Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İNSAN BİLGİSİNİN İMKANINI, KAYNAĞINI, SINIRLARINI, VE ÖLÇÜTLERİNİ ARAŞTIRAN DALINA BİLGİ FELSEFESİ DENİR. 1 2.ÜNİTE BİLGİ FELSEFESİ ( EPİSTEMOLOJİ )

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İNSAN BİLGİSİNİN İMKANINI, KAYNAĞINI, SINIRLARINI, VE ÖLÇÜTLERİNİ ARAŞTIRAN DALINA BİLGİ FELSEFESİ DENİR. 1 2.ÜNİTE BİLGİ FELSEFESİ ( EPİSTEMOLOJİ )"— Sunum transkripti:

1

2 İNSAN BİLGİSİNİN İMKANINI, KAYNAĞINI, SINIRLARINI, VE ÖLÇÜTLERİNİ ARAŞTIRAN DALINA BİLGİ FELSEFESİ DENİR. 1 2.ÜNİTE BİLGİ FELSEFESİ ( EPİSTEMOLOJİ )

3 2 SUJE OBJE DO Ğ RULUK TEMELLEND İ RME B İ LG İ N İ N OLU Ş UM A Ş AMALARI B İ LG İ Y İ OLU Ş TURAN UNSURLAR B İ LG İ N İ N KAYNA Ğ I YAPISI YÖNTEMLER İ SINIRLARI DE Ğ ER İ VB…….. B İ LG İ KURAMININ TEMEL KAVRAMLARI

4 B İ LG İ FELSEFES İ N İ N TEMEL SORULARI 4 GRUPTA TOPLANIR 3 B İ LG İ N İ N KAYNA Ğ I B İ LG İ N İ N İ MKANI B İ LG İ N İ N DER Ğ ER İ B İ LG İ N İ N ÖLÇÜTLER İ

5 DO Ğ RU B İ LG İ N İ N ÖLÇÜTÜ NED İ R? SORUSUNA VER İ LEN CEVAPLARIN BAZILARI Ş UNLARDIR. 4 Akla dayanan bilgi do ğ ru bilgidir. ( rasyonalizm) Deneye dayanan bilgi do ğ ru bilgidir.( empirizm) Faydalı olan bilgi do ğ ru bilgidir. ( pragmatizm) Olgulara dayanan bilgi do ğ ru bilgidir ( pozitivizm) Sezgiye dayanan bilgi do ğ ru bilgidir. ( entüisyonizm) Fenomeni dile getiren bilgi do ğ ru bilgidir ( fenomenoloji) BU Ş EK İ LDE ‘B İ LG İ N İ N KAYNA Ğ I NED İ R? SORUSUDA CEVAPLANMAKTADIR.

6 5

7 6 Böyle bir durumda herkesin üzerinde uzla ş abilece ğ i do ğ ru bir bilginin olmadı ğ ını dü ş ünen bir grup filozof ve buna kar ş ı çıkan ba ş ka bir grup filozofların ortaya çıkması do ğ aldı. Bu filozofların tartı ş tı ğ ı problem bilgi felsefesinin en temel problemi olan “ Do ğ ru bilginin imkanı” problemidir. “Do ğ ru bilgiye ula ş mak mümkün müdür? Sorusuna ; “mümkündür” diyenlere dogmatikler, “ insan nesneleri tam ve do ğ ru olarak bilir. Bu bilgi do ğ ru, kesin bir bilgidir.” diyen görü ş do ğ matizm adını alır. “ mümkün de ğ il,imkansızdır” diyenlere de septikler ( ku ş kucular ) denmi ş tir. Bir dü ş üncenin gerçekle uyu ş up uyu ş madı ğ ını bilemeyiz. Bundan dolayı bizim hiçbir zaman, hiçbir ş eyi bilemeyece ğ imiz sonucu çıkar. Bu nedenle do ğ ru bilgi elde etmek imkansızdır diyen görü ş ise ş üphecilik ( septisizm) adını alır.

8 7 Do ğ ru bilginin imkansız oldu ğ unu savunan ilk dü ş ünürler sofistler Sofistlere gerekli ortamı, Elealılar ve Demokritos hazırlamı ş tır. Sofistler, duyularımızın bize do ğ ru bilgi veremedi ğ i ve bilgilerin isana göre de ğ i ş ti ğ i fikrini temel alırlar. Bunun sonucu olarak, hiçbir konuda kesin yargıya varılmamalıdır görü ş ündedirler. Sofistlerin fikirleri daha sonra geli ş tirilerek septisizm” e ula ş ılmı ş tır. Septisizm ( ku ş kuculuk); insanın gerçe ğ in özünü bilemeyece ğ ini savunan ö ğ retilerin genel adıdır. Rönesanstan sonra ş üphenin ş ekil de ğ i ş tirerek bilimsel ş üphe halini aldı ğ ı görülür. Descartes, ş üphecili ğ i kesin bilgiye ula ş ıncaya kadar tüm bilgileri gözden geçirme anlamında bir yöntem olarak kullanmı ş tır. Ş üphe, septisizimde amaç, bilimde ise do ğ ru bilgiye ula ş mak için bir araçtır. Do ğ ru bilginin imkansız oldu ğ unu savunan ilk dü ş ünürler sofistler Sofistlere gerekli ortamı, Elealılar ve Demokritos hazırlamı ş tır. Sofistler, duyularımızın bize do ğ ru bilgi veremedi ğ i ve bilgilerin isana göre de ğ i ş ti ğ i fikrini temel alırlar. Bunun sonucu olarak, hiçbir konuda kesin yargıya varılmamalıdır görü ş ündedirler. Sofistlerin fikirleri daha sonra geli ş tirilerek septisizm” e ula ş ılmı ş tır. Septisizm ( ku ş kuculuk); insanın gerçe ğ in özünü bilemeyece ğ ini savunan ö ğ retilerin genel adıdır. Rönesanstan sonra ş üphenin ş ekil de ğ i ş tirerek bilimsel ş üphe halini aldı ğ ı görülür. Descartes, ş üphecili ğ i kesin bilgiye ula ş ıncaya kadar tüm bilgileri gözden geçirme anlamında bir yöntem olarak kullanmı ş tır. Ş üphe, septisizimde amaç, bilimde ise do ğ ru bilgiye ula ş mak için bir araçtır.

9 SEPT İ KLER ( Ş ÜPHEC İ LER) 8 PROTAGORAS: “insan her ş eyin ölçüsüdür” sözüyle bilgilerin isandan isana de ğ i ş ti ğ ini, duyuların insanı yanıltabilece ğ ini, insanın do ğ ruyu aramaktan ziyade mutlu olmanın yollarını araması gerekti ğ ini savunur. GORG İ AS: hiçbir ş eyin bilinemeyece ğ ini bilinse de bir ba ş kasına aktarılamayaca ğ ını vurgular. PYRRHON:Duyların insanı yanıltaca ğ ını, bilgilerin ki ş isel ve yanıltıcı oldu ğ unu, yanlı ş bilgilerinde insanı mutsuz edece ğ ini, bu nedenle en iyi tavrın yargıda bulunmamak oldu ğ unu söyler ki buna “epokhe” diyoruz. T İ MON:varlı ğ ın gerçek özünü bilemeyce ğ imizi, bu nedenle hiçbir konuda do ğ ru karar veremeyece ğ imizi, yapılması gerekenin do ğ anın akı ş ına kendimizi bırakmamız gerekti ğ ini vurgular. SEXTUS EMPR İ KUS:Pyrrhon ve Timon dan sonra ş üphecili ğ i ahlaki alana da geni ş letmi ş ve ş üpheyi bir sistem haline getirmi ş tir.

10 DOGMAT İ KLER 9 İ nsanın her hangi bir ş ey hakkında do ğ ru bilgiye ula ş abilece ğ ini, aynı zamanda bu bilginin kesin ve genel geçer olabilece ğ ini savunan görü ş tür. Do ğ matizm :akıl ve mantık ilkelerinden hareketle insanın hakikate ula ş abilec ğ ini iddia eden anlayı ş tır.. Do ğ matizmin iki temel kabulü vardır.: 1) Varlık vardır. 2) Bu varlık bilinebilir. Peki hangi tür ş eyleri bilebiliriz? Bilgilerimizin kayna ğ ı nedir? Bütün varlı ğ ın bilgisini edinebilir miyiz? : bu tür sorulara verilen cevapları üç grupta toplayabiliriz. 1. Akılcılar ( Rasyonalistler ) 2. Deneyciler ( Empristler ) 3. Ele ş tiriciler ( Kristisistler )

11 ÖZETLE RASYONAL İ ZM ( AKILCILIK) 10 Bilginin akla, düşünceye dayanıp, doğru bilginin ancak bu kaynakla elde edilebileceğini savunan görüştür. İ lk Ça ğ da Sokrates, Platon ve Aristoteles rasyonalizmin en önemli temsilcileridir. Sokrates,do ğ u ş tan insan aklında bulunan bilgilerin ortaya çıkarılmasını bilimin amacı saydı ğ ından rasyonalisttir. Platon, asıl gerçek olan idealar evrenini ruhun önceden tanıdı ğ ını ve hatırladı ğ ını söyledi ğ inden rasyonalisttir. Aristoteles, varlıkların özü olan formların bilgisine, akılla varılabilece ğ ini söyledi ğ inden rasyonalisttir. Ona göre akıl, do ğ u ş tan bilgiye de ğ il ama bilgi olu ş turma yetisine sahiptir.

12 ÖZETLE RASYONAL İ ZM ( AKILCILIK) 11 İ slam rasyonalist dü ş ünürlerinden Fârâbi, üç tür bilgi kabul eder. Her üç bilgi türünü de aralarındaki farklılıklara ra ğ men akıla dayandırdı ğ ından rasyonalisttir. Rasyonalizm asıl geli ş imini 17. ve 18. yüzyıllarda göstermi ş tir. Descartes, do ğ ru bilginin duyulardan ve deneyden de ğ il, akıl ve dü ş ünceden edinilebilece ğ ini savundu ğ undan ve insan aklında do ğ u ş tan fikirlerin varlı ğ ını kabul etti ğ inden rasyonalisttir. Hegel ise, gerçe ğ e hiç deneye ba ş vurmadan, sırf akıl sınırları içinde kalınarak varmaya çalı ş ır. Bu nedenle rasyonalizmi doru ğ a ula ş tıran filozof olarak kabul edilir.

13 ÖZETLE EMP İ R İ ZM( DENEYC İ L İ K) 12 Bilgimizin tek kayna ğ ının deney oldu ğ unu savunan görü ş tür. Önemli empirist dü ş ünürler arasında Locke ve Hume sayılır. Locke’a göre; tüm bilgilerimiz iç ve dı ş deney denilen iki kaynaktan gelir. Dı ş deneyin konusu dı ş ımızdaki algılanabilen nesneler. İ ç deneyinki ise ruhun içinde olup bitenlerdir. Dı ş dünyayla ilgili bilgiler gerçe ğ in tam yansısı olamaz. Objeler arasındaki ba ğ lantıları biz kurarız. Bu durumda cisimler dünyasının var oldu ğ u kesin olarak söylenemez. Do ğ ruluk fikirlerin objelere de ğ il, birbirine uygun olmasıdır.

14 ÖZETLE EMP İ R İ ZM( DENEYC İ L İ K) 13 Hume Bilincin içindekileri fikirler ve izlenimler diye ayırır. Dü ş ünme duyu malzemesini i ş lemektir. Hume’a göre; sujede bulunan her ş eyin kökü mutlaka deneydedir. Var olma ile algılanmı ş olma bir ve aynı ş eydir. Duyular bize nitelik, durum ve etkinlikleri gösterir. Bunlar dı ş ındaki hiçbir ş eyin varlı ğ ından söz edilemez. Bu açıdan bakıldı ğ ında, nedensellik ba ğ lantısı bile bir zorunluluk de ğ ildir. Alı ş kanlıktan do ğ an bir fikri, zorunluluk zannetmemizdir. Condillac gibi bazı dü ş ünürlere göre ise; d uyu organlarımızın bize bildirdiklerinin dı ş ında hiçbir bilgimiz olamaz.

15 ÖZETLE KR İ T İ S İ ZM( ELE Ş T İ R İ C İ L İ K) 14 Ele ş tirici Felsefe, insan aklının bilgi edinebilme gücünü irdeler. Kant’a göre dı ş dünya bilginin ham maddesini verir. Suje ise bu ham maddeyi bilgi haline getirir. Duyu organları ile alınan malzemeye duyarlı ğ ın zaman ve uzay formları eklenir. Zihinde ise bu izlenimler birbirlerine ba ğ lanır. 12 kategoride i ş lenir ve bilgi halini alır. Zaman, uzay formları ve 12 kategori aprioridir.

16 ÖZETLE POZ İ T İ V İ ZM( OLGUCULUK) 15 Pozitivizm, sadece olguların bilinebilece ğ ini, nesnelerin özünün bilinemeyece ğ ini savunur. Olgular konusundaki bilgilerimiz rölatiftir. Olguların gerçek nedeninin de ğ il, sadece art ardalı ğ ını gözleyip, bilimsel yasaları ortaya koyabiliriz. Bunu da sadece di ğ er olayları önceden bildirebilmek için yaparız. Pozitivizmin önde gelen temsilcisi Auguste Comte’a göre insan dü ş üncesi tarih boyunca üç a ş amadan geçmi ş tir. Buna “üç hal yasası” adını verir. Bu a ş amalar Teolojik a ş ama, metafizik a ş ama ve pozitif a ş ama

17 ÖZETLE ENTÜ İ SYON İ ZM( SEZG İ C İ L İ K) 16 Bilginin kayna ğ ı sezgidir, diyen görü ş tür. Önemli temsilcilerinden olan Bergson’a göre bilginin iki kayna ğ ı vardır. Zeka ve sezgi Zeka evreni durgun halde, sezgi ise hareket ve olu ş halinde kavrar. Bergson’u önceleyen Gâzali, gerçek bilgiye Tanrının insan yüre ğ ine bilgi doldurması ve tanrı sırlarının sezgiyle elde edilmesi yoluyla varılabilece ğ ini savunmu ş tur.

18 ÖZETLE PRAGMAT İ ZM( FAYDACILIK) 17 Tek gerçekli ğ in uygulamada i ş e yararyan gerçeklik oldu ğ unu söylemektedir. Bilginin yararlı olmadıkça, do ğ ru olamayaca ğ ını savunmaktadır. Böylece ya ş am, olaylar ve insan ihtiyaçları her gün de ğ i ş ti ğ ine göre do ğ rularda her gün de ğ i ş ecek, kesin ve genel geçerlili ğ i olan bir bilgi imkansızla ş acaktır. Enstürmantalizme göreyse, bilimsel yasa ve kavramlar ba ş arılı oldukça do ğ ru ve geçerilidir. Bunlar do ğ rulara ula ş mak için sadece birer alettir.

19 ÖSS DE ÇIKMIŞ SORULAR 18 Sokrates, konu ş malarında, kendisinin hiçbir ş ey bilmedi ğ i gerekçesiyle, kar ş ısındaki ki ş iye sorular yöneltir. Bu sorular ve onlara aldı ğ ı cevaplarla, önce o ki ş inin ortaya koydu ğ u dü ş üncenin üstünkörülü ğ ünü, temelsizli ğ ini gösterir. Sorularına devam ederek, konu ş tu ğ u ki ş inin do ğ ru dü ş ünceye ula ş masına yardımcı olur. Kendi deyi ş iyle “ruhta uyku halinde bulunan dü ş ünceleri do ğ urtmaya” u ğ ra ş ır. Sokrates’in bu yakla ş ımının temelinde a ş a ğ ıdaki görü ş lerden hangisi vardır? A) Bilgiye, o konuda uzman ki ş ilerin görü ş leri alınarak ula ş ılır. B) Bilgi, kar ş ıt görü ş lerin uzla ş tırılmasıyla olu ş ur. C) Saklı olan do ğ rular, insanın sorgulama yoluyla dü ş ündürülmesi sonucu ortaya çıkarılabilir. D) Apaçık olmayan gerçeklere, erdemli ki ş iler gibi, erdemsiz ki ş iler de ula ş abilir. E) Do ğ rular, duyularımızın ve aklımızın kavrayabilme gücüyle sınırlıdır.

20 19 Bir bilimsel bilgi üretti ğ ini iddia eden ki ş i, iddiasını bilimle u ğ ra ş an ba ş ka ki ş ilerin de gerçekle ş tirebilece ğ i gözlem ve deneylere veya onaylayaca ğ ı mantıksal çıkarımlara dayanarak belgelemekle yükümlüdür. Bilim çevrelerinin yeterince belgelenmi ş saymadı ğ ı hiçbir iddia, bilimsel bilgi olarak kabul edilmez. Bu parçaya dayanarak a ş a ğ ıdaki yargılardan hangisine varılabilir? A) Bilimsel bilgi olgulara dayalı, tekrarlanabilir ve ölçütlerle denetlenebilir niteliktedir. B) Bilim, insanın çevresinde olanları anlama ve açıklama ihtiyacından do ğ mu ş tur. C) Bilim genelleyicidir; tek tek olgularla de ğ il, aynı türden olguların ortak yönleriyle ilgilenir. D) Bilimsel bilgi, olaylar arasındaki ili ş kileri açıklayarak bu olayların kontrol edilebilmesini sa ğ lar. E) Bilimsel bilgiler do ğ ru olarak kabul edilen bir takım temel varsayımlara dayanır.

21 20 * Hobbes’a göre, insan bencildir ve onun bütün eylemleri bu bencil do ğ asının arzularını tatmin etmeye yöneliktir. Bu durum, çıkar çatı ş ması yüzünden insanların birbiriyle sürekli sava ş halinde olmasına yol açar. İ nsanları bir arada tutabilmek için, devlet tek bir gücün egemenli ğ ine dayanmalıdır. * Locke insanların do ğ aları gere ğ i iyi oldu ğ unu, bunun sonucu olarak, ili ş kilerinin iyi niyet, yardımla ş ma ve i ş birli ğ ine dayandı ğ ını ileri sürer. İ nsanlar arasındaki iyi ili ş kilerin sürdürülebilmesi, tek bir gücün de ğ il, ço ğ unlu ğ un egemen oldu ğ u bir devlet düzeniyle mümkündür. Bu bilgilere göre, Hobbes ve Locke’ın devlet anlayı ş larındaki fark, a ş a ğ ıdakilerden hangisinin farklı olu ş undan kaynaklanmaktadır? A) İ nsanlı ğ ın gelece ğ iyle ilgili beklentilerinin B) İ nsanın psikolojik yapısı ve özelliklerine ili ş kin görü ş lerinin C) Ya ş adıkları ça ğ a egemen olan siyasi görü ş lerin D) Toplumsal düzenlemelerin gerekli olup olmadı ğ ı konusundaki inançlarının E) Çevrelerindeki insanlarla kar ş ılıklı ili ş kilerinin

22 21 Faydacı ahlak anlayı ş ına göre, en çok sayıda en büyük ölçüde mutluluk sa ğ layan eylem, ahlaki bakımdan do ğ ru eylemdir. Dolayısıyla bir eylemi do ğ ru veya yanlı ş olarak de ğ erlendirmek için öncelikle o eylemin, ilgili ki ş ilerin tümüne sa ğ ladı ğ ı hazlara ve getirdi ğ i acılara bakmak gerekir. Bu parçaya göre, faydacı ahlak anlayı ş ı bir eylemin ahlaki bakımdan do ğ ru olup olmadı ğ ını de ğ erlendirirken a ş a ğ ıdakilerden hangisini ölçüt alır? A) Eylemin sonuçlarını B) Eylemde bulunan ki ş ilerin niteliklerini C) Eylemin hangi ko ş ullarda gerçekle ş tirildi ğ ini D) Toplumun eylemde bulunan ki ş iye kar ş ı tutumunu E) Eylemin hangi amaçla yapıldı ğ ını

23 22 E ğ er bir bilginin bilimsel olarak ortaya konması gerekiyorsa, her ş eyden önce onu di ğ er bilgilerden ayıranın, yani ona özgü olanın kesinlikle belirlenebilmesi gerekir. Bu belirlemenin yapılmadı ğ ı bilgiler ço ğ aldıkça, terimler, kavramlar birbirine karı ş ır, bilim bundan son derece zarar görür. Bu parçada bilimsel çalı ş ma alanında a ş a ğ ıdakilerden hangisinin önemi üzerinde durulmaktadır? A) Kesin bilgiye ula ş ma yönteminin B) Uygulama alanlarının saptanması C) Benzer alanlarla olan etkile ş imin D) Bilginin sınırlarını belirlemenin E) Çalı ş ma eti ğ inin

24 23 Dünyanın ya da bilimin bana herhangi bir felsefi sorunun sunaca ğ ını sanmıyorum. Bana felsefi sorunlar sunan, di ğ er filozofların dünya ya da bilim hakkındaki yorumlarıdır. Genelde iki tür sorunla ilgileniyorum: Birincisi filozofun ne demek istedi ğ ini tam ve do ğ ru olarak kavramak, ikincisi de söylediklerinin do ğ rulu ğ uyla ilgili doyurucu dayanak olup olmadı ğ ını bulmak. Bu parçada sözü edilen iki sorun, sırasıyla a ş a ğ ıdakilerden hangisinde verilmi ş tir? A) Anlama – Temellendirme B) Do ğ rulama – Yanlı ş lama C) Açıklama – Anlama D) Yorumlama – Tanımlama E) Öndeyide bulunma – Açıklama

25 24 Bir çocuk a ğ aca çıkmak ister ve siz bunu yasaklarsanız, çok öfkelenir. Oysa, deneyip de tırmanamayaca ğ ını kendisi anlarsa, fiziksel olanaksızlı ğ ı kabullenir. Bu parçaya dayanarak a ş a ğ ıdaki genellemelerden hangisine ula ş ılabilir? A) Özgürlü ğ ün sınırları topluma göre de ğ i ş ir. B) Toplumun yararını göz önünde bulundurarak ki ş isel özgürlükleri sınırlandırmak gerekir. C) Amaca ula ş mak isteyen ki ş i her yolu dener. D) Yasalar toplumun örflerine göre hazırlanmalıdır. E) Özgürlü ğ ün kar ş ısındaki toplumsal engeller tepkiye neden olur.

26 25 Acı çekenlere acımak insanca bir ş eydir. Herkese yara ş ır acımak ve herkes acımasını bilmelidir. Yarası olanlarla duygu ortaklı ğ ı, gerçekten ahlaki bir yakla ş ımdır. Bunları söyleyen ki ş iye göre, ahlaki eylemin amacı a ş a ğ ıdakilerden hangisidir? A) Do ğ ru bilgiye ula ş ma B) Yarar elde etme C) Ödevini yerine getirme D) Mutlulu ğ a ula ş ma E) Ba ş kalarını anlama

27 26 Masal bu ya, yoksul bir köylü kızı padi ş ahın o ğ luyla evlenir. Evlendikleri gün, e ş i sarayın kırk odası oldu ğ unu söyler. Odaların anahtarlarını ona vererek “Otuz dokuz odayı aç; ama kırkıncı odayı açma.” der. Yeni gelin hemen ertesi gün, izin verilen odaların kapılarını açıp bakar; kiminde para, kiminde mücevher, kiminde yiyecekler vardır. Yani, bildik ş eyler… Dayanamaz kırkıncı odayı da açar. Filozoflar da bu gelin gibidir, tüm kapıları açmak isterler. Parçadaki benzetmeye göre, filozofu kapıları açmaya iten a ş a ğ ıdakilerden hangisi olamaz? A) Merak etme B) Bilinenle yetinmeme C) Sınırları zorlama D) Sorunları çözme E) Yeni ö ğ renmelere istekli olma

28 27 “Güzelli ğ in on par’etmez ş u bendeki a ş k olmasa.” diyen A ş ık Veysel ile “Varolmak algılanmı ş olmaktır.” diyen Berkeley’in bu görü ş lerinin ortak yönü a ş a ğ ıdakilerden hangisinin vurgulanmasıdır? A) Soyut olanın önemsiz oldu ğ u B) Somut olanın önemsiz oldu ğ u C) Asıl olanın nesne oldu ğ u D) Asıl olanın özne oldu ğ u E) De ğ erlerin belirsiz oldu ğ u

29 28 Bir bilim adamı, bulu ş uyla ilgili olarak “Ba ş kalarının otobana dönü ş türebilecekleri bir patika açtım.” diyor. Bilim adamı bu sözüyle, a ş a ğ ıdakilerden hangisini benimsedi ğ ini gösterir? A) Bilimin birikimli olarak ilerledi ğ ini B) Bilimsel çalı ş manın ki ş iye özgü u ğ ra ş oldu ğ unu C) Bilimsel çalı ş manın, ba ş kalarını dü ş ünerek yapılması gerekti ğ ini D) Bilimsel çalı ş manın sistemli olması gerekti ğ ini E) Bilimin teknolojiyle yakından ili ş kili oldu ğ unu

30 29 Bizim varlık düzenimiz nesneleri kendine uydurur, her ş eyi kendine göre de ğ i ş tirir. Aslında dünyanın ne oldu ğ unu bilemez oluruz, çünkü her ş ey bize duyularımızla bozulmu ş, aslından ayrılmı ş olarak gelir. Pergel, gönye, cetvel bozuk oldu mu onlara göre yapılan bütün yapılar da ister istemez kusurlu, sakat olur. Duyularımız kesin olmadı ğ ı için onların ortaya koydu ğ u hiçbir ş ey de kesin de ğ ildir. Peki ama bu ayrılıklar kar ş ısında do ğ ruluk hükmünü kim verecek? Bu parçada, “bilgi kuramı” ile ilgili olarak a ş a ğ ıdakilerden hangisine de ğ inilmemi ş tir? A) Bilginin do ğ ruluk de ğ erine B) Duyu bilgisinin ele ş tirisine C) Bilginin göreceli olu ş una D) Bilginin kayna ğ ına E) Bilginin uygulanabilirli ğ ine

31 30 Descartes, mutlak anlamda kesin olan ba ş langıç do ğ rusuna ula ş abilmek için, do ğ ru oldu ğ u açık ve seçik bir biçimde bilinmeyen hiçbir ş eyi do ğ ru kabul etmemek gerekti ğ ini dü ş ünür. Ku ş ku duymayaca ğ ı açık ve seçik bilgiden hareket etmek ister. Bu nedenle her ş eyden ku ş ku duymaya, yanlı ş ya da ku ş kulu olması muhtemel oldu ğ unu dü ş ündü ğ ü her ş eyi reddetmeye karar verir. Ancak yine de ku ş ku duyamayaca ğ ı tek ş ey oldu ğ unu söyler. Bu da ku ş ku duydu ğ undan ku ş ku duymamasıdır. Bu parçaya dayanarak Descartes’la ilgili olarak a ş a ğ ıdakilerden hangisi ileri sürülebilir? A) Açık seçik bilgiye ula ş abildi ğ i B) Ku ş kuyu sonuna kadar götürdü ğ ü C) Akıl bilgisini di ğ erlerinden üstün gördü ğ ü D) Do ğ u ş tan fikirlerinin var oldu ğ unu kabul etti ğ i E) Süjeden ba ğ ımsız nesneler dünyasının varlı ğ ını kabul etti ğ i


"İNSAN BİLGİSİNİN İMKANINI, KAYNAĞINI, SINIRLARINI, VE ÖLÇÜTLERİNİ ARAŞTIRAN DALINA BİLGİ FELSEFESİ DENİR. 1 2.ÜNİTE BİLGİ FELSEFESİ ( EPİSTEMOLOJİ )" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları