Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli."— Sunum transkripti:

1 BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli 2014

2 insan, sürekli değişen bir bulut gibidir... hep merak konusu olmuş olan insan, sürekli değişen bir bulut gibidir, psikologlarsa bulutta yüzler gören insanlar gibi. Bir psikolog üst kısımda bir burun ve dudağın hatlarını görür, sonra mucizevi bir şekilde bulutun diğer kısımları da buna göre şekillenir ve ileriye bakan bir süpermenin hatları görünür. Başka bir psikolog ise bulutun alt kısmına odaklanır; bir kulak, bir burun, bir çene görür ve birdenbire bulut geriye doğru bakan bir Epimetheus şeklini alır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 2

3 Dolayısıyla, her algılayan için bulutun her parçasının farklı bir işlevi, adı ve değeri vardır - - bunu belirleyense kişinin başlangıçtaki algısal eğilimidir. Aslında bir ekolün kurucusu olmak için yalnızca başka bir kenarda bir yüz görmek yeterlidir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 3

4 Bölüm 5 OTTO RANK Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 4

5 Bu bağlamda, kendilik duygusuna yönelik sosyal desteklerin çökeceğini öngören Otto Rank (Rank 1932b), psikanaliz tarihinde etkileyici bir figür olarak ortaya çıkmaktadır. Narsisizm sorunu psikanalitik literatüre yön vermeye başlamadan onlarca yıl önce Rank zaten “narsisizm konusundaki” çalışmalarla haşır neşir olmaya başlamıştı Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 5

6 RANK'IN ÇALIŞMALARI Doğum Travması Rank’ın (1924) Doğum Travması çalışması ile ilgili bir tartışmayla başlayacağız, çünkü Rank’ın yaratıcılığının ve Freud’un yakın çevresinden kopmasının tohumlarını atan şey bu oldukça meşhur çalışma olmuştur. Rank bu çalışmada “ruhsal yapının biyolojik temelinin doğum travmasında yattığını” iddia etmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 6

7 Analitik aktarımdaki ayrılık kaygısıyla ilgili bazı gözlemlerden yola çıkarak şöyle bir sonuca varmaktadır: doğumdaki ilk kaygı bütün kaygı ve korkuların kaynağı olup bütün hazların nihai amacı anne karnındaki ilk hazza yeniden ulaşmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 7

8 Ayrıca “insan yaradılışının bütün döngüsünün”, bütün nevrotik ve psikotik belirtilerin, rüyaların, hayallerin, mitlerin, dinin, sanatın, felsefenin, devrimlerin ve savaşların anne karnındaki “kaybolan cenneti” yeniden bulmaya ve/veya doğum travmasını tekrarlamaya yönelik nihai çabalar olduğunu iddia etmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 8

9 Rank doğum travması kavramını kendilik farklılaştırması ve kendilik ifadesi gibi çoğunlukla acı verici iki psikolojik sürecin somut bir biyolojik sembolü olarak göstermiştir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 9

10 Taft’ın 1958 biyografisinde bulduğumuz, Rank’ın gençliğinde yazdığı Daybooks isimli günlüklerden birisinden alınmış bir paragrafta, kendisinin 20 gibi erken bir yaşta kendilik farklılaşmasıyla ilgili yaşadığı zorlukların ve kazanımların sembolik ifadesi olarak doğum imgelemini gayet bilinçli bir şekilde kullandığı öne sürülmektedir: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 10

11 “Eğer dünya benim izdüşümüm ise, doğumum bu izdüşümün bilinçlenmesidir” (s. 41) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 11

12 Will Therapy’de (1926) (İrade Terapisi) Rank, doğum travması kavramının düz anlamıyla anlaşılmaması gerektiğine, daha ziyade anneden ve anne yerine konulan kişilerden “ayrılmanın ve benliğin kendisini bulmasının evrensel bir sembolü” olarak görülmesi gerektiğine laf arasında dikkat çekmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 12

13 Truth and Reality (1931) (Gerçek ve Gerçeklik) isimli kuramsal sentezinde Rank, biyolojik doğum olayından ziyade bireyselliğin doğumuyla çok daha fazla ilgilenmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 13

14 Öznel dünya açısından bakıldığında, Rank’ın yazılarında doğum travması teması, sınırlandırılmış bir kendilik (bounded self) duygusunun, yani birincil ötekinden farklılaşmış bir kendilik duygusunun sağlamlaştırılmasına yönelik gelişimsel sürecin somut biyolojik sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır. Benzer şekilde, anne rahmine duyulan özlem teması da geçmişte kendiliğin ve ötekinin bir olduğu ve henüz farklılaşmadığı durumda yaşanan “kaybolan cenneti” somut olarak sembolize etmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 14

15 Rank Doğum Travması’nda, psikanalitik terapinin amacının, “deneyimli bir ebe yardımıyla doğum travmasını tekrarlamak” ve bu şekilde birincil anne saplantısından kurtulmayı sağlamak olduğunu öne sürmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 15

16 Bunun için terapistin, hastanın “birincil durumu etraflıca yeniden yaşamasına” olanak sağlamasını ve ardından da bir sonraki aşamaya geçerek “ikame edilen nesneden (analistten) kopma” sürecini yaşaması için derinlemesine bir çalışma yapmasını önermektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 16

17 Rank burada, yine biyolojik bir benzetme yoluyla, günümüzde geçmişe dönük kendiliknesnesi aktarımı olarak adlandırılan durumun oluşturulmasını ve sonra da bozulmasını tanımlıyormuş gibi görünmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 17

18 . Rank’ın teknik tavsiyelerinin çoğu şüphe götürür olsa da (örneğin seansı keyfi ya da erken bitirme, seansı sonlandırma süreciyle ilgili terapötik takıntı), hastanın her analiz seansının bitişine gösterdiği tepkiden faydalanması, narsisistik bozuklukların tedavisinde, kendiliknesnesi aktarımının bu şekilde bozulduğu bütün durumlara analitik olarak dikkat etmenin gerekliliğini hatırlatmaktadır (Kohut 1971) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 18

19 Benzer şekilde, Rank’ın hastanın tedavisindeki temel amacı olan “onun gelişim sürecinde ihmal edilen ya da eksik kalan bir yanının telafi edilmesi”, bazı narsisistik bozuklukların tedavi edilmesindeki amacı hatırlatmaktadır – bu amaç sekteye uğramış gelişim sürecinin devam ettirilmesi ve tamamlanması yoluyla hastanın zayıf olan özsaygı kapasitesinin geliştirilmesidir (Kohut 1971) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 19

20 Kahraman Rank’ın, kendilik ve başkalarıyla ilgili eski idealleştirmelerdeki değişkenliklere olan ilgisi ve bu konudaki sezgisel fikirlerine, onun uygulamalı psikanaliz üzerine ilk çalışması olan The Myth of the Birth of the Hero (1909) (Kahramanın Doğumu Miti) isimli eserinde rastlanmaktadır. Rank, kahramanlık mitleri ile çocukluktaki bazı hayaller arasındaki benzerliklere dikkat çekerek, kahramana soylu ebeveynlerinden kalan gizli mirasla ilgili yaygın temayı çocuğun bireysel olarak yaşadığı “aile masalı”nın toplumsal bir versiyonu olarak yorumlamaktadır, ki bu aile masalında gerçek ebeveynler inkar edilmekte, yerlerine daha yüksek konumdaki “soylu şahsiyet”ler konulmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 20

21 Rank bu hayalleri çocuğun gerçek ebeveynleriyle ilgili yaşadığı kaçınılmaz hayal kırıklıklarına bir tepki olarak ve “babanın hala en güçlü ve en büyük adam, annenin ise en tatlı ve en güzel kadın olduğu geçmişteki o mutlu zamanlara duyulan özlemin bir ifadesi” olarak görmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 21

22 Rank’ın anlayışına göre, idealleştirilmiş ebeveynlerin yarattığı travmatik hayal kırıklığı çocuğu büyüklenmeci bir kendilik imgesiyle ilgili hayallere kapılmaya sevk etmektedir: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 22

23 Genellikle bütün aile masalının temeli ihmal edilme duygusuna – yani, ebeveynlerin sözüm ona düşmanlığına – dayanmaktadır. Mitte, bu düşmanlık o kadar ileri seviyelere gitmektedir ki ebeveynler çocuğun doğmasına izin vermek istememektedir. … Bütün bu engellerin üstesinden gelmek, geleceğin kahramanının kendi doğumuyla birlikte aslında en büyük zorlukların üstesinden geldiği, çünkü doğumuna engel olmaya çalışan bütün çabalara başarılı bir şekilde karşı geldiği anlamına da gelmektedir. [Rank 1909, s. 76] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 23

24 Rank ayrıca, ödipal süreçteki büyüklenmeci- narsisistik unsurların da kahramanlık mitinde sembolize edildiğini kabul etmektedir: Dolayısıyla, bu masalın gerçek kahramanı benliktir; çünkü ilk kahramanca davranışını gösterip babaya başkaldırdığı ve kendisinin kahraman olduğu zamana geri dönerek kendisini kahramanda bulmaktadır. [Rank 1909, s. 84] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 24

25 Son olarak, Rank (1909) “çiftlerin” yaratılmasıyla – kendilik ve ötekiyle ilgili imgelerin çoğaltılmasıyla – ilgili ilginç bir açıklama yapmaktadır. Bu süreçlerin hepsi “aile masalındaki yüceltme eğilimine” hizmet etmektedir. “Kahraman, kendisinin ve ebeveynlerinin farklı suretleriyle, toplumda üst basamaklara çıkmaktadır …” (s. 88) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 25

26 Rank bu eski çalışmasında (The Myth of the Birth of the Hero) (Kahramanın Doğumu Miti) daha sonra, narsisistik onarma ve eskiyi yeniden yaratma süreçleriyle ilgili erken filizlenen düşüncelerini aktarmaktadır, ki bu süreçler, idealleştirilmiş ebeveyn imgesi ve büyüklenmeci kendilik gibi geçmişe dönük iki kendiliknesnesi yapısı tarafından ayrıntılarıyla çizilmiş olan yolda karşımıza çıkmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 26

27 Çift Rank birçok açıdan en etkileyici çalışması olan The Double (1914) (Çift) isimli kitabında, “insanın kendisiyle ilişkisindeki sorunlar – ve bu ilişkinin vahim bir şekilde bozulması”, yani narsisizm ile ilgili sorunlar ve narsisistik bozukluklar üzerinde kafa yormaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 27

28 Bu amaçla, “olağanüstü diğer eş” ya da “ikinci kendilik” ile ilgili yaptığı ayrıntılı bir analizi sunmaktadır. analizi, ikinci kendiliğin hem modern Batı edebiyatında hem de eski efsanelerde ve batıl inançlarda ortaya çıkmış örnekleri olan ayna görüntüsü, gölge, portre, ikiz, çift kişilik, hayalet, koruyucu cin, ölümsüz ruh üzerinde yapmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 28

29 Bu analizi sırasında, narsisistik bozuklukların anlaşılmasında çok önemli yeri olan şu konular üzerinde ayrıntılarıyla durmaktadır: narsisistik çatışmaların sevme yeteneğini sekteye uğratması; kendiliğin çözülmesi kaygısının kişinin ayna görüntüsünü kaybetme ve/veya onunla karşılaşma korkusu olarak ortaya çıkması; cinsel sevginin kendilik bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algılanıp bu sevgiden korku duyulması; aşağılanma, kendinden nefret etme ve narsisistik onarım ihtiyacı; dengesiz bir kendilik deneyimi, kişiliksizleşme, hastalık hastalığı ve paranoya arasındaki bağlantılar Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 29

30 The Double’daki (Çift) temel düşüncelerden birisi, hastalıklı ölüm korkusu ile geçmişe ait ya da patolojik narsisizm arasında bir bağlantı olmasıdır. Rank (büyüklenmeci kendilik açısından bakıldığında) ölümün, yani kendiliğin nihai yok oluşunun, en temel narsisistik acı olduğunu açıkça kabul etmektedir (bkz. Stolorow 1974) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 30

31 Rank daha sonra, kendisine göre çift konusunun çeşitli açılardan en derin anlamına ulaşmaktadır: narsisistik birey (çocuk, ilkel, narsisistik olarak dengesiz yetişkin) ölümün kaçınılmazlığının bir inkârı olarak ve kendiliğin yitirilmesine karşı bir güvence olarak kendiliğin bir kopyasını yaratmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 31

32 Dolayısıyla, sonsuza kadar genç kalma isteği ve yaşlanma korkusu “kendiliğin en derin sorunlarından birisi” ile ilgilidir. Rank, narsisistik kişilikler için, “kaçınılmaz kader olan ölümü beklemenin katlanılmaz bir şey” olduğunu ve intihar etmenin onlar için “tahammül edilemez ölüm korkusu”ndan kendi istekleriyle kurtulmanın bir yolu olduğunu belirtmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 32

33 Hem abartılı bir kendilik sevgisinin hem de kendini hayali bir şekilde kopyalamanın, kendilik duygusunu "zarara uğratmakla", "bozmakla", "yok etmekle" ve "çözülmekle" tehdit eden yaralayıcı deneyimlere karşı onarma ve eski duruma tekrar dönme amaçlı tepkiler olduğunu düşünmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 33

34 İrade Rank Will Therapy’de (1926) (İrade Terapisi) ve Truth and Reality’de (1931) (Gerçek ve Gerçeklik), kişilik dinamikleri ve terapi süreciyle ilgili kuramsal kavramlarını "irade psikolojisi" adı altında bir sentez haline getirmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 34

35 Rank’ın asıl metapsikolojik somutlaştırması olan irade konusu, oldukça karmaşık bir kuramsal yapı olup birden fazla ve çoğunlukla birbiriyle çelişkili anlamlara ve kullanım alanlarına sahiptir. Örneğin, Will Therapy’nin (İrade Terapisi) ilk sayfalarında Rank sık sık iradeyi aşağı yukarı sağlıklı bir kendilik farklılaşması ve kişisel özgürlük isteği ile bir tutmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 35

36 Bu kullanımda, nevrotik kişi iradeyi inkâr eden kişi olarak tanımlanmakta, bu inkârın da kendilik farklılaştırmasına yönelik çabaların aşırı kaygı ve suçluluk duygularına yol açmasından kaynaklandığı belirtilmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 36

37 Analitik aktarım durumu hastanın "irade çatışması"nın somut hali olarak görülmektedir. İrade çatışması, kendiliğin sınırlarını çizme (kendi iradesini ortaya koyma) isteği ile idealleştirilmiş olarak görülen terapistin iradesine boyun eğme eğilimi arasındaki çatışmadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 37

38 Böyle bir formülasyon, Rank’ı hastanın "direncini" bir irade göstergesi (kendiliğinin sınırlarını çizme isteği) olarak değerlendirmeye yöneltmektedir. Tedavinin amacının "iradenin rehabilitasyonu" olduğunu öne sürmekte, bunun da aktarımdaki irade çatışması ve ona eşlik eden farklılaşmadan doğan suçluluk duygusu ve ayrılık kaygısı üzerinde çalışarak yapılabileceğini belirtmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 38

39 Bu çalışmanın yapılması, hastanın kendisini ebeveyn imgelerinden kurtarmasına ve kendi farklı ve eşsiz bireyselliğini kabul etmesine olanak sağlamaktadır. Dolayısıyla, hastanın iradesini güçlendirme amacı, "bir birey olarak kendisini ayrı, farklı ve bağımsız bir varlık", "başkalarından farklı ve farklılaşmış, kendine güvenen bir birey" olarak ortaya koyması ve böylece hastanın "kendisini gerçek olarak hissetmesi" anlamına gelmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 39

40 Aynı şekilde, Rank terapistin "hastanın yaratıcı iradesine hizmet etmesi gerektiğini" ve "hastanın benliğini, onun iradesi olarak, analitik sürecin merkezine" koyması gerektiğini, böylece terapistin "yalnızca hastanın faydalandığı" "yardımcı benlik seviyesine düşeceğini" belirttiğinde anlatmaya çalıştığı şey terapistin yalnızca hastanın büyüklenmeci kendiliğinin düşüncelerini (yani iradesini) yansıttığı ve hastanın kendi başına üstlenemeyeceği kişiler üstü bir işlevi yerine getirme rolünü kabul ettiği bir aktarım durumunun oluşturulmasıdır (Kohut 1971) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 40

41 İradenin büyüklenmeci kendilik ile bir tutulduğu, ayrıca Rank’ın nevrozu "kişinin kendi iradesiyle kendiliğine aşırı değer vermesi", öyle ki "yaşlanmayı, hastalığı ya da ölümü kabul etmemesi" olarak tanımlamasından da anlaşılmaktadır. Nevrotik kişi "gerçekten kendisini olduğu gibi kabul edemez" ve buna bağlı olarak "kendi iradesiyle kendisini yeniden tanımlamaya", "kendisini kendi idealindeki eksiksiz imgede yeniden yaratmaya" mecbur kalır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 41

42 [Nevrotik kişi] bu gerçek “zorunluluk” simgesi olan ölümü kendi iradesinin buyruğu altına sokmaya çalışmakta, deyim yerindeyse, hayata kesilen ölüm cezasını kendi çabasıyla kendi üzerine yüklediği yaşam boyu bir cezaya dönüştürmektedir. [s. 127] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 42

43 Truth and Reality’de (Gerçek ve Gerçeklik), iradenin içeriğindeki büyüklenmeci kendilik anlamı daha da güçlü bir şekilde doğrulanmaktadır. Burada Rank, yaratıcı, tümgüçlü ve her şeyi bilen bir Tanrı kavramını bireysel iradenin izdüşümsel bir simgesi olarak yorumlamaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 43

44 İrade, bireyin “yalnızca Tanrı gibi her şeyi bilen kişi değil, Tanrı’nın kendisi olmak isteme cüreti” anlamına gelen “kendini ilahlaştırma eğilimi”ne dönüşmektedir. Rank, günümüzde geçmişe dönük kendiliknesnesi aktarımları olarak adlandırılan unsurları tanımlarken “analitik durumun tedavi edici değerinin, bireyin kendi iradesinden Tanrı’yı yaratması anlamına gelen irade çatışmasına gerçek dışı bir çözüm sağlamasında yattığını” öne sürmektedir (Rank, s. 288) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 44

45 Son olarak, Rank psikolojik-antropolojik çalışması olan Psychology and the Soul’da (1930) (Psikoloji ve Ruh) iradeyi büyüklenmeci bir kişisel yok olmazlık ve ölümsüzlük arayışı ile bir tutmaktadır: “Onun [hastanın] rüyalarındaki, yaşamındaki ve çalışmalarındaki hepsi birer irade görüngüsü olan ölümsüzlük eğilimlerini göz önünde tutmalıyız” (s. 37). Ruha (dolayısıyla ölümsüzlüğe) olan inanç, “bireysel iradenin belki de ölümün ötesinde bile Tanrı olduğunun kanıtını” sunmaktadır. Ölümsüzlük ideolojileri “doğal işleyişin dışında olan ve doğaüstü işleyişin bir parçası olan … iradenin tümgüçlülüğünün” göstergeleridir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 45

46 Dolayısıyla Rank, kendilik farklılaşması süreci ile kendilik farklılaşmasını sağlamaktaki patolojik başarısızlığın bazı göstergelerini (örneğin, geçmişe dönük büyüklenmeci kendilik hayalleri etrafında dönen ve gelişimsel engellere takılmış öznel bir dünya ile) birbirine karıştırmaktadır. Bu karışıklık belki de Rank’ın “irade psikolojisi”nin kabul görmemesi için bir neden olabilir ve Rank’ın narsisistik alanla ilgili kendi zorluklarını yansıtıyor olabilir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 46

47 Narsisistik Aşk Rank, “aşk” ilişkilerinin birçoğunda narsisistik unsurların olduğunu kabul etmekte ve vurgulamaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 47

48 Rank, tipik bir örneğine antik Yunan kültüründe rastlanan eşcinsel erkek aşkını, bireyin idealleştirilmiş ve hayali kendiliğinin canlı örneği olan bir sevgi nesnesine bağlanarak kendini yüceltme ve ölümsüzleştirme arayışında olduğu saf bir narsisistik nesne seçimi olarak görmektedir: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 48

49 Dolayısıyla, aynı zamanda çift temasının başka bir çeşidi de olan eşcinsel erkek aşkı, “ikizlik” ya da “öteki-benlik” türünde bir kendiliknesnesi ilişkisi olarak görülmektedir (Kohut 1971). Bu ilişki, büyüklenmeci, mükemmeliyetçi ve sonsuza kadar genç kalacak bir kendiliğin hayali simgesinin maddeleştirilmesine ve idame ettirilmesine hizmet etmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 49

50 Rank’a göre, ebeveynin çocuğa duyduğu aşk da aynı şeye hizmet etmektedir. Ebeveynin çocuğunda bulduğu ve sevdiği şey, idealize edilmiş kendiliğinin cisimleşmesi ve ölümsüzleşmesidir (Rank 1930) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 50

51 Ebeveyn üreyerek “kendi çocuklarında ölümsüzleşen bir kahraman”a dönüşmektedir (Rank 1941). Aslında, hiç bitmeyen kuşaklar arası çatışma sorununun kısmen, ebeveynin hırslı ve narsisistik bir şekilde ruhsal bir halef ya da çift yaratma iddiaları yüzünden çocuğun kendi bireyselliğinin ve bütünlüğünün kaybolmasını engellemek için gösterdiği umutsuzca mücadeleden kaynaklandığı düşünülmektedir (Rank 1932a) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 51

52 Hatta ödipal aşk bile Rank tarafından özünde büyüklenmeci kendiliğin idame ettirilmesi hizmeti gören narsisistik bir oluşum olarak yorumlanmaktadır. Rank’a göre, erkeğin anne ile ensest ilişki kurma arzusunun temelinde kendiliğin ölümsüzleştirilmesi, kendi kendisinin halefi olma isteği, dolayısıyla kişisel ölümsüzlük arayışı yatmaktadır (Rank 1941) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 52

53 Kendisini tanrılaştırdığı sevgilisine adayarak kendisine bir Tanrı yaratan bireyin böyle gönüllü bir şekilde bağımlı olması ve boyun eğmesi durumunu düşündüğümüzde karşımızda … kendi iradesini bir başkası yoluyla onaylama ve doğrulama hali görmekteyiz. [s. 60] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 53

54 [Sevilen kişi], hayranlık duyulan, çılgınca sevilen ya da büyük bir saygı duyulan bir nesne olarak bireyin kişileştirilmiş kendi benliğini simgelemektedir, tıpkı kendi haricindeki hiçbir şeyde gerçek olmayan Tanrı gibi … Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 54

55 Önceden gerçekdışı olan Tanrı imgesi [sevilen kişide] gerçeğe dönüştürülmektedir, yani bu ilahi kendilik idealinin karşılığı olan gerçek bir kişide temsil edilmektedir … [s ] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 55

56 Dahası, bireyin iradesi (burada büyüklenmeci kendiliğe karşılık gelmektedir) tanrılaştırılmış sevgi nesnesinin onaylanması yoluyla doğrulanmış, gerçekleştirilmiş, idame ettirilmiş ve kanıtlanmıştır. Dolayısıyla, birey sevdiği kişi aracılığıyla kendiliğinin ideal bir şekilde tamamlanmasının peşindedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 56

57 Dolayısıyla açıkça görülmektedir ki Rank bu paragraflarda aşk ilişkisini, sevgi nesnesinin sırasıyla, idealize edilmiş öteki, büyüklenmeci hayali kendiliğin bir kopyası, aynalayan, yansıtan ve onaylayan bir varlık görevi görerek öncelikli olarak kendilik deneyimini düzenleme işlevi gördüğü, geçmişe dönük kendiliknesnesi aktarımı ile ilgili göstergelerin karmaşık bir karışımı olarak görmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 57

58 Rank Be­yond Psychology’de (1941) (Psikolojinin Ötesi), bireyin idealize edilmiş öteki tarafından sevilerek sürekli olarak kendiliğinin değerli olduğunu hissetme peşinde olduğu aşk ilişkisinin özsaygıyı düzenleme işlevinden söz etmektedir: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 58

59 Rank ayrıca özsaygı için idealize edilmiş birisinin sevgisine aşırı bağlı olmanın, ister istemez, Tanrı gibi neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veren bir yargıç yerine konulan ötekini memnun etme ihtiyacına yol açtığını ve bunun da kendiliğin yitirilmesine karşı mücadele etmek için tepkisel olarak sadizme ve bununla birlikte bağımlılık ve mazoşist teslimiyete neden olabileceğini de kabul etmiştir (bkz Stolorow 1975b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 59

60 Bu durum, narsisistik bozuklukların analizinde daha sonra ulaşılan şu gözlemi öngörmektedir: geçmişe dönük bir kendiliknesnesi aktarımı, terapistin de kendi ihtiyaçları ve istekleri olan ayrı bir kişi olarak var olduğunu vurgulayan herhangi bir durumla birlikte ciddi şekilde ve bazen travmatik olarak sekteye uğrayabilir (Kohut 1971) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 60

61 Olgun aşkta ötekinin ayrı bir bireyselliğe sahip olduğu kabul edilmekte ve onun kendine özgü niteliklerine değer verilmektedir; aslında Rank bir noktada, idealleştirme olmadan gerçek aşkın ne kadar mümkün olabileceğini sorgulamaktadır (Rank 1926). Aşkla ilgili kavramsallaştırmalarıyla tutarlı olarak, terapinin amaçlarından birisinin aşk ihtiyacının ahlaki bir ideal oluşturmaya ve kendiliğin kabul edilmesine dönüştürülmesi olduğunu varsaymaktadır (Rank 1926) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 61

62 Cinsel Korku ve Kendiliğin Çözülmesi Rank cinsellik korkusunu çocukluk dönemindeki cinsel çatışmanın bir türevi olarak değil, günümüzde bireyin narsisistik kırılganlık ve kendilik bütünlüğünün sürdürülmesi ihtiyacı olarak adlandırılan şeyin bir ifadesi olarak yorumlamaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 62

63 Aslında, Rank bireyin sonuçta cinsel faaliyette bulunmaktan korktuğunu, çünkü bunun kendiliğin tamamen yitirilmesi (Rank 1926), başka birisi tarafından soğurulması (Rank 1930), kendiliğin çözülmesi (Rank 1941) tehdidi yarattığını, böylece evrensel olarak ölüm hali ile bir tutulduğunu savunmaktadır (Rank 1926, 1930, 1941) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 63

64 Birey kimliğini kuşatma tehdidi taşıyan güçlü bir içgüdüsel dürtünin ifadesi olarak cinsellikten korku duymakta (Rank 1941), bireyselliğin tamamen yitirilmesinden duyduğu korku yüzünden kendisini her şeyi içine çeken cinsel deneyimlerden alıkoymaktadır (Rank 1926). Cinsel faaliyette bulunmanın yarattığı korku, kendilik sınırlarının dağılması ve kendilik duygusunun parçalanması korkusudur; kısacası narsisistik yetersizlik korkusudur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 64

65 Ayrıca, biyolojik olarak doğuştan gelen cinsel dürtünün egemenliğine boyun eğmek tümgüçlü irade için tahammül edilemez bir şeydir (Rank 1931) – bu da geçmişe dönük büyüklenmeci kendiliği tehlikeye sokmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 65

66 Rank’a göre, cinsel çatışma ve cinsel patoloji, birey cinsel içgüdüyü bireysel iradenin hizmetine sokmaya çalışarak kendilik bütünlüğünü korumak için mücadele ettiği zaman ortaya çıkmaktadır (Rank 1931), yani büyüklenmeci kendiliğin (iradenin) harekete geçirilmesi gibi narsisistik onarıcı çabalar cinselleştirildiği zaman (bkz Kohut 1971, Stolorow 1975b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 66

67 Örneğin, Rank mastürbasyonu, cinsel içgüdüyü iradenin kontrolü altına sokmaya yönelik başarılı bir çaba olarak görmektedir. Benzer şekilde, cinsel sapkınlıklar kendilik bütünlüğünün sürdürülmesi işlevi görmektedir, çünkü kişi cinsel isteğin bütününe teslim olmamak için münferit unsurları fazlasıyla ön plana çıkarmaktadır (Rank 1926) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 67

68 Tehdit edilmiş birey, sapkın hareketteki ayrıntılar sayesinde, bütünsel bir cinselliğin aksine, bireyselliğin korunması için gerekli olan “kısmileştirme”yi sağlamaktadır (Rank 1926) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 68

69 Rank’a göre, yalnızca cinsellik değil, aynı zamanda diğer kişiyle herhangi bir şekilde duygusal ilişki kurmak ya da duygusal olarak ona teslim olmak da kendiliğin çözülmesi tehdidini yarattığı için korku uyandırmakta ve sembolik olarak ölümle bir tutulmaktadır. Dolayısıyla, narsisistik içe kapanma ve sadece kendisiyle ilgilenmenin kendiliği idame ettirme ve onarma işleviyle ilgili Rank’ın (1926) içgörüsü ortaya çıkmaktadır: “kendi benliğine bu şekilde odaklanma kendilikten kısmi olarak vazgeçmeye karşı yalnızca bir savunma mekanizmasıymış gibi görünmektedir, adeta benliğin parçalarını bir arada tutan çimento gibi …” (s. 141, italikler eklenmiştir) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 69

70 Duygusal faydanın ve başkalarıyla kurulan ilişkinin, zayıflığı ve iradenin yumuşamasını (kendiliğin çözülmesi) tehdit ettiği ölçüde, narsisistik savunmalar “iradenin sağlamlaştırılması” – ötekindeki kendiliğin kısmi ya da bütün olarak yitirilmesine karşı koruma – yönünde hizmet görmek üzere seferber edilmektedir (Rank 1931) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 70

71 Tam da bu noktada, Rank’ın nevrotik tip olarak adlandırılan kişiyi tanımlayan ifadeleri bir araya getirildiğinde şu anda ağır narsisistik kişilik bozukluğu olarak teşhis edilen durumun gayet başarılı bir resminin ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Rank tarafından yapılan tanımlamaya göre nevrotik, kırılgan kendilik duygusunun tamamen parçalanması ve dağılması tehdidi karşısında neredeyse tamamen onu idame ettirmeye ve onarmaya uğraşan bir bireydir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 71

72 Nevrotiğin benliğin çözülmesinden sürekli olarak korkması ve bunun sonucunda da kendiliğini onarma takıntısı, kendisini duygusal olarak kısıtlamasını ve benliği başkalarıyla duygusal ilişkiye girmekten alıkoymasını zorunlu hale getirmektedir (Rank 1926). Doğal yaşam süreçleriyle olan bağlantısını keserek kendi ruhsal benliğini korumaya çalışmaktadır (Rank 1941) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 72

73 Mevcut kendiliğini ümitsiz bir şekilde büyüklenmeci ve mükemmeliyetçi olarak yeniden yaratmaya çalışarak kendiliğinin tutarlığını sürdürmek için gösterdiği çabalar (Rank 1926) onun sırtına eziyet verici bir öz- bilinç ve öz eleştiri yükü bindirmekte, sürekli olarak tanrısallık ve hiçlik duyguları arasında gidip gelmesine neden olmaktadır (Rank 1931) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 73

74 Nevrotik ister istemez sınırlı benliğinin ve benmerkezciliğinin içinde kalarak, bütün olayları kendisinin farklı alternatifleri olarak görmekte ve dolayısıyla kendisini insanlık âlemine ait bir varlık olarak örgütlemeyi başaramamaktadır (Rank 1926) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 74

75 Aslında Rank “nevroz” ile “narsistik bozukluğu” aynı kefeye koymaktadır. Tıpkı tek taraflı olarak aşkın narsisistik unsurlarını vurgulayıp daha farklılaşmış bağlanmaları yok sayması gibi, büyük bir içgörüyle ama hiç de daha az tek taraflı olmayan bir şekilde narsisistik rahatsızlıkları vurgulayıp kökeni kendilikten ayrı olarak deneyimlenen başkalarıyla ilgili duygusal çatışmalarda yatan psikopatolojiyi yok saymaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 75

76 Will Therapy’de (İrade Terapisi) Rank (1926) başarılı bir terapinin sonuçlarını şöyle tanımlamaktadır: [Hasta] artık dünyayı kendi benliğine uydurmaya çalışmaz. … En iyi kanıt terapi sürecinin son aşamasında görülür. Bu aşamada, şimdiye kadar terapist rolünde olan yardımcı benlik, gerçek benliğe dönüşür; yani, terapistin kaybı artık acı verici bir şekilde benliğin kaybı olarak algılanmayıp gerçekliğin benliğin yaşamına girmesi olarak kabul edilebilir. … [Dolayısıyla] terapist, yardımcı benlik rolünden çıkarak ve bu rolün ötesine geçerek kendi gerçek anlamına bürünür. … [s ] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 76

77 Dolayısıyla, önceden birleşik olan kendiliknesnesi (Kohut 1971) öznel olarak iki farklı kişiye ayrışır: “Birisi nesnel gerçekliğe dönüşmesi gereken terapist, diğeri ise içsel gerçekliğe dönüşmesi gereken hastanın kendi benliğidir…” (Rank 1926, s. 187) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 77

78 Sanatçı Rank’ın yetişkinlik yaşamı boyunca üzerinde çalıştığı sanatçı teması, onun hem ilk yayınlanmış olan (Rank 1907) hem de son yayınlanmış olan (Rank 1932b, 1941) çalışmalarının esas odağı olmuştur. Bu konu, en azından iki açıdan özel bir öneme sahiptir. Birincisi, Rank nevrotik tip olarak tanımlanan kişinin aslında başarısız bir sanatçı olduğunu düşünmektedir (Rank 1932b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 78

79 Aslında Rank’ın görüşüne göre, sanatçı da nevrotik de aynı temel narsisistik çatışmalardan etkilenmektedir. Sanatçı insan bu çatışmalarını uyumlu bir şekilde yönlendirebilmekte ve narsisistik ihtiyaçlarını yaratıcı üretkenlik yoluyla kısmen tatmin edebilmektedir. Nevrotik ise aksine, bunu becerememekte ve bencil olarak görülmektedir. (Narsisistik çatışmaların sanatsal yaratıcılığa katkılarıyla ilgili olarak bkz. Kohut 1971.) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 79

80 Sanatçı konusunun özel bir öneme sahip olmasının ikinci nedeni ise, Rank’ın kendisini açıkça bu sanatçı tiple özdeşleştirmiş olmasıdır. Onun biyografisini yazan Jessie Taft’ın (1958) gözlemlediğine göre: “Kendisinin sanatçı olarak adlandırdığı gruba ait olduğundan hiçbir zaman kuşku duymadı. Ona göre, bu grupta filozoflar, şairler, kahramanlar, müzik dehaları, kısaca bütün büyük yaratıcı kişilikler yer almaktaydı…” (s. 271) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 80

81 Jessie Taft’a göre: “Rank’ın hem sanatçıyla hem de nevrozla ilgili bilgileri ağırlıklı olarak kendi kişiliğine dayanmaktadır…” (s. 275). Dolayısıyla, sanatçı konusu Rank’ın kuramlarıyla ilgili düşüncelerimiz ile bu kuramları şekillendiren öznel deneyimler arasında doğru bir köprü oluşturmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 81

82 Gerçek sanatçı tip, kahramanın ruhsal eşidir (Rank 1941). Yaratıcı-dürtü tümgüçlü iradenin normal mükemmelliğinin, irade ve kendiliğin ölümsüzlüğünün cisimleşmiş hali olup kişiliği ve onun bireyselliğini sanatsal üretim yoluyla kopyalamaya ve ebedileştirmeye çalışmaktadır (Rank 1932b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 82

83 İrade ve onun kendini yüceltme ve kendini ölümsüzleştirme arzusu tarafından yönetilen sanatçı, kendi çalışmaları aracılığıyla ölümü aşma (Rank 1932b) ve tanrısal olma arayışı içindedir (Rank 1932b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 83

84 Bir yandan sanatçının yaratıcı iradesi “hiçbir yardım almadan kendisinden dünyayı ve kendisini yaratma arayışında olan yaratıcı bir dürtü” aracılığıyla “bütün bağımlılıkları kasıtlı olarak inkâr etmenin” peşindeyken (Rank 1932b), öte yandan böyle olağanüstü bir yalıtılmışlık hali sanatçının başkaları tarafından aynalanarak onaylanma – alkış, tanınma ve şöhret – ihtiyacı tarafından sürekli olarak tehdit altındadır (Rank 1932b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 84

85 Genellikle sanatçı, aynalama, yansıtma, onaylama ve narsisistik olarak varlığını sürdürme işlevi görecek bir ilham perisi arzusunu tatmin etmek için kendi sevgi nesnelerine bağımlıdır (Rank 1932b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 85

86 Rank’a göre, her ne kadar yaratıcı tip kendilikle ilgili temel sorunla başa çıkmakta nevrotikten daha başarılı olsa da, sanatçı ile nevrotiğin ortak yanı kendiliğin yok olmasına karşı duyulan aynı abartılı korkudur (Rank 1941). Nevrotikte olduğu gibi sanatçıdaki temel korku da kendiliğin çözülmesi ve yitirilmesi korkusudur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 86

87 Sanatçı, yaşananlara tamamen teslim olmaktan kendisini alıkoyma zorunluluğu hissetmektedir, çünkü gerçekliğin içinde tamamen kaybolmaktan korkmaktadır (Rank 1932b). Sanatçı, geçici deneyimlerin dünyasına kapılmaktan kendisini koruma çabasıyla, onun için fanilik ve çürüme anlamına gelen gerçek yaşamdan kaçmakta ve yaşamak için onun yerine sanatsal yaratıcılığı koymaktadır (Rank 1932b) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 87

88 Yaratıcı üretkenlik, sanatsal çalışmalarda kendiliğin ölümsüzleşmesi hayalini yaratarak kendilik bütünlüğünü sürdürmeye hizmet etmekte, kendiliğin dağılması endişesini ortadan kaldırmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 88

89 Rank hem Art and Artist’te (Sanat ve Sanatçı) hem de Beyond Psychology’de (Psikolojinin Ötesinde) sanatsal kişiliğin kalbinde yatan “temel bir ikilik”ten ya da önemli bir çatışmadan sık sık söz etmektedir. Bu önemli çatışma birbiriyle ilişkili birçok biçimde görülmektedir: kendini ortaya koyma - kendi ihtiyaçlarını görmezden gelme, baskın olma - teslimiyet, ayrılma - birleşme, farklılaşma - özdeşleşme, farklılık - benzerlik, benzeşmezlik - benzeşme, bireyselliğin onaylanması - bütünün içinde eriyip gitme, yaşam (bireyleşme) korkusu - ölüm (geri emilim ve farklılaşmanın ortadan kalkması) korkusu ve benzeri Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 89

90 Rank bütün bu ikilikleri sanatçıda “kendini ölümsüzleştirmenin iki esas biçimi” arasındaki temel ve yaygın çatışmanın ifadeleri olarak kavramsallaştırmaktadır (Rank 1941) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 90

91 Bu iki esas biçimden birisinde, birey doğrudan doğruya kendi bireysel kendiliğini (örneğin kendi yaratıcı eserleriyle) koruma, yüceltme, ebedileştirme çabasındadır. Diğer biçimde ise, kendi ölümsüzlüğünü dolaylı olarak, daha abartılı ve daha üstün bazı güçlerin (kültürel bir kahraman, Tanrı ya da toplumun kendisi gibi) ölümsüzlüğüne edilgen bir şekilde teslim olarak ve katılarak elde etmeye çalışmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 91

92 Kendini ölümsüzleştirmenin bu iki biçimi, Kohut (1971) tarafından tanımlanmış olan ve bireyin büyüklenmeci kendiliğin onaylanması yoluyla ya da idealize edilmiş ve tümgüçlü ötekiyle birleşme yoluyla, tehdit edilmiş ya da parçalanmış kendilik duygusunu onarma, sürdürme ve düzenleme çabasında olabileceği geçmişe dönük iki yolla yakın bir benzerlik göstermektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 92

93 Rank sanatçının sürekli olarak bu iki narsisistik onarma biçimi arasında kaldığını düşündüğü için ve kendisini açıkça sanatçıyla özdeşleştirdiği için, onun kendi yaşamına kendi güçlü büyüklenmeci istekleri ile tümgüçlü ötekiyle birleşmek için duyduğu aynı derecede güçlü özlem arasındaki sürekli mücadelenin hâkim olduğunu öğrenmemiz bizim için şaşırtıcı olmayacaktır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 93

94 Aslında, Rank’ın otuz dört yıllık yazılarının seyri boyunca kuramlarının kaydettiği gelişim, narsisizm konularının aşamalı olarak sentezlendiği, soyutlandığı, kapsamlı bir insan psikolojisi alanı olarak genellendiği (ve bazen de rasyonelleştirildiği) bir süreç olarak görülebilir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 94

95 Bu kuramsal birleştirme süreci onun ortaya koyduğu irade kavramıyla doruk noktasına ulaşmıştır. Bu kavram büyüklenmeci öznel deneyimleri somutlaştırmış, onu insan davranışını yönlendiren esas metapsikolojik ilke konumuna yükseltmiştir. Rank’ın narsisistik görüngülerin gizemiyle ilgili düşüncelerinin çok keskin olduğuna şüphe yoktur. Aynı zamanda, narsisizmin üzerinde fazlasıyla durup, daha fazla farklılaşmış aşk/nefret dolu bağlanmaları neredeyse tamamen yok sayması, insan psikolojisi ile ilgili dar ve tek taraflı bir görüş ile sonuçlanmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 95

96 RANK'IN YAŞAMI Rank’ın yaşantısının aşağıdaki analizi kesinlikle eksiksiz bir psikobiyografi olması niyetiyle yapılmamıştır. Yalnızca, Rank’ın kişiliğine işlemiş olan bir narsisistik bozukluğun varlığını kanıtlamaya ve özellikle kuram oluşturmadaki derin etkisi de dâhil olmak üzere, bu bozukluğun bazı gelişimsel kökenlerini ve kişiliksel sonuçlarını açıklamaya çalışmaktayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 96

97 Rank’ın yaşamı ve kişiliğiyle ilgili diğer konulara değinilmemektedir. Veri kaynağı olarak öncelikle Rank’ın uzun süreli meslektaşı, öğrencisi, arkadaşı ve ilham perisi olan Jessie Taft (1958) tarafından yazılan biyografisinden yararlanmaktayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 97

98 Bu biyografi, Taft’ın Rank’le ilgili kendi kişisel anılarına ek olarak, Rank’ın yaşantısının on sekiz ve yirmi bir yaşları arasındaki yaklaşık iki buçuk yılını kapsayan dört adet günlüğünden ya da Daybooks’tan (Anı Defterleri) alıntıları ve uzun süreli ilişkileri süresince Rank’ın Taft’a gönderdiği çok sayıdaki mektubu içermektedir. Aksi belirtilmedikçe, Rank’ın yaşamıyla ilgili bölümdeki tüm alıntılar Taft’ın biyografisinden (1958) alınmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 98

99 Narsisistik Bozukluğun Kanıtları Rank’ın kişiliğindeki narsisistik bozukluğun klinik kanıtları, duygudurumundaki değişkenliklerin örüntüsünde, yaşamı boyunca büyüklenmeci bir soyutlanmışlığa olan eğiliminde ve insan ilişkilerinin kalitesinde görülebilmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 99

100 Duygudurum bozukluğu Rank’ın özsaygı düzenlemesi ile ilgili oldukça ciddi bir bozukluktan müzdarip olduğu sonucu, tüm yetişkinlik dönemine yayıldığı görülen çoğunlukla sarsıntılı duygudurum değişkenliklerinden kolaylıkla çıkarılabilmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 100

101 Daybooks’a (Anı Defterleri) yazdığı iki yazıda görülebilmektedir: Kendimde neye değer veriyorum?... Hiçbir şeye! Boşu boşuna yaşıyorum. Tam anlamıyla bir hayat yaşayamadığım ve iyi bir şey yaratamadığım için gururum değersiz olarak hepten ve tamamıyla göçüp gitmeye karar veriyor. [s. 7-8] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 101

102 Üstün yeteneğime, bunun sayesinde de ölümsüz olmadıkları halde yaptıkları işlerle yüzyıllardır hala yaşamakta olanların dünyasına ait olduğuma kesin olarak inandığım anlar oluyor. Böyle anlarda, boşu boşuna olduğunu bilmeme karşın tarifsiz bir mutluluk duygusuna kapılıyorum. Eğer yanıldıysam, o kadar korkunç bir biçimde bunun ayırdına varacağım ki, hiçbir zaman bunun üstesinden gelemeyeceğim. [s. 8] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 102

103 Narsisist doluluk ve boşluk, kendini beğenmişlik ve tükenme, hipomani ve depresyon deneyimleri arasındaki gidip gelmeler de yirmi yaşında kayda geçmiştir: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 103

104 Hummalı bir çalışmanın içine daldım, günde sekizle on saat arası çalıştım, çok büyük miktarda malzeme topladım. Bir gün, ansızın, kendimden geçmişçesine, dört perdelik bir oyun yazdım... Sonra yeteneğim doğal bir güçle ortaya çıktı. Tanrı’nın paratoneri gibi bir şey... oldum.... Bu dinlenmediğim, yorulmak bilmediğim dönemleri, çok ciddi görünen ve yeteneklerimden kuşku duymama neden olan eylemsizlik ve tükenmişlik dönemleri izledi.... Şair bir sünger gibidir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 104

105 Duygudurumu ve özgüveniyle ilgili bu uç noktalardaki gidip gelmeler orta yaşlarına kadar devam etmiştir. Kırk yaşında, Freud’un yakın çevresine, aşırı seviyedeki yaratıcılığını tükenmişliğin takip ettiği dönemlerden oluşan manik-depresif değişkenliklerinden söz ettiği bir mektup yazmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 105

106 Kırk dokuz ve elli iki yaşları arasında Taft’a yazdığı bir dizi mektupta, orta yaşlarındaki kaçınılmaz narsisistik yaralar ve düş kırıklıklarının (gittikçe azalan fiziksel ve zihinsel yetiler, sönen düşler, çaresizliğin, bağımlılığın ve ölümün yaklaşan ürkütücü görüntüleri) kendisini ağır depresyona soktuğunu öne sürmektedir. Hastalara, yazmaya, okumaya, başarıya, şöhrete – her şeye karşı ilgisini tamamen yitirdiğini yazmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 106

107 Elli iki yaşında, Taft’a umutsuzca “Son zamanlarda ölü olduğumu... hissettim!... Ölü gibi hissediyorum...” diye yazmıştır (s. 218). Bundan hemen sonra: “Yaban ördeği yaralandığı zaman yere düşmek, toprağa dişlerini geçirmek, ölene kadar da orada kalmak zorundadır... Şu anda ben yere doğru düşüyorum” (s ) diye yazmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 107

108 Ancak elli dört yaşında, ölümünden yaklaşık yedi ay önce, yenilenmiş bir yaratıcı etkinlik patlaması yaşadığında, özgüveni yeniden artmıştır: “Bana göre, kendim her zaman işimden daha büyük oldum.... Hala daha büyüğüm. … Aslında çalışıp ürettiğim yerden her zaman yaklaşık bir mil yükseğe çıkıyor gibi olmuşumdur” (s. 257). Kendisinin “stratosferik denge” durumunda olduğundan söz etmiştir. Sonra da: “Hala stratosferdeyim ve burada kalmayı umuyorum – çünkü burası şimdi soluk alabildiğim tek yer gibi görünüyor” (s. 258) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 108

109 Stratosfere yükselmek, yere çakılıp vurulmuş bir ördek gibi ölmek: açıkça görülmektedir ki Rank nevrotik kişiyi Tanrı gibilik ve hiçlik arasında bocalıyor olarak tanımladığında aslında kendisini tanımlamıştır (Rank 1931) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 109

110 Hastalığımı her zamankinden daha dikkatli gözlemlemeye başladım... Ben kendim, doğduğumdan beri zayıf ve işe yaramaz olmuşumdur ve belki de bedenimin tek bir parçası bile bütünüyle sağlam değildir... Kısa bir zaman sonra hiçbir şüphem kalmadı: Beyin felci başlangıcının ilk belirtisiydi... Böyle bir durumda akıl sağlığımı korumak bile... benim için zor bir hale gelmişti. Ancak birkaç hafta sonra öylesine rahat ve endişesiz bir kayıtsızlığa kapıldım ki, o zamandan sonra küçük insani gereksinimleri alaya almaya başladım. [s ] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 110

111 Sonrasında kendisini Nietzsche’nin yazılarına kaptırdı: Karanlık ve soğuk köşemi memnuniyetle bıraktım ve... adeta Nietzsche’nin ruhundaymışçasına ve bütün bunlar olup biterken beni dış saldırılardan koruyacak olan büyülü, her türlü hava şartlarına karşı dayanıklı, kurşun geçirmez bir derim varmışçasına yıkandım....İleri gitmek değil, yukarıya doğru uçmak zorundaydım. [s. 17] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 111

112 Açıkça görülmektedir ki, babanın sarhoşluk öfkesi onda derin bir narsisistik yara açmıştır, çünkü bu öfke hem babasına karşı yıkıcı bir hayal kırıklığını hem de küçük Rank’ın öfkeli babasının yüzündeki savunmasızlığı ve güçsüzlüğü aynı derecede yıkıcı bir biçimde dramatize etmesini ifade etmektedir. Beyin felciyle simgelenmiş olan narsisistik yetersizliğin eşiğinde olan Rank, parçalanmış bir beden-kendiliği kaygısına (hastalık hastalığı) kapılmıştır. Görünüşe bakılırsa, sonrasında tümgüçlü Nietzsche’yle kendini özdeşleştirerek onarıcı bir şekilde büyüklenmeci kayıtsızlığa ve yenilmezliğe sığınması sayesinde daha da büyük bir yetersizlik duygusunu savuşturmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 112

113 Birçok kez düşüncelerimi sanki başkasının düşünceleriymiş gibi okudum: hiç de ben yazmışım gibi görünmüyorlar, bunları yazan adamla tanışmayı isterdim. Yazarken başka bir durumda olduğum için olabilir mi? Bu daha üstün bir durum mu? Kendi içimde sabit bir biçimde büyüyen değil, sıçramalar ve engellemelerle dolu bir gelişim görüyorum. [s. 21] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 113

114 Bu yazıda üstü kapalı olarak anlatılan şey benlik yitimine ilişkin deneyimler ve kendilik deneyimindeki dikkat çekici bir bütünlük ve tutarlılık yoksunluğudur, yani: kendiliğin sürekliliği ve kişisel kimlik duygusundaki ciddi bozukluklardır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 114

115 Rank, hayatını kazanma gerekçesiyle bir makine atölyesinde vasıfsız bir iş yapmaya mecbur kalmıştı ve bu küçük düşürücü bir durumdu. Bu deneyimin aşırı derecede küçük düşürücü nitelikte olması, bu dönemde hayatının önemsizliği, boşluğu ve hedefsizliği onu derin bir umutsuzluğa sürüklemiştir; öyle ki kendisi intiharın eşiğine gelmiştir. Görünen o ki, parçalanmakta olan kendilik duygusunu, büyüklenmeci hayallere ve hummalı zihinsel faaliyetlere derinlemesine dalarak onarma girişiminde bulunmuştur: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 115

116 Bu kez de kendisini tepkisel büyüklenmeciliğe ve düşüncelerinin hipomanik şekilde uçuşmasına kaptırmış hissettiği için parçalanma ve kendiliğin çözülmesi tehdidi yaşamaktaydı. İlginç bir biçimde, hayali olarak idealize edildiği belli olan bir iyilikseverden yardım ve destek isteyen bir mektup yazarak Rank kendisini yeniden toparlayabildi, ki bu durum Freud’la bir yıl sonra yapacağı buluşmanın kehanetimsi bir habercisi gibiydi Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 116

117 Daha ötesi, Rank’ın yaşamı boyunca yaşadığı birçok olayda, aynı dahi tiplemesine benzer biçimde, kendiliğin çözülmesi tehdidi oluşturan “ruhsal kargaşaya karşı düzen, anlam ve kontrol” (Rank 1932b) getirmek için yaratıcı zekâsına ve kavramsallaştırma yeteneğine başvurduğunu tıpkı Taft gibi düşünmekteyiz Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 117

118 Görkemli yalıtılmışlık. “Görkemli yalıtılmışlık” ifadesi, çoğunlukla aynı anda meydana gelen ve birbiriyle bağlantılı olan üç kişiliksel eğilimi kapsamaktadır: başkalarının değerini düşürürken büyüklenmeci bir biçimde kendini şişirme; yoğun bir kendilik kaygısının yanı sıra aleni ilişkilerden yalıtılma ve uzaklaşma; başkalarına karşı sevgi/nefret bağlılığının eksikliği, yetersizliği, sığlığı. Bu üç eğilimin hepsiyle ilgili kanıtlar Rank’ın kişiliğinde görülebilmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 118

119 on sekiz yaşında yazdığı ilk anı defterine kendi düşünsel amaçlarıyla ilgili bir ifadeyle başlamaktadır: Psikoloji alanında ilerlemek istiyorum. Bundan anladığım... yalnızca birkaç kişinin ulaşmaya çalışmış olduğu... insanlıkla ilgili kapsamlı bilgidir... [s. 4] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 119

120 Rank yirmi bir yaşına girmeden kısa süre önce, açıkça kendinden söz ederken şöyle yazmıştır: “Her büyük düşünür kendisinin evrimin doruk noktasında olduğunu savunur. Bu inanç, bencilliğin en soylu biçimidir” (s. 49) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 120

121 Yirmi bir yaşında Rank kendisinin her şeyi bildiğine ilişkin hayali düşünceye olan inancını ve bunun yarattığı ikilemin kendisini umutsuzluğa düşürdüğünü ifade etmektedir. Şimdi her şeyi açıkça görüyorum: Dünya süreci artık bir bilmece değil. Bütün kültürü açıklayabilirim, evet, her şeyi açıklayabilirim. Yaşantımın geri kalanında artık ne yapabilirim ki? [s. 52] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 121

122 Bu büyüklenmeci kendini şişirmeyle birlikte, aptal, duygusal olarak aç ve zayıf olarak nitelediği insanlara ve başkalarına karşı aşağılama ve küçümseme de görülmekteydi. On dokuz yaşında: Eğer bir şey beni kendimi öldürmeye yöneltecek olsa, bu insanlığın aptallığı ve bayağılığı olurdu.... Tanıdıklarım arasında en aptal olanı bana en çok faydası olanıydı. Anlamak istediğim her şeyde, daima sanki konuyu ona açıklamak zorundaymışım gibi düşünürdüm. [s. 20] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 122

123 Yirmi yaşında: Şu ana kadar her konuda benden daha mükemmel olduğunu düşünebileceğim hiçbir yaşayan insan tanımadım.... Tanıdığım insanlar çoğunlukla o kadar kapalı, küçük, dar ve dertlilerdi ki, onlardan uzaklaşmak beni mutlu etti.... Onların boş hallerine baktıkça, kendi kıymetimi git gide daha iyi anlıyorum. [s ] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 123

124 On dokuz yaşında, hayvanlarda kendisinin ürkmüş, üzgün, savunmasız halinin imgelerini bulabildiği için, anı defterlerinden birisine “çoğu insan için sempati duymuyorum, yalnızca hayvanlara karşı duyuyorum...” (s. 22) diye yazmıştır. Ancak insanlar hakkında ise: İnsanlarla tüm ilişkilerden, hatta her türlü fiziksel iletişimden bile iğreniyorum. Elimi herhangi birine uzatmak için çaba göstermem gerekiyor ve eğer bunu yapmak zorundaysam önce elime eldiven giyiyorum. Hiç kimseyi öpemedim.... Yazılarımı herhangi biriyle paylaşmaya elim varmadı. [s ] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 124

125 Rank’ın daha önce analiz ettiği Anais Nin (1966) kendi günlüğünde, Rank’ın kendisini New York’ta ona katılıp onun ilham perisi ve öğrencisi rolünü üstlenmeye, böylece hayatını canlandırmaya ikna etmeye çalıştığını ileri sürmektedir. Aslında, Rank’ın onunla yürüttüğü analiz sürecine ilişkin Anais Nin’in açıklamalarının doğruluğuna ikna olunabildiği sürece ve özellikle de terapi saatlerinde Rank’ın kendi kuramsal ve felsefi fikirlerinden uzun uzun söz etmesiyle ilgili anlattıklarına inanıldığı takdirde, Rank’ın hastalarına aynalayan ve yansıtan varlıklar olarak ne ölçüde bel bağlamış olabileceği merak edilebilir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 125

126 Açıkça görülmektedir ki, Rank Beyond Psychology’de (1941) (Psikolojinin Ötesinde) “benliğin ‘Kendisi’ olabilmek için ‘Sen’e gereksinim duyduğu” “trajik” durumdan söz ederken, dolaylı olarak kendiliknesnesi ilişkilerine olan kendi gereksinimine gönderme yapmaktaydı Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 126

127 Çocukluk Travmaları Rank’ın kişiliğindeki narsisistik bozukluğa yönelik klinik bulguların bir kısmını belgeledikten sonra, şimdi de bu bozukluğu yaratan, çocukluktan gelen nedenleri inceleyeceğiz. Rank, on dokuz yaşında anı defterinde yazdığı kısa otobiyografisinde, hem farklı olma duygusu hem de yoğun narsisistik travmanın kökenlerine yönelik düşüncelerini anlatmaya başlamaktadır: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 127

128 Zayıf ama görünüşte sağlıklı bir anne-babanın üçüncü çocuğu olarak normal bir biçimde... doğdum. İlk yıkanmadan diş çıkarmaya kadar geçen sürede olağan gelişimimi sürdürdüm... ta ki tehlikeli yolumdaki ilk kilometre taşında yıkılana kadar. Eklem romatizmam vardı. Kimse bunun yaşantım üzerindeki etkisini gözardı edemez... [s.10] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 128

129 Çocukluğunun erken döneminde ailesi hakkında: Sessiz bir içici olan babamın, içkisini içtikten sonra da sessiz durduğu söylenemezdi. Beni ve erkek kardeşimi pek önemsemezdi (kız kardeşim henüz birkaç aylıkken ölmüştü). Annem ise en azından yaşıyor olduğumuz, yani yiyecek ve doğru düzgün giyecek bir şeylerimiz olabildiği için mutluluk duyardı. Bu şekilde büyüdüm, kendi halime bırakılarak, eğitimsiz, arkadaşsız, kitapsız.... Sığınabileceğim bir dinim bile olmadı. [s.10] Bir bakıma doğuştan raşitik de olduğum için, daha dikkatli bir şekilde yaşamam için kimse tarafından korunmadım, serbest zamanlarımda gözetlenmedim, eklem romatizmasından çok erken usandım. [s. 11] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 129

130 Taft’a göre, Rank ağabeyine karşı hayranlık ve saygı duymaktaydı. Ancak Rank’ın çocukluğunun erken yıllarında ağabeyinin “doğal olarak benimle olduğundan daha mutlu vakit geçirdiği kendi arkadaşları vardı”. Çalışan sınıftan olan anne-babası onun duygusal gereksinimlerini ve özel yeteneklerini anlamayı, takdir etmeyi, onaylamayı ve yönlendirmeyi beceremediklerinden, Rank’ın düş kırıklığı devam ederek gizlilik sürecine girmiştir. Kişiliği ve dehası başlangıçta yalnızlık içindeki duygusal bir boşlukta, destekten yoksun olarak gelişmek zorunda kalmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 130

131 Zayıf ve ihmalkâr bir anne-babadan doğmuş olmak; küçük yaşında eklem romatizması ve raşitizmin zayıflatıcı koşullarıyla sarsılmış olmak; alkolik ve zaman zaman şiddet gösteren, oğluna karşı tamamen kayıtsız ve ilgisiz bir baba; oğlunun yalnızca fiziksel gereksinimleriyle ilgilenme eğiliminde olan, onun yönlendirilme ve duygusal destek gereksinimlerini göz önüne almayan sıradan bir anne: açıkça, Rank çocukluk yıllarında hem büyüklenmeci kendilik hem de idealleştirilmiş ebeveyn imgesi konularında ciddi bir yoksunluk, yıkıcı ve tekrarlayan narsisistik travmalar yaşamıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 131

132 Sonuç olarak düş kırıklıkları ve öfkelerinden kaçmak için hayallerine ve kitaplarına sığınmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 132

133 Yine şaşırtıcı olmayan bir biçimde, genç bir çocuk olan Rank, ciddi narsisistik bozukluğun klinik belirtilerini göstermeye başlamıştır. Örneğin, ilk zamanlarda kendilik duygusunun kırılganlığının ve gözünde büyüyen bir narsisistik yetersizlik tehdidinin belirtisi olarak güçlü ve endişe verici bir ölüm korkusuna kapılmıştı (bkz. Stolorow 1974): “Ölüm … benim için her şeyin üstündeki bir soruna dönüştü.... Geceler boyunca uyuyamadım, korku içinde ve birbirine vuran dişlerle yalnızca ölümü düşündüm” (s.11) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 133

134 Onarıcı Eğilimler Genç Rank ciddi biçimde zarar görmüş kendilik duygusunu nasıl yenileyip, ileri boyuttaki ve değiştirilemez narsisistik yetersizlik tehlikesini nasıl savuşturdu? Rank’ın büyüklenmeci yalıtılmışlığı ve ilişkileriyle ilgili olarak önceki bölümlerde ileri sürülmüş olduğu gibi, onun narsisistik onarım çabaları geçmişe ait iki yapı tarafından çizilen yolu izlemiş gibi görünmektedir. Bu iki yapı, onun gelişim sürecinin, narsisistik travması tarafından sekteye uğratılmasına neden olan idealleştirilmiş ebeveyn imgesi ve büyüklenmeci kendiliktir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 134

135 Rank belli bir erkek kimliği duygusu kazandığı ödipal döneminin sonrasında, kendisiyle özdeşleştirebileceği idealize edilmiş bir erkek figürü bulmak için (babasının tümüyle, ağabeyinin de kısmen ulaşılamaz olması nedeniyle) aile dışındaki bazı “büyük adam”lara yönelmiştir. Bu “beyefendiler”den birisi, Rank yedi yaşındayken onun ”sonraki sıkıntılarının temelini oluşturacak şekilde” “erotik deneyime giriş”ini sağlayınca tümgüçlü bir başkası aracılığıyla narsisistik onarım sağlamaya yönelik bu çabalar felaketle son bulmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 135

136 Bu cinsel saldırı öyle görünüyor ki daha önceden idealize edilmiş olan ötekiler tarafından yaratılan düş kırıklıklarını taçlandıran bir tekrar olmuştur. O olaydan sonra, Freud’la tanışmasına kadar geçen on dört yıl boyunca, Rank gerçek hayattan idealize edilmiş bir figür bulma çabalarını rafa kaldırmıştır. Bunun yerine büyüklenmeci kendiliğinin içine çekilmiş (görkemli yalıtılmışlığın, kendini soyutlamanın ve büyüklenmeci hayallarin içine çekilme), aynı zamanda basılı sayfaların tehlikesiz alanındaki tümgüçlü diğerlerinin (Schopenhauer, Nietzsche, vb.) izini sürmüştür Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 136

137 Taft’ın açıkça vurguladığı gibi, Rank Adler tarafından Freud’la tanıştırıldığında, Freud onun sanatçı kişilikle ilgili önceki çalışmalarından o kadar etkilenmiştir ki, onu psikanalitiz grubuna davet etmiştir. Yirmi bir yaşında olan Rank, daha genç yaşlarında mahrum kaldığı ve ulaşmak için can attığı idealleştirilmiş ebeveyn imgesiyle birleşme fırsatını nihayet bulmuştur. Tümgüçlü ve herşeyi bilen Freud ile erken bir yaşında ve sanki cennetteymişçesine bir araya gelişi ve onun yakın çevresine dâhil oluşu Rank’ın kendi kendini yalıtma ve sadece kendisiyle ilgilenme kalıplarından çıkmasına neden olmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 137

138 Taft (1958) “hayatının en derin ilişkisi, başka hiçbir zaman almayacağı büyüklükte bir risk alarak, kendisini tamamıyla teslim ettiği ve onun ilk benlik ideali olan Freud’la olmuştu” şeklinde bir gözlem yapmıştır (s. 278). Ancak yaklaşık on sekiz yıl sonra, Freud Rank’ın Doğum Travması kitabına kuşkulu yaklaşınca, uzun süren bu idealleştirme düşü sekteye uğramıştı Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 138

139 Freud’a yazdığı bir mektupta Rank, Freud’un kendi çalışmasını “yanlış anlamasından” dolayı duyduğu derin düş kırıklığını ve incinmeyi kızgın biçimde dile getirmektedir. İdealize ettiği Freud’un yarattığı bir başka incitici hayal kırıklığı ise, her ne kadar Rank’ın çalışmalarını eleştirmiş olsa da, aslında çalışmalarının yalnızca yarısını okuduğunu itiraf etmesiyle ortaya çıkmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 139

140 Rank’ın ikircikli bir biçimde Freud’la olan kendiliknesnesi bağını koparma çabasının sinyalini veren şeyin Doğum Travması olması, kişilik kuramının öznelliğine yönelik ironik bir örnektir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 140

141 Genel kanının aksine, ilişkinin sonu Freud’un Rank’ı dışlaması sonucunda gelmemiştir. Freud ile Rank arasında bu zor dönem süresinde gidip-gelen mektuplar dikkatli okunduğunda (Taft’tan (1958) alıntı yapılmıştır) ayrılmanın, öncelikle idealize ettiği Freud’un “kusurları” olarak gördüğü şeylere karşı tepki olarak ortaya çıkan çok derin düş kırıklığının ve buna eşlik eden narsisistik öfkenin sonucu olduğu görülmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 141

142 Rank’ın Kuramlarının Öznelliği Kişilik kuramlarının tümünün, bir birey olan kuramcıyı kişisel olarak etkilemiş olan insan deneyimi ve davranışı ile ilgili sorunlardan ve boyutlardan oluşan bir alanı yansıtan fikirler sistemi olduğunu savunmuş bulunmaktayız (krş. Atwood ve Tomkins 1976). Bu alan, kuramcının yaşamındaki kişilik oluşumunda rol oynayan deneyimler, özellikle de kendisi için en sıkıntılı ve sorunlu olan deneyimler tarafından yapılandırılmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 142

143 İlk olarak, olmazsa olmaz ya da temel insancıl gereksinimler konusundaki kuramsal görüşü, kendisinin ciddi bir biçimde duyduğu gereksinimleri yansıtma eğilimindedir. İkinci olarak, insan yaşamındaki en önemli engel ya da ikilemle ilgili yaptığı tanımlama, kendisinin dünyaya uyum sağlama yeteneğini en derinden zorlamış olan konuları yansıtacaktır. Üçüncüsü ise, ideal insanlık haliyle ilgili görüşü, kendisinin en önemli sorunlarına ve çatışmalarına bulduğu çözümü temsil edecektir. Kısacası, metapsikolojisinin yapısı, öznel dünyasının yapısının bir kopyası olacaktır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 143

144 Rank’ın kuramlarına göre, temel ya da olmazsa olmaz insani ihtiyaçlar narsisisttir; kendi yaşamı boyunca en şiddetli biçimde hissettiği şey de işte bu narsisist ihtiyaçlar olmuştur. Kuramsal yazılarında Rank, narsisistik onarımın iki karşıt biçimi arasında temel bir ikilik olduğunu varsaymaktadır: idealleştirilmiş ötekiyle birleşme yoluyla onarım ve büyüklenmeci kendiliğin onaylanmas yoluyla onarım. Onun kişisel gelişimini esas olarak düzenleyen ilke de işte bu temel çatışma olmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 144

145 Rank yazılarında, insan varoluşundaki öncelikli engel veya çelişkinin kendiliğin çözülmesi korkusu olduğunu ve bu korkunun somut olarak ölüm korkusuyla sembolize edildiğini varsaymaktadır; açıkça görülmektedir ki kendi yaşamında da korunmaya mecbur kaldığı en büyük tehlike, kendilik duygusunun bölünmesi ve parçalanmasıdır, ki bu korku hayatı boyunca mücadele ettiği ölüm kaygısıyla güçlü bir biçimde sembolize edilmiştir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 145

146 Narsisistik bozukluğun yaratıcı dehanın oluşumuna nasıl bir katkıda bulunduğu sorusunu (krş. Kohut 1971) yorumlamadan Rank’la ilgili çalışmamızı bitiremeyiz, ki Rank’ın yaratıcı bir deha olduğuna hiç şüphe yoktur. Açıkça görülmektedir ki, Rank’ın başarısını daha az dikkat çeken diğer narsisistik kişiliklerin başarılarından ayıran şey, onun doğuştan gelen zengin düşünsel yeteneğinin, kendi büyüklenmeci kendiliğinin standartlarını belli bir dereceye kadar karşılayabilecek nitelikte olmasıdır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 146

147 ÖZET VE SONUÇLAR Rank’ın psikolojik yazılarına nüfuz etmiş olan çeşitli narsisizm temalarını belgeleyerek, onun kişilik, nevroz ve terapi ile ilgili kuramlarında, aslında bizlere narsisizmin dönüşümü, patolojisi ve tedavisi hakkındaki kuramlarını sunduğunu gösterme şansımız olmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 147

148 Bununla birlikte, insan davranışının diğer nedenlerini dışlayarak, yalnızca narsisistik olgulara odaklanmasının, kendi öznel dünyasının ve kişilik oluşumunda rol oynayan yaşam deneyimlerinin bir ürünü olduğunu ortaya çıkarmış bulunmaktayız. Sistemli bir psikobiyografik analiz yoluyla bir kuramcının insan kişiliğini anlamaya yönelik eşsiz katkılarının ve aynı zamanda kendisinin metapsikolojik bakış açısının kapsayıcılığını ve yaygınca uygulanabilirliğini kısıtlayan öznel etkilerin altını çizmenin mümkün olduğunu bir kez daha görmüş bulunmaktayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 148

149 Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 149

150 Teşekkür ederim… Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 150


"BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları