Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Mayıs 2013. Avrupa’nın doğurup ABD’nin beslediği İsrail, annesi ve babasından aldığı cesaretle Ortadoğu’nun vampiri haline gelirken kimsenin sesi çıkmadı.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Mayıs 2013. Avrupa’nın doğurup ABD’nin beslediği İsrail, annesi ve babasından aldığı cesaretle Ortadoğu’nun vampiri haline gelirken kimsenin sesi çıkmadı."— Sunum transkripti:

1 Mayıs 2013

2 Avrupa’nın doğurup ABD’nin beslediği İsrail, annesi ve babasından aldığı cesaretle Ortadoğu’nun vampiri haline gelirken kimsenin sesi çıkmadı. Batının bu zulmü teşvik eden sessizliğine, adı Müslüman olan yöneticilerin “timsah gözyaşları” eklenince bugünlere geldik… Ama biri; “one minute” diyerek bu sessizliği bozmuştur… Ama biri; uluslararası toplantılarda “Bu değişmelidir” diyerek bu sessizliği bozmuştur… “Kral Çıplak Hikayesi”ni hatırlayalım… Herkesin “ikiyüzlülük” yaptığı bir ortamda “Bana ne” demeden gerçekleri haykırıp “Kral çıplak” diyebilmek “adam olmak” demektir… Adamlarımız çoğaldıkça sorunlarımız azalacaktır. Zulmün bir başka boyutu da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde işleniyor. Ülkelerin kaderinin (bilhassa İslâm ülkelerinin kaderinin) veto hakkı bulunan Müslüman olmayan beş kişinin dudaklarının arasında olması ve buna sessiz kalınması…

3 ŞÖVALYE (Kurallı Zorba) MANTIĞI: Ortaçağ Avrupa tarihi, “kilisenin ve kralların” zorbalıklarının tarihidir. Onlar, koydukları kurallarla kendilerini ve çevresindekileri “imtiyazlı sınıf”a dönüştürmüş, estirdikleri terörle de asırlarca yığınları yönetmişlerdir. Elitlerin bu davranışlarının topluma yansıması “Biz üstün ırkız” olmuştur. Bu anlayış onları başkalarını öldürmeye ve sömürgeciliğe yönlendirmiştir… Tarihin Selçuklu / Osmanlı dönemlerinde “Haçlı Seferleri”ne rağmen bir varlık gösteremeyen Avrupalı, denizlere açılmak suretiyle sömürgeciliğin ilk temellerini atmıştır. Amerika kıtasına yerleşmeye çalışmak, dünyanın değişik yerlerinde koloniler kurmak bu gayretin bir sonucudur… Sömürgecilik, zenginleşen Avrupa ülkelerini zamanla birbirlerine rakip hale getirmiş ve birbiriyle savaşmaya (öldürmeye) sürüklemiştir. I. ve II. Dünya Savaşları Avrupalı sömürgeci ülkeleri bitirirken, ABD ve Rusya’yı “yeni sömürgeci ülkeler” olarak öne çıkarmıştır… KOVBOY (Kuralsız Zorba) MANTIĞI: Bugünkü Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin baskın halkı (beyazları), Avrupa’dan kaçan / göçen maceracı tiplerin torunlarıdır. Bu tipler önceleri yakınındaki beyazları tek tek, sonra yerli ırk “kızılderi”lileri toptan yok etti. Çünkü onun felsefesi kovboyculuğa, “güçlü olan kazanır”a dayanıyordu… Bir başka ifade ile “Güçlü isen öldür, al”… Artık tut tutabilirsen. Afrika’dan zenci köle getir ölesiye kullan, büyümek adına “Kuzey-Güney İç Savaşı” ile komşunu öldür, içeride öldürülecek kalmayınca da dışarıya açıl… Dünyayı sömürebilmek için öldürülecek o kadar çok insan vardı ki; tabanca yetmedi, atom bombası kullanarak yüz binleri bir seferde öldürdüler… Rusya ve Çin’le karşılaştıkları zamanlarda kovboylukları iş görmedi yanından geçmek zorunda kaldılar; çünkü, onlar da kendi coğrafyalarının dişli kovboyları idi… ABD’nin kovboyluğu mazlumlaradır. Ana hedefleri ise; “komünist yönetimler” değil, Müslümanların zenginliği… SÖMÜRGECİLİK TARİHSEL ALT YAPI Bir toplumu oluşturan bireylerin ortak özellikleri zaman içinde o toplumun karakterini oluşturur. Bu karakter asimilasyon özelliği taşıdığından içine gireni kendine benzetir; benzemek istemeyenleri dışlar, imha eder… SÖMÜRGECİ AMERİKALI SÖMÜRGECİ AVRUPALI

4 BATI SÖMÜRGECİLİĞİ BÜTÜN DÜNYAYA YIKIM VE ÖLÜM GETİRMİŞTİR Sadece I.Dünya Savaşı’nda 15 milyon ve II.Dünya Savaşı’nda 70 milyon insanın ölümüne sebep olan batılıların daha öncesinde ve sonrasında da dünyayı mezarlığa çevirdiğini biliyoruz. Örneğin; Haçlı Seferleri’ndeki ölü sayısını bilememekle birlikte, öldürülen Kızılderili sayısının Birinci Dünya Savaşı’nda ölenlerden daha az olmadığı bilinmektedir. Sömürgecilerin doğrudan bizleri ilgilendiren yakın tarih katliamlarına gelince; Çanakkale Savaş’ında 250 bin insanımızı kaybettik. Bir o kadar da kendileri kaybetti… Ya Anadolu’yu işgal maceraları?... Özetle: Batılı demek yıkım, kan, gözyaşı demektir…

5 ABD’nin ürettiği ve Japonya’da kullandığı “atom bombası” yıkıcı sonuçları itibariyle başka devletleri de “iştahlandırdı” ve “nükleer silah”a sahip olmalarının yolunu açtı… Önceleri “atom bombası” sahibi olmak “süper devlet” kriteri iken günümüzde çok sayıda ülkenin atom bombasına sahip olmasıyla “koz” olmaktan çıktı. Artık, bu silah kullanılamaz; tersi, dünyanın (kullananın da) sonu demektir… Süper güç olmak demek “her kıtaya” asker gönderebilmek demektir. Bunun bir yolu savaşılacak ülkenin yakınlarına önceden kurulan “kara üssü”nü kullanmak veya deniz yoluyla o bölgeye asker ve teçhizat taşımaktır. Elbette hava üstünlüğünü sağlamak adına savaş bölgesinin yakınına uçak da taşımak gerekir. Bu sanıldığı kadar kolay değildir. Kıtalar arası savaş ileri teknolojiye dayalı araç, silah sistemleri ve eğitimli personel gerektirir; işin parasal boyutu da diğerleri kadar önemlidir… SÖMÜRGECİLİĞİN YOLU ASKERİ GÜÇTEN GEÇER Bu yüzyılın yeni silahları, yüksek teknolojiyle üretilebilen insansız hava araçları (İHA) olan “füzeler” ve “uzaktan kumandalı uçaklar” dır… Bu sistemde yer pilotu denilen asker kumanda merkezindeki koltuğuna oturur, dünyanın neresine bir uçak uçurması gerekiyorsa önündeki panelden uyduya bağlanır ve en yakın üsteki uçağı uçurur, istediği yere bombayı bırakır… Günümüzde ABD üç kıtaya yayılmış üsleriyle aynı anda çok sayıda İHA uçurabilecek kapasitedeki tek ülkedir; yani, süper güçtür. Eski sömürgecilik anlayışında “bir ülke işgal edilir, yerleşilir, zenginlikleri alınırdı”… İşgal ancak kara birlikleri ile sağlanabilir. Çünkü; şehir şehir, sokak sokak, bina bina ele geçiremediğiniz ülke / bölge size ait demek değildir. Kara savaşı ise; çok sayıda asker ölümü, teçhizat kaybı, büyük harcama kalemleri, zaman kaybı demektir. Bu sebeple “toprak işgalini” her devlet göze alamaz, alanlar da zamanla yıpranır… Bir devletin “süper güç” olabilmesi için, ordusunun dünyanın her yerinde savaşabiliyor olması gerekir. Böyle bir orduyu ancak ileri teknolojiye dayalı üretim yapabilen, güçlü mali kaynaklara sahip, eğitilmiş insan sayısı çok ve her kıtada askeri üsleri olan ülkeler oluşturabilir. Bu özelliklere sahip ülke sayısı ise bir elin parmakları kadar bile değil…

6 ASKERİ ÜSLER VAMPİRLERİ BESLEYEN KAN POMPALARI Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra meydanı boş bulan ABD, “dünya imparatorluğu”nu ilân ederek kendi projelerini pervasızca uygulamaya sokmuştur. Bir zamanlar “komünizme karşı” kurulduğu iddia edilen askeri üslerin, günümüzde “Müslümanların ülkelerine” saldırı için kullanılmaya başlandığını görmekteyiz. Bugün ABD ve batılı müttefikleri “terörle mücadele ediyoruz” diyerek istedikleri yere bomba atabilmektedir… Saldırılarının arka planında ise; “petrol kaynaklarını ve ticaret yollarını ele geçirmek, çıkarlarına engel gördükleri ülkeleri sindirmek, silah satmak ve ileri karakolları olan İsrail'i korumak” olduğunu sağır sultan dahi bilmektedir… Onlar, kanla beslenen vampirlerdir… ABD’nin sadece Ortadoğu’daki askeri yapılanması 1940’lı yıllarda; Alman, İtalyan ve Japon yöneticilerin “genişleme” hevesi ABD’nin Avrupa’ya ve Asya’ya girme sebebi olmuş iken; aynı yıllarda Rusya’daki komünist yönetimin dış politikası da ABD’nin “onlarca ülkeye” kalıcı askeri üsler kurmasını meşrulaştırdı. Bugün ise; halkı Müslüman olan ülkelerin “diktatör yöneticileri” ABD’nin bölgeye iyice yerleşmesinin mazeretlerini elleriyle hazır ediyorlar Dünya Savaşı sömürgeci ülkeler arasındaki savaştır. Bu savaşta yenilen Almanya, İtalya ve Japonya yabancı topraklardaki askeri üslerini kapatmak zorunda kaldılar. Bu savaşın galipleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya değişik sebeplerle üslerinin sayısını azaltırken, ABD kurduğu askeri üslerle Avrupa ve Asya’ya yerleşmeye başladı. Bugün çeşitli ülkelerde sayısı bine yaklaşan askeri tesisin % 95’i ABD'ye aittir. ABD ayrıca, 11 uçak gemisi ve füze donanımlı gemileriyle denizlerde de “güç gösterisi” yapmakta ve dünyanın her yerine ulaşıp istediği yeri vurabileceğini “askeri gücüyle” göstermektedir… Gücünü daha çok Müslüman coğrafyasında kullanabilmesi ise MÜSLÜMANLARIN BİR AYIBIDIR…

7 SÜPER GÜÇ KALABİLMEK Tarihin her döneminde bazı devletler öne çıkıp çevresini egemenliği altına almıştır. Değişen şartlarla da; ya gücünü kaybetmiş, ya da tamamen yok olup gitmiştir. Tarihin çöplüğü bir zamanların süperleri ile doludur. Onlardan bazıları “geri dönüşümle” sahneye çıkmaya hazırlanıyor; çıktıklarında bugünün zalim süperleri tarihin çöplüğe gitmek zorunda kalacaktır. Günümüzde dünyanın her yerine eline uzatabilen tek ülke ABD’dir; bunu askeri üsleri ve deniz kuvvetleri ile sağlıyor. Bu sürdürülebilir mi?.. Hayır. Belirtiler açığa çıkıyor. ABD, savaşlar sebebiyle çökerttiği ekonomisini bazı üslerini kapatarak yapacağı tasarruflarla düzeltmeye çalışıyor. Soru: Ya halkı Müslüman olan ülkeler topraklarındaki üslerin kapanmasını isterse? Üsler olmazsa ABD gemileri karayla bağı olmayan balığa döner. Bu durumda ABD hegemonyasını sürdürmeyi nasıl başaracak? DÜNE BİR BAKALIM BUGÜNE GELİRSEK ABD, merdivendeki adamdır. Düşüşü merdiveni tutanların tutumlarına bağlıdır. YORUM Bugüne göre uzak / yakın sayılan zaman dilimlerinde tarih sahnesinde yer almış imparatorlukları hatırlayalım; onlar ki devirlerinin süperleri idiler. Hun, Roma, Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere’nin üzerine güneş batmayan topraklara hakimiyeti, İskender’in Hindistan’a kadar uzanan topraklardaki hakimiyeti, Çin imparatorluğu ve diğerleri… Daha yakın tarih de ise; Hitler’li Almanların, Japonların güç gösterileri, II. Dünya Savaşı’yla birlikte Sovyetler’in öne çıkması, sonrasında Çin ve Rusya’nın ABD ile arayı kapamaları…Özetle: Kimisi (bazı Avrupa ülkeleri) teknolojik gücü ile, kimisi (İsrail, Rusya, Çin) askeri gücü ile, kimisi de (ABD) her iki gücü (ileri teknolojisi ve askeri gücü) ile kendisinden söz ettirmektedir. Beğenelim beğenmeyelim son elli yıldır ABD açık ara öndedir…

8 ABD, üstün teknolojisi, silah satışları ve yıllardır sömürdüğü petrol ile dünyanın bir numaralı “ekonomi devi” olmuştur. Bugün ABD’nin ilk 50 büyük şirketinin mali varlığı 150 devletin hazinesinden daha büyüktür…………… Para, dış politikada güç demektir. NE ZAMANA KADAR? Süper Devletler güçlerini sadece kendi halkının üretkenliğinden değil, diğer devletlerin halklarının gafletinden ve yöneticilerinin ihanetinden alır. Arap ülkelerinin Batı bankalarındaki petrol paraları ABD’ce fakir ülkelere “şantaj kredisi” olarak verilmektedir. Bir devlet başkasından kredi istiyorsa “onun dümen suyuna girecek” demektir……………… Kredi verebilmek, dış politikada güç demektir. Emperyalistler, komşularıyla sorunları olan ülkeleri (sınır, din-mezhep, ortak sular vs. anlaşmazlıkları olanları) “kaşıyarak” ikili / bölgesel savaşlar çıkartır, birilerine destek vererek kendine bağlar…….. Kendi içinde istikrarlı olmak, dış politikada güç demektir. II.Dünya Savaşı galiplerinin B.M.’de elde ettikleri “veto hakkı” ülkeler arası ihtilâflar da baskı aracı olarak kullanılmaktadır. ABD, Rusya ve Çin kendi sömürge alanlarında bu imtiyazlarını acımasızca kullanmaktadır……… İmtiyaz, dış politikada güç demektir. Emperyalist ülkeler ellerindeki mali, ticari, siyasi kartları kullanmalarına rağmen bir sonuç alamıyorlarsa devreye “ölüm kartını (orduyu)” sokarlar. Hiçbir insani değere önem vermeden öldürürler de öldürürler… Öldürebilmek, dış politikada güç demektir. Zaaf / gaflet düşmanı içeri alan kapılardır. “Cin şeytanlar” insan nefsinin zaaflarından faydalanarak, “şeytanlaşmış emperyalistler” de bir toplumun gafletinden faydalanarak zarar verirler. GÜÇLÜLER GÜCÜNÜ GÜÇSÜZLERDEN ALIR VE YİNE ONLARLA DEVAM ETTİRİR. AĞLAMAYIN, SEBEBİNİ KENDİNİZDE ARAYIN.

9 Müslüman, hür doğduğuna ve sahip olduğu bu değerin kendisine verilmiş bir emanet olduğunu “nerede/nasıl kullandığıyla” imtihan edildiğinin bilinci içinde yaşamalıdır. Yani; adına başkalarının karar verdiği “evcil hayvan” gibi değil, hürriyetine sahip çıkan “insan” gibi yaşamalı. Özetle: Bir Müslüman, insanların gücünden değil, Allah’a(cc) karşı gelmekten (emirlerini yerine getirememekten) korkarak yaşamalı. Böyle bir mantık onu zalim devletler karşısında güçlü ve başarılı kılar. Tarih bunun delilleriyle doludur… Bugün halkı Müslüman olan devletlerin “sömürülüyor olması” halkının bu mantığı kaybetmiş olmasının bir sonucudur. Uyanış var mı, umutlanalım mı? Evet… MÜSLÜMAN, DÜNYAYA “VAHİY MANTIĞIYLA” BAKAN İNSANDIR. Savaşları çıkaranları ve sebep oldukları yıkımları alt alta toplarsak Hristiyan Avrupa ve Amerika’nın başı çektiğini görürüz. Bir örnek: Bu topluluğun I. ve II. Dünya savaşlarında toplam 85 milyon insanın ölümüne sebep olduğu bilinmektedir. Böyle bir rekor tarihte diğer hiçbir toplumda yoktur… Bugün dünyada açlık ve yetersiz beslenme sonucu yılda 100 milyon insan ölüyorsa bunun temelinde yüzyıllardır “sömürgecilik adına yapılan” soygunlar yatar. Ya diğer sorunlar? … Sömürgecilik asla bir hak değildir. Yapanlar hırsızdır, gaspçıdır… Birileri “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığıyla hareket edip duyarsızlık gösteriyorsa zalimlerin işini kolaylaştırıyor demektir. Bakarsınız bir gün onlara “Sıra sende” diyenler çıkabilir. Zalimlere karşı tavır almak (onlara açık kapı bırakmamak) gerekir. BUGÜN “BANA NE” DİYENLER, YARIN “KÖLELİĞİ” HAK EDENLERDİR. HANGİ MANTIK?

10 KENDİ OLMAYANIN GELECEĞİ OLABİLİR Mİ? KİMLİKSİZLİK HİÇLİKTİR YANDAKİ HARİTADA Nüfusunun tamamı veya çoğunluğu Müslüman olan ülkeler gösterilmiştir… Süper güçlerin işgallerinin, sınır savaşlarının ve iç çatışmaların olduğu ülkeler haritası hazırlansa, ne yazık ki bu haritanın hemen hemen aynısı olur… Son yüzyılların Müslümanları “değerlerinin değerini” unuturken “vahiy”den de uzaklaştı. Bunun sonucu olarak zihin yapısında ve hayat tarzında boşalan yerleri şeytan doldurdu. Çoğu Müslüman bu değişikliğin farkına bile varmadan yaşadı, yaşıyor… Hayat boşluk kabul etmiyor. İslâm ülkeleri yaptığı hataların cezasını çekiyor… Bu yüzyılda bile pek çok İslâm ülkesi sömürgecilerin işbirlikçileri tarafından yönetiliyorsa, “zihinleri köleleştirilmiş yığınların” vurdumduymazlığı sebebiyledir. HATA ● Güçlü olabilmek için “önce kendimiz, sonra ümmet" olmamız gerekiyordu, her ikisini de yapmadık… ● Kardeşlik imanın bir parçası iken, onu “amelin” (eylemin) bir parçası yapmadık… ● Tefrikanın Kur’ân’ı inkâr olduğunu önemsemeden mezhepleri dinin yerine geçirip, “mezhep kardeşliği” yaptık “din kardeşliği” yapmadık… ● Kur‘ân’ın “birlik, kardeşlik, dayanışma” davetini ve “kâfirlere bel bağlamayın” uyarısını dikkate almadık… MÜSLÜMAN HATASINI NEFSİNDE, ÜMMET KENDİ İÇİNDE ARAMALI.

11 ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN? GO HOME Batının dünya üzerinde kurduğu hegemonyayı yenebilecek dinamizm, İslâm’ın ilkelerinde vardır. Yeter ki Müslümanlar bu ilkeleri hayat felsefesi olarak benimsesin ve eyleme geçsin… O zaman görülecektir ki sömürgeciler yenilmenin utancı içinde “tıpış tıpış” evlerine dönecektir. İYİ BİR NARA SAVAŞIN YARISIDIR. (G.B. Shaw) CESURSANIZ BİR KERE ÖLÜRSÜNÜZ, SİZDEN SONRAKİLER YAŞAR; KORKARSANIZ, SİZ VE YAKINLARINIZ HER GÜN ÖLÜR Eğer İslâm ülkeleri kendi bilgi ve teknolojilerini üretebilselerdi “savaş gücü” kazanacak ve sömürgeci ülkelerden korkmayacaktı… Bir toplum hür olmayınca, zengin de olamıyor, gururlu da…………….. Bilim, teknoloji üretmeye hazır mıyız? YAŞAMAK - SÜRÜNMEK 1,5 milyar Müslümanın kendisi ve 54 devleti “ikinci sınıf” muamelesi görüyorsa, bu utanç bizlere yeter… Ve bayrak yakmakla da gurur geri gelmez… Dünyaya söyleyebilecek çok şeyimiz varken söyleyemiyorsak veya nasıl söyleyeceğimizi bilemiyorsak oturup kendimize kızalım…………. Öz eleştiri yapmaya hazır mıyız? ÜMMETİ BİRLEŞTİRMEK FARZ, BÖLMEK HARAMDIR Batı insanı güç için “üst çatılar” (din adına Vatikan’ı, asker adına NATO’yu, ekonomi adına Birlikler’i) kurarken, Müslümanlar birbiriyle çatışmak için bahane arıyor. Birbirleriyle savaşarak birikimlerini kaybetmeleri yanında geleceğe nifak tohumları ekiyorlar Kardeşliğe, dayanışmaya hazır mıyız? İçinde bulunduğumuz az gelişmişliği, başımıza gelen her olumsuzluğu “dış güçlere (ABD’ye)” havale edip “mazeret bulma” gibi kötü bir alışkanlığımız var.

12 ● Batılı Türkiye’yi “bölgenin dizi” olarak görür ve kurduğu sistemin çökmemesi için ona bir şey olmasını istemez, aksi halde batı kaybeder; diz güçlenirse Türkiye doğrulur İslâm ülkelerine “ağabeylik” yapar, bu durumda da batı kaybeder. Bu sebeple batı Türkiye’nin “ölmesini veya kalkmasını değil, hep ‘diz çökmüş’ halde kalması ister”. Baskılar, yaptırılan ihtilâller hep bunun içindi… Son yıllarda Türkiye kendi dinamiklerini harekete geçirmeyi başardı. Demokraside, savunma sanayisinde ve dış politikada yaşanan olumlu gelişmeler bunun bir sonucudur… ● Bugün petrol için yapılan savaşlar, yarın “su” için yapılmaya başlanıldığında hedef Türkiye olacaktır. O zaman ABD - İngiltere - İsrail üçlüsünün Türkiye için kullandığı maske düşecek, çirkin suratları ortaya çıkacaktır. Bugünden hazır ola… İslâm, iman sahiplerinin “vahye uygun hayat” yaşamalarını ister. İcabet edenlere “dünya saadetini ve cenneti” müjdeler; uymayanlara ise, “dünyada köle, cehennemde ateş ehli” olacakları uyarısında bulunur…BİTİRİRKEN “Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et. Çünkü o hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Yüce Allah’ın “Sizinle savaşanlara karşı siz de savaşın” emrini yerine getirmek için Müslümanlar ne gibi çalışmalar yaptı? KOCAMAN BİR HİÇ Üretmezseniz üretenlerin birey olarak kölesi, ülke olarak sömürgesi olursunuz.ÜMMETİN BUGÜNKÜ RESMİ TÜRKİYE’YE GELİNCE GERÇEK YAŞAMAYI; ALNINDAN ÇALIŞMA TERİ AKANLAR HAKEDER, KORKU TERİ DEĞİL…

13 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle... Mayıs 2013


"Mayıs 2013. Avrupa’nın doğurup ABD’nin beslediği İsrail, annesi ve babasından aldığı cesaretle Ortadoğu’nun vampiri haline gelirken kimsenin sesi çıkmadı." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları