Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Ocak 2012 (Sivil Toplum Kuruluşları). Bu çalışma, seminer özetidir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Ocak 2012 (Sivil Toplum Kuruluşları). Bu çalışma, seminer özetidir."— Sunum transkripti:

1 Ocak 2012 (Sivil Toplum Kuruluşları)

2 Bu çalışma, seminer özetidir.

3 ÖN TESPİT SONUCUNU ÇIKARIRIZ ÖZEL TESPİT YAPARSAK ● ● Çalışanları “yetersiz” olan bir kuruluşun (örgütün) elemanlarına sorsanız “Her şey yolunda” derler. Halbuki; çoğu zaman “neyi - niçin” yaptıklarının farkında bile değillerdir. ● ● Onların çalışmaları “boşa dönen avara kasnak” gibi verimsizdir. ● ● Verimsizliği tespit edememek bir tür körlüktür. Bu körlük, önce “çürümeyi” (durağanlığı), daha sonra da “çöküşü” (geriye gidişi) başlatır. BURADAN HAREKETLE GENEL TESPİT

4 “ANAHTAR KELİMELER” MÜSLÜMAN SİVİL TOPLUM KURULUŞU ÇALIŞANLAR (Personel ve Gönüllüler) KAPASİTE VE BECERİ ÇÜRÜME (Durağanlık) ÜRETİM ÇÖKÜŞ (Geriye Gidiş) ÇALIŞMAK

5 TANIM SİVİL TOPLUM KURULUŞU ( STK ) ÜRETİM ÇALIŞANLAR Personel ve Gönüllüler KAPASİTE VE BECERİ ● ● Bir grubun toplumun sorunlarından bazılarına çözüm yolları aramak, bulmak ve uygulamaya geçirmek için kurdukları “sivil yapılanma”; kuruluş- örgüt. ● ● Sivil toplum kuruluşunda “alma değil verme” esastır. ●Kapasite: ● Kapasite: Bir kuruluşun üretebilme kabiliyeti. ●Beceri: ● Beceri: Kişinin emek ve/veya akıl kullanarak bir işi amacına uygun olarak kolaylıkla başarma yeteneği. ● ● Mevcudu geliştirerek artırmak veya yeni bir mal-hizmet meydana getirmek için yapılan çalışmalar. ● üretim ● Bir “fikir, hizmet veya ürün” adı ne olursa olsun, yapılan her iş bir “üretim”dir. ●Personel: ● Personel: Bir hizmet kuruluşunda veya işyerinde ücret karşılığı çalışan kişiler. ●Gönüllüler: ● Gönüllüler: Bir hizmet kuruluşunun etkinliklerine hiçbir ücret talep etmeden emek ve/veya fikir katkısında (sürekli) bulunan kişiler.

6 TANIM ÇÜRÜME (Durağanlık) ÇÖKÜŞ (Geriye Gidiş) Hedefe değil de birilerine bağlı yönetim anlayışı, zaman içinde hedefi kaybettirir ve kuruluş “bir ekibe” rant sağlayan organizasyon haline dönüşebilir. Böyle bir yapılanmada; kurnazlar en tepeyi ele geçirirken, rahat edebilmek adına da altlarını “sıradanlar”la doldururlar. Çürüme başlamıştır. Çöküş, onu doğuran sebepleri önceden tespit etmek / korkmak / tedbir almakla önlenir. Korkmak iyidir, insanı duyarlı yapar... Korkunun terbiyesi tedbirdir... Tedbir almak korkaklık değildir, aksi durum çöküşü getirir. Çöküşün panzehiri temenni değil fiili duadır; yani, gereğini yapmaktır... Çürüme olmayan yerde çöküş olmaz. Analiz yapamama, teşhis koyup tedavi yapamama da getirir. Kişilerin ve kuruluşların, kapasitesi yeteri seviyede değilse; ANALİZ YAPMA - TEŞHİS KOYMA - TEDAVİ YAPMA çürümeyi çöküşü

7 TANIM GENEL ANLAMIYLA ÇALIŞMAK ERKEĞİN ÇALIŞMASI ● ● Çalışmayı; “Başkalarının mülkünde (işyerinde, tarlasında) onun adına, bir menfaat karşılığı olarak emek harcamak, fikir üretmek” olarak tanımlayabiliriz. ● ● Birinin kendine ait yerde (evde, işyerinde, tarlada) üretim -ticaret yapması da bir çalışmadır. Kendi adına yapılan bu çalışma şeklini konumuz dışında tutacağız. Bir erkeğin kendini ve ailesini geçindirmek için (kendi adına veya başkalarının iş yerinde) çalışması, üretici olması gerekir. Aksi halde; sadece tüketen bir parazit olur. KADININ ÇALIŞMASI Bizim toplumun yaklaşık % 50’si kadındır ve eğitimden - üretimden uzaktır... Evde pembe dizi seyreden kadının kendine, ailesine ve topluma katkısı nedir ki? Bu açıdan “çalışma masasındaki kadın”, “TV karşısındaki veya okey masasındaki kadın”dan daha değerlidir... Müslüman kadın, “kadın olarak” değil, “Müslüman olarak” hayatın içinde olmalıdır. BU KONUYA TEKRAR DÖNECEĞİZ

8 TANIM MÜSLÜMAN Sivil toplum kuruluşu (STK) dediğimiz yapılanmayı oluşturan çalışanlar (personel ve gönüllüler) kadın veya erkek, sonuçta birer insandır. Her insanın bir “hayat tarzı” vardır ve onu inandığı “değerler / dini inançları” şekillendirir... “Çalışanlar” dediğimiz insanlar, kendini Müslüman olarak tanımlıyorsa, “hayat tarzları” (özel hayatları, insan ilişkileri ve üretim biçimleri) İslâm’a uygun olmalıdır. Not: Not: Hayatını Kur’ân ve Sünnet’e uygun olarak sürdürenlere “İslâm ahlâkına sahip kişi” deriz. Biz de seminerimizde bu kişilere kısaca “ahlâklı” diyeceğiz. O HALDE SORALIM “Belirli amaçlara ulaşmak için eldeki tüm kaynakları birbiriyle uyumlu / verimli / etkin kullanabilecek kararları alma ve uygulama süreçlerinin toplamıdır” şeklinde tanımlarsak...YÖNETİMİ

9 DİN Hz. Adem’den son peygamber Hz. Muhammed’e (sav) kadar, bütün peygamberlerin getirdiği dinlerin ortak adı İslâm’dır... Bugün İslâm denilince; son vahiy Kur’ân’ın hükümleri ve son Peygamber Hz. Muhammed’in (sav) Sünnet’i anlaşılır. ALLAHKORKUSU OLMAYANDA İSE İnsanları mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştirir. Ahlâki bir sistem olarak insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yöneltir. Toplumları yüceltir ve geliştirir.

10 MÜSLÜMAN KİMDİR? İnsanın, Allah, insan ve diğer varlıklarla ilişkisini düzenleyen kurallar bütünü. Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, Allah'tan başka ilâh - güç tanımamak, din sahibi olarak yalnızca Allah'ı bilmek. Müslüman, yapması gerekenleri sevap günah yaptığında sevap, yapmaması gerekirken yaptıklarıyla da günah kazanacağını bilir. Çünkü Kur‘ân'da emredilenler farz hükmündedir.(Kayıtsız-şartsız uyulmak zorunluluğu olan hükümler.) ÖZETLE

11 yatayda hayatı şekillendirir HAYATİMANBİLGİ  VAHİY Vahiy, “örfi iman” değil, bilgiye dayalı “tahkiki iman” istemektedir. Düşeyde Allah’a yönlendirir (BİLGİ)(İMAN) Vahiy bilgiyi besler, bilgi imanı güçlendirir, güçlü iman hayatı şekillendirir. Allah insana aklını kullanmasını, Kur’ân ve Sünnetin ışığında “iman” için gerekli bilgiye ulaşmasını emretmiştir.

12 “Allah’a kulluk” Bir Müslüman, çevresiyle ilişkilerinde “Allah’a kulluk” bilinciyle hareket eder. Müslüman’ın hayatı İslâm’a göre şekillenir. Yemek, içmek, uyumak, çalışma hayatı, cinsel hayat, insan ilişkileri, ibadetin her türlüsü, kısacası günün 24 saatinde her ne yapılacaksa veya yapılmayacaksa, hepsinde İslâm’ın kurallarına uyar. Uyulan her kural bir ibadettir. “hayatının hesabını Yüce Allah’a vereceğinin” Bir Müslüman, İslâm’a inanmanın gereği olarak “hayatının hesabını Yüce Allah’a vereceğinin” bilinciyle hareket eder. Müslüman, İslâm’a teorik olarak inanmanın yeterli olmadığını bilen ve inancını eylemle (amelle / ibadetle) ortaya koyan kişidir. YATAY İLİŞKİ DÜŞEY İLİŞKİ YATAY-DÜŞEY

13 GÖREVYETKİSORUMLULUK Allah ve Resulüne Karşı Görevler Nefse Karşı Görevler Aile ve Yakın Çevreye Karşı Görevler Sosyal Görevler Ekolojik Dengeyi Koruma Görevi Diğer İnsanlara Karşı Görevler Temel Hak ve Hürriyetleri Koruma Görevi Katma Değer Üretme Görevi İlmi SahaEkonomik SahaSiyasi SahaSivil Toplum SahasıVS. İlişki zincirinin kopmaması için, meşru olan her türlü müdahaleyi yapmak. Doğru olanı yapması gerekirken yapmaması halinde, sonuçlarına katlanmak. “İslâm’a göre bir Müslüman, bağlayıcı bir din kuralını uygulamaz ise günahkar olur, inkâr ederse (ben bunu kabul etmiyorum derse) Müslümanlıktan ayrılmış bulunur.” Prof. Dr. Hayrettin Karaman Bu grafikte; bir Müslüman’ın “hayat tarzı”nı oluşturan yolun işaret taşlarından bazıları verilmiştir. Bir Müslüman bunları yok sayamaz, görmezlikten gelemez.

14 BECERİKSİZLİK SEKÜLARİZM ÇIPLAKLIK FEMİNİZM YALANCILIK TEMBELLİK vs. ASIKSURAT KIRICIOLMAK HASET

15 ÇALIŞANSONUÇ (Vahiy terbiyesi alan ve hayatına uygulayan kişi)...Her anının hesabını vereceğini bilir ve Allah’ın istediği gibi bir kul olabilmek için hayatını İslâm’a göre tanzim eder. Hatalarını yine dinin kurallarına göre düzeltmeye çalışır. Özetle; dünya hayatında olabildiğince “sevap kazanarak”, sonsuz ahiret hayatının “Cennet” bölümünü umar. Hırsızlık yapmaz, rüşvet almaz, israfa karşıdır. Yükselmek için her şeyi meşru kabul etmez. “İki günü eş olan zarardadır” dan hareketle, çalışkandır. “İnsana hizmet, Hakk’a hizmettir” den hareketle, üretkendir. Ve diğer ahlâki değerler... Seküler akım; Allah’a, topluma “hesap verme sorumluluğu”nu yitiren “sorumsuz” bireyleri üretirken, her türlü hukuksuzluğu, ahlâksızlığı da meşrulaştırdı. Toplum, “serseri mayın” gibi ortalıkta dolaşan “sorumsuzların” tehdidi altına girerken...

16 ÇALIŞANLAR ARASI UYUM Personel alımı aşamasında “adayın hayat tarzı”nın ahlâka uygun olup olmadığı araştırılmış olacağından, personelin kendi aralarındaki ilişkilerde ve halkla ilişkilerinde uyumlu olmaları beklenir. Çünkü; aynı kaynaktan (İslâm ahlâkından) beslendiklerinden “neyin doğru - neyin yanlış” olacağını, ihtilaflı hallerde neyi “kıyas - ölçü” alacaklarını (en azından teorik olarak) bilirler. Ahlâka dayalı organizasyon kurulamazsa sonuçta kaos oluşur. Birbiri ile uyuşamayan kişilerden oluşan STK faydalı hiçbir şey üretemez. Bu durum bir makineye benzetilebilir. Birbiri ile uyuşmayan parçalardan çalışan bir makine yapılamaz. Çünkü; uyumsuz parçalar birbirini kırar veya aşındırır. Bir diğer benzetme de vücuttaki organlardan verilebilir. Organlar birbiriyle uyumlu oldukları sürece birbirlerine yardımcı olurlar ve vücudu fonksiyonel kılarlar. Aksi olursa; aynı organlar, kanser hücresi üreterek canlıyı öldürür. Personel arasında esasa ait sorun varsa, kişiler “ahlâklarını” sorgulamalıdır. KÜÇÜK HATALAR ● ● Personelin “küçük hata” sayılan (ahlâka aykırı olmayan) davranışları üretim için ciddi sorun teşkil etmiyorsa, hata sahibine hoşgörülü davranmakta sakınca yoktur. Bu hatalar, bilgisizlikten kaynaklanıyorsa, kişiye hemen doğrusu öğretilmelidir. ● ● Bir çalışanın davranışını / tarzını yanlış bulanlar; ona, “Kur’ân ve Sünnetin şu şu ilkelerine göre yanlış yapıyorsun, dolayısıyla kendine ve kuruluşa zarar veriyorsun” deme hakkı vardır. Yoksa; tarzını “dayatma hakkı” yoktur. ● ● Fikri değil, fikrin sahibinin kişiliğini hedef alıp saldıranlar “üretime katkı”da bulunmazlar... Kişilik haklarına saldırı kabul edilemez. Küçük hatalar daima olacaktır, esas olan hatayı en aza indirmektir. Kendini Müslüman olarak tanımlayanlardan oluşan sivil toplum kuruluşlarında

17 BÜYÜK HATALAR Büyük Hatalara Gelince: Personelin ahlâksız davranışları STK’nın kamudaki itibarını sarsar. En az bunun kadar önemli olan bir diğer husus da; ahlâksızlığın virüs gibi olması, diğer çalışanlara (az veya çok) bulaşması ihtimalidir.Bilerek “ahlâk dışı” davranışlarda bulunanlara diğer çalışanların tavır koyma yetkisi, yönetiminde “sizinle çalışamayız” deme hakkı vardır. Bazılarına gösterilecek merhamet, maraz doğurur. REKABET ÇATIŞMA Rekabet doğru yönlendirilirse üretimi artırır. Çalışanın beklentisi “adalete” dayanıyorsa rekabet iyidir, çalışanı motive eder ve onu başarılı olmaya zorlar. Ancak, kontrol edilemeyen rekabet “hasede dönüşür” ve kişiyi “çatışmacı” yapar... Çalışanlar arasında zaman zaman açık - gizli çatışma görülebilir. Çatışmanın arka planında; terfi, cinsiyet farklılığı, hemşerilik vs. sebepler olabildiği gibi; “çalışma metodu” farklılıkları da olabilir. Çalışanlar üretmekten sorumludur, çatışmaktan değil... Farklılık (çatışmaya girmeden) bilgiye dayalı “müzakere” ile giderilmelidir. Bu yol, çalışanların çalışma azmini ve kişiliklerini korur; üretimi artırır... Çalışanların aynı yönde (misyonda) ve birlikte (ekip ruhunda) hareket etmeleri sağlanmalıdır. Aksi halde, ikili dayanışmalar ve/veya gruplar oluşur ki, birbirlerinin ayaklarına basmaya başlarlar... Çalışanlarını birbiriyle barışık tutabilen yönetim, başarılı yönetimdir. Çalışanlarda, başkalarını “kötülemek” yerine “örnek olmak” kültürü gelişirse, aralarındaki çatışma en aza iner.

18 KURUM İÇİ EĞİTİM METOT FARKLILIĞI Güzellik ayrıntıdadır, ayrıntılar ise aykırı fikirlerle oluşur. Çalışanlar arasında “bir işin nasıl yapılacağı” hususunda fikir ayrılığının olması “bir tür rahmet”tir. Zıt fikirler (metot farklılığı) seçeneklerin sayısını artırması bakımından faydalıdır. Bu sebeple; çalışanları çok sayıda fikir üretebilen kuruluşlar, kendilerini güçlü kabul edebilirler. Kaliteli üretim için; aykırı fikirler tartışılmalı ve tek uygulama yapılmalıdır. İŞİN EHLİ OLMAK İş “ehil olana” verilmelidir. ● ● Kendi iç dünyasında ahlâki dengesini kurmuş, diğer insanlarla barışık, çevresine pozitif enerji veren, donanımlı, adil kişi yöneticiliğe ve çalışan olmaya “ehil”dir. ● ● Bazıları dürüstlüğü enayilik olarak görse de “ehil insan dürüst insan”dır. ● ● Ehil kişi, “Bir şey olmak için değil, bir şey yapmak için geldim” diyerek çalışır ve çevresiyle arasına duvar örmez. Halkla ilişkileri bilir ve uygular. Bazıları değerlidir makamına değer katar; bazıları da yetersizdir, makamının gücü altında ezilir... Başarıda süreklilik isteyen örgüt, çalışanını eğitmelidir. Sivil toplum kuruluşları için personel yetiştiren bir okul olmadığına göre; STK, bugünkü personelini eğitmeli ve yarınki yöneticisini hazırlamalıdır.

19 GÖNÜLLÜLER.. Sivil toplum kuruluşları “bilgi / beceri / beklenti” de farklı özellikli kişilerin bir araya geldiği (genelde) “gönüllü çalışma” yapılanmalarıdır ve gücü gönüllü sayısı ve etkinliğiyle orantılıdır... Kamuoyu desteğiniz varsa, gönüllüleriniz var demektir... Bazı gönüllüler ürettiklerinden daha çoğunu tüketmeye (kırıp - dökmeye) başlayabilir. Öylelerinin uygun bir metotla kenara çekilmeleri sağlanmalıdır. YALANCILIK ● ● Kasıt taşımadan “yanlış söyleyenler- yanlış yapanlar” affedilebilir. Çünkü, yaptıklarında kötü niyet yoktur... Eksiklikler eğitimle giderilir. ● ● Bilerek yalan söyleyen ve bunu alışkanlık haline getiren personel varsa, yalanları ile çevresindekileri yanıltıp adaleti bozacağından, kuruma ciddi zararlar verir. Öyleleri asla affedilmemelidir. Yalancılık hoş görülemez. Bir kere yalan söyleyenler ikincisini de söyler. YÖNETİCİ ÇALIŞAN İLİŞKİSİ ● ● Yönetici, personelin “kurum aidiyetini” (hizmet aşkını) sadece ücret, terfi ile sağlayamaz. Çalışanlar arasında “kalp birliği, duygu birliği” kısacası “kardeşlik” sağlanmalıdır. ● ● Çalışanlar arasındaki çatışmalarda; yönetici, biri için “o daima haklıdır” şeklinde (ön yargılı) olamaz. Yapması gereken; “Sorunlarınızı birlikte çözünüz, çözemezseniz birlikte gelin” diyerek, çalışanlara sorun çözme alışkanlığını kazandırmaktır… Yönetici, doğruyu araştıran - haklıyı savunan kişidir… ● ● Çalışanın fikirlerinin önü sürekli kesilirse, çalışanın kendine özgüveni kaybolmaya başlar ve içine kapanır. Böyle biri, üretemediği gibi sadece yöneticilerin ağızlarına bakar hale gelen tüketici olur. Halbuki yönetim ondan fikir üretmesini beklemektedir. Bu “kör döngü”ye girmemek gerekir. ● ● Yönetici - çalışan ilişkisindeki ana omurga, disiplin kurmak adına “baskı kurmak - korku üretmek” şeklinde değil; “model davranış ile örnek olmak” ve “motivasyon kazandırarak mesuliyet yüklemek” şeklinde olmalıdır. Yöneticinin çalışanlara karşı davranışında “esneklik” payı daima olmalıdır. Bu esneklik; gevşeklik, gereksiz hoşgörü, laubalilik vb. demek değildir. ● ● Bir STK yapılanmasında alt birimlerde oluşan ihtiyaçların yukarıya iletilmesinde “çalışanın iletişim zorluğu çekmemesi” gerekir. Benzer şekilde yukarda oluşturulan kararların aşağıya indirilmesinde “yönetimin, kararlarını kabullendirmede zorluk çekmemesi” gerekir… Kapı açık tutulmalıdır.

20 ÇALIŞMA ORTAMINDA CİNSELLİK KADIN ÇALIŞAN.. Hayat tarzımızda merkez aile olacaksa, kadının yeri genelde evdir. Çünkü, çocuğun eğitimi hiçbir rantla kıyaslanmayacak kadar önemlidir ve kadın çocuklarını iyi eğitebildiği sürece üretkendir. Yine aynı kadın; STK’da çalışarak ve bilim yaparak üretkenliğini, topluma katkısını çeşitlendirebilir... Yarını inşa etmek için kadının eğitilip üretime sokulması gerekir. Aksi halde maddi - manevi kalkınma çabaları topal kalacaktır... Sokak erkeği (iyi - kötü) bilgilendiriyor - tecrübe sahibi yapıyor. Sokaktan uzakta kalan kadın sokağa nasıl hazırlanacak, nasıl deneyim kazanacak? Bu paradoks nasıl çözülecek? Sadece kadının görev alabileceği işlerde bile çalışan kadın bulabilme sıkıntısı nasıl giderilecek?.. Bazıları (kötü örneklere bakıp) kadın sokağa çıkarsa (çalışırsa) “ahlâksızlaşır” diyebilir. Müslüman kadın sokağa yani çalışma ortamına hazırsa çıkmalıdır; aksi halde, sokağın onu yutacağını biliyoruz... Endişemiz kadın değil, “kadınlarımız nasıl eğitilecek?” olmalıdır... Kadınların kendi aralarında örgütlenmeleri bu açıdan önem kazanmaktadır... Müslüman kadın dışarı “ilim, tebliğ, ailesini geçindirmek vb.” meşru işler için çıkmalı; sıkıldığı için değil... Batılının hayat tarzında “kadın - erkek - cinsellik” her ortamda iç içedir. Onlar bize örnek olamaz. Ülkemizde cinsellik; (genelde) Batı kültürü, İslâm ahlâkı ve örf arasına sıkışmış ve çoğu zaman da baskı altında tutulan duygudur. Birbirine nikah düşen kadın - erkek, özel (tenha-kapalı) ortamlarda bir arada çalışmamalıdır. Çünkü, şeytan fırsat kollamaktadır... Koruyucu kalkan “tesettür” doğru anlaşılır / uygulanır ve çalışanlar (kadın - erkek) birbirlerini “kardeş” olarak görürse, pek çok sorunun kendiliğinden ortadan kalkacağı görülecektir. Cinsellik değil, kişilik (ahlâk - bilgi - beceri) ön plana çıkarılmalıdır.

21 İle.. İle… Elek, iki yönde dizilmiş tellerin oluşturduğu bir çeşit kafestir. Teller bir birine ne kadar yakınsa, “elek gözü” o kadar küçülür. Seyrek telli elek, üstündekinin çoğunu altına geçirir. Elek üstünde kalacak miktarın önemli olduğu hallerde, sık telli elek kullanılır. ELENDİĞİMİZİ UNUTMAYALIM. Özel Hayatta Yönetimde HAYAT HERKESİ HERAN ELEMEKTEDİR

22 BİTİRİRKEN NE ÜRETİYORSUNUZ? EVET Mİ, HAYIR MI? Görev – Yetki – Sorumluluk bilinciniz var mı? Proje – Uygulama – Denetleme – Değerlendirme kurallarına uyuyor musunuz? Size emanet edilen çocuklar yarının Türkiye’si ve ümmeti olduğuna göre, onları yarınlara hazırladığınızdan emin misiniz? Bunun ağır mesuliyetini üzerinizde taşıyor musunuz? ÖRNEK OLARAK: EĞİTİM İŞLERİYLE UĞRAŞAN STK PERSONELİNE SORALIM

23 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle... Ocak 2012


"Ocak 2012 (Sivil Toplum Kuruluşları). Bu çalışma, seminer özetidir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları