Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SANAT FELSEFESİ ESTETİK. A. ESTETİĞİN KONUSU Eski Yunanca bir sözcük olan estetik duyumlamak, algılamak anlamındadır. Estetik güzellik felsefesidir. Estetik,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SANAT FELSEFESİ ESTETİK. A. ESTETİĞİN KONUSU Eski Yunanca bir sözcük olan estetik duyumlamak, algılamak anlamındadır. Estetik güzellik felsefesidir. Estetik,"— Sunum transkripti:

1 SANAT FELSEFESİ ESTETİK

2 A. ESTETİĞİN KONUSU Eski Yunanca bir sözcük olan estetik duyumlamak, algılamak anlamındadır. Estetik güzellik felsefesidir. Estetik, güzelin ne olduğunu soran, sorgulayan felsefe dalıdır. Estetik, güzel üzerine düşünme ve ne olduğunu araştırma etkinliğidir.

3 Estetik, 18. Yüzyılda Baumgarten (1714–1762) tarafından kurulmuştur. Her ne kadar estetik bağımsız bir felsefe disiplini olarak iki yüz yıllık bir geçmişi gösteriyorsa da, aslında estetik problemler ile uğraşma daha ilkçağa kadar geri gider. Uzun bir geçmişe sahip olan estetik problemler özel bir ad altında toplanmamıştı. İşte, Baumgarten bu problemleri ortak bir ad altında toplayarak ona estetik adını vermiştir.

4 Estetiğin görevi Estetiğin görevi, bulanık ve karmaşık olan duyusal bilginin mükemmelliğini araştırmaktır. Duyusal bilginin mükemmelliği güzellik adını alır. Buna göre, estetiğin konusu güzelliktir. Estetiğin konusu içine yalnız güzellik ve estetik değerler girmez, sanat da girer. Çünkü sanatın amacı da sanat eserlerinde güzelliği ya da estetik değerleri ortaya koymaktır.

5 B. FELSEFE AÇISINDAN SANAT Sanat da felsefenin bir konusu, bir disiplinidir. Sanata felsefe açısından yaklaşım sanat felsefesini oluşturmuştur. Sanat felsefesinin temel sorusu, sanatın nasıl bir etkinlik olduğudur. Sanat felsefesi sanatın, beğenilerin, sanat eserinin özünü ve anlamını konu alır.

6 Sanat felsefesi, sanatın ne olduğunu soran, sanatın olanaklarını, ölçütlerini, sanatçının etkinliğini ele alan felsefe dalıdır. SANAT FELSEFESI ESTETIĞIN BIR BÖLÜMÜDÜR. Yalnız insan etkinliği sonucu ortaya çıkan sanat ürünlerini değerlendirir. Estetik ise, sanatın yanında doğadaki ‘güzeli’ de kapsamına alır. Sanat felsefesinde, sanat eserlerinin nasıl oluştuğu üzerine değişik yaklaşımlar oluşmuştur. Bu yaklaşımlarım bazıları şunlardır:

7 Taklit Olarak Sanat: Bu görüşe göre, sanat eserinde gördüğümüz, sanatçının algıladığı şeyleri taklit ederek bize yansıtmasıdır. Sanatçı, doğanın güzelliğini eserinde ne kadar aslına uygun olarak yansıtabilirse, eseri o kadar güzel olarak yargılanır. Bu nedenle bu kurama yansıtma kuramı da denir. Yansıtma kuramı İlkçağın idealist filozofu Platon’a kadar geri gider. Aristoteles’de sanatı bir taklit olarak görür. Müzisyen ses aracıyla, ressam renk aracı ile Şair dille nesneleri taklit eder, onları yansıtır.

8 Yaratma Olarak Sanat: Sanat eseri, sanatçının kendi yaratıcı gücü, yeteneği ve coşkusunun oluşturduğu estetik objedir. Doğa kendi başına güzel değildir. Nesneler dünyası tinsellikten yoksun, bir madde dünyasıdır. Yaratma olayı, sanatçının algıladığı maddi varlığa duygu, düşünce ve hayal gücünü katması olayıdır. Bir sanat eseri, sanatçının kendinden kattığı değerlerle anlam kazanır

9 Sanat eseri bir kere oluşan bir üründür. Bu nedenle sanat eseri özgündür, ikinci örneği yoktur.Önemli temsilcisi Crocedir. Sanat evrensel bir düşünceyi(ideyi) ifade eder. Sanatçı öznel yaratıcılığını ve duyarlılığını kullanarak çeşitli araçlarla sanat eseri biçimini kazandırır. B.Croce tarafından savunulan bu görüşe göre sanat bir yaratmadır. Doğada mükemmellik yoktur, sanat ise mükemmelliğe ulaşmak ister. Mükemmellik, ideal bir şey olduğundan sanat, ideal olanı konu edinir.

10 Oyun Olarak Sanat: Sanat ile oyun arasında daima bir benzerlik görülmüştür. Oyun oynayan bir çocuk için oyunun dışında bir başka amaç, bir başka dünya yoktur, çocuk oynamak için oynar. Her ikisinde de yarar gözetilmez ve insanı özgürleştirir. Bu görüşe göre, sanat etkinliğini bir oyun gibi değerlendirmek gerekir. Nasıl oyunda çıkar, günlük kaygı yoksa ve olabildiğince özgürlük varsa, sanatçı da bir oyuncu gibi gerçek dışı bir dünyada eserini oluşturur. Örneğin, tiyatro eserleri günlük yaşantımızla benzerlik gösterir. Alman Düşünür Kant, Alman şair Schiller ve psikolog Wundt bu görüşü savunmuşlardır.

11 Sembol olarak sanat: Buna göre sanat bir duygunun sembolüdür. Bu kurama göre 19.yy. da özellikle resim alanında sürrealizm (gerçeküstücülük), fütürizm (gelecekçilik) ve ekspresyonizm (dışavurumculuk) gibi akımlar ortaya çıkmıştır. Gerçeküstücülük Fransız ozan ve düşünür Andre Breton tarafından geliştirilmiştir. Bu akıma göre sanat, bilinçaltından beslenen akıl dışı bir dünyanın anlatımıdır. Başlıca ünlü temsilcileri İspanyol Salvador Dali, Franz Yves Tanguy ve Crihico’dur.

12 Dışavurumculuk akımı yalnızlaşan, kendine yabancılaşmış, umutsuzluğa kapılmış, kendi çağını suçlayan ve baş kaldırışı dile getiren bir akımdır. Örneğin James Ensor, resimlerinde korkunç hayaletleri andıran yüz maskeleri ve iskeletleri kendine yabancılaşan insanı simdeler. Munch, “Çığlık” adlı eserinde bazı güçlerin yol açtığı panik ve korkuyu işlemiştir. Gelecekçilik akımı İtalyan şair Marinetti tarafından geliştirilmiştir. Bu akım hız, heyecan, tehlike tutkusu, makineleşme ve savaş gibi olguları ele alır. Değişim ve dönüşümü savunur. Bu nedenle kübizm akımını eleştirmiştir. Kübizm, objeleri görünen yönlerini değil bilinçaltı gibi görülmeyen yönlerini geometrik biçimlerle üç boyutlu yansıtmaya çalışan bir sanat akımıdır. En önemli temsilcisi Pablo Picasso’dur.

13 Kurumsal sanat kuramı: Kurumsal sanat kuramı: G. Dickie (Dike) tarafından geliştirilmiş ve sanata “sanat eseri” kimliğini kazandıran yayıncılar, yapımcılar ve galeri sahipleridir. Bu nedenle sanat eserinin en belirgin öğesi kurumdur. Yapı-anlam sanat kuramı: bu kurama göre sanat duyguların dışa vurumu olmaktan ziyade genel bir anlamı ifade eder.

14 SANAT ESERİ: Sanat eseri, insan eliyle oluşturulmuş insanlarda estetik hazlar, heyecanlar ve tepkiler uyandıran yapıtlara denir. Bir sanat eserinin temel işlevi, izleyicide estetik tepki doğurmasıdır. Sanatçı tarafından bir estetik tavır sonucu oluşan bir eserdir. Her sanat eserinin bu nedenle estetik değeri vardır. Çünkü sanatçının kendine özgü duyguları, heyecanları, hayal gücü ve yetenekleri eserinde birleşmiştir.

15 Sanat eserinin en önemli özelliği tek olmasıdır. Çünkü sanatçı eserini oluştururken oluşan duyguları ve hayal gücünü bir kez daha aynen yaşayamaz. Bir ürünün sanat eseri olarak belirlenmesinde üç temel öğe etkendir. Bunlar: Estetik süje: Sanatçı Estetik obje: Sanatçının sanat eserine dönüştürmek istediği her şeydir. Estetik yargı: Sanat eseri hakkında ortaya konan beğeni değeri, yani güzel ya da güzel olmamayı belirten yargıdır. Sanat eserlerini şöyle sınıflandırabiliriz: 1-Görsel sanatlar (resim, heykel, mimari gibi.) 2-İşitsel sanatlar (müzik) 3- Sahne sanatları (tiyatro, opera gibi.) 4- Edebiyat ( roman, öykü, şiir gibi.).

16 ESTETİĞİN TEMEL KAVRAMLARI Güzellik Problemi Felsefe tarihi boyunca güzellik problemi filozofların çoğunu ilgilendirmiştir. Biz hoşumuza giden bir manzara karşısında ya da dinlediğimiz bir müzik karşısında yalnız haz almakla kalmaz, aynı zamanda yaşadığımız estetik durumu bir değer yargısı ile ifade ederiz. Güzel bir manzara, güzel bir müzik gibi. O halde güzel ya da güzellik estetik olayın ayrılmaz bir parçasıdır. Buna göre güzellik nedir? Bu soru bir güzellik felsefesinin varlığına götürür ve estetik sorunlar arasında ilk sorulan soru olur.

17 Güzelliğin bir felsefe sorunu olması Platon ile başlar. Platon'a göre güzellik bir ideadır ve idea olduğu için de zaman ve mekan dışı mutlak varlıktır. Böyle bir güzelliğe Platon "kendiliğinden güzel'' adını verir. Platon için yaşadığımız varlık alanı eksik ve kusurludur. İdea dünyasına ait olan güzellik, sanat eserinde bir görüntü kazanır. Sanat, güzellik ideasından ne kadar pay alırsa o kadar güzel olur.

18 Aristoteles'e göre güzellik bir ahenk, orantı ve düzendir. Bu nedenle orantıdan yoksun olan hiçbir şey güzel olamaz. Güzelliğin metafizik anlamda ele alınması İlkçağla başlamış, daha sonra günümüze kadar yaşamını sürdürmüştür. Hegel'e göre, güzellik mutlak ruhun nesnelere yansımasıdır. Schopenhauer'e, göre güzellik mutlak iradenin kendisini dışlaştırmasıdır. Çağdaş felsefede de, örneğin N. Hartman'a göre tinin maddede kendini göstermesidir. Estetiğin kurucusu Baumgarten'e göre güzellik duyumsal bilginin mükemmelliğidir. Benedetto Croce'a göre ise güzellik, mutluluk veren bir biçimleniştir.

19 Doğada Güzel - Sanatta Güzel Güzellik problemi hem doğada hem de sanatta güzelliği kapsar. Doğadaki pek çok varlık ve varlıksal düzenlilik güzelliği yansıtmaktadır. Sanatta güzellik ise doğadakinden farklı özellik taşır. Düşünürlerin doğa güzelliği ile sanat güzelliği üzerine görüşleri farklılık göstermektedir. Kimileri doğada güzelliğin olamayacağını, kimileri sanattaki güzelliğin doğadaki güzellikten üstün olduğunu, kimileri doğada güzelliğin var olduğunu, ancak, bunun sanatın gelişmesi ile fark edilebildiğini belirtmişlerdir. Şimdi şu sorular sorulabilir:

20

21

22 Doğada karşılaştığımız güzellik ile sanat eserlerindeki güzellikler birbirleriyle örtüşen güzellikler midir? Acaba doğada güzel olarak nitelediğimiz bir varlık, bir sanat eseri haline gelince, doğada güzel olduğu için yine güzelliğini sürdürür mü? Yine doğada çirkin diye nitelediğimiz bir varlık, sanat eseri haline gelince, bu yine çirkin olmakta devam eder mi?

23 Doğada bulduğumuz güzellik ile sanatta bulduğumuz güzellik arasında bir örtüşme yoktur. Eğer olsaydı, doğada güzel bulduğumuz bir şeyin sanatta da zorunlu olarak güzel olması, yine doğada çirkin bulduğumuz bir şeyin de sanatta aynı şekilde çirkin olması gerekirdi. Ama, durum hiç de öyle değil, doğada çirkin olan sanatta güzel olabildiği gibi, doğada güzel olan sanata çirkin olabiliyor. Çünkü, her iki güzellik birbirinden farklıdır. Doğa güzelliğinde nesnelerin canlılığı, hareketi bir etken olduğu halde, sanat güzelliği nesnelerin form özelliğine dayanır. Bunun için sanat güzelliği doğa güzelliğinin bir yansıması değildir. Çoğunda insan, sanat güzelliği ile eğitildikten sonra doğadaki güzelliği fark edebilir. Güzellik, bunu fark edende bir duyusal etkilenme oluşturabiliyorsa, doğada da sanatta da güzellik söz konusudur. Ancak, hem doğa hem sanat güzelliğini fark edebilmek için estetik bir duyum, bir tavır gereklidir.

24 Delacroix (Delakrua) bunu şöyle belirtmiştir: " Biz romantik olduktan sonradır ki, dağlar güzelleşti."

25 Güzellik- Doğruluk-İyi-Hoş-Yüce İlişkisi Güzellik ve Doğruluk: Bir insanın kendine göre güzeli algılaması, bu yargılarının sübjektif (öznel) olduğunu gösterir. Doğruluk ise, bilimsel, mantıksal konulara yönelik olup objektif(nesnel) özelliktir. Örneğin, cisimlerin yerçekimine bağlı olarak düşmesi bilimsel doğrudur. Oysa düşen cisim güzel olarak algılanmayabilir. Güzellik ve İyilik: İki kavram arasındaki farkı, Kant şöyle belirtmiştir. Güzele karşı duyulan hoşlanma; görmeye, seyretmeye dayanırken; iyiye karşı duyulan hoşlanma anlamaya kavramaya dayanır. Yani güzellik algılanır, iyilik ise kavranır. Örneği: doğru söylemenin iyi olduğu kavranır. Oysa bir tablonun güzel olduğunu algılarız.

26 Güzellik ve Yücelik: Güzel, sınırlı bir objeyi gerektirir. Yüce ise sınırsızlıktan sonsuzluktan gelir, saygı uyandırır. Kant'ın bu yaklaşımı ile güzel ve yüce kavramları arasındaki farklılık belirtilmiştir. Örneğin, çok yüksek bir dağı yüce olarak belirtmenize rağmen her zaman güzel olduğunu söyleyemeyiz. Kant, güzeli iyi ve hoş olandan ayırır. Ona göre iyi, ahlakla ilgili ve eyleme dönüşmesi beklenir.

27 ESTETİĞİN TEMEL SORULARINA YAKLAŞIMLAR Estetik Yargıların Yapısı : Bir sanat eseri hakkında verilen beğeniye ait yargılar estetik yargılardır. Estetik yargılar GÜZEL ve ÇIRKIN kavramlarına dayanır. Bu nedenle estetik yargılara değer yargıları denir. Bu yargılar bilgi ve ahlâk yargılarından farklıdır.

28 Estetik yargıların özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: *Bilgisellik ve objektiflik yoktur. Yani doğrulanıp yanlışlanamaz. *Sübjektif yargılardır. Zihin bütün insanlarda ortaktır. Beğeni ise kişilere göre değişir. Bu nedenle " beğeniler üzerine tartışılamaz " denir. Bunun sonucu olarak da, estetik yargılar öznel olmaları nedeniyle genel - geçer olamazlar. *Kültürden kültüre değişebilen yargılardır. Ancak, estetik eğitimin yaygınlaşması ve insanlar arasındaki kültür farklılıklarının azalması, kişiler arasındaki estetik yargıların farklılığını en aza indirebilir.

29 ORTAK ESTETIK YARGILARIN OLUP OLMADIĞI : Düşünürler tarafından estetik yargılar üzerine iki farklı görüş geliştirilmiştir. Bu görüşlerden biri ortak estetik yargıların olamayacağını, diğeri ise olabileceğini savunan görüşlerdir. Ortak Estetik Yargıların Varlığını Reddedenler : İnsanların estetik yargıları arasında bir uzlaşma olabilir mi? Birinin güzel dediğine bir başkasının da güzel demesini bekleyebilir miyiz? Bu konuda kimi düşünürler bunun mümkün olmadığını ileri sürer. Bunlardan biri B. Croce'dir. Croce'ye (Kroçe) göre, sanat eserleri üstüne verilen yargılar, ortak yargılar niteliğinde değildir. Çünkü, sanat eserleri sanatçının ruhunda bir an için meydana gelen bir ifadenin (güzelliğin) maddi görünüşleridir. Sanat adına ortaya konan her ifade tarzı bireysel bir nitelik taşır. Bu nedenle herkesin bu ifade biçimi karşısındaki değerlendirmesi farklı olabilir. Öyleyse ortak estetik yargı olamaz.

30 Ortak Estetik Yargıların Varlığını Kabul Edenler : Estetik yargıların genel - geçerliğini temellendiren Kant olmuştur. Kant'a göre sanat eserinin en önemli özelliği insanlarda ortak bir duygu oluşturmasıdır. Sanat eserinde ortaya konan güzellik, her türlü çıkardan uzak haz duymayı sağlar. Bir şeyden haz duyan kişi, başkalarının da aynı duyguya varmasını ister. Ortak duygu, zorunlu bir estetik duygudur. Bu duygu ortak estetik yargıyı gerekli kılar. Kant sorunu metafizik bir ortak estetik duygu prensibine dayanarak çözmek istemiştir. Günümüzde felsefe ve psikolojide yapılan araştırmaların ortaya koyduğu sonuç şudur: Estetik yargılarda, beğeni yargılarında görülen sapmalar tümden ortadan kaldırılamaz. Ancak, toplumlar arasındaki kültür farklılıklarının ve kişiler arasındaki eğitim farklılıklarının azaltılmasıyla oldukça aza indirilebilir.

31

32 HAYATINIZDA GÜZELL İ KLER EKS İ K OLMASIN. TEKRAR GÖRÜ Ş MEK D İ LE Ğİ YLE Mehmet Ş erif TURAN Batman İ MKB Anadolu Ö ğ retmen Lisesi Felsefe Grubu Ö ğ retmeni


"SANAT FELSEFESİ ESTETİK. A. ESTETİĞİN KONUSU Eski Yunanca bir sözcük olan estetik duyumlamak, algılamak anlamındadır. Estetik güzellik felsefesidir. Estetik," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları