Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SOSYAL SİGORTA RİSKLERİ VE SAĞLANAN GÜVENCELER. SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL RİSK KAVRAMLARININ ORTAYA ÇIKIŞI VE TANIMLARI İnsanoğlu var olduğundan beri.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SOSYAL SİGORTA RİSKLERİ VE SAĞLANAN GÜVENCELER. SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL RİSK KAVRAMLARININ ORTAYA ÇIKIŞI VE TANIMLARI İnsanoğlu var olduğundan beri."— Sunum transkripti:

1 SOSYAL SİGORTA RİSKLERİ VE SAĞLANAN GÜVENCELER

2 SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL RİSK KAVRAMLARININ ORTAYA ÇIKIŞI VE TANIMLARI İnsanoğlu var olduğundan beri karşılaşabileceği hastalık, kaza, yaşlılık gibi risklere karşı kendini korumak ve güvence altına almak ihtiyacı hissetmiştir.19. yüzyılda sanayileşmenin artması ve endüstrinin gelişmesi ile çalışanların karşı karşıya bulunduğu mesleki, fizyolojik ve sosyo-ekonomik nitelikteki risklerin,çeşitleri, niteliği ve şiddeti de artmıştır.Bu risklere karşı korunmak için ve risk gerçekleştiğinde zararlarının giderilebilmesi için önlem alma zarureti doğmuştur.Bu önlemler başlangıçta bireysel ve toplumsal olarak alınmaya çalışılmış, fakat organize olmuş bir yapıdan uzak bu faaliyetlerin yetersiz olduğu görülmüştür.

3 Sosyal güvenlik ihtiyacı olarak adlandırdığımız koruma insanlık var olduğundan beri bir ihtiyaç olmasına rağmen sosyal güvenlik sistemi dediğimiz sisteminin ortaya çıkışı tarihsel bir süreçte gerçekleşmiştir. Sosyal güvenlik alanında yapılan düzenlemeleri tarihsel süreçte incelediğimizde 19. yüzyıl sonlarında öncelikle İş kazası ve meslek hastalığı alanında yasal düzenlemeler yapıldığı görülmektedir.Örnek olarak 1854 tarihinde Prusya’ da maden, maden işleme ve tuzla işçilerinin madenci yardım sandıklarında toplanmalarına ilişkin bir kanun çıkartılmıştır. Ancak sosyal güvenlik sisteminin tarihçesinde mutlaka değinmemiz gereken temel Bismarck Sistemidir.Alman sosyal güvenlik sistemi tarihleri arasında yürürlüğe konulan yasalarla oluşturulmuştur.Bismarck bir devlet sigortası kurulması fikrinden hareketle bir sistem inşa etmiştir. Bu hareketin temelinde devletin işçilerin refahını sağlayan bir kurum olduğu düşüncesi yatmaktadır. Bismarck tarafından kurulmaya çalışılan sisteme göre işveren primlerinin yanında devletin de sigortanın finansmanına katılması gerekmektedir.

4 Bu anlamda hazırlanmış olan bir "iş kazaları sigortası" tasarısı 'de Meclis'e sunuldu. Meclis'te zorunlu sigorta kabul olunmakla birlikte, finansmana Devlet katkısı reddolundu. Öte yandan Meclis, bir İmparatorluk sigorta kurumu yerine eyalet kurumlarının kurulması ve işçilerce de işverenler yanında prim ödenmesini istiyordu. Fakat hükümet bu değişiklikleri kabul etmedi; tasarı, Meclis'in seçim döneminin sona ermesi ile kadük oldu. Bismarck konuyu yeni seçilen Meclis'te sürdürmeye kararlıydı. Bismarck'ın bu girişiminin desteklenmesi amacıyla Meclis'in Beşinci Seçim Döneminin ilk oturumunun açılışında, tarihinde, bir İmparatorluk açış konuşması yapıldı. Sosyal sigortanın bir tür “Magna Carta” sını oluşturan bu belgede sosyal sigortaların kuruluş ve gelişiminin temel ilkelerine yer verilmiştir. Sosyal sorunların çözüm yollarının yalnız Sosyal Demokratların zorbalık ve taşkınlıklarının bastırılmasında değil, aynı zamanda işçi refahının artırılmasında aranacağı ve sosyal sigortalar sayesinde vatana iç güvenlik ve huzuru için yeni ve sürekli güvenceler sağlanacağı belirtilmişti tarihli konuşmada iş kazaları sigortası yanında,hastalık sigortasına yer verilmiş; yaşlılık ve malullük durumuna karşı da daha yüksek düzeyde devlet yadımlarının yapılacağı belirtilmişti.Sigortanın yönetiminin ise karşılıklılık ve kendi kendini yönetim ilkesine dayalı olarak kooperatif birliklerce yürütülmesinin gerektiği ifade olunmuştu. İş kazaları sigortası için daha önce kadük olmuş olan tasarının, Meclis'te yapılan görüşmelerin ışığı altında yeniden gözden geçirilmesi ile yeni bir tasarı hazırlanmıştır. Bunun dışında hastalık riskine karşı mevcut güvenlik sistemi de yeterli olmaktan uzaktı; mevcut hastalık sandıkları da düzensizlik ve karışıklık içindeydi. Bu nedenle Hükümet ikinci işkazaları sigortası tasarısıyla birlikte tarihinde bir hastalık sigortası tasarısını da Meclis~e sunma yoluna gitti.Sosyal reformun zorunluluğu,nihayet İmparatorun tarihli Meclis konuşmasında bir kez daha dile getirilerek; Meclis'ten acil tedbirler istenildi. Hastalık sigortasının belki de daha az tartışılır bir konu olması, Meclis'in ilgili komisyonunda bu sigorta tasarısının daha önce görüşülmesini sağladı. Öte yandan iş kazaları sigortasının komisyonda çözüme bağlanamaması, hastalık sigortasının bu sigortadan ayrılarak genel kurula sunulmasına yol açtı. Meclis Hastalık Sigortası Kanunu'nu kabul etti. Kanun 'te resmi gazetede yayınlanarak 'te yürürlüğe girdi. Hükümet iş kazaları sigortası tasarısını tarihinde üçüncü kez Meclis'e sunmak zorunda kaldı. Bu aşamada Bismarck devletin finansmana katılmasından vazgeçti. Çünkü artık bu hususun gerçekleşemeyeceğine inanmıştı. Tasarı kabul olunarak İş Kazaları Sigortası Kanunu 'te resmi gazetede ilan olundu. Kanun 'te yürürlüğe girdi yılında ise meslek hastalıkları riskinin karşılanmasına yönelik ilk yasa çıkarıldı. Daha sonra malullük sigortasının kuruluşu ele alındı. Hükümet bu konudaki tasarıyı 1888 yılı sonunda Meclis'e sundu. Bu tasarının görüşülmesi sırasında Bismarck bütün gücü ile şahsi ağırlığını kayarak tasarının kanunlaşmasını sağladı. Malullük ve Yaşlılık Sigortası Kanunu 'da resmi gazetede yayınlanarak 1.l.1891'de yürürlüğe girdi.

5 Almanya'daki gelişim öteki Avrupa ülkelerinde başlangıçta yadırganmış;ancak, çok geçmeden bunlar da aynı yola gitmişlerdir.Almanya'yı ilk izleyen ülke Avusturya olmuştur. Avusturya'da 1887 yılında iş kazaları, 1888'de hastalık sigortası kanunları çıkarılmış bulunuyordu. Bundan sonra örneğin Macaristan 1891; Norveç, Fransa 1894; Finlandiya 1895; İtalya 1898; İspanya 1900; Hollanda, Lüksemburg, İsveç 1901 ve Belçika 1903 yıllarında modern sosyal sigorta ile ilgili ilk kanunlarını çıkarmışlardır. İngiltere'de ise 1908 yılında Yaşlılık Aylığı Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Bu Kanuna göre, prim ödeme söz konusu olmaksızın 70 yaşın üzerindeki tüm erkek ve kadınlara yaşlılık aylığı alma hakkı tanınmaktaydı. İngiltere'de daha sonra 1911 yılında da Ulusal Sigorta Kanunu çıkarılmıştır. Bu Kanunla hastalık, malullük ve işsizlik sigortası kurulmuş oluyordu. İşsizlik sigortası daha önce 1907 yılında,Dünya'da ilk kez olarak Danimarka'da kurulmuştu. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ülkemizdeki sosyal sigorta modelinin temelinde Bismarck modeli yer almaktadır.

6 Sosyal Güvenlik terimi ise ilk olarak 1935 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde kabul edilen “Social Security Act” adlı yasa kullanılmıştır. Sosyal güvenliğin şekillenmesinde önemli aşamalardan biri de şüphesiz Beveridge raporudur.Bu raporun temel düşüncesi modern toplumun yüzkarası olan fakirliğin sistematik ve kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemiyle çözülmesidir. Muhtaçlık durumunun ortadan kaldırılması raporun temel prensibidir. Sir William Beveridge başkanlığında hazırlanan komisyon tarafından hazırlanan ve 20 kasım 1942 tarihinde açıklanana rapor ile ;sosyal güvenlik alanında bir takım ilkeler benimsemiştir. Bunlar; genellik, sigorta yardımlarında teklik, yönetimde birlik primlerde teklik ilkeleri olup,ayrıca; sosyal güvenlik politikalarının etkinliği için istihdam ve sağlık politikaları ile desteklenmesi gereği benimsenmiştir.

7 Atlantik Paktı II. Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Winston Churchill'in 14 Ağustos 1941'de yayınladıkları ve savaş sonrası şartları belirledikleri "Atlantik Paktı", herkese daha işi çalışma şartları ve daha fazla sosyal güvenlik sağlamak için, ekonomik alanda tam bir işbirliği kurulması gerektiği açıklanıyordu. Filedelfiya Bildirgesi Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 1944 yılında toplanan 26. Uluslararası Çalışma Konferansı'nda kabul edilen "Filedelfiya Bildirgesi" beş bölümden oluşmaktadır. Bu bildirge ile ILO, aşağıda yer alan ilkeleri benimseyerek, hedef ve amaçlarını yeniden tanımlamıştır. * Emek bir ticari mal değildir. * Sürdürülebilir bir gelişme için ifade ve örgütlenme özgürlüğü esastır. * Dünyanın herhangi bir yerindeki yoksulluk, dünyanın her yerindeki refahı tehdit etmektedir. * Bütün insanlar, ırk, inanç ya da cinsiyet farkı gözetmeksizin özgürlük ve saygınlık, ekonomik güvenlik ve eşit fırsat koşullarında maddi ve manevi gelişimlerini sürdürme hakkına sahiptirler. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 22. maddesinde "Her kişinin, toplumun bir üyesi olarak sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu" belirtilmiştir. Aynı Bildirgenin 23. ve izleyen maddelerinde, insanların ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının neler olduğu ifade edildikten sonra 25. maddede; "a) Her kişinin gerek kendisi gerekse ailesi için yiyecek, mesken, tıbbi yardım ve gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlık ve refahını sağlayacak bir yaşama düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık hallerinde veya geçim olanaklarından iradesi dışında yoksunluk yaratacak diğer bütün durumlarda sosyal güvenliğe hakkı vardır, b) Analık ve çocuk, özel bakım ve yardım görmek hakkına maliktir. Bütün çocuklar, her türlü sosyal yardımlardan yararlanmak hakkına sahiptirler" şeklinde belirleme yapılmıştır. Özellikle 25. maddeden anlaşıldığına göre, kişi, hem yeterli bir hayat düzeyi hakkına ve hem de bazı riskler karşısında özel bir koruma isteme hakkına sahiptir..

8 Sosyal Güvenliğin Asgari Normlarına İlişkin 102 Sayılı Çalışma Sözleşmesi 1944 tarihli Filedelfiya Bildirgesi'nin tavsiyeleri 1952 tarihli 102 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu sözleşme, ileri veya geri kalmış zengin ya da yoksul tüm ülkelerin uygulayabilecekleri en önemli ortak sosyal politika belgesidir. Sosyal güvenliğin asgari esaslarını belirleyen bu sözleşme, sosyal sigortalarla sosyal yardımlardan oluşur. Sözleşmede 9 risk sayılmıştır. Bunlar; Hastalık halinde sağlık yardımı (1), Hastalık halinde tazminat (2), İşsizlik (3), Yaşlılık (4), İş kazası ve meslek hastalığı (5), Analık (6), Sakatlık (7), Ölüm (8) ve Aile yardımlarıdır (9). Sözleşmeyi onaylamak isteyen ülke bunlardan en az üçüncü kabul etmelidir. Ancak kabul edilecek üç riskten birinin işsizlik, yaşlılık, iş kazası ve meslek hastalığı, sakatlık veya ölüm sigortalarından biri olması zorunludur. Türkiye bu sözleşmeyi tarih ve 1451 sayılı Kanunla onaylamış, Bakanlar Kurulu da tarih ve 7/7964 tarihli Kararname ile kabul etmiştir. Ancak sözleşmede yer alan bütün riskler dahil edilmemiş aile yardımlarına ilişkin mükellefiyetler Türkiye tarafından kabul edilmemiştir. Avrupa Konseyi Çerçevesinde Yapılan Düzenlemeler Avrupa Konseyi, 5 Mayıs 1949 tarihinde Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İsveç, İtalya, Lüksemburg ve Norveç, kurucu üye sıfatıyla Avrupa Konseyi'ni oluşturan anlaşmayı imzalamışlardır. Aynı yıl içerisinde Türkiye de yine kurucu üye sıfatıyla Avrupa Konseyi'ne katılmıştır. Sosyal güvenlik düzenlemelerinin en önemlileri; Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Sosyal Güvenlik Kodu ve Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi'dir.

9 T ÜRK S OSYAL G ÜVENLIK S ISTEMININ T ARIHSEL GELIŞIMI Osmanlı İmparatorluğu döneminde sosyal bakımdan güvenlik, aile içi yardımlaşma, meslek teşekkülleri çerçevesinde yardımlaşma ve sosyal yardımlardan oluşmaktadır.Aile içi yardımlaşma geçmişten günümüze kadar devam eden en eski yardımlaşma şeklidir.Örneğinde tarım kesiminde çalışan biri iş göremez hale gelse yahut ölse, üretim faaliyetleri ailenin diğer fertleri tarafından yerine getirilmektedir.El sanatları alanına baktığımızda tarım kesimine göre daha güvencesiz bir ortam söz konusudur, çünkü el sanatı ile uğraşan kişinin yerine birini ikame etmek,tarım sektörüne göre daha zordur. Osmanlı Devleti’nde esnaf dayanışma sandıkları ahilik ve bunu takip eden loncalar içinde sağlanmıştır.Yani bu dönemde devletin öncülüğünde kurulan yardımlaşma sandıkları söz konusu olmayıp, dinsel ve kültürel nedenlerden kaynaklanan esnafın karşılıklı dayanışma anlayışından doğan yardım sandıkları söz konusudur. Bu yardımlaşma sandıkları, ahilik geleneği içinde zorunluluk esasına dayanmaktadır. Üyelerin ve aile efradının hastalık,kaza, ölüm gibi risklerle karşılaştıklarında onlara ayni ve nakdi yardım yapılması amaçlanmıştır.Sandığın yardım yapması muhtaçlık koşuluna bağlı tutulmuştur.Bu sandıklar aynı zamanda esnafa faiz karşılığında ödünç para da vermişlerdir. Ayrıca dini kurallar gereğince verilen zekat,fitre,adak,kurban da sosyal yardım fonksiyonu görmüştür. Yine vakıflar aracılığı ile de sosyal yardımlar yapılmıştır. Vakıf müessesesi Osmanlı Devleti’nde,gerek sosyal gerekse ekonomik hayat üzerinde etkileri olan dini ve hukuki bir kurumdur.Vakıflar müessesatı hayrıye ve müstegallat-ı vakfiye olmak üzere iki kısımda ele alınmaktadır. Müessesatı hayrıye; camiler, mescdiler, medreseler,imaretler,hastaneler,kütüphaneler,hanlar gibi, niteliği gereği herkesin ya da sadece fakirlere tahsis olunan kurumlardır.Müstegallat-ı vakfiye ise, bina,arazi,nakit para gibi gelir kaynaklarının teşkil ettiği vakıflardır. Bunlar içinde sosyal yardıma yönelmiş olan avarız vakıflarıdır.Avarız vakıfları sosyal risklere karşı, ihtiyaç duyanlara yardım etmeyi amaç edinmişlerdir. Yardım edilecek kişinin Müslüman ya da gayrimüslim olması avarız vakıfları açısından önem arz etmez. Din ayrımı yapılmamıştır.

10 İşçilerin korunması ile ilgili olmak üzere 1865 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesi ve 1869 tarihli Maadin Nizamnamesinden bahsedilebilir tarihinde çıkartılan Mecelle’de ise hizmet akdi adam kirası başlığı altında düzenlemiş,işçiyi nefsini kiraya veren kişi olarak tanımlamıştır. Cumhuriyetin ilanından önceki dönemde 28 nisan 1921 tarihli 114 sayılı Zonguldak ve Ereğili Havza-i Fehmiyesinde Mevcut Kömür Tozlarının Amele Menafi-i Umumiyesine olarak Füruhtuna dair Kanun ve tarih ve 151 sayılı Ereğli Havzai Fehmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanundur. Bununlara kömür tozlarının açık arttırma ile satıarak elde edilen paranın işçiler yararına kullanılması öngörülmüş ayrıca İhtiyat ve Teavün Sandığı adıya yardımlaşma sandıkları kurulmasını ve bunların Amele Birliği içinde birleştirilerek, hastalık ve iş kazası halinde yardım yapılması kabul edilmiştir. Ayrıca 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresinde sosyal güvenlik kapsamında değerlendirilecek kimi konularda amele gurubu tarafından dile getirilmiştir.

11 Cumhuriyet Döneminde 1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile belirli sayıda işçi çalıştıran işverenlere hastalık, kaza, analık hallerinde işçilere sağlık yardımı yapılması konusunda birtakım yükümlülükler getirilmiş,ancak denetim mekanizması olmayan bu düzenlemeler uygulanmamıştır tarihli 3008 sayılı İş Kanununda sosyal güvenlikle ilgili düzenlemelere yer verildiği görülmekle beraber, kapsam itibari ile darlığı sebebi ile yetersiz kalmıştır. Ülkemizde sosyal sigortalar iş kazası ve meslek hastalıkları ve analık sigortasından kademeli olarak başlanarak düzenlenmiştir.

12 1946 yılında 4792 sayılı kanun ile İşçi Sigortaları Kurumu kurulmuştur sayılı İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Kanunu 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanunu 5502 sayılı Hastalık ve Analık Sigortası Kanunu 6900 sayılı Maluliyet İhtiyarlık ve Ölüm sigortası kapsama alınmıştır. Bu süreçte 1949 tarihinde 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu kabul edilmiştir yılında İşçi Sigortaları Kurumu Sosyal Sigortalar Kurumuna dönüştürülmüştür. Sosyal Sigortalar alanında en önemli kanun 1964 tarihinde kabul edilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunudur yılında 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ile Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu kabul edilmiştir.

13 Sosyal yardımlar alanında kabul edilen en önemli kanun tarih ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanundur. Ayrıca; 1005 sayılı İstiklal Madalyası verilmiş bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun 2330 sayılı Görevleri Nedeniyle Yaralanan Yahut Ölen Bazı Kamu Görevlilerine Nakdi Aylık Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun da sayılabilir.

14 1982 Anayasasının 60. maddesi “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmüne yer vermiş,61. madde de sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenleri saymış 62. madesinde de yabancı ülkede yaşayan Türk Vatandaşlarının korunması noktasında devlete ödev yüklemiştir tarihinde 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu ile aynı tarihte 2926 sayılı Tarımda kendi Adına ve Hesabına Çalışan Sosyal Sigortalar Kanunu kabul edilmiştir. Sosyal Güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında birleştirilmesi amacı ile 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu tarihinde kabul edilmiştir.Bu yasa ile mevcut Sosyal Güvenlik kurumları Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağkur ve Emekli Sandığının tüzel kişilikleri sona ermiş, tümünün malvarlığı Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmiştir.

15 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu tarihinde kabul edilmiştir.Yürürlük tarihi ise 108. maddesi ile olarak kabul edilmiştir. Ancak kanunun önemli maddeleri Anayasa Mahkemesinin tarihli kararı ile iptal edilince kanunun yürürlüğü 5505 sayılı 2007 yılı Merkezi Bütçe Kanunu ile tarihine ertelenmiştir tarihinde 5510 sayılı yasanın 108. maddesi 5655 sayılı yasa ile bir kez daha değiştirilerek olarak belirlenmiştir yılı Bütçe Kanunu ile yürürlük tarihine ertelenmiş Son olarak 5754 sayılı yasa ile de kademeli bir yürürlük öngörülerek 2008 yılı Ekim ayı başında yasa yürürlüğe girmiştir.

16 KAVRAM OLARAK SOSYAL GÜVENLİK Sosyal güvenlik bir sistemdir.Mesleki, fizyolojik veya sosyo-ekonomik herhangi bir riske maruz kalan kişinin, çalışma ve gelir elde etme olanağından geçici yada sürekli olarak yoksun kalması halinde bireye insan onuruna yaraşır biçimde yaşamını idame ettirme imkanı sağlayan düzenlemeleri içeren sistemdir. Bu sistemin düzenleyen hukuk dalına da Sosyal Güvenlik Hukuku denir. Sosyal Güvenlik sisteminin hareket noktası sosyal risktir. Sosyal güvenlik sistemleri karşılaşılabilecek risklere karşı koruyucu,önleyici tedbirler ve telafi ve tazmin edici nitelikte tedbirler getirmektedir. Risk kavramı, belirsiz bir kavramdır. Sigortacılık esaslarına göre, mali kayıp ya da hasarın belirsizliğine risk denir.Sosyal riskler değişik açılardan sınıflandırmalara tabi tutulabilirler.

17 NİTELİKLERİNE GÖRE SOSYAL RİSK SINIFLARI Niteliklerine göre sosyal riskler; kişilerin ekonomik ve sosyal hayatta karşılaşma ihtimali bulunan risklerin bir anlamda ortaya çıkış sebeplerini göstermekte olup, mesleki riskler, hastalık riskleri ve sosyo-ekonomik riskler olarak üçe ayrılmaktadır. Bu risklerin her biri farklı nedenlerden dolayı ortaya çıksalar da; sonuç olarak aynı veya benzer olumsuz durumlara sebep olurlar. Mesleki Riskler Mesleki riskler, kişilerin mesleklerini ifa ederken doğrudan veya dolaylı olarak, kısa bir zaman zarfında aniden veya daha geniş bir zaman aralığında maruz kaldıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarını ifade etmektedir. Bu türlü risklerin ortaya çıkmasındaki temel etken, kişinin sürdürmekte olduğu mesleki faaliyetidir. Kişiler bu faaliyetlerde bulunmaları sonucu iş kazasına veya meslek hastalığına maruz kalır ve bu suretle risk altına girerler. Mesleki riskler geçici gelir kayıplarına yol açabileceği gibi sürekli gelir kayıplarına da yol açabilmektedir. İş kazası ve meslek hastalığı sonucu kişi, çalışma gücünü tamamen veya kısmen, sürekli veya geçici olarak kaybedebilir. Yine meslek hastalıkları da, iş kazaları kadar yoğun olarak yaşanmamasına karşın; meslek hastalığına maruz kalan çalışanların büyük bir bölümünün iş yaşamının dışında kalması ve hayati tehlikelere yol açması nedeniyle diğer önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Sosyal güvenlik sistemleri, bu tehlikeye maruz kalanların çalışma gücünü yeniden kazandırmak için tedavi edici sağlık hizmetlerini sağlar. Çalışma gücünün kaybına bağlı olarak ortaya çıkan gelir kesilmesini telafi için ise geçici veya sürekli işgöremezlik geliri verilir. is kazası ve meslek hastalığı ölümle sonuçlanmışsa, kişinin sağlığında bakmakla yükümlü olduğu kişilere gelir bağlanır.

18 Fizyolojik Riskler Fizyolojik riskler, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölümdür. Ancak hastalık, sakatlık ve ölümün iş kazası ve meslek hastalığından dolayı değil, kişinin kendi bünyesinden kaynaklanması gerekmektedir. Bu riskler bireylerin sahip oldukları fizyolojik durum ile ilgilidir ve mesleki yaşantılarına bağlı olmaksızın ortaya çıkarlar. Ayrıca sağlık riskleri bireylerden bağımsız ve tamamıyla istem dışı olarak ortaya çıkması nedeniyle, önceden tahmin edilemeyen ve bireylerin yaşam standartlarında önemli ölçüde düşüşe yol açan risklerdir. Sağlığın korunması ile ilgili risklerden en yaygını ve sürekli karşılaşılanı, hastalık riskidir. Hastalığı; kişilerin tam olarak sağlıklı olma durumları dışında kalan her halin ifadesi olarak tanımlamak mümkündür.Hastalık; maruz kalan kişilerde geçici bir işgöremezlik ve gelir kaybı durumu yaratır. Ayrıca kişilerin normal zamanlarda karşılaşmadıkları tedavi giderleri de hastalık riskinin ortaya çıkardığı en önemli zararlı sonuçlardan biridir. Hastalık riski kısa süreli bir risk olmasına ve bireylerde geçici olarak işgöremezliğe neden olmasına karşılık, sağlığın korunması ile ilgili risklerden ikincisi olarak kabul edebileceğimiz malullük riski ise kişilerin ömür boyu iş yaşamından uzak kalmalarına ve üretimin dışına çıkmalarına neden olan uzun vadeli etkilere sahip bir sosyal risktir. İnsanlar birbirinden çok farklı sebeplerden dolayı çalışma güçlerini hayatları boyunca kaybedebilmektedirler. Bu yüzden malullük hali günümüzün sosyal güvenlik sistemleri içinde korunan önemli bir sosyal risktir. Malullük sigortasının temel amacı çeşitli nedenlerle malul hale gelerek çalışma gücünü belirli oranlarda yitirenlere maddi destek sağlamaktır.

19 Fizyolojik risklerden üçüncüsü yaşlılık riskidir. Esasen yaşlılık, genç yaşta ölümle tanışmayan her insanın karşılaşacağı bir durumu ifade eder ve bir riskten çok bir sonucun ifadesidir. Sosyal risk olması açısından değerlendirdiğimizde yaşlılık riski; kişinin yaşının ilerlemesi nedeniyle çalışamayacak duruma gelmesi ve neticesinde gelir kaybına uğraması anlamını taşımaktadır. Aynı yaşlılık gibi esasen ortaya çıkması belirli bir ihtimal dahilinde olmayıp da, bir kesinlik taşıyan sosyal risklerden diğeri ölüm riskidir. Ölüm olayının ortaya çıkması ile birlikte ölen kişinin bakmakla yükümlü olduğu bireylerin ekonomik açıdan zor bir durumla karşılaşma olasılığı söz konusudur. Özellikle ölen kişinin elde ettiği gelir, ailenin sahip olduğu yegane geliri oluşturuyorsa, bu kişilerin ölüm olayı ile birlikte gelirden tamamen yoksun kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalacakları muhakkaktır. Ölüm sigortasının diğer önemli bir özelliği de bu sigorta kolundan sigortalının hak sahibi sayılan yakınlarına bir takım yardımların yapılması, buna karşın sigortalının kendisinin bu sigortadan yararlanmamasıdır.Sağlığın korunması ile ilgili ortaya çıkması muhtemel son risk ise analıktır. Analık ve doğum, özünde tercih edilen ve insan hayatına farklı değerler katan bir olay olmasına karşılık, gerek annenin geçici olarak işgücü kaybına uğraması, gerek analık sürecinde çeşitli tıbbi masrafların ortaya çıkması ve gerekse de yeni dünyaya gelen çocuğun muhtemel masrafları, analık durumunun fizyolojik riskler arasında yer almasına neden olmaktadır.

20 Sosyo-Ekonomik Riskler Sosyo-ekonomik riskleri kısaca işsizlik, aile sahibi olma, evlat sahibi olma ve barınma riski olarak dört grupta inceleyebilmek mümkündür. Esasen Sosyo-Ekonomik Riskler: “Toplum, aile ve işletme hayatında meydana gelen risklerdir” ve dolayısı ile bireylerin toplum içerisinde yaşamlarını sürdürürken hayatlarının çeşitli evrelerinde karşılaşma ihtimali bulunan risklerdir. Sosyo-Ekonomik risklerden en önemlisi işsizlik riskidir. Zira işsizlikle karsı karsıya kalan kişiler, ekonomik olduğu kadar sosyal yönden de zarar görme ve toplumdan dışlanma tehlikeleri ile karsı karsıya bulunmaktadırlar. Yine de işsizlik ile birlikte karşılaşılan en önemli tehlike, devamlı gelirden yoksun kalma tehlikesidir. İşsiz kalan kişinin bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi olduğu göz önüne alınırsa, işsizliğin ortaya çıkaracağı zararın boyutu daha iyi anlaşılacaktır. İşsizlik sadece bireye değil bütün topluma zarar veren bir olgudur. Esasen bireyin aynı zamanda bir üretim faktörü olması nedeniyle işsiz kalan her kişi aynı zamanda toplumun üretim gücünü de düşürecektir. Böylelikle işsizlikten hem birey hem de toplum zarar görmüş olacaktır. Bu zararların önlenebilmesi amacıyla uygulanan en yaygın uyulama işsizlik sigortası uygulamasıdır. İşsizlik sigortası; bir işyerinde çalışırken çalışma istek,yetenek, sağlık ve yeterliğinde olmasına rağmen, herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işini kaybeden sigortalılara işsiz kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybını belirli süre ve ölçüde karşılayan sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren zorunlu sigortadır. Bu sigorta kolu ile işsizliğin ortaya çıkardığı bireysel zararlardan olan maddi gelir kaybının en azından belirli bir süre telafi edilmesi ve bu süre zarfından bireyin tekrar işgücü piyasalarına kazandırılması amaçlanmaktadır. Bununla birlikte işsizlik, ülkemizde sosyal güvenlik sistemimize en son giren risktir. İşsizlik sigortası tarih ve 4447 sayılı Kanunla düzenlenerek tarihinde yürürlüğe girmiş, bu tarihten itibaren olumsuz sonuçları karşılanmakta olan bir risk haline gelmiştir. Ancak bu riskin karşılanması belirli şartlara bağlanmış olup, mutlak anlamda bir düzenleme değildir.

21 Aile ve çocuk sahibi olma esasen bir riskten ziyade hayatın olağan akışı içerisinde kişilerin karşılaşacakları doğal yaşamsal unsurlardandır.Ancak bu unsurların her biri hem daha yüksek hem de devamlı bir gelire sahip olmayı zorunlu kılmaktadır. Ailenin varlığı ile birlikte giderler artmakta ve aileye eklenen her yeni birey de ek bir gider unsuru olmaktadır. Ayrıca çocuk sayısının artışı ile annelerin genel olarak işgücü piyasalarından çekildiği, böylece ailenin sahip olduğu toplam gelir düzeyinde bir düşüş meydana geldiği bilinmektedir. Sosyo-Ekonomik risklerin sonuncusu olarak konut ihtiyacı gelmektedir. Konut ve barınma ihtiyacı genç, yaslı, zengin, fakir, toplumu oluşturan her kesimin en zorunlu ihtiyaçları arasında kalan bir ihtiyaç unsurudur. Yeterli konut imkanının sağlanamaması veya toplumdaki bazı kişilerin barınma ihtiyacını giderebilecek ekonomik gelirden yoksun kalması, bir kısım kişilerin barınamama sonucunu doğuracaktır ve önlem alınmadığı takdirde toplumun tamamını etkileyebilecek ciddi sorunlara neden olacaktır. Bu sebeplerden dolayı bireylerin konut ihtiyacı devlet açısından bir risk unsuru olarak görülmekte ve toplu konut yapımı, belirli gelir düzeyinin altında gelire sahip olan kişiler için ucuz konut imkanı biçiminde çalışmalar yapmak suretiyle bu sorun çözülmeye çalışılmaktadır.

22 S ONUÇLARıNA G ÖRE S OSYAL R ISK SINIFLARI Sosyal risk kavramı ile ilgili sınıflandırmaları yaparken, bu risklerin ortaya çıkış nedenlerinden ziyade bireyler üzerindeki etkilerini, yani sonuçlarını göz önünde bulundurmak gerektiği düşüncesi de mevcuttur. Buna göre tüm sosyal riskler farklı görünümleri ve ortaya çıkış nedenlerine rağmen, bireylerin ekonomik durumunu etkileyebilmek gibi ortak bir özelliğe de sahiptir. Bazı riskler bireylerin kazançlarını azaltırken, bir kısmı ise giderlerinin artmasına neden olmaktadır. Emek faktörüne bağlı olarak geçimini sağlayan kişiler açısından en önemli risk; çalışma gücünün azalmasına veya tamamen yok olmasına neden hastalık, yaslılık, sakatlık ve işsizlik gibi riskler ile karşılaşılmasıdır. Bu riskler kişilerin, birçok durumda yegane gelirlerinin azalmasına veya tamamen ortadan kalkmasına neden olur. Böylelikle kişiler çalışma hayatının kısmen veya tamamıyla dışında kalırlar ve muhtaç konuma düşerler. Söz konusu kişiler açısından ortaya çıkması muhtemel ikinci risk olan gider artısı ise; ilk risk ile birlikte kişilerin tüm gelir ve birikimlerini yok eder ve sonu sosyal dışlanmaya varan problemlere neden olur. Zira riskin telafisi, sosyal devlet mekanizmasının işleyişine de bağlı olarak normal zamana göre daha fazla harcamanın yapılmasını gerekli kılmaktadır. Görüleceği üzere sosyal riskler ile karşılaşılması durumunda bireyler açısından ortaya çıkması en temel risk ekonomik riskler olmaktadır. Zira bireyler sosyal risklere maruz kalmakla birlikte genelde ya elde ettikleri sürekli gelirden mahrum kalmakta, yada riskleri bertaraf edebilmek amacıyla daha fazla miktarda harcama yapmak zorunda kalmaktadır. Her iki durum doğal sonucu da kişiler ekonomik riskler ile karsı karsıya kalmaktadır.

23 O RTAYA Ç ıKıŞ S ÜRELERINE (V ADELERINE ) G ÖRE S OSYAL R ISK S ıNıFLARı Vadelerine göre sosyal riskleri genel olarak kısa vadeli sosyal riskler ve uzun vadeli sosyal riskler olarak ikiye ayırabilmek mümkündür. Esasen kısa vadeli risklerin de uzun vadeli etkileri olduğu gibi, uzun vadeli risklerin de bazı istisnai durumlarda kısa vadeli durumlarda ortaya çıkması mümkündür. Kısa vadeli sosyal riskler; iş kazaları, meslek hastalıkları, hastalık ve analık halleri olarak dört ana unsurdan oluşmaktadır. Söz konusu unsurlar hayatın her anında ortaya çıkabilmesi muhtemel risklerdir. Uzun vadeli riskler ise malullük, yaşlılık ve ölüm riskleridir. Bu risklerden özellikle yaşlılık ve ölüm, esasen bir riskten çok kişilerin belirli bir süre sonrasında kesin olarak karşılaşacakları durumu ifade etmektedir.

24 Saymış olduğumuz bu sosyal risklerin tamamı bireylerin ekonomik durumunu sarsacaktır.Bu riskler karşısında ezilen kişinin bu risklere karşı korunması ve önlenmesi yalnızca o birey için değil toplum yararı içinde gerekli ve önemlidir. Sosyal güvenlik sistemi, toplumdaki bireyleri karşılaşabilecekleri risklerin zararlarına karşı koruyan, insanın doğumundan ölümüne dek ve hatta ölümünden sonra da yükümlülüklerini üstlenebilen bir güvence sağlar.

25 TÜRK SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ Sosyal güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde kullanılan araçlar sosyal sigortalar olarak adlandırılan primli rejimler ile bireyin herhangi bir katkısı olmaksızın devlet bütçesinden finanse edilen primsiz rejimleri kapsamaktadır. PRİMLİ REJİM PRİMSİZ REJİM SOSYAL SOSYAL SOSYAL SİGORTALAR YARDIMLAR HİZMETLER

26 Sosyal Sigortalar: Sosyal sigortalarda yapılan yardımların büyük kısmı çalışanlar ve işverenlerden elde edilen gelirden karşılanır.Yani sosyal sigortalar çalışan, işveren ve devlet tarafından finanse edilmektedir.Sosyal sigortalarda zorunluluk esası benimsenmiştir. Sosyal Yardımlar:Sosyal yardımda muhtaç durumda olan kişiye devlet yahut yerel yönetimlerce,kişilerin gelirlerinin belirli bir seviyenin altına düşmesini önlemek ve kişinin asgari düzeyde insan onuruna yaraşır bir hayat sürmesini sağlamak amacı ile sağlanan yardımlardır. Burada 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik kanunu başta olmak üzere, birçok yasal düzenleme mevcuttur. Sosyal Hizmet:Sosyal hizmet toplum içinde yoksul, yardıma muhtaç, kendisine yeterli olamayan bireylerin insana yaraşır bir hayat sürmeleri için maddi ve manevi, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik, yapılan hizmetlerdir.

27 PRİMLİ REJİM Prim :Kanunun güvence sağladığı sosyal risklerden birinin gerçekleşmesi halinde yapılacak sigorta yardımları ile kurum yönetim giderlerinin karşılığı olarak m 4/1-a ve 4/1-c bendine göre sigortalı olanlar için sigortalının kazancının belirli yüzdesi üzerinden m 4/1-b bendine göre sigortalı olanlar içinde prime esas alt ve üst kazanç sınırları arasından kendilerinin belirleyeceği meblağ üzerinden alınan parayı ifade eder. Bu pirimler zorunlu olarak sigortalı adına ve hesabına Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenir. Sigorta primleri iki şekilde kullanılabilmektedir. Sigorta kollarının gerektirdiği yardım ve ödemeler ile kurum yönetim giderledir.Kurumun genel yönetim giderleri 5502 sayılı kanun gereğince kurumun yıllık toplam gelirinin %5’ini aşamayacaktır. Ancak Sosyal Güvenlik Pirimi olarak adlandırdığımız bu pirim bir tek primden ibaret değildir. Kısa vadeli sigorta pirimi, uzun vadeli sigorta pirimi, genel sağlık sigortası primi gibi farklı isimler adı altında tahsil Kısa vadeli sigorta pirimi sigortalının pirime esas kazancının %2 sidir. Uzun vadeli sigorta primi sigortalının prime esas kazancının %20 sidir. Genel sağlık sigortası primi, prime esas kazancın %12,5 idir. İşsizlik sigortası primi prime esas kazancının %4 üdür(%1 işçi %2 işveren %1 devlet) KISA VADELİ SİGORTA KOLLARI UZUN VADELİ SİGORTA KOLLARI İŞSİZLİK SİGORTASI

28 KISA VADELİ SİGORTALI KOLLARI VE SAĞLANAN YARDIMLAR Kısa vadeli sigorta kolları ile güvence altına alınan riskler genelde önceden tahmin edilemeyen ve dolayısıyla ortaya çıkış zamanının bilinmediği risk gruplarından oluşmaktadır. Kısa vadeli sigorta kolları; İş kazası ve Meslek Hastalığı Hastalık Sigortası Analık sigortası Kısa vadeli sigorta kollarından iş kazası ve meslek hastalığı,çalışma hayatının içinde yer alan herkesin, hastalık ve analık hali ise herhangi bir çalışmaya bağlı olmaksızın herkesin her zaman karşılaşabileceği risklerdir.Bu risklerle karşılaşan kişilerin uğradıkları gelir kaybının yanında, ciddi oranda gider artışının da ortaya çıkması sebebi ile kişiler kısa zamanda ihtiyaç sahibi haline gelmektedir.

29 KAPSAMı Kişinin kısa vadeli sigortalı kollarından faydalanabilmesi için bu kişinin,kısa vadeli sigorta kolları kapsamında sigortalı olarak kabul edilmiş olması gerekmektedir.Kişi bu kapsamda kabul edilmediği sürece karşı karşıya kaldığı risk ne olursa olsun, bu durum iş kazası yahut meslek hastalığı,analık yada hastalık kapsamında değerlendirilmeyecektir tarih sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kısa Vadeli Sigorta Kolları Uygulama Tebliğinde haklarında kısa vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanacak kişiler belirlenmiştir.

30 Tebliğin kısa vadeli sigorta kolları bakımından sigortalı sayılanları düzenleyen 5. maddesine göre; Haklarında kısa vadeli sigorta kolları; a) Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar. b) Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrası (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar: 1) İşçi sendikaları ve konfederasyonları ile sendika şubelerinin başkanlıklarına ve yönetim kurullarına seçilenler, 2) Bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirlenen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği Ek-1’de yer alan tabloda sayılan; film, tiyatro, sahne, gösteri, ses ve saz sanatçıları ile müzik, resim, heykel, dekoratif ve benzeri diğer uğraşları içine alan bütün güzel sanat kollarında çalışanlar ile düşünürler ve yazarlar, 3) Mütekabiliyet esasına dayalı olarak sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerin uyruğunda olanlar hariç, yabancı uyruklu, uyruksuz, göçmenler ve sığınmacı kişiler ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülke sigortalılarından, sözleşmede belirlenen istisna halleri dışında çalışmalarını hizmet akdine tabi sürdürenler, 4) Büyükelçilik, konsolosluk mensuplarının özel hizmetlerinde çalıştırılanlardan gönderen devlette veya üçüncü bir devlette sigortalılıklarını belgeleyemeyenler ile Türkiye’de ikamet etmekte iken buralarda çalıştırılan Türk vatandaşları, 5) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanuna göre, çiftçi malları koruma başkanlıkları veya meclisleri tarafından çalıştırılan koruma bekçileri, 6) 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununda belirtilen umumi kadınlar, 7) Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen kurslarda usta öğretici olarak çalıştırılanlar, kamu idarelerinde ders ücreti karşılığı görev verilenler ile 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (C) bendi kapsamında çalıştırılanlar.

31 c) Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının (b) bendine göre, köy veya mahalle muhtarı seçilenler ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; 1) Ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, 2) Gelir vergisinden muaf olup esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı olanlar, 3) Kollektif şirketlerin ortakları, 4) Limited şirketlerin ortakları, 5) Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, 6) Adi komandit şirketlerin komandite ve komanditer ortakları, 7) Donatma iştirakleri ortakları, 8) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, 9) Tarımsal faaliyette bulunanlar. d) Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanlar, 1) Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen 10/7/1953 tarihli ve 6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanuna tabi jokey ve antrenörler.

32 Haklarında Kanunun 5 inci maddesinde sayılan bazı sigorta kolları uygulanacak sigortalılar; 1) Hizmet akdi ile çalışmamakla birlikte, ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve tutuklular hakkında, Kanunun iş kazası ve meslek hastalığı ile analık hükümleri, 2) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler hakkında iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası, meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında zorunlu staja tabi tutulan öğrenciler hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri, 3) Harp malulleri ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna göre vazife malullüğü aylığı bağlanmış malullerden, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar hakkında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. 4) Türkiye İş Kurumu tarafından düzenlenen meslek edindirme, geliştirme ve değiştirme eğitimine katılan kursiyerler hakkında Kanunun iş kazası ve meslek hastalığı hükümleri, 5) Ülkemiz ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri hakkında kısa vadeli sigorta kolları hükümleri, uygulanır. (III) Kanunun kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin hükümleri, Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlara uygulanmaz. (IV) Kanunun 106 ncı maddesinin altıncı fıkrasında, tarihli, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununun yalnız 1 ila 5 inci, 13 ila17 nci, 24 üncü ve 33 üncü maddelerinin yürürlükten kaldırıldığı belirtildiğinden, 2925 sayılı Kanunun iş kazası ve meslek hastalığı ile ilgili olarak yürürlükteki hükümleri uygulanır. Zaten Bu kapsamda 5510 sayılı yasanın kısa vadeli sigorta kollarını düzenleyen üçüncü bölümünün başlığı “hizmet akdiyle veya kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sigortalılarının tabi olduğu kısa vadeli sigorta hükümleri” başlığını taşımaktadır. Buradan ilk etapta anladığımız 4/1-c bendi kapsamında sigortalı olanlar yani memurlar kısa vadeli sigorta kolları kapsamında değildir.Ancak kamu görevlileri bu konularda tamamen güvencesiz bırakılmış değildir. Kamu görevlilerin görevleri başında maruz kaldıkları kaza ve hastalıklar sonucunda iş göremez duruma düşmeleri halinde kendilerine 5510 sayılı Kanunun 47. maddesi hükümlerine göre malullük hükümleri uygulanır.

33 İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI SİGORTASI Kısa vadeli sigorta türlerinden biridir. İş kazası ve meslek hastalığı sigortasının ilk amacı bir iş kazası veya meslek hastalığı olduğu zaman sigortalıya hukuki,ekonomik ve sosyal bir güvence sağlamaktır.Öncelikle sigortalıda meydana gelen zararı ortadan kaldırmak ve azaltmak amacı taşır. Sigortalının tekrar çalışabilir duruma gelmesini sağlamak ise bu sigortanın ikinci amacıdır. Sağlık yardımları ile sigortalının korunması ve çalışma gücünü yeniden kazanması,ihtiyaçlarını görme yeteneğinin artması amaçlanır.Sigortalının uğramış olduğu zararın karşılanması esastır. Ayrıca iş kazası ve meslek hastalığının ortaya çıkmasını önelemek de bu sigortanın amaçlarındandır. Çünkü iş kazası yahut meslek hastalığı ortaya çıktıktan sonra uygulanabilecek hiçbir yöntem sigortalıyı kaza ve hastalık öncesi durumu geri getiremeyecek ve ekonomi açısından da ciddi bir maliyet ortaya çıkmış olacaktır. İŞ KAZASI KAVRAMI 5510 sayılı yasada iş kazasının tanımı yapılmamıştır. Kanun 13. maddesinde hangi durumların iş kazası olarak kabul edildiğini bildirmekle yetinmiştir.(506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11. maddesinde olduğu gibi)

34 5510 sayılı yasanın 13. maddesine göre; “İş kazası; a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır” şeklinde açıklanmıştır. Not:6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun tanımlar başlıklı 3. maddesinin g bendinde; gerekçesindeki ifade ile 5510 sayılı yasaya göre daha geniş kapsamlı; gerçekte ise daha dar kapsamlı bir tanım verilmiş olup; buna göre “iş kazası, : İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay”, olarak tanımlanmıştır sayılı yasaya göre kapsamının daha dar olma sebebi ise; 5510 sayılı yasada yer verilen bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeni ile asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda gerçekleşen kazalarda iş kazası olarak kabul edilmesine rağmen 6331 sayılı yasa bu hususa yer vermeyerek yalnızca işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen kazaları iş kazası olarak saymıştır.

35 5510 sayılı yasanın tanım yapmaksızın, yer ve zaman gibi koşullarla sınırlama yapmak sureti ile kazanın hangi hal ve durumlarda iş kazası sayılacağı anlatımı, Yargıtay tarafından bütünleştirilerek, iş kazası; maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır, şeklinde tanımlanmış ve maddede yapılan bu sayımın örnekleme olmadığı, sınırlayıcı nitelikte olduğu,iş kazasından bahsedebilmek için bu hallerden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu ve eğer maddede sayılan hal gerçekleşmiş ise başkaca bir hususun incelenmeksizin olayın iş kazası olarak kabulü gerektiği ifade edilmektedir.

36 Doktrinde iş kazası, sigortalının işverenin otoritesi altında bulunduğu bir sırada gördüğü iş veya işin gereği dolayısıyla aniden ve dışarıdan meydana gelen bir etkenle onu bedence ya da ruhça zarara uğratan olay olarak tanımlanmaktadır. Bunun yanı sıra bağımsız çalışanlar açısından da bağımsız çalışanların yürütmekte olduğu iş nedeniyle maruz kaldığı kaza da iş kazası olarak ifade edilmiştir.

37 İŞ KAZASININ UNSURLARI KAZAYA UĞRAYANIN 5510 SAYILI KANUN KAPSAMINDA SİGORTALI SAYILMASI 5510 sayılı yasanın 3. maddesine göre;sigortalı,kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına pirim ödenmesi gereken kişi olarak tanımlanmıştır. 4/1-c kapsamındaki sigortalılara yani memurlara bu sigorta uygulanmaz. İş kazasını düzenleyen 13. madde metnini incelediğimizde, bu maddede iş kazası olarak kabul edilen hallerinin iş sözleşmesine tabi olarak çalışanları kapsadığı görülmektedir. Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar ise sadece yürütmekte oldukları iş nedeni ile bir kazaya maruz kalmışlarsa,iş kazası bunlar için söz konusu olacaktır. Nitekim maddede açıkça bağımlı çalışandan bahsedildiği hallerin ise kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlar için uygulanmayacağı açıktır. Ayrıca; 4. madde sigortalı sayılanları 5. madde istisnai olarak sigortalı sayılanları 6. madde sigortalı sayılmayanları düzenlemiştir. Konumuz olmamakla beraber ev hizmetlerinde çalışanlar her ne kadar 6. maddede sigortalı sayılmayanlar arasında sayılmış olsa da 6552 sayılı yasanın ek 9. maddesine göre iş kazası ve meslek hastalığı sigortası yönünden çalışma günü de önem arz etmeksizin ev hizmetlerinde çalışanlar kapsama alınmışlardır. Ancak istisnalar kapsamın da değilse, kişi sigortalı sıfatına sahip olmadıkça uğradığı kaza iş kazası olarak nitelendirilemeyecektir.

38 SİGORTALININ KAZAYA UĞRAMASI Kazadan anlaşılması gereken insan vücudunun zarar görmesidir.Yani ölüm yahut vücut bütünlüğünün ihlalidir. Sigortalının kendi kusuru ile zarar uğraması halinin iş kazası sayılıp sayılmayacağı doktrinde tartışılmakla beraber, baskın görüş kendi kusuru olsa dahi bu iş kazası sayılmalıdır. Nitekim 22. madde de bu görüşü desteklemektedir. Sigortalının sağlık yardımlarını etkilememekle beraber, sigortalının ağır kusuru halinde kusur derecesi nazara alınarak kurum tarafından bağlanacak geçici işgöremezlik ve sürekli iş göremezlik ödeneklerinde üçte birine eksiltme yapma yetkisi olduğu gibi, sigortalının kasdı halinde ödenekler yarı oranında ödenmektedir.

39 Sigortalının uğradığı kaza neticesinde bedensel veya ruhsal bir zarara uğraması gerekir. Uğranılan zararın kurumca yardım sağlanmasını gerektirecek ağırlıkta olması gerekmektedir. Kaza neticesinde sigortalı ölmüşse bu da bir iş kazası olduğu gibi, ruhsal bir engelle karşılaşması da bir iş kazasıdır. Mala gelen zararlar iş kazası olarak nitelendirilmeyecektir. Kaza ile sigortalının uğradığı zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. İlliyet bağının tespitinde işveren otoritesi altında bulunma ölçütünden hareket edilmektedir.

40 MESLEK HASTALIĞI KAVRAMI Çalışma hayatı içerisinde iş kazaları kadar yaygın olmamakla beraber, meslek hastalığına yakalanan kişilerin genelde ağır ve telafisi mümkün olmayan hastalık türlerini bünyesinde barındırmasından dolayı, meslek hastalığının çok ciddi sonuçları olduğu görülmektedir. Meslek hastalığının iş kazalarından farkı,hastalık etkeninin devamlı olması, hastalığın ilerleyici oluşu ve başlangıç tarihinin kesin olarak saptanamamasıdır. Meslek hastalığı kısa vadeli sigorta kolları içerisinde ülkemizde ilk uygulanan sigorta kollarından biridir. Meslek hastalıkları ilk defa tarihinde 4772 sayılı İş Kazaları ile Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu ile yürürlüğe konulmuştur.Daha sonra 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile çeşitli değişikliklere uğrayarak devam etmiş ve 5510 sayılı yasada da kısa vadeli sigorta kolları içinde düzenlenmiştir. Meslek hastalığı,iş kazası ile birlikte mesleki risk grubunu oluşturmaktadır.İş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyulması halinde önlenmesi mümkün olan hastalıklardır. İş kazası ile karşılaştırıldığında iş kazasının bir olay meslek hastalığının ise bir durum olduğunu söylemek mümkündür sayılı yasanın 14. maddesine göre meslek hastalığı; “Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir” şeklinde tanımlanmıştır. Not:6331 sayılı yasada ise tanımlar başlıklı 3. maddesinde meslek hastalığı; Mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalık olarak tanımlanmıştır.

41 UNSURLARI Öncelikle iş kazasında olduğu gibi burada da 5510 sayılı yasa kapsamında sigortalı olması gerekir. Sigortalının bedensel yada ruhsal engellilik durumuna düşmesi gerekir. Geçici veya sürekli hastalık,bedensel veya ruhsal engellilik halinin sigortalının çalıştığı veya yaptığı iş sonucu olması gerekir. Hastalığın ilgili yönetmelikte belirtilen süre zarfında ortaya çıkmış olması gerekir.

42 HASTA OLAN KİŞİNİN SİGORTALI OLMASI Meslek hastalığı sigortasından faydalanabilmek için mutlaka 5510 sayılı kanunun 4/1-a veya 4/1-b bendi kapsamında; ya 5. maddenin a-b-c-e-g bendlerinde sayılan sigortalılar arasında sayılmalıdır. a) Hizmet akdi ile çalışmamakla birlikte, ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve tutuklular hakkında, iş kazası ve meslek hastalığı ile analık sigortası uygulanır ve bunlar, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar. b) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde meslekî eğitim gören öğrenciler hakkında iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası; meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 46 ncı maddesine tabi olarak kısmi zamanlı çalıştırılan öğrencilerden aylık prime esas kazanç tutarı, 82 nci maddeye göre belirlenen günlük prime esas kazanç alt sınırının otuz katından fazla olmayanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası uygulanır. Bu bentte sayılanlar, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar ve bunlardan bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda olmayanlar hakkında ayrıca genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. c) Harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri veya 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlanmış malullerden, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları kesilmez. Aylıkları kesilmeksizin 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışanlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında çalışanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. İş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulananların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmayı istemeleri halinde, bu isteklerini Kuruma bildirdikleri tarihi takip eden ay başından itibaren, haklarında uzun vadeli sigorta kolları da uygulanır. Bu fıkra kapsamına girenlerden ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.

43 e) Türkiye İş Kurumu tarafından düzenlenen meslek edindirme, geliştirme ve değiştirme eğitimine katılan kursiyerler, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar ve bunlar hakkında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası ile bunlardan bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda olmayanlar hakkında ayrıca genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. Bunlar için Türkiye İş Kurumu prim ödeme yükümlüsü olmakla birlikte bu Kanun kapsamında işyeri ve işveren sayılmaz. Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. Bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri halinde, 50 nci maddenin ikinci fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümleri uygulanır. Bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.Bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır.

44 MESLEK HASTALIĞI SAYILABİLECEK BİR HASTALIĞIN VARLIĞI Meslek hastalığından bahsedebilmek için en temel unsur meslekten kaynaklanan bir hastalığın varlığıdır.İşçinin meslek hastalığına maruz kaldığının kabulü için, hastalığın,işçinin yürüttüğü iş nedeni ile başka insanlardan daha fazla karşılaştığı özel dış etmenleri sonucu olarak belirli bir zaman içinde yoğunlaşarak meydana gelmesi gerekir. Zaman içinde oluşma unsuru meslek hastalığını iş kazasından ayıran en önemli unsurdur. Ülkemiz açısından en çok görülen meslek hastalığı pnömokonyozdur.Bu hastalığın sebebi taş ve kömür tozlarının teneffüs edilmesidir.İşçinin vücuduna nefes alma yolu ile giren yabancı maddeler, bu hastalığın ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Bir sigortalının meslek hastalığına tutulduğu ancak kurumca yetkilendirilecek sağlık hizmeti sunucuları tarafından usulüne uygun olarak düzenlenen sağlık kurulu raporu ve bu raporun dayanağı ve diğer tibbi belgelerin ve gerekli görüldüğü takdirde işyerindeki çalışma şartlarını ve buna bağlı tıbbi sonuçları ortaya koyan denetim raporları ve diğer belgelerin kurum sağlık kurulunca incelenmesi ile tespit edilmektedir. Düzenlenen hekim raporu sigortalıda mevcut hastalığın meslek hastalığı olup olmadığını açıkça ortaya koymalıdır. Hastalık sigortalı çalışmaya başlamadan önce varsa bu durumda sigortalı meslek hastalığı sigortasından faydalanamaz.

45 SİGORTALININ BEDENEN YAHUT RUHEN BİR ZARARA UĞRAMIŞ OLMASI İş kazasında olduğu gibi meslek hastalığına yakalanan sigortalının bu hastalık sonucu geçici ve sürekli olarak bedensel veya ruhsal bir zarara uğraması olayın meslek hastalığı sayılması ve kendisine yapılacak sigorta yardımlarının ön koşuludur. Meslek hastalığının en önemli özelliği uzun süre kalan rahatsızlık yaratan nitelikte olmasıdır. Yani meslek hastalığı dediğimizde çok kısa süreli zararlar veren ve yine çok kısa süreli tedavilerle telafi edilebilen hastalıklar değildir.

46 UYGUN İLLİYET BAĞININ VARLIĞI Hastalık, sakatlık veya ruhi arıza hallerinin meslek hastalığı olarak nitelendirilebilmesi için, bu haller ile görülen iş arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.Bu ilişkinin olmaması durumunda meslek hastalığından bahsedebilme olanağı bulunmamaktadır. Meslek hastalığı tamamı ile mesleksel nitelikte olduğundan meslek hastalığında illiyet bağı,iş kazasına göre daha sınırlayıcı niteliktedir. Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için kazanın yapılan işle ilgili olması şart olmadığı halde meslek hastalığı sayılması için yapılan işin sonucunda ortaya çıkması gerekir. Bunun yanı sıra meslek hastalığı sigortalının çalıştığı işyerinin şartları ve durumu ile de ilgili olabilir. İlliyet bağının tespitinde yapılacak en önemli tespit meslek hastalığına maruz kalan sigortalının o işte çalıştırılmamış olması durumunda o hastalığa yakalanmayacağının söylenebilmesidir.

47 MESLEK HASTALIĞININ ORTAYA ÇIKIŞ ZAMANI Meslek hastalığı ya sigortalı işyerinde çalışırken yada işyerinden ayrıldıktan belirli bir süre sonra ortaya çıkar. Sigortalı işyerinde çalışmakta iken bir meslek hastalığına tutulduğunda durumun tespiti daha kolaydır. Ancak işyerinden ayrılan sigortalı için meslek hastalığı ile işyerinden ayrıldığı süre arasında hukuken belirlenmiş olan süreden daha az bir sürenin geçmiş olması gerekir. Meslek hastalığı sigortalının işinden ayrıldıktan sonra meydana çıkmış ve sigortalının çalıştığı işten kaynaklanmış ise,eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması arasında bu hastalık için çalışma gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde yer alan ve her bir hastalık için belirlenmiş sürelerden daha uzun sürelerin geçmemiş olması gerekmektedir. Ancak klinik ve labaratuvar bulguları ile hastalığın meslek hastalığı olduğu tespit edilmişse, yükümlülük süresi aşılmış olsa dahi kurumun yahut ilgilinin başvurusu ile Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile meslek hastalığı sayılabilmesi mümkündür.

48 HASTALIĞIN ÇALIŞMA GÜCÜ VE MESLEKTE KAZANMA GÜCÜ KAYBI ORANLARI TESPİT İŞLEMLERİ YÖNETMELİĞİNDE YER ALMASI Bir hastalığın meslek hastalığı olarak kabul edilebilmesi ancak bu hastalığın Çalışma ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde yer almasına bağlıdır. Ancak her ne kadar meslek hastalığı kabulü için yönetmelikte yer alması gerekiyorsa da gelişen teknoloji ve çalışma şartlarından dolayı bu durum her zaman mümkün olmamaktadır.Bu sebeple listede yer almayan hastalığında meslek hastalığı olarak kabulü bazı şartlarla mümkündür. Bunun için sigortalının öncelikle kurumca yetkilendirilen sağlık kuruluşlarından hastalığı ile ilgili sağlık kurulu raporu almalı ve bu raporu kuruma ibraz etmelidir. Kurumca hastalığın meslek hastalığı olarak kabul edilmemesi halinde ise kişinin Sosyal Sigortalar Yüksek Sağlık Kuruluna başvurması ve hastalığın meslek hastalığı olarak kabul edilmesini istemesi gerekmektedir.Bu başvuruya rağmen hastalık meslek hastalığı olarak kabul edilmemiş ise bu durumda kişi dava yolu ile bu iddiasını ileri sürebilir.Ancak burada davacını davasını ispat ile mükelleftir. Dava yoluna başvurulduğunda mahkemeler sigortalıyı Adli Tıp Kurumuna sevk etmekte ve bu raporu esas almaktadır.

49 HASTALIK SİGORTASI Sosyal güvenlik anlamında hastalık, sigortalının gelir kaybına ve gider artışına uğramasına sebep olan bir sosyal tehlike olarak tanımlanabılır. Hastalık sigortası dünyada ilk kez kurulan sosyal sigorta kolu olup, ilk defa 1883 de Almanya da uygulanmıştır. Ülkemizde ise ilk olarak sınırlı biçimde 1921 yılında 151 sayılı kanun ile, genel nitelikte ise 1950 yılında kabul edilmiştir sayılı yasanın 15/1 maddesine göre 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalının, iş kazası ve meslek hastalığı dışında kalan ve iş göremezliğine neden olan rahatsızlıklar, hastalık halidir. Kanunun verdiği tanıma baktığımızda, hastalığı fizyolojik olarak ele almadığı ancak kişiyi iş göremez hale getiren hastalığı düzenlediği görülmektedir. SİGORTALIYA SAĞLANAN YARDIMLAR A. SAĞLIK YARDIMLARI B. GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİ

50 ANALIK SİGORTASI Analık hali, sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan karısının doğum yapması durumunda, doğum yapan kişinin ve ailesinin gelir kaybına ve gider artışında yol açan sosyal bir risktir.Doğum olayı doğum sırası ve sonrasında sağlık giderlerini beraberinde getirmekte ve sigortalı kadının belli bir süre çalışmamasından ötürü gelir kaybına yol açmaktadır.5510 sayılı yasanın 15/2 maddesine göre 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan eşinin, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadının ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşinin gebeliğinin başladığı tarihten itibaren doğumdan sonraki ilk sekiz haftalık, çoğul gebelik halinde ise ilk on haftalık süreye kadar olan gebelik ve analık haliyle ilgili rahatsızlık ve engellilik halleri analık hali kabul edilir. düzenlemesine yer vermiştir.

51 Analık sigortasında sağlanan yardımlar, hastalık sigortasında sağlanan yardımlardan daha fazladır. Analık sigortasına annenin yanı sıra çocuğunda korunması hedeflenmektedir. SAĞLANAN YARDIMLAR A.SAĞLIK HİZMETLERİ B. EMZİRME ÖDENEĞİ C. GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİ

52 İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIKLARI HALİNDE SİGORTALI VE HAK SAHİPLERİNE YAPILAN YARDIMLAR İş kazaları ve meslek hastalıklarının ortaya çıkması halinde hem kazaya ve hastalığa maruz kalan kişiler, hem de bu kişilerin yakınları mağdur olmaktadır. Bu kişilerin gelirleri ya azalmakta ya tamamen yok olmakta,diğer yandan da hastalık ve sakatlık nedeni ile olağanüstü giderler ortaya çıkmaktadır.Bu olumsuzlukları gidermek için bir takım yardımlar düzenlenmiştir. 1. SAĞLIK YARDIMLARI 2. PARASAL YARDIMLAR SİGORTALININ ÖLÜMÜ HALİNDE HAK SAHİPLERİNE YAPILAN PARASAL YARDIMLAR 1.CENAZE GİDERLERİ 2.SİGORTALININ EŞ VE ÇOCUKLARINA GELİR BAĞLANMASI 3. EVLENME ÖDENEĞİ 4.SİGORTALININ ANA VE BABASINA GELİR BAĞLANMASI

53 S AĞLıK YARDıMLARı 5510 sayılı yasa kapsamında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamında yapılacak sağlık yardımları ayrı bir başlık halinde değil genel sağlık sigortası kapsamında düzenlenmiştir. Nitekim 63. madde sağlık yardımlarının genel sağlık sigortasının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını, hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını,iş kazası ve meslek hastalığı,hastalık ve analık sonucu sağlık hizmetlerinin karşılanmasını,iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını ve azaltılmasını temin etmek amacı ile yapıldığını belirtmiştir.

54 • Ayakta veya yatarak, hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayene, laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbi müdahale ve tedaviler, hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre nakline ve hücre tedavilerine yönelik sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbi bakım ve tedaviler,• Sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, ası, ilaç, ortez, protez, tıbbi araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbi cihaz, tıbbi sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbi sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri, • 64. maddede sayılan is kazası ile meslek hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan vücut bütünlüğünü sağlamak amacıyla yapılan estetik amaçlı her türlü sağlık hizmeti ile estetik amaçlı ortodontik diş tedavileri, • 65. maddede sayılan hekimin tıbben göreceği lüzum üzerine kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için muayene ve tedavi edildikleri yerleşim yerleri dışında yapılan sevkinde, ayakta tedavilerde kendisinin ve bir kişi ile sınırlı olmak üzere refakatçisinin gidiş ve dönüş yol giderleri ve gündelikleri, yatarak tedavilerde ise gidiş ve dönüş tarihleri için gündelikleri ile yol giderlerinin karşılanması, • 66. maddede sayılan Sağlık Bakanlığının uygun görüsü üzerine yurt içinde tedavisinin yapılamadığı tespit edilen kişilerin sağlık hizmetleri yurt dışında sağlanır. Yurt içinde yapılması mümkün olmayan tetkiklerin de yurt dışında yapılması sağlanabilir.Görüleceği üzere is kazası ve meslek hastalıklarında hastanın sağlığına tekrar kavuşabilmesi ve mağduriyetinin önlenebilmesi amacıyla yurt içinde ve istisnai hallerde yurtdışında sağlanabilecek tedavilerin, gerekli durumlarda refakatçi giderlerinin ve yine bazı durumlarda yol ücretlerinin Kurum’ca karşılanabilmesi mümkündür. İlgili mevzuat hükümleri; İs kazası ve meslek hastalığına tutulmuş sigortalıya yapılacak sağlık yardımının, is kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan sigortalının sağlık durumunun gerektirdiği sürece devam edeceğini, gerekli durumlarda da hastane ve dinlenme evlerine yatırılmak suretiyle bakımının sağlanacağını öngörmektedir

55 Dolayısıyla iş kazasına ve meslek hastalığına maruz kalan kişiler için sağlık hizmetlerinin sunumunda herhangi bir süre söz konusu değildir. Burada sağlık yardımlarının başlangıç tarihi, iş kazası ve meslek hastalığı olaylarında farklılık göstermektedir. Ancak, meslek hastalığına tutulan sigortalı, Kurumca tedaviye alınmadan önce herhangi bir suretle işverene ait yahut resmi veya Kurumca uygun görülen ücret tarifesini kabul eden özel sağlık müesseselerinden birinde tedaviye alınmış ise, yardımlar bu tedavinin başladığı tarihten başlamış sayılır ve belgelere dayanan masraflar Kurumca ödenir. İş kazası veya meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik geliri almakta olan veya bu geliri sermayeye çevrilerek kendilerine ödenmiş bulunanlardan, aynı iş kazası veya meslek hastalığı dolayısıyla yeniden tedavi edilmeleri sağlık tesisleri sağlık kurulu raporu ile gerekli gösterilenler de sağlık yardımlarından yararlanırlar.

56 PARASAL YARDIMLAR İş kazası ve meslek hastalığı sonucu iş göremez duruma gelen sigortalıya kurum tarafından parasal yardım yapılır. İş göremezlik terimi iş kazası veya meslek hastalığı yüzünden sigortalının çalışmasını engelleyen beden ve ruh bozukluğunu anlatır. GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİ Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 38. maddesine göre “Geçici iş göremezlik, sigortalının iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hâllerinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurulu raporlarında belirtilen istirahat süresince geçici olarak çalışamama hâlidir. (2) Geçici iş göremezlik ödeneği, iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hâllerinde Kanunda belirtilen geçici iş göremezlik sürelerinde verilen ödenektir.”şeklinde tanımlanmıştır. İş kazası veya meslek hastalığı dolayısıyla işinde geçici bir süre çalışamayacağı doktor raporu ile belirlenen sigortalıya,çalışamadığı her gün için kurum tarafından yapılan parasal yardıma geçici iş göremezlik ödeneği denir.Bu ödeneğe hak kazanabilmesi için kişilerin geçici olarak iş göremeyeceklerine dair usulüne uygun bir sağlık raporu almaları gerekir. Bununla ücretinden yani gelirinden yoksun kalan sigortalının gelir kaybını telafi etmek amaçlanır. Geçici iş göremezlik ödeneği kanunun 18. maddesinde tüm kısa vadeli sigorta kolları için düzenlenmiş, ancak madde için her bir sigorta kolunun özel şartları belirtilerek geçici iş görmezliğe hak kazanıp kazanmama koşulları düzenlenmiştir. İş kazası ve meslek hastalıkları sigortası açısından 18/1-a bendinde prim ödeme yasa belirli süre sigortalı olmak gibi bir koşulun aranmadığı,iş kazası yahut meslek hastalığı nedeni ile iş göremezliğe uğrayan sigortalı her gün için geçici iş görmezlik ödeneği verileceği düzenlenmiştir..

57 Yani çalışmaya başladığı gün iş kazası geçiren sigortalıda geçici iş göremezlik ödeneğinden faydalanacaktır. Burada önemle vurgulamak gereken bir husus şudur ki, sigortalı derken kasdettiğimiz kişinin işveren tarafından kuruma bildirilmiş olması değildir. Kişi çalışmaya başlamakla beraber kuruma bildirilsin yahut bildirilmesin sigortalıdır. Bu ilişki zorunlu olarak kanun tarafından kendiliğinden kurulmaktadır. İşverenin bildirim yükümü ise tamamen işverenin sorumluluğunu etkileyen bir husustur. Burada bir istisnadan bahsedilmesi gerekmektedir sayılı kanunun Ek 5. Maddesinde Tarım ve Orman İşlerinde Hizmet Akti ile Süreksiz Çalışanların Sigortalılığı düzenlenmiş olup, buna göre bu kişilere iş kazası ve meslek hastalıkları sigortasının uygulanacağı kabul edilmiş ancak bu sigortadan faydalanabilmeleri noktasında genel hükümden ayrılınmış ve tarım ve orman işlerinde hizmet akdi ile süreksiz çalışanların iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından faydalanabilmeleri için iş kazasının olduğu tarihten itibaren en az on gün önce tescil edilmiş olmaları ve sigortalılıklarının sona ermemiş olması, prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması gerekmektedir. Yine 4/1-b bendi kapsamında sigortalı olanlar yani bağımsız çalışanların iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından faydalanabilmeleri için genel sağlık sigortası da dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şartı ile yatarak tedavi oldukları süre veya yatarak tedavi sonrası ıstırahatli oldukları süre kadar ödeme yapılır.

58 İş kazası ve meslek hasatlığında verilecek geçici iş göremezlik ödeneği kanunun 17. maddesine göre hesaplanacak günlük kazancın yarısı, ayakta tedavilerde ise üçte ikisidir. 17. maddeye göre günlük kazanç iş kazasının olduğu tarihten,meslek hastalığı halinde ise iş göremezliğin başladığı tarihten önceki oniki aydaki son üç ay içinde 80. maddeye göre hesaplanacak,prime esas kazançlar toplamının bu kazançlara esas prim ödeme gün sayısına bölünmesi sureti ile hesaplanacaktır. 80. maddeye göre 4/1-a maddesinin birinci fıkrasının a bendi kapsamındaki sigortalıların prime esas kazançları; prime esas kazançlarının hesabında hak edilen ücretlerin ; prim ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarının o ay içinde yapılan ödemelerin ve işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen tutarların,idare ve yargı mercilerince verilen kararlar gereği yukarıda sayılan kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin brüt toplamı esas alınacaktır. Bu şekilde belirtilen rakam 82. madde belirtilen günlük kazanç sınırlarını aşamaz. Yani 82 Maddesine göre “Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı, sigortalıların yaşlarına uygun asgarî ücretin otuzda biri, üst sınırı ise 16 yaşından büyük sigortalıların günlük kazanç alt sınırının 6,5 katı, ancak sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri için 3 katıdır” Ayrıca 4/1-a bendi kapsamında sigortalı olanların ödenek ve gelire esas günlük kazançlarının tespitinde prim, ikramiye ve bu nitelikteki arızi ödemeler dikkate alınmış ise ödenek ve gelire esas alınacak günlük kazanç, ücret toplamının ücret alınan gün sayısına bölünmesi ile hesaplanacak günlük kazanca %50 oranında bir ekleme yapılarak bulunan tutardan çok olamaz.İdare ve yargı mercilerince verilen karar gereğince yapılan ücret ikramiye zam tazminat ve bu mahiyetteki ödemelerden ödenek ve gelirin hesabına esas alınan üç aylık dönemden önceki aylara ilişkin olanlar dikkate alınmaz. Oniki aylık dönemde çalışmamış ve ücret almamış olan sigortalı çalışmaya başladığı ay içinde iş kazası ve meslek hastalığı nedeni ile iş göremezliğe uğrarsa n verilecek ödeneklerin veya bağlanacak gelirlerin hesaplanmasında esas günlük kazanç, çalışmaya başladığı tarih il aiş görmezliğin başladığı tarih arasında ki sürede elde ettiği prime esas günlük kazanç toplamının,çalıştığı gün sayısına bölünmesi sureti ile,çalışmaya başladığı gün iş kazasına uğraması halinde ise aynı veya emsal işte çalışan sigortalının günlük kazancı esas tutulur. Meslek hastalığı sigortalının sigortalı olarak çalıştığı son işinden ayrıldığı tarihten bir yıl geçtikten sonra meydana çıkmış ise günlük kazancı bu son işinden ayrıldığı tarih esas alınarak hesaplanacaktır. İş kazası ve meslek hastalığı sigortasından bağlanacak gelire esas tutulacak aylık kazanç, hesaplanacak günlük kazancın otuz katıdır.

59 Geçici iş göremezlik ödeneği sigortalıya tedavi ve istirahatın devam ettiği sürece verilir. Geçici iş göremezlik ödeneği işgöremezliğin ilk gününden itibaren verilir. Kurum tarafından sigortalıya ödenir.

60 S ÜREKLI İ Ş G ÖREMEZLIK G ELIRI İş Kazası ve Meslek hastalığı halinde yapılan tedavi sonucunda sigortalı kanunun belirlediği %10 oranından az olmayacak biçimde meslekte kazanma gücünü yitirmiş ise bu durumda sigortalıya ödenecek gelire sürekli iş görmezlik geliri denir.Bu oran sağlık kurulu raporu ile tespit edilecektir. Süreklilik arz ettiği için gelir olarak isimlendirilmektedir. Sürekli iş göremezlik ödeneğine hak kazanan kişiler işgöremezlik oranları %10 un üzerinde olduğu sürece bu ödeneği almaya devam ederler ve bu sürede durumlarına uygun işte de çalışabilirler. Bu çalışma sürekli iş görmezlik ödeneği almalarına engel değildir. Sigortalı meslekte kazanma gücünü %100 oranında yitirmiş ise sürekli ve tam iş göremezlik hali; kazanma gücünü %10 dan fazla fakat %100 den az oranda yitirmişse sürekli ve kısmi iş görmezlik hali vardır. Sürekli iş görmezlik geliri, sigortalının mesleğinde kazanma gücünün kayıp oranına göre hesaplanacaktır.Sürekli iş görmezlik bir defa tespit edildikten sonra sürekli olarak aynı oranda devam etmeyebilir. Dolayısı ile sürekli iş görmezlik oranındaki değişiklikle beraber sürekli iş göremezlik ödeneğinin miktarı da değişecektir.

61 Sürekli tam iş görmez duruma düşen sigortalıya bağlanacak gelir, 17. maddeye göre hesaplanacak aylık gelirin %70 si oranındadır. Eğer sigortalı başkasının bakımına muhtaç halde ise bu durumda geliri %100 olarak bağlanacaktır. 17. maddeye göre hesaplanacak günlük kazancın otuz katı bağlanacak gelire esas aylık kazançtır. Sürekli kısmi iş görmezlik halinde ise,sürekli tam iş göremezlik gelirinden hareketle iş görmezlik oranındaki miktarı kısmi iş görmezlik geliridir. Sürekli kısmi iş göremezlik geliri alan sigortalı başkasının bakımına muhtaç ise gelir bağlama oranın %100 dür. Sürekli iş göremezlik geliri eğer kendisine daha önce geçici iş görmezlik ödeneği bağlanmışsa bu ödeneğin sona erdiği tarihi, geçici iş göremezlik tespit edilemeden sürekli iş görmezlik durumuna girilmişse buna ait sağlık kurulu tarihini izleyen ay başından başlar ve sigortalıya her ay peşin olarak ödenir. 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara sürekli iş görmezlik geliri bağlanabilmesi için, kendi sigortalılığından dolayı genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması zorunludur.

62 S IGORTALıNıN ÖLÜMÜ HALINDE HAK SAHIPLERINE YAPıLAN PARASAL YARDıMLAR 1. CENAZA GİDERLERİNİN ÖDENMESİ İş kazası veya meslek hastalığı sebebi ile ölüm halinde kurum yönetim kurulunca belirlenip bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden cenaze ödeneği verilir.Cenaze ödeneği sırasıyla sigortalının eşine yoksa çocuklarına yoksa ana babasına o da yoksa kardeşlerine verilir. 2. EŞ VE ÇOCUKLARA GELİR BAĞLANMASI İş kazası ve meslek hastalığı halinde sigortalının ölümü halinde gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş,çocuk,ana ve babası hak sahibi sayılacaktır. 1. Eş ve çocuklara gelir bağlanması:Ölen sigortalının hak sahiplerine 17. maddeye göre tespit edilecek gelirin %70 i kadar gelir bağlanır. Bağlanan gelirler her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllık tüketici fiyatları genel endeksindeki değişim oranı kadar arttırılarak belirlenir. 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalıların hak sahiplerine gelir bağlanabilmesi için,kendi sigortalılığından dolayı genel sağlık sigortası dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması zorunludur. Sigortalının kendisine iş kazası veya meslek hastalığı sebebi ile gelir bağlanmışken,sigortalının daha sonra ölümü halinde ölümün iş kazası yahut meslek hastalığından kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılmaksızın hak sahiplerine gelir bağlanacaktır.

63 Ölen sigortalının dul eşine ; hesaplanan aylığın %50 si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise çalışmaması ve kendi sigortalılığı nedeni ile gelir ve aylık almamakta olmak kaydı ile %75 i oranında gelir bağlanır.Dul eş evlenirse evlenmeyi takip eden ödeme dönemi başından kesilir. Boşanma halinde başvuru üzerine maaş tekrar bağlanır. Eşinden boşandığı halde birlikte yaşayıp maaş alan eşin maaşı kesilir ve yapılan ödemelerin iadesi talep olunur.

64 Ölen Sigortalının çocuklarına gelir bağlanması 5510 sayılı yasa kapsamında çocuk sigortalı tarafından evlat edinilen tanınan veya soybağı düzeltilmiş veya babalığa hükme bağlanmış çocuklar ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları kapsar. Çocuklara gelir bağlanması için çocukların çalışmaması ve kendi sigortalılığı nedeni ile gelir ve aylık almaması gerekir sayılı yasa kapsamında çalışmayan ve kendi çalışmaları nedeni ile gelir ve aylık bağlanmamış çocuklardan 18 yaşını,lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını,yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayan çocuklara gelir bağlanmaktadır. Ancak kız çocukları çalışmadıkları, evlenmedikleri ve kurum tarafından herhangi bir gelir ve aylık almadıkları sürece yaşa bağlı olmaksızın hak sahibi olarak aylık almaktadır.

65 ANA VE BABAYA GELİR BAĞLANMASI İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının ana ve babasına belirli şartların varlığı halinde gelir bağlanması mümkündür. Ana ve babaya gelir bağlanması için ilk koşul hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunmasıdır. Eğer artan hisse yoksa maaş da bağlanamaz. Tek istisnası ana – babasının 65 yaşın üstünde olması halinde diğer şartlarda varsa hisse olmasa da gelir bağlanabilir. Ana-babanın her türlü gelirinin asgari ücretin altına olması gerekir. Ana babanın gelir ve aylığı olmaması gerekir.Bu şartlar gerçekleştiği takdirde anne ve babaya toplam %25 oranında gelir bağlanır.

66 EVLENME ÖDENEĞİ Sigortalının ölümü nedeni ile kendisine gelir bağlanmış olan,ancak evlenmesi nedeni ile gelirin kesilmesi gereken kız çocuklarına evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde evlenme ödeneği verilir.Evlenme ödeneği iki yıllık gelirin kız çocuğa toplu olarak verilmesidir. Eğer kız çocuk iki yıl dolmadan boşanırsa bu durumda genel sağlık sigortasından faydalanacak ancak iki yıllık geliri peşin aldığından iki yıl dolana kadar gelir alamayacaktır.

67 HASTALIK HALİNDE SİGORTALILARA YAPILAN YARDIMLAR Hastalık sigortasından sağlanan yardımlar; tıbbi hizmetler ile nakdi yardımlardır. Hastalık halinde sağlanacak yardımlar, iş kazası, meslek hastalığı,analık gibi diğer kısa vadeli sigorta kolları için de aynı olan ve Kanun’un 63.maddesinde belirtilen ve Kurum’ca finansmanı sağlanan sağlık yardımları ile parasal yardım ana baslığı altında belirtilen geçici iş göremezlik ödeneğidir.Gerek sağlık yardımları, gerekse geçici iş göremezlik ödeneği diğer kısa vadeli sigorta kolları açısından ortak bir konu olsa da hak kazanma şartları,süreleri ve yardım biçimleri farklılık göstermektedir. Sağlık Yardımları ve hak kazanma koşulları 5510 sayılı Kanun, sigortalı ve hak sahiplerine yapılacak sağlık yardımlarını Genel Sağlık Sigortası Hükümleri başlığı altında ayrı olarak düzenlemiştir. Dolayısıyla gerek iş kazası, meslek hastalığı gerekse hastalık ve analık durumlarında Kurumca sağlanacak Sağlık yardımları ortak olup,Kanunda Üçüncü Kısmında yer alan Genel Sağlık Sigortası Hükümleri bölümünde düzenlenmiştir. Hastalık sonucu oluşan işgöremezliğin azaltılması yada ortadan kaldırılması için Kurumca Finansmanı sağlanacak Sağlık hizmetleri Kanun’un 63. maddesinde belirtilmiştir.

68 Geçici İsgöremezlik Ödeneği Hastalık sigortasından sağlanan parasal yardımlar, geçici iş göremezlik süresinde geçici iş göremezlik ödeneğinin verilmesidir. İş göremezlik halinde kural olarak işverenin ücret ödeme yükümlülüğü bulunmamakta olup, sigortalı Sosyal Güvenlik Kurumundan geçici is göremezlik ödeneği alır. Ancak S.S.İ.Y.’ ne göre ;iş sözleşmesi yada toplu iş sözleşmesinde sigortalının iş görmediği dönemde de ücret alabileceğine ilişkin bir düzenleme varsa ayrıca sigortalıya ücret de ödenir. Geçici is göremezlik ödeneğinin ücretten az olması durumunda ise aradaki farkı işveren sigortalıya ödemek zorundadır. Hastalanan sigortalı işyerindeki çalışmasını sürdüremediğinden, elde ettiği kazancını da yitirmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumunca sağlanan iş göremezlik ödeneği, hastalık nedeniyle çalışamayan sigortalının bu geçici gelir kayıplarını karşılamayı amaçlar. Geçici iş göremezlik ödeneğinden yalnızca sigortalı yararlanabilir.Mevcut Kanun hükümlerine göre hastalık sigortasına tabi olanların hastalık sebebiyle iş göremezliğe uğraması halinde, iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla geçici iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak üzere her gün için geçici iş göremezlik ödeneğinin verilmesi hüküm altına alınmıştır. Burada dikkat çekici olan husus; sigortalıların iş kazası geçirmeleri ve meslek hastalığına uğramaları halinde geçici işgöremezlik ödeneğini ilk günden itibaren almalarına karşılık, hastalık sigortasında ise 3. günden itibaren almaya başlamalarıdır.Sigortalıların geçici iş göremezlik ödeneğine hak kazanabilmek için; sigortalı niteliğinin bulunması, alınan sağlık raporlarının kurumca yetkilendirilen hekim ve sağlık kurulu raporları olması, sigortalının hastalık sonucu aldığı istirahat raporunun süresinin iki günden fazla olması, sigortalının geçici iş göremezliğinin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi bildirmiş olması şartları birlikte aranmaktadır. Yine sigortalılar, yıllık izin süreleri içinde hastalanmaları durumunda sigortalılık niteliği devam ettiği için diğer koşulların da sağlanması durumunda geçici iş göremezlik ödeneğine hak kazanır.

69 ANALIK HALİNDE SAĞLANAN YARDIMLAR Analık halinde sağlanacak haklar da, aynı hastalık halinde olduğu üzere parasal yardımlar ve sağlık yardımları olmak üzere iki ana baslıkta toplanmaktadır. Parasal yardımlar, 5510 sayılı Kanunun 18. maddesinde düzenlenen diğer kısa vadeli sigorta kollarında da geçerli olan geçici iş göremezlik ödeneği ile aynı Kanunun 16. maddesinde düzenlenen emzirme ödeneğini ifade etmektedir. Sağlık hizmetleri ise Kanunun 62. maddesinde yer aldığı üzere anne adayının, annenin ve bebeğin ihtiyacı olan her türlü sağlık hizmetini içerir sayılı Kanunun bazı sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar baslıklı 6. maddesinde belirtilen Mesleki Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve isletmelerde mesleki eğitim gören öğrencilere ile Türkiye İs Kurumu tarafından düzenlenen meslek edindirme, geliştirme ve değiştirme eğitimine katılan kursiyerlere analık sigortasına ilişkin hükümler uygulanmaz. Ayrıca analık sağlık yardımları ile emzirme yardımlarından veya maktu gebelik ve doğum para yardımlarından yararlanabilmek için sigortalının,doğum yapan kadınla doğumdan önce evlenmiş olması gerekir. Sağlık Yardımları ve Kazanma Koşulları 5510 sayılı Kanun’da analık hali; gebelik, doğum ve loğusalık olmak üzere üç dönemi kapsamaktadır. Ayrıca Kanun’da, analık sağlık yardımları arasında normal yollardan çocuk sahibi olamayanlara, bazı koşullarla yardımcı üreme teknikleri ile çocuk sahibi olma imkanı da sağlanmıştır sayılı Kanun’un 63.maddenin (e) bendine göre; Evli olmakla birlikte çocuk sahibi olamayan genel sağlık sigortalısı kadın ise kendisinin, erkek ise karısının; Yapılan tıbbi tedavileri sonrasında normal tıbbi yöntemlerle çocuk sahibi olamadığının ve ancak yardımcı üreme yöntemi ile çocuk sahibi olabileceğinin Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından tıbben mümkün görülmesi, 23 yasından büyük, 39 yasından küçük olması, Son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamamış olduğunun Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları tarafından belgelenmesi, Uygulamanın yapıldığı tıbbi merkezin Kurum ile sözleşme yapmış olması, En az beş yıldır genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi olup 900 gün genel sağlık sigortası prim gün sayısının olması, şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde en fazla üç deneme ile sınırlı olmak üzere yardımcı üreme yöntemi tedavileri ile bir hastalığın tedavisinin başka tıbbi bir yöntemle mümkün olmaması ve Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından tıbben zorunlu görülmesi hallerinin bir arada olması durumunda yardımcı üreme yöntemi tedavileri Kurumca sağlanacaktır.

70 Geçici İs Göremezlik Ödeneği Analık hali, kadın sigortalının doğum öncesi ve sonrası belli bir süre çalışamamasına, dolayısıyla gelir elde edememesine neden olur. Bu nedenle oluşan gelir kaybının telafisi için, sigortalı kadına geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Analık hali durumunda sigortalıya çalışamama durumu nedeniyle verilecek geçici iş göremezlik ödeneği 5510 sayılı Kanunun 16. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Söz konusu madde de ‘Hastalık ve Analık sigortasından sigortalıya hastalık veya analık hallerine bağlı olarak ortaya çıkan iş göremezlik süresince, günlük geçici is göremezlik ödeneği verilir.’ ifadesi yer almaktadır. Geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanabilmek için öncelikle, 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin (a) bendi ve (b) bendi ile aynı bendin numaralı alt bentleri kapsamında sigortalı sayılmak gerekmektedir. Geçici is göremezlik ödeneğinden yararlanabilmek için sigortalı olmanın dışında prim şartı da yer almaktadır sayılı Kanun’un 18. maddesinin (c) bendinde “… sigortalı kadının analığı halinde, doğumdan önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olmak şartıyla, doğumdan önceki ve

71 sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki sekiz haftalık süreye iki haftalık süre ilave ederek çalışmadığı her gün için, ayrıca aynı maddenin (d) bendine görede söz konusu kapsamda sigortalı olan kadının isteği ve hekimin onayı ile doğuma üç hafta kalıncaya kadar çalışılması halinde, doğum sonrası istirahat süresine eklenen süreler için geçici is göremezlik ödeneği” hükmü yer almaktadır. Buna göre de kadın sigortalının geçici işgöremezlik ödeneğinden yararlanabilmek için doğumdan önce belirli bir gün sayısınca prim ödemiş olmak gerekmektedir. Özetle analık hali durumunda geçici iş göremezlik ödeneği verilebilmesi için; doğumdan önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması, bu süre içinde iş yerinde çalışmamış olması, doğum olayının gerçekleşmiş olması, Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanların analıkları halinde, ayrıca geçici is göremezlik ödeneği genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması, şartlarının birlikte sağlanması gerekmektedir. Buna göre, Kanunda geçici is göremezlik ödeneğinin ödenebilmesi için işyerinde çalışmama şart olduğundan, doğum öncesi 8 haftanın başlangıcının tespiti için rapor aranması gerekmektedir. Kadın sigortalılarının doğum öncesi 8 haftalık, çoğul gebelikte 10 haftalık sürenin tespiti ile durumunun doğumdan

72 önceki 3 haftaya kadar çalışmasına uygun olduğuna dair sağlık kurulu raporu yetkilendirilen sağlık tesislerince düzenlenmesi gerekmektedir. Emzirme Ödeneği ve Hak Kazanma Koşulları 5510 sayılı Kanunun 16. maddesinin 3. fıkrasında, analık sigortasından sigortalı kadına veya sigortalı olmayan karısının doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe bu Kanunun 4.maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılardan, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadına ya da gelir ve aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşine, her çocuk için yasaması koşuluyla doğum tarihinde geçerli olan ve Kurum Yönetim Kurulunca belirlenip Bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden emzirme ödeneği verilir, denilmektedir

73 Emzirme ödeneğinden yararlanabilmek için 5510 sayılı Kanunun 4. maddenin 1. fıkrası (a) bendi kapsamında sigortalı olanlar için doğumdan önceki bir yıl içinde 120 gün kısa vadeli sigorta primi ödenmelidir. 4. maddenin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı olanlar için, doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün kısa vadeli sigorta kolları priminin yatırılması yanında, genel sağlık sigortası primi de dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şartı aranır. Emzirme ödeneği sadece sigortalılar için değil, sigortalılığı sona erenler için de söz konusudur sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasında Kanunun 9. maddesine göre sigortalılığı sona erenlerin, bu tarihten başlamak üzere üç yüz gün içinde çocukları doğarsa, sigortalı kadın veya esi analık sigortası haklarından yararlanacak sigortalı erkek, doğum tarihinden önceki on beş ay içinde en az 120 gün prim ödenmiş olması şartıyla emzirme ödeneğinden yararlandırılır. Sigortalı erkek için, sigortalının doğum yapan kadınla medeni kanun hükümlerine göre doğumdan önce evlenmiş olması gerekmektedir.

74 UZUN VADELİ SİGORTA KOLLAARI VE SAĞLANAN YARDIMLAR Kanunun “Uzun Vadeli Sigorta Hükümleri” başlıklı Dördüncü Bölümünde uzun dönemli riskler; malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kolları düzenlenmiştir. Buna göre; “Uzun Vadeli Sigorta Hükümleri” başlıklı Dördüncü Bölümünde; “Malul Sayılma”, “Malûllük sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları” ve “Malûllük aylığının hesaplanması, başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanması” olan Malullük sigortası ile ilgili hükümleri sırasıyla, 5510 sayılı Kanunun 25, 26 ve 27. maddelerinde, “Yaşlılık sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları”, “Yaşlılık aylığının hesaplanması”, “Yaşlılık aylığının başlangıcı, kesilmesi veya sosyal güvenlik destek primi ödenmesi” ve “Yaşlılık toptan ödemesi ve ihya” olan Yaşlılık Sigortası ile ilgili hükümleri sırasıyla, 5510 sayılı Kanunun 28, 29, 30. Ve 31. maddelerinde, “Ölüm sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları”, “Ölüm sigortasından bağlanacak aylığın hesaplanması”, “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması”, “Hak sahiplerinin aylıklarının başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanması” ve “Ölüme bağlı toptan ödeme ve ihya” olan Ölüm Sigortası ile ilgili hükümleri sırasıyla, 5510 sayılı Kanunun 32, 33, 34, 35 ve 36. Maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu Kanun maddeleri incelendiğinde malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarının uygulamasında üç ortak husus bulunmaktadır. Bunlardan ilki, sağlanan yardımlara hak kazanmada yasalarla belirlenen prim ödeme gün sayısı ve sigortalılık süresinin ve/veya yaşın tamamlanmasının koşul olarak aranması; ikincisi, bu sigorta kollarından sağlanan yardımların genellikle bir defaya özgü yapılan bir yardım niteliğinde olmayıp koşullar devam ettikçe ödenmesine devam edilmesi; sonuncusu ise bu sigorta kollarından sağlanan temel yardımlardan olan aylıkların sigortalıların prime esas kazançların dikkate alınarak hesaplanmasıdır. Uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 5510 sayılı Kanunun 38. maddesi gereği; sigortalının malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına bağlı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarih ile tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, ölen sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir

75 Bu Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir. Bununla birlikte Kanunun yürürlük tarihinden önce birden fazla sosyal güvenlik kanununa tabi hizmeti olanların bu hizmetlerinin mülga 2829 sayılı Kanun hükümlerine göre birleştirilmesi halinde, birleştirilen hizmetin başlangıç tarihi sigortalılık süresinin başlangıcıdır.

76 5510 sayılı Kanunun 79. maddesine göre; Kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel sağlık sigortası için, bu Kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim giderlerini karşılamak üzere Kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek zorundadır. Bu sebeple sigortalı uzun vadeli sigorta kollarından sağlanan haklardan yararlanması için sigortalı adına bildirilmiş prim günün olması gerekmektedir sayılı Kanun’da da malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarına hak kazanmada belli bir prim ödeme gün sayısını koşul olarak aramaktadır. Prim ödeme gün sayısı; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak geçen sürelere ait gün sayısını ifade eder.

77 M ALULLÜK S IGORTAS I 5510 Sayılı Kanunun 25/1 maddesine göre; Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malul sayılır.

78 5510 sayılı Kanunun 26 ıncı maddesi gereği malullük sigortası kolundan sigortalıya sağlanan yardım sadece malullük aylığı bağlanmasıdır. Ancak yine Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının g bendinde; “Bu Kanun veya bu Kanundan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık alan kişiler” genel sağlık sigortası kapsamında oldukları belirtildiği ve bu sebeple malullük aylığı alan sigortalılar genel sağlık sigortasından yararlanır sayılı Kanunun 26 ıncı maddesinde malullük sigortasından sağlanan haklardan nasıl yararlanılacağı belirtilmiştir. Buna göre;sigortalının 25 inci maddeye göre malul sayılması gerekir. Söz konusu maddeye göre sigortalı, (4/a) sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malullük sigortası bakımından malul sayılır. Kişinin malul kalmasında kusurunun olup olmaması önem taşımaz.Sigortalıların malullük durumlarının tespiti için sigortalının veya işverenin talebi ile Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurullarına sevkleri gerekmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumunca yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemler Yönetmeliğinin 54 üncü maddesine göre; sevk işlemleri, Kurumca belirlenen usul ve esaslara göre yürütülür. Ancak Kanunda belirtilen diğer şartları taşımayan sigortalıların sevk işlemi için yaptıkları müracaat kabul edilmez.

79 Söz konusu sevk sonucu;Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin,varsa ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihteki sağlık durumunu gösteren raporun,Erkek sigortalıların askerliğe başlayış ve terhis tarihlerini gösteren askerlik süresine ait belge veya askerliğe elverişli olmadığını gösterir raporun,Varsa sigortalının malûliyetine sebep olduğu ileri sürülen hastalığı ile ilgili daha önce başvurulan sağlık hizmeti sunucularından temin edilecek rapor, tıbbi belge ve epikrizlerin,Sigortalı hakkında daha önce Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu veya Kurum sağlık kurulunca verilmiş bir karar mevcut ise, bu kararın bir örneği ile dayanağı rapor ve tıbbi belgelerin,Kurum Sağlık Kurulunca incelenmesi sonucunda Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde belirlenen usul ve esaslara göre tespit edilir. Kurum Sağlık Kurulunca malul sayılmayan sigortalıya, durum ilgili ünite tarafından bir yazı ile bildirilir. Daha önce malul sayılmayanlardan, yeni hastalık, maluliyete esas hastalığında artma ve eksik muayene gerekçeleri ile malullük durumunun yeniden tespitini yazılı olarak isteyenlerin, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarına sevkleri yapılır. Temin edilecek yeni tarihli sağlık kurulu raporu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 55 inci maddesinde belirtilen belgeler ile birlikte yeniden değerlendirilmek üzere Kurum Sağlık Kuruluna gönderilir. Aynı hastalık ve özrü nedeniyle Kurum Sağlık Kurulu tarafından malul sayılmayan sigortalıların bu karara karşı itirazda bulunmaları halinde, itiraz dilekçeleri yine Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 55 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen belgeleri içeren dosyası ile birlikte değerlendirilmek üzere Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna intikal ettirilir.

80 Malullük aylığına hak kazanmak için kısa bir sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı şartı öngörülmüştür. Buna göre; En az on yıldan beri sigortalı bulunup, toplam olarak 1800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için ise sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi bildirilmiş olması gerekmektedir. Maluliyeti nedeniyle sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra Kurumdan yazılı istekte bulunması, gerekir. Zira sigortalı başvurmadıkça Sosyal Güvenlik Kurumu kendiliğinden sigortalıyı muayeneye göndererek aylık bağlamaz Malullük aylığı bağlanabilmesi için, sigortalının maluliyetine esas oranı veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünün kaybedildiği Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edildikten sonra 4/a sigortalıların çalıştığı işten ayrıldıktan, sonra kendisinin veya varsa vekilinin yazılı olarak Kurumun ilgili ünitesine başvurması şarttır Malullük aylığının hesaplanması Kanunun 27. maddesinde izah edilmiştir. Buna göre; Malullük aylığı; prim ödeme gün sayısı 9000 günden az olan sigortalılar için 9000 gün üzerinden, 9000 gün ve daha fazla olanlar için ise toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, 29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanır. Sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise tespit edilen aylık bağlama oranı 10 puan artırılır.Ancak 4/1-a bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için 9000 gün prim gün sayısı 7200 gün olarak uygulanır. Malullük aylığı; Malullük aylığı bağlanmış bulunan sigortalının, Kanuna tabi olarak yeniden çalışmaya başlaması halinde aylığı, çalışmaya başladığı tarihi takip eden ödeme döneminden itibaren kesilir. Bunların sosyal güvenlik destek primine tabi tutularak, aylıkları kesilmeden çalışmaları mümkün değildir. Yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başladığı tarihi takip eden ödeme döneminden itibaren kesilir. Kontrol muayenesi sonunda malul olmadığının tespitine esas rapor tarihini takip eden ödeme dönemi başında kesilir. Malullük aylığı kesilen sigortalının; sigortalı olmayı gerektiren bir işte çalışması nedeniyle malullük aylıkları kesilenlerden çalışması sona erip, malullük aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunanlara, kontrol muayenesine tâbi tutulmak ve malullüğünün devam ettiği anlaşılmak şartıyla eski malllük aylığı, yazılı istekte bulunduğu tarihten sonraki aybaşından itibaren ödenmeye başlanır

81 Y AŞLıLıK SİGORTASI Yaşlılık sigortası; yaşın ilerlemesi nedeniyle çalışma gücünün azalması sonucu gelir kayıplarına uğrayan sigortalıların geçimlerini sağlamak amacı ile kurulmuş bir sigorta koludur. Yaşlılık sigortasının amacı; belli bir yaşa ulaşmış, çalışma gücünü ve arzusunu kısmen veya tamamen kaybetmiş ve dinlenme ihtiyacı duyan sigortalılara ömürlerinin sonuna kadar çalışmak zorunda kalmayacakları sürekli bir gelir sağlamaktır. Zira insanlar genellikle belirli bir yaşa ulaştıktan sonra çalışma gücünü kısmen veya tamamen yitirerek artık çalışma hayatından çekilme gereğini duyarlar. Bu durumda, sürekli bir gelir kaybına yol açan fizyolojik bir risk oluşmuş olur. İşte yaşlılık sigortası, bu nedenden ötürü ortaya çıkan gelir kayıplarını karşılamak için kurulur sayılı Kanunun 28 ıncı maddesi gereği yaşlılık sigortası kolundan sigortalıya sağlanan yardımlar; yaşlılık aylığı bağlanması ve toptan ödeme yapılmasıdır. Sigortalı yaşlılık aylığı bağlanması ile ilgili gerekli prim ödeme gün sayısını ve yaş şartını yerine getirmesi durumunda sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanır. Bununla beraber, aynı malullük aylığında olduğu gibi Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının g bendi gereği yaşlılık aylığı alan sigortalılar genel sağlık sigortasından yararlanır sayılı Kanuna göre sigortalıların yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadıkları, genel olarak 28 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yaş ve toplam prim ödeme gün sayılarının yerine getirilip getirilmediğine göre belirlenir. Buna göre 5510 sayılı Kanun’a tabi olarak 30/04/2008 tarihinden itibaren ilk defa sigortalı olanlardan 4/a sigortalısı olanlara yaşlılık aylığı kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması ve en az 7200 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır. Sigortalıya aylık bağlanabilmesi için, 4/a sigortalılarının çalıştığı işten ayrıldıktan, sonra kendisinin veya varsa vekilinin yazılı olarak Kurumun ilgili ünitesine başvurması şarttır.

82 4 üncü maddenin birinci fıkrasının; (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar ile bu Kanuna göre ilk defa (c) bendi kapsamında sigortalı olanlardan, herhangi bir nedenle çalıştığı işten ayrılan veya işyerini kapatan ve yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını doldurduğu halde malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan sigortalıya, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında ise kendi adına bildirilen, (b) bendi kapsamında ise ödediği malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin her yıla ait tutarı, primin ait olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek toptan ödeme şeklinde verilir. Kanuna göre toptan ödeme yapılarak hizmetleri tasfiye edilmiş bulunanlardan, yeniden bu Kanuna tabi olarak malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olanlar, yazılı olarak müracaat etmeleri halinde, aldıkları toptan ödemenin ödeme tarihi ile yazılı istek tarihi arasında geçen yıllar için her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan tutarın ilgiliye tebliğ tarihini takip eden ayın sonuna kadar ödemeleri halinde, bu hizmetler ihya edilerek bu Kanunun uygulanmasında dikkate alınır.

83 ÖLÜM SİGORTASI Ölüm sigortası; Sigortalının ölümü ile geride kalan hak sahibi durumundaki eş ve çocuklarla ana ve babasının uğradığı gelir kayıplarının giderilmesini amaçlayan sigorta koludur. Zira sigortalının ölümü geride bıraktığı ve geçimlerini sağladığı yakınları için bir sosyal tehlike teşkil eder. Bu sebeple ölüm sigorta kolundan sağlanacak yardımların söz konusu olabilmesi için sigorta olayının yani sigortalının ölümünün gerçekleşmiş olması gerekir 5510 sayılı Kanunun 32 inci maddesi gereği ölüm sigortası kolundan sigortalının hak sahiplerine sağlanan yardımlar; ölüm aylığı bağlanması, ölüm toptan ödemesi yapılması, kız çocuğuna evlenme ödeneği verilmesi ve cenaze ödeneği ödenmesidir. Sigortalının ölümü halinde sigortalının hak sahiplerine şartların taşınması kaydıyla ölüm aylığı verilir ancak ölen sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanamaması durumunda, sigortalı adına bildirilen, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin her yıla ait tutarı, primin ait olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek hak sahiplerine toptan ödeme şeklinde verilir. Babası veya annesinin vefatı neticesinde ölüm aylığı bağlanan ve evlenmeleri nedeniyle ölüm aylıkları kesilmesi gereken kız çocuklarına, evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde almakta oldukları aylık veya gelirlerinin iki yıllık tutarı bir defaya mahsus olmak üzere evlenme ödeneği olarak peşin ödenir. Evlenme ödeneği alan hak sahibinin aylığının kesildiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde boşanması halinde, iki yıllık sürenin sonuna kadar gelir veya aylık bağlanmaz. Ayrıca malullük veya yaşlılık aylığı almakta iken veya kendisi için en az 360 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi bildirilmiş olup da ölen sigortalının hak sahiplerine, cenaze ödeneği ödenir. Cenaze ödeneği, sırasıyla sigortalının eşine, yoksa çocuklarına, o da yoksa ana babasına, o da yoksa kardeşlerine verilir. Bununla beraber, aynı malullük ve yaşlılık aylıklarında olduğu gibi Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının g bendi gereği ölüm aylığı alan hak sahipleri genel sağlık sigortasından yararlanırlar sayılı Kanun gereği sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine bağlanacak olan ölüm aylığının hak kazanılabilmesi için öncelikle sigortalının ölümü anında sigortalının aylıktan yararlanma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmesi gerekirken ikinci olarak ta hak sahibi olacak kişilerin hak sahibi statüsünde olup olmadıkları belirlenmelidir. Bu iki şartın bir arada oluşması durumunda ölen sigortalının hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanabilecektir.

84 5510 sayılı Kanuna göre ölüm aylığına hak kazanabilmenin koşullarından biri sigortalının Kanunun yürürlük tarihinden sonra ölümü veya mahkeme tarafından gaip olduğuna karar verilmesi, diğeri ise ölüm tarihi itibariyle malullük veya yaşlılık aylığına hak kazanması ya da belirli bir prim ödeme gün sayısı koşulunu yerine getirmesidir. Buna göre 5510 sayılı Kanunun 32. maddesi gereği ölüm aylığı; En az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya 4/1-a bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş, Malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken veya malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemi tamamlanmamış, Bağlanmış bulunan malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları sebebiyle kesilmiş,durumda iken ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanır. 4/1-b bendi kapsamında sigortalı sayılanların hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için ölen sigortalının genel sağlık sigortası primi dahil kendi sigortalılığından dolayı prim ve prime ilişkin her türlü borcunun olmaması veya ödenmesi şarttır. Dul Eş İçin Aylıktan Yararlanma Şartı; Kanunda ölen sigortalının dul kalan eşine aylık bağlanması için malullük ve muhtaçlık gibi özel hiçbir şart öngörülmemiş olup, eşin dul kalması yani Türk Medeni Kanununa uygun olarak evlenmemesi şartıyla kendisinin veya hak sahiplerinden birinin müracaatı yeterlidir. Bununla birlikte dul aylığı bağlanacak olan eşin Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi çalışmaları nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması, aylığın bağlanmasına bir engel teşkil etmeyip sadece aylık bağlanma oranını etkilemektedir.

85 Çocuklar İçin Aylıktan Yararlanma Şartı; Sigortalının nüfusuna kayıtlı çocuk haricindeki sigortalı tarafından evlât edinilmiş, tanınmış veya soy bağı düzeltilmiş veya babalığı hükme bağlanmış çocukları ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları, bağlanacak aylıktan yararlanır. Bu tanıma göre; Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi çalışmaları nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan; 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya, Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılanların veya, Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlar, ölüm aylığından yararlanırlar. Görüldüğü üzere çocuklarla ilgili şartlar çocuğun erkek, kız veya malul olmasına göre değişmektedir. Anne-Baba İçin Aylıktan Yararlanma Şartı: Kanun kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan ana ve babaya sigortalının ölümü halinde eşine veya çocuklarına yapılması gereken tahsisin toplamı, sigortalıya ait tahsisten aşağı olması, kısacası artan hisse olması durumunda aylık bağlanır. Ancak anne-babanın 65 yaşın üstünde olması, gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde ise artan hisseye bakılmaz.

86 İŞSİZLİK SİGORTASI İşsizlik Sigortası tarihinde kabul edilen 4447 sayılı yasa ile düzenlenmiştir. Kanun, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile ikinci fıkrası kapsamında olanlardan bir hizmet akdine dayalı olarak çalışan sigortalıları, 4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışanlardan 5510 sayılı Kanunun 52 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında işsizlik sigortası primi ödeyen isteğe bağlı sigortalılar ile aynı Kanunun ek 6 ncı maddesi kapsamındaki sigortalıları ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesinde açıklanan sandıklara tabi sigortalıları kapsar sayılı Kanunun; 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri, ikinci fıkrası kapsamında olanlardan bir hizmet akdine dayalı olarak çalışmayanlar ve üçüncü fıkrası, 5 inci, 6 ncı ve geçici 13 üncü maddeleri kapsamında olanlar ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamında olmakla birlikte memur veya 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi sözleşmeli statüde bulunanlar ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu, 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu, 233 ve 399 sayılı kanun hükmünde kararnameler ile 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunlarındaki hükümlerine göre sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar (18/5/1994 tarihli ve 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 31 inci maddesi kapsamında yer alan sözleşmeli personel dâhil) ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre geçici personel statüsünde çalıştırılanlar bu Kanun kapsamına dahil değildir.

87 İşsizlik sigortası: Bir işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına rağmen, herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işini kaybeden sigortalılara işsiz kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybını belli süre ve ölçüde karşılayan, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren zorunlu sigortadır. İşsizlik sigortası primleri ile bu primlerin değerlendirilmesinden elde edilen kazanç ve iratların, Devlet tarafından yapılacak katkı ve yardımların, ayrıca bu Kanun gereğince işçi ve işverenlerden alınacak ceza, gecikme zammı ve faizler ile diğer her türlü gelir ve kazançların toplandığı ve Devlet güvencesinde olan İşsizlik Sigortası Fonu oluşturulmuştur. Sigortalı işsizlere bu Kanunda belirtilen süre ve miktarda yapılan parasal ödemeye işsizlik ödeneği denir. İşsizlik sigortası zorunludur. Bu Kanun kapsamına giren ve halen çalışmakta olanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, yeni girenler ise işe başladıkları tarihten itibaren sigortalı olurlar.

88 Sigortalı işsizin, bu maddede belirtilen ödeme ve hizmetlerden yararlanabilmesi için işten ayrılma bildirgesi ile birlikte hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren otuz gün içinde Kuruma doğrudan veya elektronik ortamda başvurması gerekir. Mücbir sebepler dışında, başvuruda gecikilen süre işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşülür Sigortalı işsizlere bu Kanunda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde, Kurumca aşağıda belirtilen ödemeler yapılır ve hizmetler sağlanır; a) İşsizlik ödeneği, b) 5510 sayılı Kanun gereği ödenecek sigorta primleri, c) Yeni bir iş bulma, d) Aktif işgücü hizmetleri kapsamında kurs ve programlar. Ayrıca Fonun bir önceki yıl prim gelirlerinin % 30’u; işgücünün istihdam edilebilirliğini artırmak, çalışanların vasıflarını yükselterek işsizlik riskini azaltmak ve teknolojik gelişmeler nedeniyle işsiz kalması beklenenlerin başka alanlara yönlendirilmesini sağlamak, istihdamı artırıcı ve koruyucu tedbirler almak ve uygulamak, işe yerleştirme ve danışmanlık hizmetleri temin etmek, işgücü piyasası araştırma ve planlama çalışmaları yapmak ve Fondan ödenmek üzere vize edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışanlar ile bunlardan ilgili mevzuatına göre Kurum kadrolarına atanan ve Kurumda çalışmaya devam eden personelin mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemeleri gerçekleştirmek amacıyla kullanılabilir. Bu oranı % 50’ye kadar çıkarmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ancak, işsizlik ödeneğinden yararlanmakta olanlara yönelik hizmetler için bu sınırlama dikkate alınmaz. İşveren tarafından geçici görevle yabancı ülkeye gönderilen sigortalıların hak ve yükümlülükleri bu görevi yaptıkları sürece devam eder. Ülkeye dönmeleri ve 51 inci maddede belirtilen koşulları yerine getirmeleri halinde kendilerine işsizlik sigortasından hak ettikleri ödemeler yapılır ve hizmetlerden yararlanmaları sağlanır. İşsizlik sigortasının gerektirdiği ödemeleri, hizmet ve yönetim giderlerini karşılamak üzere, Kanunun 46 ncı maddesi kapsamına giren tüm sigortalılar, işverenler ve Devlet, işsizlik sigortası primi öder. İşsizlik sigortası primi, sigortalının 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 80 ve 82 nci maddelerinde belirtilen prime esas aylık brüt kazançlarından % 1 sigortalı, % 2 işveren ve %1 Devlet payı olarak alınır.

89 Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkıdır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemez. Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olanlardan, son üç yıl içinde; a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, Süre ile işsizlik ödeneği verilir. İşsizlik ödeneği her ayın sonunda aylık olarak işsizin kendisine ödenir. İlk işsizlik ödeneği ödemesi ise ödeneğe hak kazanılan tarihi izleyen ayın sonuna kadar yapılır.İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. İşsizlik ödeneği, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. Sigortalının kusurundan kaynaklandığı belirlenen fazla ödemeler yasal faizi ile birlikte geri alınır. Ölen sigortalı işsizlere ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesi gereği işe iade davası nedeniyle yatırılan primlerin son günü esas alınarak işsizlik ödeneği hak sahipliği belirlenir ve işsiz geçen dönem için ödeme yapılır.

90 İşsizlik ödeneği alanların; işe alındığı tarihten önceki aydan başlayarak işe alan işyerine ait son altı aylık dönemde, prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınması kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan kısa vadeli sigorta primi tutarının yüzde biri olmak üzere işçi ve işveren payı sigorta primleri ile genel sağlık sigortası primi, kalan işsizlik ödeneği süresince Fondan karşılanır. Bu süre başlangıçta belirlenen toplam hak sahipliği süresinden düşülür.

91 sigortalı sayılanlardan hizmet akitleri aşağıda belirtilen hallerden birisine dayalı olarak sona erenler, Kuruma süresi içinde şahsen başvurarak yeni bir iş almaya hazır olduklarını kaydettirmeleri ve bu Kanunda yer alan prim ödeme koşullarını sağlamış olmaları kaydıyla işsizlik ödeneği almaya hak kazanırlar. a) 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesi veya 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununun 16 ncı maddesi yada 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen bildirim önellerine uygun olarak hizmet akdi işveren tarafından sona erdirilmiş olmak, b) Hizmet akdi, süresi belli olsun veya olmasın sürenin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin 1475 sayılı İş Kanununun 16 ncı maddesinin (I), (II) ve (III) numaralı bentlerine veya 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (II) ve (III) numaralı bentlerine veya 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 7 nci maddesi ile 11 inci maddesinin birinci fıkrasına göre sigortalı tarafından feshedilmiş olmak, c) Hizmet akdi, süresi belli olsun veya olmasın süresinin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin 1475 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesinin (I) ve (III) numaralı bentlerine veya 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (III) numaralı bendine veya 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 12 inci maddesinin birinci fıkrasına göre işveren tarafından feshedilmiş olmak, d) Hizmet akdinin belirli süreli olması halinde, bu sürenin bitimi nedeniyle işsiz kalmak, 854 sayılı Deniz İş Kanununun 7 nci maddesinin (II) numaralı bendinde belirtilen hizmet akdinin belirli bir sefer için yapılmış olması nedeniyle sefer sonunda işsiz kalmak, e) İşyerinin el değiştirmesi veya başkasına geçmesi, kapanması veya kapatılması, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedenleriyle işten çıkarılmış olmak, 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (IV) numaralı bendindeki nedenlerle işsiz kalmak, f) 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesi kapsamında işsiz kalmak, g) Yukarıdaki bentlerde belirtilen iş kanunları kapsamına girmeyen sigortalılardan hizmet akitleri, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu kapsamında yapılmış olan toplu iş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmesi bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu hükümleri doğrultusunda (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerindeki hükümlere paralel olarak sona ermiş olmak. Ancak, işsizlik ödeneğine hak kazanabilmek için hizmet akdinin başvuru sırasında grev, lokavt veya kanundan doğan ödevler nedeniyle askıya alınmamış olması gerekmektedir.

92 Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilir. Bu Kanuna göre sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işveren, kısa çalışma talebini, derhal gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumuna, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya bir yazı ile bildirir. Talebin uygunluğunun belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar, ilgili kurum ve kuruluşların da görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Kısa çalışma halinde İşsizlik Sigortası Fonundan kısa çalışma ödeneği ödenir. İşçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için, hizmet akdinin feshi hariç işsizlik sigortası hak etme koşullarını yerine getirmesi gerekir. Günlük kısa çalışma ödeneği; sigortalının son oniki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine göre 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemez. Kısa çalışma ödeneğinden yararlananlara ait sigorta primlerinin aktarılması ve sağlık hizmetlerinin sunulmasına ilişkin işlemler 5510 sayılı Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde yürütülür. Kısa çalışma ödeneği olarak yapılan ödemeler başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden düşülür. Zorlayıcı sebeplerle kısa çalışma yapılması halinde, kısa çalışma ödeneği ödemeleri 4857 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin (III) numaralı bendinde ve aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra başlar. Bu maddede yer alan kısa çalışma ödeneğinin süresini altı aya kadar uzatmaya ve işsizlik ödeneğinden mahsup edilip edilmeyeceğini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir

93 AİLE YARDIMI Türk sosyal güvenlik sistemi aile yardımlarını sosyal riskler arasında kabul etmemiştir. Bu sebeple aile yardımı diğer sosyal riskler gibi bir düzenlemeye sahip değildir. Hukukumuzda yalnıza 4/1-c bendi kapsamındaki memurlara 657 sayılı kanun kapsamında bir kısım yardımlar yapılmaktadır. Bunun haricinde ise aile yardımlarının iş sözleşmeleri yahut toplu iş sözleşmeleri ile sağlandığı görülmektedir.

94 PRİMSİZ REJİM KAPSAMINDA SAĞLANAN YARDIMLAR PRİMSİZ REJİM SOSYAL SOSYAL YARDIMLAR HİZMETLER

95 SOSYAL YARDIMLAR TAZMİNAT KORUMA KARAKTERLİ KARAKTERLİ SOSYAL YARDIMLAR SOSYAL YARDIMLAR

96 TAZMİNAT KARAKTERLİ SOSYAL YARDIMLAR 4109 Sayılı Asker Ailelerinden Muhtaç Olanlara Yardım Hakkında Kanun 1005 Sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun 3292 Sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun 2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu 168 Sayılı Yabancı Memleketlerde Türk Asıllı ve Yabancı Uyruklu Öğretmenlere Sosyal Yardım Yapılması Hakkında Kanun 2629 Sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanunu ve 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun

97 4109 SAYILI ASKER AİLELERİNDEN MUHTAÇ OLANLARA YARDIM HAKKINDA KANUN Savaşta veya barış zamanında 45 günden fazla askerlik hizmetinde bulunanların muhtaç ailelerine yardım yapılması öngörülmüştür. Aslında bu kanun her ne kadar, tazminat karakteri ağır basan sosyal yardımlar içinde sınıflandırılmış olsa da yapılan düzenlemeye baktığımızda daha ziyade, koruma karakteri taşıyan bir düzenleme olduğunu görmekteyiz sayılı yasanın önem arz ettiği nokta ise, kabul edildiği dönemde yani 1941 yılında henüz bir sosyal güvenlik sistemi kurulmamışken, yapılan bir düzenleme olmasıdır. Devletin sağladığı bu yardımlardan faydalanma hakkı askere alınma tarihinde başlamakta ve askerin terhisini takip eden 15. günün sonuna kadar devam etmektedir. Ancak, askerin kanuni bir sebep ve yetkiye dayanmaksızın vazifesinden ayrılması durumunda ailesine yapılan yardımlar askerin firarının anlaşıldığı tarihten itibaren yeniden hizmete başlayacağı tarihe kadar derhal kesilir.

98 4109 sayılı yasa kapsamında yardımların yapılabilmesi için aranan koşulları şu şekilde sıralamak mümkündür; Gerek barış zamanında, gerekse savaş zamanında 45 günden daha fazla bir süre ile askerlik yapılması; Ailenin geçiminin askere giden kişi tarafından sağlanıyor olması ve yerel ölçülere göre geçimlerini sağlayacak ne kendilerinin ne de askere gidenin geçim aracı ve olanağı bulunmaması. Yapılan yardımlardan, askerin muhtaç duruma düşen anası, babası, çocukları, karısı, kız ve erkek kardeşleri faydalanabilir. Muhtaçlığın tespitinde ise ailenin bulunduğu yörenin ölçüleri esas alınır. Yapılacak yardımlar şehir ve kasabalarda belediye meclislerince, köylerde ise ihtiyar heyetlerince belirlenip uygulanacaktır. Büyükşehirlerde incelemelerin gereği gibi yapılabilmesi için şehri gerektiği kadar semtlere ayırmaya ve tali heyetler oluşturmaya belediyeler yetkili kılınmıştır. Yardımlar, nakdi ödeme, erzak ve eşya sağlama şeklinde yapılır. Yardım miktarı; her yerde ailenin geçimini asgari ölçüde sağlayacak düzeyde olacaktır. Yani bu kanun kapsamında hak sahiplerine aylık bağlanmamakta, ihtiyaç ne ise buna göre ödeme yapılmaktadır. İhtiyaçlarının bir kısmını temin edebilecek durumda olanlara ise, olması gerekli asgari geçim düzeyi ile kendi gelirleri arasındaki fark kadar ödeme yapılacaktır.

99 1005 SAYILI İSTİKLAL MADALYASI VERİLMİŞ BULUNANLARA VATANİ HİZMET TERTİBİNDEN ŞEREF AYLIĞI BAĞLANMASI HAKKINDA KANUN 1005 sayılı kanun kapsamında kendisine aylık bağlanabilecek kişiler; Milli mücadeleye katılıp İstiklal Madalyası almaya hak kazanmış Türk vatandaşları ve bunların ölümü halinde dul kalan eşleri, yıllarında yaşanan Kore savaşına fiilen katılan Türk vatandaşları ve bunların ölümü halinde dul kalan eşleri, 1974 yılında yapılan 1. ve 2. Kıbrıs Barış Harekatına fiilen görev alarak katılmış olan Türk vatandaşları ve bunların ölümü halinde dul kalan eşleridir. Hak sahibinin ölümü halinde dul eşe aylık bağlanmaktadır; ancak bu aylık hak sahibine verilecek aylığın %25’i oranındadır. Dul eşin tekrar evlenmesi halinde ise bu aylık kesilecektir.

100 Belirtmiş olduğumuz hak sahiplerinin bu kanun kapsamında aylığa hak kazanabilmeleri için; Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan gelir ve aylık bağlanmamış olmalı; Zorunlu olarak sosyal güvenlik kurumlarından birine tabi olmayı gerektiren bir işte çalışmama ve bu çalışmama hali belgelendirilmiş olmalı; Hak sahibinin yazılı talepte bulunması gerekmektedir sayılı kanun kapsamında hak sahipleri, kendilerine aylık bağlanması talebi ile, yazılı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına başvuracaktır. Kurum bu başvuru üzerine, başvurunun yapıldığı tarihi takip eden aydan geçerli olmak üzere ve bu durumları devam ettiği müddetçe, 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan 30 günlük net asgari ücret tutarı esas alınarak ödenir.

101 Ancak burada kanun hak sahipleri arasında dul eş sayılmış ancak, çocukları sayılmamakla beraber, Geçici 1. Maddesinde bu tarihten önce özel kanunlarla vatani hizmet tertibinden aylık bağlanan yetimlerin aylıklarının da bu kanunda kabul edilen miktara yükseltileceğini kabul etmiştir. Ayrıca her ne kadar kanunun 1. Maddesinde Kore savaşına katılanlar ve vefatları halinde dul eşe aylık bağlanacağı düzenlemesine yer verilmişse de, 2943 sayılı yasa ile eklenen Geçici Madde 2 ile “1950 yılında Türk Tugay’ının Kore’ye ayak bastığı Ekim ayında başlamak ve 1953 yılında Pan-Munjon Ateşkes Anlaşmasına kadar Kore’de fiilen savaşa katılmış olan Türk Vatandaşlarına bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte almakta olduklar 4250 lira aylığın üç yıllık tutarı, yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde defaten ödenerek aylık bakımından bu kanun ile ilişkileri kesilir. Kanunun yürürlüğe girdiği tarih ile toptan ödemenin yapıldığı tarih arasında ölenlerin istihkakları kanuni mirasçılarına ödenir. Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra hiçbir nedenle aylık ödeme yapılamaz.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu kapsamda diyebiliriz ki, bugün itibari ile bu kanun kapsamında Kore gazileri ve dul eşlerine aylık ödemesi yapılmamaktadır.

102 Yine 2943 sayılı yasa ile eklenen Geçici 3. Maddesi ile; 1974 yılının Temmuz birinci ve Ağustos ikinci Barış Harekatına Kıbrıs’ta fiilen göre alarak katılmış olan Türk Vatandaşlarına bu Kanunun yürürlük tarihine kadar aşağıdaki cetvele göre hesaplanacak aylıkların tutarı, yürürlük tarihini izleyen üç ay içinde defaten ödenir. Bu kanunun yürürlük tarihinden evvel ölenlerin istihkakları ölüm tarihini izleyen ay sonuna kadar hesaplanır ve kanuni mirasçılarına ödenir. Geçici ikinci ve üçüncü maddeler uyarınca yapılacak toptan ödemeler her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olup hiçbir suretle haczedilemez” düzenlemesi yer almıştır. Kıbrıs gazileri yahut dul eşleri içinse 2943 sayılı yasa ile getirilen geçici 3. madde kapsamında fark alacağı olarak toptan ödeme yapılmış, ancak bu kanun kapsamında aylık almaya devam etmişlerdir. Yapılan ödemenin vatani hizmet tertibinden bağlanan aylık olması sebebi ile bu aylıklar haciz edilemezler.

103 3292 SAYILI VATANİ HİZMET TERTİBİ AYLIKLARININ BAĞLANMASI HAKKINDA KANUN Hiç bir karşılık ve menfaat beklemeden üstün başarı ve gayretle Türk Vatanına hizmet etmiş ve bu hizmetleri belgelenmiş olan Türk vatandaşlarına veya bunların ölümleri halinde muhtaç duruma düşen aile fertlerine vatani hizmet tertibinden bağlanacak aylıkların usul ve esaslar düzenlenmiştir. Kanun kapsamında sosyal yardımlardan faydalanmak için; Kanunun kapsamında sayılan kişilerden olmalıdır. Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan gelir ve aylık almamalıdır. Zorunlu olarak sigortalı olmasını gerektirecek bir çalışması olmamalıdır. Yazılı başvuru yapmalıdır. Yazılı talebin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ulaşmasını takip eden aydan geçerli olmak üzere ve bu durum devam ettiği müddetçe hak sahibine aylık bağlanır. Hak sahibinin ölümü halinde eş ve çocukları da bu kanun kapsamında aylık almaya devam edecektir. Bu aylıklardan hiçbir vergi kesintisi olmadığı gibi haczedilemez.

104 2330 SAYILI NAKDİ TAMİNAT VE AYLIK BAĞLANMASI HAKKINDA KANUN Barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı önlenmek, izlemek ve soruşturmak, trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi,muhafazası,nakli,imha edilmesi ve zararsız hale getirilmesi işlemlerinde görevlendirilen bu görevleri nedeniyle ya da görevleri sona erdikten sonra yapmış oldukları bu görev nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucunda ölmeleri veya engelli hale gelmeleri halinde ödenecek nakdi tazminatın ve bağlanacak aylığın, yaralanmaları halinde ise ödenecek nakdi tazminatın belirlenmesi amacıyla düzenlenmiştir.

105 Kanunun kapsamına, İç güvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın önlenmesi, izlenmesi ve soruşturulması veya trafik yol ve güvenliğini sağlamak konularında görevlendirilen; Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı Personeli, Silahlı Kuvvetler mensupları, Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları, Çarşı, mahalle ve kır bekçileri, Orman memurları ve personeli ile Gümrük Muhafaza memurları, Sayılan bu kişiler iç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın önlenmesinde fiilen görevlidirler.

106 Ancak, bu kişiler dışında görevleri doğrudan doğruya iç güvenliği ve asayişi sağlamak olmayan ama yaptıkları görevlerin güvenlik ve asayişi ilgilendirdiği durumlarda bazı kamu görevlileri ve sivillerde kapsama girmektedirler. Bunlar da; Güven ve asayişi ihlal eden eylemlere ve kaçakçılığa ilişkin olayların soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürüten adli ve askeri hakimler, Cumhuriyet savcıları ve yardımcıları ile askeri savcı ve yardımcıları, Güven ve asayişi ihlal eden eylemler ile kaçakçılığa ilişkin eylemlerin önlenmesine yönelik görev yapan mülki idare amirlerini, Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleri ile ceza ve tutukevlerinin iç ve dış güvenliğini sağlamakla görevli bulunan personeli, Güven ve asayişin korunmasında hizmetlerine ihtiyaç duyulan ve ilgililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve siviller, İç güvenlik ve asayişin korunmasında ya da kaçakçılığın önlenmesi, izlenmesi ve soruşturulmasında güvenlik güçlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş ve faydalı oldukları yetkililerce belgelenen şahıslar, Devlet güçlerini sindirmeye yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalmış kamu görevlileri, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan ve tarih ve 4536 sayılı Denizlerde ve Yurt Yüzeyinde Görülen Parlayıcı Madde ve Şüpheli Cisimlere Uygulanacak Esaslara İlişkin Kanunda tanımlanan patlayıcı maddeleri incelenmesi, muhafazası, nakli imha edilmesi ve zararsız hale getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenleri, Yukarda sayılan bu kişilerin yaptıkları görevler ve yardımlar nedeniyle, saldırıya uğrayanların eş, çocuk, torun, ana, baba ve kardeşleri de bu kanun kapsamındadır

107 Kanun kapsamında olanların ölümleri halinde yakınlarına, malul olmaları halinde ise kendilerine nakdi tazminat ödenir. Ayrıca yine kanunun aradığı şartlar dahilinde malul hale gelenlere,ölüm halinde yakınlarına aylık bağlanacaktır. Bu kanunda yazılı hallerde ölen veya çalışamayacak duruma gelenlerin çocuklarının devlete ait yatılı okul ve eğitim kurumlarında ücretsiz olarak okutulacak, yüksek öğrenim yapanlar yurtlardan ve yüksek öğrenim kredilerinden ücretsiz olarak faydalanırlar. Ayrıca yine kanun kapsamında kalanların devlet üniversite hastaneleri, sosyal sigortalar kurumu hastaneleri ile askeri hastanelerde ücretsiz olarak faydalanmaları sağlanır.

108 3713 SAYILI TERÖRLE MÜCADELE KANUNU Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.

109 Kanun ile yurt içinde yahut yurt dışında görev yapan kamu görevlilerinden yahut kamu görevlisi sıfatını taşımamalarına rağmen bu görevlerini yapmalarından dolayı, terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hale gelen ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun uygulanacağını belirtilmiş ancak bu kanun kapsamında hak sahibi kabul edilenlere yapılacak ödeme miktarının sınırları ayrıca belirtilmiştir. Bunun yanı sıra hak sahipleri sağlık yardımlarından da faydalandırılacaktır. Ayrıca terör eylemlerinden ötürü zarar görenler içinde ayrıca düzenleme yapılmış ve yaralananların tedavilerinin devlet tarafından yaptırılacağı, zarar gören, can ve mal kaybına uğrayan vatandaşlara, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik fonundan ödeme yapılacağı, bu fondan ilk ve orta öğrenim çağındaki şehit çocuklarının öğrenim masraflarının karşılanacağı düzenlenmiştir.

110 168 SAYILI YABANCI MEMLEKETLERDE TÜRK ASILLI VE YABANCI UYRUKLU ÖĞRETMENLERE SOSYAL YARDIM YAPILMASI HAKKINDA KANUN Yabancı ülkelerde Türk kültürüne hizmet eden Türk asıllı ve yabancı uyruklu öğretmen veya din görevlilerine; görevden ayrılmaları halinde kendilerine, ölümlerinde ise eş ve çocuklarına sosyal yardım yapılacağı düzenlenmiştir. İlgililere aylık bağlanabilmesi için; 25 yıl veya daha fazla hizmetten sonra görevden ayrılması; Asgari on beş yıl hizmeti bulunup 60 yaşını tamamlamış olması; Özürlü olması veya tedavisi mümkün olmayan hastalık sebebiyle çalışamaz hale gelindiğinin, en az üç doktordan oluşan bir sağlık kurulu tarafından düzenlenecek raporla belgelenmesi ve bu raporda belirtilen sebebin görevini yapmasına engel teşkil ettiğinin Sağlık Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle Dışişleri Bakanlığınca uygun görülmesi; Durumu yukarda belirtilen haller kapsamına girmemekle birlikte, Dışişleri Bakanlığı tarafından takdir edilecek sebeplerle görevini bırakmış olmak; Görevlerini yapmaları sırasında, şahsiyet ve Türk kültürüne hizmetlerinin sebep ve etkisiyle, bulundukları ülke makamlarınca görevlerinden men edilmiş olmak; şartlarından en az birisine haiz olmaları gerekmektedir.

111 Bu şartları taşıyan kişinin kanun kapsamında sosyal yardımlardan faydalanabilmesi için; Cemaatten veya tabiiyetinde bulunduğu hükümetten yeteri kadar yardım veya emekli aylığı almamış olması; Türk kültürüne ve devrimlerine aykırı harekette bulunmaması Dışişleri Bakanlığında belirlenecek mücbir sebepler dışında, bulunduğu memleketten başka bir memlekete yerleşmek maksadı ile gitmemesi gerekmektedir. Bu kanun kapsamına giren ve sosyal yardım yapılacak kişilere, ne kadar aylık ödeneceği, ödemelerin ne şekilde yapılacağı, ilgililerin hizmet yılları ile tamamlamış oldukları eğitim seviyesi ve alanı, pedagojik formasyonlarının bulunup bulunmadığı, görev unvanları, yerleştikleri ülke ve mahalli geçim indeksleri de dikkate alınmak üzere; Dışişleri, Maliye, Milli Eğitim Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından müştereken tespit edilirler.

112 Sosyal yardımlardan faydalanacak öğretmenle ile din görevlilerinin yabancı ülkelerde Türk Kültürüne hizmetleri, devrimlere sadakatleri ve başarı durumları Dışişleri Bakanlığınca tespit edilecek ve öğretmenlerin sicilleri Milli Eğitim Bakanlığınca, din görevlilerinin sicilleri ise Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tutulacaktır. Bu kanun kapsamında sosyal yardım olarak yalnızca aylık bağlanmamakta bunun yanı sıra sağlık yardımları da yapılmakta olup, sosyal yardım yapılan kişinin Türkiye’de ki sağlık kurum ve kuruluşlarındaki tedavilerine ilişkin giderler ile ilaç giderlerinin yeşil kart uygulaması kapsamında karşılanacağı düzenlenmiştir. Bu kanun kapsamında yapılacak sosyal yardımların Dışişleri Bakanlığı bütçesinde açılacak özel bir fasıldan ödenecektir. Ayrıca kanun yapmış olduğu düzenleme ile yayımlanmasından önce geçmiş hizmetlerin de nazara alınacağını, kanunun yürürlüğe girmesinden önce bu kanundaki şartları yerine getirmek sureti ile görevlerinden ayrılanlar ile bunların dul ve yetimlerine sosyal yardım yapılacağını düzenlemiştir.

113 2629 S AYıLı U ÇUŞ, P ARAŞÜT, D ENIZALTı, D ALGıÇ VE KURBAĞA ADAM HIZMETLERI TAZMINAT KANUNU VE 9256 SAYıLı TÜRK SILAHLı KUVVETLERI PERSONEL KANUNUNSA DEĞIŞIKLIK YAPıLMASı HAKKıNDA KANUN Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı pilot, silah sistem subayı, taktik koordine subayı, uçuş ekibi personeli, görev ekibi personeli, paraşütçü, denizaltıcı, atmosferik dalış sistemi pilotu, dalgıç ve kurbağa adamlar ve bunların adayları ile hava ve deniz vasıtaları içinde bulunan veya görevlendirilen diğer personel hakkında uygulanır.

114 Kanunun üçüncü bölümünde ise şehitlik ve engellilik tazminatı düzenlenmiştir. Kanunun 13. Maddesinde kimlere tazminat ödeneceği, 14. Maddesinde ise ödenecek tazminatın miktarı düzenlenmiştir. Pilot, silah sistem subayı, seyrüsefer subayı, taktik koordine subayı, uçuş ekibi personeli, görev ekibi personeli ve bunların adaylarının uçuş hizmet faaliyetlerinden, Paraşütçü ve paraşütçü adaylarının uçuş faaliyetleri ile paraşüt atlayışlarından, Denizaltıcı, ADS pilotu, dalgıç ve kurbağa adamlar ile bunların adaylarının denizaltı, ADS pilotu, dalgıç ve kurbağa adam hizmet faaliyetlerinden, Hangi meslek ve sınıftan olursa olsun; vazifeli olarak askeri hava vasıtası veya askeri maksatla kullanılan hava vasıtası veya denizaltıda bulunan askeri personel ile bir askeri hizmetin ifası için veya pilot yetiştirilmek üzere Türk Silahlı Kuvvetlerindeki teşkillere seçim veya bu teşkillerdeki fiili eğitimleri maksadıyla bu vasıtalarda bulunanlar, hava vasıtası veya denizaltıda bulundukları esnada veya paraşütle atlayış faaliyetlerinin etkisiyle, şehit olan veya engelli hâle gelenlere tazminat ödeneceği düzenlenmiştir. Şehit olanların kanuni mirasçılarına kıstas aylığın 100 katı, yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malul olanlara kıstas aylığın 200 katı, diğerlerine ise vazife malulü olanlar hakkında esas alınan 13/7/1953 tarihli ve 1053 sayılı Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkındaki Nizamnamede gösterilen engellilik derecelerine göre (a) bendinde belirtilen tutar üzerinden oranlama yapılarak, Yaralanma ve engellilik durumları (b) bendinde gösterilen derecelerde olmamakla birlikte görevlerinden ayrılmalarına neden olmuş ise, (a) bendinde belirtilen miktarın % 20'si, tutarında maddi ve manevi tazminat ödenir. Bu tazminatın tespitine esas tutulacak kıstas aylığı,tazminat verilmesine dair karar tarihindeki kıstas aylığıdır. (a) bendi esaslarına göre tespit edilen tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; şehidin eş ve füru veya yalnızca füru ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babanın her birine ayrı ayrı olmak üzere % 10 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana ve babaya verilen tazminat, çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz.

115 K ORUMA KARAKTERLI SOSYAL YARDıMLAR 2022 Sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun 3294 Sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kanunu 3580 Sayılı Öğretmen ve Eğitim Uzmanı Yetiştiren Yükseköğretim Kurumlarında Parasız Yatılı veya Burslu Öğrenci Okutma ve Bunlara Yapılacak Sosyal Yardımlara İlişkin Kanun 5774 Sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması İle Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun

116 2022 S AYıLı 65 Y AŞıNı D OLDURMUŞ M UHTAÇ, G ÜÇSÜZ VE K IMSESIZ T ÜRK V ATANDAŞLARıNA A YLıK B AĞLANMASı H AKKıNDA K ANUN Koruma karakteri taşıyan en tipik kanunumuzdur. Kanun her ne kadar 65 yaşını dolduran ibaresi taşıyor olsa yapmış olduğu düzenleme ile 65 yaşını dolduranlara ve henüz doldurmayanlara hangi şartlar dahilinde yardım yapılıp yapılmayacağını ayrı ayrı düzenlemiş; ancak 1. maddenin üçüncü fıkrasında 65 yaşın tespitinde, doğum tarihinde yapılmış düzeltmeler nazara alınmaz düzenlemesine yer vermiştir.

117 65 yaşını doldurmuş olanlar için, herhangi bir gelir veya aylıktan faydalanmıyor olmalı, çalışmıyor olmalı, nafaka almadığı gibi kendisine nafaka bağlanması imkanı da olmamalı, Türk vatandaşı olmalı, Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilmiş olmalıdır. Her ne nam adı altında olursa olsun, her türlü gelirler toplamı esas alınmak kaydı ile hane içinde kişi başına ortalama aylık gelir tutarı 16 yaşından büyükler için belirlenmiş olan asgari ücretin aylık net tutarının 1/3’ünden fazla olanlar ile aynı tutardan fazla gelir sağlaması mümkün olan kimseler muhtaç kabul edilmezler ve kendilerine aylık bağlanamaz. 65 yaşını doldurmamış olanlardan; Başkasının yardımı olmaksızın hayatına devam edemeyecek şekilde engelli olup, engelli olduğunu sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan 18 yaşını doldurmuş olmalı Türk vatandaşı olmalıdır. Bu kanundan faydalanmak isteyenlerin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına yazılı olarak başvurmaları gerekmektedir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından sosyal inceleme raporları gerektiğinde sağlık kurulu raporları dikkate alınarak ilgililere aylık bağlanması şartlarını haiz olup olmadıkları hakkında karar verilir. Bu başvuruyu takip eden aybaşında kanunda yazılı şartların varlığı halinde ilgiliye aylık bağlanacaktır. Aylıklar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bağlanır ve Bakanlık Bütçesinden ödenir.

118 Ayrıca ilgili yönetmelik gereğince Aylık bağlama işlemi tamamlananlara ait bilgiler, 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin üç numaralı alt bendine göre genel sağlık sigortası kapsamına alınmaları amacıyla Genel Müdürlük tarafından sistem üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilir ve bu bildirim sonrasında ilgililer genel sağlık sigortalısı olarak Sosyal Güvenlik Kurumunca tescil olunurlar.

119 2022 SAYILI KANUN VE SİLİKOZİS HASTALARI VE YAKINLARI 2022 sayılı kanuna 6111 sayılı yasa ile eklenen Geçici 2. Madde ile silikozis hastalarına ve bu hastalıktan ölenlerin yakınlarına ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Geçici 2. Maddenin yayımı tarihinden itibaren 3 aylık süre içerisinde talepte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatına tabi olarak çalışmayan, sosyal güvenlik kurumlarından ya da yabancı bir ülke sosyal güvenlik kurumundan her ne ad altında olursa olsun herhangi bir gelir veya aylık almayan ve silikozis hastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücünü en az % 15 kaybettiğine Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulunca meslek hastalıkları tespit hükümleri çerçevesinde karar verilen kişilere, bu maddede belirtilen şartları sağlamaları halinde Sosyal Güvenlik Kurumunca aylık bağlanır.

120 Bu kanuna göre aylık almakta iken ölen silikozis hastasının; 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının; (a), (b) ve (e) bentleri hariç olmak üzere, 5510 sayılı Kanun veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık almayan; a) Dul eşine % 50'si, bu madde kapsamında aylık alan çocuğu bulunmayan dul eşine % 75'i, b) Çocuklarından; 1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayan ve evli olmayan veya, 2) Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılanların veya, 3) Yaşları ne olursa olsan evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının,her birine % 25'i, oranında aylığın tamamı dağıtılacak şekilde aylık bağlanır. Eş ve çocuklara bağlanacak aylıkların toplamı silikozis hastasına bağlanan aylığın tutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse eş ve çocukların aylıklarından orantılı olarak indirimler yapılır.

121 Eş ve çocukların aylıkları yukarıda belirtilen koşulların ortadan kalkması halinde kesilir. Bu maddeye göre tarafına aylık bağlanan silikozis hastası ile eş ve çocuklarının tedavi giderleri, 18/6/1992 tarihli ve 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre, Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen aile içindeki kişi başına düşen gelir payına bakılmaksızın yeşil kart verilerek karşılanır. Bu maddeye göre aylık alanların 5510 sayılı Kanuna göre çalışmaya veya sosyal güvenlik kurumlarından ya da yabancı bir ülke sosyal güvenlik kurumundan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almaya başlamaları halinde aylıkları kesilir

122 2022 SAYILI YASA KAPSAMINDA AF Bu kanun kapsamında 6495 sayılı yasa ile Geçici 3. Madde ile ve 6552 sayılı yasa ile eklenen Geçici 4. Madde ile bu yasa kapsamında adeta bir af düzenlemesi yapılmış ve yersiz ödenen ve geri alınması gereken aylıklar ile bunlardan doğan ceza ve faizlerin terkin edildiği, ilgililer hakkında herhangi bir adli, idari ve icrai takip yapılmayacağı, yersiz ödeme kapsamında maddenin yürürlüğe girmesinden önce idare tarafından yapılan tahsilatların ise ilgililerine iade edilmeyeceği düzenlenmiştir.

123 3294 S AYıLı S OSYAL Y ARDıMLAŞMA VE D AYANıŞMAYı T EŞVIK F ONU K ANUNU Kanun; fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile gerektiğinde her ne suretle olursa olsun Türkiye’ye kabul edilmiş veya gelmiş olan kişilere yardım etmek, sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımın adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmek amacı ile çıkarılmıştır. Kanunun öngördüğü yardımlardan yararlanabilmek için; fakir ve muhtaç durumda olmak, Türkiye’de ikamet ediyor olmak ve kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir ve aylık almamak gerekmektedir. Fakrü zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmayan ve bu kuruluşlardan aylık ve gelir almayan vatandaşlar ile geçici olarak küçük bir yardım veya eğitim ve öğretim imkanı sağlanması halinde topluma faydalı hale getirilecek, üretken duruma geçirilebilecek kişiler Kanun kapsamı içindedir. Ancak, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde sayılan genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 5510 sayılı Kanun gereği ödedikleri katılım payları bu Kanun kapsamındadır. Ancak yıl içinde ödenen tutarlar, takip eden yılda Hazine tarafından Fona geri ödenir. Ayrıca, kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmakla veya bu kuruluşlarca aylık veya gelir bağlanmış olmakla birlikte, Fon Kurulunca belirlenecek ölçütlere göre; hane içindeki kişi başına düşen geliri, onaltı yaşından büyükler için belirlenen aylık net asgari ücretin 1/3’ünden az olan kişilerden fakir ve muhtaç durumda bulunanlar da bu Kanun kapsamındadır. Her türlü acil durum ve afetten zarar görenler ve şehit yakınları ile gaziler ise, Fon Kurulu ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarınca belirlenecek kriter ve süreler çerçevesinde bu Kanun ile sağlanacak haklardan yararlandırılır.

124 Kanunla Başbakanlığa bağlı ve T.C. Merkez Bankası nezdinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SDYTF) kurulmuştur. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun gelirleri; Kanun ve Kararnamelerle kurulu bulunan veya kurulacak olan fonlarda Bakanlar Kurulu kararıyla % 10’a kadar aktarılacak miktarlardan, Bütçeye konulacak ödeneklerden, Trafik para cezalarının % 50’sinden, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu reklam gelirleri hasılatından aktarılacak %15’lik miktardan, Her nevi bağış ve yardımlardan, Diğer gelirlerden, oluşmaktadır. Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmaları yapmak üzere ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara akdi ve ayni yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurulur.Vakfın mütevelli heyetinin kimlerden teşekkül edeceği de yine kanun ile düzenlenmiştir. İl ve İlçe Vakıflarının gelirleri ise; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan aktarılan miktardan, İşletme ve iştiraklerden elde edilecek gelirler, Diğer gelirlerden oluşmaktadır Bu kanun kapsamında verilen yaşlılık ve engelli aylıkları kişinin rızası olsa bile haczedilemez, başkasına devir ve temlik edilemez. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına ihtiyaç sahiplerine parasal yardımların yanı sıra örneğin yurt yada pansiyon yapma yetkiside tanınmıştır.

125 3580 S AYıLı Ö ĞRETMEN VE E ĞITIM U ZMANı Y ETIŞTIREN Y ÜKSEKÖĞRETIM K URUMLARıNDA P ARASıZ Y ATıLı VEYA B URSLU Ö ĞRENCI O KUTMA VE B UNLARA Y APıLACAK S OSYAL Y ARDıMLARA İ LIŞKIN K ANUN Bu kanun öğretmen ve eğitim uzmanı yetiştiren yükseköğretim kurumlarının öğretmen ve eğitim uzmanı yetiştiren programlarında, Milli Eğitim Bakanlığı adına mecburi hizmet karşılığı önlisans, lisans ve lisansüstü öğrenim yapmaya hak kazanmış öğrencileri kapsamaktadır. Kanunun amacı ise öğretmenlik mesleğini ve eğitim uzmanlığını cazip hale getirmek ve eğitimin kalitesini arttırabilmek, ve bu alanlarda yükseköğretime talebi arttırmak amacı ile Milli Eğitim Bakanlığı adına mecburi hizmet karşılığı burslu öğrenci okutmak ve bunlarla ilgili usul ve esasları düzenlemektir. Bu kanun kapsamında öğretmen yada eğitim uzmanı yetiştiren yükseköğretim kurumlarında öğrencilere parasız yatılı olarak okumak veya burs almak imkanları tanınmıştır. Burs ve harçlık ödemesi sadece eğitim dönemi ile sınırlı olmayıp, tatil aylarında da ödenmelerine devam edilir. Parasız yatılı olan öğrencilerin kitap kırtasiye gibi eğitim giderleri Bakanlıkça belirlenen miktarla sınırlı olmak üzere Bakanlıkça karşılanır. Ancak öğrenci parasız yatılı okuma yahut burslu okuma hakkını kaybederse yada öğrenim kurumunu terk ederse yapmış olduğu masrafları faizi ile ödemekle yükümlüdür.

126 5774 S AYıLı B AŞARıLı S PORCULARA A YLıK B AĞLANMASı İ LE D EVLET S PORCUSU U NVANı V ERILMESI H AKKıNDA K ANUN Kanunun kapsamı ise ikinci maddesinde düzenlenmiş olup, Bu Kanun, müsabakaların yapıldığı dönem itibariyle, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor dallarının büyükler kategorisinde; olimpiyat oyunlarında, Dünya veya Avrupa şampiyonalarında; ferdi ya da takım sporlarında takım halinde birinci, ikinci ve üçüncü olan amatör sporcular ile bunların ölümü halinde bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocuklarını ve takım halinde olimpiyat veya dünya şampiyonu olmuş amatör sporcuların milli takım teknik direktör ve antrenörlerini kapsar. Katılımcı ülkeler ve yarışma kategorisi itibariyle birinci fıkra kapsamına girmekle birlikte; belirli nüfus veya sosyal gruplar ya da meslekler ile sınırlı olarak düzenlenen oyun veya şampiyonalar ile bu oyun veya şampiyonalarda alınan dereceler bu Kanunun kapsamı dışındadır.

127 Kanunun kapsamında kalan sporculara, Hak mahrumiyeti cezası almamaları ve başarılarının doping dahil herhangi bir sebeple geçersiz kabul edilmediği Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından belgelendirilecek olanlara, Maliye Bakanlığının yazılı müracaatı halinde ve bu müracaatın tarihi almış olduğu başarıdan önce olmamak kaydı ile, 40 yaşını doldurdukları tarihten başlamak üzere Ve Türk Vatandaşlığını korudukları sürece, Bakanlar Kurulunca “sporcu şeref aylığı” adı altında aylık bağlanır. Tüm vücut fonksiyonlarının en az %40’ını kalıcı olarak kaybetmiş olan, engelli sporculara ise yaş şartı aranmaksızın aylık bağlanacaktır. Eğer sporcunun engellilik hali kalıcı değil de geçici ise ve sporcu henüz 40 yaşını doldurmamışsa, engelliliği %40’ın altına düşünceye dek kendisine aylık bağlanacak, engelliliğinin %40’ın altına düştüğü ayı takip eden aybaşından itibaren de kendilerine bağlanan aylık kesilir. Sporculara bağlanan bu aylıklardan hiçbir vergi ve kesintiye tabi tutulamaz ve nafaka borçları hariç hiçbir suretle de haczedilemeyecektir. Devlet sporcusu seçilenler VIP salonlarını kullanabilecekleri gibi, kendilerine talepleri halinde hususi damgalı pasaportta verilir. Yine bu kanun kapsamında, kanunun aradığı şartları taşımak kaydı ile sporcu şeref aylığı almakta olanların eş ve çocuklarına ölüm yardımı, sağlık yardımı gibi yardımlardan faydalandırıldıkları görülmektedir.

128 S OSYAL H IZMETLER 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu'nun tanımlar başlıklı üçüncü maddesinde sosyal hizmet "kişi ve ailelerin kendi bünye ve çevre şartlarından doğan veya kontrolleri dışında oluşan maddi,manevi ve sosyal yoksunluklarının giderilmesine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına, sosyal sorunların önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunmasını ve hayat standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetle bütünü" şeklinde tanımlanmıştır.

129 2828 SAYıLı S OSYAL H IZMETLER K ANUNU 2828 sayılı kanunun adı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu iken; 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 35. maddesi ile adı değiştirilmiş ve Sosyal Hizmetler Kanunu adını almıştır. 633 sayılı KHK ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ortadan kaldırılmış ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına devredilmiştir. Sosyal Hizmetler Kanunu'nda korunmaya, bakıma veya yardıma ihtiyacı olan aile, çocuk, engelli, yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetleri ve bu hizmetlerin yürütülmesi için gerekli idari teşkilata dair düzenlemeler yer almaktadır.

130 S OSYAL H IZMETLERE İ LIŞKIN G ENEL E SASLAR Sosyal hizmet programlarının uygulanmasında korunmaya ihtiyacı olan çocuk, ihtiyacı olan engelli ve ihtiyacı olan yaşlıya öncelik tanınır. Sosyal hizmetlerin yürütülmesi ve sunulmasında sınıf, ırk,dil,din,mezhep yada bölge farklılığı gözetilmez. Hizmet talebinin hizmet arzından fazla olması halinde öncelikler, ihtiyacı olan olma derecesi ve başvuru ve tespit sırası esas alınarak belirlenir. Kuruma bağlı olanlar haricinde sosyal hizmet kuruluşu kurulması izne bağlıdır. Çocuk yuvaları ve yetiştirme yurttalarında korunmaya ihtiyacı olan çocukların yaş, cinsiyet, sosyal ve psikolojik özellikleri ile engel dereceleri dikkate alınarak kaynaştırma esasına göre gruplandırılması ve özellikle çocuk yuvaları ile huzurevleri aynı mahallerde tesis edilerek dede-torun, nine-torun ilişkilerinin sağlanması esas alınır. Korunmaya, bakıma ve yardıma ihtiyacı olan kişilere hizmet sunumu insan haysiyet ve vakarına yaraşır şekilde yerine getirilir. Sosyal hizmet kurum ve kuruluşlarında çalıştırılacak personelin seçim ve niteliklerinin tespitinde ve bunların hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesinde bu kurum ve kuruluşların hizmet özellikleri dikkate alınır. Doğal afetlerde ulusal ve uluslararası sosyal hizmet kurum ve kuruluşları ile birlikte hareket edilmesi ve acil kurtarma ve yardım çalışmalarının en etkili şekilde yürütülmesi için her türlü tedbiri alır.

131 SOSYAL HİZMETLER KANUNUN KAPSAMI Korunmaya muhtaç çocuklar Korunmaya muhtaç olan çocuk; beden ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olan, anası yada babası yahut her ikisi de hayatta olmayan, belirsiz olan yada ikisi tarafından da terk edilmiş olan yada ana veya babası tarafından ihmal edilip, fuhuş,dilencilik,alkollü içkileri veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuklardır. Çocukların bakımı ve korunması için Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı bünyesinde çeşitli yapılar oluşturulmuştur. Bunlar kreş ve gündüz bakımevleri, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarıdır.

132 K ORUNMAYA, B AKıMA, Y ARDıMA İ HTIYACı O LANLARıN T ESPITI KORUMA KARARININ ALINMASI USULÜ 5395 sayılı kanun amaç başlıklı birinci maddesinde, amaçları arasında korunmaya muhtaç çocukların;korunmasına hakları ve esenliklerinin güvence altına alınması için gerekli olan usul ve esasları düzenlendiğini bildirmiştir sayılı yasa 2828 sayılı yasada yapılan korunmaya muhtaç çocuk tanımı ile yetinmemiş ve 3. maddesinde korunmaya muhtaç çocuğu "bedensel, zihinsel ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan,ihmal yada istismar edilen yada suç mağduru olan çocuğu ifade eder."şeklinde tanımlamıştır sayılı kanunun 7. maddesine göre çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı, çocuğun anası, babası, vasisi,bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine veya resen çocuk hakimi tarafından verilecek olup, yetki konusu ise aynı kanunun 8. maddesinde düzenlenmiştir sayılı Kanunun 21. maddesi gereğince kurum korumaya muhtaç çocukları tespit ve incelemekle yükümlüdür. Korunmaya muhtaç çocukların tespiti Korunmaya Muhtaç Çocukların Tespiti,İnceleme Koruma Kararlarının Alınmasına İlişkin Yönetmelik halen yürürlükte gözükmekle birlikte Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkındaki Yönetmelik içerik itibari ile 1983 tarihli yönetmelikle aynı hususları düzenlemekte olup, uygulama alanı da aynı olduğundan ve zaten kanun koyucunun 1983 tarihli yönetmelikte herhangi bir uyarlama yoluna gitmemesi bu yönetmelik kapsamında halen Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde yürütülen faaliyetler düzenlendiğinden, oysa 2006 tarihli yönetmeliğin ise kanun koyucu tarafından güncellendiği ve Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı ve müdürlüklerinden bahsedildiği nazara aldığımızda 2006 tarihli yönetmeliğin 1983 tarihli yönetmeliği zımnen yürürlükten kaldırdığı kabul edilebilir. Tespit ve başvurunun Aile ve Sosyal Politika müdürlükleri tarafından yapılması halinde; korunmaya, bakıma, yardıma ihtiyacı olan aile, çocuk, engelli ve yaşlılar ile sosyal hizmetlere ihtiyaç duyan diğer kişilerin tespiti Aile ve Sosyal Politika müdürlükleri görevidir. Ayrıca Yönetmeliğin 6. maddesine göre mahalli mülki amirler, sağlık kuruluşları, köy muhtarları genel kolluk kuvvetleri ve belediye zabıta memurları, bu kişileri kuruma bildirme yükümü altında oldukları gibi, kurum tarafından yapılan inceleme ve araştırmalara da yardımcı olmaları gerekir.2006 tarihli yönetmelik ile getirilen düzenleme ile İl ve İlçe Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlükleri koruma ihtiyacı olan çocuklar hakkında basın ve yayın organları ile benzer iletişim araçlarında ortaya çıkan haberleri ve her türlü duyumu ihbar kabul edip,ayrıca resmi bir duyuru gelmesi beklemeksizin harekete geçerek bunları araştırmakla yükümlüdür.

133 Kurum tarafından yapılacak başvuru usulü yönetmeliğin 11. vd. maddelerinde açıklanmış olup; inceleme yapmakla görevlendirilen sosyal çalışmacı, yahut sosyal çalışması yok ise görevlendirilen personelin, çocuğun öz geçmişini,anne ve babasının olup olmadığını, ailenin ve çevresinin sosyo ekonomik durumunu, o ana kadar yaşadığı yeri, yakın akrabalık ve komşuluk ilişkileri gibi konuları derinlemesine araştırmakla yükümlü kılınmış olup.çocuk buluntu ise karakol zabıt varakasının, anne ve babası ayrılmış ise ilgili mahkeme kararının, terk edilmiş ise bunlarla ilgili tutanağın, çocuğun korunmaya muhtaç olduğu ihbar edilmiş ise bu durumun tespit edildiği tutanağın inceleme raporuna eklenmesi gerekmektedir. Kurumun korunmaya muhtaç çocuğu tespiti ile bu çocuk hakkında reşit oluncaya dek kurumca kurulan sosyal hizmet kuruluşlarında bakılıp yetiştirilmeleri ve bir meslek sahibi edilebilmeleri için mahkeme tarafından koruma kararı verilmesi gerekmektedir sayılı kanun 8/1 maddesinde kurum tarafından yapılan başvurular konusunda herhangi bir ayrık düzenlemeye yer vermeksizin korunmaya ihtiyacı olan çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirlerin, çocuğun menfaatleri bakımından kendisinin, ana, baba, vasisi veya birlikte yaşadığı kimselerin bulunduğu yerdeki çocuk hakimince alınacağını düzenlemiştir. Yetki konusunda 5395 sayılı kanuna ki düzenlemenin esas alınması gerekmektedir sayılı yasanın7/son maddesine göre hakim tedbir kararı ile birlikte velayet, vesayet, kayyım,nafaka ve kişisel ilişki kurulması konusunda da karar vermeye yetkili olup, kanunun13. maddesine göre bu hususlar hakkındaki kararını duruşmalı yapmak zorunda iken, bu hususlar hariç tedbir kararları konusunda dosya üzerinde inceleme yapma yetkisi bulunmakta olup, zaruret gördüğü takdirde duruşma yapma yetkisi hakimde olduğu gibi, tedbir kararı öncesinde idrak gücüne sahip çocuğun görüşü alınır demek sureti ile çocuğun görüşünün alınması zorunlu unsur olarak düzenlemiş ancak bunun haricinde ilgililerin dinlenmesinin hakimin takdirinde olduğu gibi, çocuk hakkında sosyal inceleme raporunun tanzim edilmesini de hakimin takdirine bırakmıştır.

134 5395 sayılı kanunun tedbir kararlarında usulü düzenleyen 12. maddesinde tedbir kararının alınması konusunda düzenleme yapılmış ve kanunun 7. maddesinin yedinci fıkrasındaki durumları ayrık tutarak ki bunlar çocuğa veli vasi tayini nafaka bağlanmasına ilişkin düzenlemelerdir, koruma ihtiyacı olan çocuklar hakkında açıkça duruşma yapmaksızın tedbir kararı verilebileceğini düzenlemiştir. Ancak bu açık düzenlemeye rağmen Yargıtay emsal bir olayda "Davacı İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü tarafından açılan davada, küçük hakkında 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu uyarınca koruma kararı alınması talep edilmiş, mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73.maddesine göre "istisnalar haricinde hakimin her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği" kabul edilmiştir Sayılı Kanunda işin evrak üzerinde incelenip, karara bağlanacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Koruma kararı alınması çocuğun hak ve menfaatleriyle de ilgilidir. Bu nedenle, husumetin hakkında korunma kararı alınacak çocuğa, çocuk ergin değilse yasal temsilcisine (veli veya vasisine) yöneltilmesi, kanuni mümessilin menfaati ile küçüğün menfaati birbirine zıt olursa kayyım tayin edilerek husumetin ona yöneltilmesi, tarafların göstereceği deliller varsa toplanıp, değerlendirilerek ulaşılacak sonuç uyarınca karar oluşturulması gerekirken, evrak üstünden karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi."şeklinde hüküm kurmuştur.

135 KORUMA KARARIN KALDIRILMASI Çocuk hakkında verilen koruma tedbirinin kaldırılması davalarında ise kanunda tedbir kararının verilmesinin dosya üzerinden yapılacağı açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, tedbirin kaldırılması konusunda dosya üzerinden inceleme yapılacağı konusunda açık bir düzenleme bulunmadığından tedbirin kaldırılmasından çocuğun menfaatinin zarar görme ihtimali bulunduğundan, bu talebin duruşmalı olarak yapılması kabul edilebilir.Nitekim Yargıtay çocuk hakkındaki koruma kararının kaldırılmasına ilişkin kararda, "2828 sayılı yasa uyarınca alınmış olan korunma kararının kaldırılmasına yönelik istek, koruma altında bulunan çocuğun hak ve menfaatleri ile ilgilidir.Bu nedenle davanın hakkında koruma kararı alınmış olan çocuğa, çocuk ergin değilse yasal temsilcisine yöneltilmesi, onların göstereceği deliller varsa toplanıp, sözü edilen yasanın 24. ve müteakip maddeleri çerçevesinde değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre karar oluşturulması gerekmektedir. Olayda koruma kararı davalı kurumun başvurusu üzerinde evrak üzerinden yapılan inceleme ile kaldırılmış, çocuğun yasal temsilcisine husumet yöneltilmediği gibi karar bunlara tebliğ edilmemiştir.Koruma altına alınan çocuk sonradan ergin olduğuna göre, ona husumet yöneltilmeden, gösterdiği takdirde delilleri toplanmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir." Uyuşmazlık Mahkemesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta ise, yetiştirme yurdunda kalmasına rağmen hakkında koruma kararı alınmamış olan ve bu sebeple koruma kararı alınan çocukların faydalandığı haklardan faydalanamadığından bahisle geriye dönük olarak hakkında koruma kararı verilmesi talebi ile açılan davada Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davda mahkeme davanın idare mahkemesinin görevine girdiğinden bahisle dava dilekçesinin reddine karar vermiş, İdare mahkemesi de uyuşmazlığın 2828 sayılı yasa gereğince adli yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş ve dosya görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi huzuruna gelmiştir.Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilen kararda çocuklar hakkında verilecek koruma ve tedbir kararlarına ilişkin mevzuat irdelendikten sonra" Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ışığında, çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı almakla görevli mahkemelerin adli yargı mahkemeleri olduğundan hareketle, bu konu ile bağlantılı ve ilişkili olan uyuşmazlığa konu çocuğun yetiştirme yurdunda kaldığının ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespiti istemiyle açılan davaya bakmakla görevli mahkemelerin de adli yargı mahkemeleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır."şeklinde karar verilmiştir. Çocuk hakkında alınan tedbir kararına karşı itiraz yolu açık olup,,itiraz en yakın çocuk mahkemesine yapılacaktır.

136 Acil Korunma Kararının Alınması Ancak bazı durumlarda mahkeme kararının beklenmesi mümkün olmayıp, çocuğun derhal koruma altına alınması gerekebilir.Bu şekilde hakkında derhal koruma kararı alınması gereken bir çocuk var ile 2828 sayılı Kanununun 22/2 maddesine göre mülki amirin onayı ile mahkeme kararı alınıncaya kadar çocuğun kurulmuş kuruluşlarda yada aile yanında bakım altına alınması mümkündür. Ancak çocuğun kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hakimine müracaat edilmesi gerektiği gibi,hakim tarafından da üç gün içinde çocuk hakkında karar verilmesi gerekmektedir.Acil korunma kararı en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olarak verilebilir. Bu süre içinde Kurumca çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılır. Eğer yapılan inceleme ve hazırlanan rapor neticesinde çocuğun derhal bakım altına alınmasını gerektiren bir durum olmadığı ortaya çıkarsa bu durumda 5395 sayılı yasanın 9. maddesi ile 2828 sayılı yasanın 22/3 maddelerini birlikte değerlendirmek gerekir sayılı yasa 22/3 maddesinde sosyal hizmet kuruluşunun kendisine teslim edilen çocuk hakkında yapacağı inceleme neticesinde hazırlayacağı raporda 5395 sayılı yasanın 9. maddesi gereğince çocuğun derhal korunma kararı alınmasını gerektiren bir durum olmadığı ve ailesine teslim edilmesinde bir sakınca bulunmadığı takdirde yine mülki amir onayı ile çocuk ailesine teslim edilebilir.düzenlemesine yer verilmiş olup, bu fıkra tarihinde 6518 sayılı yasa ile eklenmiş bir fıkradır. Oysa aynı kanunda 5395 sayılı yasanın 9. maddesi bambaşka bir düzenlemeye yer vererek kurumun yaptığı inceleme sonucunda tedbir kararını alınmasının gerekmediği sonucuna varırsa bu yöndeki görüşünü ve sağlayacağı hizmetleri hakime bildireceği, çocuğun ailesine teslim edilip edilmeyeceğine veya uygun görülen başka bir tedbire hakim tarafından karar verileceği düzenlemesi yer almaktadır. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde hakkında acil koruma kararı alınan ancak daha sonra yapılan incelemede tedbir kararı alınmasına gerek olmadığını tespit ettiği çocuklar mülki amir onayı ile mi çocuk mahkemesi hakiminin kararı ile mi ailesine teslim edilebilecektir sorunu gündeme gelmektedir. Aslında bu noktada 2828 sayılı yasada tarihinde yapılan düzenleme her ne kadar sonraki tarihli düzenleme olsa da-ki her iki kanunda düzenledikleri konular açısından özel kanun niteliğini taşımaktadır- yeni tarihli düzenlemenin esas alınarak mülki amir izni ile çocuğun ailesine teslim edilebileceği savunulabilir olsa da, çocuğun acil koruma altına alınması her ne kadar başlangıçta mülki amir iznine bağlı olsa bu tedbirin uygulanabilmesi içinde süreler öngörülerek çocuk mahkemesi hakiminin izni aranmışken, mahkeme tarafından verilen bir kararın yine mahkeme tarafından ortadan kaldırılması gerekirken, kuvvetler ayrılığına aykırı şekilde yargı kararını mülki idare amirinin onayı ile ortadan kaldırır şekilde yasa düzenlemesi yapılmasının hukuk devleti ilkesi ve kuvvetler ayrılığı ilkesi ile örtüşmediği kanaatindeyim.

137 KORUYUCU VE DESTEKLEYECİ TEDBİR KARARLARININ UYGULANMASI Mahkeme veya çocuk hâkimince Yönetmelik uyarınca verilen; Danışmanlık ve barınma tedbir kararları, ilgisine göre il millî eğitim müdürlükleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il veya ilçe müdürlükleri ya da yerel yönetimlere, Eğitim tedbiri kararı, ilgisine göre il millî eğitim müdürlüklerine veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerine, Bakım tedbiri kararı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine, Sağlık tedbiri kararı, il sağlık müdürlüklerine,gönderilir. Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı, kesinleştirilmesi beklenmeksizin derhâl uygulanır.

138 Tedbir kararlarının, kararı veren mahkemenin veya çocuk hâkimliğinin bulunduğu yerde uygulanması esastır. Ancak, tedbir kararının uygulanmasının, kararın gönderildiği ildeki kurum veya kuruluşlar tarafından yerine getirilmesi mümkün olmadığı taktirde çocuğun yararı gözetilerek tedbir kararını yerine getirmekle sorumlu kurum tarafından tedbirin nerede yerine getirileceğine karar verilir. Tedbir kararlarını yerine getirmekle görevli kişi, kurum veya kuruluşlarca, bu tedbir kararlarının nasıl yerine getirileceği konusunda bir plân hazırlanarak uygulamaya konulur. Bu plân çocuğun teslim edildiği ya da teslim alındığı tarihten itibaren en geç on gün içerisinde mahkeme veya çocuk hâkiminin onayına sunulur. Mahkeme veya çocuk hâkimi, gerektiğinde uygulama plânının değiştirilmesini isteyebilir.Uygulama plânı hazırlanırken çocuk hakkında düzenlenmiş sosyal inceleme raporundan da yararlanılabilir.Uygulama plânında, kararın uygulanmasından sorumlu kişi, tedbirin türü ve süresi, tedbirin uygulanmasında hangi kurumlarla işbirliği yapılacağı ve hangi hizmetlerin sağlanacağı, nelerin amaçlandığı ve ilerlemenin nasıl ölçüleceğine ilişkin bilgilere yer verilir.Tedbir kararını veren mahkeme veya çocuk hâkimi, tedbir kararlarının uygulanmasını, tedbirden beklenen gayenin gerçekleşip gerçekleşmediğini, uygulanan tedbirin çocuğun gelişimini hangi yönde etkilediğini en geç üçer aylık sürelerle incelettirir.Tedbirlerin uygulanmasına ilişkin inceleme, mahkemede görevli sosyal çalışma görevlilerine yaptırılır.Hakkında bakım ve barınma tedbiri kararı verilen ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerinde bulunan çocukla ilgili inceleme görevi öncelikle bu kurumda çalışan sosyal çalışma görevlilerine yaptırılır.

139 Ancak, çocuğun yüksek yararının gerektirdiği durumlarda inceleme görevi mahkemeye atanan sosyal çalışma görevlilerine de yaptırılabilir.Sosyal çalışma görevlilerinin bulunmaması veya görevin bunlar tarafından yapılmasında fiili ya da hukukî bir engel bulunması hâlinde, Kanunun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen nitelikleri haiz olmak şartıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan veya serbest meslek icra eden sosyal çalışma görevlileri, inceleme için görevlendirilebilir.Sosyal çalışma görevlilerinin görev alanı haricinde başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması hâlinde, Kanunun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen nitelikleri haiz olmak şartıyla mahkemece, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra edenlere de inceleme yapma görevi verilebilir.Yedinci ve sekizinci fıkralarda sayılanlar arasından temin edilemediği takdirde inceleme yaptırmak için denetimli serbestlik görevlisi olarak istihdam edilen sosyal çalışma görevlisinden de yararlanılabilir. Görevlendirme yapılırken bilirkişilerin iş durumu gözetilerek 1/6/2005 tarihli ve sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hazırlanan listelerden yararlanılır. bilirkişilik esasları çerçevesinde tayin edilecek ücret Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden ödenir.İncelemeyi yapan sosyal çalışma görevlisi ya da uzman, inceleme sonucunda bir rapor düzenleyerek on gün içinde mahkemeye veya hâkime verir. Gerekli görüldüğünde raporu düzenleyen uzman dinlenebilir. Rapor yeterli görülmezse yeniden inceleme yaptırılır.Kanunda yazılı tedbirlerin uygulanması amacıyla özel ve resmî kişi, kurum ve kuruluşlarca verilecek hizmetler, Kanunun ilgili tedbiri yerine getirmekle sorumlu tuttuğu Bakanlığın denetiminde yürütülür. Ancak bu tedbirlerin yerine getirilmesinde ceza infaz kurumlarına herhangi bir görev yüklenemez.Haklarında bakım veya barınma tedbiri kararı verilen ve uygulanması amacıyla kurum ve kuruluşlara teslim edilen çocuklara ilişkin nakiller, kuruluştan izinsiz ayrılan çocuklara ilişkin işlemler ile izin, ziyaret, harçlık, giyim-kuşam, kırtasiye ve benzeri işlemler, tedbiri uygulayan kurum veya kuruluşların kendi mevzuatı çerçevesinde yürütülür.

140 3.Korunmaya Muhtaç Çocuklar İçin Sağlanan Hizmetler a.Çocuğun Öncelikle Kendi Aile Ortamında Korunmasına Yönelik Hizmetler Devletler genel olarak çocukların aileleri ile birlikte büyümeleri gerektiğini kabul etmekte olup; 2828 sayılı yasaya göre,çocuğun öncelikle aile içinde yetiştirilmesi ve desteklenmesi esas olup, bunun için aileyi eğitim danışmanlık ve sosyal yardımlarla güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda 5395 sayılı kanunun koruyucu ve destekleyici tedbirleri düzenleyen 5. maddesinde çocuğun tehlike altında bulunmadığının yahut tehlike altında bulunduğunun kabulü ile birlikte veli veya vasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlu kimsenin desteklenmesi sureti ile tehlikenin bertaraf edileceğinin anlaşılması halinde çocuğun veli veya vasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlu kimseye teslim edilerek, çocuk hakkında danışmanlık, eğitim, sağlık, barınma tedbirlerinden birine hükmedileceğini düzenlemiştir sayılı yasanın uygulanması açısından; Danışmanlık tedbiri; çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda, çocuklara da eğitim ve gelişmeleri ile ilgili sorunların çözümünde yol göstermek; Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye yönelik rehberlik tedbirleridir. Danışmanlık tedbirleri, çocuğun ailesi yanında korunmasını sağlamak veya çocuk hakkında verilen tedbir kararlarının uygulanması sırasında onu desteklemek ya da uygulanması muhtemel tedbirler hakkında bilgilendirmek amacıyla uygulanır.Özel veya kamu sosyal hizmet kurum veya kuruluşlarında ya da ailesi yanında kalmakta olan ve hakkında danışmanlık tedbirine karar verilen çocukların bedensel, zihinsel, psiko-sosyal, duygusal gelişimini desteklemek, okul, aile ve sosyal çevresi ile uyumunu güçlendirmek ve yeteneklerine uygun bir meslek sahibi olarak hayata hazırlanmalarını sağlamak amacıyla okul başarısını arttırma, madde kullanımı, davranış bozukluğu, ergenlik sorunları, aile içi iletişim gibi çocuğun, ailesinin ve çocuğun bakımını üstlenen kişilerin ihtiyaçlarına uygun konularda uzmanlaşmış bir veya birden fazla kişi danışman olarak görevlendirilebilir.Çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere; anne baba eğitimi, aile danışmanlığı, aile tedavisi gibi konularda danışmanlık hizmetleri sunulur. Ayrıca, davranış değişikliği için bu anne ve babalar aile eğitimi programlarına yönlendirilebilir.Danışmanlık hizmeti, kurumlarda görevli sosyal çalışma görevlileri ile alanında meslekî eğitim almış görevlilerce yürütülür. Danışmanlık hizmeti verecek uzman kişilerin uygulayacakları meslekî çalışmalar ve programlara ilişkin standartlar, uygulama esasları ve değerlendirme ölçütleri tedbiri yerine getirecek kurumlar tarafından belirlenir. Uzmanlar alanları da belirtilmek suretiyle tedbiri yerine getirmekle sorumlu kurumların taşra birimleri tarafından, il ve ilçelerdeki koordinasyon makamlarına, mahkeme veya çocuk hâkimlerine bildirilir.Danışmanlık hizmeti verecek olan kişilerin konularında meslekî eğitim almış olmalarının yanı sıra yeterliliklerini sertifikaları ile belirten ve alanlarında çalıştıklarını hizmet belgesi ile ispat edenler öncelikli olarak tercih edilir.Danışmanlık tedbiri, Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve yerel yönetimler tarafından yerine getirilir. Danışmanlık tedbirini yerine getirmekle sorumlu kurumlar, bu Yönetmeliğin yayımından itibaren altı ay içinde uygulama usûl ve esaslarını oluşturarak birer örneğini il ve ilçe koordinasyon makamları ile merkezî koordinasyonun sekretarya hizmetlerini yürüten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne gönderir.

141 Eğitim tedbiri;çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına,iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya yada özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesi;Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; bu şekilde eğitim alması mümkün olmayan çocukların evde eğitim almalarına, özel eğitim almaları gereken çocukların eğitsel ihtiyaçları doğrultusunda ilgili eğitim kurumuna devamına, kendilerine, ailelerine, öğretmenlerine ve okul personeline; uzman personel, araç gereç sağlanmasına yönelik tedbirler ile çocuğun iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamu ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine yönelik tedbirlerdir.Mahkeme veya çocuk hâkimi, eğitim tedbirine karar vermeden önce çocuğun eğitim alacağı kişi, kamu veya özel kurumlardan bu konuda bilgi isteyebilir.Halk eğitimi ve meslekî eğitim merkezleri ile Türkiye İş Kurumu il müdürlükleri, açtıkları ve açacakları kurs ya da programlar hakkında süre, konu, hedef kitle gibi hususları içeren listeleri oluşturarak periyodik olarak mahkeme veya çocuk hâkimi ile il ve ilçelerdeki koordinasyon makamlarına bilgi verir. Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, özel eğitime gereksinim duyan engelli çocuklar için eğitim tedbirinin uygulanmasına ilişkin gerekli önlemleri alır. Bu konuda ilde yapılan faaliyet ve programlar hakkında mahkeme veya çocuk hâkimi ile il ve ilçelerdeki koordinasyon makamlarına periyodik olarak bilgi verilir.Eğitim tedbiri kararının verilmesinde onbeş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından uluslararası sözleşmeler ve kanunların öngördüğü sınırlar dikkate alınır. Bunlar hakkında eğitimlerinin devamına ilişkin tedbir kararı verilebilir.Onbeş yaşını doldurmuş çocuk hakkında, iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine, meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamu ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine yönelik verilen tedbir kararında; Milli Eğitim Bakanlığınca yerine getirilmesinin hükme bağlandığı hâllerde bu Bakanlığın koordinasyonunda meslekî eğitim merkezleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yerine getirilmesinin hükme bağlandığı hâllerde ise Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünce geliştirilen işgücünün istihdam edilebilirliğini artırmaya yönelik işgücü yetiştirme, meslekî eğitim ve işgücü uyum programlarına yönlendirilmek suretiyle yerine getirilir. Bu eğitim programlarına erişimde güçlük yaşanıyorsa, tedbir kararı verilen çocuğun Türkiye İş Kurumuna Genel Müdürlüğüne müracaatı sonrasında vasıflarına uygun işçi arayan özel işyerleri ile bağlantısı sağlanır. Kamuda işe yerleştirme ise, kamuda işe alınacaklarla ilgili kanun hükümleri çerçevesinde yerine getirilir.Hiç eğitim almamış veya zorunlu eğitimini yarıda bırakmış, zorunlu eğitim yaşını tamamlamış olup haklarında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilen çocukların; eğitimlerini sürdürebilmeleri, kapasitelerini geliştirebilmeleri, iş ve meslek edinebilmeleri amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünce gerekli önlemler alınır.Eğitim tedbiri, Millî Eğitim Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili birimleri tarafından yerine getirilir.

142 Sağlık tedbiri;çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbi bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına;Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonu ile madde bağımlısı olanların tedavilerinin yapılmasına yönelik tedbirdir.Suça sürüklenen veya korunma ihtiyacı olan akıl hastası çocuklar hakkında ruhsal sağlığının tedavisi için öncelikle sağlık tedbirine karar verilmesi esastır.Mahkeme veya çocuk hâkimi acil korunma kararı veya koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarını vermeden önce çocuğun sağlık durumu hakkında sağlık kuruluşlarından rapor isteyebilir.Akıl hastalığı veya madde bağımlılığı sebebiyle sağlık tedbirine hükmetmeye ve kısıtlamaya resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Ancak, çocuğun akıl hastalığı veya madde bağımlılığının açıkça belli olduğu hallerde; kendisi veya anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimsenin tedavi talep etmesi üzerine veya re’sen rapor alınmadan da sağlık tedbirine karar verilebilir. Sağlık kurulunca düzenlenen rapora göre toplum açısından tehlikeli olan suça sürüklenen veya korunma ihtiyacı olan akıl hastası çocuklar hakkında sağlık tedbiri, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında korunma ve tedavi altına alınmak suretiyle yerine getirilir.Akıl hastası çocuk hakkında toplum açısından tehlikeliliğinin devam edip etmediği veya önemli ölçüde azalıp azalmadığı hususunda en geç üçer aylık dönemler hâlinde mahkeme veya çocuk hâkimine bilgi verilir.Yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya çocuk hâkimi kararıyla çocuğun yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına ilişkin karar kaldırılarak çocuk serbest bırakılabilir.Sağlık kurulu raporunda akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre güvenlik bakımından çocuğun tıbbî kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise bunun süre ve aralıkları belirtilir.Tıbbî kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, çocuğun ana, baba, vasisi, bakım ve gözetimini üstlenen kimseler ya da hakkında bakım veya barınma tedbiri verilmiş ise bu tedbiri yerine getirmekle yükümlü kurum ya da kuruluşlarca bu çocukların teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.Tıbbî kontrol ve takipte, çocuğun akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak sağlık tedbirine hükmedilir. Bu durumda, yukarıdaki işlemler tekrarlanır. Yatarak tedavisi tamamlanan çocuklardan haklarında bakım veya barınma tedbir kararı bulunanlar, kararı uygulamakla görevli kurum tarafından aile yanına, kuruma veya bu amaçla kurulmuş resmî veya özel kuruluşlara yerleştirilir.Sağlık tedbirleri kapsamında uygulanan tedavinin özelliklerine bağlı olarak bir aile veya kurum yanında bakımı gereken çocuklar hakkında verilen sağlık ve bakım tedbirleri birlikte uygulanır. Bunun için ilgili kurum veya kuruluşlar işbirliği yapar.Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı olan çocukların, koruyucu ve destekleyici sağlık tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarının tedavi altına alınmasına yönelik olarak verilen kararların yerine getirilmesinde tedavi için çocuğun rızası aranmaz. Tedbirin uygulama süresince ilgili kurum uzmanı tarafından, çocuğa uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgi verilir, sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunulur ve yol gösterilir.Sağlık Bakanlığı, il sağlık müdürlükleri marifetiyle sağlık tedbirinin yerine getirileceği uygun sağlık kurum veya kuruluşunu belirleyerek, çocuğun bu kuruma ilk müracaatını sağlamak zorundadır. Ayakta tedavisi uygun görülen çocukların tedavisi; ana, baba, vasisi, bakım ve gözetimini üstlenen kimseler ya da haklarında bakım ve barınma tedbiri verilmiş ise bu tedbiri yerine getirmekle yükümlü kurum ya da kuruluşlarca belirlenen sağlık kurumlarına gönderilmeleri ile sağlanır. Gerektiğinde kolluk birimlerinden güvenliğin sağlanması için yardım istenebilir.Sağlık tedbiri, Sağlık Bakanlığı tarafından yerine getirilir.

143 Barınma tedbiri; barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya yönelik tedbirlerdir.Barınma tedbiri, yaşamını devam ettirmek için yeterli ve sağlıklı bir barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlar ile bunların çocuklarına uygun barınma yeri sağlamaya yönelik tedbirlerdir.Barınma tedbiri uygulanan kimselerin, talepleri hâlinde kimlikleri ve adresleri gizli tutulur.Barınma tedbiri kararı verilen kimselerin, kolluk kuvvetlerince tedbir kararını uygulayacak Kuruma teslim edileceği hâllerde, bu kimselerin ilk sağlık kontrolü yapıldıktan sonra teslimi sağlanır. Bulaşıcı hastalığı olanların tedavisi Sağlık Bakanlığınca gerçekleştirilir. Bu durumdaki kimseler hakkında derhâl sağlık tedbiri alınması için mahkeme veya çocuk hâkimine başvurulur.Bu tedbirin uygulanmasında kurum tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde yabancı uyruklu kimselerin vatandaşı olduğu ülkenin konsoloslukları ile irtibat sağlanır.Sağlık kontrolü ve tedaviye ilişkin hizmetlerden doğan tüm giderler Sağlık Bakanlığınca karşılanır.Barınma tedbiri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri, Millî Eğitim Bakanlığı ve yerel yönetimler tarafından yerine getirilir.

144 b.Kurum Bünyesinde Sağlanan Hizmetler Çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi halinde,çocuğun resmi veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine ise bakım tedbiri denilmektedir.Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri tarafından çocuğun resmî veya özel bakım yurduna yerleştirilmesi ya da koruyucu aile hizmetlerinden veya Kurumun bu kapsamda yürüttüğü hizmet modellerinden yararlandırılmasına yönelik tedbirdir.Bakım veya barınma tedbir kararı alınan ve ihmal veya istismara uğrayan, psiko-sosyal sorunları nedeniyle uyum sorunu yaşayanlar ile olumsuz yaşam deneyimlerini devam ettirmeleri nedeniyle rehabilitasyona ihtiyacı olduğu tespit edilen çocukların, rehabilitasyonu sağlanıncaya kadar korunma ihtiyacı olan diğer çocuklarla aynı ortamda bakılmamaları esastır. Bu çocukların öncelikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri tarafından bu amaçla kurulmuş merkezlerde rehabilitasyonları sağlanır.Sağlık ve bakım tedbirinin birlikte uygulanacağı hallerde, öncelikle suça sürüklenen veya korunma ihtiyacı olan çocuklardan tedavisi gereken ağır ruhsal hastalığı veya madde bağımlılığı nedeniyle fiziksel sorunları olanların rehabilitasyonu bu amaçla kurulmuş resmî veya özel sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilir. Bunlardan bakım tedbirini gerektirenler, yatarak tedavileri tamamlandıktan sonra bakım amacıyla aile yanına veya bu amaçla kurulmuş resmî veya özel kuruluşa yerleştirilir.Bakım tedbiri kararı verilen çocukların kolluk kuvvetlerince Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerine teslim edileceği hâllerde, çocuğun ilk sağlık kontrolü yapıldıktan sonra teslimi sağlanır. Bulaşıcı hastalığı olan çocukların tedavisi Sağlık Bakanlığınca gerçekleştirilir. Bu durumdaki çocuklar hakkında derhâl sağlık tedbiri alınması için mahkeme veya çocuk hâkimine başvurulur.Bu tedbirin uygulanmasında Kurum tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde yabancı uyruklu çocukların vatandaşı olduğu ülkenin konsoloslukları ile irtibat sağlanır.Sağlık kontrolü ve tedaviye ilişkin hizmetlerden doğan tüm giderler Sağlık Bakanlığınca karşılanır.Bakım tedbiri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri tarafından yerine getirilir.

145 aa. Çocuğun bakım yurduna yerleştirilmesi Çocukların bakımı ve korunması için Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı bünyesinde çeşitli yapılar oluşturulmuştur. Bunlar kreş ve gündüz bakımevleri, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarıdır. Kreş ve gündüz bakımevleri, 0-6 yaş arasındaki çocukların bakımlarının gerçekleştirilmesi, bedensel ve ruhsal sağlıklarının gelişimi ve bu çocuklara temel değer ve alışkanlıkları kazandırmak amacı ile kurulan yatılı olmayan sosyal hizmet kuruluşları olup, 2000 yılına kadar ücret mukabilinde hizmet veren bu kreş ve bakımevleri, kanun yer alan "ve sunduğu hizmet karşılığında ücret alan "ibaresinin kanundan çıkarılması ile ücretsiz olarak hizmet veren bir kuruluş halini almıştır yaş arasında korunmaya ihtiyacı olan çocuklar ile gerektiğinde 12 yaşındaki kız çocuklarının, bedensel eğitsel, psiko sosyal gelişimlerini sağlıklı bir kişilik ve iyi alışkanlıklar kazanmalarını sağlamak amacı ile kurulan yatılı sosyal hizmet kuruluşudur yaş arasındaki korunmaya muhtaç çocuklar ise, yetiştirme yurdu adı verilen ve bu çocukları korumak bakmak, bir iş yada meslek öğretmek ve topluma yararlı kişiler olarak yetişmelerini sağlamakla görevli ve yükümlü olan sosyal hizmet kuruluşlarında yatılı olarak kalmaktadırlar. Çocuğun suça sürüklenmiş olması, suç mağduru olması veya sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalması halinde hakkında bakım tedbiri veya koruma kararı verilen çocukların psikososyal desteğe ihtiyacı olduğu tespit edilenlerin, bu ihtiyaçları giderilinceye kadarki süre ile bakım ve korumalarını sağlamanın yanı sıra aile yakın çevre ve aile ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik çalışmaların yürütüldüğü,çocukların mağduriyetlerine, suça sürüklenme ve yaş ile cinsiyetleri nazara alınarak ayrı ayrı yapılandırılan ve ihtisaslaştırılan çocuk destek merkezleri de kurulmuştur. Ayrıca 0-18 yaş arası çocukların kaldığı çocuk evleri kurulmuş hatta korunmaya muhtaç çocuklarının bakımlarının sağlandığı aynı yerleşkede bulunan site şeklinde birden fazla ev tipi sosyal hizmet kuruluşları oluşturulmuştur. Okul çağındaki korunmaya muhtaç çocukların eğitim ve öğretimleri Milli Eğitim Bakanlığı ile diğer kamu kurumlarına ait okullarda gerçekleştirilir. Herhangi bir nedenle okula devam etmek imkanı bulunmayan çocuklar, kamu ve özel işyerlerinde ücret mukabilinde çalıştırılarak bir meslek sahibi yapılırlar. Bu şekilde çalıştırılan çocukların ücretlerinin yurt idaresinde tespit edilen miktarı kendilerine harçlık olarak verilir.Geri kalan kısmı ise aybaşını takip eden on gün içinde milli bankalarda çocuk namına açtırılan hesaba yatırılır.Çocuğun ücretinin başlama zamanı ve miktarı yurt idaresi ve işveren arasında kararlaştırılır. Özel eğitim gerektiren korunmaya muhtaç çocukların eğitimleri ve öğretimleri Milli Eğitime Bakanlığına bağlı resmi ve özel eğitim öğretim kurumlarında sürdürülürler. Kuruma ait sosyal hizmet kuruluşlarında koruma kararı devam eden kız çocuklarından evlenenlere çeyiz ihtiyaçlarını karşılamak ve bir defaya mahsus olmak üzere en yüksek Devlet memuru aylığının birbuçuk katı tutarında evlenme yardımı yapılır. Bu yardım hiçbir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödenir.

146 bb.Koruyucu Aile Uygulaması Hakkında korunma kararı alınan ve korunmaya ihtiyacı olan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi bir koruyucu aile tarafından da üstlenilebilir.Kanunun 23/1 maddesi "Mahkemece koruma kararı alınan korumaya ihtiyacı olan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi bu kanuna göre kurulmuş kuruluşlarda olduğu kadar Kurumun denetim ve gözetiminde bir korucu aile tarafında da yerine getirilebilir." düzenlemesine yer vermiş ve bu bir ücret mukabilinde olabileceği gibi, koruyucu aile ücret talep etmeksizin gönüllü olarak da çocuğun bakımını üstlenebilir. Koruyucu Aile Yönetmeliği çıkartılmış olup, yönetmelik kapsamında bu kurum detaylı olarak açıklanmıştır. Yönetmelik ile korunmaya muhtaç çocuğa en uygun koruyucu ailenin tayin edilmesi,koruyucu ailenin eğitimi, sorumlulukları, idare ile olan ilişkilerinin tanzimi, hizmetin ne şekilde işleyeceği ile koruyucu aileye talep halinde bu hizmetin karşılığı olan ödemeleri düzenlemektedir. Koruyucu aile olabilmek için öncelikle; Türk vatandaşı olması ve Türkiye'de sürekli ikamet etmesi yaş aralığında olması En az İlkokul düzeyinde eğitim alması Düzenli gelire sahip olması gerekmektedir. Ayrıca koruyucu aile olacak kişiler ve varsa birlikte yaşadığı kişilerden,çocuğun yüksek yararlarından hareketle 5237 sayılı TCK nın 53. maddesindeki süreler geçmiş olsa da dahi kasten işlenen bir suçtan ötürübir yıl veya daha fazla süre ile hapis cezasına yada affa uğramış olsa dahi millete ve devlete karşı suçlar, topluma karşı suçlar, kişilere karşı suçlar ile uluslararası suçlardan ve çocuklara yönelik işlenen istismar suçundan mahkum olmaması gerekir. koruyucu aile olacak kişilerin yahut ve varsa birlikte yaşadığı kişilerin, çocuğun bakımını,psiko sosyal gelişimini ve eğitimini etkileyecek ya da çocuğa zarar verecek düzeyde fiziksel engeli, ruhsal rahatsızlığı ve bulaşıcı hastalığının bulunmaması gerekir.

147 Yönetmeliğin 8/3 maddesine de "başvuru sahipleri evli iseler" ibaresinden koruyucu aile olmak için evlilik zorunluluğu bulunmadığı ancak evli iseler birlikte başvurmaları gerektiği anlaşılmaktadır.Başvurusu kabul edilenler hakkında kişilik özellikleri, evlilik ve sosyal ilişkileri, tek başına yaşayıp yaşmadığı,yaşantısının genel kabul görmüş toplum kural ve değerleri ile örtüşüp örtüşmediği,çocuk yetiştirme konusunda yeterliliği, yaşları,diğer aile üyelerinin bu konudaki düşünceleri iş ve ekonomik koşullar çocuk ile koruyucu aile ilişkileri açsından önem arz eden,temel meslek değerlendirme hususlarını da içerecek bir sosyal inceleme yaptırılacaktır. Eğer o ilde koruyucu aile başvurusu çok ise sıralamaya konulur, başvurusu kabul edilmeyenlere de yazılı bilgi verilir.Bu işleme karşı tebliğden itibaren ilgili kişi yada aile tarafından onbeş gün içinde il müdürlüğüne itiraz edilebilir.İtiraz ilk kararı veren kişiler dışında mahalli mülki amirin onayı ile il müdürlüğünce oluşturulacak başka bir komisyon tarafından değerlendirilerek karar verilir. Yönetmeliğe göre koruyu aileler dört çeşit olup, birincisi,akraba ve yakın çevre koruyucu aile modelidir.bu modelde koruyucu aile olabilmek için aranan eşlerden küçük olan ile koruyu aile olunacak çocuk arasında on sekiz yaş farkı olması şartı aranmaz. Çocuğun koruyucu aile yanına yerleştirilmesinde öncelikle akrabalara ya da belli bir süre ana-baba-çocuk ilişkisinin kurulduğu yakın çevre ailelerden uygun olanlara koruyucu aile olmaları yönünde teklifte bulunulur. Bu kişilerin koruyucu aile olmayı istemeleri halinde yapılacak sosyal inceleme sonucunda uygun görülmeleri halinde az önce belirtilen yaş şartı aranmadığı gibi eğitim şartı da aranmayacaktır.

148 Üçüncüsü ise sürekli koruyucu aileler olup,otuz günü aşkın çocuğun barındığı koruyucu aile tipidir. Dördüncü modelde ise uzmanlaşmış koruyucu aileler yer almakta olup,mesleki olarak donanımlı olan ve özel bakım gerektiren çocukların yerleştirildiği aile modelidir. Koruyucu ailelere birinci ve ikinci kademede eğitimler verilmekte olup, özel eğitime tabi çocuklar ancak ikinci kademe eğitimi tamamlamış koruyucu aileler yanına verilebilir.İkinci kademe eğitimine başlanıncaya kadarda mesleki eğitimleri nedeni ile çocuğun özel bakımını sağlayacak ailelere verilebilirler. Komisyon tarafından çocuk ile koruyucu aile eşleştirildikten sonra çocuğun düşüncesi de alınarak, koruyucu aile sözleşmesi imzalanmadan önce çocuk ve ailenin birlikte zaman geçirmesi, birbirlerini tanımaları ve alışmalarının sağlanması amaçlanır. Bu süreçte çocuk önce saatlik, daha sonra günlük haftalık ve iki haftalık gibi süreçlerle toplamda iki ayı geçmeyecek şekilde koruyucu aile yanına izinli olarak verilebilir. Bu uyum süreci sonunda koruyucu aile ile il müdürlüğü arasında sözleşme imzalanarak mülki amir tarafından onaylanır. Bir koruyucu aile yanına çocuklar ve koruyucu aile arasında birebir ilişki kurulması ve çocukların sağlıklı bireysel gelişimlerinin sağlanacağı uygun şartların bulunması haline ve tercihen aynı anda olmamak üzere en fazla üç çocuk yerleştirilebilir.çocukların kardeş olmaları halinde yapılacak vaka değerlendirmesi sonucuna göre çocuk sayısı sınırlandırmayabilir. Kardeşlerin aynı aile yanında yerleştirilmemesi halinde birbirleri ile görüştürebilecek aileler yanına yerleştirilmeleri esastır. Koruyucu ailelerin görev ve sorumlulukları yönetmelik bünyesinde açıkça düzenlenmiştir. Çocuk koruyucu aile yanında da olsa öz ailesinin yanında destekleyici tedbirlere tabi kılınmış olsa mutlaka sosyal çalışmacılar tarafından izlenmektedir. Koruyu aile yanına yerleştirilen çocuk ile koruyucu aile arasında hısımlık bağı kurulmamaktadır. Koruyucu ailenin çocuk üzerinde ebeveynlik hak ve yetkileri yoktur.Ancak eğer çocuğun vasisi yok ise hakim koruyucu ana babayı yahut bunlardan birisini çocuğa vasi olarak atayabilir.Ancak uygulamada genel olarak hakimlerin vasi atama kararını vermedikleri, bu durumda koruyucu ailelerin eğitim aşamasında bulunan çocuğun okul ile ilişkilerinde veli yahut vasi sıfatını kullanmamalarında ve bu nedenle problemlerin yaşanmasına sebebiyet vermekte olup, koruyucu ailelere teslim kararı ile birlikte teslim edilen aileye vasilik kararının da verilmesi gerekmektedir.

149 Ancak koruyucu aile uygulaması ülkemizde, evlatlık müessesesi ile karıştırılmakta olup; bunun sebebi de ailelerin bu konuda yeteri kadar bilgi sahibi olmamalarından kaynaklanmaktadır.Evlat edinme bir medeni hukuk kurumu olup, evlat edinilen ile evlatlık arasında, çocuk evlilik birliği içinde doğmuş gibi soybağı hakim kararı ile kurulmuş olup, evlat edinilen evlat edinene mirasçı olabileceği gibi soyadını da kullanmaktadır. Koruyu ailede ise çocuğun zararına olmaması ve sosyal çalışmacının da uygun bulması halinde çocuk ailesi ile görüşebildiği gibi, tatil günlerinde olmak üzere yıl içinde otuz güne kadar öz ailesine izinli olarak verilebilir. Koruyucu aile ilişkisi;koruyucu ailenin yönetmelikte belirtilen görevlerini yerine getirmemesi,koruyucu aile tarafından çocuğun istismar edilmesi,koruyucu ailenin çocuğun öz ailesi ile ilişkilerini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunduğunun ve bu yönde ifadeler kullandığının belirlenmesi, çocuk için hizmette beklenen yararın gerçeklemediğinin belirlenmesi,çocuğun yararlanacağı hizmet modelinin değişmesi yahut koruma kararının kaldırılması, koruyucu ailenin herhangi bir sebeple bu hizmeti vermekten vazgeçmesi hallerinde kaldırılır Koruyucu aile yanından alınan çocuğun öncelikle öz ailesine döndürülmesi esas olup,öz ailesine döndürülememesi halinde akraba veya yakın çevre koruyu aile modeline dahil edilmeye çalışılacak bununda mümkün olmaması halinde durumuna uygun başka bir hizmet modelinden faydalandırılacaktır. Koruyucu aile statüsü, çocuğun ihmali, istismarı, kötü muamaleye maruz kalması, çocuğun sosyal ilişkilerinin toplumun norm ve değerlerine aykırılık göstermesi, fizik ve ruh sağlığının doktor raporu ile belirlenmesi,kasten işlenen bir suçtan ötürü bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezası alması,mesleki danışmanlık hizmetine aykırı davranılması, geçici koruyucu ailenin çocuk yerleştirme taleplerini mazeretsiz olarak üç kereden fazla kabul etmemesi hallerinde iptal edilir.Bu durumlardan birinin varlığını saptayan sosyal çalışmacı raporu komisyona iletilir ve komisyonca en geç 15 gün içinde karar verilir. koruyucu aile statüsü bir kez iptal edilen aile yanına bir daha çocuk verilmez.Koruyucu aile statüsünün iptaline yol açan eylem suç teşkil ediyorsa suç duyurusunda bulunulur.Koruyucu aile bu görevi ücret mukabilinde yapmakta ise yapılacak olan ödeme miktarları da yönetmelikte gösterilmiştir.

150 4.Koruma Kararının Sona Ermesi Yönetmeliğin Beşinci Bölümü Koruma Kararının Kaldırılması başlığını taşımakta olup; 18. maddeye göre koruma kararına neden olan şartların ortadan kaldırılması durumunda, bu durumu belirtir kurum raporu dikkate alınarak İl Müdürlüğünün teklifi ile çocuğun koruma kararı mahkeme kaldırılır. Ancak koruma kararı sona erdiğinde dahi çocukların kurum ile ilişkilerinin devamı sağlanarak,m bu çocuklara imkan dahilinde yardımcı olunur. 5. Koruma Kararının Uzatılabileceği Haller Ancak bazı hallerde;çocuk reşit olsa dahi koruma kararı devam edebilir Koruma kararı genel olarak çocuk reşit oluncaya kadar devam eder.Yönetmeliğin 19. maddesine göre, reşit olan çocuğun koruma kararı kanunda belirtilen şartlar dikkate alınarak. çocuğun rızası alınarak,kurumun teklifi ile mahkeme tarafından uzatılabilir. 18 yaşını tamamlamış olan korumaya ihtiyacı olan çocuklar ortaöğretime devam ediyorsa 20 yaşına kadar Yükseköğretime devam ediyorsa 25 yaşına kadar koruma kararı uzatılabilir. Eğer koruma kararı kalkan kişi kız çocuğu ise ve tek başına yaşamını sürdüremeyecek durumda ise koruma kararı uzatılır. Eğer öğrenime devam etmiyorsa 18 yaşını dolduran çocukların bir iş veya meslek sahibi edilerek kendi kendilerine yeterli olabilmelerinin sağlanması için 20 yaşına kadar koruma kararı uzatılabilir. Bedensel,zihinsel ve ruhsal engellilikleri dolayısı ile sürekli bakıma ihtiyacı olan ve çalışmaktan aciz olan çocukların koruma kararı uzatılır.

151 VI.Korunmaya muhtaç çocukların Çalıştırılması Korunmaya Muhtaç çocukların İş Ve Meslek Sahibi Olabilmeleri için İşyerlerinde çalıştırılma Esasları Hakkında Yönetmelik Yetiştirme Yurdunda korunup da herhangi bir nedenle öğrenime devam etme imkanı bulamayan korunmaya muhtaç çocukların bir iş ve meslek sahibi olabilmelerini sağlamak üzere Kamu ve Özel İşyerlerinde ücret karşılığı çalıştırılmasının esasları yönetmelik ile belirlenmiştir. Çocuk, Genel Müdürlüğe bağlı iş yeri ve atölyelerde kamu ve özel işyerlerinde; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 318 ve 330 uncu maddesi hükümlerine, 2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Kanunu hükümlerine, 1475 sayılı İş Kanunu hükümlerine, 859 sayılı Deniz İş Kanunu hükümlerine, 5953 sayılı Basın İş Kanunu hükümlerine göre çalıştırılabilir. Köylerde ve kırsal yörelerde tarım işçisi olarak, çocuğun çalışması Müdürün iznine bağlıdır. Çocuğun Yetiştirme Yurtları dışında hangi iş yerinde ve mesleklerde çalışabilecekleri çocukların yaş, yetenek ve ilgileri ile çalışacakları iş ve mesleğin durumu gözönünde bulundurularak

152 “Koordinasyon ve Değerlendirme Kurulu”nca değerlendirildikten sonra Müdür karar verir. Çocuğun işyerinde istihdamı için gerekli başvuru Müdür’ce yapılır. İş ve İşçi Bulma Kurumu, İşçi ve İşveren Kuruluşları, Sanayi Müdürlükleri çocukların işe yerleştirilmesi konusunda diğer ilgili birimler ile işbirliği yapar. Çocuk çalıştırmak üzere işyerlerinden yapılan başvuruları Müdür, “Koordinasyon ve İnceleme Kurulu”na danışıp değerlendirerek çocukların özelliklerine uygun işe yerleştirilmelerini sağlar. İş ve meslek öğrenmek üzere işe yerleştirilecek olan çocukların işe yerleştirilmesinden önce, işyerlerindeki çalışma şartları, yapacakları iş, alacakları ücret ve işverenin sorumluluklarının içeren yönetmelik ekinde yer alan iş sözleşmesi örneğine uygun sözleşme, İşveren ve Müdür arasında imzalanır. Müdür tarafından görevlendirilecek sorumlu kişiler, işverenden de bilgi alarak, çocuğun işyerinde çalıştığı süre içinde işe devamı, işe uyumu, işte eğitimi konularını izleyerek gelişmeleri sicil dosyasına işler. İş ve meslek alanında, o iş ve meslek ile ilgili hüner ve marifetlerin çocuğa kazandırılması esastır. Çocuğun bu konuda geliştirilmesi için gerekli olan önlemler, Yetiştirme Yurdu ile işbirliği yapılarak işverence alınır. Çocuğun çırak, kalfa veya usta olarak çalıştığı işyerinin 2089 sayılı Kanun kapsamına alınması halinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nca bu konuda açılan kurslara çocuğun öncelikle gönderilmesi, işveren bilgilendirilmek suretiyle Yetiştirme Yurdu Müdürlüğünce sağlanır. İşverence tek taraflı olarak, sözleşme akdi, çocuğun işyeri, iş ve işkolları değiştirilemez. Çocuklar, Müdür’den izin almaksızın işyerini değiştiremez, terk edemez. Sözleşme hükümlerine aykırı hareket edildiği, Yurt Yönetimince tespit edildiği takdirde, durum işverene bir yazı ile bildirilerek gerekli uyarı yapılır. Uyarıya rağmen sözleşme hükümlerine aykırı hareketler devam edecek olursa, sözleşme tek taraflı olarak Müdürlükçe feshedilir. Çocuğun işçi, çırak, kalfa ve usta statüsünde işyerlerinde çalıştırılması halinde, bunlara ilişkin belirlenen yasal asgari ücretin altında sözleşme ve ödeme yapılamaz.

153 Çocuğun Borçlar Kanununun 318 ve 330 uncu maddeleri hükümlerine göre çırak olarak çalışması halinde, mahalli örf ve rayice göre 2089 sayılı Kanun kapsamında çalışan çırağın alacağı asgari ücretin üçte ikisinden aşağı ücretle çalıştırılamaz sözleşme yapılamaz. Tarım işyerinde, tarım işçileri ile ilgili olarak yaşlarına göre belirlenen asgari ücretin altında sözleşme ve ödeme yapılamaz. Sözleşmenin süresi içinde taraflarca anlaşılarak ücrette değişiklik yapılabilir. Çocuğun ücreti aylık olarak hesaplanır. Çalışılan ayı takip eden ayın 5. gününe kadar Müdür’ce görevlendirilecek yetkili kişi tarafından, yönetmelik ekinde örneği gösterilen ücret alındı belgesi karşılığı işverenden tahsil edilir. İşveren, yetkili kişi başvurduğunda çocuğun ücretini ödemekle yükümlüdür. Ücretin bir kısmı çocuğa harçlık olarak ödenir. Harçlık miktarı çevrenin sosyo-ekonomik yapısı dikkate alınarak Koordinasyon ve İnceleme Kurulunca tespit edilir. Günün koşullarına ve çocuğun durumuna göre ödenecek harçlık miktarı arttırılıp, azaltılabilir. Tahsil edilen ücretin, harçlık olarak ödenen kısmı ücret alındı belgesine işlenerek arta kalanı çocuğun adına, Milli Bankalardan birine açılan banka hesabına yatırılır. Alındı belgesinde bu durum belirtildikten sonra ücret alım belgesi çocuğun dosyasında saklanır. Ücretin işverenden alınmasından sonra beş gün içinde çocuğun harçlığının ödenerek arta kalanın bankaya yatırılması şarttır. Bankalarda çocuk adına açılan hesaplardan Müdür ve Müdür Yardımcısının vizesi olmadan para çekilemez. Bankada biriken para vadeli hesapta değerlendirilir. Bankada çocuk adına biriken para, reşit olduğu zaman çocuğa ödenir. Çocuğun, Genel Müdürlüğe bağlı veya bulunduğu Yetiştirme Yurdu Yönetiminden ayrı, kamu kuruluşlarına ait bir işyeri ve atölyede çalışması halinde, sözleşme düzenlenmesi ve ücret ödenmesine ilişkin kurallar aynen uygulanır. Çocuğun çalıştığı işyeri veya atölyenin bulunduğu Yetiştirme Yurdunun bünyesinde olması halinde, ücret ödemelerini yapan yetkili tarafından belirtilen koşullarda, Müdürlükten onay alınarak harçlık ödenir ve arta kalan kısmı bankaya yatırılır. Çocuğun uygun işe yerleştirilmesinden, çalıştığı süre içinde işyerindeki çalışmasından, ücretinin düzenli alınıp, harçlığının düzenli verilmesinden ve arta kalan paranın bankaya zamanında yatırılması ve izlenmesinden Müdür sorumludur.

154 Koruma ve Bakıma Alınmış olup İşgörme gücüne Sahip ve İstekli Olanların Bulundukları Sosyal Hizmet Kuruluşlarının Uygun Görülen Hizmetlerinde Çalıştırılmaları Hakkında Yönetmelik Kanunun 16. maddesinin üçüncü fıkrası "Korunmaya ve bakıma alınmış olup, iş görme gücüne sahip ve istekli olanlar, bulundukları sosyal hizmet kuruluşlarının uygun görülen hizmetlerinde bu hizmetlerle ilgili kadroların boş tutulması ve herbir boş kadro karşılığı haftada 40 saati geçmemek üzere tespit edilecek çalışma saatleri içinde, saat başına ücret ödenmek kaydı ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, İş ve Sosyal Güvenlikle ilgili mevzuat hükümlerine tabi olmaksızın ve Borçlar Kanunu hükümlerine göre sözleşme ile çalıştırılabilirler. Bu kadroların %30'u engellilikleri nedeni ile koruma kararı uzatılanlara tahsis edilir. Saat ücreti asgari ücretin aylık çalışma saati toplamına bölünmesi ile tespit edilir.Bir kadro karşılığında çalışma saati ile sınırlı olmak üzere birden fazla kişi çalıştırılabilir.Ancak kişi başına ayda 60 saatin dışında ücret ödenemez. " düzenlemesine yer vermiş; aynı madde dokuzuncu fıkrasında "Ev tipi sosyal hizmet birimlerinin, tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrası hükmü kapsamındadır" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu kapsamda bir başka düzenlemede tarih 5838 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile 2547 sayılı yasanın 46/1-(k) maddesinde "Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından burs verilenler veya burs alma şartlarını taşıyanlara öncelik verilmek suretiyle hizmetlerine ihtiyaç duyulan öğrenciler, öğrenim gördükleri yükseköğretim kurumlarındaki geçici işlerde kısmi zamanlı olarak çalıştırılabilir. Bu şekilde çalıştırılan öğrenciler, bu çalışmalarından dolayı işçi olarak kabul edilmez." düzenlemesine yer verilmiştir. Bu kapsamda üniversitelerin çeşitli birimlerinde kısmi zamanlı çalıştırılan öğrencilerden, 5510 sayılı yasanın 5/1-(b) bendi kapsamında aylık kazançları prime esas kazançların alt sınırının 30 katından düşük olanlar hakkında iş kazası ve meslek hastalıkları kapsamında sigortalı sayılacaklardır. Yani kazançları alt sınırın üzerinde ise bütün sigorta kolları bakımından sigortalı sayılacaklardır.

155 Yine 5510 sayılı yasanın 5/1-(b) bendi kapsamındaki öğrenciler 4/1-(a) maddesi kapsamında sigortalı sayılacaklardır. Bu kapsamda yapılan düzenleme ile üniversitede kısmi zamanlı çalışan öğrenciler kısmı- tam sigortalılık bakımından ücret düzeyine göre ayrıma tutulmuş olması doktrinde eleştirilmektedir. Ancak özel bir üniversitede burslu olarak doktora yapan, ancak bu süreçte kendisine verilen sınav gözetmenliği, ödev okuma, problem çözme, veri analizi gibi faaliyetlerde bulunan öğrencinin açmış olduğu sigortalılığın tespiti davasında Ankara 5. İş Mahkemesi 2011/321 Esas, 2012/872 Karar sayılı dosyasında öncelikle sosyal güvenlik hakkının insan hakkı olduğuna vurgu yapmış ve Anayasamızın 90. maddesine göre ulusal mevzuat ile uluslararası sözleşmenin çatışması halinde uluslararası sözleşmenin uygulanması gerektiğini vurgulayarak, somut olayda davacının doktora yaparken araştırma görevlisi olarak çalıştırıldığı, doktora öğrencileri tarafından yerine getirilmeyecek gözetmenlik sınav kağıdı okumak gibi işlerin davacıya yaptırıldığı ve davacı ile üniversite arasında imzalanan taahhütname ile bağımlılık ilişkisinin kurulduğunu kabul ile, davacının sigortalılığının tespiti talebini tarihli kararı ile kabul etmiş, Yerel Mahkeme kararı Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2012/23484 Esas 2014/230 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır. Bu emsal karar kapsamında aynı durumun 2828 sayılı yasanın 16/3 maddesi kapsamında çalışanlar içinde söz konusu olduğu ve bu kişilerin de sigortalılığın kabulü gerektiği kanaatindeyim. Korunmaya Muhtaç Çocukların İşe yerleştirilmesi Kapsamında Tüzük Koruma kararı kapsamında iki yıldan az olmamak üzere Bakanlığa ait sosyal hizmet modellerinden yararlanan çocuklardan reşit olanlar ve reşit olduğu tarihte koruma altında kalmaya devam edenler, bir koruyucu aile yanına yerleştirilenler,ayni nakdi yardım yapılarak ailesinin yanına gönderilmiş korunmaya muhtaç çocuklar için kamu kurum ve kuruluşlarından hangi statüde olursa olsun serbest kadro ve pozisyonları toplamının binde biri, bu çocuklar için ayrılır ve her yıl belirtilen oranda kişi istihdam edilir. Serbest kadro ve pozisyon toplamının binden az olması halinde kamu kurum ve kuruluşlarında en az bir hak sahibi istihdam edilir. Bu hükümden yararlanmak isteyenler, 18 yaşını doldurdukları ve koruma veya bakım tedbir kararının sona erdiği tarihten itibaren iki yıl içinde Aile ve Sosyal Politika Bakanlığına başvururlar. İşe yerleştirmede öncelik lisans,önlisans ve ortaöğretim mezunlarına verilir.

156 ENGELLİLER Engelliler Doğuştan yahut sonradan herhangi bir hastalık yada kaza neticesinde bedensel,zihinsel, ruhsal duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeni ile, normal yaşamın gereklerine uymama durumunda olup, korunma bakım rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan kişidir. Bakıma ihtiyacı olan engelli Engellilik sınıflandırmasına göre resmi sağlık kurulu raporu ile ağır engelli olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın, alışılmış, tekrar eden gereklerini, önemli ölçüde yerine getirmemesi sebebi ile hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişidir. İşte kanunun engelli ve bakıma muhtaç engelli olarak tanımladığı ; bedensel zihinsel yada ruhsal engelleri sebebi ile normal yaşamın gereklerini uyamayan kişilerin, fonksiyon kayıplarını giderebilmek, toplum içinde kendi kendilerine yeterli olmasını sağlayan beceriler kazandırmaya çalışan, bu becerileri kazanmayacak durumda olanlar ise devamlı bakmak üzere bakım ve rehabilitasyon merkezleri oluşturulmuştur. Bu merkezlerin yanı sıra engelli bireylerin yaşam kalitesinin arttırılması ve sosyal hayata aktif katılımlarının katkı sağlanması amacı ile engelli bireyleri ile ailelerine rehberlik ve destek hizmeti ile evde gündüz bakım hizmeti sunan aktif yaşam merkezleri oluşturulmuştur.

157 Yaşlılar Sosyal ve ekonomik yönden yoksunluk içinde olup, korunmaya bakıma ve yardıma ihtiyacı olan yaşlı statüsündeki kişilerdir. Bu kişilerin huzurlu bir ortamda korunması, bakılması, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarının sağlanması amacı ile huzurevi denilen yatılı sosyal hizmet kuruluşları oluşturulmuştur. Kuruma bağlı kuruluşlarda bakılmakta iken mirasçı bırakmaksızın ölen kimselerin mirası kuruma geçer. Kadın ve Erkekler Fiziksel duygusal cinsel ve ekonomik istismara uğrayan kadın ve erkeklerin psiko sosyal ve ekonomik problemlerinin çözümlenmesi sırasında varsa çocukları ile birlikte geçici olarak kalabilecekleri kadın veya erkek konukevleri oluşturulmuştur.

158 DOĞAL AFETLER NEDENİ İLE SAĞLANAN SOSYAL HİZMETLER Maruz kalındığı anda insanları muhtaç durumda bırakan doğal afetlere karşısında ihtiyaçlar genellikle primsiz rejim içinde sosyal yardım ve sosyal hizmetler ile giderilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde1999 yılında yaşanan depremin ardından 2828 sayılı yasada 594 sayılı KHK ile yapılan değişiklik ile kanunun amaçları arasına "doğal afetlerde ulusal ve uluslararası sosyal hizmet kuruluşları ile birlikte hareket edilmesi ve acil kurtarma ve yardım çalışmalarının etkili şekilde yürütülmesi için her türlü tertip ve tedbirin alınacağı" düzenlenmesi de eklenmiştir. Ayrıca 2828 sayılı yasanın kurumun görevleri başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrasına eklenen "l" bendi ile "doğal afetler nedeni ile ortaya çıkabilecek sorunların çözümüne yönelik olarak sosyal hizmetleri önceden planlamak,afetzedelerin ivedi gereksinimlerini karşılamaya ve afet sonrası sorunları çözümlemeye yönelik geçici veya sürekli hizmetleri yerine getirmek, afetle ilgili göçler ve göçmenlerle ilgili her türlü sosyal hizmeti gerçekleştirmek" kurumun görevleri arasında sayılmıştır. Ek madde 5 "Doğal afet bölgelerinde afetzedelere yönelik sosyal hizmet müdahaleleri için gerekli öncü, geçici ve sürekli ekipler, kurum Genel Müdürünün onayı ile kurulur. bu ekipler ile Kurum personelinin düzenli bir eğitim programından geçirilmesi için gerekli tüm önlemeler alınır. Afet Bölgesinde görevlendirilen personelin hizmetin gerektirdiği ihtiyaçları karşılanır." Ek madde 6 da ise "Doğal afet bölgelerindeki ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının mütevelli heyetlerine,ilçe sosyal hizmetler müdürü, mütevelli heyeti üyesi olarak katılır. Bu vakıflarda afet çalışmaları süresince,sosyal hizmet uzmanları istihdam edilir." düzenlemelerine yer verilmiştir sayılı yasa kapsamında doğal afetlerde kurumun yerine getirmesi gereken hizmetler ile ilgili başkaca bir düzenleme bulunmamaktadır. Yapılan düzenlemede geçen kurumu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Genel Müdürü Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, İl sosyal hizmetler müdürünü ise il müdürü olarak anlamak gerekmekte olup, nitekim her ne kadar 2828 sayılı kanunun adı geçen maddelerinde henüz bu düzenlemeler yapılamamış olsa da başkaca yasal düzenlemelerde bu ibareler metne işlenmiştir.

159 2828 sayılı yasaya eklenen maddelere göre, doğal afetler konusunda Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığına yüklenen bir takım yükümlülükler olduğu aşikar olmakla beraber, Bakanlık bünyesi ve mevzuatı incelendiğinde doğal afetlerle ilgili kurulmuş özel bir birimin bulunmadığı görülmektedir. Örneğin 2828 sayılı yasa ile koruma altına alınan çocuklar için Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, kanunun kapsamına aldığı engelli ve muhtaç yaşlılar için Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Kadınlar için Kadının Statüsü Genel Müdürlükleri oluşturulmuş ancak kanunun açıkça kapsamına aldığı doğal afetlerle ilgili hizmet vermek üzere bir genel müdürlük oluşturulmamıştır. Doğal Afetlerle ilgili olarak mevzuatımızda çıkartılmış çok sayıda kanun,KHK ve yönetmelik bulunmaktadır. Doğal afetlerle ilgili mevzuatı incelediğimizde ise her ne kadar 2828 sayılı kanun kapsamında özel olarak çıkartılmış bir yönetmelik bulunmasa da doğal afetler konusunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına çeşitli edimler yüklendiği görülecektir. 1.Afet ve Acil Durumu Yönetimi Başkanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Afet ve Acil Durumu Yönetimi Başkanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun ile afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuştur. Afet tanımı kanunda yapılmış olup; toplumun tamamının veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik, ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan, doğal teknolojik yada insan kaynaklı olaylar olarak tanımlanmıştır. Bu kanun kapsamında Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulu oluşturulmuş olup, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bu kurulun üyesi olup, bu kurulun yanı sıra Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı temsilcisinin de olacağı Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu kurulmuştur. Merkezde kurulan bu teşkilatın yanı sıra illerde de İl afet ve Acil durum müdürlükler kurulmuştur. Bu teşkilat bünyesinde kurulan Planlama ve Zarar Azaltma Dairesi Başkanlığının görevleri kanunun 8. maddesinde sayılmış olup, ayni, nakdi ve insani yardım esaslarını belirlemek,afet ve acil durumlar hakkında halkı bilgilendirme, bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları yapmak sayıldığı gibi yine merkez teşkilat bünyesinde oluşturulan İyileştirme Dairesi Başkanlığının görevlerini düzenleyen 10. maddede, afet ve acil durum sonrası hayatın normale dönmesini sağlayıcı tedbirleri almak,afet ve acil durum bölgelerinde geçici yerleşmeyi sağlamak,zarar uğramış kişilerin tedavi,iaşe,ibate, sosyal ve psikolojik destek hizmetlerini yürütmek olarak sayılmıştır.

160 Bu kanunun ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirler ile Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun uygulamasını göstermek üzere Afet ve Acil Durum Müdahale Hizmetleri Yönetmeliği çıkartılmıştır. Bu yönetmelik kapsamında valinin başkanlığında il afet ve acil durum müdürlüğü koordiinasyonunda bakanlık,kurum ve kuruluşların taşra teşkilatı ve mahalli idarelerin katılımı ile afet ve acil durumlara ilişkin Türkiye afet müdahale planı ile entegre il afet müdahale planı hazırlanır ve yerel düzeylerde müdahale organizasyon sistemi oluşturulur ve sistem operasyon bilgi toplama lojistik ve bakım ile finans ve idare işler olmak üzere dört servis olarak yapılandırılır. Yönetmeliğin afet ve acil durumlara müdahalede işbölümü başlıklı 24.maddesine göre,Psiko sosyal destek, ayni bağış,depo ve dağıtım hizmetleri için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görevli kılınmıştır.27. maddede ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görevi tekrar edilerek,afet bölgesinde afetzedelerin ve afet çalışanlarının psiko sosyal destek hizmetlerine yönelik koordinasyondan,afetzedelere yapılan ayni bağışların depo hizmetleri ve dağıtımına ilişkin koordinasyondan sorumlu olduğu düzenlenmiştir.Bakanlık, kurum ve kuruluşların görev ve sorumluluklarını düzenleyen 28. maddede de tüm bakanlık kurum ve kuruluşlar başkanlığın koordinasyonunda afet ve acil durum hizmetlerine ilişkin yapılacak her türlü çalışmada valilere ivedilikle destek olmakla yükümlü olduğunu,ana çözüm ortağı olan bakanlık kurum ve kuruluşların afet ve acil durum yönetim merkexlerini kurarak 7 gün 24 esasına göre yürütülmesini sağlamakla sorumlu oldukları gibi afet ve acil durum hazırlık planlama çalışmalara yapmak yapılan planlara destek olmak afetlere yönelik kapasite geliştirme çalışmaları yapmak,ülke düzeyinde kaynakları tespit etmek,afetlerde görevlendireceği personeli eğitmek ve sürekliliğini sağlamakla yükümlü kılınmış olup, afet sonrası Aile ve Sosyal Politikalara bakanlığı tarafından psiko sosyal analiz raporu hazırlanması gereği belirtilmiştir. Ayrıca yapılacak yardımlarda hak sahiplerinin tespiti için, Afet Sebebi İle Hak Sahibi Olanların Tespiti Hakkında Yönetmelik çıkartılmıştır. Yine yaşanan afetin genel hayata etkileyip etkilemediğinde ölçütleri tayin etmek üzere Afetlerin Genel Hayata Etkililiğine İlişkin Temel Kurallar Hakkında yönetmelik çıkartılmıştır.

161 2. Doğal Afet Bölgelerinde Afetten Kaynaklanan Hukuki Uyuşmazlıkların Çözümüne ve Bazı İşlemlerin Kolaylaştırılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabulü Hakkında Kanun Doğal Afet Bölgelerinde Afetten Kaynaklanan Hukuki Uyuşmazlıkların Çözümüne ve Bazı İşlemlerin Kolaylaştırılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabulü Hakkında Kanun ile doğan afet bölgelerinde afete maruz kalanların, afetten kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların çözümünde bir takım kolaylıklar sağlanmıştır. Delillerin tespitine ilişkin istemleri,ispat olunacak olay ile tanıklar ile bilirkişiye sorulacak sorulara ilişkin konuları belirten ve üç nüshadan oluşan bir dilekçenin verilmesi veya mahkeme kalemine yapılacak sözlü başvurunun tutanağa geçirilmesi sureti ile olur. Ölüm, gaiplik yaralanma gibi delil tespiti yaptıramayacak durumda olanların ise eşleri ve üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları da delil tespiti isteminde bulunabilirler. Delil tespitine ilişkin başvurular Mahkemece öncelikle incelenir ve karara bağlanır. Doğal afetlere maruz kalanları ilgilendiren veraset belgelerinin alınmasında öncelikle resmi kayıtlar esas alınır, resmi kayıt bulunmaması halinde diğer muteber deliller ikame edilir. Avukatlar doğal afet bölgelerinde, vekaletname verme şartı aranmaksızın, istem sahiplerince verilen yetki belgesi ile baro kartlarını ibraz etmek sureti ile saymış olduğumuz işlemleri yapabilirler. Doğal afete maruz kalanların talepleri halinde, afetten kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin her türlü dava ve işlemlerde adli yardım hükümleri uygulanır. Afete maruz kaldığını beyan edenlerin adli yardımdan faydalanmak için 6100 sayılı HMK 334 ve 336. maddeleri gereği yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belge verme gibi delil gösterme zaruretleri yoktur. Ayrıca doğal afete maruz kalanlardan 6 ay zarfında dosya parası alınmaz. 3-Tabii Afet Nedeni İle Meydana Gelen Hasar ve Tahribata İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesine Dair Kanun Bu kanun ile hasarlanan binaların tadilatına ilişkin düzenlemeler yer verildiği gibi, fiilen oturdukları konutları yahut işyerleri hasar görenlere yapılacak hasar tespitlerine göre malik yahut kiracı olduklarına bakılmaksızın Bakanlar Kurulunca tespit edilecek ödeme miktarlarının Başbakanlık tarafından uygun görülecek fondan yardım yapılmasını, yiyecek içecek giyecek çadır ve her türlü taşınır malların Kızılay aracılığı ile tabii afet bölgelerine aktarılacağı düzenlenmiştir. Tabii afet bölgelerinde hayatını kaybeden vatandaşların birinci derece yakınlarına ve engelli hale gelenlere Başbakanlığın uygun göreceği fondan Bakanlar Kurulunca belirlenecek miktarda yardım yapılabilir. 4. Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar da 2090 sayılı kanun ile düzenlenmiş olup, bu kanuna göre çitçilere kredi açma, karşılıksız mal yada para verme,veya teknik yardım yapma, yapılacak yada onarılacak tesislerin maliyetlerine katılma şekillerinden biri ile olur.

162 K URUMA İ LIŞKIN Ö ZEL D ÜZENLEMELER Cezai sorumluluk, kanunun 27. maddesinde düzenlenmiş olup, bu kanun kapsamına giren sosyal hizmet kuruluşlarında muhafaza ve bakımlarına terkeden şahıslara karşı herhangi bir suç işleyen kuruluş görevlileri hakkında bu suç nedeni ile gene hükümlere göre verilecek muvakkat hürriyeti bağlayıcı cezalar ile para cezaları üçte bir oranında arttırılarak hükmolunacaktır. Bu kanun gereğince korunmaya ve yardıma muhtaç durumda olan ailelere ve kişilere yapılacak ödemeler ve sağlanacak yardımlar başkasına devir, temlik ve haciz edilemez.


"SOSYAL SİGORTA RİSKLERİ VE SAĞLANAN GÜVENCELER. SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL RİSK KAVRAMLARININ ORTAYA ÇIKIŞI VE TANIMLARI İnsanoğlu var olduğundan beri." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları