Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

JAMES NACHTEY JAMES NACHTWEY 1948 yılında doğan James Nachtwey, Massachusetts'te büyüdü ve sanat tarihi ile siyaset bilimi üzerine eğitim aldığı Dartmouth.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "JAMES NACHTEY JAMES NACHTWEY 1948 yılında doğan James Nachtwey, Massachusetts'te büyüdü ve sanat tarihi ile siyaset bilimi üzerine eğitim aldığı Dartmouth."— Sunum transkripti:

1 JAMES NACHTEY JAMES NACHTWEY 1948 yılında doğan James Nachtwey, Massachusetts'te büyüdü ve sanat tarihi ile siyaset bilimi üzerine eğitim aldığı Dartmouth Akademisi'nden mezun oldu. Merchant Marine şirketinin gemilerinde çalıştı. Vietnam savaşının ve Amerikan Sivil Haklar Hareketinin fotoğraflarından etkilenerek fotoğrafçılığı seçti.Kendi kendine fotoğraf sanatını öğrenirken stajyer haber-film editörü ve kamyon şoförü olarak görev yaptı. New Mexico'da dört yıl boyunca gazete fotoğrafçılığı yaptı. Bağımsız dergi fotoğrafçılığı kariyerine başlamak için 1980 yılında New York'a taşındı. Yabancı bir ülkedeki ilk görevi, Kuzey İrlanda'da 1981 yılında IRA'nın açlık grevi sırasında yaşanan sivil karmaşayı izlemekti. Natchwey, o günden bu yana kendini dünyanın çeşitli bölgelerindeki savaşları, çatışmaları ve toplumsal konuları belgelemeye adadı. El Salvador, Nikaragua, Guatemala, Lübnan, Batı Şeria ve Gazze Şeridi, İsrail, Hindistan, Sri Lanka, Afghanistan, Filipinler, Güney Kore, Somali, Sudan, Brezilya, Ruanda, Güney Afrika, Rusya, Bosna, Çeçenistan, Romanya, Vietnam, Endonezya ve Doğu Avrupa'da uzun süre çalıştı.

2 • Nachtwey de Roger Fenton, Alexander Gardner, Timothy O’Sullivan gibi bir savaş fotoğrafçısıdır ancak onu diğer isimlerden ayıran özellik, Nachtwey’in çağdaş bir fotoğrafçı olması, dolayısıyla çağdaş savaşları, çatışmaları ve gerilimleri çalışmasıdır. Katıldığı savaşlar tek taraflı, nadiren başı ve sonu olan, kurban yaratan ancak galibi olmayan çatışmalardı. Bu savaşların hiçbirinin yasaları, kuralları yoktu, çok azında bir antlaşma yapılıyor, hiçbiri zaferle anılamıyordu. Nachtwey kimi zaman da, kıtlık, kuraklık, salgın gibi, bu adaletsiz çatışmalar kadar yıkıcı etkilere sahip doğal afetleri konu edinir. Ona göre bir savaş fotoğrafçısı iki şekilde çalışabilir; tarafsız bir kayıtçı olarak ya da partizan bir tarihçi olarak. “Savaş karşıtı bir fotoğrafçı kurbanların yanındadır” der Nactwey. Ona göre Fotoğrafçının görevi “istatistikleri somutlaştırmak, ideolojik meşrulaştırmaya karşı çıkmak, ölümün ve acıların izlerini, savaşı uzaktan izleyenlerin, özellikle de kişisel bir tehdit hissetmeyenlerin yüzüne vurmak, dünyaya sesini duyuramayanlar için aracılık” yapmaktır.

3 • Askeri tarihçi John Keegan, zamanımızı yoksullar arası savaşlar çağı olarak niteler. Zenginlerle yoksullar arasında uçurum açıldıkça, yoksullar azalan kaynaklar için daha çok savaşmaya başlamışlardır. Zenginler ise sömürülecek birşey kalmadığı için, yoksul bölgelere olan ilgilerini yitirmişler, savaşan yoksulları başbaşa bırakmışlardır. Küreselleşme, böylece herkes için refah vaatlerini Afrika, Uzak Asya, Orta Amerika gibi geniş alanları dışarıda bırakarak sürdürmektedir. Nachtwey’in fotoğrafları genellikle dengeli ve açık kompozisyonlardan oluşmaktadır. Belki uzak ülkelerde olan biteni tüm çıplaklığıyla görmekten çekinen izleyicilere Nachtwey, açlığın, sefaletin, ölümün bozuk, netsiz, belirsiz (Capa’nın Normandiya çıkartması fotoğrafları gibi) görüntüleri yerine açık, temiz fotoğraflar sunar. Ancak çalışmalarını, gözetlemecilik ya da sefalet turizmine sapmadan, soğukkanlılıkla sürdürmüştür. Efekt peşinde değildir. Işık-gölge oyunları kullanarak estetize etme çabası gütmez. Gördüğünü gösterir bize. Bu, bazen yakın çekimlerle, bazen de orta-uzun ölçekli çekimlerle olur. Sıklıkla odağında birden fazla nesnenin/insanın bulunduğu fotoğraflar kullanır. Bir genelleme daha yapacak olursak, Nachtwey’in fotoğraflarında eşit ağırlıkta iki ya da üç figüre yer verilir. Nachtwey, fotoğraflarındaki nesnelerin görüş açısını somutlaştırmaya çalışmaz ancak bunun dışında da kalmaz. Genellikle fotoğrafları ya sizin oraya gittiğinizde göreceklerinizi ya da fotoğraflardaki insanların gördükleridir.

4 • Nachtwey'in çalışmaları, aralarında Time, Life, New York Times Magazine, Newsweek, National Geographic, Stern, Geo, El Pais ve L'Express'in de bulunduğu uluslararası yayınlarda düzenli bir biçimde yayımlandı. Nachtwey, 1984 yılından bu yana Time dergisinde sözleşmeli fotoğrafçı olarak çalışıyor ve 1986 yılından bu yana da Magnum'un üyesi. Nachtwey'in kitapları arasında 1989 yılında yayımlanan ''Deeds of War'' ile 1999 yılında yayımlanan ''Inferno'' bulunuyor. Nachtwey, New York'taki Uluslararası Fotoğraf Merkezi, Dartmouth Akademisi Hood Sanat Müzesi, Prag'taki Carolinum, İsveç'teki Hasselblad Merkezi, Canon Galerisi, Amsterdam'daki Nisuwe Kirke ve kendisine fahri doktora ünvanını veren Massachusetts Sanat Akademisi'nde tek kişilik sergiler açtı. Nachtwey, altı kere Yılın Dergi Fotoğrafçısı ödülünü, dört kere Robert Capa Altın Madalyasını, iki kere Dünya Basın Fotoğrafı ödülünü, iki kere Uluslararası Fotoğraf Merkezi Sınırsızlık ödülünü, iki kere Leica ödülünü, iki kere Denizaşırı Basın Klübü yabancı bir ülkede çekilmiş en iyi haber fotoğrafı ödülünü, Canon Fotoğraf Deneme ödülünü, Eugene Smith ödülünü, Bayeaux Savaş Muhabirleri ödülünü, Sprague ödülünü (Ulusal Basın Fotoğrafçıları Derneği tarafından verilen en büyük ödül) ve kısa bir süre önce de 2000 Alfred Eisenstaedt Dergi Fotoğrafçılığı ödülünü aldı.

5 • 1986’dan 2001’e kadar Magnum üyesi olan, 1984’den bu yana Time dergisi için fotoğraf çeken Nachtwey’in son tanınmış çalışması, 11 Eylül New York fotoğraflarıdır. Kariyeri boyunca ABD’ye uzak ve yoksul bölgelerde sürdürdüğü çalışmalarının aksine, Nachtwey’in 11 Eylül fotoğrafları için çalışma ilkeleriyle uyuşmadıkları ileri sürülebilir. Evinden uzakta, soğukkanlılığını yitirmeyen, asla çatışan taraflar arasında tercih yapmayan, ideolojik meşrulaştırmadan kaçınan Nachtwey’in, kendi evinde bu ilkeleri gözardı edip etmediği tartışılabilir. Bu bağlamda özellikle Arkada çöken ikiz kulelerin, ön planda ise bir kilisenin çatısındaki istavrozun yer aldığı fotoğrafı değişik okumalara açıktır. Nachtwey, fotoğrafladığı onca acıya, yıkıma, dehşete ve şiddete karşı, “Homo homini lupus” (İnsan, insanın kurdudur) idealist mottosunda vücut bulan, insanın doğuştan içinde kötülük barındırdığını savunan düşünceyle arasındaki mesafeyi bozmamış, insanlığa dair iyimserliğini ve umudunu korumuştur. Belki de Nachtwey’e çalışmalarını sürdürme gücü veren de içinde taşıdığı umuttur.

6 • James Nachtwey: "İnsanları bilinçlendirmenin kamuoyu oluşturmada ilk adım olduğunu ve kamuoyunun değişim için itici bir güç oluşturduğunu düşünüyorum. Kamuoyu, aldıkları kararlar ve yaptıkları seçimler binlerce insanın yaşamını etkileyen yetkililer üzerinde baskı oluşturuyor. Kamuoyu aracılığıyla yetkililere doğru yönde ilerlemeleri için bir uyarıda bulunmak, yapmaya değer bir şey. Tüm engellere ve başarısızlıklara rağmen, bunun aslında işe yarayan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Bu süreç, kimi zaman daha hızlı kimi zaman da daha yavaş oluyor. Ancak bu baskı, süreci ileri götürmek için daima var olmalı. Bu işe yarıyor. Sanırım yetkililer kamuoyunu sinir bozucu buluyorlar. Bu, onları engelliyor. Aslında böyle de olmalı. Kamuoyu, siyasetçileri doğru yola yönlendirmeli. Amerika Birleşik Devletleri'nin Somali'de izlediği politikanın felaketle sonuçlanması, Ruanda'da olanlara sırtımızı dönmemize neden oldu. Ruanda'da yaşananları görmezlikten gelmemiz ve boş yere yaşamlarını yitiren bir milyon insandan yarısının ölümünden uluslararası toplumun bir dereceye kadar sorumlu olduğunun farkında olmamız, Kosova'da olanları kabul etmememize yol açtı. Bütün bunlar, aslında birbiriyle bağlantılı. ''Inferno'' adlı eserim, 20. yüzyılın son on yılında işlenen birbirine bağlı bütün bu insanlık suçlarının bir kaydı aslında. Kimi zaman son derece doğrudan bir biçimde, kimi zaman da daha incelik isteyen bir yolla. Kitap, Kosova ile sona eriyor."

7 • Bunlar, nasıl birbirlerine bağlanıyor? JAMES NACHTWEY:Bir az önce sözünü ettiğim Amerika Birleşik Devletleri'nin Somali'de izlediği politikanın felaketle sonuçlanması örneğini alalım. Operasyon, tamamen iyi niyet ve olumlu amaçlarla başlamıştı ve etkiliydi. Operasyonunun amacı, açlık çeken insanlara gıda yardımının dağıtılmasında güvenliğin sağlanmasını amaçlıyordu. Ancak, militanları silahsızlandırmayı amaçlayan siyasi bir operasyona dönüştüğünde ve çatışan grupların liderleri işin içine girdiğinde dramatik bir biçimde değişti ve bir felakete döndü. Bu felaket, Bill Clinton'ın Ruanda'da yaşananlara sırtını dönmesine neden oldu. Clinton, bir kez daha Afrika'da başarısız olmak istemedi ve bu nedenle de soykırım sözcüğünü bilinçli bir şekilde kullanmadı, çünkü bu sözcüğün müdahale etme yükümlülüğünü getireceğinin farkındaydı. Birleşmiş Milletler de aynı şeyi yaptı. Kofi Annan, o sıralar barış güçlerinden sorumluydu. Barış güçleri, soykırım sırasında Ruanda'ya gönderileceklerine bölgeden geri çekildiler. Bu da, Somali'deki felaketle ilgiliydi. Tamamen halka ilişkiler felaketiydi. Bu, yapılmaması gereken bir şeydi ve Ruanda'daki ölümlerden bir ölçüde sorumlu olduklarını anladılar. Hem Clinton hem de Annan, daha sonra Ruanda'yı ziyaret ettiler ve halktan özür dilediler. Bu, herhangi bir politikacının nadiren yapacağı bir şeydir. Hatalı olduklarını kabul ettiler ve özür dilediler. Sonra, Kosova gündeme geldiğinde ve Sırplar Kosova'da etnik temizlik hareketine başladığında, uluslararası toplum, Ruanda'ya yaptığı gibi Kosova'ya sırtını dönemeyeceğini anladı sanırım. Burada bir bağlantı var.

8 • ''Ortak sorumluluktan'' bahsettiniz. Çalışmalarınızı gördükten sonra nasıl davranacakları konusunda kararsız kalanlara ne önerebilirsiniz? En temel aşamada insanların, basında haksızlıklar ve insanlık suçları ile karşı karşıya gelmeleri durumunda bu konularla ilgilenmeleri gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar, bu konuları kendi içlerinde canlı tutmalı ve bu konulara sırtlarını dönmemeli. Eğer anlamak meydan okumaksa bu konuları anlamaya çalışmalılar. İnsanlar, bu konular hakkında düşünmek için zaman ayırmalı, böylece olup bitenlerle daha ciddi ilgilenecekler ve birbirleriyle iletişim kuracaklar. Böylece bir seçmenler grubu oluşacak. Kamuoyu, işte böyle yaratılıyor ve canlı tutuluyor. Bunun bir adım ötesi, birileriyle belki Birleşmiş Milletler'den bir yetkiliyle, bir büyükelçiyle ya da belki hükümetin Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili ile iletişime geçmek. Bir mektup göndermeli ve onlara 'orada neler olduğunu biliyorum. Sanırım, bir şeyler yapılmalı. Bu, kabul edilemez bir olay' demelisiniz. Bu, kendinize bir fikir sahibi olmak ve etkisi olan bir seçmenler grubunun bir parçası haline gelmek olanağı tanımaktır. İşte bu, güç anlamına gelir. Bir demokrasi, birçok bireysel sesin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Bizi yönetenlerin dinlemesi gereken de bu seslerdir. Bunun etkili olduğunu düşünüyorum.

9 • Gerçekten öyle mi? Evet. Kamuoyunun önemli olduğunu düşündüğünüz sürece öyle. Ben, kamuoyunun önemli olduğunu düşünüyorum. Kamuoyu, Amerika Birleşik Devletleri'nin Vietnam'dan çekilmesinde etkili oldu. Kamuoyunun baskısı olmasaydı, Amerika Birleşik Devletleri'nin, Vietnam'daki kalış süresi daha da uzayacaktı. Kamuoyu, Orta Amerika ile ilgili politikamızda da etkili oldu. Etiyopya, Sudan'ın güneyi ve Somali'de açlık çekenlere yardım gönderilmesinde etkili olan yine kamuoyuydu. Kamuoyu, Kosova'da da etkili oldu. Kosova'ya müdahale edilmesi için kamuoyunda muazzam bir destek olduğunu düşünüyorum. İnsanlar, bunun doğru olduğunu anladı. Tekrar ediyorum: atılması gereken ilk adım, bir birey olarak dünyada olup bitenlerle ilgilenmek, bunu kendi içinizde canlı tutmak, bir fikir edinmek ve bu fikrinizi çevrenizdeki insanlara ve karar-alma yetkisi olan insanlara duyurmaktır. Kendimizi bu süreçten soyutlamak, ziyandan başka bir şey olmaz. Etkili eylemlerin birçok çeşidi var. Etkisiz olan ise hiçbir şey yapmamaktır. Evet, hiçbir şey yapmamak da bir seçenek, ancak kime ne faydası olur ki? Biz hiçbir şey yapmazken Ruanda'da yaklaşık bir milyon insan katledildi. Aranızda bundan memnun olan var mı? Olduğunu sanmıyorum.

10 • İşte bu aradığım cesaretlendirme türü. Ayrıca bir gazetecilik sorumluluğu var. Gazetecilik yayıncılığı, halkı olan bitenlerden haberdar etmekle sorumludur. Günümüzde yaşam stili, ünlüler, moda ve yurtiçi siyasi skandallara çok fazla yer veriliyor. Bu, kesinlikle basının bir alanı olan eğlence türü haline geldi. Bu, bir iş. Gelir getireceğini hissettikleri bir şeyler yapmak zorundalar. Ancak gazetecilik sorumluluğu denen bir şey var ve bu, belirli bir denge ile istihbarat ve izleyicilerin ilgisini gerektiriyor. İnsanlar aslında neler olup bittiğini öğrenmek istiyor. Günümüzde gazetecilikte alınan kararların çoğu, gazetecilik sorumluluklarına göre değil piyasa koşullarına göre alınıyor. Hatta ''ilgi yorgunluğu'' deyimi bile bir biçimde genel kamuoyundan daha çok reklamcılarla ilgili bir hale geldi. Reklamcılar, ürünlerinin haksızlık, yıkım ve acıyla ilgili dükkanların yakınlarında sergilenmesini istemiyor. Buna ''ilgi yorgunluğu'' demek, bu dükkanları çalıştırmamak için bir tür özür aslında. Reklamcıların belki de kendilerinin daha büyük olan sorumluluğunu anlaması gerekiyor. Özgür bir toplumda reklamcılar, belki de bu tür dükkanlara karşı çıkacaklarına onları teşvik etmeli, çünkü bu hem halk hem de dünya için yararlı olacak. Bu, fazlasıyla idealist ya da saf olabilir. Ancak, içinde yaşadığımız dünya bu işte.

11 • Öyle. Tüketiciler olarak kaliteli bilgi için destek sağlamalıyız. Arz, talebi artırabilir ya da azaltabilir. Örneğin, ''süpermodel yorgunluğu'' ifadesini kullandıklarını hiç duymadım. Genel nüfus içindeki birçok kişinin ''süpermodel yorgunluğu'' hissettiğini düşünüyorum, ancak hiçbir yayında bu ifadenin kullanıldığını duymuyorsunuz. Bir şeyler satıyorlar. Açlık kurbanları ise satmıyor. Acı çeken insanlarla ilgili haberler ve fotoğraflar yayımladığınızda kendinizi bir şeyler vermeye ve hiçbir şey satmamaya hazırlamalısınız. Sanırım insanlar bir şeyler vermeye hazırlar. Bu tür bir konuyu bu kadar uzun bir süre aynı kaliteyle işlemeyi nasıl başarıyorsunuz? Bütün yapabildiğim devam etmek ve konunun daha da derinlerine inmek. Bundan kaçış yok. Herhangi bir desteğim yok. Benim için tek yol, çalışmanın değerini anlamak ve devam etmek.

12 • Böylesine insanlık karşıtı olaylar karşısında insanlığa inancınızı nasıl koruyorsunuz? Görev başındayken insanlarla karşılaşıyorum. İşte benim esin kaynağım onlar. Sıradan insanların bu tür felaketlerin ve böylesi acıların üstesinden gelmelerini, yaşamaya, hayatlarını yeniden kurmaya ve ailelerini korumaya çalışmalarını görmek, gururumun kırılmasına neden oluyor. Onların sahip olduğu gücün ve onurun bende olup olmadığını bilmiyorum ve bu, bana ilham veriyor. İnsanlar, sahip olduklarından daha iyisini hak ediyor ve sahip oldukları ise genellikle hiç de gerekli değil. Bu olmak zorunda değil. Bu, doğal koşul değil ve bu konuda bir şeyler yapılmalı. İnsanlığa inancım, tanık olduğum şeyden geliyor. Bu, her şeyi bir perspektife yerleştiriyor. Hissettiğim herhangi bir acı ya da karşılaştığım herhangi bir güçlük, sizin fotoğraflarınızda gördüğüm diğerlerinin acıları ile karşılaştırıldığında sınırlı ve hatta önemsiz görünüyor. Kesinlikle. Bu, insanlara bir perspektif kazandırıyor.

13 • Önünüzdeki bir duruma müdahale etme ya da karışma güdüsüne nasıl yaklaşıyorsunuz? Karışıyorum. Tanıklık etmek ve delil sunmak, zaten karışmak demektir. Bu, bir tercih: aktif bir karar. Pasif değil. Bu, derin bir sorumluluk. Eğer gerekliyse, daha kısa sürede karışıyorum. Fonksiyonumun ne olduğunu anlıyorum, ancak bazı durumlarda birini kurtarmada gerçek bir fark yaratacak tek kişi olduğumu da fark ediyorum. Bu, açık olduğunda kameramı bırakıyor ve yardım etmek için elimden geleni yapıyorum. Herkes aynı şeyi yapar. Çoğu zaman, örneğin savaşta yaralanmış birinin fotoğrafını çekerken, zaten sağlık görevlileri ya da arkadaşları yaralılara yardım ediyor. Benim önerebileceğim bir şey yok. Buna burnunu sokmak, kendini iyi hissetmenin tek yolu. Yapabileceğim başka hiçbir şey olmadığını gördüğüm sürece orada bir kamerayla bulunmanın sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyorum. İzdihamda ezilen insanlar gördüm ve onları kurtarabileceğimi fark ettiğim için olaya karıştım. Bazen başardım bazen de başaramadım, ancak denedim. Açlık çeken, yemek bulmak için nereye gideceğini bilmeyen, kaybolmuş ya da hareket etmeye gücü olmayan birini bulduğumda, onları beslenme merkezine götürüyorum. Ancak açlık bölgelerinde çektiğim fotoğrafların çoğunda görevliler insanlara zaten yardım ediyordu ve benim yapabileceğim bir şey yoktu.

14 • Bize ''bilinç ve sanat ilişkisinden'' söz eder misiniz? İnsanların fotoğrafını çekerken fotoğrafçılığın biçimsel öğeleri hakkında bildiğim her şeyi kullanırım. Ben, fotoğrafçılıkla ilgili açıklama yapmaya çalışmıyorum. Dünyada olup bitenlerle ilgili açıklama yapmak için fotoğrafı kullanmaya çalışıyorum. Kompozisyonlarımın ben merkezli olmasını istemiyorum. Fotoğraflarımdaki kompozisyonunun dikkat çekmesini istemiyorum. Bir izleyici benim fotoğraflarıma baktığında fotoğraftaki insanlar ile kendisi arasında doğrudan bir etki hissetmeli. Fotoğrafçılığı bütün doğal ve temel biçimlerde kullanmaya çalışıyorum. Bu, bir tür başkaldırı ve sanırım bunu yapmak için yeteneklerimi geliştirmeye devam edeceğim. Genel fotoğraflar çekmek istemiyorum. Duygusal ya da ahlaki etkileri olmayan fotoğraflar çekmek istemiyorum. Ben, güçlü bir kimlik duygusu yaratmak istiyorum.

15 • Yarattığınız imgelerin hem objektif hem de subjektif olduğunu söylüyorsunuz. Bunu daha açık bir biçimde anlamamıza yardım eder misiniz? Gözlerimin önünde bir şey olduğunda, onun hakkındaki hislerim kendi içimde kırılıyor. Olayla ilgili hissettiklerim, benim bir birey olarak deneyimlerimin bir sonucu. Bu hisleri, fotoğraflarıma kanalize etmeye çalışıyorum ve böylece izleyiciler, olayla ilgili duyarlılığımı algılıyor. Bu yapılabilir. Bunu ikna edici bir biçimde yapmanın tek yolu bu. Bu süreçte çalışmanın objektif doğasına ne oluyor? Kayıp mı oluyor yoksa bu iki aşama birlikte mi kalıyor? Objektifin subjektif ile kesiştiği yer, gerçekleştiği yerdir. İnsanlarla iletişim kurup ortak bir şeyler bulduğumda bir duyguyu paylaşıyoruz. Sadece bir duyguyu paylaştıkları için insanları bir görüş açısına getirebilirim. İnsanların hissettiği ya da düşüncelerini açıkça ifade edemediği şeyleri ayrıntılı bir biçimde açıklayabilir ya da aydınlatabilirim. İçine karıştığım olaylarda hissettiklerim, son derece güçlü duygular. Muazzam miktarda öfke, üzüntü, hayal kırıklığı, keder ve inançsızlık var. Bu duygulara izin vermek hiçbir işime yaramaz, öylesine güçlüler ki beni yıkabilirler. O durumda hiçbir faydam olmaz. Duygularımı, çalışmama kanalize etmeye çalışırım. Umarım, fotoğraflarım bunu yansıtıyor. Olay yerinde olup bitenlere bakmak cesaret gerekiyor, ancak bunu sürekli yapmayı kahramanlıktan başka bir sözcük açıklayamaz galiba. Çoğumuz için hatta olaylara biraz daha yakın olanlar için bile bunu anlamak son derece güç. Zamanını sürekli bunlarla geçirmek tamamen farklı bir şey. Bu, tamamen sıradışı. Bunu herkesin yapamayacağının farkındayım.

16 • Bir yerlerde bu zor işi yapan sizin gibi insanlar olduğunu bilmek son derece mutluluk verici. Bunu duymak çok güzel. Kimileri, bu tür materyalin daha sanatsal bir biçimde - kafe masasında okunan kitaplar, galeriler, müzeler, güzel baskılar ve bütün sanat nesneleri gibi - sergilenmesini eleştiriyor. Bu tür davranışların, materyali daha egzotik, daha çekici hatta fetişist yaptığını iddia ediyor. Karşıt olarak kimileri de bu tür davranışların materyal ile ilgili daha büyük ve daha sürdürülebilir bir ilgi yarattığını öne sürüyor. Kimileri Inferno'yu bu tür sanatsal eserlerden biri olarak eleştirirken kimileri de Inferno'nun materyalin önemini arttırdığını ileri sürüyor. Bu tür materyalin böylesine sergilenmesi hakkında ne hissediyorsunuz? Bana sorarsanız, ''Inferno'' bir sanat eseri değil, bir arşiv. Tasarımı, boyutu, bütün fiziksel sunumunun temelinde ortak hafıza ve ortak bilincimize girecek bir arşiv yaratma amacı yatıyor. Çalışmamın asıl fonksiyonu, olayların devam ettiği bir dönemde küresel yayıncılık dünyasında yer alarak bilinç ve kamuoyu yaratmak ve değişimin mümkün olduğu bir atmosfer ortaya çıkarmak. İşte neden bu. Çalışmamın ikinci fonksiyonu ise bu olayların insanların anılarında korunması ve unutulmaması. Fotoğraflarım, geleceğe doğru ilerlerken üzerinde düşünülecek görsel bir miras oluşturuyor. Umarım geçmişte yaptığımız hataları gelecekte tekrarlamayacağız. Birkaç kez müzelerde sergiler düzenledim, bu insanlarla iletişim kurmanın geçerli bir yolu. Müzenin gündemi, eleştirmenler tarafından belirlenmiyor. Bu gündemi, sadece müzeyi işletenler değil, müzeyi ziyaret edenler ve müzede sergi açanlar belirliyor. Bir çalışmanın bir müzenin duvarına asılması, bu çalışmanın bir sanat eseri olarak tasarlandığı anlamına gelmiyor. O çalışma, izleyici ile doğrudan iletişim kurmak için orada. Şimdiye kadar herhangi bir galeri gösterisi yapmadım, ama yapsaydım bu gösteriyi de iletişimin farklı bir biçimi haline getirmeye çalışırdım. Koleksiyoncular önemli. Önemli ölçüde ilgileri ve etkileri var. Bir resim bir galerinin duvarına asıldığı diye o resmin anlamı ile ilgili dogmatik şablonların beni ya da başkalarını durduracağını hiç sanmıyorum. O resim, iletişimin bir parçası.

17

18 • Kompozisyonlarınız güzel.Güzelliğin fonksiyonu nedir? Güzellik, yaşamın aslında vardır, aynı zamanda güzellik çoğu kez trajedinin de aslında vardır. Bu, beni rahatsız etmiyor. Bu, anladığım bir şey. Fotoğraflarımda güzelliğin trajedinin üstesinden geldiğini düşünmüyorum. Güzellik, bazen trajediyi sarmalıyor ve daha dokunaklı yapıyor.Güzellik, trajediyi daha açık yapıyor. Güzellik ile trajedinin bir arada varoluşunun paradoksu, yüzyıllar boyunca sanat ve edebiyatta işlendi. Fotoğraf, bu konuda bir istisna değil. ''Pieta''nın güzelliği, beden dilinde, anne ile oğlu arasındaki ilişkide saklı. ''Pieta'' bir hayal ürünü değil, tersine yaşamın içinden geliyor. ''Pieta''yı andıran bir fotoğraf, bir sanat taklidi değil. Sanatın gerçek yaşamdaki kaynağının sunumu. Güzellik, hala anne ile oğlu arasındaki ilişkide saklı.

19 • Kullandığınız kelimeyi hatırladım: merhamet. Sanırım merhamet varoldukça bu olmaya devam edecek. Acıyı güzel kılmak başka, acı çekenin güzelliğini ortaya çıkarmak tamamen başka bir konu. Bir keresinde ''iletişimi kurma yeteneğimiz, karşılığında yanıt talep eden ıstırap verici bir bilinçlilik durumuna neden olur'' demiştiniz. ''Olanakların kusursuzluğu ile birlikte amaçlar karmaşası, bütün zamanların talihsizliğidir'' sözünüzü açıklayabilir misiniz? Birçok şeyi yapabilmek için gerekli servet, altyapı ve teknolojiye sahip olduğumuzda, genellikle elimizdeki araçları nasıl kullanacağımız konusunda kafamız karışır. Örneğin, Bosna'daki durumda ne yapılacağı konusunda bir karmaşa yaşanmıştı. Bu, yaşanmaması gereken bir savaştı. Dünya liderleri, sahip oldukları diplomatik ve maddi kaynakları kullanarak bir çözüm bulsalardı savaş başladıktan kısa bir süre sonra sona erecekti. Bununla birlikte, sırasıyla karmaşa, çatışma ve uzlaşma yaşandı. Bu olanaklar, aslına uygun bir biçimde kullanıma sunulmadı ve savaş, olması gerektiğinden çok daha uzun sürdü. Ruanda'daki soykırımı engellemek için kaynaklarımız vardı, ancak yine karmaşa ve uzlaşma yaşandı ve elimizdeki kaynaklar kullanılmadı. İşte kastettiğim bu.

20 • JAMES NACHTWEY FOTOĞRAFLARI

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

32

33

34

35

36

37

38

39

40

41

42

43

44

45

46

47

48

49

50


"JAMES NACHTEY JAMES NACHTWEY 1948 yılında doğan James Nachtwey, Massachusetts'te büyüdü ve sanat tarihi ile siyaset bilimi üzerine eğitim aldığı Dartmouth." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları