Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

MÜHENDİSLİK MİMARLIK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ÇEVRE POLİTİKALARI (ÇEV 472 ) Dr. Ethem TORUNOĞLU.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "MÜHENDİSLİK MİMARLIK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ÇEVRE POLİTİKALARI (ÇEV 472 ) Dr. Ethem TORUNOĞLU."— Sunum transkripti:

1 MÜHENDİSLİK MİMARLIK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ÇEVRE POLİTİKALARI (ÇEV 472 ) Dr. Ethem TORUNOĞLU

2

3 İÇİNDEKİLER I. ÇEVRE SORUNSALI II. KÜRSELLEŞMENİN KIYISINDA TÜRKİYE, ÇEVRE VE GELECEK III.ÇEVRE BİLİM VE ÇEVRE POLİTİKASI KAVRAMI IV.ÇEVRE POLİTİKASI VE TÜRKİYE V. TÜRKİYE’DE ÇEVRE POLİTİKASI’NIN GELİŞİMİ VI. TÜRKİYE’DE ÇEVRE YÖNETİMİ’NİN GELİŞİMİ ve TARİHSEL EVRİMİ VII. ÇEVRE ve EKONOMİ / ÇEVRE İLE UYUMLU KALKINMA VIII. ULUSLARARASI POLİTİKALARI BELİRLEYEN VE YÖNLENDİREN ULUSLARARASI KURULUŞLAR IX. ULUSLARARASI ÇEVRE POLİTİKALARI ve DÖNÜM NOKTASI OLAN KONFERANSLAR X. ULUSLAR ARASI KONFERANS BELGELERİ XI. KAYNAKÇA

4 I. ÇEVRE SORUNSALI

5 İnsanın Doğaya Bakışı ve Algılayışı İnsan doğada varoluşundan bu yana, doğadan yararlanmış, doğa ile iç içe bir yaşam sürmüştür. İnsan doğayı işlemiş, bilgi birikimine ve teknik ilerlemeye koşut olarak doğaya egemen olmaya çalışmıştır.

6

7 Galileo ve Newton gibi doğa bilimcilerden bu yana, bilimin temel hedefi doğaya egemen olmak üzerine şekillenmiştir. Öte yandan, bilim, bilgi üretme ve tekniği geliştirme olgusudur. Bu noktada, doğada üstünlük kurmaya yönelen bir arayış, insan ve insanın yaşadığı doğal ortam arasında var olagelen uyumu bozmuştur.

8 Çevre Sorunlarının Ortaya Çıkışı Çevrenin kirlenmesi ya da bozulması, çevreyi oluşturan öğelerin bu süreç içinde giderek niteliğinin değişmesi, değerini yitirmesi olayıdır.

9 Çevre sorunları birden bire ortaya çıkmamış, zaman içinde birikerek varlığını duyurmuştur.Doğal varlıkların sınırlı olduğunun anlaşılması, bu noktada doğal varlıkların ve doğal kaynakların yalnızca zengin ülkelerin tekelinde olmadığı düşüncesinin gelişmesi bir dizi tartışmaya da yol açmıştır.

10 Ayrıca, son 25 yıldır dünya genelinde kaynak sorunu, doğal varlıkların ve enerji kaynaklarının yönetimi sorunu politik bir mesele olarak öne çıkmıştır.

11 1970’lerden 2000’li yıllara, “ Çevresel Bir Macera “

12 Küreselleşme ve Çevre Alanına Yansıyanlar Dünyayı kendilerine sınırsız bir pazar haline getirmek isteyen emperyalist güçler; başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın değişik coğrafyalarında, insanı ve geleceğimizi yok etme çabalarına işgallerle, kitlesel katliamlarla devam etmektedirler.

13 Bu küresel paylaşım savaşlarının ortasında yer alan ve açlığın, yoksulluğun, işsizliğin ve toplumsal yozlaşmanın can yakıcı bir biçimde yaşandığı ülkemiz ise; IMF ve Dünya Bankası politikalarından, (GATS) Hizmet Ticareti-Genel Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalardan, Avrupa Birliği uyum sürecinden nasibini almaktadır.

14 18. yüzyılda başlayan sanayi devrimi, insanoğlunun doğayla olan ilişkilerinde köklü bir değişimi de beraberinde getirmiştir. Sanayileşme-kentleşme süreçlerinin yarattığı yoğunlaşmış çevre kirliliği sorunlarıyla tanımlanabilecek bu ilişki, 20. yüzyıla gelindiğinde ne yazık ki artık küresel ölçekte bir çevresel krize dönüşmüştür.

15 Doğadaki alıcı ortamların kirlilik özümseme kapasitelerinin aşılmaya başlanması, doğal ortamdaki dengelerin geri dönüşü zor, neredeyse imkansız bir şekilde değişiyor olması, çevre kirliliği kaynaklı büyük ölçekli sağlık sorunlarının gündeme gelmesi ve doğal varlıkların hızla tüketilmesi gibi süreçler sonucu ortaya çıkan ekolojik kriz, bu sorunun çözümüne yönelik arayışları ve bu noktada farklı yönelimleri gündeme getirmiştir.

16 Çevre olgusu, çevre sorunları ve bu sorunların çözümü yönündeki politikalar, son dönemde politik- ekonomik tartışmaların odağına yerleşmiştir.

17 Çevre sorunlarının doğal yaşamı ve insanlığı tehdit eder noktaya gelmesi, sorunun yaşamsal önemini de ortaya koymuştur.

18 Böylece erozyondan su kirliliğine, küresel ısınmadan radyoaktif atıklara kadar uzanan bir dizi çevresel sorun, konuya bütünsel ve çevrebilimsel bir yaklaşımla çözüm getirme gereğini tartışılmaz kılmıştır.

19 Nüfus, Açlık ve Barınma Ekolojik krizin temelindeki etkenlerden biri de hızlı nüfus artışıdır. Bugün dünya, mevcut kaynakları yetersiz kılan ve bu nedenle ekolojik dengeyi bozmaya başlayan bir nüfus artışı ile karşı karşıya bulunmaktadır.

20 Bilim çevrelerinin hesaplarına göre, ancak dünya nüfusu önümüzdeki yüzyılın ortalarında 8 milyarda kalırsa, yaşanılabilir bir dünyaya sahip olabileceğiz. Bu iyimser beklentinin gerçekleşebilmesi için bugünkü nüfus artış hızının yarı yarıya düşmesi gerekiyor.

21 Oysa, yine bir tahmine göre, dünya nüfusu 2050 yılında 11 milyara ulaşacağı belirtiliyor. Böyle bir dünyada ise tüm ekolojik dengelerin bozulacağı, çöllerin, aşınmış dağların, tükenmiş okyanusların ve yok olmuş tropik ormanların devri başlayabilecektir.

22 Bu arada, ne gariptir ki; gelişmiş kapitalist ülkeler, yaşanmakta olan çevre kirliliğinin sorumlusu olarak azgelişmiş ülkeleri ve onların sahip olduğu nüfusun doğal kaynaklar üzerindeki aşırı baskısını gerekçe olarak görmektedirler.

23 Oysa ki, günümüz dünyasının karşı karşıya olduğu Kuzey-Güney ikilemi sonucu nüfus baskısı kavramı, tek başına pek bir anlam taşımamaktadır. Çünkü asıl sorun ; “nerede kaç kişinin yaşadığı değil, kimin ne kadar tükettiği” sorunsalıdır.

24 Nüfus artışının yarattığı en çarpıcı ve dramatik sorunlar üç ana başlıkta sıralanabilir: açlık barınma yoksulluk

25 Azgelişmiş ülkelerin birçoğu, başta Afrika ülkeleri olmak üzere açlık ve barınma sorunu ile karşı karşıyadır. İklim değişikliğinin yarattığı doğal felaketler su, toprak, orman gibi doğal varlıkların tahribini hızlandırırken, bir yandan da bu varlıklara bağımlı insan neslini kıtlık ve açlık sorunu ile yüz yüze getirmiştir.

26 Bu durumda, gıdasız, susuz kalan milyonlarca insan ya ölümü ya da göç seçeneğini tercih etmek durumunda kalmıştır. İşte son yıllarda Hindistan’da, Afrika’da veya Latin Amerika’da yaşanan doğal felaketlerin, çevre felaketlerine dönüşmesinin sonucu olarak binlerce insan yaşamını kaybederken, binlercesi de göç etme yolunu seçmiştir.

27 Su ve Yaşam Birleşmiş Milletler Çevre Programının (UNEP) 2002 yılında yayınladığı “3. Küresel Çevre Raporu” na göre, başta Afrika ve Asya kıtalarında yaşayanlar olmak üzere, dünyada 1,1 milyar insan güvenli içme suyu, 2,4 milyar insan ise güvenli arıtma hizmetlerinden yoksundur.

28 2002 yılında düzenlenen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde ise, son 10 yılda temiz suya erişim ve atık suların arıtımında karşılaşılan yetersizliklerin sebep olduğu çocuk ölümlerinin, 2. Dünya Savaşından sonra yaşanan silahlı çatışmalarda kaybedilen insan sayısından fazla olduğu gerçeğini gözler önüne sermiştir.

29 İklim Değişikliği, Kuraklık ve Çölleşme Küresel sınma ya da sözleşmelerde geçen ifadesiyle Küresel İklim Değişikliği, doğanın kendi varlık koşullarını zorlayan, onun kendini yenileyebilme olanaklarını ortadan kaldıran bir değişimi ifade etmektedir. Küresel ısınmaya yol açan sera gazları; temel olarak, sanayi toplumunda kullanılan fosil yakıtlardan, çeşitli sanayi kollarında özellikle, çimento, enerji, ulaşım sektörlerinin yoğunlaşmasıyla gökyüzüne salınan ve endüstriyel tarım neticesinde meydana çıkan gazlardır.

30 Bu gazların bir bölümü karasal ve okyanus kaynaklı ekosistemler tarafından tutulur. Ancak, artık hem bu tutucu ortamların azalması ve yok olması hem de atmosfere bırakılan sera gazı miktarındaki artış, küresel karbon dengesini bozmaktadır. Bunun sonucunda da 19.y.y sonlarında başlarında ortaya çıkan, yüzey sıcaklıklarındaki artış. 20.yy sonlarında doruğa ulaşmıştır.

31 Her yıl da sıcaklık artışlarında “uygarlığımız” rekora koşmaktadır. Bu yüzey sıcaklığı artışı, 20. yy dan günümüze 0.8 derecelik bir artışa sahne olmuştur. 20. yüzyılda sıcaklıklarda gözlenen bu ısınma, geçen 1,000 yılın herhangi bir dönemindeki artıştan daha büyüktür. Atmosferin en alt 8 kilometrelik bölümündeki hava sıcaklıkları da, geçen 40 yıllık dönemde belirgin bir artış eğilimi göstermektedir.

32 Öte yandan, 20. yüzyılda, orta enlem ve kutupsal kar örtüsü, kutupsal kara ve deniz buzları ile orta enlemlerin dağ buzulları azalırken, küresel ortalama deniz seviyesi, yaklaşık m arasında yükselmiş ve okyanusların ısı içerikleri artmıştır. Yağışlar kuzey yarımkürenin orta ve yüksek enlem bölgelerinde her on yılda yaklaşık % 0.5 ile % 1 arasında artmış, subtropikal karaların önemli bir bölümünde her on yılda yaklaşık % 3 azalmıştır.

33 Küresel İklim Değişikliğinin oldukça sık gündeme girmesine sebebiyet veren bu tablo karşısında, tüm gözler, bir kurtarıcı umudu ile Birleşmiş Milletlere, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne ve onun eki olan Kyoto Protokolü’ne çevrilmiştir.

34 Atmosfer bilimcilerine göre küresel ısınmaya bağlı şu anki küresel iklim değişikliğinin işaretlerinden bazıları şöyle sıralanabilir : 1990'lı yıllarda son 1400 yılın en sıcak yıllarının ard arda gelmesi Buzulların gitgide eriyerek kutuplara doğru çekilmesi ve yüksek dağlardaki kar örtüsünün azalması Ağaçlardaki yaş halkalarının daha hızlı büyüme göstermesi Havadaki kirleticilere karşı hassas kuş türlerinin azalması Bitki ve balık türlerinin göçleri Deniz suyu seviyesinin yükselmesi

35 Aslında iklimler sürekli olarak değişmektedir. Doğal koşullarda iklim değişiklikleri oldukça uzun dönemler içerisinde gerçekleşmektedir. İklimlerdeki bu değişiklikler tüm canlıları doğrudan etkilemiş ancak bu değişikliklerin çok uzun bir süreç içerisinde gerçekleşmesi nedeniyle canlıların büyük bir kısmı değişikliklere kendilerini uyarlayabilmişlerdir. İnsanlığın doğal koşullara uyumlu gelişmesi 19. yy sonu, 20. yy başındaki sanayi devrimine kadar devam etmiş, bu andan itibaren gelişme, atmosfer üzerindeki insan etkisiyle birlikte “Küresel ısınmaya bağlı bir iklim değişikliği mi?” sorusunu gündeme getirmiştir.

36 Dünya yüzeyinde bir başka felaket ya da tehlikeli gidiş de, ekilebilir toprakların aşırı kullanımı, ölçüsüz kullanılan kimyasal gübreler ve zararlılarla mücadele ilaçlarının (pestisidler) etkileridir. Bu arada, nüfus baskısı sonucu tarıma elverişli olmayan toprakların kullanılması daha fazla alanı çoraklaştırıp verimsizleştirmektedir.

37 Yapılan tahminlere göre, bugünkü gidiş durdurulamazsa 2000 yılında ekilebilir topraklar yaklaşık % oranında azalacaktır. Bu arada belirtilmesi gereken bir konu da, mega projeler olarak görülen sulama projeleridir. Bu projeler süreç içinde doğru yönlendirilmezse topraktaki tuz oranı artacaktır.

38 Bir araştırmaya göre, her yıl bu tür olumsuzluklar yüzünden verimsizleşip terk edilen alanın yaklaşık 10 milyon hektar olduğu tahmin edilmektedir. İnsanlığın geleceğini ve yaşamını tehlikeye atan bu olumsuz gidiş çölleşme olarak adlandırılmaktadır.

39 Enerji Politikaları Çıkmazı Bugün dünya nüfusunun yaklaşık %80’ini oluşturan azgelişmiş ülkeler dünya gelirinin yalnızca %15’ini alırken bu durumun “sürdürülebilir kalkınma” gibi kavramlarla açıklanmasının hiçbir inandırıcılığı yoktur. Çünkü, tüketim mallarının %85’i zenginler tarafından üretilmekte ve enerjinin de %75’i zenginler tarafından kullanılmaktadır.

40 Peki enerji ne için kullanılıyor ya da insanın ve doğanın ihmal edildiği yerde enerji “kalkınma” açısından ne anlam taşıyor? Enerji, sanayileşme ve kalkınma arasındaki ilişki, son dönemde enerji üretim seçeneğinin ekonomik olmasının yanı sıra çevresel boyutunu da tartışma gündemine getirmiştir.

41 Bu bağlamda enerji üretim seçenekleri üzerine yapılan tartışmalar genelde enerji ihtiyaç senaryolarına dayandırılmaktadır. Bir ülkenin enerji açığının ya da fazlasının olması, gelecek yıllarda ne kadar enerji tüketeceği, kalkınma hızı gibi veriler ve enerji talepleri ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Sonuçta enerji üretim seçeneği olarak nükleer, termik ya da doğal gaz gibi seçenekler gündeme gelmektedir.

42 Batılı uzmanlara göre dünya ülkeleri bundan 30 yıl öncesine oranla %30 daha fazla enerji tüketmektedir. Ve tahminlere göre, 2025 yılında enerji ihtiyacı bugünkünden %65 daha fazla olacaktır. Bu nedenle, enerji açığı ya da enerji krizi söylemlerine dayanak aranmakta ve oluşturulmaktadır.

43 Atık Sorunu Gelişmiş sanayi ülkelerinde yaşanan çevresel sorunların teknolojik değişimle çözülmesi yönünde çabalar sürerken, yaratılan tüketim toplumu ve bu topluma sunulan ürünlerin yarattığı sorunlardan biri de atık ve çöp sorunu olarak ortaya çıkmıştır.

44 Tüketim alışkanlıklarının değişmesi ile yaygınlaşan ambalajlı ürün kullanımı ve “kullan at” türünden malzemeler, bugün dev boyutlara ulaşan çöp sorununun başlangıç noktası olmuştur. Örneğin, yapılan bir araştırmada, ABD’de NewYork kenti çöp toplama merkezi “Fresh Hills” e haftada 100 bin tondan fazla çöp atılmaktadır. Bu miktar, örneğin, Mısır’daki piramitlerden 10 kat daha büyük bir kütleye eşittir. Yine yapılan bir diğer araştırmada, çöplerin %25’inin hazır yemek ambalajı, %30’unun polistirin köpük, %25’inin kağıt, geri kalanının ise ağırlıklı olarak plastik, çocuk bezi türü atıklar olduğu görülmüştür.

45 Öte yandan, plastik atıkların ya da plastik türevi atıkların çöp dağlarını oluşturan atıklar içinde, zehirli radyoaktif atıklardan sonra en tehlikeli atık türü olduğu bilinmektedir. Sonuç olarak, kola kutularından pet şişelere, hastane atıklarından radyoaktif atıklara kadar çöpün içeriğini oluşturan malzemeler çeşitlilik ve çokluk göstermektedir. Böylece, dünya kapitalizmin çöplüğü olmuş ve insanlık çöp sorunu, çöp dağları ile karşılaşmıştır…

46 Plansız Sanayileşme Bugün gerek ABD’de, gerekse Avrupa Birliği bünyesinde çok ciddi yaptırımlarla donatılmış çevre yasaları bulunurken, gelişmiş ülkelerden kaynaklı ya da bu ülkelerden yayılan “potansiyel kirlilik” nasıl açıklanabilir?

47 Herhalde, bu sorunun yanıtını kalkınma paradigmalarında aramak gerekmektedir. Bu noktada kapitalizmin “varoluş ve işleyiş” yasası gereği, hem insanı hem doğayı sömürüp tüketmek gibi bir işlevi olduğu gözardı edilemez. Örneğin, dünyada yılda 1 milyon tondan fazla zehirli madde doğaya atılmaktadır. Resmi kayıtlara göre, yalnızca ABD’de kimya sektöründe 700 bin ton, çevreyi kirletici zehirli maddenin oluştuğu bilinmektedir.

48 Yine ozon tabakasını etkileyen CFC (kloro-floro-karbonların) ve halonların üretimine sınırlama getirilememektedir. Bu nedenle, CFC’lerin denetlenmemesi sonucunda ozon tabakasındaki incelmenin artacağı ve dünya üzerindeki yaşamın büyük ölçüde tehlikeye gireceği tahmin edilmektedir.

49 Öte yandan, 1992 Rio Zirvesi’nin (Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı) önemli anlaşmalarından birisi olan “Küresel Isınma (İklim Değişikliği) Anlaşması”, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler tarafından imzalanmamış ve bu konudaki tartışmalar, ülkelerin yükümlülükleri gibi konular uluslararası çevre hukukunun önemli bir sorun alanı olarak ortada durmaktadır.

50 Rio süreci ve Kyoto Protokolü ile birlikte, iklim değişikliğine yol açan gazların yayımının sınırlanması doğrultusunda gelişmiş ülkelerin karbondioksit yayımı miktarlarını, ülkelerin 1990 yılı karbondioksit yayımı seviyesinde tutmaları yönünde bir ilke kararı benimsenmiştir. Bu anlaşmanın ABD ve gelişmiş sanayi ülkeleri tarafından imzalanmaması, uzun yıllar askıda bırakılması ise aslında siyasal bir tercih olarak yorumlanmalıdır.

51 Gelişmiş ülkelerin bilinen ikiyüzlü politikaları, ekolojik sorunlar karşısındaki çelişkileri tam da bu süreçte su yüzüne çıkmıştır. Böylece, yıllarca dünyanın bütün varlıklarını sanayileşme ve kalkınma uğruna tüketen bugünün sanayileşmiş ülkeleri (geri kalmış ülkelere çevreyi koruyarak kalkınmayı, daha doğrusu “kalkınmamayı” öğütlerken) ekolojik sorunların çözümü için herhangi bir kaynak aktarımına, önlem almaya yanaşmamakta “kararlı” bir tavır sergilemişlerdir!

52 Oysa ki, CFC, karbondioksit ve metan gibi gazlar, atmosferde oluşturdukları tabaka ile güneş ışınlarını tutarak, küresel ısınmaya ve sera etkisine neden olmaktadırlar. Böylece, buzulların erimesi ile birlikte denizlerin yükselmesi, deniz ekolojisinin bozulması, seller ve erozyon gibi olaylar yaşanmaktadır-yaşanacaktır.

53 Bir diğer yandan, ozon tabakasının incelmesi sonucunda yeryüzüne atmosfer süzgecinden geçmeden ulaşan güneş ışınları söz konusudur. Bu durum ise insanlar için başta cilt sağlığı problemleri olmak üzere geri dönüşü olmayan yeni bir felaketler dizisinin habercisi olmaktadır…

54 Sanayileşme ve küresel kalkınma tezlerinin artık ne anlama geldiği bilinmektedir. Gelişmiş kapitalist ülkelerin tüm dünya toplamının yüzde 95’ine karşılık gelen zararlı atık üretimi, 1970’li yıllardan bu yana büyük artışlar göstermiştir. Örneğin, ABD’nin 1970’li yıllarda 25 milyon ton olan zararlı atık üretimi, 2000 yılı itibarıyla 500 milyon tona ulaşmıştır. Yine 2000 yılı verileri ile AB’nin ve OECD’ye bağlı ülkelerin yıllık zararlı atık üretimi ise, toplam olarak 40 milyon ton olmuştur.

55 Bu kapsamda yukarıda sıralanan resmi verilerin dışında, bu verilere yansımayan zararlı atık miktarı ve bunların ülkeler arasında taşınması ise başlı başına önemli bir çevre sorunu olarak ortada durmaktadır. Küresel kalkınma ve çevre, acaba ateşle- barut gibi iki kavram mıdır? Ya da bir başka ifade ile küreselleşmenin yarattığı savaş, açlık, sömürü sürecinin bir boyutu da ekolojik sorunlar olarak mı ortaya çıkmaktadır?

56 III. ÇEVRE BİLİM VE ÇEVRE POLİTİKASI KAVRAMI

57 Politika, belirli bir sorunun çözümü için geleceğe yönelik olarak alınması gereken önlemlerin ve benimsenen ilkelerin bütünüdür. Bu bağlamda, dar anlamda politika, devlet işlerine katılma ve devlet etkinliklerinin biçim, amaç ve içeriğinin belirlenmesi işi olarak da tanımlanmaktadır.

58 “Çevre Politikası” ise bir ülkenin çevre sorunlarının çözümü yönündeki ve bu alandaki, tercih ve hedeflerinin belirlenmesi olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda, çevre politikası kavramı ile, bir ülkenin çevre konusundaki ve çevre sorunları alanındaki çözüm arayışlarına yönelik tercih ve hedeflerinin belirlenmesi anlaşılır. Çevre politikası, en genel anlamı ile, toplumların sağlıklı bir çevrede yaşamalarının sağlanmasını ve doğal varlıkların korunmasını hedef alır.

59 Sosyal bilimler açısından bakıldığında, Çevre Politikaları’nın, nesnel ve bilimsel olmasını sağlamak için dayanılması gereken temel ilkeler şu şekilde özetlenebilir : Çevre politikalarının ekolojik sistemler ve nüfus dağılımı üzerinde yaratacağı etkiler dikkate alınmalıdır. Çevre üzerindeki olumsuz etkilerden bazıları tümüyle giderilebilecek niteliktedir, bazıları ise etkileri ile ciddi ve kaçınılmaz sorunlar yaratabilir. Bunların birbirlerinden ayrılarak, her birini gerçekleştirmenin kısa ve uzun dönemdeki maliyetleri hesaplanmalıdır. Bir yatırım, yerleşim kararı vb. faaliyetlerin gelecek kuşaklar için etkileri dikkate alınmalıdır.

60 Etkilerin, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açması durumunda, karar vericilere durum aktarılmalıdır. Yatırım, yerleşim vb. kararların farklı toplumsal kesimlere getireceği fayda ve zararlar göz önüne alınmalıdır.

61 Politika kavramı üzerinde konuşulmaya başlandığında, politikanın ne olduğunun/ya da ne olacağının belirlenmesi ve bu noktada doğru zaman ve koşullarda bu politikanın uygulanması büyük önem taşımaktadır.

62 Teorik olarak, çevre politikasının belirlenmesinde ve ardından uygulanmasında temel koşullar şöyle sıralanmaktadır : Tanı (Teşhis) : •Bu aşama, çevre sorununun belirlenmesi, sorunun nedenleri ve bileşenleri ile, çözüme taraf olabilecek kişi – kurumlar arasında bağlantı kurulması gibi noktaları kapsar. Karışma / Düzenleme (Müdahale ) : •İkinci aşama olarak görülebilecek bu süreçte, çevre sorununun çözümüne yönelik arayışların, yöntemlerin incelenmesi ve karşılaştırılması yapılır. Son tahlilde, en uygun çözüm yöntemine karar verilir. Uygulama: •Son aşama olarak, belirlenen çözüm yönteminin ve politikanın karar mekanizması içinde uygulanması sağlanır.

63 Ayrıca, politikanın hedefleri üzerinde durmakta yarar bulunmaktadır. Örneğin, çevre politikaları alanında her ülkenin farklı hedef ve yaklaşımları olmakla birlikte, ortak hedeflerden de söz edilebilir:

64 Sağlıklı bir çevrede, insanca bir yaşam ortamının sağlanması, Toplumun sahip olduğu çevre değerlerinin korunması ve geliştirilmesi, Çevre politikalarının uygulanmasında, gerekli olan işbirliğinin ve buradan hareketle bireyler ve toplumun değişik kesimleri arasında eşitlik ve paylaşımın sağlanması, böylece doğal varlıkların korunması – geliştirilmesinde işbirliğinin gerçekleştirilmesi.

65 I IV. ÇEVRE POLİTİKASI VE TÜRKİYE

66 Türkiye’de, “Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı“ ile birlikte ( ), çevre sorunlarına yönelik politika belirleme yönünde ilk adımlar atılırken, çevre örgütlenmesi ve çevre tüzesinin oluşturulması yönünde de tartışmalar başlamıştır

67 Bu noktada, çevre yönetimi kavramı gündeme gelmiş, kamu ve özel sektör arasında etkileşimi kuracak, doğal varlıkların korunmasını temel alacak, sorunlara merkez ve yerel düzeyde çözümler getirebilecek, eşgüdüm ve denetimi sağlayacak bir sistemin arayışları başlamıştır.

68 Ancak, geride kalan yıllar içerisinde kurumsal anlamda güçlü ve etkin bir çevre kurumunun / örgütünün oluştuğundan söz etmek mümkün değildir. Bu noktada, çevre örgütlenmesinde bir dizi geçiş ve sorun yaşanmış, kurumsal karmaşa bir türlü giderilmemiş, beraberinde yasa, yönetmelik ve uygulamalardan kaynaklı yetki ve görev karmaşasının öne çıktığı bir süreç yaşanmıştır.

69 Türkiye’de çevre alanında 1980’ler boyunca yaşanan ve halen de süren kurumsal ve politik arayışların, 1990’ların ikinci yarsında yerini cılız korumacılığa bıraktığını söylemek mümkündür. Siyasi iktidarın, çevre politikaları olmadığı için, günün modası gereği “çevrecilik” göze-kulağa hoş görünmüş, bu arada dileyen dilediğini yapar olmuştur.

70 Özal hükümetleri döneminde, kentsel yağma derinleşirken, kıyılar talan edilirken, Yatağan ve Gökova Santrallari’ nin yapımı yönünde adımlar atılırken, sonraki hükümetler döneminde doğal varlıkların yağma ve talanına dönük uygulamalar yasalar yolu ile gerçekleşmeye başlamıştır.

71 Bu arada, Türkiye, Avrupa Birliği üyelik süreci olarak adlandırılan yeni bir döneme girmiş, bir yandan yapısal sosyo-ekonomik krizler gündeme gelmiş, bir yandan da Dünya Bankası ve IMF politikaları ile şekillenen ekonomik modeller denenmiştir. Böyle bir kesitte, son olarak AKP iktidarı ile birlikte, ekolojik tahribat ve yağma en üst noktaya erişmiştir.

72 Orman arazilerinin, meraların, ovaların yapılaşmaya açılması ve satışı yönündeki girişimler, enerji ve madencilik alanlarında özelleştirme/yabancılaştırma uygulamaları ve sonucunda yaşanan çevresel sorunlar ülke gündeminde öncelikli konular haline gelmiştir.

73 Kentler, uluslar arası tekellerin yeni iş ve yatırım alanları olarak “gözde” mekanlar haline gelirken, kentsel alt yapı projeleri,yatırımları ve hizmetleri yabancı sermayenin ilgi odağı olmuştur. Bu yönde yapılan yeni yasal değişiklikler ile, Belediye Yasası,Çevre Yasası vb., taşlar birileri için “yerli yerine” oturmuş oluyordu.

74 Türkiye’de, son olarak 2001 ekonomik krizinin tetiklediği siyasi ortam, erken genel seçim süreci ve ortaya çıkan parlamento yapısı krizi ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel alanda derinleştiren bir tablo yaratmıştır. AKP Hükümeti’nin parti programı, seçim beyannamesi, acil eylem planı ve sonrasındaki hükümet programı dışa bağımlı, IMF patentli program ve yaklaşımlardan başka bir şey değildir.

75 AKP Hükümeti’nin uygulayıcısı olduğu “yeniden yapılanma” programı, devlette “reformu” hedefleyen, devletin küçültülmesi, özelleştirme, yerelleşme ve yabancılaştırmaya dayanan Dünya Bankası’nın programı olarak telaffuz edilebilir. Bu süreç, Türkiye’nin gündemine, belki de 24 Ocak 1980 kararları ile karşılaştırılabilecek nitelikte dönüşümleri dayatmıştır.

76 Bakanlıkların kapatılması- birleştirilmesi, devletin üst kurullarla yönetilmesi, tarım, hayvancılık, enerji, madencilik ve haberleşme alanındaki yapısal düzenlemeler, yerel yönetimler alanındaki yasalar ve bir dizi yasa/yönetmelik ve Anayasa değişikliği girişimleri bu sürecin tamamlayıcısı unsurlardır.

77 Bu gün kapsamlı bir plan doğrultusunda adım adım ülkenin temel "sermaye birikim modeli" yenilenmektedir. Bir ülkenin değer üretme mekanizmalarına dair birincil tercih ve zorunlulukların ürünü olarak ortaya çıkan birikim rejimlerindeki dönüşümler, sermayenin geleneksel iç yapılamasının yeniden konsolide edilmesinden, emek ve sermaye arasındaki ilişkilere, sektörel yatırım tercihlerinden, istihdam politikasına, temel altyapı yönelimlerinden ülkenin üstyapı kurumlarının yenilenmesine ve hatta top yekun "yönetim rejiminin" dönüşümüne yol açan bir süreç yaşanmaktadır.

78 Bu noktada, bir yandan merkezi politik hat olarak belirlenen Avrupa Birliği'ne üyelik süreci, ülkemizin çevre politikalarını da belirlerken, diğer yandan ülkemizin sanayi politikaları, enerji politikaları, bilim ve teknoloji politikaları, eğitim politikaları, gümrük politikaları gibi bir dizi alana ilişkin öngörü ve hedefler önümüzdeki döneme ait ülkemizin çevre performansını da şekillendirecektir.

79 V. TÜRKİYE’DE ÇEVRE POLİTİKASI’NIN GELİŞİMİ

80 Türkiye’nin siyasi tarihi ve buna koşut ekonomik gelişmeler, cumhuriyet dönemi boyunca değişik evrelerde incelenebilir. 1960’lı yıllar, planlı ekonomi ve kalkınma arayışlarının başladığı, Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulduğu yıllardır. Bu noktada, DPT’nin iki temel görevi öne çıkmıştır :

81 Birincisi hükümete iktisadi ve sosyal konularda danışmanlık yapmak ; ikincisi ise hükümet tarafından kabul edilen hedefleri gerçekleştirmek için uzun ve kısa vadeli planlar hazırlamaktır.

82 1961 Anayasa’nın kabulü, ardından 1962 yılını kapsayan bir “geçiş programı“ sonrasında 1963 – 1967 yılları arasında “Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı“, 1968 – 1972 yıllarını kapsayan “İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı“ hazırlanmıştır. İstikrarlı büyüme ve kalkınma sağlanması amacıyla, 15 yıllık bir perspektifi göz önüne alan bu planlarda çevre sorunlarına ve çözümüne yönelik politikalara rastlamak mümkün değildir.

83 1973 – 1977 dönemini kapsayan ve 15 yıllık uzun perspektifin üçüncü kısmını oluşturan “Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı“, siyasal ve ekonomik belirsizliklerin başladığı, ithal ikameci büyümenin yarattığı sorunların ortaya çıktığı bir dönemde gündeme gelmiştir. Planda, çevre sorunları açısından ayırt edici özellik, ayrı bir çevre bölümünün olmasıdır.

84 Bu noktada, ülkenin su, hava ve kıyı gibi belli başlı sorunlarına dikkat çekilmekte ve bunların bir bütün olarak, planlama sistemi içinde incelenmesinin gereği vurgulanmaktadır – 1983, “Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı“nda ise, çevre sorunlarına hem toplumdaki gelişmeler, hem de temel politikalar bölümünde yer verilmiştir.

85 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesinde ekonomik sorunlar yanında, askeri rejimin yaptırım ve uygulamalarını içeren plan, çevre konusuna ilişkin kararlarda yerel yönetimlere yetki verilmesi hususunun altını çizmektedir.

86 1985 – 1989 dönemini kapsayan “Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı“nda, kentleşme, sanayileşme ve tarımda modernleşmenin yarattığı çevre sorunlarının çözümünde temel ilkeler ortaya koyulmuştur. Bu noktada, yalnız kirliliğin ortadan kaldırılması değil, aynı zamanda kaynakların gelecek kuşakların yararlanabilmesi için de korunması ve geliştirilmesi üzerinde durulmuştur.

87 Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı (1990– 1994)“nda benimsenen temel çevre politikası, insan sağlığını ve doğal dengeyi koruyarak, sürekli bir ekonomik büyüme sağlanmasıdır. Bu dönem, sektörler itibarı ile çevre sorunlarına yönelik tedbirler ve önlemler üzerinde de durulmuş, örneğin enerji, madencilik, petrol ürünleri, nükleer güvenlik gibi konularda yasal altyapının çevre ve ekonomik değerler noktasında oluşturulması öngörülmüştür.

88 “1996 – 2000 döneminde gündeme gelen “Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı“, 1994 ekonomik krizinin etkileri ve Avrupa Birliği üyelik süreci ile birlikte “Gümrük Birliği“ anlaşmasının politik – ekonomik kararları belirlediği bir kesitte şekillenmiştir. Dış borç, enflasyon ve büyüme sorunsalı etrafında, çevre sektörüne ilişkin yaklaşımlar, sürdürülebilir kalkınma yönündeki temenniler ve AB Çevre Müktesebatı’na uyum arayışları plana yansıyan temel olgulardır.

89 Türkiye’de bugüne kadar kalkınma planları hazırlanırken çok sayıda özel ihtisas komisyonları kurulmuştur. 6. ve 7. Planlarda kurulan “Çevre Özel İhtisas Komisyonları“ da dahil olmak üzere, bu komisyonların temel görevi çevre ve kalkınmanın birbiriyle uyumlu hale getirilmesi olmuştur.

90 “8. Beş Yıllık Kalkınma Planı” nın hazırlıkları sürecinde de Çevre Özel İhtisas Komisyonu kurulmuş, hatta bu komisyonun raporu, ilk kez hükümet, DPT ve ilgili bakanlık tarafından sakıncalı bulunmuştur. (Çevre alanına yönelik kurumsal reform önerisi nedeni ile...)

91 Bu planın çevre alanındaki temel yaklaşımında 3 etken belirleyici olmuştur : Kurumsal reform AB uyum sürecinin hızlanması UÇEP’in revizyonu

92

93 VI. TÜRKİYE’DE ÇEVRE YÖNETİMİ’NİN GELİŞİMİ ve TARİHSEL EVRİMİ

94 Türkiye’de, “Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı“ ile birlikte, çevre sorunlarına yönelik politika belirleme yönünde ilk adımlar atılırken, çevre örgütlenmesi ve çevre tüzesinin oluşturulması yönünde de tartışmalar başlamıştır. Bu noktada, çevre yönetimi kavramı gündeme gelmiş, kamu ve özel sektör arasında etkileşimi kuracak, doğal varlıkların korunmasını temel alacak, sorunlara merkez ve yerel düzeyde çözümler getirebilecek, eşgüdüm ve denetimi sağlayacak bir sistemin arayışları başlamıştır.

95 Ancak, geride kalan yıllar içerisinde kurumsal anlamda güçlü ve etkin bir çevre kurumunun / örgütünün oluştuğundan söz etmek mümkün değildir. Bu noktada, çevre örgütlenmesinde bir dizi geçiş ve sorun yaşanmış, kurumsal karmaşa bir türlü giderilmemiş, beraberinde yasa, yönetmelik ve uygulamalardan kaynaklı yetki ve görev karmaşasının öne çıktığı bir süreç yaşanmıştır.

96 1978 yılında, ilk kez çevre politikalarının oluşturulması amacı ile “Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı” kurulmuştur yılında, kamu yönetiminde yapılan düzenlemeler sırasında, Çevre Müsteşarlığı, Başbakanlığa bağlı “Çevre Genel Müdürlüğü” ne dönüştürülmüştür yılında ise yine Çevre Müsteşarlığı’na geçiş yaşanmış, çevre örgütü bir üst düzeye taşınmıştır.

97 1991’de ise, “Çevre Bakanlığı” kurulmuş, Yüksek Çevre Kurulu, Özel Çevre Koruma Kurumu, Çevre İl Müdürlüğü, Mahalli Çevre Kurulu gibi kurumlar Bakanlığa bağlı kuruluşlar / organlar olarak tanımlanmıştır yılında, Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma kapsamında, birleşik Bakanlık modeline geçilmiş ve “Çevre ve Orman Bakanlığı“ kurulmuştur.

98 VII. ÇEVRE ve EKONOMİ / ÇEVRE İLE UYUMLU KALKINMA

99 İlk kez, 1972 yılında Stockholm Çevre Konferansı’nda, Konferans Genel Sekreteri Maurice Strong’un kullandığı “çevreyi dışlamayan kalkınma” ile, yerel kaynaklardan adaletli bir biçimde yararlanmayı öngören bir kalkınma stratejisi gündeme gelmiştir.

100 Böylece, ekonomik sistemlerin çevre sorunlarına bakışlarına ilişkin görüşler tartışmaların odağına yerleşmiş ve “çevre – ekonomi” çelişkisi politik alanın önemli bir unsuru olmuştur. Üretim ilişkileri, tüketim toplumu ve bu alandan doğal varlıklara yansıyan olumsuzluklar, yoksulluk, açlık, barınma gibi temel sorunlar, gelir eşitsizliği gibi sosyal ve siyasal sorunlar çevre – ekonomi tartışmalarını şekillendirmiştir.

101 Bu noktada, 1970’li ve 80’li yılların birikimi ve siyasal iklimi, BM ortamında “Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu”nun kurulmasına olanak sağlamıştır. Komisyon başkanlığına Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland seçilmiş ve komisyon oldukça önemli çalışmalar yapmış, çevre alanına yönelik yeni politika önermelerinde bulunmuştur.

102 Böylece, 1987 yılında Komisyon “Ortak Geleceğimiz” isimli bir rapor yayınlamıştır. Bu raporun temel kaygısı, “çevre ile kalkınma arasında var olan uyumsuzlukların giderilmesi” olarak özetlenebilir. Bu noktada, yeni bir kavram gündeme gelmiş, “sürdürülebilir kalkınma” kavramı ortaya çıkmıştır.

103 Bu kavram, en genel anlamda, “bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılama” olarak tanımlanmaktadır.Sürdürülebilir kalkınma kavramı ve kapitalist, reel sosyalist ya da azgelişmiş üçüncü dünya ülkelerinde bu kavramın olumlu / olumsuz yansımaları ile halen süren önemli bir tartışma alanıdır.

104 Sonuç olarak, “sürdürülebilir kalkınma” kavramının temeli, 1972 Stockholm Konferansı sürecinde gündeme gelen “Büyümenin Sınırları” adlı raporda atılmış (Roma Klubü Raporu olarak da bilinir), 1987 BM Çevre ve Kalkınma Komisyonu Ortak Geleceğimiz Raporu ile geniş boyut ve ideolojik bir çerçeve / içerik kazanmıştır.

105 1992 Rio Konferansı –BM Çevre ve Kalkınma Konferansı– ve imzalanan belgeler, ardından 1995 GATT Uruguay Raundu ve Dünya Bankası, IMF ve OECD politikaları, 2002 Johannesburg Konferansı –BM Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi– ile kavram küreselleşme tartışmalarının odağına yerleşmiştir.

106 Çevrenin korunması ve geliştirilmesinde, devletler arasındaki işbirliğini geliştiren, pekiştiren etkinlikler uluslararası örgütler eliyle yürütülmüştür. Bu noktada, çeşitli uluslararası kuruluş / kurumlar çevre sorunlarına yönelik politika belirleme ve çözüm oluşturma konusunu öne çıkarmaya başlamışlardır.

107 VIII. ULUSLARARASI POLİTİKALARI BELİRLEYEN ve YÖNLENDİREN ULUSLARARASI KURULUŞLAR

108  Birleşmiş Milletler 1972’den önce, çevre sorunları ile doğrudan ya da dolaylı ilgilenen BM’ye bağlı uzmanlık kurumları: -UNESCO (BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) -FAO (BM Besin ve Tarım Örgütü) -WHO (BM Dünya Sağlık Örgütü) 1972 Stockholm Konferansı sonrasında: -UNEP (BM Çevre Programı) -UNDP (BM Kalkınma Programı)

109  Bölgesel Örgütlenmeler -OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) -AB (Avrupa Birliği) -Avrupa Konseyi -Çevre Amaçlı Bölgesel Örgütlenmeler (Akdeniz Eylem Planı, Mavi Plan, Karadeniz’de Kıyısı Bulunan Ülkeler v.b.)

110 IX. ULUSLARARASI ÇEVRE POLİTİKALARI ve DÖNÜM NOKTASI OLAN KONFERANSLAR

111 Çevre sorunlarına yönelik kaygıların ve toplumsal duyarlılığın artması ile birlikte, 1960’lı yılların sonunda bir dizi girişim ve etkinlik olmuştur. Bu eylem ve etkinlikleri takip eden araştırmalar, dünyanın karşı karşıya olduğu sorunu ortaya koyan çalışmalar, çevre sorunsalının ilk kez uluslararasında ve resmi düzeyde ele alınmasını sağlamıştır.

112 Çevre politikası alanında, dönüm noktası olarak görülebilecek toplantılar ve konferanslar kronolojik olarak aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

113  Birleşmiş Milletler (BM), Çevre ve İnsan Konferansı (Stockholm – 1972), Bu konferansın ilkelerini izlemek ve yirmi yıllık birikimi değerlendirmek üzere,  BM Çevre ve Kalkınma Konferansı (Rio – 1992) Stockholm Konferansı’nın, çevreye yönelik kaygıların 30 yıllık bilançosunu çıkarmak, olanak ve kısıtları tartışmak, çevre ve kalkınma ilişkilerini irdelemek üzere yeni bir zirve toplanmıştır.  BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Johannesburg – 2002)

114 X. ULUSLAR ARASI KONFERANS BELGELERİ

115 ÇEVRE SORUNLARI ÜLKE GÜNDEMLERİNE VE ULUSLAR ARASI ORTAMA TAŞINIYOR İlk kez, 1972 yılında Birleşmiş Milletler Stockholm Çevre Konferansı’nda, Konferans Genel Sekreteri Maurice Strong’un kullandığı “çevreyi dışlamayan kalkınma” ile, yerel kaynaklardan adaletli bir biçimde yararlanmayı öngören bir kalkınma stratejisi gündeme gelmiştir.

116 Böylece, ekonomik sistemlerin çevre sorunlarına bakışlarına ilişkin görüşler tartışmaların odağına yerleşmiş ve “çevre – ekonomi” çelişkisi politik alanın önemli bir unsuru olmuştur. Üretim ilişkileri, tüketim toplumu ve bu alandan doğal varlıklara yansıyan olumsuzluklar, yoksulluk, açlık, barınma gibi temel sorunlar, gelir eşitsizliği gibi sosyal ve siyasal sorunlar çevre – ekonomi tartışmalarını şekillendirmiştir.

117 Bu noktada, 1970’li ve 80’li yılların birikimi ve siyasal iklimi, BM ortamında “Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu”nun kurulmasına olanak sağlamıştır. Komisyon başkanlığına Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland seçilmiş ve komisyon oldukça önemli çalışmalar yapmış, çevre alanına yönelik yeni politika önermelerinde bulunmuştur.

118 Böylece, 1987 yılında Komisyon “Ortak Geleceğimiz” isimli bir rapor yayınlamıştır. Bu raporun temel kaygısı, “çevre ile kalkınma arasında var olan uyumsuzlukların giderilmesi” olarak özetlenebilir. Bu noktada, yeni bir kavram gündeme gelmiş, “sürdürülebilir kalkınma” kavramı ortaya çıkmıştır.

119 Sürdürülebilir kalkınma kavramı en genel anlamda, “bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılama” olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma kavramı ve kapitalist, reel sosyalist ya da azgelişmiş üçüncü dünya ülkelerinde bu kavramın olumlu / olumsuz yansımaları ile halen süren önemli bir tartışma alanıdır.

120 Sonuç olarak, “sürdürülebilir kalkınma” kavramının temeli, 1972 Stockholm Konferansı sürecinde gündeme gelen “Büyümenin Sınırları” adlı raporda atılmış (Roma Klubü Raporu olarak da bilinir), 1987 BM Çevre ve Kalkınma Komisyonu Ortak Geleceğimiz Raporu ile geniş boyut ve ideolojik bir çerçeve / içerik kazanmıştır.

121 1992 Rio Konferansı –BM Çevre ve Kalkınma Konferansı– ve imzalanan belgeler, ardından 1995 GATT Uruguay Raundu ve Dünya Bankası, IMF ve OECD politikaları, 2002 Johannesburg Konferansı –BM Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi– ile kavram küreselleşme tartışmalarının odağına yerleşmiştir.

122 Uluslararası Çevre Politikaları ve Dönüm Noktası Olan Konferanslar Çevre politikası alanında, dönüm noktası olarak görülebilecek toplantılar ve konferanslar kronolojik olarak aşağıdaki şekilde sıralanabilir: Çevre sorunlarına yönelik kaygıların ve toplumsal duyarlılığın artması ile birlikte, 1960’lı yılların sonunda bir dizi girişim ve etkinlik olmuştur. Bu eylem ve etkinlikleri takip eden araştırmalar, dünyanın karşı karşıya olduğu sorunu ortaya koyan çalışmalar, çevre sorunsalının ilk kez uluslararasında ve resmi düzeyde ele alınmasını sağlamıştır.

123  Birleşmiş Milletler (BM), Çevre ve İnsan Konferansı (Stockholm – 1972), Bu konferansın ilkelerini izlemek ve yirmi yıllık birikimi değerlendirmek üzere,  BM Çevre ve Kalkınma Konferansı (Rio – 1992) Stockholm Konferansı’nın, çevreye yönelik kaygıların 30 yıllık bilançosunu çıkarmak, olanak ve kısıtları tartışmak, çevre ve kalkınma ilişkilerini irdelemek üzere yeni bir zirve toplanmıştır.  BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Johannesburg – 2002)

124 Birleşmiş Milletler Çevre ve İnsan Konferansı Deklarasyonu ( 5-14 Haziran 1972 Stockholm Konferansı ) 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında Stockholm'de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı, çevrenin korunması ve geliştirilmesi düşüncesini dünyadaki bütün insanlara aşılayacak, onlara yol gösterecek ortak karar ve görüşlere gereksinim duyulduğunu dikkate alarak, şunları ilan eder;

125 1. İnsan hem kendisine, maddi destek olan akılsal, ahlaksal, toplumsal ve ruhsal gelişimini sağlayan çevresinin yarattığı, hem de onu tahrip eden bir varlıktır. Bu gezegen üzerinde uzun ve güç gelişimi sırasında insanoğlu artık, bilim ve tekniğin hızlı gelişmesiyle çevresini sayısız yöntemlerle tahmin edilemeyecek ölçüde değiştirerek bir güç elde etmiştir. Çevre her iki yönüyle de yani hem doğal çevre, hem de insan yapısı çevre olarak insanoğlunun esenliği ve temel insan haklarından yararlanması, hatta yaşamın kendisi için gereklidir.

126 2. Çevrenin korunması ve geliştirilmesi, bütün insanların esenliği ve dünyadaki ekonomik kalkınma için en önemli öğedir. Bu, bütün insanların acil isteği ve bütün hükümetlerin görevidir.

127 3. İnsanoğlu hiç durmadan denemek, keşfetmek, icat etmek, yaratmak ve ilerlemek zorundadır. Günümüzde çevreyi değiştirebilme yeteneği akıllıca kullanıldığında, bütün insanlar, kalkınmanın nimetlerinden yararlanabilir, yaşam düzeyini yükseltme fırsatını elde edilebilirler. Fakat aynı güç, yanlış ve akılsızca kullanılırsa, insana ve çevresine tahmin edilemeyecek zararlar verebilir. İnsanoğlunun yarattığı zararın belirtilerinin giderek arttığını, dünyanın her bölgesinde görüyoruz. Suda, havada, toprakta ve canlılarda artık tehlikeli boyutlara ulaşmış bir kirlenme, biyosferin ekolojik dengesinin büyük ölçüde bozulması, yenilemeyen kaynakların yıkımı ve tükenmesi, insan eliyle yaratılmış çevrede, özellikle yaşama ve çalışma ortamlarında insanoğlunun akıl, bedensel, toplumsal sağlığına zararlı ciddi eksiklikler görülüyor.

128 4. Gelişmekte olan ülkelerde çevre sorunlarının çoğu, az gelişmişlikten kaynaklanmaktadır. Milyonlarca insan normal yaşam düzeylerini çok altında, yeterli besin, giyecek, barınak, eğitim, sağlık ve temizlikten yoksun olarak yaşamını sürdürüyor. Bunun içindir ki, gelişmekte olan ülkeler bütün çabalarını kalkınmaya yöneltmeli, fakat bu arada çevreyi koruma ve geliştirmenin hem bir hak, hem de bir zorunluluk olduğunu akıldan çıkarmamalıdırlar. Yine aynı amaçla, endüstrileşmiş ülkeler de kendileriyle gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkı kapatmaya çalışmalıdırlar. Gelişmiş ülkelerde çevre sorunları, genellikle endüstrileşme ve teknolojik ilerlemeden kaynaklanmaktadır.

129 5. Doğal nüfus artışı, çevre koruması konusunda sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunlarla başa çıkabilmek için uygun, yeterli yöntemler ve önlemler geliştirilmelidir. Dünya üzerindeki her şeyin en değerlisi insandır. Toplumsal gelişmeyi gerçekleştiren, toplumsal zenginliği yaratan, bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte insanın çevreyi geliştirme yeteneği de günden güne artmaktadır.

130 6. Tarihte öyle bir noktaya gelindi ki, artık dünyanın her yerinde davranışlarımızı, çevre ile ilgili sonuçlarını dikkate alarak çok daha akılcı bir dikkatle biçimlendirmeliyiz. Bilgisizlik ve umursamazlık yüzünden yaşamımızın, mutluluğumuzun bağlı olduğu çevreye çok büyük ve giderilmesi olanaksız zararlar verebiliriz. Buna karşılık daha bilgili ve akıllıca hareketle kendimizi ve bizden sonra gelecek kuşaklar için insan, gereksinim ve umutlarına yanıt verebilecek bir çevrede, daha iyi bir yaşam sağlayabilir. Çevre kalitesinin yükseltilmesi ve iyi bir yaşam yaratılması için geniş ufuklar var. Bunları gerçekleştirmek için gerekli olan; hevesli faka sakin bir kafa ile yoğun, ancak düzenli bir çalışmadır. İnsanoğlu, doğanın dünyasında özgürlüğe kavuşmak için, doğa ile işbirliği içinde daha iyi bir çevre yaratmak için, bilgisini kullanmak zorundadır. Bugünkü ve gelecek kuşaklar için çevresini savunmak ve geliştirmek, insanoğlu için zorunlu bir amaçtır. Bu amaca, bütün dünyanın ekonomik ve sosyal kalkınması, barış için kurulmuş ve temel olmuş amaçlarla bir uyum ve beraberlik içinde ulaşılmaya çalışılmalıdır.

131 7. Çevreye yönelik bu amaca ulaşmak için yurttaşlar toplumlar, girişimciler, tüm kuruluşlar, her düzeyde kendilerine bir sorumluluk yüklendiğini kabul etmeli, hepsi aynı ölçüde çaba göstermelidir. Yaşamın her kesiminden kişilerle çeşitli alanlarda çalışan kuruluşlar, kendi değerleri ve çalışmalarıyla geleceğin çevresini biçimlendirecektir. Bölgesel ve ulusal yönetimler, uzun dönemli çevre politikaları nedeniyle en büyük sorumluluğun altına girecekler ve kendi yetkileri çevresinde hareket edeceklerdir. Kalkınmakta olan ülkelerin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlamak ve onları destekleyecek kaynakları arttırmak için uluslararası işbirliğine de gereksinim vardır. Giderek büyüyen çevre sorunları hem bölgesel, hem de uluslar arası alana yayıldığı için uluslararasında yaygın bir işbirliğini, uluslararası kuruluşların da ortak amaçla hareket etmelerini gerektiriyor. Bu konferans, bütün insanların ve gelecek kuşakların çıkarları için bütün hükümetleri ve insanları, ortak çabalarını çevre korunmasına geliştirilmesine sarf etmeye çağırmaktadır.

132 TEMEL İLKELER: 01. İnsanın onurlu ve huzurlu bir yaşama izin verecek nitelikli bir çevrede, eşitlik ve elverişli yaşam koşulları içinde yaşaması temel hakkıdır ve o, hem bugünkü, hem gelecek kuşakların çevresini korumak, geliştirmek için kutsal bir sorumluluk taşımaktadır. Bu nedenle ırk ayrımını, sömürgecilik ve diğer eziyet çeşitlerini, yabancı tahakkümünü destekleyen ve devamlı kılan politikalar yasaktır ve kaldırılmalıdır.

133 02. Hava, su, toprak, bitki ve hayvanların bütünün kapsayan yeryüzünün doğal kaynakları ve özellikle doğal ekosistemi temsil eden örnekler, bugünkü ve gelecek kuşakların çıkarları için uygun bir planlama ve yönetim ile korunmalıdır. 03. Yeryüzünün yenilenebilir doğal kaynakları ve üretim kapasitesinin sürekliliği saptanmalı, neresi elverişli ise orası korunarak geliştirilmelidir.

134 04. Günümüzde birçok olumsuz etkenin tehlikesi altında bulunan yabanıl yaşam ve onun doğal yerini korumak, akıllıca yönetmek, insanların özel sorumluluğundadır. Bunun için ekonomik kalkınma planları yapılırken yabanıl yaşam da içinde olmak üzere doğanın korunmasına önem verilmelidir. 05. Yeryüzünün yenilenemeyen kaynakları, gelecekteki tükenmelere karşı, gerekli önlemler alınarak kullanılmalı ve kullanımdan bütün insanlığın yararlanması sağlanmalıdır. 06. Toksik ve benzeri zehirli maddelerin deşarjı, çevrenin tekrar zararsız hale gelebilme kapasitesini aşan oran ve yoğunlukta ısı bırakmaları, ekosistemlerin ciddi ve giderilmesi olanaksız zararlara uğraması için durdurulmalıdır. Bütün ülkelerdeki insanların kirliliğe karşı haklı savaşımları desteklenmelidir.

135 07. Devletler, insan sağlığına, deniz canlıları, denizin doğal güzelliği ve öteki meşru yararlarına zarar verebilecek maddelerle denizin kirlenmesini önlemek üzere, mümkün olan her adımı atacaklardır. 08. İnsanın iyi bir yaşam ve çalışma çevresi sağlayabilmesi ve dünya üzerindeki yaşam düzeyini iyileştirmesi için gerekli koşulları yaratabilmesini sağlayacak ekonomik ve sosyal kalkınma, zorunlu ve gereklidir. 09. Çevre sorunları azgelişmişlikten kaynaklanmakta, doğal yıkım olayları ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunlar, en iyi biçimde gelişmekte olan ülkelerin kendi çabalarına büyük maddi ve teknolojik yardımlarla katkıda bulunarak kalkınmanın hızlandırılmasıyla iyileştirilebilir ve böyle bir yardım da gereklidir.

136 10. Gelişmekte olan ülkelerde çevre yönetimi için fiyat sabitliği ve temel gereksinim maddeleri ile gerekli hammaddeleri alabilmeye yeterli kazanç zorunludur. Çünkü, ekolojik ilerlemeler kadar ekonomik etkenler de dikkate alınmalıdır. 11. Bütün devletlerin çevre politikaları, kalkınmakta olan ülkelerin şimdiki ve gelecekteki kalkınma potansiyellerini arttırıcı, herkesin daha iyi bir yaşam standardına kavuşmasını engellemeyen yönde olmalıdır. Çevre ile ilgili yöntemlerin uygulanmasından doğabilecek ulusal ve uluslar arası sonuçları bir araya getirerek anlaşma amacı ile bütün devletler ve uluslar arası kuruluşlar tarafından uygun adımlar atılmalıdır.

137 12. Kalkınmakta olan ülkelerin koşulları ve özel gereksinimleri dikkate alınarak kaynaklar, çevre koruma ve gelişmeye yararlı hale getirilmelidir. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma planları ile çevre koruması konusundaki işbirliğinin neden olacağı her türlü harcamalar ile kendi istekleri üzerine bu amaç için ek uluslar arası teknik ve mali yardımında da gerekli olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. 13. Çevre koruma ve kalkınmanın bir uyum içinde gelişebilmesi için kaynakların daha akıllıca kullanılmasını sağlamalı ve böylece çevreyi geliştirmeli, ayrıca çeşitli ülke insanlarının çıkarı için kullanma planlarına entegre ve uyumlu bir yaklaşımda bulunulmalıdır.

138 14. Kalkınma ile çevrenin korunması ve geliştirilmesinin gerektirdikleri arasındaki sorunları çözmek için temel araç, mantıklı bir planlamadır. 15. Yerleşme ve kent planları yapılırken, çevreyi etkileyebilecek olumsuz etkilerden kaçınmak ve herkes için en üst düzeyde sosyal, ekonomik ve çevresel çıkarlar elde edebilmek dikkate alınmalıdır. Bu açıdan, sömürgecilik ve ırk ayrımını destekleyen politikalar terk edilmelidir. 16. Temel insan hakları konusunda önyargılı olmayan ve ilgili hükümetler tarafından uygun görülen demografik politikalar, nüfus artış hızının çevre ve kalkınmaya zarar verecek ölçüde fazla olduğu ya da çevre koruma ve geliştirme ile kalkınmaya yetmeyecek kadar az olduğu bölgelerde uygulanmalıdır.

139 17. Devletlerin çevre kaynaklarını, çevreyi geliştirme ilkesinden hareket ederek planlamak, yönetmek ve denetlemek görevi, en uygun ulusal kuruluşa verilmelidir. 18. Bilim ve teknoloji, ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkılarının bir parçası olarak çevre sorunlarının tanımı, denetimi, çözümü, bu sorunlardan kaçınılması ile insanlığın ortak iyiliği için kullanılmalıdır.

140 19. Çevreyi insancıl boyutları ile koruyup geliştirmek için bireylerin, girişimcilerin ve toplumların aydın bir görüş temeline gereksinimi vardır. Bu nedenle, yetişkinler ve genç kuşaklarla temel haklardan yoksun halk kitlelerine, çevre konusunda eğitim verilmesi gereklidir. İnsanın her konuda gelişmesini sağlamak amacı ile iletişim sistemleri, çevrenin bozulmasına katkıda bulunmasından kaçınmalı, tersine çevre koruma ve geliştirme üstüne eğitici bilgiler yaymalıdır.

141 20. Çevre sorunlarının nedenleri ve sonuçları konusundaki ulusal ve uluslararası bilimsel araştırmalar, gelişmeler her ülkede, ama özellikle gelişmekte olan ülkelerde geliştirilmelidir. Bu konuda en yeni bilgilerle deneyim alışverişinin serbest bırakılması, çevre sorunlarının çözümünü kolaylaştırmak amacıyla desteklenmelidir. Gelişmekte olan ülkelere çevre teknolojileri verilmeli, ancak bunların yaygınlaşmasının mali külfet yaratmamasına dikkat edilmelidir.

142 21. Birleşmiş Milletler Bildirgesi ve uluslar arası hukuk kurallarına göre, kendi çevre politikalarına uygun olarak kendi öz kaynaklarını işletmek ve yetkilerindeki çalışmaların sorumluluğunu güvence altına almak, diğer devletler ya da ulusal yetki sınırlarının ötesindeki alanlarda çevre sorunu yaratılmasını denetlemek, devletlerin egemenlik haklarındandır. 22. Devletler, bazı devletlerin yetkiler, dışındaki alanların denetimi veya yetkileri içindeki etkinliklerden kaynaklanan çevre zararlarının kurbanlarından sorumlu olduklarını ve bu zararları ödemeleri gerektiğini belirleyen uluslar arası hukuku geliştirmek, ileriye götürmek için işbirliği yapacaklardır.

143 23. Uluslararası düzeyde onaylanmış ilkeler ya da uluslar tarafından kabul edilmiş, karar verilmiş standartlar hakkında peşin hüküm vermeden önce, her ülkede egemen olan değer yargılarının, gelişmiş ülkelerin çoğu için geçerli olup da gelişmekte olan ülkeler için uygun ve garantili olmayabilen standartların uygulanabilirlik sınırlarını, her durumda dikkate almak zorunludur. 24. Çevre koruma ve geliştirme hakkındaki uluslar arası konular büyük, küçük bütün ülkeler tarafından işbirliğine olanak veren bir düşünceyle ve eşitlikle ele alınmalıdır. Her ülkenin kendi egemenliği ve çıkarı için yapabileceği hareketlerden doğan çevreye zararlı etkilerin denetimi, önlenmesi, azaltılması ve ortadan kaldırılması için çok taraflı, ikili veya başka biçimlerde bir iş birliği zorunludur

144 25. Devletler, uluslar arası kuruluşların çevrenin, korunması ve geliştirilmesinde eşit, etkili ve etkin davranmalarını garanti edeceklerdir. 26. İnsan çevresi, nükleer silahlarla diğer toplu yıkıma neden olan araçların etkilerinden korunmalıdır. Devletler, bu tür silahların ortadan kaldırılması ve tamamen tahrip edilmesini sağlamak üzere uluslar arası organlarda acilen anlaşmaya varmak için mücadele etmelidir. Bu deklarasyon ilkelerinin uygulanmasında ve sürdürülebilir kalkınma alanında uluslar arası hukukun daha da geliştirilmesinde devletler ve insanlar iyi niyet ve ortaklık ruhu ile işbirliği yapacaklardır.

145 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇEVRE VE KALKINMA KONFERANSI DEKLARASYONU ( 5 Haziran 1992 Rio de Jenario ) Birleşmiş Milletler Çevre Kalkınma Konferansı; 3-14 Haziran 1992 tarihleri arasında Rio da Jenerio’da biraraya gelerek; 16 Haziran 1972 Stockholm’de kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Deklarasyonu’nun teyid edilerek; yeni ve tarafsız global bir ortaklığın kurulabilmesi için devletler, toplumun anahtar sektörleri ve insanlar arasında yeni işbirliği düzeylerinin yaratılması hedefiyle; bütün toplumların kendi ilgi alanlarını dikkate alan global çevre ve kalkınma sistemini koruyan Uluslararası antlaşmalar için çalışarak; dünyanın birbirinden ayrılmayan ve bir bütün olan doğasını tanıyarak bildirmektedir ki:

146 İLKE 1.İnsanlar sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezindedir. Doğa ile uyum içerisinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları vardır. İLKE 2.Devletler, Birleşmiş Milletler Şartı ve Uluslararası hukuk prensipleri doğrultusunda, kendi çevre ve kalkınma politikalarına uygun olarak kendi doğal kaynaklarını kullanma hakkına sahiptirler ve kendi yetki ve kontrolleri dahilindeki faaliyetlerin diğer ülkelere zarar vermemesini sağlamakla sorumludurlar. İLKE 3.Mevcut ve gelecekteki nesillerin kalkınma ve çevre ihtiyaçlarının eşit olarak karşılanabilmesi için kalkınma hakkı tamamlanmalıdır.

147 İLKE 4.Sürekli ve dengeli kalkınmanın gerçekleşebilmesi için çevre koruma, kalkınma sürecinin entegre bir parçasını oluşturacaktır, ayrı olarak düşünülemez. İLKE 5.Hayat standardındaki eşitsizliklerin azaltılması ve insanların çoğunluğunun ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabilmesi amacıyla, sürekli ve dengeli kalkınmanın vazgeçilemez ihtiyacı olan yoksulluğun giderilmesinde tüm devletler ve insanlar işbirliği yapacaklardır. İLKE 6.Gelişme yolundaki ülkelere, özellikle az gelişmiş ve çevre konusunda en çok rahatsız olan ülkelerin özel durum ve ihtiyaçlarına özel öncelik veecrilektir. Çevre ve kalkınma konularındaki uluslararası uygulamalar tüm ülkelerin ilgi ve ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir.

148 İLKE 7.Dünyanın ekosisteminin korunması ve iyileştirilmesi amacıyla devletler global ortaklık ruhu içinde işbirliği yapacaklardır. Global çevre bozulmasına katkıları doğrultusunda ortak ancak farklı düzeyde sorumluluklara sahiptirler. Gelişmiş ülkeler, kendi toplumlarının global çevre üzerinde yarattığı baskı ve sahip oldukları teknoloji ve finansal kaynaklar doğrultusunda, sürekli ve dengeli kalkınmadaki sorumluluklarını kabul etmektedirler. İLKE 8.Sürekli ve dengeli kalkınmayı ve insanlar için daha kaliteli bir yaşamı gerçekleştirebilmek için devletler sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim kalıplarını azaltmalı, ortadan kaldırmalı ve demografi politikalarını iyileştirmelidirler. İLKE 9.Sürekli ve dengeli kalkınma için kapasiteyi güçlendirmek amacıyla bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişi ve teknoloji transferi yoluyla devletler işbirliği yapacaklardır.

149 İLKE 10.Çevre konuları, bireylerin belirli düzeydeki katılımları ile en iyi şekilde ele alınmaktadır. Ulusal düzeyde, her birey kamu otoritelerindeki çevreyle ilgili bilgilere (tehlikeli maddelere ve faaliyetlere ilişkin bilgiler de dahil olmak üzere) ulaşabilecek ve karar verme sürecine katılma fırsatına sahip olacaktır. Devletler, bilgileri herkes tarafından elde edilebilecek hale getirerek kamu duyarlılığını ve katılımını kolaylaştıracak ve destekleyecektir. Acil çözüm ve yeni düzenlemeler dahil olmak üzere adil ve idari uygulamalara etkin geçiş sağlanacaktır. İLKE 11.Devletler etkili çevre mevzuatı oluşturacaklardır. Çevre standartları, idari hedefler ve öncelikler, uygulandıkları alanların çevresel ve kalkınmaya ilişkin durumunu yansıtacaktır. Bazı ülkeler tarafından uygulanan standartlar, diğer ülkeler için ekonomik ve sosyal maliyet açısından uygun olmayabilir.

150 İLKE 12.Devletler destekleyici ve açık bir uluslararası ekonomi sistemi geliştirmek için işbirliği yapacaklardır. Çevre amaçlı alınan ticaret politikası tedbirleri, uluslararası ticarete gizli bir sınırlama getirecek nitelikte olmamalıdır. İhraç eden ülkenin sınırları dışında, çevresel hususlarla ilgilenmek üzere tek taraflı eylemlerden kaçınılmalıdır. Sınırlaraşırı ya da küresel çevre sorunlarına işaret eden çevresel tedbirlerde, mümkün olduğunca uluslararası oybirliği temel alınacaktır. İLKE 13.Devletler kirlilikten zarar görenler için sorumluluk ve tazmine ilişkin ulusal kanunlar geliştireceklerdir. Devletler, aynı zamanda, sınır aşan olumsuz çevresel etkiler için sorumluluk ve tazmine ilişkin uluslararası kanun geliştirmek üzere süratli ve daha kararlı bir tavırla işbirliği yapacaklardır.

151 İLKE 14.Devletler, çevreye veya insan sağlığına zarar veren faaliyet ve maddelerin diğer ülkelere transferini önlemek amacıyla etkili bir biçimde işbirliği yapmalıdırlar. İLKE 15.Çevrenin korunması amacıyla ihtiyat prensibi devletlerin kapasitesi doğrultusunda yaygın bir şekilde uygulanacaktır. Ciddi tehditlerin veya tamiri mümkün olmayan zararların bulunması halinde, bilimsel belirsizlik, önlemlerin alınmasını erteleyebilecek bir neden olarak kullanılmalıdır. İLKE 16.Ulusal otoriteler “kirleten öder” prensibini dikkate alarak çevre maliyetlerinin uluslararası hale getirilmesine ve ekonomik araçların kullanımını geliştirmeye gayret göstermelidirler.

152 İLKE 17.Ulusal bir araç olarak çevresel etki değerlendirmesi çevreye önemli derecede zarar verici nitelikteki ve uzman ulusal otoritenin kararına bağlı olan faaliyetler için yapılacaktır İLKE 18.Başta devletlere zarar verecek ulusal çevre felaketleri ve olağanüstü durumlar halinde, ilgili devletler derhal uyarılacaktır. Uluslararası topluluk, bir felakete uğrayan ülkeye yardım konusunda elinden gelen her türlü gayreti sarf edecektir. İLKE 19.Ciddi boyutlarda sınırlar ötesi olumsuz etkiye sahip olabilecek faaliyetler söz konusu olduğunda, devletler bu etkilere maruz kalabilecek komşu devletleri haberdar edecek ve ilgili bilgileri bu devletlere temin edecek ve bu devletlere zamanında iyi niyet içinde danışacaklardır.

153 İLKE 20.Kadınlar çevre yönetiminde ve gelişmesinde önemli role sahiptirler. Bu yüzden sürdürülebilir kalkınmayı başarmak için onların katılımı gereklidir. İLKE 21.Herkese daha iyi bir gelecek sağlamak ve sürdürülebilir kalkınmayı başarabilmek için dünya gençliğinin yaratıcılığı, idealleri ve cesareti global bir sorumluluğu paylaşmaları yönünden kanalize edilmelidir. İLKE 22.Yerli halk ve onların toplumları ve diğer yerel toplulukların bilgileri geleneksel uygulamaları nedeniyle kalkınma ve çevre yönetiminde önemli role sahiptirler. Devletler sürdürülebilir kalkınmanın başarılmasında etkili katılımlarını sağlamalı, kimliklerini ve kültürlerini desteklemelidir.

154 İLKE 23.İşgal, baskı ve tahakküm altındaki halkların kaynakları ve çevreleri korunmalıdır. İLKE 24.Doğal olarak savaş, sürdürülebilir kalkınmanın yıkımıdır. Bu nedenle, devletler silahlı çatışmalarda çevrenin gözetilmesi amacıyla, uluslararası hukuka saygı gösterecekler ve gerektiğinde onun daha da geliştirilmesi için işbirliği yapacaklardır. İLKE 25.Barış, kalkınma ve çevre koruma birbirine bağlı ve bölünmezdir.

155 İLKE 26.Devletler, çevresel anlaşmazlıkları Birleşmiş Milletler şartına uygun olarak barışçı yollardan ve uygun yöntemlerle çözeceklerdir. İLKE 27.Bu deklarasyon ilkelerinin uygulanmasında ve sürdürülebilir kalkınma alanında uluslararası hukukun daha da geliştirilmesinde devletler ve insanlar iyi niyet ve ortaklık ruhu ile işbirliği yapacaklardır.

156 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DÜNYA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ZİRVESİ ( JOHANNESBURG ) ZİRVE ÇIKTILARI (ÖZET) “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi”ne uluslararası düzeyde yoğun katılım olmuş, 104 devlet ve hükümet başkanı yanında heyetler ve sivil toplum temsilcilerinde oluşan 21,000 kişi toplantılarda bulunmuştur. Zirve sonuncunda ise hükümetler beş öncelikli alanda (Su, Enerji, Sağlık, Tarım ve Biyolojik Çeşitlilik) atılacak adımlar konusunda taahhütlerde bulunmuşlardır. Bu amaçlara yönelik 235 milyon $ kaynak sağlayan 220’den fazla ortaklık kurulmuş, pek çok ortaklık için ise ilk girişimler yapılmıştır. Zirve’nin iki resmi sonuç belgesi vardır. Bunlardan ilki, ulusal, bölgesel ve küresel ölçeklerde eylem önerileri sunan “Uygulama Planı”, ikincisi ise devlet ve hükümet başkanları tarafından imzalanan “Siyasi Bildiri” dir.

157 Uygulama Planı Uygulama Planı, aşağıdaki başlıklardan oluşmaktadır: I. Giriş II. Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması III. Sürdürülebilir Olmayan Tüketim ve Üretim Kalıplarının Değiştirilmesi IV. Doğal Kaynakların Korunması ve Yönetimi V. Küreselleşen Dünyada Sürdürülebilir Kalkınma VI. Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma VII. Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletlerinin Sürdürülebilir Kalkınması VIII. Afrika İçin Sürdürülebilir Kalkınma IX. Uygulama Araçları X. Sürdürülebilir Kalkınma İçin Kurumsal Yapı

158 Uygulama Planı’nın ana hatları ve verilen taahhütler şöyledir:  Dünya ölçeğinde günde 1$’dan az kazanan ve açlıkla yaşamını sürdüren insan sayısının yarıya indirilmesi;  Yoksullukla mücadele amaçlı bir Dünya Dayanışma Fonu kurulması;

159  2015 yılına kadar sağlıklı içme suyuna ve sıhhi koşullara ulaşamayan insan sayısının yarıya indirilmesi. (Bu kapsamda, A.B.D tarafından önümüzdeki üç yıl içinde su projelerine 970 milyon $ tutarında yatırım yapılacağı bildirilirken, AB tarafından da özellikle Afrika ve Orta Asya’da yeni ortaklıklar için anlaşmalar yapılacağı duyurusu yapılmıştır. Birleşmiş Milletler’e ise bu konuda 20 milyon $ kaynak sağlayan 21 yeni ortaklık girişimi sunulmuştur.)

160  Enerji hizmetlerine erişimin artırılması ve sürdürülebilir kalkınmaya zarar veren enerji kaynaklarına verilen desteklerin kaldırılması; (Bu amaçla dokuz büyük elektrik şirketi, gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir enerji projeleri için anlaşmalar imzalamış, AB enerji konusunda 700 milyon $ tutarında ortaklık başlatacağını bildirmiş, ve A.B.D yılında 43 milyon $ tutarında enerji yatırımı yapacağını duyurmuştur.)

161  Daha temiz fosil kaynaklı enerji teknolojilerine geçilmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması;  Enerji verimliliğinin artırılması ve bu amaçla teşvikler sağlanması;  Çölleşme ve toprak bozulması konularında GEF (Küresel Çevre İmkanı)’in odak noktası olması ve Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin finansal kaynağı olarak GEF’in belirlenmesi; (A.B.D., sürdürülebilir tarımın desteklenmesi için 2003 yılında 90 milyon $ yatırım yapacağını duyurmuş, BM’e de bu kapsamda kurulan 17 ortaklık sunulmuştur.)

162  2015 yılına kadar bebek/çocuk ölümlerinin 2/3 oranında, ve hamilelikte gerçekleşen ölümlerin 2000 yılı rakamlarının ¾’ü oranında azaltılması için programlar geliştirilmesi;  Biyoçeşitlilik kaybının 2010 yılına kadar yavaşlatılması; (Biyolojik çeşitliliğin korunması ile ilgili taahhütler, BM’e sunulan 100 milyon $ değerinde 32 ortaklık ve A.B.D.’nin bildirdiği 53 milyon $’lık yatırımlarla da desteklenmektedir.)  Uluslararası düzeyde “iyi yönetişim”in desteklenmesi.

163 Siyasi Bildiri Güney Afrika Cumhuriyeti yetkilileri tarafından hazırlanan Siyasi Bildiri taslağı, AB, JUSCANZ, G-77/Çin ve AB’ye aday ülkeler tarafından oluşturulan Merkez Grubu tarafından revize edilmiş, 4 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

164 “Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Siyasi Bildirisi”nde, öncelikle tüm liderler tarafından sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ve eşitlikçi ve insancıl bir toplum oluşturulması için ortak taahhütler tekrarlanmış; sürdürülebilir kalkınmanın üç ayağı (sosyal, ekonomik ve çevresel) vurgulanarak tüketim/üretim kalıplarının değiştirilmesi, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve doğal kaynakların korunması/yönetimi konularda ortak vaatler verilmiştir. Hedeflere ulaşmada karşılaşılan zorluklar arasında ise zengin ve yoksullar arasındaki uçurumun derinleşmesi, biyolojik çeşitliliğin bozulması, küreselleşmenin olumsuz etkileri ve demokratik sistemlere duyulan güvenin azalmış olması gibi faktörler gösterilmiştir.

165 Bildiride, insani dayanışmanın önemi ve toplumlararası birliği/diyaloğun ilerletilmesi gereği vurgulanmıştır.Temiz suya, sanitasyona, enerjiye, sağlık hizmetlerine, gıdaya erişimin artırılması ve biyolojik çeşitliliğin korunması için ortaklıkların kurulmasının yanında hedef konulmasının Zirve’nin kalıcı sonuçlar bırakmasında etkili olacağı belirtilmiştir. İşgal, terör ve yolsuzluktan kaynaklanan tehditlere dikkat çekilmiş ve bulaşıcı/kronik hastalıklarla mücadele edilmesi gereği hatırlatılmıştır.

166 Bildiri’de, kadınların özgürleşmesi ve toplumsal olarak güçlendirilmesinin gereği ve yerel halkın önemli rolü de vurgulanmıştır. Bin yıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılması, Resmi Kalkınma Yardımları’nın artırılması ve bölgesel girişimlerin çoğaltılması için destekler yinelenmiş, istihdam koşullarının düzeltilmesi ve şirket hesap verebilirliğinin önemine tekrar değinilmiştir.

167 BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY MÜMKÜN… DOĞAL ÇEVRE İLE UYUMLU BİR YAŞAM… KÜBA

168 XI. KAYNAKÇA Aslanoğlu, Rana, Kent, Kimlik ve Küreselleşme, Asa Kitabevi:11, 1. Basım, Bursa, 1998 Atina Antlaşması, Jean Giraudoux’un önsüzü ile, Milletlerarası Modern Mimari Kongresi (CIAM) 1933, Çeviren Dr. Ayda Yörükan, İmar ve İskan Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü – Sosyal Araştırma Dairesi, Ankara, Benevolo, Leonardo, Avrupa Tarihinde Kentler, Çev. Nur Nirven, Afa Yayıncılık, İstanbul 1995.

169 Berkes Fikret, Kışlalıoğlu Mine, (1990) Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Remzi Kitabevi Birikim Aylık Sosyalist Kültür Dergisi, “Ekoloji, İnsan ve Toplum”, Sayı: 57-58, Ocak – Şubat Bookchin Murray,(1996) Toplumsal Ekolojinin Felsefesi, Çeviren: Rahmi G.Öğdül,Kabalcı Yayınevi Bookchin, Murray, Kentsiz Kentleşme, Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, Çev. Burak Özyalçın, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 1999.

170 Bumin, Kürşat, Demokrasi Arayışında KENT, Ayrıntı Yayınevi İnceleme Dizisi: 10, Birinci Basım Ocak Çevre Kanunu'nun Uygulanması,(1999) Türkiye Çevre Vakfı Yayını Demirer G.,Duran M.,Özgür G.,(2000), Marksizm ve Ekoloji, Öteki Yayınevi Demirer G.,(1992) Çevre Sorunları ve Kapitalizm, Sorun Yayınları Demirer G., Abay T., (2000) Küreselleşmenin Ekolojik Sonuçları, Özgür Üniversite Yayınları:28 Demirer G.,Torunoğlu E. ve diğerleri,(1997) Ve Kirlendi Dünya, Öteki Yayınevi

171 Engels, Friedrich, Konut Sorunu (1872), Sol Yayınları, Ankara, 1996 Eryıldız, Semih, EKOKENT – Çevreyi Geliştirici Kentleşme, Gece Yayınları: 38, Ankara, Mayıs Guattari Felix, (2000) Üç Ekoloji, Bağlam Araştırma Dizisi Harvey, David, Postmodernliğin Durumu, Çev. Sungur Savran, Metis Yayınları, ikinci basım Kasım 1999 Havemann R.,(1990) Yarın-Sanayi Toplumu Yol Ayrımında, Eleştiri ve Gerçek Ütopya, Ayrıntı İnceleme

172 2000'li Yıllara Doğru Çevre, (1991) T.C. Çevre Bakanlığı Yayını Kaboğlu İbrahim, Çevre Hakkı, Cep Üniversitesi - İletişim Yayınları Keleş, Ruşen, Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi Yayınları: 13, Ankara, Mayıs Keleş, Ruşen, Kent ve Siyaset Üzerine Yazılar ( ), IULA-EMME, Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği Doğu Karadeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı, Kent Basımevi, İstanbul, 1993.

173 Keleş, Ruşen, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Cem Yayınevi-Kültür Dizisi, Genişletilmiş 2. Baskı, Ekim Keleş Ruşen,(1997) İnsan Çevre Toplum, İmge Kitabevi Keleş, Ruşen, Çevre Politikası, İmge Yayınevi, Ankara,2005. Keleş Ruşen,Ertan Birol, (2002) Çevre Hukukuna Giriş,İmge Kitabevi Yayın

174 Kılıçbay, Mehmet Ali, Şehirler ve Kentler, Gece Yayınları: 26, 1. Baskı, Ankara, Ocak Ortak Geleceğimiz - Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu Raporu,(1987) Türkiye Çevre Sorunları Vakfı Yayını Özdek Yasemin,(1993) İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı, TODAİE Yayını Porritt J.,(1989) Yeşil Politika, Ayrıntı İnceleme Simonnet D.,Çevrecilik,(1990) Cep Üniversitesi - İletişim Yayınları

175 Somersan S. (1993), Türkiye'de Çevre ve Siyaset - Olağan Ülkeden Olağanüstü Ülkeye, Metis Yayınları Turgut Nükhet,(1993) Çevre ve Yurttaşlar, Savaş Yayınları Türkiye'de Çevre Politikaları, (1992) OECD Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Türkiye'nin Taraf Olduğu Uluslararası Çevre Sözleşmeleri, (2000) İzmir Barosu Yayınları, Yayına Hazırlayan: Av. Uğur Kalelioğlu - Av. Noyan Özkan


"MÜHENDİSLİK MİMARLIK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ÇEVRE POLİTİKALARI (ÇEV 472 ) Dr. Ethem TORUNOĞLU." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları