Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ."— Sunum transkripti:

1 İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ

2 ÖZEL EĞİTİM

3  GİRİŞ  Son yıllarda, özürlü bireylerin “en az kısıtlayıcı çevre” de eğitilmeleri üzerinde sıkça durulmakta ve hem eğitim politikalarını belirleyen hükümetler hem de alanda çalışan uzmanlar tarafından kabul görmektedir.  “En az kısıtlayıcı çevre” ise genellikle ayrıştırılmış değil, normal eğitim sınıflarında sağlanabilmektedir.  Özürlü öğrencilerin normal sınıflarda kaynaştırılmaları, gerekli koşullar sağlandığında, kısa ve uzun vadede büyük yararlar sağlamaktadır.

4 Kaynaştırmanın, özürlü öğrencilerin kendisi için oluşturulan “en az kısıtlayıcı” çevrede eğitsel gereksinimlerinin giderilmesi yanında, akranlarıyla benzer gelişimi sağladığı, özellikle sosyal ve kişilik gelişimi olmak üzere diğer tüm gelişim alanlarında daha fazla ilerleme kaydettiği ve özürlü öğrenciyi toplumsal yaşama entegre ederek; bellik algısı olumlu, kendini kabullenen ve kendini gerçekleştirme yolunda daha gerçekçi ve somut adımlar atan bireyler haline geldiği görülmektedir.

5  ÖZEL EĞİTİMİN TANIMI  Özel eğitim, özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitim ve sosyal gereksinimlerini karşılamak için, özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile, özel eğitim gerektiren bireylerin bireysel yeteneklerine dayalı, gelişim özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitimdir.  Özel eğitim gerektiren birey, çeşitli nedenlerle bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenen düzeyden anlamlı farklılık gösteren bireydir.

6  Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu’nun 3. maddesi bu anlamlı farklılığı; “beden, zihin, ruh, duygu, sosyal ve sağlık özellikleri ve durumlarındaki olağan dışı ayrılıklar” olarak ifade edilmekte ve bu gruba 4-18 yaş arası çocukları katmaktadır.  Özel eğitime muhtaç çocuklar kendi içinde çok değişik özellik gösteren ve farklı eğitim önlemleri gerektiren bir gruptur.  Bunlar; görme yetersizliği olan, işitme yetersizliği olan, konuşma engelli olan, ortopedik engelli olan, süreğen hastalığı olan, üstün ve özel yetenekliler, zihinsel engelliler, uyumsuzlar ve korunmaya muhtaç çocuklardır.

7 Görüldüğü gibi, özel eğitime muhtaç çocuklar sadece belli özellikleri nedeniyle(görme, işitme, zihinsel engellilik v.b) yetersizlikler yaşayan çocuklar değildir. Aynı zamanda, üstün zihinsel özellikleri ve yetenekleri nedeniyle normal eğitim- öğretim etkinliklerini gerçekleştiren sınıflarda ve sosyal yaşamda uyum güçlüğü çeken çocuklardır.

8  GELİŞİM ÖZELLİKLERİ FARKLI OLAN BİREYLERE İLİŞKİN TANIMLAR  Engelli: Özel eğitime muhtaç çocuklar içinde, daha çok fiziksel yönden problem yaşayanlardır. Ortopedik engelli, konuşma engelli gibi.  Yetersizlik: Sapma veya bazı zedelenmeler sonucu normal yaşam becerilerinin yerine getirilememesidir. Kolu kırılan kişinin yazı yazamaması gibi.  Sapma: Bireyin çok yönlü (fiziksel, psikolojik, zihinsel) oluşan geçici veya kalıcı kayıplarıdır.  Özür-Engel: Bireyin yetersizlik yüzünden kendinden beklenen toplumsal rolleri yerine getirememesidir. Kazada kolu kırılan veya kopan kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılayamaması ve diğer sorumluluklarını yerine getirememesi.

9  ÖZEL EĞİTİMİN TEMEL İLKELERİ  Türk Milli Eğitimi’ni düzenleyen genel esaslar doğrultusunda özel eğitimle ilgili temel ilkeler şunlardır.  a)Özel eğitim gerektiren tüm bireyler; ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır.  b)Özel eğitime erken başlamak esastır.  c)Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri, sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.  d)Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitsel performansları dikkate alınarak, amaç, içerik ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak, diğer bireylerle birlikte eğitilmelerine öncelik verilir.

10  e)Özel eğitim gerektiren bireylerin, her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için, her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılır.  f)Özel eğitim gerektiren bireyler için, bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilmesi ve eğitim programlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır.  g)Ailelerin, özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılmalarının sağlanması esastır.  h)Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde, özel eğitim gerektiren bireylerin örgütlerinin görüşlerine önem verilir.  ı)Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireylerin, toplumla etkileşimi ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde planlanır.

11  ÖZEL EĞİTİMİN TÜRKİYE’DEKİ DURUMU  Özel eğitime muhtaç çocuklar, çok farklı özellikleri, ihtiyaçları olan geniş bir grubu oluşturmaktadır. Dolayısıyla başta bu özelliklerin tanılanması olmak üzere uygun tanıya göre, çeşitli hizmetlerde ve yardımlardan yararlanmaları zorunludur. Ancak tanılama ve uygun yardımların sunulmasıyla ilgili birimlerin, uzmanların ve kurumların kendilerine ait kavram ve tanımlar kullanarak hareket etmeleri, kavram karmaşalarına yol açtığı gibi, hizmetlerin sağlıklı ve yalın bir şekilde verilmesini de engellemektedir. Bunlar Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanlığı,S.S.K, özel eğitim kurumları, rehabilitasyon merkezleri, üniversitelerin Özel Eğitim Bölümleri, Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümleri, Psikoloji Bölümleri, Tıp Fakülteleri gibi kurumlar ve bölümlerdir.

12 Ülkemizde özel eğitimin gelişiminin 1952 yılında özel eğitimin Milli Eğitim’de resmen yer almasıyla başladığı söylenebilir. Ancak, 1952 öncesinde bilinçli olarak özel eğitime muhtaç çocuklarla ilgili ilk eğitim çalışmaları 1889 yılında sağırlar eğitimi ile başlamıştır. Ülkemizde özel eğitimle ilgili çalışmalarda, özel eğitime muhtaç kişilerin girişimleri önemli yer tutmuştur. Bu dönemlerde planlı özel eğitimin gelişiminde en büyük rolü oynayan Mithat Enç’tir. Kendisi de görme engelli olan Enç, bakanlık yetkililerini bu alana yönelterek, alanın gelişmesinde öncülük etmiştir.

13 1952 yılından sonra büyük çabalarla ülkemize giren yabancı uzmanlar, bu alanda çalışan ve çalışacak olan eğitimcilere önemli eğitimler vermişlerdir. Özel eğitimle ilgili ilk faaliyetler yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde açılan Özel Eğitim Şubesi’nde 40 öğrenci ile başlamıştır. Şube iki devre mezun verdikten sonra çeşitli nedenlerle kapatılmıştır.Bu nedenler içinde; alanın öneminin ve işlevinin tam olarak anlaşılamaması, yetişmiş elemanların farklı alanlara yönelmeleri en önemlilerinden sayılabilir

14  1952 yılından başlayan gelişmeler 1980 yılında kurulan Özel Eğitim Genel Müdürlüğü ile devam etmiştir. Genel Müdürlük 1983 yılında Özel Eğitim ve Rehberlik Daire Başkanlığına dönüştürülerek, özel eğitime muhtaç çocukları eğitimine rehberlik hizmetlerinin de etkin katılımı sağlanmıştır.  Kurum 1992 yılında yeni bir yapılandırma içine girerek hizmet alanları arttırılmıştır.  Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanununun 6. maddesine göre; tanılama hizmetleriyle başlayan özel eğitim çalışmalarında; tanılama, yerleştirme ve izleme görevleri Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’ne verilmiştir. Bu yönüyle rehberlik ve araştırma merkezleri, o ildeki özel eğitim hizmetlerinin kalbini oluşturmaktadır.  Halen Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Bursa, Adana, Erzurum ve diğer bir çok ilde rehberlik ve araştırma merkezleri ile üstün ve geri zekâlıların eğitim faaliyetleri sürmektedir.

15 Yine yakın geçmişte engelliler ve üstün yetenekli öğrencilerin eğitimlerine yönelik okulların, bazı özel vakıfların öncülüğünde açıldığı da görülmektedir. Anadolu Üniversitesi İşitme Engelli Çocuklar Eğitim ve Uygulama Merkezi(İÇEM), Öğretilebilir Çocuklar Koruma Derneği, Erol Sabancı Spastik Çocuklar Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, Enver Bakioğlu Geri Zekalı Çocuklar ve Yetişkinler Rehabilitasyon Merkezi bunlardan birkaçıdır.

16  ÖZÜRLÜLÜĞÜN NEDENLERİ  Özürlü olan çocukları etkileyen birçok etken vardır. Bunlar 3 genel başlık altında açıklanabilir.  Doğum Öncesi Nedenler  Doğum öncesinde risk faktörleri, özellikle kalıtsal etkenlerdir. Yani anne ve/veya babada var olan zekâ yetersizliği kalıtsal kökenli metabolizma bozuklukları, iç salgı ve hormonal bozukluklar, hastalıkları ve anormal seyirler etkili olmaktadır. Yine, etmenler vücut biyokimyasında ve metabolizmasında hasarlar meydana getirmektedir. Bu bozukluklar özellikle zekâ geriliklerinde etkili olmaktadır. Ayrıca hamileliği sırasında annenin strese bağlı yaşadığı travmalar, bulaşıcı hastalıklar, sigara, alkol kullanımı, kötü yaşam koşulları, yetersiz beslenme, kansızlık, annenin genç yaşlarda hamile kalması, sorunlu hamilelik yaşaması, bilinçsiz ilaç kullanımı, kan uyuşmazlığı, radyasyona maruz kalması gibi faktörler doğum öncesi nedenler için söylenebilir.

17  Doğum Sırasındaki Nedenler  Doğum anında ortaya çıkan güçlükler de risk faktörü taşımaktadır. Annenin erken doğum yapması(nedeni ne olursa olsun olgunlaşmadan doğan çocukta bir takım arazlar olabilmektedir.) Yine annenin geç doğum yapması. Bu durum zamanında alınmayan çocuğun beyninde birtakım yıkımlara neden olabilmektedir. Annenin güç doğum yapması, özellikle çocuğun duruş pozisyonu ve doğumun doktor müdahalesi ile ve bir takım tıbbi araçlarla yapılması önemli bir etmendir. Doğum sırasında çocuğun oksijensiz kalması, kordon dolanması gibi durumlar da doğum sırası nedenler için söylenebilir.

18  Doğum Sonrası Nedenler  Doğum öncesi ve doğum anını son derce problemsiz geçiren aileler, sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmenin mutluluğunu yaşarlar. Ancak doğumdan sonraki dönemlerde de dikkat edilmesi gerekmektedir. Özellikle erken çocukluk dönemi hastalıkları uzun süreli ve yüksek ateşli geçirildiğinde risk faktörü haline gelebilmektedir. Ayrıca çocuğun geçirdiği kazalara bağlı yaşadığı organik kökenli travmalar(özellikle baş bölgesi), yetersiz beslenme, kötü yaşam koşulları da doğum sonrası nedenler için söylenebilir.

19  ÖZÜRLÜLERİN SINIFLANDIRILMASI  Eğitimleri ve verilebilecek yardımların niteliği açısından bakıldığında, özel eğitime muhtaç çocukları 4 farklı grupta toplayabiliriz. Bu tür bir sınıflandırma, özellikle öğretmenlerin ve ebeveynlerin birtakım kavram karmaşaları yaşamalarını önleyecektir. Ayrıca bir sınıf öğretmeni, kendi sınıfındaki öğrencilerinin; görme, işitme, algılama gibi duyusal, fiziksel ve zihinsel özelliklerini kontrol etmeli normalden farklı özellikler gösteren öğrencileri belirleyerek ilk tanıyı koymalıdır. Dolayısıyla öğretmen, öğrencilerinde var olan bu tür problemleri tanımada bilgili olmalıdır.

20  Zihinsel gelişim yönünden özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar. Bunlar zihinsel engelli çocuklar ve üstün ve özel yetenekli çocuklar.  Fiziksel gelişim yönünden özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar. Bunlar İşitme yetersizliği olan çocuklar  Görme yetersizliği olan çocuklar  Ortopedik engelli çocuklar  Konuşma engelli çocuklar  Davranış bozukluğu olan çocuklar Bunlar sosyal uyum bozukluğu gösterenler ve öğrenme bozukluğu olan çocuklardır.  Süreğen hastalığı nedeniyle özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar.

21 PSİKOLOJİK SINIFLANRIRMA; Zihinsel Engellilik Durumu Zeka Böl. Hafif Derecede Zihinsel Engelliler :55-69 Orta Derecede Zihinsel Engelliler :40-54 Ağır Derecede Zihinsel Engelliler :25-alt (öz bakım gerektirmektedir) EĞİTSEL SINIFLANDIRMA; Zihinsel Engellilik Durumu Zeka Böl. Eğitilebilir Zihinsel Engelliler :50-54,70-75 Öğretilebilir Zihinsel Engelliler :25-35,50-55 Ağır ve Çok Ağır Zihinsel Engelliler:35-alt

22 Sınıflandırmalarda görüldüğü gibi, eğitime en uygun olanlar; hafif derecede zihinsel engelli çocuklar ile (8 ile 11 yaş arası zekâ yaşına sahiptir) eğitilebilir zihinsel engelli çocuklardır. (3. ve 5. sınıf düzeyinde zekâ kapasitesine sahiptir). Sınıflandırmalarda görüldüğü gibi, eğitime en uygun olanlar; hafif derecede zihinsel engelli çocuklar ile (8 ile 11 yaş arası zekâ yaşına sahiptir) eğitilebilir zihinsel engelli çocuklardır. (3. ve 5. sınıf düzeyinde zekâ kapasitesine sahiptir). Genel olarak bakıldığında zihinsel engelli çocukların;  Kendi kendilerini kontrol etme  Tuvalet alışkanlığı kazanma  Öz bakım becerilerini kazanma  İnce ve kaba motor gelişimi  Konuşma ve iletişim gibi alanlarda normal çocuklara göre daha fazla yetersizlik yaşadıkları görülmektedir.

23  b) Üstün ve Özel Yetenekli Çocuklar  Seçkin yeteneklerinden dolayı yüksek seviyeli iş yapmaya yeterli olduğu, bu alanda profesyonel olarak bilinen kimseler tarafından belirlenmiş çocuk, üstün zekâlıdır. Bu tanım için zekâ bölümleri ölçüt ve dayanak olarak alınarak yapılan sınıflamaya göre;

24 Üstün Zekâlılık Düzeyi Zeka Böl. Üstün Zekâlı Çocuklar : Çok Üstün Zekalı Çocuklar : Dahi Çocuklar :140-üzeri Üstün ve özel yetenekli çocuklar 6 alanda veya bunların birinde yâda birkaçının birleşiminden oluşan bir bütünde üstün başarı gösterirler.

25 Bu 6 yetenek alanı;  Genel zihin yeteneği  Özel akademik yetenek  Yaratıcı ve üretici düşünme yeteneği  Liderlik yeteneği  Görsel ve sanatsal işler yapma yeteneği  Psiko-devimsel (motor) yetenek.

26  2- Fiziksel Gelişim Yönünden Özel Eğitime İhtiyaç Duyan Çocuklar  a) İşitme Yetersizliği Olan Çocuklar  Birincil duyular olan görme ve işitme kayıplarının bireyin sosyal yaşama katılımını ve uyumunu bozarak onu yaşam amaçlarından koparacağı gerçektir.  Özsoy(1991) işitme yetersizliğini şöyle tanımlamıştır; işitme duyarlılığının kişinin gelişim, uyum özellikle iletişimdeki görevlerini yeterince yerine getiremeyişinden kaynaklanan durumdur. İşitme yetersizliği, genel olarak işitme sinirlerinde çeşitli nedenlerle meydan gelen bozukluklar sonucu ortaya çıkmaktadır. Buna göre insan kulağının işitme sınırları içerisindeki Hz ve dB olan sesli uyaranları alıp, ona tepkide bulunabilme kastedilmektedir.  Özel eğitim okulları yönetmeliğinde işitme engelliler iki farklı sınıflandırmaya alınmışlardır.

27  Sağırlar:Bütün düzeltmelere rağmen, işitme kaybı 70dB’den daha fazla olan ve eğitim-öğretim etkinliklerinden yaralanamayan çocuklardır.  Ağır İşiten: Bütün düzeltmelere rağmen işitme kaybı 25-70dB arasında olan ve yardımcı araçlarla eğitim-öğretim etkinliklerinden yararlanan çocuklardır.

28  b) Görme Yetersizliği Olan Çocuklar  İşitme yetersizliği olan çocuklardaki gibi, görme yetersizliği olan çocuklarda da aynı anlama gelen birçok terim kullanılmaktadır. Kör, göremeyen, âmâ az gören gibi. Özel eğitim okulları yönetmeliğine göre görme yetersizliğinde 2 ayrı sınıflama yapılmaktadır.  Kör: Bütün düzeltmelere rağmen iki gözle görmesi 1/10’dan aşağı olan, eğitim öğretim etkinliklerinde görme gücünden yararlanamayan çocuklarıdır.  Az gören: Bütün düzeltmelere rağmen iki gözle görmesi 1/10 ile 3/10 arasında olan ve özel birtakım araç ve yöntemler kullanmadan, eğitim öğretim etkinliklerinden yararlanması mümkün olmayan çocuklardır.

29  c) Ortopedik Engelli Çocuklar  Ortopedik engelli çocuklarla ilgili ilk tanım ülkemizde 1962 yılında yapılarak özel eğitime muhtaç çocuklar yönetmeliğinde yer almıştır.1973 yılında alanla ilgili bilim adamlarınca oluşturulan bir komisyon tarafından şöyle tanımlanmıştır; Bütün düzeltmelere rağmen, iskelet, sinir sistemi kas ve eklemlerinden eğitim öğretim etkinliklerinde yararlanamayacak ölçüde sakatlanmış olan çocuklardır. Bu tanıma göre, ortopedik engelli çocuklar  İskelet bozuklukları ve engellerini  Kas bozukluklarını ve zayıflıklarını  Eklem bozukluklarını ve hastalıklarını  Sinir sistemindeki bozukluklar ve yetersizlikleri  Devimsel (motor) bozuklukları ve yetersizlikleri kapsamına almaktadır.

30  Ortopedik engelli çocuklarda, genel olarak birden fazla bozukluk görülmektedir. Örneğin Cerebral palcy (kasıntılı beyin felci),fetüsün doğum sırasında oksijensiz kalması sonucunda beyin hücrelerinin ölmesidir. Bu durumdaki çocukta kas, iskelet, eklem, sinir ve motor bozukluklarının hepsini görmek mümkündür.  Sık sık görülen belirtiler arasında, fiziki ve motor becerilerinde görülen fiziki yetersizlikler dikkati çekmektedir.  Fiziki Belirtiler: Uygun ve normal gelişim gösteren bir fiziksel yapıya sahip değildirler.  Motor Belirtiler: Denge bozuklukları çok yaygındır. Vücut koordinasyonu zayıf, hareketleri kontrol etme yavaş ve yetersizdir.  Ortopedik engellilik durumlarına birçok örnek verebiliriz. Bunlar; cerebral palcy, doğuştan kalça çıkıklığı, çarpık ayak ve bacak, beyin zedelenmesi.

31  d) Konuşma Engelli Çocuklar  Günlük yaşantımızın önemli bir kısmı sözlü iletişime dayanmaktadır. Yapılan çalışmalar, iletişimde konuşmanın etkisinin ortalama% 10 olduğunu göstermektedir. Konuşma, kişinin kendisi ve çevresiyle dengeli ilişki kurma ve sürdürmesine yarayan, geleneksel sesli sembollerin yer aldığı bir iletişim sistemidir. Konuşmada sesli semboller yer alır. Konuşmanın iletişim süreci haline gelmesinde özel bir organ yoktur. Konuşma, diyafram, akciğerler, ses telleri, dil, damak dişler ve dudaklar gibi birçok organın birlikte çalışmasıyla oluşmaktadır.

32  Özel eğitime muhtaç çocukların en kalabalık grubunu, konuşma engelli çocuklar oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu konuyla ilgilenen alanlar oldukça fazladır. Genel tıp, çene cerrahisi, diş hekimliği, ortodonti, kulak burun boğaz uzmanlığı, plastik cerrahi, özel eğitim alanı, psikoloji gibi.  Konuşma engeli; Konuşmanın akışını bozan ve niteliğini etkileyen her türlü normal dışı aksaklık olarak tanımlanabilir. Konuşma engelli çocukların engel durumlarına göre, farklı problemler yaşadıkları görülmektedir;

33  Ses Bozukluğu: Sesin güç, şiddeti incelik ve kalınlığını oluşturan perde, nitelik ve esneklik açısından çevrenin dikkatini çekecek kadar ve sürekli olarak farklılık göstermesi halidir.  Eklemleme(artikülasyon) Bozukluğu: Çocuğun konuşurken sesi düşürmesi veya atlaması, sesi değiştirmesi, sesin bozulması veya olmayan bir sesin eklenmesi sonucu konuşmasında meydana gelen farklılıktır. Çene yapısında ve işleyişindeki bozukluklar dudak yapısındaki bozukluklar, yarık damak, yarık dudak, dişlerin noksanlığı veya düzensiz çıkması gibi durumlar eklemleme bozukluğuna neden olan yaygın etmenler arasındadır.

34  Kekemelik-ritim bozuklukları: Kekemelik genel konuşma engelleri içinde, çocuğun dış görünüşünü ve iletişim becerilerini doğrudan ve olumsuz biçimde etkilediği için her dönem dikkat çeken bir konu olmuştur.  Kekemelik çocuğun tekrar kekeleme korkusu ile konuşma sesi, hece, sözcük veya deyimlerde irkilme, duraklama, uzatma, patlatma, tekrarlama ve bazen de bunlara eşlik eden el, kol, mimik ve yüz ifadeleri ile konuşmanın ritim ve akıcılığında meydana gelen bozukluktur.  Genel olarak 3-5 yaşlarında, konuşmanın netleştiği dönemlerde fark edilmeye başlanır. Özellikle b,d,k,g,p,t gibi damak seslerini çıkarmada görülen söyleyiş bozukluğu daha yaygındır.

35 Gecikmiş Konuşma: Çocuğun takvim yaşı gelişimi ile konuşma gelişimi arasındaki uyumun bozulması sonucu, çocuğun kendi yaşından beklenenden çok geri veya yavaş konuşmasıdır. Gecikmiş konuşma genel olarak çocuğun bebeklik döneminde geçirmesi gereken konuşma dönemlerinden birinde duraklaması halidir. Bu tür çocuklardan, ileri derecede gecikmiş konuşma bozukluğu yaşayanlar okullara gönderilmezler.

36  3- Davranış Bozukluğu Olan Çocuklar  Çocuklar her yeni gelişim dönemini geçirdiklerinde bir önceki dönemi büyük oranda problemsiz atlatmış, yeni dönemde de birçok farklı beceriyi kazanmaya hazır hale gelmişlerdir. Ancak çocuk bu gelişim dönemlerini çeşitli nedenlerle sağlıklı atlatamaz ve bu durum süreklilik kazanırsa davranış bozuklukları genel ifadesi altında, birçok davranış problemleri yaşanabilir. Bunlar; altını ıslatma, parmak emme, saldırganlık, hırçınlık, otoriteye karşı gelme, inatçılık, mala zarar verme, akademik başarısızlık, hiperaktivite, öğrenme bozuklukları şeklinde örneklendirilebilir. Davranış bozukluğunun tanımlanabilmesi için bazı etkenlerin dikkatlice izlenmesi gerekir;

37  Yaşa uygunluk: Çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerinin iyi bilinip, doğru değerlendirilmesi gerekir. Çünkü pek çok uyumsuz davranış o gelişim döneminin gereği olabilir.  Yoğunluk: Davranış bozukluğu sayılabilecek davranışların çocuğun kendisi kadar çevreye de zara vermesi, dikkat edilmesi gereken önemli bir süreçtir  Süreklilik: Çocuğun belli bir davranışı, ısrarlı bir biçimde uzun süre devam ettirmesi de dikkat edilmesi gerekin bir süreçtir.  Davranış bozukluğu gösteren çocuklar, bu davranışları genel olarak; dikkat çekmek, ilgiyi üzerine toplamak, aileye karşı güç kazanma isteği, intikam alma isteği (özellikle şiddet gören çocuklarda gözlenir), yetersizlik hissi(özgüven eksikliği, ekonomik sıkıntılar) nedeniyle göstermektedirler.

38  ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ  Öğrenme güçlükleri, 1960 yılların ortalarına kadar. Henüz net olarak bilinmemekte iken günümüzde üzerinde fazlaca durulan konulardan biri olmuştur. Hatta özellikle kuzey Amerika’da en yaygın özel eğitim kategorisi de olma özelliği de kazanmıştır.  Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda, görsel ve işitsel algılamanın gelişmediği gözlenmektedir. Bu nedenle çocuklar algıların bütünleştirilmesinde ve Psiko motor özellikli ifade etme becerilerinde güçlüklerinde güçlükler yaşanmaktadır.  Zihinsel yetenekleri normal sınırlar içinde olan ancak öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların pek çoğu normal sınıflarda, bir kısmı da özel alt sınıflarda eğitim almaktadır.  Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda bazı ortak özellikler gözlenmektedir

39  Akademik Gerilik: Yaş ve zekâ düzeyine göre bulunması gereken sınıfın düzeyinde bazı derslerden 2 yıl geride olmasıdır.  Gelişim Örüntülerinde Dengesizlik: Gelişimdeki yeterlilik ve yetersizlik durumlarının dengesiz olmasıdır.  Merkezi Sinir Sisteminin Hatalı İşleyişi: Bu çocukların çok azında beynin zedelenmiş olduğuna ilişkin nörolojik bulgulara rastlanmıştır. O nedenle son yıllarda sinir sisteminin hatalı işleyişine bağlı nedenler daha araştırılmaya başlanmıştır.  Çevresel Yoksunluk: Kültürel yoksunluğu olan çocuklarda da öğrenme güçlüğü belirtileri gözlenmektedir.  Zihinsel Yetersizlik ve Davranış Bozuklukları: Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların özellikleri zihinsel yetersizlik ve davranış bozukluğu gösteren çocukların özellikleri ile benzerlik göstermektedir. Fakat bu çocukların zeka bölümleri incelediğinde sınır veya normal zekalı hatta normal üstü zekalı oldukları görülmüştür.

40  O nedenle yaygın olarak kabul gören tanıma göre öğrenme güçlüğü; açık olamayan psikolojik ve nörolojik etmenler sonucu çocuğun akademik programlarda, dilde ve zihinsel süreçlerde normal gelişiminin önemli ölçüde bozulması durumudur.  Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar, okuma bozukluğu, matematik bozukluğu ve yazılı ifade bozukluğu alanlarında problem yaşarlar.

41  Okuma Bozukluğu: Çocuğun eğitim ve zekâsına göre, okuma başarısının beklenenin altında olmasıdır. Bu bozukluk, okumanın gerekir olduğu akademik başarı ve günlük etkinliklerde anlamlı ve önemli sorunlar ortaya çıkarır. Okuma bozukluğu ilköğretim çağı çocuklarının ortalama %4’ünde görüşmektedir.  Günümüzde en sık rastlanan öğrenme bozukluğu olan, okuma bozukluğu 1896 yılında İngiliz doktor W. Pringle Morgan tarafından tanımlanmıştır. Bu günkü bilgilerin ışığında okuma bozukluğunun okuma ile ilgili zihinsel süreçlerde meydana gelen ve normalden sapan bir farklılık olduğu düşünülmektedir. Okuma bozukluğunun en belirgin özelliği harflerin ve kelimelerin karıştırılması ve tersten algılanmasıdır.

42  Matematik Bozukluğu (Discalculi): DSM-IV’e göre matematik bozukluğu olan çocuklarda 4 yetenek grubunda bozukluklar olduğu belirlenmiştir.  Dil yetenekler: Matematik terimleri anlama ve yazılı problemleri matematiksel sembollere çevirme  Algısal yetenek: Sembolleri tanıma, anlama ve sayıları kümeleştirme  Matematik yetenek: 4 işlemin sırasını izleme  Dikkat yeteneği: Rakamları doğru yazma ve işlem sembollerine dikkat etme.

43  Anlaşılacağı gibi, matematik bozukluğu olan çocuklar sembolleri anlama, tanıma, sıralama, gruplandırma gibi matematiksel işlemleri gerçekleştirmede zorluklar yaşarlar. Saati, haftanın günlerini, mevsimleri öğrenmede ve kullanmada güçlük çekerler. Uzunluk-kısalık, büyüklük- küçüklük gibi kavramları günlük hayatta kullanamaz, doğru algılayamazlar.  Yapılan çalışmalar, matematik bozukluğu olan çocukların çoğunlukla diğer öğrenme (güçlüklerini) bozukluklarını veya konuşma özürlerini de taşıdıklarını düşündürmektedir.

44  Yazılı İfade Bozukluğu (Disgraphi): Çocuğun zekâ kapasitesinden ve eğitim düzeyinden, beklenenden daha düşük yazma yeteneği göstermesidir. Yazılı ifade bozukluğu olan çocuklarda kötü yazma, yazım ve işaret hataları yapma ve okunaksız el yazısı görülür.  Öğrenme bozukluklarının sınıfta tespit edilmesine yönelik yapılan çalışmalar genel olarak, öğretmenlerin, psikolojik danışmanların, özel eğitim uzmanlarının, bu tür öğrencileri ayırt etmede büyük zorluklar yaşadığını göstermektedir. Çünkü öğrenme bozukluğu yaşayan çocuklarla, öğrenme bozukluğu yaşamayan ancak okul başarısızlığı gösteren çocukların benzerliklerinin çok fazla olduğu görülmüştür. Araştırmacılar bu bulguları, öğrenme bozukluklarına ilişkin değerlendirme uygulamalarının tekrar tekrar sorgulanması gerektiğine ilişkin bir gösterge olarak değerlendirmişlerdir.

45  4-Süreğen Hastalığı Nedeniyle Özel Eğitime İhtiyaç Duyan Çocuklar  Sürekli bakım ve tedavi gerektiren hastalıklar nedeniyle, eğitim-öğretim etkinliklerinde, özel önlemlere ihtiyaç gösteren çocuklardır. Bu arada ifade edilen süreklilik, belirgin olmayan, belki de bir ömür boyu devam edebilecek bakım ve tedavi süreçlerini içermektedir.  Sürekli hastalığı olan çocuklar genellikle kronik rahatsızlığı nedeniyle eğitim- öğretim etkinliklerine kısmen veya hiç katılmazlar.

46  Özel Eğitime Muhtaç Çocukların Tanılanması (Teşhisi)  Özel eğitime muhtaç çocuklar belirgin ve gözlenen farklılıkları nedeniyle hemen dikkati çekerler. Sosyal çevrede, bu çocuklara çeşitli adlar konulur; kör, sağır, kekeme, topal, geri zekâlı gibi. Fakat öyle çocuklar vardır ki öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda olduğu gibi, bunlar ancak uzmanlarca iyi bir inceleme sonunda tanılanabilirler.  Tüm bu belirsizliklere rağmen, gözlenebilir farklılıklar taşıyan çocukların fark edilmesi, çoğunlukla ailede başlar. Ancak pek çok aile çocuğun yetersizliğini görmezden gelme, önemsememe, kabullenmeme ve ya saklama eğilimi gösterirler. Bu durum erken tanılama ve zamanında yardım olanaklarını yok etmektedir.  Tanılama süreci her kademeden öğrenciler arasında, özel eğitim önlemi alınması gerekecek kadar özürlü olan çocukların tespit edilmesi için yapılacak taramalar sonucu başlar.

47 Taramalar, özel eğitim alanında uzman kişilerce ve ilgili sınıf öğretmenlerinin gözlemleri doğrultusunda gerçekleştirilir. Taramalar sonucunda şüpheli bulunan veya öğretmenin şüphe ettiği öğrenciler üzerinde ayrıntılı incelemeye gidilecek, uygun tanılama yapılır. Tanılamanın amacı, özrün türü, derecesi, niteliği, meydana geliş zamanı gibi özellikleri ortaya çıkarabilmektir. Bu anlamda çocuğun, sağlık bilgileri, aile özgeçmişi, psiko- sosyal durumu gibi bilgilerin alınması gereklidir. Bu tür bilgilerin sistemli bir şekilde toplanarak birleştirilmesi ve doğru değerlendirilmesi çok önemlidir. Doğru bir tanılama yapabilmek ve gerekli önlemleri alabilmek için alanda çalışkan bir çok uzmanın işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır.

48  Tanılama işlemi sonuçlanan çocukların, özel eğitime gereksinim duydukları alanlara göre istihdam edilmeleri ve özel önlemlerin alınması son derece önemlidir. Bu amaçla, özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerin özür durumları, özür dereceleri, aile durumları gibi etmenler göz önüne alınarak, uygun okullara, uygun sınıflara yerleştirilmeleri gerekmektedir. Özür derecesi daha hafif olan öğrencilere de normal sınıflarda, özel programlar yoluyla eğitimlerin verilmesi gerekmektedir.  Çocuğun hangi tür kurum ve ne tür önlemlerden yararlanabileceğine karar verirken temel ilke; Olanakların elverdiği oranda, kendi aile ve yakın çevresinden koparılmadan ve normal çocuklar arasında eğitilmesidir.

49 Rehberliğin Özel Eğitim Hizmetleri İçindeki Yeri Özel eğitim içinde rehberlik hizmetleri, çocuğun tanılanmasından itibaren başlayan, sürekli olarak çocuğu, aileyi ve okulu kapsayan hizmetler olarak görülmelidir. Rehberlik hizmetleri, özel eğitime muhtaç çocukla ilgili bir takım çalışmaları kapsamalıdır. Bunlar; bireyi tanıma, bilgi toplama, yöneltme, yerleştirme, izleme ve değerlendirme çalışmaları ile Psikolojik danışma yardımlarıdır. Bu çalışmalar planlı ve sistemli bir şekilde planlanarak bir sürede yayılmalıdır. Bu sürecin sağlıklı ve düzenli işleyebilmesi için, rehber uzmanların, özel eğitime muhtaç çocuğu ve çevresini iyi tanımaları gerekmektedir. Bu amaçla bireyi tanıma ve bilgi toplama çalışmalarının ayrıntılı olarak yapılması önemlidir. Okul, sınıf ve aile içinde alınacak önlemlerin, uygulanacak yöntemlerin bu bilgiler doğrultusunda oluşacağı unutulmamalıdır. Sınıf öğretmenleri bu anlamda rehber uzmanlara en etkili şekilde kaynaklık eden kişilerdir. Çünkü çoğu zaman aile çocuğun özrüne karşı ilgisiz kalabilir, durumu kabullenmeyebilir veya saklama eğilimi gösterebilir. Bu anlamda aileyi de yönlendirme de öğretmenlerin ve rehber uzmanların işbirlikli çalışmaları kesinlikle önem taşır.

50 Sınıflarda düzenli aralıklarla ve rehber uzmanın yönetiminde tarama ve tanılama çalışmaları yapılmalıdır. Okulun fiziki olanakları bu tür öğrenciler dikkate alınarak düzenlenmelidir. Okuldaki diğer personelin ve öğrencilerin bu konuda duyarlı olmaları üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Yapılan araştırmalar, özürlü çocukların, normal çocuklardan daha olumsuz bir benlik algısına sahip olduklarını ve özrün erken başlamasıyla orantılı olarak, kendilerini daha değersiz ve yetersiz algıladıklarını göstermiştir. Bu anlamda rehber uzmanların yapacakları psikolojik yardım çalışmaları da, özürlü çocukların kendilerine karşı daha olumlu bir tutuma sahip olmalarında etkili olacaktır.

51  Eğitimde Kaynaştırma Çalışmaları  Kaynaştırma: Bireyselleştirilmiş eğitim plan ve program içerisinde uygun görülen özürlü çocuklarla, normal akranlarının belirli sürelerde birlikte eğitilmesidir.  Kaynaştırmanın temel hedefi: Özel okul, özel sınıf gibi ayrıştırmaya yönelik uygulamayı silmek ve bu çocukların sosyal yaşam kalitelerini arttırmaktır. Üstelik özel eğitim hizmetleri aileler açısından bakıldığında zahmetli ve pahalı bir süreçtir. Bu anlamda kaynaştırma çalışmaları, öğretim çevresini ucuz ve ulaşılabilir hale getirmeyi de hedeflemektedir.

52 Kaynaştırmanın başarıya ulaşmasındaki en önemli etmenlerden biri sınıf öğretmeni ve onun tutumlarıdır. Öğretmen tutumları tüm eğitim kademelerinde büyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemden başlayarak yapılan yönlendirmeler özellikle sosyal becerilerin desteklenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu rol özel eğitime muhtaç çocuklarda daha da önem kazanmaktadır. Öğretmenin kaynaştırmaya yönelik olumlu-olumsuz tutumları, özel eğitime muhtaç çocuklarda düşük başarı, düşük sosyal statü beklentisi yaratmakta ve çocuğun uygun olmayan davranışlarını desteklemektedir

53  Özel eğitime muhtaç çocuklar için kaynaştırma eğitiminin başarıyla gerçekleştirilmesi 5 öğeye bağlıdır. Bunlar; Tutumlar, beceriler, kaynaklar, organizasyon ve müfredattır.  Görüldüğü üzere, bu 5 öğenin başarıya ulaşabilmesi, sınıf öğretmeninin bu konularda donanımlı olmasına bağlıdır. Sınıf öğretmeni özel eğitime muhtaç çocuklara karşı olumlu tutumlar sergilemeli, özel program uygulayabilmeli, sınıf ortamını düzenleyebilmeli ve sürekli güncel bilgilerle kendini geliştirebilmelidir.

54  Özel Eğitime Muhtaç Çocuk ve Ailesi  Ailelerin özel eğitime muhtaç çocuklara karşı tavırları, onların eğitim düzeylerinden, kişiliklerinden, içinde yaşadıkları aile ve toplumsal ortamdan etkilenmektedir.  Pek çok ailede büyük bir mutlulukla beklenen çocuğun özürlü olduğunun anlaşılması yoğun bir hayal kırıklığı, kaygı ve endişe oluşturmaktadır. Çünkü ailelerin nasıl çocuklar istediklerine dair beklentileri, özürlü çocuğun özellikleriyle örtüşmemekte, bu durum aile içinde karmaşık bir psikolojik yapıyı da beraberinde getirmektedir. Aile özürlü çocuğun doğumuyla ve özrün anlaşılmasıyla birlikte, öncelikle büyük bir şok yaşamaktadır. Bu şok beraberinde üzüntü, kızgınlık, inkâr etme, suçluluk duyma hatta utanıp sıkılma durumlarını yaratmaktadır. Ailenin özürlü çocuğu kabullenmesine kadar son derece sancılı geçen bu süreç aileyi de çocuğu da derinden yaralamaktadır.

55  Özür’ün (1993) aktardığına göre aileler, bu şoku atlattıktan sonra bir takım değişik tutumlar sergilemektedir.  Fazla Koruyucu Tutum: Özel eğitime muhtaç çocuklar arasında en çok görülen tutum olarak bilinir. Çocuk için ailede kendilerince uygun görülen her türlü güvenlik sağlamaya çalışılır. Aile dışında tehlike, alay edilme, ayıplama vardır. O nedenle özürlü çocuk aile içinde tutulmaya çalışılır. Bu durum çocuğun tamamıyla aileye bağımlı hale gelmesine neden olur.  Ayrıcalıklı Tutum: Çocuk özürlü olduğu için bazı özel haklar tanınır. Dokunulmazlık kazandırılır.

56  Her Şey Özürlü İçin Tutumu: Bazı ailelerde de çocuğun dışında herkes ihmal edilir. Ailenin tüm olanakları özürlü çocuk için kullanılır. Aile normal yaşantısını kaybetmiş bir durumdadır.  Özürlü Çocuğu Reddeden Tutum: Az da olsa görülebilen bir tutumdur. Özürlü çocuk büyük bir yük ve dert olarak görülür. O nedenle çocuk ihmal edilir, temel ihtiyaçları giderilmez.  Özrü Reddeden Tutum: Bazı aileler özrü kabul etmez. Onlara göre çocukları özürlü değildir. Buna kendilerini ve çevrelerini inandırmaya çalışırlar. Bu konuda en çok zorlanan da özürlü çocuktur.  Özürden Yararlanma Tutumu: Özürlü kişi, özür durumunu bir acındırma durumuna dönüştürerek, bu durumdan yararlanmaya çalışır.  Normal Tutum: Özürlü çocuğu olduğu gibi kabul etmektir. Onun özelliklerine ve gereksinimlerine uygun gelişim ortamı hazırlanmaya çalışır.

57 Bunlara ek olarak ailelerin neler yapabilecekleri şöyle sıralanabilir.  Öncelikle anne-babaların çocuğun gelişim süreçlerini ve normalden farklılaşan özelliklerini bir bütün olarak çok iyi gözlemeleri gerekir. Bu kon uda yardım alabilmek amacıyla başta rehberlik ve Araştırma Merkezleri olmak üzere, özel eğitim kurumlarında, rehabilitasyon merkezlerin ve hastanelerin çocuk psikiyatrisi bölümlerine başvurabilirler. Bunlara ulaşma şansları yoksa eğitim kurumlarından ve öğretmenlerden de yardım isteyebilirler.  Aile farklı olan çocuğun durumuna karşı soğukkanlı ve yapısı tavırlar içinde olmalıdır. Pişmanlık, umutsuzluk, kaygı, endişe gibi olumsuz düşünceler yerine “ne yapabiliriz?” sorusuna cevap bulmaya çalışmalıdır.

58  Çocuğun (özürlü veya üstün yetenekli olsun) var olan durumuna göre beklentiler yeniden düzenlenmeli, bu konuda evde ortak tavırlar sergilenmelidir.  Evde çocuğun durumuna uygun fiziksel ve sosyal bir ortam hazırlanmalı ve bu konuda çocuğun da fikirlerinden yararlanılmalıdır.  Aile mutlaka çocuğun öğretmeni ve okul yönetimi ile iletişim ve işbirliği içinde olmalıdır. Bu durumun aileyi okuldan uzaklaştırmasına izin verilmemelidir.  Aile çocuğun durumuna uygun olarak başarı beklentilerini düzenlemeli, onu diğer akranları veya kardeşleriyle kıyaslamamalıdır.  Aile okula devam eden çocuğa evde de yardımcı olmalı, ona uygun çalışma şartları hazırlamalıdır.  Özellikle üstün ve özel yetenekli çocukların ailelerinde abartılı bir gurur gelişebilir. Ancak abartılı gururun, çocuğun daha iyi yetişmesini engellediği unutulmamalıdır.

59 Sonuç olarak bakıldığında, özel eğitime muhtaç çocuklar, farklı özellikleri nedeniyle, gerek öğretmenlerin, gerek ailelerin gerekse toplumun desteğine ihtiyaç duymaktadır. Başta aileler olmak üzere öğretmenlerin, rehber uzmanların ve ilgili diğer birimlerin bu tür çocuklara ve onların ihtiyaçlarına duyarlı olmaları gerekmektedir. Duyarlılık, bu alanda bilgili, bilinçli ve istekli olmakla gerçekleştirilebileceğinden, bu anlamda öğretmenlerin toplumu yönlendirmede lider olacakları unutulmamalı, mesleğe hazırlanırken verilen eğitimlerden başlanarak bu konuda yetiştirilmeleri önem kazanmaktadır. özel eğitime muhtaç çocuklar, farklı özellikleri nedeniyle, gerek öğretmenlerin, gerek ailelerin gerekse toplumun desteğine ihtiyaç duymaktadır. Başta aileler olmak üzere öğretmenlerin, rehber uzmanların ve ilgili diğer birimlerin bu tür çocuklara ve onların ihtiyaçlarına duyarlı olmaları gerekmektedir. Duyarlılık, bu alanda bilgili, bilinçli ve istekli olmakla gerçekleştirilebileceğinden, bu anlamda öğretmenlerin toplumu yönlendirmede lider olacakları unutulmamalı, mesleğe hazırlanırken verilen eğitimlerden başlanarak bu konuda yetiştirilmeleri önem kazanmaktadır.

60 KAYNAKLAR  Bakırcıoğlu, R, Uyum ve Davranış Bozuklukları, Anı Yayıncılık, 2002 Ankara  Bıyıklı, L., Özürlü Çocuk, Toplum ve Aile, AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi Sayı:22 (2) 1989 Ankara  Enç, M., Özel Eğitime Giriş, AÜ Eğitim Fakültesi Yayınları, No:49, 1975 Ankara  Eripek S., Özel Eğitim Konseyi, İzmir 1. Eğitim Kongresi Bildirileri, Buca Eğitim Fakültesi Yayınları, 1991, İzmir  Eripek S., Engelliler ve Eğitimleri, Anadolu Ü. Eğitim Fakültesi Dergisi, c:5 sayı 1-2, 1992 Eskişehir  Maden D., Avcı N., Öğretmen Adaylarının Özürlü Öğrencilerin Kaynaştırılmasına İlişkin Görüşleri, 4. Ulusal Eğitim Bilimleri Kongreleri Bildirileri 4, Anadolu Ü. Eğitim Fakültesi Yayınları 1999, Eskişehir  - Özer Z., Öğrenme Bozukluğu, İstanbul Ü. Çocuk Psikiyatri Bölümü, 2004, İstanbul  Özsoy Y., Özyürek M., Eripek S., “Özel Eğitime Giriş”, Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar, Karatepe yayınları, 1996, Ankara  Yıldız G., Özel Eğitime Giriş, Epsilon Yayınları, 2003  İlköğretim Okulu Orta Düzeyde Öğrenme Yetersizliği (Eğitilebilir) olan çocuklar eğitim programı, 2001, Ankara


"İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları