Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

DİL NÖROPSİKOLOJİSİ Özlem ÖZTÜRK 06011143. GİRİŞ Nöropsikolojinin en önemli ve kalıcı sorunlarından biri, dilin sinirsel temellerini anlamaya çalışmaktır.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "DİL NÖROPSİKOLOJİSİ Özlem ÖZTÜRK 06011143. GİRİŞ Nöropsikolojinin en önemli ve kalıcı sorunlarından biri, dilin sinirsel temellerini anlamaya çalışmaktır."— Sunum transkripti:

1 DİL NÖROPSİKOLOJİSİ Özlem ÖZTÜRK

2 GİRİŞ Nöropsikolojinin en önemli ve kalıcı sorunlarından biri, dilin sinirsel temellerini anlamaya çalışmaktır. Bunu anlamak için yapılan çalışmalar üç gruba ayrılır. 1. Normal kortikal gelişimi olan insanlarla çalışmak 2. Beyin zedelenmesinden mağdur olanlarla çalışmak 3. Anormal ya da umulmadık dil gelişimi olanlarla çalışmak Bu farklı araştırmalardan elde edilen bulgular toplanarak konuşma üretiminin, kavramanın ve okumanın nöropsikolojisine anlam kazandırmak mümkün olabilir.

3 Konuşmanın beyindeki yerine yönelik çalışmalar 19. yüzyılın ortalarında orta çıkmıştır. Fransız nörologlar Pierre Paul Broca (1861) ve Marc Dax (1865) sol hemisferi zarar görmüş bir hastayı incelediklerinde konuşmasının akıcılığında sorun olduğunu farkettiler. Broca’nın hastası Leborgne bu durumun görüldüğü en ünlü vakadır aynı zamanda bu hastanın çaba harcamadan söyleyebildiği tek kelimenin ‘TAN’ olması sebebiyle TAN takma adıyla bilinir. Hastanın ölümünden sonra yapılan analizinde frontal lobunda, frontal operculum lezyonunun olduğu ortaya çıkmıştır. Burası konuşma üretiminden sorumlu bölgedir ve Broca alanı olarak bilinmektedir. Frontal lobun arka alt kısmında bulunur.Buradaki bir hasardan kaynaklanan konuşma bozukluğu Broca afazisi diye adlandırılır.

4 Carl Wernicke (1874) yaptığı bir araştırmada sol hemisferin posterior alanındaki hasarın, konuşma üretiminde bir bozukluk olmamasına rağmen konuşmayı kavramada yetersizliğe yol açtığını ispatladı. Böylelikle bulunan Wernick alanı konuşmanın kavranışından sorumlu bölgedir. Wernicke’ye göre birinci temporal ‘convulation’ (beyin kıvrımı) işitsel sinirlerin kortikal varış noktasıdır ve temporal lob işitsel kelimelerin görüntü olarak temsil edildiği bölgedir. Şaşırtıcı olarak, Wernicke bu alanı sağ hemisferde tarif etmiştir Wernicke alanı, beynin sol posterior inferior frontal parçasındadır ve lateral sulcusa bitişiktir.

5 Konuşma ve ses bilgileri işitsel bölgeden Wernicke alanına ulaşır ve burada içerik kelimelerinin anlamı değerlendirilip yorumlandıktan sonra sözdizimi analizi için Broca alanına aktarılır. Konuşma sırasında içerik kelimeleri Wernicke alanından seçilir, Broca alanında gramatik eklemeler yapılır, bu bilgiler daha sonra konuşmanın fiilen üretilmesi için motor korktekse gönderilir. Bu iki konuşma bozukluğunun da sol hemisferdeki hasardan kaynaklanması, başlangıçta sağ hemisferin dilbilimsel işlemede rol oynamadığını düşündürmüştür. 4. bölümde de görülebileceği gibi bu, hemisferik fonksiyonların iki kısma ayrılmasına neden olmuştur (sol hemisferin sözel, sıralı-ardışık, analitik ve mantıklı bilgi işlemeleriyle sağ tarafınsa sözel olmayan ve görsel- uzamsal görevlerle karakterize edilmesiyle). Sağ hemisferin, konuşmada rol oynamadığı görüşü yanlış olmakla beraber insanların çoğunda sağ hemisferin dilsel rolü sol hemisfer kadar değildir.

6 EVRENSEL DİL BÖLGELERİ Bilingualizm, iki dilde yeterlik demektir. İkinci dil, çocuklukta öğrenilmiş bir anadil ya da sonradan öğrenilmiş bir dil olabilir. İki dili bilme durumunda dili işlemenin sol hemisferle ilgili olduğu düşünülse de bazı araştırmacılar sağ hemisferin ikinci bir dilin gelişiminde daha önemli olduğunu öne sürmüşlerdir Bununla beraber nörolojik görüntüleme çalışmaları esas olarak sol hemisferle ilgili olduğu görüşünü doğrular niteliktedir. Mesela Fransızca ve İngilizce bilen kişilerle yürütülen bir çalışmada, yerine getirdikleri dil görevleri sırasında sol hemisferde aktivasyon gözlenmiştir (Klein ve ark. 1997) Başka bir çalışmada ikinci dili yetişkinlik döneminde öğrenmiş olanlardan o dile ilişkin görevleri yerine getirmeleri istendiğinde Broca alanında aktivasyon saptanmış ama çocuklukta öğrenilen dilde böyle bir durum gözlenmemiştir.

7 Bu lezyon çalışmaları, Broca-Wernicke-Lichteim olarak bilinen konuşma üretimi modeline kaynak olmuştur. Bu model der ki genellikle beyindeki konuşma alanları birbiriyle ilişkili ve özelleşmiştir. Konuşmanın işitsel temelleri sol temporal kortekste, Wernicke alanında ve motor temsilleri sol frontal kortekste, Broca alanında lokalize olmuştur. Bu görünüşte inandırıcı, nöral açıdan çekici ve psikolojik olarak ikna edici model lerdeki olay rapor etme çalışmalarıyla zayıflamaya başlamıştır. Bu görünüşte çekici ve güzel olan modelin konuşmanın nöroanotomisini basitçe ayırdığı düşünülmüştür.

8 Sağlıklı Bireylerde Beyin Aktivasyonu Araştırmacılar, anlamsal karar testi sırasında sol inferior ve orta frontal kortekste; okuma sırasında sol hemisferin temporal bölgesindeki kan akışında artış gözlemlemişlerdir (Price ve diğerleri 1994); Wood ve arkadaşları 1991; Flowers ve arkadaşları 1991). Söylenen kelimelerin pasif algısı sırasında da sol frontal korteksteki aktivasyonda artış gözlenmiş ama uydurulan kelimelerde böyle bir gözleme rastlanmamıştır. Sesleri bir araya getirerek anlamlı kelimeler oluşturmaktan (fonetik üretimin bir parçası) sorumlu beyin bölgelerinin yerini belirlemeye çalışmak problemli görüntüleme çalışmalarını sunar. Mesela çalışmalar, katılımcıların aşağıdaki görevleri yerine getirmeleri gerekirken sol frontal kortekste Broca alanının yanında aktivasyon artışı gözlemişlerdir. 1) Söylenen kelimeleri fonetik yapılarına göre ayırmak (Fiez ve diğerleri1995); 2) Ses uyumu olanlar arasında ayrım yapmak (Zatorre ve diğerleri 1996); 3) Fonolojik benzerliklerin (uyak) kararını vermek ve fonolojik kısa süreli bellek görevlerini üstlenmek (Paulesu ve arkadaşları 1996). Zatorre ve iş arkadaşları bu bulguların, fonetik konuşma bölümünün manüpülasyonunda ve çıkarmasında Broca alanının önemini gösterdiğini tartışmışlardır. (Zatorre ve arkadaşları 1992a)

9 Gur ve arkadaşları (1994) sözlü benzerlikleri teşhis etme sırasında sol hemisferin angülar girusunda kan akışında artış bulundu. Bu paradigmada, katılımcılara iki alternatif kelime tarafından takip edilen bir hedef kelime sunuldu.Bir tanesi hedef kelimeyle bağlantılıydı ve görev, benzerliği teşhis etmekti. Bu olayın temelinde hala tartışılan konu şudur ; konuşmanın fonetik manüpülasyonu gerektiğinde Broca alanının aktivasyonu meydana gelmesi ama konuşmanın anlamsal alanizi gerektiğinde posterior temporal kortekste aktivasyon oluşması. Bu fikre destek normal okuyucuların kısa süreli bellek ve uyak görevleri sırasında Broca ve Wernicke alanlarında aktivasyonun incelendiği çalışmalardan geldi.

10 ERP (tepkisel potansiyel) çalışmaları da dili işleme sürecinde sol hemisferi içermekte. (Segalowitzve Berge 1995). Mesela, katılımcılardan harf dizilerini açıkça belirtmelerinin istendiği çalışmalar, sol hemsifer üstündeki N100 ve P200 şiddetinin sağ hemisferden daha geniş olduğunu göstermişlerdir (Papanicolaou ve arkadaşları. 1983). N100 ve P200 erken duyusal işlemeyi yansıttığı düşünülen potansiyellerdir. Benzer asimetri, anlamsız kelimelerin algısı (Segalowitz ve Berge 1995) ve sesli-sessiz harf ses birimleri (Brunswick ve Rippon 1994) ve katılımcıların ‘v’ ile ritimli harfleri isimlendirmelerinin gerektiği fonolojik görevleri (Taylor 1993) sırasında da bulunmuştur. ERP bileşenlerinden bilişsel işlemeyi yansıttığı düşünülen P300 için de beynin bir tarafında konumlanmanın etkilerine bakılmıştır. Mesela söyle bir bulgu vardır: Okuma sırasında (Johnstone ve arkadaşları 1984), kafiye görevleri sırasında (Taylor 1993) ve sessiz harfle başlayan kelimeleri ayırma(Taylor ve Keenan 1990) sırasında sol hemisfer sağ hemisfere göre çok daha fazla ilgili bulunmuştur.

11 Son olarak bir diğer gecikmiş, negatif ERP bileşeni N400, alıcı dil fonksiyonlarıyla (receptive language function) ilgili bulunmuştur (cümlenin anlamını işleme, bir şeyle bağlantılandırma) (Connoly ve Phillips 1994; Nobre ve McCarthy 1994,1995).Çalışmalar, işitsel sunulan kelimelerin pasif algısı sırasında, anlamsal işlemenin (semantic processing) yerini frontal ve fronto-central beyin bölgelerinde belirlemiştir. Conoly ve Phillips (1994) örneğin, katılımcılara son kelimesi semantik açıdan uygun olan (yaşlı kadın gece kapıyı kilitledi gibi) ya da manasız (köpek kediyi kraliçeye kovaladı gibi) cümleler sunmuşlardır. Sadece anlamsız son kelime içeren cümlelerde, özellikle frontocentral bölgede N400 dalgası gözlemlemişlerdir. Bu bağlamda önerilen şudur ki; N400 bireylerin online ve sürekli/devam eden, mantıklı anlamı veren konuşma işlemelerinde bir bozukluğu yansıtır.

12 EVRENSEL DİL BÖLGELERİ Bilingualizm, iki dilde yeterlik anlamına gelmektedir. İkinci dil, çocuklukta öğrenilmiş bir anadil veya sonradan öğrenilmiş bir dil olabilir. İki dilli işlemenin, tek dillide olduğu gibi sol hemisferle ilgili olduğu düşünülmektedir ama bazı araştırmacılar, sağ hemisferin ikinci dilin gelişimimde belki de sol hemisferden daha önemli olabileceğini ileri sürmektedirler. Buna örnek olarak da sağ hemisfer lezyonu olan iki dilli kişilerin, sol hemisferinde lezyon olanlara göre daha yüksek afazi göstermelerini vermektedirler. Buna rağmen nörolojik görüntüleme çalışmaları, iki dillilerde sol hemsiferin ilgisinin daha fazla olduğunu ve iki dili işleme sırasında benzer kortikal bölgelerin belki güçlendirilebileceğini öne sürmektedir. Mesela Fransızca ve İngilizce konuşanların incelendiği çalışmada, bu her iki dildeki dil görevlerinin performansının sol inferior korteksteki aktiviteyle ilgili olduğu bulunmuştur. Başka bir çalışmada da insanların yetişkinlikte öğrendikleri dille ilgili görevlerde performans gösterirken Broca alanının farklı kısımlarında aktivasyon olduğu ama çocuklukta öğrenenlerde olmadığı gözlenmiştir. Wernicke alanında ise farklı bir aktivasyon saptanmamıştır

13 Sağlıklı bireylerin beyinlerindeki dil fonksiyonlarıyla ilgili yapılan çalışmalar, ikinci bir ediniminde yaşın değil yeterliğin etkili olduğu yönündedir. Bu tür bulgular dört ya da daha fazla dil bilenlere de genişletilebilir. Breilmann ve arkadaşları (2004) altı tane dört veya fazla dil bilen katılımcıyla yaptıkları deneylerde fMRI kullanmışlardır. Bu deneyde katılımcıların görevi, sunulan kelimeye uygun fiili üretmektir. Mesela eğer kelime balıksa katılımcının cevabı yüzmek olmalıdır. Dört ya da beş dil bilen (İngilizce, Almanca,İtalyanca,Fransızca veya İspanyolca) katılımcılar bildikleri her dilde bu görevleri tamamlamışlardır. Önceki çalışmalardan da tahmin edilebilir ki bu görevler beynin sol kenarıyla ilgili olarak belirlenmiştir ama ilginç olarak bu aktivasyon en az yeterli düzeyde insanlarda daha aşikar olarak saptanmıştır. Bunun getirdiği öneri şudur: O dilde yeterli düzeydeki insanlar beyinleri daha az enerji harcar, üretim otomatiktir ve daha az bilişsel kaynak gerektirir. Eğer insanlar bir dilde yeterli değillerse o dili üretmek ve anlamak için daha fazla bir çabayla beraber daha fazla nöral kaynak gerekir.

14 ERP sonuçları, dili işlemenin erken duyusal evresinde normal ve yüksek yeterlik düzeyindeki dil kullanıcıları arasında farklılık göstermezken işlemenin sonraki aşamalarında anlamlı farklılıklar göstermiştir. Gecikmiş ERP dalga şekillerinin yüksek yeterlik gösteren yetişkinlerde frontal hemisfer bölgesinde daha kısa olduğu gözlenmiştir. Semantik işlemeyi ve duyulan sözcükteki bağlamsal işlemeyi yansıttığı düşünülen gecikmiş dalgaların şiddetinin yüksek düzeyde yeterli yetişkinlerde daha kısa olduğu ve bu grupta duyulan sözcükte daha az birbirine geçme olduğu saptanmıştır. Bu kişilerin yeterliğinin bağlamsal karar vermede daha kolaylık sağladığı düşünülmektedir. Çocuklar daha yüksek şiddetli gecikmiş ERP’lere sahiptir ve bu yüksek şiddetin yaşla birlikte azaldığı sanılmaktadır. İnsanla daha yeterli düzeyde dil kullanıcıları olduklarında harcamaya gerek duydukları zaman,efor daha az olur. Gözden geçirilen bulgular, konuşulan dile bağlı olmaksızın morfoloji,fonoloji ve yazımı ayıran evrensel konuşma alanlarının olduğunu öne sürmektedir. Bu aktivasyon derecelerinin edinim yaşından çok yeterliğe bağlı oldu düşünülmektedir ama bu çalışmalar direk tek dilliler karşılaştırmamış, iki dillilerde yürütülmüştür.

15 Konuşma alanlarındaki binişikliklerin varoluşu, bu durumun konuşulan dillerin yapılarının birbirine benzer olmasından kaynaklanıyor olma ihtimalini düşündürmektedir. Bunun için benzer dilleri (mesela Hint Avrupa dil aileseinden) bilen kişilerle çalışmalar yürütülmüş, konuşma üretimi sırasında aynı sol hemisfer bölgede aktivasyon saptanmıştır Farklı yapılardaki dilleri (çince-ingilizce) bilen kişilerle yapılan çalışmalarda ise yine aynı bölgede aktivasyon gözlenmiştir.

16 İki PET çalışmasında, Paulesu ve diğerleri (2000) altı İngiliz, altı İtalyan üniversite öğrencisinden kelimeleri ve kelime olmayanları (bir kelime gibi gözüken ya da duyulan ama anadil konuşucuları tarafından kelime olarak kabul edilmeyen bir harf grubu ya da konuşma sesleri) yüksek sesle okumalarını (deney 1) ya da sunulan kelimelerin kendilerinden çok fiziksel görünümlerine dikkat etmeyi gerektiren özellik bulma görevinde (feature detection task) performans göstermelerini (deney 2) istemişlerdir. İkinci deneyde kelimeleri okumaları istenmemiştir. İtalyanca konuşanların ses birimlerini işlemeden sorumlu bölgelerde (sol temporal alan) daha yüksek aktivasyon bulunurken, İngilizce konuşanların temporal ve frontal korteksin diğer tarafında (sözcük isimlendirme ve kelime hatırlama sırasında aktif olan bölgeler) daha yüksek aktivasyon gösterdikleri bulunmuştur. Bu çalışma, sağlıklı bireylerde, kültürel etkilerin dille bağlantılı beyin fonksiyonları üzerindeki etkisini göstermesi açısından ilktir ve bu nöropsikolojik farklılığın kelime okuma hızı çalışmalarındaki davranışsal bulguları destekleyebileceği önerilmiştir.

17 DİL BOZUKLUKLARI

18 Normal konuşma; duyusal, motor ve bellek işlemelerinin kompleks etkileşiminin ürünüdür. Bu işlemelerden herhangi birindeki bir bozulma afazi (kavrama ve konuşma üretiminde bozukluk), disgrafi (yazmada ya da kendini yazarak ifade etmede güçlük) veya disleksi (okuma güçlüğü) gibi dil bozukluklarına neden olur.

19 AFAZİ Beynin özellikle sol yarısında oluşan lezyonlardan ötürü bütün dil modalitelerini (konuşma, yazma, okuma, mimikler, dili anlama, sembolleri,mimikleri yorumlama vs.) etkileyen ve dille ilgili yetilerin kısmen ya da tamamen kaybedilmesine neden olan organik dil kusurlarının genel adıdır. Afazi olaylarının yaklaşık olarak %85’i beynin konuşma alanlarındaki serebrovasküler kazaların (inme gibi) sonucudur. Diğer nedenler ise tümörler, organik beyin hastalıkları ve kafa yaralanmalarıdır.

20 Afazi teşhisi; duyusal rahatsızlıkların (az görme ya da işitme), algısal bozuklukların (agnozi), hareket bozukluklarının (apraksi), ya da düşünce bozukluklarının (otizm, demans, şizofreni) bulunmadığı durumlarda konulur. Bu durum, dil ve düşünce arasındaki bağda bir bozulmayı ifade eder. Afazi teriminin tam karşılığı dilin tamamen hasarı olsa da belki disafazi (dilin bir kısmının kaybı) daha doğru olarak etiketlendirilmesidir. Çünkü afazili hastaların beyinleri dil becerilerinde bazı aşamalara zarar verir. Bu isimlendirme hatasına rağmen afazi terimi en geniş tanımıyla aynı kalır:dil fonksiyonlarının hasarı.

21 Afaziye ait semptomların yerini belirleme denemeleri problemlidir. Buna rağmen afazinin çok sayıda alt tipi, her bir özel semptom grubuyla ve belli kortikal alanda meydana gelen zararla tanımlanmıştır. Bu alanlar genellikle sol hemisferde bulunurlar. İlgili yapılar: Broca alanı, Wernicke alanı, Heschl’s gyrus, planum temporal, supramarjinal, angülar temporal gyri ve frontal gyri, Sylvian fissure)

22

23

24 AFAZİ TÜRÜANA SEMPTOMLARILEZYONUN YERİ Duyusal (Wernicke) Afazisi Genel anlama eksiklikleri, yeni sözcükler uydurma (neolojizm), kelimeyi geri çağırmada eksiklikler, semantik parafazi Posterior Perisylvian bölge; postere- superior temporal, operküler supramarginal, angular ve opsterior insula gyri; planum temporale. Broca AfazisiKonuşma üretiminde eksiklikler, anormal prosodi, bozulmuş sentaktik anlama Sol hemisferin precentral kıvrımlarının ve inferior frontal’in posterior alanları İletim Afazisiİsimlendirme eksiklikleri ve anlamsız kelime ve kelime gruplarını tekrar etme yeteneğinde bozulma Arcuate Fasikulus; posterior temporal ve temporal bölgeler; sol işitsel korteks; insula; supramarginal gyrus Derin DisfaziKelimeyi tekrar etmede eksiklikler, semantik parafazi Temporal lob, özellikle fonolojik işlemlemeye aracılık eden bölgeler Transkortikal Duyusal Afazi Anlamada, isimlendirmede, yazmada ve okumada bozulma; konuşmanın semantik açıdan ilgisiz olması Sol hemisferin Temporo-parieto- occipital bağlantısı Transkortikal Motor Afazi Geçici dilsizlik, telegramatik ve disprosodik konuşma Broca Alanı ve bütünleştirici motor alan arasındaki bağlantı; medial frontal lob; sol hemisferin frontal horn’una anterolateral bölgeler Global AfaziAnlamada, tekrar etmede, isimlendirmede ve konuşma üretiminde genellenmiş eksiklikler Sol perisylvian bölge, beyaz madde, basal ganglia ve talamus

25 TÜRSPONT AN KONUŞ MA ANLA MA PARAZ AFİ TEKRAR ETME İSİMLENDİ RME BrocaAkıcı değil İyiYaygınZayıf Wrnic ke AkıcıZayıfYaygın Değil Zayıf İletimAkıcıİyiYaygınZayıf Globa l Akıcı değil ZayıfÇeşitliZayıf

26 WERNİCKE AFAZİSİ Wernicke afazisinin önde gelen özelliği hastanın söyleneni anlamamasıdır. Bazı kısa emirleri anlayıp yerine getirse bile daha karmaşık, birkaç kademeli emirleri anlamaz. Hasta kendisinden yeni bir şey istendiği zaman yine ilk söylenen şeyi yapar. Wernicke afazisi, Broca afazisinin tersine, akıcı (fluent) bir afazidir. Hasta bol ve akıcı bir şekilde konuşur. Fakat başkalarının söylediğini anlamadığı gibi kendi söylediğini de anlamaz. Konuşması anlamsızdır. Bir kelimenin yerine yanlış bir kelime kullanır veya o dilde bulunmayan anlamsız kelimeler icat eder.

27 Broca afazisinden ayrıldığı önemli bir nokta daha, Wernicke afazisinde hasta kendi konuşmasını anlayamadığı için yaptığı hataları da farketmez dolayısıyla konuşmalarını sürdürmeye devam ederler, uygun yerlerde başlarını sallarlar, doğru yerlerde araya girip konuşurlar, bozukluğun farkında değillerdir. Konuşmaları akıcı, anlaşılırdır, uzaktan normal gözükebilirler, ama yakından konuşmaları dinlendiğinde anlamsız, jargon benzeri kelimeler dikkati çeker.

28 Wernicke Afazisi; sol hemisferdeki planum temporale (planum-düz-temporale) ve Heschl Gyrus’a (işitsel çağrışım korteksi bölümü) komşu superior temporal ikinci kıvrımımın (secon convolutions) ilk ve posterior kısmındaki lezyondan kaynaklanır (Naeser 1981; Zatorre 1992a). Bu bölgenin, konuşmanın ses bileşenlerinin yer aldığı bellek alanı olduğu ve kelimelerin işitsel temsilleri ile anlamları arasındaki bağın sağlanmasına aracılık ettiği düşünülmektedir. Objeleri isimlendirmede (object naming) Wernicke Alanı’ndan, konuşma üretimi sırasındaki kas hareketlerinden sorumlu olan motor alana nöral aktivasyon yayılması olurken (Damasio ve Damasio, 1992), semantik bileşeni olan dil görevleri sırasında Wernicke Alanı’ndaki aktivasyonun azaldığını gösteren görüntüleme çalışmaları, yukarıda bahsedilen klinik bulguları desteklemektedir (Petersen 1988).

29 Wernicke Afazisi olan hastalardaki sorun esasında duyusal ( yani dilsel işlemlerin semantik-sözlüksel*anlamsal* bileşenleri) iken, dilsel işlemin sentaktik-söyleyiş düzeyindeki(syntactik-articulatory) temel problemleri Broca Afazisi karakteristiğidir. Uygun(tutarlı) fonksiyonları olup Wernicke Alanı diye nitelendirilen alan Wise önderliğindeki bir grup tarafından beyin görüntüleme teknikleriyle test edilmiştir. Sol superior temporal korteksden primary auditory cortexin posterior kısmına kadar olan bölge Wernicke Alanı diye tanımlanır. Bu çalışmada Wernicke Alanı’nda yer alan iki bölgenin farklı fonksiyonları olduğu bulunmuştur. Bu bölgelerden biri konuşma ve konuşma olmayan (non-speech) seslerden sorumludur ve konuşan kişinin ses tonunu içerir. Bu alanın posterior kısmı (pariatal lobun yakınındadır) konuşma üretimi (yani konuşma) sırasında aktive olmaktadır. İkinci kısım daha lateraldir ve konuşmanın daha dışsal kaynaklarından sorumludur. Bu bölge kelime listesini tekrar etme (bir kelime listesi veriliyor ardından kişiden bunu listeyi sayması isteniyor) sırasında aktive olmaktadır.

30 BROCA AFAZİSİ Broca Afazisi (aynı zamanda akıcı olmayan afazi, canlı (expressive) afazi, motor afazi de denir) konuşmada güçlükle tanımlanır. Belirtiler, konuşma yeteneğinin tamamen kaybolması ya da çok büyük efor sarfederek konuşma şeklindedir. Dili anlama temel bir seviyede oldukça normal olarak kalmasına rağmen, eğer hasta konuşabiliyorsa bu akıcı olmayan, yavaş ve çok yorucu bir şekildedir. Örneğin: Doktor: Hastaneye neden geldin? Hata: Ah… Pazartesi… babam ve Paul… ve babam… hastane… İki …. Ah… doktorlar… ah… otuz dakika… evet…. Hastane… Ve ııı Çarşamba… 9’da… doktorlar… İki doktor… (Goodglass, 1976)

31 Bu örnek göstermektedir ki Broca afazili hastaların konuşmalarında: kelimeler oldukça sınırlı, edatlar ve belirli belirtme edatları(definite article) atlanmış halde, dilbilgisel yapı çok düşük bir seviyede (telegramatik şekildedir konuşma) ve anormal prosodi. Hastaların semantik anlaması etkilenmemiş iken, anlamaları sözdizimsel belirsizlikten etkilenmiş halde olabilmektedir. Örneğin köpek kediyi kovaladı cümlesini ele alalım (bunun anlaşılmasında sorun olmuyor). Bunun yerine, kedi köpeği tıpkı köpeğin kediyi kovaladığı gibi kolaylıkla kovalayabilir (the cat can chase the dog as easily as the dog can chase the cat) cümlesi gibi sözdizimsel (semantik) olarak belirsiz bir cümle kolaylıkla anlaşılmayabiliyor. Bu hastalar hata yaptıklarını biliyorlar fakat düzeltemiyorlar

32 Nörolojik çalışmalar Broca Afazili hastaların, sol hemisferin precentral kıvrımına ve ikinci frontal (second frontal)bölge ile komşu üçüncü frontal (third frontal) bölgenin posterior kısmında atfori (körelme) olduğunu göstermiştir (Benson 1967; Mazzocchi ve Vignolo 1979). Motor korteksin anterior kısmı olan bu bölge, yüz hareketlerinden sorumludur ve Broca Alanı diye tanımlanır. Ne gariptir ki Broca Afazili hastaların kortikal hasarı ile semptomları arasındaki bağlantıyı açıklayan Wernicke’dir (1874) Wernicke, duyusal deneyimlerin cortikal bölgeye komşu ve bu fonksiyonlardan sorumlu olan alanlarda depolandığını öne sürmüştür. Ağız hareketlerinden sorumlu olan motor korteks bölgesine komşu olan alandadır Broca Alanı ve bu alanın hasarı konuşma için gerekli olan hareketlerin zihinsel ipuçlarını tahrip etmektedir.

33 Broca alanı hasarını izleyen söyleyiş bozukluklarının (articulatory disturbances) şiddeti, Wernicke alanı lezyonundan kaynaklanan dil bozukluklarına (language disturbances) göre çok daha değişkendir. Broca alanındaki lezyonlar konuşmada kısa süreli bozulmalar meydana getirirken, kalıcı konuşma üretiminde güçlük için subkortikal hasar olması gerekmektedir (Mohr, 1978). Bulguların çokluğu, dili anlama ve üretmenin farklı serebral bölgeler arasındaki karmaşık bir etkileşimle belirlendiğini göstermektedir. Nöral görüntüleme çalışmaları, dil işlemi (language processing) sırasında aynı anda çok sayıda alanın aktive olduğunu göstermiştir. Bu bulgu da, bu bölgeler arasındaki iletişim yollarının hasarının, bireyin sunulan kelimeleri sözlü tekrar etme yeteneğini bozduğunu düşündürmektedir. Bu düşünce ilk olarak Wernicke tarafından 1874’te ortaya atılmıştır ve böyle bir bozukluk “iletim afazisi” olarak adlandırılmıştır.

34 İLETİM AFAZİSİ İletim afazisi olan hastaların görünüşte normal konuşmayı anlamalarında ve konuşma üretiminde sorun yoktur fakat isimlendirme yeteneğinde (naming) bozulmalar ve anlamsız kelimeler ile kelime dizilerini tekrarlamada noksanlıklar gösterirler. Wernicke MD tezinde 2 hasta örneği göstermiştir. Bu hastalarda, gündelik konuşma dilinin tekrarı ve deyişlerin kullanılması sürdürülmektedir.

35 Doktor: Bisiklet (Bicycle) Hasta: Bisiklet (Bicycle) D: Hippopotamus H: Hippopotamus D: Blaynge. (Anlamsız bir kelime) H: Bunu anlayamadım. D: Yukarı ve aşağı (Up and down) H: Yukarı ve aşağı (Up and down) D: Sarı, büyük, güney (Yellow, big, South) H: Yellen… (Yellow yerine), Anlayamadım Bu hastaların konuşmaları nesnel isimlerden yoksundur. Mesela ‘Pencerenin içinde duran bardağı verir misin’ demek için ‘şeyin içinde duran şeyi verir misin?’ derler.

36 Broca Afazi’si olanlarla karşılaştırıldığında, iletim afazisi olan hastalar dillerinde bir problem olduğunun farkındadırlar ve hatalarını düzeltmeye çalışırlar. Bu kişilere alternatif telaffuzlar gösterildiğinde, uygun/doğru olmayanı alternatifi reddedip doğru olan seçeneği kabul ederler. Bu durum, bu hastaların fonolojik işlem yeteneklerinin bozulmadan kalmış olduğunu, problemin geri getirme işlemiyle ilgili olduğunu düşündürmektedir (Goodglass, 1993).

37 Bu bozukluk için Wernicke şöyle bir açıklama getirmiştir: Broca ve Wernicke Alanı’nı birbirine bağlayan lif demeti olan Arcuate Fasikulus’daki kopukluk işitilen kelimelerin tekrar edilmesinde bozulmaya yol açar. Bu tezi destekleyen kanıtlar Damasio ve Damasio’nun iletim afazili hastalarla olan çalışmalardan gelmiştir. Bu çalışmalarda, iletim afazili hastaların, normalde Broca ve Wernicke Alanını bağlayan inferior parietal lob liflerinde hasar olduğu bulunmuştur (Damasio ve Damasio, 1980). Ayrıca, posterior parietal ve temporal bölgelerinde, bazen de İkincil Transverse Gyrus (Second Transverse Gyrus)’larında lezyon olan hastaların iletim afazisi gösterdikleri bulunmuştur (Hoeft 1957).

38 Geschwind’e göre (1965), iletim afazili hastalar bir kelime duyduklarında, kelimenin anlattığı objenin zihinsel temsilini oluştururlar. İmajla ilgili bilgi, kelimeyi meydana getiren sesleri oluşturmada gerekli olan faaliyetleri oluşturmak için Görsel Çağrışım Korteksi’nden Broca Alanına gelir (böylece hasar görmüş olan arcuate fasikulus es geçilmiş olur). Ama bu sadece anlamlı kelime ve ifadeleri tekrar etmede geçerli olan bir stratejidir. Anlamsız kelimeler (non-word) söz konusu olduğunda görsel imaj oluşturulamaz ve hasta kelimeyi söyleyemez.

39 DİL NÖROPSİKOLOJİSİ Gözde GÖKÇE

40 Derin Disfazi (Deep Dysphasia) Afazinin az rastlanan bir türü olan disfazide anlam olarak benzer/ilgili olan kelimeler birbirinin yerini alır. Örneğin hastadan “uçurtma” kelimesini tekrar etmesi istendiğinde “balon” yanıtı verebilmektedir (Goodglass, 1993). Tekrarın doğrulu kullanılan kelimenin kategorisine bağlıdır:  Somut isimler soyut isimlere  İsimler fiillere göre daha doğru biçimde tekrar edilmektedir.  Anlamlı olmayan kelimeler (non-words) nadiren doğru bir şekilde tekrar edilmektedir.

41 Derin disfazinin temporal lob’daki lezyondan kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Temporal lob, dil gelişimi ve fonetik hafızayla ilişkilidir. Derin disfazisi olan hastalar genellikle asıl kelimeyi unuttuklarını fakat genel anlamı hatırladıklarını bildirmektedirler. Bu durum da doğru olmayan bir biçimde asıl kelimeyi tahmin etmeye neden olmaktadır.

42 Transkortikal Duyusal Afazi (Transcortical Sensory Aphasia) Transkortikal Duyusal Afazi, daha önceden öğrenilmiş ve doğru bir şekilde tekrarlanan materyalleri (örn, şiir, dua vs.) anlayamama (anlamını kavrayamama), yazamama, okuyamama, isimlendirememe şeklinde tanımlanmaktadır. Konuşma, doğal ve akıcıdır; fakat Wernicke Afazisi’nde olduğu gibi semantik(anlamsal) olarak ilgisiz/anlamsızdır.

43 Wernicke Afazisi ve Transkortikal Duyusal Afazisi olan hastalardaki fark;  Transkortikal Duyusal Afazi’si olanlar; kelimeleri ve tek başına anlamı olmayan kelimeleri (non-word) tekrar edebilir ve konuşmalardaki gramer hatalarını düzeltebilirler. Hastaların sergilediği bu tekrar becerisinin anlamsal açıdan ziyade fonolojik açıdan olduğu düşünülmektedir. Yani hastaların, kelimeleri anlamsal bütün yerine fonolojik öğelerden oluşan(seslerden oluşan) bir bütün olarak tekrar ettikleri varsayılmaktadır.

44 Transkortikal Duyusal Afazi dominant hemisferdeki temporo-parieto-occipital bağlantı noktasındaki tahribattan kaynaklanır. Arcuate Fasikulus bozulmamış olarak kalmasına rağmen, Wernicke Alanı’nın diğer parietal bağlantı alanlarından kopukluğu, konuşma üretmeyle ilişkili işitme alanların kontrolünde zayıflamaya yol açar. Duyusal dil bölgelerinin dominant hemisferin diğer alanlarından aktif izolasyonu (bağlantı kopukluğu), dille ilgili olmayan bölgelerden, sözel temsiller olarak kodlamanın gerçekleştirildiği Wernicke Alanı’na olan bilgi akışını engeller.

45 Transkortikal Motor Afazi (Transcortical Motor Aphasia) Transkortikal Motor Afazi, Brocka Alanı’nın bütünleyici komşu motor alanlarla bağlantısının kopuk olmasından kaynaklanır. T.M.A’ye neden olan lezyonun, sol hemisferde anterolateral’den frontal horn’a kadar olan bölgelerde ve bütünleştirici motor alanı içeren medial frontal lob’da olduğu bildirilmiştir (Damasio,1981).

46 Brocka Afazi’si ile belirtileri benzerdir:  akıcı olmayan-tekdüze (disprosodik),  telegramatik (konuşmanın temel anlamı ifade eden kelimelere indirgenmesi) konuşmayı izleyen geçici konuşamama durumu. Tekrar etme, objeleri isimlendirme ve anlama/kavrama sorunları vardır; ayrıca sağ-motor noksanlıklar da görülebilir (Benson, 1993).

47 Global Afazi (Global Aphasia) İşitilen konuşmaları anlamama ya da tekrarlayamama Konuşamama (produce speech) Objeleri isimlendirememe şeklinde tanımlanabilir. Ayrıca, otomatik deyişler/ifadeler ve haftanın günleri gibi sözcük sıralarını üretme ve anlama, tamamlamada da bozulmalar olabilir. Global Afazi, sol hemisferin perisylvian bölgesi, beyaz madde, bazal ganglia ve talamusu içeren geniş bir beyin lezyonundan kaynaklanmaktadır. Bu bölgelerdeki hasar ayrıca, sağ duyusal ve motor bozulmalara neden olur.

48 AFAZİ TÜRÜ ANA SEMPTOMLARI LEZYONUN YERİ Duyusal (Wernicke) Afazisi Genel anlama eksiklikleri, yeni sözcükler uydurma (neolojizm), kelimeyi geri çağırmada eksiklikler, semantik parafazi Posterior Perisylvian bölge; postere- superior temporal, operküler supramarginal, angular ve opsterior insula gyri; planum temporale. Broca AfazisiKonuşma üretiminde eksiklikler, anormal prosodi, bozulmuş sentaktik anlama Sol hemisferin precentral kıvrımlarının ve inferior frontal’in posterior alanları İletim Afazisiİsimlendirme eksiklikleri ve anlamsız kelime ve kelime gruplarını tekrar etme yeteneğinde bozulma Arcuate Fasikulus; posterior temporal ve temporal bölgeler; sol işitsel korteks; insula; supramarginal gyrus Derin DisfaziKelimeyi tekrar etmede eksiklikler, semantik parafazi Temporal lob, özellikle fonolojik işlemlemeye aracılık eden bölgeler Transkortikal Duyusal Afazi Anlamada, isimlendirmede, yazmada ve okumada bozulma; konuşmanın semantik açıdan ilgisiz olması Sol hemisferin Temporo-parieto- occipital bağlantısı Transkortikal Motor Afazi Geçici dilsizlik, telegramatik ve disprosodik konuşma Broca Alanı ve bütünleştirici motor alan arasındaki bağlantı; medial frontal lob; sol hemisferin frontal horn’una anterolateral bölgeler Global AfaziAnlamada, tekrar etmede, isimlendirmede ve konuşma üretiminde genellenmiş eksiklikler Sol perisylvian bölge, beyaz madde, basal ganglia ve talamus

49 TÜRSPONTAN KONUŞMA ANLAMAPARAZAFİTEKRAR ETMEİSİMLENDİRME BrocaAkıcı değilİyiYaygınZayıf WrnickeAkıcıZayıfYaygın Değil Zayıf İletimAkıcıİyiYaygınZayıf GlobalAkıcı değilZayıfÇeşitliZayıf

50

51

52

53

54 Afazi Tedavisi Yoğun konuşma terapisi (intensive speech theraphy), afazide kaybolan dil-işlem becerilerini tekrar geliştirmek için sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemle pek çok hasta bazı becelerileri tekrar kazanmıştır (Kertesz 1993). Afazinin etiyolojisine bakıldığında; İlk görüldüğü zaman, Lezyonun yeri, Lezyonun boyutu, Başlangıçtaki hasarın büyüklüğü hastalığın prognozunda önemli noktalardır.

55 Dissosiyatif konuşma bozuklukları çok hızlı ve tamamen iyileşme eğilimindeyken, ağır hasar, global ve duyusal afazi genellikle daha yavaş iyileşme göstermektedir. (Adams and Victor, 1993). Yaklaşık her 3 afazi hastasından 1’i ilk 3 ay içerisinde tamamen iyileşmektedir; 3 aydan sonra tamamen iyileşme olasılığı azalmaktadır (örneğin konuşmanın tamamen düzelmesi 6 aydan sonra pek mümkün değildir) (Kertesz 1995).

56 İyileşmenin tam olarak nasıl gerçekleştiği bütünüyle bilinmemektedir. Bir olasılık:  beyin hasarının olduğu yere bitişik hücrelerin dil-işlem becerilerini geri kazandığı şeklindedir. Bu görüşe alternatif;  hasar görmemiş beyin bölgelerinin ( muhtemelen,sağ hemisferde bulunan eş bölgelerin) zarar görmüş bölgeleri zamanla kompanse etmeyi öğrendiğidir (Blumstein 1981).

57 Afazinin Geleneksel Modeliyle ilgili Tartışmalar Broca-Wernicke-Lictheim modeli nörolinguistik etkileşim açısından, yılları arasında yaygın olarak kabul görmüştür. Çeşitli vaka çalışmalarında; afazisi olan kimi hastaların bazı konuşma türlerini anlayamazken bazılarını anlayabildikleri anlaşılmıştır. Bu sonuçtan sonra etkililiğini yitirmiştir B-W-L modeli.

58 Afazide anomali, sentaktik (sözdizimsel) karmaşıklığa bağlı olarak yükselmektedir. Örneğin Broca Afazisi olan hastalar değerlendirmeye alındığında, bu kişilerin anlama açısından iyi oldukları bulunmuştur. Fakat cümledeki sözdizimsel (sentaktik) bilgiyi anlama söz konusu olduğunda bu anlamanın daha az yeterli olduğu görülmüştür (Caramazza and Zurif 1976; Berndt and Caramazza 1980). “Köpek kedi tarafından kovalanıyor” (The dog was chasing by the cat) cümlesini, bu olayı gösteren resimle eşleştirmeleri istendiğinde Broca Afazi’si olan hastalar başarılı olamamışlardır.

59 Sözdimizi (sentaks) ne kadar karmaşıksa anlama o derece azdır. Anlamsız/saçma cümleler de daha zor anlamlandırılmaktadır (örnek olarak; “the boy the apple is eating is tall”). Ama fiil daha açık bir şekilde belirtildiğinde (kedi-köpek cümlesinde hangi hayvan kovalama işini yapmaktadır) eşleştirme görevi başarılı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle, Berndt ve Caramazza (19080), Broca Afazi’si olanlardaki bozukluğu/eksikliği, sentaks anlamadaki bozukluk olarak tanımlamanın daha doğru olduğunu savunmuşlardır.

60 Bozukluğun motor durumunun Broca Alanı’na bitişik bir motor alandan kaynaklandığı, bu yüzden de “dili anlama güçlüğü”yle ilgisi olmadığı belirtilmiştir. Bu hastalardaki sorunların tam olarak sentaktik olmayabileceği de olasıdır; -örneğin hastalar, semantik(anlamsal) olarak makul/mantıklı resimleri seçme eğiliminde olabilirler (Caplan, 2002). Ancak Broca Alanı olarak belirtilen alanın dışında hasar meydana geldiğinde anlama güçlüklerinin olduğu bulgusu dikkate değerdir (Vanier and Caplan 1990). Caramazza ve Berndt (1978), posterior sol hemisferdeki bir hasarın, konuşmanın (konuşma üretme ve anlama açısından bozulmuş) semantik temsilinde bozulmaya yol açtığını bildirmişlerdir.

61 Caramazza ve Berndt, Wernicke ve Broca Afazisi’ndeki farkın, kelimelerin ve motor hareketlerin duyusal temsilleri arasındaki farktan ziyade, sözdizimi ve semantik işlem arasındaki farktan kaynaklandığını ifade etmişlerdir. Martin’e (2003) göre,1980’lerin başından itibaren elde edilen bulgular, geleneksel ve gözden geçirilmiş model için karışık kanıtlar sunar. Bazı bulgulara göre, Broca alanındaki hasar, birkaç gün boyunca motor konuşma bozukluğuna yol açabilir (ama agramatizme -anlaşılmazlık derecesinde gramerden yoksunluk- yol açmaz) (Mohr, 1978).

62 Insula, Frontal ve Parietal operkül (beyinde frontal, parietal ve temporal loblardan insula üzerine örtü şeklinde uzanan kıvrımlar) lezyonları agramatizme yol açar. Benzer şekilde Dronkers (1996), insuladaki hasarın, konuşmayı planlama için gerekli olan motor bileşenlerde bozulmaya yol açtığını belirtmiştir.

63 Yakın zamanlarda ayrıca, Wernicke Alanı’ndaki bütünlük (unitiy) sorgulanmıştır (Wise et all. 2001)- örneğin Wernicke Alanı’nın sınırları Broca Alanı’nın sınırları gibi açık/belirgin değildir. Genellikle superior temporal gyrus’un 3’te 1’i posterior olarak tanımlanmasına rağmen, uzun süren Wernicke Afazisi için daha geniş alandaki lezyonun gerekli olduğu bulunmuştur (Selnes 1983; Martin 2003). Başka incelemelerde de Wernicke Alanı dışındaki alanlarda meydana gelen hasarların Wernicke Afazisi semptomları oluşturduğu gözlenmiştir(Murdoch 1986).

64 Burda sözü edilen nöropsikolojik incelemeler genellikle terapistlerin konuşma bozukluğu olan bireyleri tedavi ettikleri sıradaki deneyimlerini yansıtmaktadır. Broca- Wernicke-Lichtheim modelinde belirtilen açık ve spesifik semptomlar nadiren gözlenmektedir. Semptomlar daha karmaşık haldedir. Nöropsikolojide açık bir şekilde vurgulanmış bir nokta vardır ki, beyin hasarlarının öne sürülen modellerde olduğu gibi kesin sonuçları olmayabilir. Örneğin Blumstein (1998), konuşmadaki fonem ve kelimeler arasındaki tanımlama-ayırdetme bozulmalarının tüm afazi türlerinde ortak olduğunu belirtmiştir.

65 SPESİFİK DİL FONKSİYONLARI Nörogörüntüleme ve beyin lezyonları temelinde elde edilen bilgiler, beyin bölgesinin dahil olduğu karmaşık bir örüntünün;  söylenen kelimeleri fark etme,  konuşma üretme,  kelimelerin semantik niteliğini – dilbilgisel fonksiyonlarını belirtme ve  cümleleri fark etme ile cümle üretme gibi yetenekleri yansıttığını göstermektedir.

66 Söylenen Kelimenin Farkındalığı Konuşmayı konuşma olarak fark etme yeteneğinin konuşma olmayan (non-speech) uyarıcıyı fark etme yeteneğinden farklı olduğu gözükmektedir. Örneğin Saf Kelime Sağırlığı semptomları (İşitsel Afazi-Pure Word Deafness) gösteren hastalar, konuşmalarına kıyasla müziği ve çevresel sesleri daha iyi fark edebilmektedirler. Bu eksikliğin (konuşmayı becerememelerinin) bir açıklaması, konuşmanın karmaşık ve seri ses gruplarını algılamayı, analiz etmeyi içeriyor olmasıdır. Bu açıklama, farkındalık, uyarıcı iletimindeki hızlı değişiklikleri fark etme temeline dayandığında konuşma olmayan (non-speech) kelimeleri fark etmenin çok zayıf olduğu çalışmalardaki kanıtlara dayanmaktadır (Wang 2000).

67 Daha önce bahsedilen afazik hastaların aksine, İşitsel Afazi’si olanlar (temporal lob’daki iki taraflı lezyonlar ya da tek taraflı sol hemisfer lezyonları bu hastalığa neden olmaktadır), konuşmadaki fonetik ipuçlarını çıkarma açısından her iki hemisferin de işin içinde olduğu izlenimini vermektedir (Praamstra 1991). Sol-ana parietal ve temporal lezyonu olan hastalarla olan çalışmaların sonuçlarına göre; hangi sözcüklerin eş anlamlı olduğunu bulma gibi sözcüksel (lexical) bileşenleri olan görevlerde bu kişiler başarılı fonem ayırt etme gösterirken, konuşma açısından zayıf performans sergilemektedirler ( Martin and Safran, 1992). Sol parietal lezyonu olanlar sözcüklerle ilgili (lexical) karar verme görevlerinde işitme ve yazma açısından iyi bir performans gösterirken anlamla (semantik) ilgili görevlerde işitme açısından başarısız olmaktadırlar (Hall ve Riddoch, 1997).

68 Sözcüksel (lexical) ve fonolojik bilgilerin temsillerinin anlamla olan bağlantısının bozulmuş olduğu görüşünden hareketle, görev konuşma yerine yazma olduğunda semantik işlemin bozulmamış olduğu görülmektedir. Tüm bu belirtilen çalışmalardan elde edilen sonuç; sol hemisferin bu bozulmalarla ilişkili olduğu ama işitsel özellikleri çıkarsamanın bilateral olduğu şeklindedir.

69 Konuşmadaki Kelimelerin Üretimi Konuşma üretmeyi etkileyen beyin lezyonlarınları olan pek çok hasta, tek bir tip yerine çok çeşitli konuşma hataları yapmaktadırlar (Martin 2003). Yapılan tipik hatalar: bir objeye başka bir obje demek (kabak resmi gösteriliyor, hasta kabak yerine muz diyor – semantik hata) kelimelerin telaffuzunu karıştırmak (‘glove’ yerine golf demek –fonetik hatalar) fonetik açıdan yeni bir sözcük yaratmak (olmayan bir sözcük – hasta bread demek istediğinde brind diyor).

70 Örneğin Anomik Afazi (anomic aphasia) hastaları, spontan konuşmalardaki kelimeleri bulamıyorlar fakat cümleleri akıcı bir şekilde tekrar edebiliyorlar. Bu hastalardaki hasar genellikle, temporal korteksteki Perisylvian bölgeler dışındaki yerlerde olmaktadır (Damasio ve Damasio, 1989). Sol posterior temporal lob’da lezyon olduğunda, semantik (anlamsal) bilgi bozulmuyor fakat kelime bulma ciddi bir şekilde hasara uğramış oluyor (Hills et al. 2001). Konuşma sırasındaki aktivasyonun incelendiği çalışmalarda, sese dayalı kelimeler tekrar edildiğinde sol posterior, orta ve superior temporal kortekslerin aktive olduğu bulunmuştur (Indefrey ve Levelt, 2000). Sublexical fonolojik kodlamanın olduğu bölgeler (her ne kadar çok kesin olmasa da) sol posterior ve inferior frontal gyrus, superior temporal gyrus’dur. Bu bölgelerdeki hasarlar da brind/bread karışıklığına neden olurlar(fonetik açıdan yeni bir sözcük yaratmak).

71 Afaziyle sonuçlanan beyin hasarına sahip kişilerin konuşma üretmelerinde bozulma olmasına rağmen, kelime üretmenin bazı yanları (örneğin sayma gibi), etkilenmeden kalabilmektedir. Bu çeşit dil üretimi “otomatik” olarak tanımlanır çünkü taklit(ezber) yoluyla öğrenmedeki basamakların işleyişi neredeyse hiç bozulmaz. Bu tip otomatik konuşma üretme görevi, konuşmada baskın olan daha önceki hemisferi belirlemede kullanılır (ameliyata kadar olan sürede baskın olan hemisfer). Nörogörüntüleme çalışmaları göstermiştir ki “otomatik” konuşmaya hizmet eden dil bölgeleri farklıdır; bazıları başka dil yeteneklerine de hizmet eder, örneğin “novel kelime üretimi (novel word production)” (olabildiğince çok hayvan adı saymak).

72 Vanlancker-Sidtis (2003) yaptıkları bir çalışmada, “sayma” ve “hayvan adı üretme” görevleri sırasında normal ve afazik kişilerin beyin aktiviteleri ile bilişsel performanslarını karşılaştırmıştır. Bu çalışmada; Kişilerin, anlamlı kelimeler üretme ile anlamsız- konuşma olmayan- sesler çıkarmaları sırasındaki beyin aktivitelerinin aynı olup olmadığı da test ediliyor. Normal – afazik olmayan- kişiler “kelime üretme (word production)” görevinde çarpıcı bir şekilde daha iyi olmalarına rağmen diğer görevlerdeki performansları afazik kişilerin performansıyla benzerdir. Normal katılımcılarda 3 görev farklı beyin bölgelerinin aktive olduğunu göstermiştir:

73  İsimlendirme (naming) ve ses çıkarma görevlerinin her ikisi de frontal bilateral (ama sol daha fazla) aktivasyonla ilişkilidir;  sadece isimlendirme görevi sağ frontal ile temporal korteksi aktive etmektedir;  sadece sayma görevi sağ hemisfer ve subkortikal bölgeyi aktive etmekdir. Ama bu değişiklikler tutarlı-daimi bir yapıda- değildir.

74  İsimlendirme ve ses çıkarma görevleri sırasında afazik bireylerin bağlantıya katkıda bulunan sağ hemisfer ve felç alanının dışında kalan bölgelerin aktivasyonunda azalma olmaktadır.  Afazik ve normal bireyler karşılaştırıldığında, normal bireylerin sol temporal ve parietal kortekslerinde afazik katılımcılara göre çok büyük bir aktivasyon gözükmektedir.  Sadece isimlendirme test edildiğinde, sol hemisferde isimlendirmeyle ilgili alanların aktive olmasının dışında afazik kişilerde normal bireylerde aktive olmayan “novel” alanlar da aktive olmaktadır (muhtemelen görevin zorluğu ya da çaba nedeniyle).

75  Sayma diğer görevlerle kıyaslandığında, afazik bireylerin sayma için farklı beyin bölgelerini kullanmadıkları gözlenmektedir.  Her iki grup da sayma görevinde eşit başarı göstermektedirler. Sayma görevinin sağ hemisfer aktivasyonuyla ilgili olması (normal katılımcılarda), bu dil çalışmasının (deneyinin) fonetik ya da semantik işlem içermeyebileceğini ve böylece de ameliyat öncesindeki hastalarda kortikal konuşma bölgelerinin belirlenmesi açısından en iyi sonucu vermeyebileceğini düşündürmektedir.

76 Kelimelerin Dilbilgisel Temsilleri Nörolinguistik vaka çalışmalarında, fonksiyon kelimeleri (function words) ile içerik kelimeleri (content words) ile isim ve filler arasında bir uyuşmazlık olduğu pek çok defa gözlenmiştir. Bu kanıt, kelimelerin türünü tanımlayabilen veya bir kelimeyi bir deyiş içerisinde doğru kullanmasına rağmen kelimelerin taşıdığı fonolojik bilgiyi edinemeyen hastalardan elde edilmiştir.

77 Fark bazen, zihinsel sözlük (mental lexical) ile zihinsel gramer (mental grammar) arasında olmaktadır. Sözlük (lexicon), kelimelerin anlam ve ses olarak birbirine eşlenip hatırlandığı yerdir. Ama bir kelimenin anlamı o kelimenin sadece sesle eşlendirilmesiyle belirlenmez. Lexicon ayrıca bağımlı biçimbirim (bound morphemes- sonu –ed ile biten kelimeler) ve deyimleri de içerir. Zihinsel gramer (mental grammar), sözcüklerin kullanım kuralları ile söz ve söz öbeği oluşturmak için gerekli olan sözcüksel formların nasıl olması gerektiğini içerir. Bu açıklamadan da, ‘climbed’ gibi düzenli kelimelerin zihinsel gramerden etkilendiği, düzensiz kelimelerin ‘run’ sözlük (lexicon) tarafından içerildiği anlaşılmaktadır. Nöropsikolojik açıdan, bazı hastaların düzenli kelimeleri bazılarının düzensiz kelimeleri okumalarında bozulmalar olması bu duruma bir kanıttır.

78 Örneğin Broca Afazi’si (non-fluent aphasia) olanların, sesli okuma, yazma ve İngilizce düzenli geçmiş zaman tekrarlarında güçlükler vardır (Ulman 1997a). Ama sözcüklerdeki (düzenli-düzensiz sözcükler) fonolojik karmaşıklık kontrol edildiğinde, zihinsel sözlük ile zihinsel gramer arasındaki fark ortadan kalkmaktadır (Bird 2003). Diğer dillerde zayıf performans gösterilip gösterilmediği çok açık bir şekilde bilinmese de bu bulgu en çok İngilizce için geçerlidir. Öte yandan Akışkan Afazi (Fluent Aphasia)’de düzensiz fiil işlemlemenin zayıf olması hem İngilizce hem de Japonca’da görülmektedir (Ullman, 1997; Marslen-Wilson ve Tyler, 1998; Hagiwara 1999).

79 Kelimeler arasında böyle bir ayrımın gerçekten ve tekrarlanan bir şekilde olup olmadığını anlamak için Ullman (2005), afazisi olan 20 hastayı test etmiştir.  Agramatik (agrammatic) konuşması olan Broca Afazili hastalar, düzenli geçmiş zaman kalıpları üretme ve okumada düzensiz olanlara göre daha az başarılıdırlar.  Kelime bulmada zorluk çeken akışkan değişiklik gösteren hastalar, düzensizleri düzenlilere göre üretmede daha az başarılılar. Kelimelerin karmaşıklığı ve ses-sıklık-seslendirme açısından zorluk derecesi kontol edilse bile, bu ayrım gözlenmektedir.

80 İlk gruptaki (Broca Afazili- akışkan olmayan) kişilerde hasar sol frontal, ikinci gruptakilerdeki hasar temporo- parietal bölgededir. lezyonun nerede olduğuna bağlı olarak meydana gelen farklılıklar nedeniyle;  sol frontal bölgenin sözlüğe (lexicon),  temporo-parietal korteksin de gramere aracılık ettiği, düşünülmektedir.

81 Cümlelerin Üretimi-Oluşturulması Şimdiye kadar olan tartışma konularıyla ilgili tüm kanıtlar yalnızca kelimeleri okumadaki etki üzerine odaklanmıştır. Ama, kelimeleri içerik ve fonksiyonel olarak anlamlı bir bütün halinde bir araya getirmek, sözdizimsel olarak bir form oluşturmak iletişim için çok önemlidir. Örneğin Broca Afazisi olan hastalar, agramatik function kelimelerin yer aldığı ve çekimlemenin olmadığı, gramerin çok basit olduğu konuşma gösterirler. Paragrammatik konuşma gösteren hastalar, akıcı/anlaşılır kelimeler üretirler fakat function kelimeler bazen diğerinin yerini alabilir ya da uygun/doğru olmayan kelimeler kullanırlar.

82 İngilizce’de olağan fiil formlarını kullanmada kendini gösteren bozulmamış mastar kullanımı, diğer dillerde bozulmuş olabilmektedir (Menn 2001). Wernicke Afazisi olan hastalar bazen çok sayıda fiil formları kullanmaktadırlar (özellikler bazılarını çok sık kullanma). Her iki tür afazide gramer kullanımındaki karakteristik özellik, azalmış yapısal karmaşıklıktır (Bird ve Franklin, 1995/6). Bazı hastaların grameri, sözdizimsel olarak çok karmaşıktır ama çekimler genellikle doğru değildir (Thompson 2002).

83 Sağlıklı bireylerle yapılan çalışmalarda, BA 44 ile örtüşen alanların cümle üretme/oluşturma ile ilgili olduğu bulunmuştur.  Broca Alanı’yla örtüşen bölgelerin (en çok da posterior bölgenin) cümleler tarafından çok güçlü bir şekilde aktive edildiği bulunmuştur (Indefrey 2001).  Daha sonraki güçlü aktivasyon deyiş/ifade üretme,  ondan sonra da semantik olmayan ifadeler üretme sırasında olmaktadır.

84 NORMAL OKUMANIN NÖROPSİKOLOJİSİ Mevcut nörogörüntüleme teknikleri, normal okuma becerisinde hangi alanların gerekli ve etkili olduğunu belirlemede yardımcıdır. Çalışmalar genellikle, okumada özellikle sol hemisfer Perisylvian alanın önemine dikkat çekmektedir (özellikle sol frontal operkulumdaki anterior dil alanı, posterior superior temporal gyrus’u kaplayan posterior temporo- parietal dil alanı, supramarginal ve angular gyrus, posterior basal temporal korteks ve fusiform gyrus’u içeren posterior occipito-temporal dil alanı).

85 Bu ve diğer dil bölgeleri:  ortografik (imla- harf ve kelimelerin yazım formları),  fonolojik (harf grupları ve kelimelerin konuşma sırasındaki formlarını içeren işlem)  ve semantik (kelime ve cümlelerin anlamını içeren işlem) işlemler sırasında aktivasyon göstermektedir.

86 Dilini Kaybeden Adam: Afazi Fenomolojisi Sanat tarihinde iyi bir dereceye sahip ve üretken bir yazar olan Sir John Hale, bir sabah çalışma odasının zemininde yüzünde bebeklerde olan anlamsız sırıtış ve “duvarlar, duvarlar” şeklinde tekrarlarken bulunur. John’a inme gelmiştir. Bu duruma bir işaret olarak karısı birkaç gün önce John’un yüz kaslarında bir değişiklik görmüştür. İlk başlarda John konuşamaz, yazamaz ya da yazılan-söylenen isimleri objelerle eşleştiremez. İnsanların ne söylediklerini onların jest ve mimiklerinden, ses tonlarından çıkarsamaya çalışır; şakalara jest mimik gibi ipuçları yardımıyla güler. Okumakta(ama reading for pleasure-zevk için okuma) da zorluk çekmektedir ve takip edemediği sayfaları geçer. Ama garip bir şekilde akademik dergileri, yazıları anlayabilmektedir. Bu durum da zevk için okuma ile bilgilenme amaçlı okuma (reading for pleuse-reading for information) arasında fark olduğunu düşündürmektedir.

87 Orijinal danışmanı John’a danışmanlık görevini bırakır, eşi de o sıralarda 60 yaşındadır ve rehabilitasyon için yararlı olamayacağını düşünür. Bir nörolog John’un zekasının belki tedavi için işe yarar olabileceğini söyler. John’un karısı Sheila, daha önce inmeyi takip eden afazi geçiren kişilerin tedavisine yardımcı olan çeşitli dil bulmaca kitapları fark eder. O sıralarda John konuşmasına the,da,woah gibi yeni sesler katmayı başarmıştır. Şekilleri ve sözcükleri kopyalayabiliyor, zihninden aritmetik işlemler yapabiliyor ama kelimeleri bağımsız olarak (kopya etmeden vs) yazamıyordur. Yeni hastanede John’a yazması için bir defter verilir. İlk başlardaki yazma çalışmaları, f’yi sayfanın ortasına, o-r-k harflerini de çaprazlamasına sağ tarafa yazmak şeklindedir. Konuşma terapisti “p” sesini çıkarmasını ister (en basitlerden biri p) ama John başarılı olamaz. Fakat bu süreç içerisinde objeleri göstermeyi ve onları isimleriyle eşleştirmeyi başarır hale gelmiştir. Ama bazen gazetelerdeki haberlerde yer alan kelimelerden hareketle harfleri kopya etme şeklinde hileler yapar. Scrabble harflerini kelime oluşturacak şekilde birleştirebilmektedir. Boggle oynayabiliyor, bozulmuş kelimeleri tekrar yapılandırabilir (Boggle oyununda olduğu gibi). Ufak tefek bazı hataları gözden kaçırmasına rağmen kitaplarda düzeltme yapıp editöre gönderir.

88 Sheila, Elizabeth isminde çok ünlü ve yetkin bir konuşma terapistiyle tanışır.İlk başlarda Elizabeth John’un terapiden bir fayda göremeyeceğini düşünür. Çünkü John çok neşelidir ve onun kadar deneyim sahibi birinin terapinin zor süreci boyunca kendini yeteri kadar motive edemeyeceğini düşünür. Bu düşüncesi değiştiğinde bir arkadaş yemeğinde, Elizabeth kolunu havaya kaldırır ve nedir bu diye sorar John’a. John “woahs” gibi bir ses çıkartır. Elizabeth “hayır, kendini dinle John. Şimdi beni dinle: ahm” der, John “ahhhhm” diye tekrar eder; Elizabeth “hayır John sen ahhhhmm diyorsun, bu doğru değil, değil mi? Nedir bu? Bu benim …” John “ahm” der. Sheila Elizabeth’e, John’un Almanca, İngilizce, Fransızca yazıları okuyabildiğini ama herhangi bir dilde bir cümle yazamadığını, bunun nasıl olduğunu sorduğunda Elizabeth bir metaforla cevap verir: Nepal ile Roma arasındaki yolun infilak ettiğini düşün. Hala bu iki şehir arasında yolculuk edebilirsin ama döküntülerden kendine alternatif bir rota bulmak zorundasındır. Ya da şöyle düşün British Kütüphanesi bir deprem sırasında sallanıyor. Kitaplar raflardan düşüyor ve hepsi birbirine karışıyor, kataloglar da bulunamıyor. Kitaplar da kelimeler gibidir, ordadırlar ama bulamazsın”.

89 John’un semantik anlaması kusursuzdur, tersten yazılan ve söylenen kelimeleri, non-word’leri fark edebilir; eşanlamlı kelimeleri ve resimleri kelimelerle eşleştirebiliyordur. Ama fonolojik bölümlemede sorun vardır; örneğin “map” ve “gap” kelimeleri sunulduğunda hangi harfin değiştiğini belirleyemez. İki kelimenin farklı olduğunu bilir. Bir kelimedeki harf sayısını tespit edebilir ve bir öyküdeki boşlukları doldurabiliyordur ama bazen disgrafi hataları yapar, dog yerine borg yazmak gibi. Bir cümle ya da resimdeki konuyu anlayamıyordur. Bisiklete binen bir çocuk resmi gösterildiğinde ve “bisikleti kim sürüyor” diye sorulduğunda fiili gösterir (çocuk yerine sürmek). İki yıldan sonra 1995 yılında, zevk için okuma isteği tekrar alevlenir ve evleri biyografi yazılarıyla dolup taşıyor. İnmeden 3 yıl sonra, John “haaloo, bye, I, fine, wine, bus, bow, bell, more, my, house, horse” kelimelerini söylemeyi başarır. Bazen bu kelimelerden birini söylemek istediğinde, o kelime yerine “arm” der. İki yıl sonra Sheila tipik bir sabahlarını şu şekilde anlatır: “John öğle yemeğinden sonra sabahı anlatır. Mmmmm kafasının işiyle meşgul olduğu anlamına gelir. Arrr-up diyip sol elini havaya kaldırıp bir yay çizdiğinde bu köprüden karşıya geçtiği anlamına gelir. Bir arkadaşıyla buluşup ve bir pub’a gittiklerinde konuşma şu şekildedir: bahbahbahbahbah- ve içilir.”

90 Sonunda John’un non-language’i daha az prosodik olmaya başlamıştır. “um, oh, ah, aargh, gah, no ve Oh my god” gibi kelimeler, afazi akışını kısmen engeller. John doğru kelimeyi bulmak için çok zorlanır. John’un yazması olağandışı bir kusursuzlukta düzelme gösterir ama konuşması hiçbir zaman düzelmemiştir.

91 İŞARET DİLİNDE AFAZİ OLUR MU? CHARLES VAKASI İşaret dili ‘normal’ bilinen dille ne kadar benzerdir? Aynı dil bölgelerini paylaşır mı? Eğer öyleyse, bu bölgelerdeki hasarlar işaret dilinde de afazideki gibi bozulmalara yol açar mı? Normal dil ve işaret dili çok fazla benzer nöral bileşenleri paylaşırlar. İşaret dili, tam bir doğal dildir. Örneğin British İşaret Dili (British Sign Language, BSL) kendi sözlük ve gramerine, karmaşık fonolojik- biçimbilgisi (morfolojik)- sentaks (sözdizimi) kurallara sahiptir (Sutton-Spence ve Woll, 1999). Yakın zamana kadar işaret yoluyla dilin sol hemisferden ziyade sağ hemisfere ilişkin olduğu düşünülüyordu. Çünkü işaret dilinin jest temelli (gesture-based, el-kol-baş hareketleri) olduğu düşünülüyordu. İşaret afazisi sağ değil de sol hemisfer hasarlarını takiben bildirilmiştir (Hickok 2002). Ve buradaki bozulmalar da tipik afazide olan bozulmalarla benzer yapılardadır. Örneğin, Wernicke Alanı’ndaki hasarlar akıcı, jargon işaretlere yol açarken Broca Alanı’ndaki hasarlar akıcı olmayan, agramatik işaretlere neden olur (Poizner ve Kegl 1992).

92 Bu bulgular, işaretlerin jestlerden hiçbir farkının olmadığı anlamına gelmez. Ama, işaretlerin özellikleri çeşitli el hareketlerinin toplamından daha fazladır. İşaretler, cümlelerin gramatik formlarını ve fonolojik yapıları da içerebilirler (Sutton-Spence ve Woll, 2002). Normal jestlerin aksine, işaretlerin şekli, hareketi ve yeri anlamı değiştirmektedir. Bu özelliklerden herhangi birini değiştirmek kelimenin anlamını tamamen değiştirir. Örneğin BSL’de “isim(name)” ve “öğleden sonra(afternoon)” kelimeleri aynı el şekli ve hareketini içerir fakat farklı yerlerde gösterilir. İşaret Afazi’sine ilişkin vakalar çok nadirdir fakat 56 yaşındaki işitme engelli Charles işaret afazisine örnektir. İşitme engelli olarak doğmuştur (born to hearing patients). 54 yaşında sol tarafına inme inmiştir ve sol posterior frontal ve parietal (muhtemelen temporal) bölgeleri zarar görmüştür. BSL kullanmaktadır, ama inme’den sonra ciddi şekilde anomik olmuştur. Çok fazla semantik hata yapmaya başlamıştır, örneğin tünel yerine tren ve köprü işaretlerini yapar. Ayrıca, kelimenin harflerini parmak hareketleri yoluyla anlatırken de hatalar yapmaya başlar (örneğin ‘bus’ kelimesini b-o-s şeklinde gösterir). Ama görsel yetenekleri görece bozulmamış olarak kalmıştır, jestlerdeki yeteneği (bu özellik 3 işitme engelli hastayla karşılaştırılmıştır).

93 Charles’ın bu durumuna ilişkin açıklamalar; İşaretlerin jestlere göre motor açıdan daha karmaşık olduğu bu yüzden de daha zor olduğu şeklindedir (işaret oluşturmanın daha zor olduğu). Ama Charles, işaretlerdeki karmaşıklıkla aynı seviyedeki jestlerin anlamını da hareketlerle oluşturabilmekteydi. Jestleri çok ayrıntılıydı – diş fırçalamayı jestlerle anlattığında diş macunu tüpünü tutuğunu, sıktığını, diş fırçasını aldığını, çeşmeyi açtığını, dişlerini fırçaladığını vs. ayrıntılı gösteriyordu. Charles vakası, işaret ve jestlerin altında yatan nörol mekanizmanın farklı olabileceğini düşündürmüştür.

94 GURBET SILA KESKİN

95 YAZIDAN SESE ÇEVİRME Beynin ortografinin(yazılı kelime) fonolojiye(seslendirilen kelime)çevrilmesinde işlev gören bölgelerinin haritasını çıkarmak için birçok çalışma yapılmış,okuma/kelimelerin görülmesi ve resimlerin adlandırılması/görülmesi,uydurma sözcük,düzenli ve düzensiz sözcüklerin okunması esnasında kaydedilen faaliyetler karşılaştırılmıştır. Uydurma ve düzenli sözcüklerin okunuşu arasında yapılan karşılaştırma ön korteksin sol iç tarafında ve oksipito temporal kortekste yüksek faaliyet gözlenmiştir,sessiz harf dizilerine bakarak okuma yapılırken de aynı hareketlilik gözlemlenmiştir Uydurma sözcükler ve düzensiz olarak hecelenen kelimelerin okunması esnasında ön girusun sol iç tarafında,düzenli sözcük ve harf dizilerinin okunması esnasında oksipito temporal korteks ve dış sol orta temporal girusta yüksek faaliyet gözlemlenmiştir.

96 ANLAMLANDIRMA Peterson’un çalışmaları ile frontal korteksin sol prefrantal aşağı kısmı semantik(anlam bilim) ile ilişkilendirilmişse de,aslında semantik süreçlerdeki rolü,bu bölgenin fonolojik işlem gerektiren görevler esnasında da aktif olduğunun tespiti ile tartışılır hale gelmiştir.Dolayısıyla sadece semantik süreçlerde faaliyete geçen bölgeler ile sadece fonolojik süreçlerle faaliyete geçen bölgeleri ayırabilmek oldukça zor olacaktır. Prefrontal bölgelerin semantik ve fonolojik süreçlerdeki rolünü ayırt etmek üzere tasarlanmış çalışmalardan birinde katılımcılara semantik ve fonolojik süreçler içeren bir takım görevler verilmiştir.Bu çalışma sol prefrontal korteksteki alanlar arasında fonksiyonel bir ayrım olduğunu ortaya çıkarmıştır.Buna göre daha ön bölgelerin semantik sınıflandırma ile daha arka frontal bölgelerin ise fonolojik süreçlerle ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.Bu araştırma Mcdermott ve meslektaşlarınca yapılan çalışmalarla da desteklenmiştir.

97 ANLAMLANDIRMA Sol alt frontal korteks yazılı kelimelere tepki veren-sol alt temporal ve sol arka alt parietal korteksler dahil-semantik sistemin bir parçası olarak tanımlanmıştır.Bu bölgelerin tek tek bağlantısız kelimelere kıyasla cümlelere daha aktif tepki verdiği ve tek tek bağlantısız cümlelere kıyasla hikayelere olan tepkinin daha fazla olduğu ve böylelikle sol alt frontal korteksin arka bölgelerden semantik bilgilerin alınmasını kontrol ederek belirleyici rol üstlendiğini görülmektedir.

98 OKUMA YOLLARI Pugh ve meslektaşları alfabetik okuma becerisinin altında yatan 3 kortikal devre belirlemiştir.Sessiz okuma ve adlandırma sırasında aktif olan çok yüksek frekanstaki sözcüklerden ziyade düşük frekanstaki sözcükler ve uydurma kelimeler ile ilgilenen ön devre,alt frontal girus etrafında yer almaktadır.Bu ön sistem normal okuma gelişimini desteklemek için ön dorsal devre ile birlikte hareket ediyor gibi görünmektedir. Arka dorsal devre angular girus ve alt parietal korteksteki supramarjinal girus ve üst temporal girusun ön kısmını kapsamaktadır.Nöro görüntüleme kanıtlarının ışığında okumaya yeni başlayanlarda kendilerine yazılı metin verildiğinde dorsal akım ventral sisteme baskın geldiği düşünülmektedir.Becerikli okuyucularda ise bu dorsal akım tanıdık kelimelere nazaran uydurma kelimeler ve düşük frekanslı kelimeler okunurken baskın çıkmaktadır.Sol hemisfer üst temporal korteksindeki kan akışının verilen ortografik görevdeki davranışsal doğruluk ve çocuklukta belge ile desteklenmiş okuma yeteneği ile bağlantılıdır,angular girustaki kan akışı tespit edildiğine göre çocukluktaki okuma becerisi ile ters orantılıdır.Bu kanıtlar bu dorsal akım alanlarının grafem-fonem çözümleme ve bu ortografik ve fonolojik sunumların ilgili morfolojik ve semantik karşılıkları üzerinde haritalandırmasını içeren yavaş kurallı okuma ile bağlantılı olduğunu göstermektedir.

99 OKUMA YOLLARI Arka devredeki ventral akım lateral extrastriate korteks ve sol oksipito temporal bağlantıyı içermektedir.Yetenekli okuyucularda bu akım uydurma sözcüklerden ziyade tanıdık kelimelerle özellikle de telaffuzu zor uydurma sözcüklerden ziyade telaffuzu kolay olanlarla daha güçlü bir şekilde aktive olmaktadır.Okumayı erken sökenlerde ilk başta verilen okuma talimatının ardından ventral akım içerisinde yüksek faaliyet görülmektedir.Bu hususlar birlikte ele alındığında veriler otomatik kelime tanımada ventral akımın önemini ortaya koymaktadır.Bu artış neticesinde okuma yeterlilikleri de orantılı şekilde yükselmektedir(Shaywitz 2002) SÖYLEV:Kompleks dilbilimsel uyarıcılar incelenirken kullanılan yaklaşımlar iki kampta toplanmaktadır:biri,birbiriyle ilişkili söylev ve anlatıların anlaşılabilmesinde etkisi olan süreçleri araştırır,diğeri ise bireylerin bu söylevlerin içerdikleri ahlaki tema gibi belirli özellikleri nasıl anladıklarını inceler(Gernsbacher ve Kaschak 2003).

100 SÖYLEV Cümlelerin okunması esnasında,sağ frontal bölgeler etkili olsa da pasif hikaye dinleyiciliği(Tzoruio 1998)üst temporal girus ve sol orta temporal girustaki faaliyet ile ilişkilidir.(Robertson 2000)Sağ hemisfer söylevlerin işlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Katılımcılar başlıklı ya da başlık verilmemiş hikayeleri okurken başlık verilmiş hikayeler esnasında sağ hemisferdeki faaliyetin daha güçlü olduğu görülmüştür ki bu da bu hemisferin,anlatıyla bağdaşık hareket ettiğini önermektedir.Ayrıca sağ hemisferin,kişiler,sadece pasif olarak dinlerken değil,ilişkili kelimelerden anlam çıkarmaya çalışırken faaliyete geçtiğini öne sürmektedir.Kişiler metatorforlara,ironilere ve soyut kelimelere anlam vermeye çalışırken de sağ hemisfer faaliyet göstermektedir(Bottini 1994).

101 SÖYLEV Sağ hemisfer söylevdeki temaların algılanması ile de harekete geçer.Yapılan bir PET çalışmasında,katılımcılar Ezop’un masallarını okur ve karakterlerin doğası ya da ahlaki tema hakkındaki soruları yanıtlar(Nichelli 1995),Faaliyet aslında hikayelerin anlaşılması ve hatırlanmasına bağlı olsa da,ahlaki konulardaki faaliyet sağ alt frontal girusta ve orta temporal girusta görülmektedir Üretim ve kavrama esnasında faaliyet gösteren kısımlar ANLATI ÜRETİMİ ANLATIYI KAVRAMA

102 OKUMANIN NÖROPSİKOLOJİK DEĞERLENDİRMESİ:DİSLEKSİ Afazide olduğu gibi sosyal olarak etiketlendirilen bozukluk(okuma bozukluğu) 2 ana başlık altında toplansa da birçok alt bölüm içermektedir:Edinilmiş disleksi ve gelişimsel disleksi EDİNİLMİŞ DİSLEKSİ :Önceden okuma becerisine sahip bireylerde meydana gelen beyin hasarının takibinde oluşan okuma bozukluğu olarak tarif edilir.Klasikleşmiş bir yazıda Marshall ve Newcombe paraleksiler ile(konuşma hataları) tanımlanan 3 tip edinilmiş disleksi belirtmiştir.Bunlar görsel disleksi(hastalar dug’ı bug olarak okumak gibi görsel hatalar yapar),derin disleksi(hastalar semantik esaslıdır,yani little’ı small olarak okumak gibi) ve yüzeysel disleksi(hastalar kelimeleri yanlış seslendirme eğilimindedirler,yacht kelimesi yakt olarak okunabilir ve telaffuz edilebilir).

103 GÖRSEL KELİME FORMLU DİSLEKSİ Görsel kelime formlu diskleksi:Bu kişiler sözcükleri hemen tanıyamazlar ancak sözcükteki harfleri tanıyacak yeterli zaman verildiğinde sözcüğü doğru okuyabilirler.En ciddi halinde tek tek harflerin tanınmasında zorluk yaşanır bu tür disleksisi olan hastalar ‘mat’ kelimesi sunulduğunda ‘c,a,t…cat’olarak yanıt verebilir.Bu kişiler gerçekte yazılı harfler yerine algıladıkları harfleri temel alarak okur.Speedie bu disleksinin normalde kelime formlarının tanınmasında etkili sol hemisferin angular girusu ve görsel girdi sistemi arasında bağlantısızlıktan kaynaklandığını önermektedir.Bu bağımsızlığı gidermek için hasta korunmuş sağ hemisferdeki görsel ve algısal fonksiyonlara güvenmektedir.Sağ hemisfer harfleri belirlediğinde korpus kollosum üzerinden bilgi sol hemisferdeki konuşma alanlarına gönderilir,harflerin seslerine erişir ve hasta seslendirilen kelimeyi duyar ve tanır

104 FONOLOJİK DİSLEKSİ Fonolojik disleksi:Uydurma kelime ve anlamsız kelimelerin okuma bozukluğudur.Bu kelimeler yazıdan sese geçen(gözle okuma)direk leksikal yöntem ile okunamamaktadır.Bu yöntem süreci belirler bu arada okuyular,bilinen kelimeleri tanıdık harf dizileri olarak görsel anlamda tanır.Aynı kelime ile karşılaştıkça ‘görsel kelime tanıma birimi’ oluşturulur böylece zihinsel sözlükte kelimenin manası(semantik sunum)belirlenir.Açık olarak görülmektedir ki,daha önce hiç görülmemiş kelimeler için leksikal girdi bulunmamaktadır.Bu nedenle okuma grafem-fonem tercümesine dayanır.Yazıdan sese doğru grafem-fonem yolu kelimelerin,hece ses benzerliklerini temel alarak ‘seslendirilişi’olarak kavramsallaştırılabilir.Neticede oluşan akustik sunumlara bakıldığında bireylerin işitsel kelime tanıma sistemi kelimenin okunmasından ziyade duyulmasıyla tanıyabilmektedir.Bu yöntem takip edildiğinde,kelimeler ve mana taşımayan kelimeler,daha önce karşılaşılmış olsa da olmasa da okunabilmektedir.

105 FONOLOJİK DİSLEKSİ Fonolojik bozukluklar gelişimsel disleksinin karakteristik özelliği olsa da edinilmiş fonolojik dislekside nispeten nadir görülür.Gelişimsel disleksideki fonolojik bozukluklar üzerine yapılan çalışmalar sol hemisferin temporal bölgesinde anormal bir gelişim olduğunu göstermekteyse de,bu bozukluktaki kortikal etki hakkında çok az bilgi vardır(Rosenberger 1990;Wood 1991)

106 YÜZEYSEL VE DERİN DİSLEKSİ Yüzeysel disleksi:Kelimeleri fiziksel görünüşleri ile tanıyamamaktır.Ancak kelimeler grafem-fonem benzerlik kurallarından yararlanarak tanınabilmektedir.Kişiler düzenli ve mana taşımayan kelimeleri tanıyabilir ancak düzensiz kelimelerde güçlük çeker.Bu bozukluğa sebep olan hasarın kesin yeri bilinmemektedir. Derin disleksi:Okuma becerisinde ciddi bir hasara işaret eder.Somut adlar,sıklıkla semantik olarak alakalı kelimelerle yer değiştirse de okunabilmektedir.Örn;’dream’ kelimesini okurken kişi ‘sleep’ diyebilir(Coltheart 1980).Soyut isimler çok nadir olarak doğru okunabilmektedir ve grafem-fonem benzerlik kurallarının uygulanamaması kişide derin disleksiyi getirir ve buna bağlı olarak kişiler,telaffuz edilebilir,mana taşımayan kelimeleri okuyamazlar(Patterson ve Matrcel 1977).Coltheart derin disleksinin 12 özelliğini sıralamıştır.

107 DERİN DİSLEKSİNİN 12 ÖZELLİĞİ Semantik hatalar Görsel hatalar(somut kelimelere nazaran soyutlarda daha sık) Kelime substitusyonları(bir kelime yerine baka benzer kelime kullanmak) Türetme hataları(beggar kelimesini beg olarak kullanmak) Yazıdan sözlüksel olmayan şekilde,fonolojiyi algıyabilmede bozukluk Sözlüksel olarak,yazıdan fonolojiyi algılayamama Hayal edilebilirliği düşük kelimelerin,hayal edilebilirlikleri yüksek kelimelere nazaran okunması zordur Fiillerin okunması sıfatlara göre zordur ve sıfatların okunması isimlere göre zordur. Fonksiyonel kelimelerin okunması,anlamsal kelimelere göre daha zordur. Spontane yazıda bozukluk Sözlü STM’de bozukluk Sesli okuma içeriğine bağlıdır.

108 DERİN DİSLEKSİ Derin disleksi genellikle sol hemisferde geniş hasar bulunmasından kaynaklanır.Bu hasar genellikle,global dil bozukluklarına sebep olduğundan,derin disleksiye sebep olan kortikal alanın belirlenmesi güçtür.Derin disleksi ve afazi arasındaki semptom benzerlikleri,bu okuma bozukluklarında şunlar olabileceğini göstermektedir:1)fonolojik çözümlemeden sorumlu serebral alanlardaki lezyonlar 2)kelimelerin görsel algısından sorumlu ve konuşma üretiminden sorumlu mekanizmalar arasındaki kopukluk.

109 GELİŞİMSEL DİSLEKSİ Gelişimsel disleksi:Yeterli zekaya ve uygun eğitim fırsatına sahip olunmasına rağmen okumanın öğrenilmesinde zorluk anlamına gelmektedir(Critchley 1973).Çocuklar özellikle de erkekler okumada ciddi gecikmeler gösterir. Son zamanlarda edinilmiş disleksinin yanısıra gelişimsel disleksi alt grupları belirlenmeye çalışılmaktadır.Bu alt gruplar genel olarak,ya fonksiyonal bozukluklara(Fletcher ve Satz 1985;Bakker 1990) dair toplanan bilgiler ya da gelişimsel disleksisi olan okuyucular ile sonradan edinilen disleksisi olan okuyucular arasındaki benzeşmelerden faydalanarak belirlenir(Seymour 1988;Castles ve Coltheart 1993).Elde edilen sınıflandırmalar genellikle 2 tip gelişimsel disleksi olduğunu ortaya koymuştur.Bunlardan bir tanesi kelimelerin ‘seslendirilişinde’görülen önemli bir eksiklik ile(grafem-fonem çeviri kurallarının uygulanması yoluyla),diğeri de kelimelerin görsel formlarını temel alarak belirleyebilme yeteneğinde hasar ile ayrılmaktadır.Bu 2 sendrom çeşitli adlarla anılmıştır;disfonetik ve disseidetik disleksi(Boder 1973),fonolojik ve yüzeysel/morfemik disleksi(Temple ve Marshall1983,Seymour ve MacGregor 1984) ve P-(algısal) tip ile L-(lingual)tipi disleksi(Bakker 1992).

110 GELİŞİMSEL DİSLEKSİ Gelişimsel disleksiyi kısımlara ayırmak yönündeki girişimlere rağmen,birçok delil bu bozukluğun oldukça belirgin ve sürekli olan özelliğinin zayıf fonolojik farkındalık olduğunu gösteremektedir(Stahl ve Murray 1994).Disleksisi olan bireyler,kafiye bulma,kafiye yapma yeteneği,kelimeleri seslere ayırabilme,aliterasyonu ayırt edebilme,sesli tekrar ve sözel adlandırma testlerinde başarısız olmaktadır(Brady 1989;Brunswick 1999;Bryant 1990;Katz 1981;Lundberg 1980;Maclean 1987;Rippon ve Brunswick 2000;Snowling 1986).

111 GELİŞİMSEL DİSLEKSİ Disleksideki fonolojik işlemin bir sonucu da sözel hafıza da bozukluktur.Yeterli edebi becerilerin kazanımı,büyük ölçüde,çocuğun hafızasına bağlıdır(Gathercole 1991).Hafıza,sadece ses ve görsel harf şekillerini birleştirme yeteneğinde değil(Hulme 1988) aynı zamanda sözlü kelime hazinesinin ve genel dil becerilerinin gelişiminde de oldukça etkilidir(Ellis ve Large 1988).Fonolojik hafıza gelişimsel dislekside ayrı bir bozukluk kaynağı olarak görülmektedir(Snowling ve Hulme 1989).Disleksisi olan okuyucuların,harf dizileri(Holligan ve Johnston 1988),bağlantısız kelime dizileri(Beech ve Awaida 1992;Brunswick 1999),bir cümledeki kelimeler(Wiig ve Semel 1976) ve rakam dizileri(Mccrory 2000) ile ilgili hafıza ömürleri,iyi okuyucularınkine göre daha azdır.Bu hafıza bozuklukları yazılı uyarıcılarla sınırlı değildir ama dile bağlıdır:yabancı yüzler,soyut tasarılar ve görsel özellikler benzeri hafıza bozukluklarını göstermektedir(Liberman 1982)

112 Görsel algı,görsel olarak algılanan formların ayırtedebilme yeteneği anlamına gelene görsel algı,okumanın normal olarak gelişebilmesi için gereken bir başka bilişsel beceridir.Disleksisi olan okuyucularda,kompleks figürleri kopya edebilme(Satz ve Sparrow,1970:Eden 1993),görsel figürleri eşleştirme(Eden 1993),hafızada tutabilme(Johnson ve Blalock 1987) ve görsel olarak odaklanabilme(Johnson ve Grant 1989)yeteneklerinin hasar gördüğü gözlemlenmiştir.Görsel yönelme duyusunun zayıf olması,binoküler yakınsama ve görsel fiksasyon da,okumanın gecikmesine sebep olan faktörler arasında gösterilir.(Stein 1991)

113 Yapılan çalışmalar,görsel işlemin temel özelliklerinin çoğunun önemini belirtmiştir.Görüntü dorsal lateral genikülattaki 2 paralel sistem ile(hücre katmanları)bir araya getirilir:magno sellüler ve parvo sellüler sistemler.Parva sellüler sistem,renk ve ince detayları belirler daha ilkel olan mango sellüler sistem ise,odaklanma,hareket,yön ve derinlik algısını belirleyen hücreleri kapsar(Dautrich 1993).Örneğin araştırma yakınsama,soldan sağa doğru hareket eden bir hedefi görsel takip yeteneğinde hasar ve görsel fiksasyonda zayıf görsel stabilite gibi belirli okülomotor bozuklukların okumanın öğrenilmesinde sorunlara yol açtığını göstermiştir.(Willows 1993;.Magno sellüler sistemde kortikal hedef fonksiyonu,alan V5,disleksi ve denetimli okuyucular arasındaki farkı belirler.Rastgele hareket eden noktaların algılanmasıyla,yetenekli okuyucularda bu alan çift yönlü olarak harekete geçer.Ancak disleksisi olan okuyucularda her bir hemisferdeki V5 alanında da aktivasyon zayıftır.(Eden 1996) Disleksisi olan okuyucuların hızlı dizisel işlem gerektiren görevlerde normal okuyuculara kıyasla daha başarısız olduklarını göstermektedir.

114 DİSLEKSİLER DİSLEKSİ TİPİ GÖREN BEYİN BÖLGELERİ BAŞLICA SEMPTOMLARHASAR EDİNİLMİŞ DİSLEKSİ GÖRSEL KELİME FORMLU DİSLEKSİ GÖZLE OKUMA BOZUKLUĞU;BİRAZ ÇÖZÜMLEME YAPILABİLMEKTEDİR. DOMİNANT HEMİSFERİN ANGULAR GİRUSU VE GÖRSEL GİRDİ SİSTEMİ ARASINDA BAĞLANTISIZLIK FONOLOJİK DİSLEKSİ UYDURMA KELİMELERİ VE KELİME OLMAYAN SESLERİ OKUMA GÜÇLÜĞÜ DOMİNANT HEMİSFERDE TEMPORAL LOBDA YÜZEYSEL DİSLEKSİ DÜZENSİZ KELİMELERİN OKUNANMASINDA DÜZENLEME HATALARI YAPMA EĞİLİMİ DERİN DİSLEKSİ SEMANTİK SUBSTİTÜSYON,SOYUT KELİMELERİ OKUMA GÜÇLÜĞÜ,ANLAM İFADE ETMEYEN KELİMELERİ OKUYAMAMA DOMİNANT HEMİSFERDE GENİŞ HASAR GELİŞİMSEL DİSLEKSİ OKUMA VE SÖZCÜKLERİN/ANLAM İFADE ETMEYEN SÖZCÜKLERİ/UYDURMA SÖZCÜKLERİ OKUMA GÜÇLÜĞÜ,ZAYIF FONOLOJİK BECERİLER,ZAYIF DİZİM VE KISA DÖNEMLİ HAFIZA,BAZI GÖRÜ- ALGISAL HATALAR DOMİNANT OLAN HEMİSFERİN TEMPORAL-PARİETAL BÖLGELERİ

115 Hazırlayan: SELDA ŞEKER

116 BEYİN GÖRÜNTÜLEME VE DİSLEKSİ Okuma bozukluğu ve gelişimsel disleksisi olan kişilerle yapılan çalışmalarda PET ve fMRI teknikleri kullanılmış ve bu kişilerin işitsel ritim görevi (auditory rhyming tasks),karmaşık fonolojik işlem,telaffuz,karar verme,okuma ve heceleme performansları boyunca; inferior parietal korteksteki angular ve supramarginal gyrus ve superior temporal gyrusların arka bölümünde disfonksiyon olduğu bulunmuştur. Harf dizilerinin sessiz okunması,soyut ve somut kelimelerin pasif görünüşü,non-word reading,fonolojik manipülasyonlar,kelime okuma,resim isimlendirme,açık ve örtük okuma boyunca; sol oksipito-temporal kavşak ve lateral exstrastriate kortekste işlev bozukluğu olduğu bulunmuştur. Aktivasyonel anormalliklerin pek çoğunun gelişimsel disleksiyle bir ortaklığı bulunmaktadır

117 Brunswick tarafından yapılan bir çalışmada,bir açık okuma görevi boyunca,disleksik okuyucular sol oksipito-temporal korteks,serebellum,orta-oksipital gyruslarında zayıflamış aktivasyon örnekleri gösterdiler.Bu bölgeler fonolojik geri almanın bağımsız şeklini içeren bir nöral sistemi temsil ediyor gibi görünüyor. Örtük okumayı içeren bir görev boyunca(katılımcılardan,kelimelerin gerçek ve yalancı formları hakkında muhakeme yapmaları istendi)disleksik okuyucular;kontrol grubundaki okuyucuların sol hemisfer inferior parietal korteks,orta temporal,inferior temporal ve oksipito-temporal korteks aktivasyonlarından daha düşük bir aktivasyon göstermişlerdir.Gelişimsel dislekside,sol oksipito- temporal bölgedeki azalmış aktivasyon lexical fonolojik geri almadaki özel bir bozukluğu akla getirmektedir.

118 Bu çalışmanın önemi disleksik okuyucularla kontrol grubundakilerin görevlerde gösterdikleri performansların eş değer seviyede oluşudur. Bu yüzden iki grubun nöral aktivasyonları arasındaki farklılıklar, görev performansındaki farklılıklarına göre açıklanamaz. Başarılı kompanse edebilen yetişkin disleksik okuyucular ile kontrol grubu arasında, yine davranışsal farklılıkların olmayışında, fonksiyonel aktivasyonda benzer farklılıklar olduğu görülmüştür.

119 Bu disfonksiyon örneklerinin İtalyan ve Fransız disleksik okuyucularda da olduğu kanıtlanmıştır. Fransız ve İtalyan disleksik okuyucular açık ve örtük okuma görevlerindeki performansları boyunca, sürekli olarak sol hemisfer aktivasyonlarında azalma, orta temporal gyrusta maksimum zayıflık ve ek olarak inferior ve superior temporal gyri ile orta oksipital gyruslarında zayıflama örnekleri göstermişlerdir.

120 McCrory, daha önceden yapılan çalışmalarda; disleksik okuyucuların kontrol grubu ile kıyaslandığında, oksipito- temporal kortekslerinde azalmış aktivasyon olduğunun ya da aktivasyon olmadığının bulunduğunu vurgulamıştır. Onların resim isimlendirme çalışmalarında, iki grubun da oksipito-temporal korteks aktivasyonları incelenmiştir. Bununla birlikte disleksik okuyucular, kontrol grubundakilerden daha düşük aktivasyon göstermişlerdir. Bu bölge, visual (görmeye ait) korteks ile anterior temporal korteks arasında bulunmaktadır ve frontal korteksle de bağlantısı vardır. Burası; visual, fonolojik ve semantik bilgilerin birleştirildiği bir yerdir. Bu yüzden bu bölgedeki disfonksiyon, birleştirme işlemindeki bir bozulmayı yansıtıyor olabilir.

121 McCrory’nin kelime tipine bakılmaksızın yapılan, kelime/yalancı kelime yineleme çalışmasında disleksik okuyucular; kontrol grubundakilerin sağ superior temporal korteks, sağ postcentral gyrus ve sol serebellum aktivasyonlarından daha düşük aktivasyon gösterdiler.

122 Daha önceden Brunswick’in yaptığı açık/örtük okuma çalışması, okuma sırasında, disleksik okuyucuların bu bölgeyi normal olarak aktive ettiklerini göstermiştir. Bu da disleksinin, spesifik bir göreve ilişkin olabileceğini akla getirdi (fonksiyonel ve yapısal değil). Normal okuyucularla yapılan diğer çalışmalar, konuşmanın fonotik yapısına katılım ile sağ hemisfer aktivitesindeki bir düşüşü birleştirdi. Bu yüzden, disleksik okuyucuların düşük sağ hemisfer aktivasyonunun ; konuşmanın fonotik olmayan kısmının daha az işlenmesinin bir işareti olabileceğini akla getirmiştir.

123 DİSLEKSİ VE İŞLEVSEL KOPUKLUK Disleksik okuyucların beyinlerindeki disfonksiyona özgü bölgelere ışık tutmak için yapılan fonkisyonal görüntüleme çalışmaları, bu okuyucların kortikal dil sistemlerindeki zayıf bağlantıya kanıt sağlamaktadır. Bu fikri, Paulesu ve arkadaşları; görsel ritim muhakeme ve kısa süreli bellek görevi boyunca disleksik okuyuclarla kontrol grubunun beyin aktivasyon örneklerindeki çarpıcı farkları inceledikleri araştırmalarından yola çıkarak öne sürmüşlerdir. Kontrol grubundakiler, anterior ve posterior dil bölgeleri (Wernicke ve Broca merkezi) ile insulayı aktive ederken; disleksik okuyuclar bellek görevi boyunca yalnızca Wernicke merkezine ve ritim görevi boyunca da sadece Broca merkezini aktive ettiler. Bu anterior ve posterior dil bölgeleri arasındaki bağlantısızlık, insula yolu ile, disleksik okuyucular tarafından dilin işlenmesinde otomatikliğin olmayışını yansıtıyor olabilir.

124 Benzer olarak Horwitz ve arkadaşları da, disleksik okuyucuların okuma görevlerinde performansları boyunca ; angular gyrus, inferiror frontal bölge, iğ biçiminde (fusiform) ya da lingual gyri’lerinde aktivasyon olmadığını rapor ettiler. Bu bize, gelişimsel disleksik okuyucularda angular gyrusun, sol hemisfer dil bölgesinden fonksiyonel olarak kopmuş olduğunu gösterir. Angular gyrusun anormal aktivasyonu disleksik okuyucularda geniş bir biçimde açıklandı ve bu bölgedeki aktivasyon seviyesi normal okuyucuların okuma kabiliyetiyle pozitif korelasyon gösterdi. Disleksik okuyuclarda ise bu ikisi arasında negatif korelasyon bulundu.

125 ANTERİOR DİL BÖLGELERİ, KOPUKLUK VE UYUM Disleksik okuyucuların beyinlerindeki azalmış posterior aktivasyon ile, fonolojik işleme süresince inferior parietal bölgenin artmış aktivasyonu arasında ilginç bir korelasyon olduğu bulunmuştur. Bu iki bölege, normalde lexical fonolojik geri almaya eşlik eden isimlendirme sisteminin bağımsız modalitesinin (şeklinin) bir parçası olarak birlikte aktive olurlar. Bu sistem fonolojik bilginin geri alınması veya belirtilmesinde de kritiktir. Bu yüzden, inferior frontal korteksin bu artmış aktivasyonu, dil sisteminin anterior ve posterior bölgeleri arasındaki zayıf ilişkinin bir yan ürünü olabilir.

126 Ayrıca,fonolojik işleme süresinde; disleksik okuyucuların sağ hemisfer posterior dil bölgelerinde,frontal aktivasyondaki artışa benzer bir artış olduğu gözlemlenmiştir.Bu,normalde otomatik fonolojik işlemle bağlantılı olan posterior sol hemisfer beyin bölgelerindeki işlev bozukluğunu desteklemek için,disleksik okuyucular tarafından telafi edici mekanizmaların uygulandığını gösteriyor olabilir.Mesela, bireyler görev performanslarına yardımcı olması açısından kelimeleri sessizce heceleyebiliyorlar. Böylece bu bulgular,hem disleksik hem kontrol grubu okuyucularının,okuma için ortak bir dil kullandıkları yönündeki nöropsikolojik kanıtları destekliyor.Ancak bu okuyucular başarılı okuma yaptıklarında bile,bu sistemin anterior ve posterior bölümlerini aktive etmede farklılık gösteriyorlar.

127 GELİŞİMSEL DİSLEKSİ VE NÖROPSİKOLOJİ Post mortem açıklamalar,normal okuyucular ile bozukluğu olanların beyinleri arasındaki yapısal farklılıkları açığa çıkardı. Disleksik okuyucuların beyinlerinin sol temporo-parietal bölgesindeki microdysgenesis’in yüksek konsantrasyonu incelendi. Bu konsantrasyon, planum temporal bölgesinde dikkate değerdir. Bu kümeler normal okuyucuların beyinlerinde yabancı olmamasına rağmen, seyrektir ve genellikle sağ anterior temporal kortekste meydana gelir. Bu microdysgenesisler, disleksik okuyucuların beyin yapılarının normal halini ciddi bir biçimde bozmaktadır. Ve sol temporo-parietal bölgenin genişletilmiş dil alanları ile sağ hemisferin daha küçük homologous alanları arasında normalde gözlenen asimetriyi ortadan kaldırmaktadır.

128 İnsanlarda dil kapasitesi,genellikle sol temporo-parietal bölgenin büyüklüğündeki anlamlı gelişme ve sağ hemisferdeki nöronların yıpratmasıyla korelasyon gösterir.Bu nöronal sebepler “programlanmış hücre ölümü”nün parçalarıdır.

129 Disleksik okuyucuların beyinlerindeki göreli simetri, onların bozulmuş dil gelişimlerini yansıtıyor olabilir. Disleksiyle tanımlanan kortikal simetri ve dildeki bozukluklar göz önünde bulundurularak,sol hemisferin gelişimsel yetersizliklerininsonuçları olan bilişsel bozukluklar tartışılmalıdır. Disleksik okuyucuların beyinlerinde görülen psikolojik simetriler, sol hemisfer bölgelerinin beklenenden daha küçük olmasının bir sonucu olmayabilir.Bu simetri, sağ hemisferdeki nöronların beklenmedik bir biçimde hayatta kalmasına atfedilebilir. Hayatta kalan sağ hemisfer nöronları, sol hemisferin dil- işlem fonksiyonunu destekler.

130 Alternatif olarak,her iki fenomen de disleksik okuyucuların azalmış intrahemisferik uzmanlaşmasının sonucudur.Bu duruma örnek olarak,bu bireylerin beyinlerinde hemisferler arasında,işlemin tipine göre daha az farklılaşma gözlenir.

131 ANTERİOR VE POSTERİOR ANORMALLİKLERİN ELEKTROPSİKOLOJİK KANITLARI Okuma konusuyla ilgili uyaracı kullanılan EEG çalışmaları; konuşma algısı,okuma ve anlamsız hecelerin işlenmesi sırasında sol frontal,orta temporal ve posterior fronto-central bölgelerin ;işitsel fonemik ayırım boyunca da temporo- parietal bölgelerin alfa aktivitesinin zayıflamasıyla, disleksinin ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu bulgular,disleksik okuyucuların,bu dil görevfleri boyunca azalmış “kortikal hazırlık”larını göstermektedir.

132 Son zamanlarda yapılan bir çalışma; çocuklarda disleksinin, fonolojik işlem boyunca meydana gelen ancak görsel işlem boyunca oluşmayan teta seviyesinin önemli ölçüde azalmasıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Disleksik okuyucular,görevden bağımsız olarak beta genişliğinde göze çarpan bir parieto- oksipital simetri göstermişlerdir. Bu bulgular, disleksikler ve kontrol grubu ojkuyucular arasındaki bilişsel çaba ve stratejilerdeki farklılıkları yansıtıyor gibi görünmektedir.

133 Disleksik okuyucuların fonksiyonel aktivasyonlarındaki benzer anormallikler ERP çalışmalarından da elde edildi. İşitsel ve görsel dil uyarıcılarına verdikleri cevaplar açısından,normal okuyucular ile disleksik okuyucular arasındaki intrahemisferik farkları açıklayan çalışmalar; bozukluğu olanların ERP genişliğindeki simetrinin kontrol grubundan daha fazla olduğunu kanıtlamıştır.disleksiklerin ERP genişliğinde büyük miktarda simetri olması, bu okuyucuların hemisferik uzmanlaşmasının düşük olduğunu gösterir.

134 Sözlü ve sözlü olmayan uyarıcıların işlenmesi boyunca,disleksik okuyucuların ERP aktivasyonlarında interhemisferik farkları olmadığını söyleyen araştırmalar da vardır. Simetri, disleksik okuyucuların sol hemisfer katılımlarının, sağ hemisfer katılımlarına oranla daha düşük olmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu farkların; işitsel ve görsel dil işlemenin erken evrelerinde bile, uyarıcının verilmesinden aşağı yukarı ms sonra, disleksik okuyucular ile kontrol grubundakilerin duyusal işlemelerindeki farklılıkları yansıttığı düşünülebilir. Uyarıcı değerlendirme ve bellek güncelleştirme ile ilişkili olan, P300 waveformdaki farklar, disleksik okuyucuların yetersiz bilişsel işlemesini yansıtır.

135 SEREBELLUMDAKİ AÇIKLAR DİSLEKSİYE SEBEP OLUR MU? Son on yılda yapılan çok sayıda araştırma, okuma ile ilgili rahatsızlıklara (gelişimsel disleksi gibi) çarpık beyin yapılarının ya da fonksiyonlarının neden olduğunu vurgulamıştır. Yeni bir araştırma şekli serebelluma odaklanmıştır. Bu çarpıklığın, bozukluk için önemli bir semptom olup olmadığı önemlidir. Serebellum; motor işlevler, duruş ve dengeye katkıda bulunan bir bölgedir. Aslında son araştırmalar; okuma, konuşma algısı ve hatta duygusal ifade gibi motor olmayan işlev çeşitlerin

136 İlk durum çalışması bir İtalyan hastayla yapılmış ve hastada azalmış sözel akıcılık ile konuşma için gramerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Sonraki durum çalışmaları da bu bulguları tekrarlamıştır. Beyinsel hasarı olan 16 hasta ile yapılan çalışmada, hastaların resimleri tasvir ederken kelimeleri kullandıkları bulunmuştur. Ama işitsel olarak sunulan kelimelerin gerçek-doğru ya da tuhaf-yanlış olup olmadığına karar vermede önemli problemler yaşamışlardır. Bu cümlelere örnek olarak “ Ressam, küçük ama pahalı birkaç suluboya resmini satıyordu.” Bu özne-yüklem uyumsuzluğundan kaynaklanan anormallikler, özel problemler yarattı.

137 6 disleksik erkek ve onlarla aynı yaşlarda olan bir kontrol grubuyla yapılan çalışmada; aşina olunan ve alışılmammış motor davranışların yapılması boyunca disleksik okuyucuların serebellum aktivasyonlarının kontrol grubundakilerden anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur. Okuma, birbirini etkileyen bir dizi motor davranıştan oluşan kompleks bir davranıştır.Disfonksiyonel serebellum, disleksinin nedeni değildir ama kilit yapısıdır.

138 Beyinsel hasarı olan bir hastanın yaptığı gramer hatası örneği İtalyan hasta(çeviri):Televizyon izliyordum.1 dk sonra, hemen sonra, bir yarımın gitmediğini hissettim. Konuşamayacak durumdaydım. Merdivenler orada eşim uyuyordu çünkü gece yarısıydı. Birden kalktım, aniden düştüm. Hiçbir şey yapmadım çünkü orda halı vardı.

139 Beaton, disleksinin nedeniyle ilgili olarak öne sürülen hipotezlerin birçoğunu eleştirir. Bu hipotezlerin orijinal yazarları, otomatiklikteki bir yetersizliği serebellumun bütünlüğüyle bağlantılandırmışlardır. Bu birlik için bazı kanıtlar var gibi görünmektedir.Son zamanlarda yapılan bir deney; zayıf okuma becerisine fakat okuma performansında superior sözel zekaya sahip disleksik çocukların beyin yapılarıyla ilişkilidir.Y azarlara göre, bu ve diğer çalışmalar; kontrol grubu ile disleksik okuyucuların yapısal farklılıklarını açıklayan en uygun yerlerden birinin serebellum olduğunu göstermiştir.

140 Ayrı bir çalışmada, serebellumun yazı yazan eli kontrol eden parçasının, disleksik okuyucularda kontrol grubundakilerden daha az geliştiği bulunmuştur. Serebellumun gelişmesi, kişinin yazı yazmayla ilgili deneyim düzeyine bağlıdır. Okuma yazmayla ilgili problemi olan bir çocuk, bir kalemi tutma ve kullanmayla ilgili daha az yetenekli olur. Bu alternatif yorumlama; serebellumdaki çarpıklığın, okuma bozukluğu ile ilişkili olan disfonksiyonel gelişmeden kaynaklanmadığını, tamamen yazma pratiğinin olmamasından kaynaklandığını savunur.

141 OKUMANIN BİR MODELİ VE BAZI NÖROPSİKOLOJİK KANITLAR Okumayla ilgili teorilerin en etkililerinden biri; belirgin ve farklı iki “izlenecek yol”dan bahsetmektedir. Okumanın çift taraflı (dual-route) modelinde; dolaylı yol, grapheme- phoneme yazışma kuralları (grapho-fonological route) sesleri içeren yazılı dili çevirir. Diğer doğrudan yol, grapheme-phoneme yazışma kurallarını izlemeyen (lexico-semantic route) kelimelerin çevirilmesine yardımcı olur. Birinci yol kullanılırken okuyucular kelimeleri dil kurallarına uygun bir şekilde telaffuz edebilir ve anlamını kavrayabilirler. İkinci yol kullanılırken, okuyucular, kelimeyi direkt daha önceden var olan bir kelimeyle eşleştirirler ve sonradan anlamını kavrarlar.

142 Bu model, beyin hasarı daha çok birinci yolu kullanmalarına bağlı olarak ortaya çıkan hastalardan yola çıkılarak geliştirilmiştir.Mesela fonolojik disleksisi olan kişiler, kelimeyi bir bütün olarak kavrayabiliyor ancak okuma sırasında kelimeyi düzgün bir biçimde heceleyemiyor. Caccoppoula van Vilet saf fonolojik disleksi gösteren iki Alzheimer hastası tanımlamıştır. Anlam taşımayan kelimeleri (non-words) okuyacak durumda değillerdi ama aşina oldukları kelimeleri okuyabiliyor, düzgün bir şekilde eksiksiz inceleyebiliyorlardı. Bu hastaların fonolojik kabiliyetleri sağlamdı. Bu bulgular; aşina olunmayanharflerin seslere dönüştürülmesindeki bozulmadan türeyen rahatsızlıkların tartışıldığı fonolojik disleksinin çift taraflı model açıklamalarını destekliyor.

143 Beyin görüntülemenin meta analizi ve çift taraflı model, okumanın bu çift taraflı yolunun haritasının sağlıklı bireylerin beyinlerinden elde edilebileceğini savunmuşlardır. Bu analizde sağlıklı katılımcıların gerçek ve yalancı kelimelerin okunması nörogörüntüleme çalışmalarıyla denendi. Araştırmacılar, iki yolun kullanılmasına bağlı olarak, kelimenin görsel temsillerinin kavrandığını buldular.

144 DYSGRAPHIA/AGRAPHIA Kelime seslerini işleme ile gramer ve sözdizimi bilgisine sahip olma yeteneği; yazılı dilin üretilmesi,algılanması ve yorumlanmasında çok önemlidir.CNS bozukluğunun 2. derecesi olan agraphia, okuma bozukluğu ya da anlama bozukluğu olmadığı halde yazamama şeklinde ortaya çıkan bir bozukluktur. Agraphia ve dysgraphia birbirinin yerine geçeçek şekilde kullanılmasına rağmen dysgraphia; bu yetenekteki bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır.

145 Dysgraphia, bazen diğer dil bozukluklarının olmayışında görülmesine rağmen genelde disleksiye eşlik eder. Dysgraphic güçlükler motor problemler değildir. Çünkü bireyin yazma için gereken hareketleri üretme yeteneği kaybolmaz. Bunun yerine, heceleme bozuklukları gösterirler. Söylenen kelimeleri yazıya dökme kabiliyetleri yoktur. Seslerin açık bir şekilde ifade edilmesi ve kelimenin görsel formlarının taranması heceleme için önemlidir. Heceleme, fonolojik işleme bağlı olmaktan çok belki de hecelenen kelimenin göz önüne getirilebilmesiyle başarılıyordur.

146 FONOLOJİK DYSGRAPHIA Fonolojik dysgraphia, fonolojik heceleme (spelling) kabiliyetinin olmayışı olarak tanımlanır. Bireylerde; yalancı kelimelerin (pseudowords) hecelenmesi mümkün olmamasına rağmen, gerçek kelimeleri hecelemelerine aracılık eden görsel stratejileri kullanma yeteneğine sahiptirler. Fonolojik disleksi gibi fonolojik dysgraphia da superior temporal lobdaki bir hasarla ilişkilidir.

147 FONONOLOJİK AGRAPHIA Başlıca semptomu: Anlam taşımayan kelimelerin hecelenmesinde yetersizlik vardır. Gerçek kelimeleri “görsel olarak” heceleyebilirler. Beyin bölgesi: Superior temporal lob ORTHOGRAPHIC (YÜZEYSEL) AGRAPHIA Başlıca semptomu: Düzensiz kelimelerin hecelenmesinde bozulma vardır. Düzenli ve anlam taşımayan kelimeleri fonetik olarak heceleyebilirler. Beyin bölgesi: İnferior parietal lob

148 DERİN (DEEP) AGRAPHİA Başlıca semptomu: Fonetik olarak heceleme yeteneği yoktur. Beyin bölgesi: Yaygın sol hemisfer hasarı

149 ORTHOGRAPHIC DYSGRAPHIA Görsel işlem yolu ile heceleme yapma yeteneğini kaybetmiş kişiler “yacht” ya da “enough” gibi düzensiz kelimeleri hecelemede çok büyük zorluk yaşarlar. Aslında onlar, anlamsız ve düzenli kelimelerin hecelenmesini kolaylaştırmak için fonolojik stratejileri uygulamaya koyma yeteneğine sahiptirler. Bu da yüzeysel dysgraphia olarak adlandırlır. İşin aslı, bu dysgraphia tipine sahip insanlar, grapheme- phoneme konuşmaya oldukça bağımlıdırlar. Ve kelimeyi bir bütün olarak heceleme kabiliyetlerinde bir bozuklukları var gibi görünmektedir. Orthographıc dysgraphıa inferior parietal loblarında hasar olan bireylerde görülür.

150 DERİN DYSGRAPHIA Derin dysgraphia, fonolojik heceleme yeteneğinde kaybı ve söyleyerek yazılan kelimeler ile semantik (anlamla ilgili) kelimelerin değiştirilmesinin kolaylaştırılmasını yansıtır., Örneğin “çörek” kelimesine cevaben “pasta” yazılması. Söyleyerek yazdırılan anlam taşımayan bir kelimeyi hecelemesi istendiğinde, derin dysgraphiası olan kişi, tipik olarak, gerçek kelimeyle semantik olarak ilişkili bir ses üretecektir.Sözlü olarak hecelenen kelimeleri ayırt etme becerisi kaybolmuştur. Biraz şaşırtıcı olmasına rağmen derin dysgraphiası olan bireyler, uzun heceli olmayan ve anlam taşımayan kelimeleri tekrar etme ve okuma kabiliyetine sahiptirler. Bozukluk, derin dislekside olduğu gibi derin dysgraphiada da baskın hemisferdeki yaygın hasarla ilişkilidir.


"DİL NÖROPSİKOLOJİSİ Özlem ÖZTÜRK 06011143. GİRİŞ Nöropsikolojinin en önemli ve kalıcı sorunlarından biri, dilin sinirsel temellerini anlamaya çalışmaktır." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları