Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

DUYGU ( EMOTION) NORMAL GÖRÜNÜM. Duygu nedir? Korteks altı(subcortical) yapılar ve duygu _hipokampal sistem _amigdala ve korku koşullaması _amigdala ve.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "DUYGU ( EMOTION) NORMAL GÖRÜNÜM. Duygu nedir? Korteks altı(subcortical) yapılar ve duygu _hipokampal sistem _amigdala ve korku koşullaması _amigdala ve."— Sunum transkripti:

1 DUYGU ( EMOTION) NORMAL GÖRÜNÜM

2 Duygu nedir? Korteks altı(subcortical) yapılar ve duygu _hipokampal sistem _amigdala ve korku koşullaması _amigdala ve insanlarda korku Frontal lob: mutluluk, üzüntü ve uygunsuz davranışlar Hemisferik asimetri & duygunun tanınması ve ifadesi _duygusal algılama _duygusal deneyim _duygusal deneyim: öfke ve nefret _hemisferik lateralizasyon ve duygu: nörolojik görüntüleme bilgisi İnsanların duygusal ifade modelleri: nöropsikolojik bakış açıları Özet

3 DUYGU NEDİR?? Uzun yıllardır nöropsikolojinin, duygunun biyolojisi ve psikolojisi üzerinde aktif bir merakı olmuştur. Buradaki temel problem; duygunun psikolojik kökeniyle ilgili tatmin edici bir tanım yapabilmek olmuştur. Sorulan soru; “tam olarak duygu nedir?”… Yapılan bir araştırmada duyguyu simgeleyen 223 terim sıralanırken (Conte, 1975); diğer bir çalışmada öğrencilerden duyguyla ilgili kelimeleri sıralamaları istenmiş ve öğrenciler 556 adet, duyguyu tasvir eden terim ve ifade bulmuşlardır (Davitz, 1970). Tüm bu farklılıklar ve belirsizlikler göz önüne alındığında, duygunun hem psikologlar hem de nörologlar için hassas bir konu olması şaşırtıcı değildir.

4 Bilim adamları, duyguyu tanımlamak için pek çok girişimde bulunmuşlardır. İlk modern tanımlamalardan birisi William James tarafından yapılmıştır (1884). James duygunun, vücut uyarıcı bir gerçeği algıladığı zaman vücutta oluşan değişiklikler olduğunu iddia etmiştir. Yüzyıl sonra, Stuss ve Benson (1983) duygunun, bedensel ve zihinsel aktiviteleri içgüdüsel hislerle bağdaştıran birçok davranışsal tepkiyi birleştiren kapsamlı bir terim olduğunu söylemiştir. Diğerleri, duyguyu daha davranışsal terimlerle açıklamışlardır. Bu davranışçı bakış açısı, korkunun ve endişenin dikkatlice incelenebildiği hayvan araştırmalarından ortaya çıkmıştır.

5 Literatürde duygunun, ‘ruh hali(mood)’ ve ‘etki(affect)’den farklı olduğu görüşü kabul görmüştür. Brewin (1988)’e göre etki, duygunun davranışsal ifadesidir. Ruh hali; insanın dış davranışı değil ruhsal ya da iç durumu olarak tanımlanan zihinsel ya da duygusal durumudur. Duyguların ise; daha kısa, ani ve organizmanın dış görünüşünden anlaşılabildiği düşünülür. Bu dönemde zihinsel (ruhsal) duruma o kadar çok önem verilmiştir ki; duygu psikolojisinde en çok tartışılan konu, bilişin duygunun öncüsü mü olduğu ya da bilişsel öncü olmadan da duygunun oluşup oluşamayacağı olmuştur. Eğer duyusal ve algısal bilgi bilişsel süreci oluşturuyorsa, duygu açıkça bilişsel belirleyicilere sahiptir.

6 Kabaca örneklemek gerekirse; uçurumun kenarında gözü kapalı olan ve uçurumun kenarında olduğunu bilmeyen bir kişi, uçurumun kenarındaki gözü açık olan bir kişi kadar endişe veya korku hissetmeyecektir. Burada denizin görünüşü ve sesi (görsel ve işitsel bilgi) ile birleşmiş köpüklerin ve kayalıkların görünüşü (görsel bilgi) duyusal-bilişsel işaret rolü oynar. Tüm bunlar, kişinin korkuyla bağdaştırdığı uyarıcılardır. Bu yüzden, bir duygu algısal dünyanın algılanması ve değerlendirilmesi olmadan oluşamaz. Lazarus (1966) duyguların; insanların yaşantılarının ya da çevreyle olan ilişkilerinin sonucunu nasıl yorumladıklarına göre oluştuklarını ileri sürmüştür. Örneğin kişinin; ‘duygu’ denen şeyi yaşamadan önce birtakım değerlendirmeleri olmalıdır. Bu anlayış, ‘değerlendirme’yi bilginin işlenmesi olarak görmektedir. Benzer şekilde Weiner (1985); insan duygusunun yorumlama ve değerlendirme gibi bilişsel işlemlere dayandığını savunmuştur. Her iki bakış açısı da bilişin, duygusal tecrübe ve ifadede gerekli bir öncü olduğunu iddia etmiştir.

7 Bilişin duygu için gerekli olmadığını savunan bir başka bakış açısı da Zajonc (1980)’a aittir. O, etkinin bir biliş sonrası oluşumdan daha fazla bir şey olduğunu ve bilişin duygusal tepki için gerekli bir öncü olmadığını savunmuştur. Görüldüğü gibi, psikolojik terimlerle duygunun tanımını yapmak oldukça karışıktır. Bu yüzden, duygunun ne olması gerektiğini tarif etmek ve yerleşik yargılamalar yapmak daha faydalı olacaktır. Örneğin; duyguları tanımlayamayabiliriz, fakat mutluluğun ve üzüntünün onlardan ikisi olduğunu biliriz. Ekman (1973)’a göre 6 temel duygusal tepki vardır ve diğer duygular bunlardan oluşur.

8 nefret şaşkınlık mutluluk kızgınlık korku üzüntü

9 Bu temel duygular listesine ve ‘temel’ kelimesinin kullanılmasına itirazlar olmuştur (Russell, 1994). Örneğin; Ortony ve Turner (1990) temelliğin kesin ve tatmin edici bir kriteri olmadığı için temel duyguları da bulamayacağımızı savunmuşlardır. Sonuçta; duygunun tanımının yanında, temel bir duygusal tepkinin nelerden oluştuğu konusu da ortaya çıkmaktadır. Bu zıtlıklar, itirazlar ve belirsizlikler bataklığından kurtulmanın tek yolu, duyguları birbirinden ayıran önemli sinirsel özelliklerin altının çizilmesi olabilir. Eğer mutluluk bir duyguysa; korkudan, üzüntüden ya da endişeden ayırt edici bir şekilde sinirleri iyileştirmesi gerekir.

10 Hayvan araştırmalarında çalışmalar, beynin “amigdala” ve “talamus” bölgelerinde yoğunlaşmıştır. İnsanlarda korteksin (özellikle orbito- frontal korteks) duyguların tanımlanmasında ve ifadesinde, belirli korteks altı yapılarla birlikte önemli bölgeler oldukları öne sürülmüştür.

11 KORTEKS ALTI (subcortical) YAPILAR ve DUYGU Beyin, beyin sapının gelişerek daha karmaşık bir sistem oluşturmasıyla Meydana gelmiştir. Beyin sapının temel yapıları, duygu için önemli olan otonom ve endokrin sistemleri düzenler. Vücudun alt kısımları ile yapılan bağlantılar, yani alçalan bağlantılar, neokorteksten subkortekse doğru; tam tersine yükselen bağlantılar da subkorteksten neokortekse doğrudur. Bu organizasyonun da gösterdiği gibi, duygu beynin belirli bir bölgesine yerleştirilemez; aksine belirli bölgeler duygunun yaşanmasında rol oynayabilir.

12 Duyguların düzenlenmesinde temel korteks altı yapı, hippokampal sistemin ve amigdalanın oluşturduğu “beyin sapı”dır.

13 Hippokampal Sistem: *** Hippokampal Sistem: Hippokampal sistemin girdi tarafında entorhinal korteks, çıktı tarafında da subikulum ve lateral bölüm bulunur. Muhtemelen, duyguyla ilgili hippokampal fonksiyonun en ünlü modeli Gray (1982) tarafından önerilmiştir. Endişenin (anksiyete) nöropsikolojik bir modeli olan bu modelde septohippokampal sistemin doğuştan gelen korku sinyallerine (cezayı ve ödülsüzlüğü tahmin eden sinyaller) tepki verdiği düşünülmektedir. Bir uyarıcı fark edildiğinde, hippokampus hareketli davranışları engeller; otonom tepkiler belirler, korteksi harekete geçirir ve organizmanın çevrenin ilgili kısımlarına yoğunlaşmasını sağlar. Yüksek tepkici(highly reactive) sistemleri olan kişiler itici sinyallere karşı duyarlı olurlar ve daha içe dönük bir kişilik sergilerler; ayrıca depresyon ve anksiyeteye daha yatkındırlar.

14 Hippokampusun izli(trace) koşullamada rol oynadığına dair kanıtlar da vardır. Bu davranışlar koşullu uyarıcının başlangıcı ile koşulsuz uyarıcının bitişi arasında bir ara oluştuğu zaman meydana gelir. Bir fMRI çalışmasında Knight (2004), insanların koşulsuz görsel uyarıcının başlangıcını doğru tahmin ettikleri zaman hippokampal aktifleşmenin daha büyük olduğunu görmüştür. Bu bulgu, izli koşullama sırasında hippokampusun geçici bilgileri kodladığını; fakat çalışan bellek fonksiyonuyla ilgili diğer bölgelerin koşullu ve koşulsuz uyarıcı arasında zihinsel bağı sürdürdüklerini işaret etmiştir. Işık ve şok ile yapılan Pavlovian koşullama örneğinde Knight; alın korteksinin önündeki singulat korteksinde eğitim ve öğrenme işlemi arttıkça, artan bir aktifleşme gözlemlenmiştir. Işık ve şok aynı anda olmadığı zaman bu aktifleşme olmamaktadır.

15 *** Amigdala ve Korku Koşullaması: Aggleton ve Mishkin (1986)’e göre duygulara duyusal geçit olan amigdala; korku, endişe ve diğer duyguların öğrenilmesi ve sürdürülmesinde önemli rolü olan, şakak lobunun(anterior temporal lob) içindeki bir grup “subnükleus”tan oluşur. Hippokampus, septum, forniks ve koku soğanı ile birlikte amigdala; talamusun yanındaki korteks altı yapılardan oluşan limbik sistemin bir parçasıdır. Duygusal ifadenin, Papez devresindeki gibi (Papez, 1937), birbirine bağlı yapıların faaliyetlerinin sonucu olduğu düşünülüyordu.

16 PAPEZ DEVRESİ forniks mamillo-talamik alan Prefrontal korteksAssociation korteks Singulat gyrus Hippokampal sistem amigdala Anterior Talamik nuclei Mammilary body hipotalamus

17 Papez, duygusal deneyimlerin 2 şekilde üretilebildiğini öne sürüyordu; duygusal nesneler aracılığı ile deneyim akışının uyarılması Talamus mamiller cisimler anterior talamus singulat korteks (girdi akışı) uyaranın algılandığı ve uyaran hakkındaki anıların aktive edildiği yer olan serebral kortekse bilgi akısının gerçekleşmesiydi. Bu, algı ve anı ile ilgili kortikal bölgelerin sırayla singulat korteksi uyarması demekti

18 Eğer maymunların anterior temporal(ön şakak) lobları alınırsa ya da zarar görürse (ki bu amigdalanın da alınması ya da zarar görmesi anlamına gelir), uygunsuz duygusal davranışlar sergiledikleri görülür. Örneğin; her şeyi ayırt etmeden yiyebilir, cinsel açıdan aşırı aktif olabilirler.. Ancak; insanlarda aynı şey gözlenmemiştir. Halgren (1992)’e göre; amigdalanın neokorteks, hipotalamus, septum, talamus ve hippokampusle bağlantısı ve bir ağ düzeni vardır. Duyulardan gelen girdiler normalde amigdalaya gider; amigdala ve hipokampal sistem girdiyi, iç salgılarla, otonom ve motor aktivitelerle ilgili bölgelere yansıtır. Hayvan çalışmalarında korku koşullamasında; organizma bir koşullu uyarıcıya (ışık, ses) ve ardından kısa bir koşulsuz uyarıcıya (şok) maruz bırakılır. Eğer koşulsuz uyarıcı yeterince şiddetliyse, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların birleştirilmesi hızlı bir korku tepkisinin koşullanmasına neden olur.

19 LeDoux ve meslektaşları; amigdalanın lateral nükleusunun işitsel uyarıcılardan bilgi almayla sorumlu olduğunu gözlemlemişlerdir. Bu bölgedeki hücreler, özellikle işitsel koşullu uyarıcılara duyarlıdır. Amigdalaya direkt giden talamik yol hızlıdır, ancak az içtepi taşır; talamik yoldan amigdalaya doğru olan bağ ise daha yavaştır, ancak daha çok işitsel içtepi taşır. Bu yüzden basit uyarıcılarla ilgili duygusal tepkiler ilk yolla aktarılır; karışık bir grup uyarıcıyla ilgili tepkiler ise ikinci yolla aktarılır. Lateral nükleusun bu iki sistemin birleştiği ve iki sistemden gelen bilgilerin birleştirildiği yer olduğu düşünülmektedir (LeDoux, 1995).

20 Primary sensory Unimodal association Polymodal association Entorhinal korteks hippokampüs subikulum Sensory talamus BL BM ACE Lat. amigdala Emotional stimulus Stimulus channels 1 gelecek 2 nesneler 3 kavramlar 4 bağlamlar Duygusal tepkiler davranış otonomik endokrin

21 Amigdalada bilgi çıkışının olduğu bölgenin central nucleus (merkez çekirdek) olduğu düşünülüyor. Bu nucleusu lezyonlamak duyguların ifade edilmesini etkiler. Eğer central nucleusun yansıtma yaptığı belirli bölgeler lezyonlanırsa, belirli duygusal davranışların ifade edilmesi bozulabilir. Örneğin, merkez gri maddenin lezyonlanması donakalma tepkilerini engeller; stria terminalisin bed nucleusuna olan yansımalara yapılan lezyon nöroendokrin tepkileri engeller. Korkunun öğrenilmesi ve sürdürülmesinde amigdalanın rolünü açıklamak için yapılan kapsamlı çalışmalardan sonra yapıyı lezyonlamak bile korku koşullamasında eksikliklere neden olur (Kim ve Davis). Farelerin amigdalaları korku koşullamasından önce lezyonlandığı zaman, bilateral lezyonlar korkunun bir duygusal tona(tone) veya bir bağlama (context) koşullandırılmasını engeller. Unilateral hasar bu uyarıcılara karşı korkmadaki kısmi bozulmalarla ilişkilendirildi. Ancak hasar korku çalışmalarından sonra oluşmuşsa, her iki lezyonlama şekli de korku öğrenimini azalttı. Yapılan çalışmaların sonucu; korku koşullamasında sağ amigdalanın sol amigdaladan daha etkin olduğunu akla getirmektedir.

22 *** Amigdala ve İnsanlarda korku: Korku koşullandırması, duygunun nöral kaynağını incelemede pasif kaçınmacı(passive avoidance) koşullamadan iyi bir yöntemdir. Fakat LeDoux’un notlarına göre bu çalışmalardan elde edilen korku koşullama mekanizmasının diğer, insana özgü korku türleriyle (otorite korkusu, yükseklik korkusu, sosyal olaylar) aynı olup olmadığı belirsizdir. LeDoux’un yöntemi oldukça deneysel ve hayvan bilgisine dayalıdır. Ancak; korkunç ya da korku bağlantılı uyarıcıları algılamasında amigdalanın oransız bir rolü olduğuna dair kanıtlar vardır. Bir araştırmada kadın, amigdalasının iki taraflı olarak yok edilmesini kabul etmiş ve hippokampus ve korteks birbirinden ayrılmıştır. Bu araştırmada hasta yüz ifadelerindeki korkuyu tanımamış; ancak mutluluk, şaşkınlık, kızgınlık, iğrenme ve üzüntü gibi ifadeleri tanımıştır. Ayrıca; bir yüz ifadesinde birden çok duyguyu da tanımamıştır.

23

24 Adolphs ve yardımcıları, amigdalanın çift taraflı değil de tek taraflı zarar görmesinin korkulu yüz ifadelerini tanımayı zayıflattığını gösteren bilgiler sunmuşlardır. Nörolojik görüntüleme bilgisi amigdalanın korku bağlantılı maddelerin algılanmasında diğer beyin bölgelerinden daha büyük rolü olduğunu ileri sürmüştür. Örneğin Morris; kişilerin korkunç ifadelere baktıkları zaman amigdalanın sol tarafında sadece aktifleşmenin artmadığını aynı zamanda yüz ifadesi yoğun olduğu zaman bu aktifleşmenin daha çok arttığını belirtmiştir. Diğer fMRI ve PET araştırmaları da bu aktiviteleri doğrulamıştır. Adolphs, amigdalasının iki tarafı da zarar görmüş olan 31 yaşındaki bir kadın üzerinde yapılan araştırmayı rapor etmiştir. Kadın yüzlerdeki, kelimelerdeki ve cümlelerdeki güzel ifadeleri güzel olmayanlardan ayırt edebilirken bu ifadelerdeki negatif duygu veren değişiklikleri tanımlayamamıştır; özellikle de korku ve kızgınlığı.

25 Yüzlere bu şekilde belirgin duygusal imalar yüklemenin kültürden kültüre farklılık gösterdiği düşünülmüştür. Örneğin; bir nörolojik görüntüleme araştırmasında katılımcılara korkunç gözler gösterilmiş ve beyin aktiviteleri kaydedilmiştir. Gözler korkunç ancak ağız normal olduğu zaman iki amigdalada ve üst tepecikte gözlenen, artan aktiviteler bir Western modelinde belirtilmiştir.

26 Kafkas ve Japon katılımcıların beyin aktivitelerini karşılaştıran, korkunç yüz ifadelerine tepkiyi araştıran bir fMRI çalışmasında Kafkas katılımcıda, amigdalada artan tipik aktiviteler oluşmuştur. Ancak; Japon katılımcıda farklı bir aktivite görülmüştür. Japon katılımcıda artan sağ ön premotor korteks ve sol insula aktiviteleri görülmüştür. Sonuçlar; Kafkasların korkunç uyarıcılara direkt ve duygusal bir şekilde tepki verdiğini gösterirken bu yorum Japonlar için uygun değildir. Bu araştırma kullanışlı bir uyarıyı ortaya çıkarmıştır: Normal evrensel bir bulgu, araştırmadaki deneklerin özelliklerine göre değişebilir. Ayrıca; üzüntü gibi korku dışındaki negatif bir duygu uyarıldığı zaman amigdala, erkeklerde kadınlardakinden daha fazla aktifleşmektedir. Lang ve diğerleri (2000), negatif duygunun tehlikeli çevrelerde hayatta kalmaya yardımcı olmak için gelişmiş bir güdüsel mekanizma olduğunu öne sürmüşlerdir.

27 İnsanlar korktukları zaman amigdala, kaçmamızı veya korkunun kaynağıyla mücadele etmemizi sağlayan sistemin bir parçasıdır. Bu güdüsel sistem bedensel durumların aktifleştirilmesiyle sorumludur, yani; korktuğumuz zaman bizi tehlike konusunda uyaran ve dikkatimizi ona toplayan durumlar gibi. Böyle bir sistemin rolü organizmanın tehlikeli çevrelerde hayatta kalmasına yardımcı olmaktır. Korkuya karşı tepkinin ani yönlendirilmesi ve ani gelişen doğası, hayvanların korku işaretlerine karşı aşırı duyarlı olması korku psikolojisinin dilbilimsel işleme yada dil temelli değerlendirmeye dayanmadığını göstermektedir.

28 FRONTAL LOB: Mutluluk, Üzüntü ve Uygunsuz Davranışlar (inappropriate behaviour) 5. bölümde anlatılan Gage’in orbito-frontal lob hasarı ve diğerleri, frontal lobların duygunun düzenlenmesinde önemli bir rolü olduğunu işaret etmiştir. Sonraki çalışmalar bu yapıların, özellikle de orbito- frontal korteksin bazı duygusal ifadelerin düzenlenmesiyle ve uygunsuz duygusal davranışların engellenmesiyle sorumlu olduğu görüşünü desteklemiştir. Örneğin; önceki bir çalışmada Kolodny(1929) frontal lob lezyonunun iki sonucunu tanımlamıştır: Ruh hali değişmesi (mood alteration/ heyecan veya depresyon) ve sosyal kişilik yönlerinde değişmeler. Holmes(1931) da daha sonra frontal lob hasarının artan duygusuzluk, depresyon ya da öfori(euphoria) ile sonuçlanabileceğini iddia etmiştir. Başı yaralı ve frontal hasarı olan hastaların depresyon ve uzaklaşım(withdrawal) semptomları gösterdikleri ortaya çıkarılmıştır.

29 Frontal hasarlı hastaların sosyal yükümlülüklere karşı sinirli(irritable) veya ilgisiz(indifferent) olduğu anlaşılmıştır. Kişilikteki özgün ve çarpıcı değişiklikler, 1940 ve 1950’lerde psikotik semptomların giderilmesi için yapılan lobektomi uygulamasınının haberini vermiştir. Bu dönemde yaklaşık insan frontal beyin- lezyonlama prosedüründen geçmiştir. Lobektominin ilk raporları operasyon sonrası, ana semptomların durgunluk(inertia), hırs eksikliği(lack of ambition/ hevessizlik), ilgisizlik (indifference) ve yetersiz karar verme(poor judgement) olduğunu ortaya çıkarmıştır. Fakat, bu çalışmalarla ilgili iki problem; duygusal algılamanın ve ifadenin resmi olarak test edilmemesi duygusal işlemin hastalık gelişiminden önceki seviyelerinin dikkate alınmamasıdır.

30 Dış çevreden gelen duygusal bilgi Hipotalamus ve diğer limbik sistemlerden elde edilen içsel bilgi Prefrontal korteks Duyguların düzenlenmesi Nauta( ) prefrontal korteksin limbik sistemle bağlantısını vurgulamıştır: Sonraki ilgiler orbito-frontal korteks üzerine yoğunlaştı. Kleist(1934), bu bölgenin kişilik duygusu için önemli olduğunu ve bu hasarın sapkın davranışlar, çocuksu davranma ve öforiyle sonuçlanabileceğini öne sürdü.

31 Benzer şekilde Rolls( ), orbito-frontal korteksin uyarıcı pekiştireçli bağların kesilmesinde önemli bir yapı olduğunu ve bu işlemin bize duyguları yaşattığını iddia etmiştir. Rolls: amigdala öğrenilmiş duygusal tepkilerin ortaya çıkarılmasını sağlarken; orbito-frontal korteks bu duygusal tepkilerin düzenlenmesi ve düzeltilmesinde yer aldığını öne sürmüştür. Rolls’un kanıtlarının bir çoğu hayvan çalışmalarından elde edilmiştir; ancak daha sonra insanlarla yapılan çalışmalar da frontal korteksin duyguların algılanması ve ifade edilmesinde rol oynadığını doğrulamıştır. Daha ilginç bir biçimde, bu bilgiler sağ ve sol frontal kortekslerin duyguda farklı rolleri olduğunu işaret etmektedir.

32 HEMİSFERİK ASİMETRİ & DUYGUNUN TANINMASI ve İFADESİ Duygu ve insan beyni üzerine yapılan önceki çalışmalar kafa hasarını izleyen etkileyici rahatsızlıklar üzerine yoğunlaşmıştır. Bu ve daha sonraki çalışmalarda sol taraflı lezyonlar ağlama, mutsuzluk(misery) ve düşük özgüven(low self-esteem) gibi depresif ve negatif semptomatalojiyle ilişkilendirilirken; sağ hemisfere uygulanan lezyonlar yükselen moral(increased elevation) ve öfori(neşe) ile ilişkilendirilmiştir. Nöropsikolojik terimlerde ifade edildiği gibi ‘duygu için sağ’ hipotezi daha önceki, unilateral(tek yönlü) sağ hemisferik lezyonlu hastalarla ilgili anecdotal çalışmalara dayanır. Ancak; sol hemisferin ilişkili (involvement) olması duyguların ifadesinde yarımküreler arası (interhemisferik) farklılıkları akla getirmiştir. Ayrıca; aynı hemisferde aktivasyon farklılıkları gibi yarımküre içi(intrahemisferik) farklılıklar da olabilir. Duygu araştırmasında bu beyin bölgeleri bazen ön(frontal lob) ve arka (parietal, temporal ve oksipital) olarak ayrılmaktadır.

33 Sağ hemisferin duygudaki yerini işaret eden kanıt temelinde Ross ( ), sağ hemisferde bir duygu işlemcisi olduğunu ve kavrama işlemi arka bölgelerle ilgiliyken duygunun üretilmesinin ön bölgelerle ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Ancak şunun not edilmesi önemlidir ki; duygu işleme türünde bir fark vardır. Bu fark “duygusal algılama” ve “duygusal ifade” arasındaki ayrımda yatmaktadır. İnsan beynindeki duygunun lateralizasyonuyla ilgili çelişkili kanıtların ortaya çıkmasına neden olan bu farktır ve her işlemi ayrı ayrı ele almak önemlidir.

34 Duygusal Algılama Duyguların algılanması ve tanınmasının öncelikle bir sağ yarımküre fonksiyonu olduğu düşünülüyor. Eğer katılımcılara (1) duygusal tarzda yazılmış iki ayrı cümlenin aynı mı ya da farklı mı olduğu sorulursa (2) duygusal yüz ifadeleri arasında ayrım yapmaları istenirse ya da (3) nötr ve duygusal kelimeleri işlemeleri istenirse genellikle bu görevlerde sağ yarımkürenin işlevini işaret eden sol kulağın ve sol görüş bölgesinin avantajı olur. Duygusal ve nötr yüz ifadelerinin tanınmasında sol yarı üstünlüğü ve fotoğraflardaki, çizgilerdeki, karikatürlerdeki duygusal ifadelerin tanımlanmasında sol görüş alanının avantajı bulunmuştur. Son zamanlarda,fMRI çalışmasında,konuşmada duyguya göre dilbilimsel vurgunun değiştiği bir dil kavrayış araştırmasında, konuşmanın duygusal ve dilbilimsel vurgunun değiştiği bir dil kavrayış araştırmasında, konuşmanın duygusal ve dilbilimsel yönleri sağ dorsa-lateral frontal korteksteki aktivasyonla ilişkili olduğu,fakat sadece duygusal özelliklerin orbito-frontal korteksi çift taraflı aktifleştirdiği görülmüştür (Wildgruber 2004).

35 Beyni lezyonlu kişilerden elde edilen bulgular duygunun ifadesinde sağ yarımkürenin işlevine işaret etti. Örneğin Borod (1986a) ve Etkoff (1984), duygusal yüz ifadesinin algılanmasındaki azalmanın sol yarımkürenin duygunun algılanmasındaki önemini doğrulamıştır. Ayrıca korkunun algılanmasında amigdalanın oransız bir rolü olsa da Sağ yarımkürenin korkunun algılanmasında özel bir rolü vardır. Seslerdeki kızgınlığın tanınmasında farklı beyin bölgelerinin rolü olduğu görünüyor. Kızgın ve nötr ses tanınması sırasında aktivasyonun karşılaşırtılması için fMRI kullanıldığında, orta üst tempolar sulkus İnsanlar kızgın bir ton duydukları zaman çok daha fazla aktif olmuştur(Grandjean 2005). Bu bölgenin öneminin fonolojik işleme verildiğinde İlginç bir şekilde kızgın sesteki yükseklik ve frekans dikkate alındığında bile aktivasyon gözlenmiştir. Aynı zamanda ventral stratiumun insanlardaki öfkede rolü olduğuna dair kanıtlar vardır (Kalder 2004). Bu bölgeleri lezyonlu olan dört hastadan seslerdeki, resimlerdeki ve yüzlerdeki duyguları tanımlamaları istenmiş ve öfkeyi ve kızgınlığı tanımlayamamışlardır. Calder, stratiumun rolünü evrimsel olarak yorumlamıştır. Ona göre stratiumun fonksiyonu biyolojik kaynakları (yiyecek,eş,sınır (territory)gibi) takip etmektir. Bu takibe engeller çıktığı zaman kişi agresif ve kızgın olur. Ventral striatum bu tepkileri düzenliyor olabilir.

36 Duygusal Deneyim Bir asimetri eksikliği bildirilmesine rağmen duyguların doğal olarak İfade edilmesi genellikle sol yarımküre aktivitesiyle ilişkilendirilmektedir. (Wheyler 1987) Richard Davidson ve meslektaşları tarafından yapılan şaşırtıcı EEG araştırmasında güzel ve hoş olmayan görsel duyusal uyarıcılar deneyimine karşılık yarımküresel asimetriler bulunmuştur (Davidson 1992, Davidson ve Sutton 1995). Bu çalışmalarda kullanılan etkili uyarıcılar pozitif ve negatif etkiye göre sınıflandırılmış film klipleridir.

37 Önceki EEG çalışmaları (Harman ve Ray 1977) duygusal tepkinin EEG aktivitesinin asimetrik kalıpları tarafından karakterize edildiğini ileri sürmüştür. Özellikle sol yarımküre gücündeki artışlar pozitif hafızanın Oluşturulması sırasında elde edilmektedir ve negatif hafızanın oluşturulmasında azalma olmaktadır. Davidson ve meslektaşları daha sonra sol ön yarımkürede pozitif film kliplerine karşı aktivasyonda ve alfa Frekanslarında artış gözlemişler, sağ yarımkürede de negatif film kliplerine karşı artış gözlemlemişlerdir.(Davidson 1979) Daha sonraki bir çalışmada Davidson ve meslektaşları pozitif ve negatif duyguları ortaya çıkarmak için standart olarak hazırlanmış filmleri izleyen onbir sağlak kadındaki frontal ve anterior temporal bölgelerdeki EEG aktivitelerini kaydetmiştir(Davidson 1990). Pozitif durumda denekler ya köpeklerin çiçeklerle veya maymunlarla oynamasını ya da banyo yapan bir gorili izlediler. Negatif durumda katılımcılar bir bacağın kesilmesini ve üçüncü derece yanıklar gördüler. Davidson, sağ ve anterior temporal bölgelerde negatif (nefret) durumda pozitif (mutluluk) durumundakinden daha çok alfa gücü, yani daha çok aktivite gözlemlemişlerdir.

38 Pozitif (mutluluk) durumda ise anterior temporal bölgelerdeki sol taraflı aktivasyonlarla negatif durumdan daha çok ilişkilendirilmiştir. Takip eden bir çalışmada Ekman (1990), katılımcılar Duchenne gülüşü (zigomatik kasların hareketiyle oluşan doğal bir gülüş şekli) yaptıkları zaman daha fazla sol taraflı anterior temporal ve parietal aktivasyon olduğunu gözlemlemiştir. Şunu belirtmekte fayda var ki bu çalışmadaki bütün katılımcılar bayandı. Beyin hasarlı kişilerden elde edilen kanıtlar benzer ama nitelikli bulgular işaret etmektedir. Sağ hemisferi (yarımküresi) bir darbe sonucu hasar görmüş olan hastaların açık doğal duygusal ifadeler oluşturmada sol tarafı lezyonlu olanlara oranla daha zayıf olduğu gözlenmiştir (Borod 1986b). Fakat bu tablo bu kadar açık değildir. Örneğin tümör ve damar şikayetleri olan hastaların olduğu bir araştırmada Mammucari (1988), her iki klinik grup ta kontrol etmede fark olmasına rağmen, sağ ve sol lezyonlu hastaların içgüdüsel olarak duyguları ifade etmesi farklılık göstermemiştir. Fakat Weddell (1990), belirgin negatif ve pozitif ifade pozu istendiğinde ön sağ ve sol lezyonlu hastaların arka tarafları lezyonlu olanlardan daha zayıf olduğunu bulmuştur.

39 Ancak bu çalışmalardaki genel bulgu sağ yarımküreye yüklenildiği zaman duygusal algılamanın daha iyi olduğudur, oysa duygusal deneyim frontal korteks bölgesindeki her iki yarımküreyi de içerir. Bir soru ortaya çıkıyor, neden bu iki ayrı fonksiyon için asimetri olmalıdır? Bu soru daha sonra tartışılacaktır. Tartışma Konusu: Mizah Nöropsikolojisi Duygu tartışmalarında görmezlikten gelinen duygusal bir tepki gülmektir, çünkü muhtemelen neden güldüğümüzün nedenlerini bulmak neden konuşamadığımızın, görmediğimizin ya da neden duymadığımızın nedenlerini bulmak kadar acil değildir. ‘Gülme’ teriminin içinde bulunan bu davranışın altında büyük bir karışıklık vardır. Bunu oluşturabilmek için motor, algısal ve bilişsel sistemler birbirlerini etkilemektedirler. Karmaşıklığına rağmen, bu bölgenin duygu araştırmalarında verimli bir bölge olduğunu işaret eden kanıtlar vardır. Mizah artan kalp atışı (Averill 1969), cilt iletkenliği (Goldstein et al.1975), kas gerilimi (Chapman 1976), değişik solunum(Svebak 1975,1977), ve EEG şekliyle (Svebak 1982 ) ilişkilendirilmiştir.

40 Anatomik ölçüde sağ yarımküre hasarı gülmede, mizahın algılanmasında ve zevk alınmasındaki düzensizliklerle ilişkilidir. Örneğin sağ yarımküre hasarı gülmenin kendiliğinden patlak vermesiyle ilişkilendirilmiştir, halbuki sağ yarımküreye anestezi yapmak gülmeyi arttırmaktadır (Sackheim et al. 1982). Ünlü bir çalışmada Gardner (1975), sağ yarım küre hastalarının gülmede sol yarımküre hastalarından daha fazla farklılıklar (çok fazla veya çok az) gösterdiğini buldu. Sağ yarımküre hastalarının, başlıkların ‘ilgisiz sonuç,’ ‘basit-tarafsız,’ ‘basit-üzgün’ gibi sınıflandırıldığı karikatürde son etkili cümleleri yerleştirmede çok zorlandıkları görülmüştür. En çok ‘ilgisiz sonuçları’ yerleştirdiler ve bu karikatürün komik olması için uygun bir seçenekti fakat, bunlar uyumlu bir anlam eksikliği içeriyordu. Sağ yarımküre hastaları aynı zamanda komik olmayan şeylere daha çok ilgi göstererek mizah ayırt etmede farklılıklar gösterdiler. Winner ve Gardner (1977), hem sol yarımküre hastalarının hem de denetleyicilerin edebi resimli mecazlara güldüklerini, fakat sağ yarımküre hastalarının gülmedikleri bulgusunu elde etmiştir.

41 İlginç biçimde Brazzelli (1994), bir örnek çalışmada çift taraflı ön lop hasarı olan bir kadının karikatürlerin başlığını koyamadığını ancak bir dizi kutuyu kaldırıp en alttaki kutunun daha hafif olduğunu keşfettiği zaman eğlenme ve şaşkınlık işaretleri gösterdiğini raporlamıştır. Shammi ve Stuss (1999) anterior sağ frontal (ön) lop hasarının mizahı anlama kabiliyetindeki bozulmalarda sol tarafın hasarına göre daha etkili olduğunu gözlemişlerdir. Bu da dikkati resimler üzerine yoğunlaştırırken ve karikatürlere bakarken görsel çevreyi görsel olarak taramak gibi bilginin entegre edilmesinde ön korteksin bir rolü olduğuna işaret etmektedir. Gülmenin ve mizaha tepkinin nöroanatomik temelini sistematik olarak inceleyen çok az çalışma olmasına rağmen, bu araştırmalar sağ yarımkürenin mizahı anlamada önemli olduğunu işaret etmektedir.(Martin ve Gray’in tartışmasına (1996) bak). Duygusal Deneyim: Öfke ve Nefret Öfkeliyken kortikal tepkililiği inceleyen bir araştırmada 13 genç sağlıklı adama yüz ifadeleri gösterilmiş ve bu ifadelerin bir kadına mı yoksa bir erkeğe mi ait olduğuna karar vermeleri istenmiş ve bu sırada sağ orbito frontal ve singulat girusta değişiklikler

42 gözlenmiştir (Blair 1999). Her bir yüz, üzgünlüğü ve kızgınlığı gösteriyor ve yoğunlukları değiştiriyordu. Üzüntü ifadesinin yoğunluğu arttıkça amigdaladaki ve sağ temporal lopdaki aktivite artmıştır; kızgınlık ifadesinin şiddeti arttıkça da sağ orbito-frontal korteksteki ve anterior singulat girustaki aktivite artmıştır. Önceki çalışmalar AAC aktivasyonunu yüz ifadesinin şiddeti ya da yoğunluğuyla bağdaştırmışlardır. Öfkeli ifadelere bakarken amigdalada önemli bir aktivite artışı olmamıştır. Yazarlar sonuçların açık bir model işaret ettiğini iddia etmektedirler: Negatif uyarıcılara tepki veren tek bir sistem değil iki sistem vardır. Bir sistem sosyal caydırıcı şartlandırma içinde bulunan üzüntü ve korku gibi negatif uyarıcılara tepki oluşturur; diğer sistem davranışı kesen negatif uyarıcılara karşı tepki oluşturur. Dejeneratif motor rahatsızlık Huntington hastalığı ile nefret duygusunun tanınması arasında bir bağlantı olduğu düşünülmektedir. Sprengelmeyer (1996, 1997b), Huntington hastalığı semptomları gösteren bir hastanın nefret ifadelerini tanımada zayıf olduğunu söylemiştir. Fakat değildir ve bu bulgu hastalığın semptom öncesi taşıyıcılarını araştıran Gray(1997)

43 tarafından tekrarlanmıştır. Gilles de la Tourette sendromu hastaları ve obsesif kompulsif bozukluğu olanlar da tanımlamada bu eksikliği göstermektedirler.Huntington hastalığı ve bu rahatsızlıklarda disfonksiyonel olan beyin bölgeleri frontostriatal bölgedir, özelliklede bazal ganglia. Sağlıklı kişilerde nefret tanımlanmasının nöroanatomik temelini keşfeden önceki fMRI araştırmaları bazal ganglia bir parçası olan putamende artan bir aktivasyon bulmuştur (Phillips 1997). Bu bölge parkinson hastalığında da yer almaktadır ve bu faktör Sprengelmeyer’i (2003), nefret duygusunun tanınması parkinson hastalarındada zayıf olabilir tezini ortaya atmaya zorlamıştır. Tedavi edilmiş ve edilmemiş Parkinson hastalarının nefreti tanımada kontrol grubundan zayıf olduklarını bulmuşlardır ve tedavi edilmemiş grup en zayıf performans göstermiştir. Fakat sağlıklı katılımcılardan elde edilen son nörolojik görüntüleme bilgileri kişilerin duygu tanımladıkları zaman daha kritik bölgelerin görevde olduklarını işaret etmiştir. Schienle (2005) ve diğerleri fMRI kullanarak 63 kadına 40 adet nefret uyandırıcı ve 40 adet nötr resimler göstermiş ve kadınlardan resimlerin ne kadar iğrendirici olduklarını değerlendirmelerini istemiş. Kadınlar nefret uyandırıcı uyarılara baktıkları zaman aktivasyonun sol orbito- frontal korteks, sol orta OFC, occipito-temporal lop ve sağ ve sol amigdalada daha fazla olduğunu görmüşlerdir.

44

45

46 Genel olarak benzer bir sonuç nefret ve korku uyandıran sistemlere bakan bir grup kadın ve erkekten elde edilmiştir(Schienle 2005). Bu çalışma her iki cinste de sol orta ve arka yan PFC ‘de artan bir aktivasyon gözlemlenmiştir. İlginç bir şekilde Habel (2005) sağlıklı bir kişide mutlu bir ruh hali oluştuğu zaman bu bölgede aktivasyon gözlemiştir. Schienle ve diğerleri elde ettikleri sonuçları Rolls’un duygu teorisine göre yorumladılar. Kısaca, Rolls (1999) görsel etkili uyarıcıların ilk olarak oksipital lopta işlendiğini ileri sürmüştür. Ventral görme sistemi daha sonra İnferior (aşağı doğru) temporal bölge üzerinden amigdalaya ve PFC’ye yansıtıyor. PFC, uyarıcının ödül değerine, yani ödül mü yoksa ceza mı gerektiğine karar verir. Bu karar daha sonra davranışa yol açar ve kişi geri çekilir veya yaklaşır. Yarımküresel Lateralizasyon ve Duygu: Nörolojik Görüntüleme Bilgisi Son zamanlarda yapılan bir meta analiz 1992 ve 2002 (Wager 2003) arasında yayınlanmış 65 nörolojik görüntüleme çalışmasında aktifleşen bölgeleri incelemiştir.

47 Net bir bulgu duygunun algılanmasında ve ifadesinde tek bir yarımkürenin sorumlu olduğunun düşünülmesinin pek mantıklı olmadığıydı. Yazarlar farklı sistemlerin yaklaşma ve geri çekilme davranışına aracılık ettikleri bulgusunu elde ettiler: yaklaşma davranışı için anterior (öne doğru) prefrontal korteks, geri çekilme için de singulat korteks sorumludur. İnsanlar korkunç yüz ifadeleri algıladıkları zaman amigdala sürekli olarak aktifleşmektedir fakat, ayrıca insanlar hoş uyarıcılar algıladıkları zaman da bu oluşmaktadır ve bu da muhtemelen çevredeki iyiliğimizi etkileyecek dikkat çekici uyarıcıların belirlenmesinde yapının rolünü göstermektedir. Katılımcıların cinsiyeti göz önüne alındığı zaman erkekler kadınlardan genelde daha çok lateralize edilmiş duygusal beyin aktivitesi ortaya çıkarmıştır. Duygusal ifade bağlamında amigdala ve OFC arasındaki ilişki nedir? Bir araştırma OFC’nin duyguyu modüle edebileceğini yani ayarlayabileceğini öne sürmüştür (Hariri 2007). Kadınlara ve erkeklere iki yüz ifadesi arasında tanımlama yaptırılmış ve korku veya öfke gibi bir etiket seçmeleri istenmiş ve fMRI kullanılarak aktivasyonlar kaydedilmiştir.

48 Katılımcılar ifadeleri eşleştirdiği zaman, sağ ve sol amigdalada önemli aktivite artışı gözlenmiştir; etiketledikleri zaman da azalan bir sağ ve sol amigdala ve sağ PFC aktivasyonu gözlenmiştir. Bu bilgilerin ışığında, PFC’nin amigdala aktivitelerini düzenlediğini iddia edebiliriz öyle ki bir duygusal uyarıcı hakkında düşünmek bu uyarıcının duygusal etkisini azaltacaktır ve bu azalma amigdalanın aktivitesindeki azalmayı beraberinde getirecektir. İnsanların duygusal ifade modelleri: nöropsikolojik bakış açıları Duygusal ifade ve algılama nöropsikolojisinin iki genel modeli ortaya atılmıştır. Sağ yarımküre hipotezi, sağ yarımkürenin, duygunun olumlu ya da olumsuz olduğuna bakmaksızın, duyguların algılanması ve ifade edilmesinde baskın olduğunu ifade eder (Borod 1983). Valans (değerlik) hipotezi de olumsuz duygularda sağ yarımkürenin, olumlu duygularda da sol yarımkürenin rolü olduğunu vurgular (Silberman ve Weingartner 1986; Davidson 1992).

49 Bu hipotez iki farklı hipoteze ayrılır: birisi valans hipotezinin duygunun hem algılanması hem de ifade edilmesiyle ilgili olduğunu ileri sürer; diğeri de duygunun ifadesi lateralize edilebilir fakat duygunun algılanmasında sağ yarımküre baskındır görüşünü benimser. Bu yüzden, incelenen kanıtlar sağ yarımküre hipotezinin duygu nöropsikolojisi çalışmalarından elde edilen bilgileri yeterli şekilde açıklamadığını gösteriyor. Duygusal algılamada sağ yarımküre üstünlüğünü ve duygusal deneyimde sol yarımküre üstünlüğünü kanıtlayan araştırmaların sayısı, elde bulunan bilgileri açıklamak için bunun çok basit bir model olduğunu akla getiriyor. Kortikal açıdan bakıldığında kanıtlar ikinci modeli destekliyor gibi görünüyor, özellikle de olumlu duygusal ifadenin sol yarımküre ve olumsuz duygusal ifadenin sağ yarım küreyle sınırlı olduğu düşüncesini desteklemektedir. Örneğin Davidson, duygusal EEG bulgularını yaklaşma ve geri çekilme davranışları (Davidson 1984,1992) açısından yorumlamıştır. Bu hipotez beynin iki tarafı arsındaki duygusal farklılıkların farklı güdüsel eğilimler yansıttığını iddia etmektedir(Ehrilichman 1987):Yaklaşılabilir bir uyarıcı olumlu duygusal deneyim uyandıracaktır;

50 yaklaşılamayan, geri çekilmeye sebep olan bir uyarıcı ise olumsuz duygusal deneyim uyandıracaktır. Bu hipotezin kanıtları hem normal katılımcıların, hem de depresyon kayıtlarında yüksek derece yapan katılımcıların olduğu EEG çalışmalarından elde edilmiştir. Örneğin Shaffer (1983), bunalımlı kişilerin normal kişilerden daha az sol frontal (ön) temel düzey(baseline) aktivasyonu gösterdiğini bulmuştur. Bunalımlı hastalarda sağ ön yarımküre EEG değişkenliği de görülmüştür (Perris 1978). Ancak, öforik/depressive(bunaltıcı) durum ya da kendi kendine üretilmiş bunalım/cinsel canlanma gibi farklı deneysel şartlar içeren çalışmalarda alfa simetrisi elde edilmiş ve hiç sol taraflı aktivasyon gözlenmemiştir (Tucker et al 1981). Sonraki bu çalışmaların bir filme bakarken veya onu duygusal açıdan sınıflandırırken bulunmayan bir motor ve algısal element içerdiği iddia edilebilir. Bu yüzden film klipleri kullanan bu çalışmalar kullandıkları metod açısından daha güvenilir olabilir. Fakat Harman ve Ray’in (1977) katılımcılardan duygusal hafıza oluşturmalarını istemiş ve olumlu etki sırasında olumsuz etkiye göre daha fazla sol yarımküre gücü gözlemlemiştir. (öforik: sevinçten havalara uçan, yerinde duramayacak halde olan )

51 Artan sol frontal aktivasyonunun kişinin bir duygusal uyarıcıya tepki verme kapasitesinin bir göstergesi olabileceği iddia edilmektedir. Örneğin Wheeler (1993), artan sol frontal aktivasyonu ve azalan sol frontal aktivasyonunun olumlu filmlere daha duygusal tepki verdiği tahminini bildirmiştir. Halbuki Tomarken (1990), frontal elektrotlardaki temel düzey asimetrisinin özellikle global olumsuz etkiyi işaret ettiğini söylemiştir. Tomarken(1992) aşağıda grafikte gösterildiği gibi daha fazla sol taraflı EEG gösterenlerin olumlu etki göstermeye daha meyilli oldukları bulgusunu da elde etmiştir.

52 Left mid-frontalRight mid-frontal Affect score Şekil 10.5 The relationship between baseline left-and right- sided EEG activation, and positive and negative affect scores (from Davidson 2003)

53 Bunalımlı kişilerdeki azalan sol frontal aktivasyonu ile birlikte düşünüldüğü zaman bu bulgular duygusal tepkinin bir diyatez(Organizmanın aralarında yakınlık bulunan hastalıklara fazlaca yatkınlığı) modelini ortaya atmaktadır. Bu, asimetrik aktivasyonun, duygu uyarıcıya belirli bir yolla tepki verme eğilimini işaret ettiği anlamına geliyor. Davidson’un (1988) belirttiği gibi, “sağ frontal aktivasyonu gerekli olabilir ancak olumsuz duygu deneyimi için yetersizdir. Bunun olması olumsuz etkiye karşı savunmasız olmayı belirtebilir.” Başka bir yerde, ”frontal aktivasyon asimetrisindeki farklar, gerekli durumsal ve içeriksel faktörlerle kombinasyonlu olarak tahmin edilmiş bir duygusal tepkiyle sonuçlanacak bir diyatezi simgeler. Frontal asimetrisi yaklaşımı, ilişkili olumlu duygu ya da geri çekilme, ilişkili olumsuz duyguların deneyimi için ne yeterli ne de gereklidir. Aksine frontal asimetrinin bu tür duygusal durumların sebebine yardımcı olduğu düşünülüyor (Wheeler 1993). EEG ve duygusal(etkileyici) asimetriler tutarlı bağlantıları ve raporlarındaki bulguların tutarsızlığı için eleştirilmektedir. Ancak, asimetrik modelin genel atılımını destekleyen bağımsız veriler bulunmaktadır. Örneğin Schmidt(1999), başlangıç noktası olarak yaklaşma geri çekilme modelini kullanarak utangaç ve sosyal

54 kişilerde bu bölgelerdeki beyin aktivitesinin farklı olup olmayacağını incelemiştir. Teori daha sosyal kişilerde daha fazla sol yarımküre aktivasyonu, daha içe kapanık ve utangaç kişilerde daha fazla sağ frontal aktivasyonu öngörecekti. Schmidt’in bulduğu model buydu. Schmidt, duygusal ton ve yoğunluk açısından farklı olan müziksel parçaların da EEG aktivasyonunda bölgesel değişikliklere yol açabileceğini göstermek için çalışmasını genişletti. Dört klasik müzik alıntısını dinleyen 59 üniversite öğrencisinin (nerdeyse her cinsiyetin yarısı) EEG aktivasyonunu kaydettiler. Alıntılar önceden hoş- sakin, hoş-şiddetli, sıkıcı-sakin ve sıkıcı-şiddetli olarak sınıflandırıldı. Katılımcılar hoş alıntıları dinlerken daha fazla sol frontal EEG aktivitesi ve sıkıcı alıntıları dinlerken de daha fazla sağ frontal EEG aktivitesi gözlendi. Şiddetli ve sakin alıntılar karşılaştırıldığında herhangi bir aktivasyon asimetrik modeli gözlenmedi fakat alıntılar daha şiddetli oldukça tüm frontal korteks aktivitesi düştü. Aktivite sıkıcı-şiddetli, hoş- şiddetli,

55 hoş-sakin ve sıkıcı-sakin alıntılar boyunca düştü. Sonuçlar yukarda belirtilen duygusal asimetriyle tutarlıydı ve modelin müziksel alıntılarla ilgili olacağı uyarıcıya genişledi. Benzeri bir model, altı haftaya bölünmüş iki seansta kadın ve erkeklerdeki beyin aktivitesini ölçen(EEG) Sutton ve Davidson (2000) tarafından anlatılmıştır. İkinci seansta katılımcılara bir kelime eşleştirme görevi verildi ve katılımcılardan hangi iki kelimenin birbiriyle daha uyumlu olduğunu bulmaları istendi. Kelimeler duygusal tonlarına göre ayrıldı ve bazı kelime çiftleri güzel(hoş), bazı kelime çiftleri de hoş değildi. (bütün kelime çiftlerindeki ilişki gücü aynı olmasına rağmen). Daha fazla sol taraflı aktivasyonu olan katılımcılar, hoş kelime çiftlerinin daha uyumlu olduğu seçmeye daha eğilimliydiler. Sonuçlar frontal sol taraflı temel düzey EEG gösteren sağlıklı kişilerde olumlu uyarıcıya karşı bir eğilim olduğunu gösterdi. Resting(durgun) beyin aktivasyonunun, fiziksel uygulamalara etkili duygusal tepkiyi işaret ettiği bulundu (Petruzzello et al.2001). Bulguları Sutton ve Davidson’unkilerle benzerdi: Temel düzeydeki bağıntılı sol taraflı aktivite uygulamadan sonra yaşanan olumlu

56 duyguyu işaret etti. Diğer bir deyişle sol taraflı aktivasyon ne kadar büyükse katılımcıların uygulama öncesi ruh halleri de o kadar iyidir. Fakat, bu tahmin sadece oldukça sağlıklı kişiler içindir. Bu, restine temel düzey EEG’si ve olumlu duyguya eğilimin, sağlık gibi diğer değişkenlikler tarafından aracılık edildiğini öne sürüyor. Daha fazla sol taraflı aktivitesi olanlar daha fazla güç harcadı. Uray bu çalışmayı yeni bir boyuta yönlendirerek, yüksek seviyede psikolojik iyilik (mutluluk) gösteren insanlarda benzer bir bölgeye özel aktivasyon gözlenebileceği hipotezini ortaya attı. Bunun bir şekli, ‘tepki verenlerin yüksek seviyede otonomi, çevresel egemenlik, kişisel gelişim, başkalarıyla olumlu ilişkiler, hayatta amaç ve katlanma gösterdikleri uzantı (İbit.:367).’ Diğer şekli ise hayattan tatmin olma, iş gibi önemli alanlardan tatmin olma, yüksek olumlu duygu frekansı ve düşük olumsuz duygu frekansı anlamına gelen ‘zevksel iyilik.’ Urry’nin çalışmasında, yaşlarındaki 84 adet sağ elini kullanan (sağlak) kişi birçok iyilik ölçütünü tamamladılar ve tek bir seansta EEG’leri kaydedildi. Araştırmacılar yüksek seviyede iyilik ifadesi gösterenlerin sağ frontal EEG’ye oranla daha fazla sol frontal

57 EEG aktivitesi göstereceklerini düşündü. Bulgular bu hipotezi doğruladı: her iki iyilik (mutluluk) ölçüsündeki yüksek seviyeler özellikle sol frontal EEG aktivasyonuyla ilişkilendirildiler. İlginç bir şekilde, çocukların annelerinden ayırıldıkları zaman gösterdikleri tepkilerle ilgili çalışmalar bu modeli desteklemektedir. Bir araştırmada daha fazla temel düzey sol taraflı frontal EEG aktivasyonunun annelerinden ayrıldıkları zaman üzülen ve ağlayan 10 aylık çocuklarla annelerinden ayrıldıkları zaman ağlamayan çocuklar arasında faklılık gösterdiği bulundu.(Davidson ve Fox 1989). Fox(1985), oyun sırasında çekingen olarak sınıflandırılmış 4 yaşındaki çocukların daha fazla sağ yarımküre frontal aktivasyonu gösterdiklerini bulmuştur. Bu bulgunun ilk oyun deneyiminin etkilerinin şaşırtıcı değişken olarak reddedilememesine rağmen, EEG aktivasyonundaki kişisel farkların, onların etkili tepkililiği ve buna bağlı yeteneği işaret ettiğini ileri sürüyorlar. Açıklama özel amaçlı olabilir. Modelin daha iyi bir testi, Tomarkenin(1990) yaptığı gibi, çocukları kişisel EEG farklarına göre gruplandırmak ve bu EEG tabanlı grupların davranışı tahmin edip edemeyeceğine bakmak

58 olacaktır. Bu, aynı zamanda deneyim ve fizyolojinin kişisel farklılıklara ve sosyal davranışlara olan göreceli katkısını aydınlığa kavuşturabilir. Deneyim mi kişisel EEG farklılıklarını etkiler yoksa EEG aktivasyonu mu davranışı etkiler? Yazarların söylediği gibi uzunlamasına bir çalışma bu soruyu kısmen cevaplayabilir. Öfke, olası bir yaklaşma eğilimidir, çünkü rekabetçilik ya da fiziksel zararla meşgul olan bir motivasyon(dürtü) vardır. Öfke insanların uzaklaşmasına sebep olmaz: İnsanları daha da kızgınlaştırmaya ve mücadele için hazır hale getirmeye yardım eder. Fakat öfke tanım olarak olumlu bir duygu değildir. Bu yüzden bu durum çözüm paradokslarının olduğu bir teoriyi gösterir. Eğer gerçekten öfke bir yaklaşma eğilimi ise insanlar öfkelendikleri zaman artan sol frontal beyin aktivitesi gözlememiz gerekir. Eğer bu görülürse, bu artış olumlu duygu için de sol frontal loba herhangi bir rol vermez, o, olumsuz bir duygu tarafından da aktifleştirilebilir. Fakat Harmon Jones alternatif bir açıklama olduğunu ileri sürüyor: Öfkelenen insanlar aslında öfkeli olmaktan hoşlanırlar ve bu yüzden bu mantıkla öfke olumlu bir duygu olarak görülebilir.

59 Bu hipotezi test etmek için Harmon, kadınlardan ve erkeklerden temel düzey EEG ölçüleri aldı ve bu aktiviteyi katılımcıların öfkeyle ilgili ankete verdikleri tepkilerle ilişkilendirdi. Bu anket katılımcılardan öfkeyle ilgili birkaç cümleye katılmalarını ya da katılmamalarını istedi (örn: ‘Öfkemi ifade ederken hissettiğim gücü seviyorum’). Saldırganlık seviyeleri de ölçüldü ve katılımcıları yüksek seviyede öfke özelliği gösterenler olarak ayırmakta kullanıldı. Sonuçlar grubun en saldırgan ve en öfkeli olanının daha sakin olanlara oranla daha fazla sol frontal aktivite gösterdiğini ortaya çıkardı. Öfkeye karşı tutum ve beyin asimetrisi arasında herhangi önemli bir ilişki yoktu: Öfkeyi olumlu bir duygu olarak görenler böyle düşünmeyenlerden daha çok bir sol frontal EEG eğilimi göstermediler. Bu araştırma önemlidir çünkü frontal korteksin duygudaki rolünün duygusal değerlikten ziyade güdüsel eğilim içeren birisi oldukça daha faydalı bir şekilde gözlenebileceğini öne sürüyor. ÖZET Bazı duyguların (1) sinirsel yollara göre, (2) bölgesel beyin aktivitesinin bütün ölçümlerine göre farklılıklar gösterdiğini işaret

60 eden, sinirbiliminden elde edilen kanıtlar olmasına rağmen, ‘duygu’nun ne olduğuyla ilgili bir belirsizlik vardır. Hayvan araştırmalarından elde edilen bilgiler korku şartlandırmasında amigdalanın, beyin sapının ve hippokampal sistemin önemini vurgulamaktadır. Hayvan araştırmalarında kullanılan oldukça stilize edilmiş görevlerin insan korkusu ve endişesinin iyi bir benzerini oluşturup oluşturmadığı tartışmaya açıktır. Beyin hasarı araştırmaları duygunun algılanması ve ifade edilmesinde neokorteksin farklı bölgelerinin rolü olduğunu işaret etmektedir. Duygunun deneyimi ve ifade edilmesinde sol yarımküre üstünken, duygunun algılanması ve tanınmasında sağ yarımküre üstündür. Kanıtlar, sağ frontal korteksin aktivasyonunun olumsuz duyguların ifade edilmesiyle ilgiliyken, sol frontal korteks aktivasonunun olumlu duyguların ifadesiyle ilgili olduğunu ileri sürmektedir. Bu modellerin yaklaşma-geri çekilme davranışlarını yansıttığı düşünülmektedir: bazı kişiler duygusal uyarıcılara olumlu(yaklaşma) ya da olumsuz (geri çekilme) tepki verme eğilimindedirler.


"DUYGU ( EMOTION) NORMAL GÖRÜNÜM. Duygu nedir? Korteks altı(subcortical) yapılar ve duygu _hipokampal sistem _amigdala ve korku koşullaması _amigdala ve." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları