzak duran kişidir. Kardeşlik duygularını zedeleyecek, birlik ve beraberliği bozacak tavırlardan kaçınan kimsedir.   g)-Hakiki mümin ALIŞ-VERİŞTE, ÖLÇÜDE TARTIDA KUL HAKKI YEMEKTEN ÇOK KORKAN KİŞİDİR*   h)-Hakiki bir Müslüman KOMŞUSU İLE İYİ GEÇİNEN insandır.

42   3-DÜNYA İLE İLİŞKİLERİNDE a)-Hakiki mümin için DÜNYA BİR ARAÇTIR.   b)-Hakiki mümin hata yaptığında Allah’tan ve kullardan hemen özür dilemesini bilen insandır*

43 SABIRLA DİNLEDİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM


"VAAZ KONUSU: HAK İ K İ MÜM İ NLER K İ MLERD İ R? HAYDAR BEKTAŞOĞLU ADAPAZARI VAİZİ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları