Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ŞEHADET VE VATAN SEVGİSİ İdris YAVUZYİĞİT idrisyavuzyigit.com

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ŞEHADET VE VATAN SEVGİSİ İdris YAVUZYİĞİT idrisyavuzyigit.com"— Sunum transkripti:

1 “ ŞEHADET VE VATAN SEVGİSİ ” Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Idris Yavuzyigit /idrisyavuzyigit

2 Bizlere böyle güzel bir din ve vatan emanet bırakan ecdadımıza Mevla rahmet ve merhametiyle muamele etsin. Şehitlik ve gaziliğin önemi, vatan sevgisi ve Ecdadımızın Çanakkale’de göstermiş olduğu üstün başarılardan bahsetmek istiyorum. Rabbim bu yüce duyguları anlamayı, anlatmayı ve duyduklarımızı yaşamayı nasip etsin. “Ölürsem şehit, kalırsam Gazi” düsturuyla hayatlarını yaşayan ecdadımızın yanında bu gün bizler de ecdadımıza layık torunlar olarak din ve vatan sevgisini ön planda tutmaya, bu emaneti zayi etmemeye gayret göstermeliyiz. Neslimizi bu duygu ve düşüncelerle yetiştirmeliyiz.

3 İnsanlık, ortak değerler etrafında birleştiklerinde medeniyetler meydana gelir. Birlik oldukları zaman her türlü güçlüğün üstesinden gelmeyi başarırlar. Millet fertlerini birbirine bağlayan ve kaynaştıran en belirgin vasıf “Milli Birlik” şuurudur. Vatan kurtuluşunun ve Milli Birlik şuurunun ifadesi olan milli mücadelemiz, tarihin derinliklerinde yer alan ve var olma mücadelesinin zaferle buluştuğu ender olaylardan biridir.

4 Bu necip millet, وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فى سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ “Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara 154) ayetini sertac edinerek canını dişine takmış, imanından aldığı güç ve kuvvetle, etten ve kemikten kale kurmak suretiyle, Anadolu’nun kapılarını İslam’a açmış, İstanbul’u fethederek çağlara meydan okumuş, Avrupa’ya medeniyet götürmüş, Çanakkale geçilmez dedirtmiş ve adını tarihe altın harflerle kazıtmıştır.

5 Vatan olmaksızın millet, millet olmaksızın da devlet olamaz. Bir milletin varlığı, vatanın varlığına, aynı zamanda hür ve bağımsız olmasına bağlıdır. Bu cennet Vatanın birer evlatları olarak bizler vatanımızı korumak, vatanımıza namahrem eli değmemesi için gayret etmekle mükellefiz. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

6 Şehid, Sözlük anlamıyla "bildiğini söyleyen", "kesin bir haberi getiren", "bir yerde hazır bulunan", "bir olaya şahit olan" ve "şahitlik eden" gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak: “Allah'ın rızasını kazanmak için O'nun yolunda savaşırken öldürülen Müslüman” ı ifade eder. “ŞEHİD”

7 1.Cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması, 2.Onun yüce Allah’ın huzurunda yaşıyor bulunması, 3.Ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması, 4.Ruhunun doğrudan doğruya daru's selâm'da (Cennet'te) bulunması, 5.Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır (Turgay, Nureddin, ŞİA, "Şehid" Md.) “ŞEHİD” İSMİNİN VERİLME SEBEBİ

8 اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجيلِ وَالْقُرْاٰنِ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذى بَايَعْتُمْ بِه وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ “Allah, müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” ( Tevbe 111) “ŞEHADET” CANINI CENNET KARŞILIĞINDA ALLAH’A SATMAK

9 Din mukaddes değerler ve vatan uğrunda canını feda eden Müslüman, Allah katında peygamberlik mertebesinden sonra en büyük beşeri mertebe olan şehitlik mertebesini kazanırlar. İnsanın en fazla değer verdiği varlığı canıdır. İnsan canı tehlikeye girdiği zaman, canı için her şeyinden vazgeçer. İnsan, son derece önem verdiği canını, Allah rızası uğrunda feda ettiği için, Allah (cc)’nun verdiği mükafatta o derece büyüktür. Şahadet mertebesi inançla sağlanabilecek bir mertebedir.

10 لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْراً عَظِيماً “Müminlerden özür sahibi olanlar dışında oturanlarla (Cihattan geri kalanlanlarla), malları ve canları ile Allah yolunda savaşanlar bir olmaz. Allah malları ve canları ile savaşanları, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine cennet vaat etmiştir, ama savaşanları oturanlardan çok büyük ecirle üstün kılmıştır.” (Nisa,95) “ŞEHİTLİK” ÜSTÜNLÜK SEBEBİ

11 Allah’a ve O’nun Peygamberine imandan sonra, insanı en çok Allah’a yaklaştıran amel, hiç şüphe yok ki Allah yolunda cihad etmektir. أَىُّ الْعَمَلِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: اَلْإِيمَانُ بِاللّٰهِ وَالْجِهَادُ فِى سَبِيلِ اللّٰهِ. Ebû Zer (r.a.) diyor ki Peygamberimize: - Ey Allah'ın Resulü, hangi amel daha faziletlidir? diye sordum. Peygamberimiz: Allah'a iman etmek ve O'nun yolunda savaşmaktır, buyurdu. (Müslim, İman, 36) “ŞEHİDLİK” AMELLERİN EN FAZİLETLİSİDİR

12 قُلْتُ يا رَسُول اللَّهِ ، أيُّ العَمَل أَحَبُّ إلى اللَّهِ تَعَالى ؟ قالَ : « الصَّلاةُ عَلى وَقْتِهَا » قُلْتُ : ثُمَّ أَي ؟ قَالَ : « بِرُّ الوَالدَيْنِ» قُلْتُ : ثُمَّ أَيُّ ؟ قَالَ « الجِهَادُ في سَبيلِ اللَّهِ ». İbni Mes'ûd (r.a.): “Yâ Resûlallah! Hangi amel Allah'a daha sevimlidir?” dedim, –" Vaktinde kılınan namaz " buyurdu. –Sonra hangisidir? diye sordum, –" Ana babaya iyilik etmek " diye cevap verdi. –Ondan sonra hangisidir? dedim, –" Allah yolunda cihad etmek " buyurdular. (Müslim, Îmân 137.) “ŞEHİTLİK” AMELLERİN EN SEVİMLİSİ

13 Gazi ise Allah yolunda ve vatan uğrunda savaştığı ve şehid olmayı arzu ettiği halde, sağ kalan kimseye verilen isimdir. Gazi de şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından dolayı o da şehitler derecesindedir. Hatta Peygamber efendimiz bu konu daha da geniş tutmuş ve şöyle buyurmuştur. مَنْ سَأَلَ اللَّهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللَّهُ مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ “Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı canı gönülden isterse, yatağında ölse bile, Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.” (Müslim, İmare II, 1517) “GAZİ”

14 وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُكْلَمُ أَحَدٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَنْ يُكْلَمُ فِي سَبِيلِهِ إِلَّا جَاءَ يَوْمَ القِيَامَةِ، وَاللَّوْنُ لَوْنُ الدَّمِ، وَالرِّيحُ رِيحُ المِسْكِ Rasulullah buyurdu ki: “ Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda yaralanan kimse, kıyamet gününde, yara aldığı günkü haliyle gelir; rengi kan rengi, kokusu ise misk kokusudur.” (Buhari, Cihad, 10) “ALLAH YOLUNDA YARALANMAK”

15 وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فى سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ “ Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara 154) وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذينَ قُتِلُوا فى سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُون فَرِحينَ بِمَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar”. (Âli Imrân 169, 170) “ŞEHİTLİK” DİRİLİK DEMEKTİR

16 يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجَارَةٍ تُنْجيكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ ﴿١٠﴾ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه وَتُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿١١﴾يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فى جَنَّاتِ عَدْنٍ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ ﴿١٢﴾ “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur”. (Saff 10-12) “ŞEHİTLİK” EN BÜYÜK TİCARETTİR

17 Kul hakları hariç şehidin bütün günahları Allah tarafından affedilmektedir. Cibril (as) peygamberimize bildirdiğine göre kul hakkı şehitlikte bile affedilmemektedir. Şehitliğin kefaret olduğu günahlar ve hatalar Allah’a ait haklardır. Bu bizler için son derece ibret alınması gereken bir husustur. Allah (cc) şehidin borçlu olduğu kulu da razı ederek şehidini cennetine sokar. يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ فِي الْجَنَّةِ قَالَ النَّبِيُّ فِي الْجَنَّةِ وَالشَّهِيدُ فِي الْجَنَّة " Ey Allah’ın Peygamberi kimler cennettedir ” diye Hz. Peygambere soruyorlar. Hz. Peygamber ise; “Peygamberler ve Şehidler cennettedir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 22278) buyurmuştur. “ŞEHİTLİK” GÜNAHLARA KEFARETTİR

18 Şehidler şehid oldukları andan itibaren cennete gidip orayı görürüler. Diğer Müminler ise mahşer günü hesap verdikten sonra cennete girecek ve orayı görebileceklerdir. Bunu bilen ve şehitliğin günahlara kefaret olduğu müjdesini alan sahabelerde büyük-küçük, yaşlı-genç demeden Allah yolunda savaşmışlardır. Öyle ki Hz. Peygamberin sahabelerinden yatağında ölen kişi sayısı oldukça azdır. İslam dinini yaymak uğruna dünyanın dört bir tarafına dağılmışlardır. İstanbul'da 70 kusur sahabi metfundur. Bunlardan en meşhuru Hz. Peygambere ev sahipliği yapan Ebu Eyyüb el-Ensari’dir. 80 yaşını geçkin olduğu halde İstanbul’un fethine katılmış ve İstanbul surları önünde şehid olmuştur. Sahabe efendilerimiz İslam’ı yayma hususunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardır. Çocuklar hatta kadınlar bile kendilerine düşen görevleri yerine getirmişlerdir. “ŞEHİTLİK” VE SAHABELER

19 Şehadet, özlemi çekilen en yüce makamdır. İnsana verilebilecek en kutsal hediyedir. Şehadet, inanmak, bilmek ve anlamakla yerine getirilebilir. Halid B. Velid-i düşünmek gerekir. Allahın kılıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî, Seyfullah. Hayatının son halleridir. Vefât edeceği sırada kılıcını ister, kabzasını tutarak şefkatle okşar ve sonra şöyle der: “Nice kılıçlar elimde parçalandı. İşte bu benim ölümümü görecek olan son kılıcımdır. Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip, yatak yüzü görmemiş olan bu Hâlid’in yatakta ölmesidir. Ah Hâlid! Şehîd olamayan Hâlid! Harp, benim etimi çiğneyemedi. Şehîdlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücûdumda bir karış yer yoktur ki, ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın. Ömrü, Dîn-i İslâm’ı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu, böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümü her zaman, harp meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehîd olarak beklerdim.” Elbette ki savaş meydanlarında ölmek Hz. Peygamber tarafından Allah’ın kılıcı lakabını almış birine nasip olmaz. “ŞEHİTLİK” VE SEYFULLH

20 Tepeden tırnağa silahlı bir adam Resûlüllah'a gelerek: " Ey Allah'ın Resûlü! Size yardımcı olarak savaşayım mı, yoksa Müslüman mı olayım? " dedi. Resûlüllah (s.a.s.): " Müslüman ol, sonra savaş " buyurdu. Adam Müslüman oldu, sonra savaştı ve şehit oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Az iş yaptı çok mükafat kazandı." ( Buhari, Cihad, 13) Cabir (r.a.) anlatıyor: "Bir adam, " Ya Resûlüllah! Allah yolunda öldürülürsem nerede olurum? " diye sordu. Resûlüllah: " Cennettesin " cevabını verdi. Bunun üzerine adam yemekte olduğu hurmaları atıp hemen savaşmaya koyuldu ve şehit düştü.” “ŞEHİTLİK” VE KARŞILIĞI

21 Sevgili Efendimiz şehitliğin derecesiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: مَا أَحَدٌ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ يُحِبُّ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا وَلَهُ مَا عَلَى الْأَرْضِ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا الشَّهِيدُ يَتَمَنَّى أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ لِمَا يَرَى مِنْ الْكَرَامَةِ "Hiç kimse cennete girdikten sonra-bütün dünyaya sahip olsa bile- tekrar dünyaya dönmeyi istemez. Yalnız şehitler, gördükleri keramet (ve erdikleri nimetler) sebebiyle dünyaya dönüp on defa şehit olmayı arzu ederler." (Buhari, Cihad, 5; Müslim, İmare, 29.) “ŞEHİTLİK” VE KARŞILIĞI

22 Bizzat Efendimiz, bir defa değil birkaç defa şehit olmayı istemiş ve şöyle buyurmuştur: وَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوَدِدْتُ أَنِّى أَغْزُو فِى سَبِيلِ اللّٰهِ فَاُقْتَلَ ثُمَّ أَغْزُو فَاُقْتَلَ ثُمَّ أَغْزُو فَاُقْتَلَ. "Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra tekrar dirilip savaşarak tekrar öldürülmemi, yine dirilip savaşta öldürülmemi arzu ederim." (Buhari, Cihad, 7; Müslim, İmare, 28) “ŞEHİTLİK” VE KARŞILIĞI

23 Şehid olmada ölçü, Allah'ın rızasıdır. عَنْ أَبِى مُوسَى قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- عَنِ الرَّجُلِ يُقَاتِلُ شَجَاعَةً وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً وَيُقَاتِلُ رِيَاءً أَىُّ ذَلِكَ فِى سَبِيلِ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِىَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِى سَبِيلِ اللَّهِ. Bir a'râbî Hz. Muhammed (s.a.s)'in huzuruna gelerek: "Ya Rasulellah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?" diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s) şu cevabı vermiştir: Kim Allah'ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır" (Müslim, İmare, 5029/3524) “ŞEHİTLİK” VE ALLAH RIZASI

24 Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivâyet edildiğine göre Hz. Muhammed (s.a.s) şöyle buyurmuş: إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ، فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا، قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ، قَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لِأَنْ يُقَالَ: جَرِيءٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ "Kıyamet gününde aleyhine hükmolunacak halkın birincisi, şehid edilen bir adam olacaktır. O kişi Allah'ın huzuruna getirilir. Allah, ona verdiği nimetleri bir bir anlatır. O da bunları bilir, hatırlar. Yüce Allah ona: -Bu nimetlerin arasında ne yaptın? diye sorar. O, şu cevabı verir: -Senin rızan için savaştım ve nihayet şehîd oldum. O zaman Allah şöyle der: -Yalan söylüyorsun! Fakat sen, hakkında kahraman denilsin diye savaştın ve neticede de bu söz söylendi. Allah'ın emri üzerine o kişi yüzüstü sürüklenerek cehenneme yollanır. (Müslim, İmare, 52) “ŞEHİTLİK” VE ALLAH RIZASI

25 Çanakkale’de 5. ordu komutanı olan Alman General Liman Von Sanders, bir teftiş sırasında Mehmetçiğe soruyor: “İyi savaşıyor musunuz?” Evet kumandanım. “Niçin savaşıyorsunuz?” “Allah rızası için…” Bütün Mehmetçiklerden aynı cevabı alan Alman general şu yorumu yapar: “Evlatları Allah rızası için çarpışan bir millet ebediyen var olur!” “ŞEHİTLİK” VE ALLAH RIZASI

26 Şehitlik olmadan vatan olmaz. Evet, vatan bir toprak parçasıdır, ama her toprak parçası vatan değildir. Vatan, uğruna şehitlerin kan akıttıkları toprak parçasıdır. Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır. sözü, ne güzel bir sözdür. Bugün sahip olduğumuz bu cennet vatan, kahraman atalarımızın her karışını kanları ile sulayarak bize emanet ettikleri topraklardır. Vatanı Korumak Dinimizin Emridir. Ünlü şâir Mithat Cemal KUNTAY, bu gerçeği şöyle dile getirir. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa; Vatandır. “VATAN, KAN, BAYRAK” VE VATAN SEVGİSİ

27 Dünyada, namus ve şerefimizi koruyarak huzur ve güven içinde yaşamak, ancak bağımsız bir vatana sahip olmakla mümkündür. Dini görevlerimizi gereği gibi yerine getirmemiz de yine vatan sayesinde mümkün olur. Bu sebeple Yüce dinimiz vatanın korunmasına büyük önem vermiş, vatan sevgisini imandan saymıştır. İslam Dini, hiçbir insanın ezilmesine ve baskı altına alınmasına izin vermez. Düşmanlara karşı çarpışmayı emretmesi de, tamamıyla temel hak ve hürriyetlere saldırıyı ortadan kaldırmayı, adaleti ve hakkaniyeti yeniden kurmayı hedeflemesindendir. وَقَاتِلُوا فى سَبيلِ اللّٰهِ الَّذينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدينَ “ Sizinle savaşanlara karşı, Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah, aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara 2/190) “SAVAŞ” VE AHLAK

28 Dinimiz, zorunlu olduğu hallerde savaşmayı, sevabı çok bir ibadet olarak göstermiştir. Savaşta da kurallar koymuş, aşırılıkları kesinlikle yasaklamıştır. Çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve din adamlarına saldırıyı ve onları elleri silahlı olmadıkça öldürmemeyi emretmiştir. Savaş, insanların yaşayışında arzu edilmeyen fakat millet hayatında bazen kaçınılması mümkün olmayan bir olaydır. Savaş için hazırlıklı olmayan, gerektiğinde vatanı, istiklal ve hürriyeti için maddî-manevî bütün varlıklarını veremeyen milletler, tarih sahnesinden silinmeye veya esâret altında yaşamaya mahkumdur. Bu itibarla istiklal ve hürriyetimizi korumak için her bakımdan güçlü ve muhtemel bir düşman saldırısına karşı her an siyasi, ekonomik, teknolojik ve askeri bakımdan hazırlıklı olmaya mecburuz. “SULH HER DAİM” VE BARIŞ

29 وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِه عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ وَاٰخَرينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمْ اَللّٰهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَیْءٍ فى سَبيلِ اللّٰهِ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız. ” (Enfâl 60) “VATAN SAVUNMASI” VE SAVAŞ İÇİN HAZIRLIK

30 Bu ayetteki “kuvvet” kavramı savaşta düşmana üstünlük sağlamaya yarayan her türlü silah, araç ve gereci içine alır. Top, tüfek, tank, cephane, uçak, gemi, yol, asker, kışla, depo, yiyecek, içecek, bilgi, fen, kültür, sanat, medeniyet, ekonomi, insan gücü gibi, maddi ve manevi her şey “kuvvet” kavramına dahildir. Yeryüzünde şerefli bir millet olarak yaşayabilmek için bütün bunları tam ve eksiksiz bir şekilde hazırlamaya mecburuz. Peygamberimiz (a.s.) de birçok hadislerinde vatan sevgisinin ve savunmasının önemli bir görev ve sevabı çok büyük bir hareket olduğunu haber vermişlerdir. “HAZIRLIKLI OLMAK” VE DÜŞMANI TANIMAK

31 لَا تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ وَا سْاَ لُوا اللّٰهَ الْعَافّيَةَ يا اَيُّهَا النَّاس فَاِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا “ Siz düşmanla karşılaşmayı dilemeyiniz; Allah'tan afiyet isteyiniz. Düşmanla karşılaştığınız zaman da sabır ve gücünüzle karşı koyunuz.” (Müslim, Cihad, 20) عَيْنَانِ لَا تَمَسُّهُمَا اَلنَّارُ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَ عَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللّٰه “İki göze ateş dokunmayacaktır. Biri Allah korkusundan ağlayan göz; diğeri de Allah yolunda, gece vakti ( karakol) bekleyen (nöbet tutan) ve düşman gözleyen göz” (Tirmizî, Fedâilü'l- Cihâd, 12) “VATAN” VE ASKERLİK

32 رِبَاطُ يَوْمٍ وَ لَيْلَةٍ خَيْرٌ مِنْ صِيَام شَهْرٍ وَ قِيَامِهِ وَ اِنْ مَاتَ جَرَى عَلَيْهِ عَمَلُهُ الَّذِي كَانَ يَعْمَلُهُ وَ اُجْرِيَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ وَ اَمِنَ الْفِتَان “Bir gün bir gece hudut boyunda nöbet tutmak, gündüzleri oruçla, geceleri de ibâdetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır. Vazife başında ölürse, yapmakta olduğu amelin sevabı ve rızkı devam eder ve kabir fitnesinden kurtulur.” (Müslim, İmâre, 163) “VATAN” İÇİN NÖBET TUTMAK

33 Vatan olmaksızın millet, millet olmaksızın da devlet olamaz. Bir milletin varlığı, vatanın varlığına, aynı zamanda hür ve bağımsız olmasına bağlıdır. Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşımızda dile getirdiği üzere, Cennet Vatanımızı korumak hepimizin en başta gelen sorumluluğudur. Akif bu hususu ne güzel dile getirmiştir. Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hâyasızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. “VATAN” VE MİLLET

34 Bu vatan nice şehit kanlarıyla sulanarak, Nice analar evlatsız, nice bebeler babasız kalarak şu gök kubbe altında bize emanet bırakılmıştır. Medeniyetimizin ve geleceğimizin göstergesi, vatan toprağımızın her karışının paha biçilmez değerinin ifadesi, iman ve vatan uğruna can veren şühedanın şehitlik beratı, milleti millet yapan değerler cümlesi olan İstiklal Marşımızda Akif’in deyimiyle ifade edersek: Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı. “VATAN İÇİN” GEÇMİŞİNİ DÜŞÜNMELİSİN

35 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı, değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid’i… Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi… Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? ‘Gömelim gel seni tarihe! desem, sığmazsın. Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Seni bekleyen bir peygamberin varken taşla, toprakla, dünyayla ne işin olur ki ey Müslüman! Vatanın kutsal fedai ve bekçileri olacak kardeşlerim sizlere sesleniyorum. Vatan imanla kurtarılmıştır. Ülke geçilmez kılınmış, anaların iffet ve masumiyetleri bu sayede korunmuştur. İman anlaşılmadan Şehadet anlaşılmaz. Şehadet mertebesi anlaşılmadan şehadet şerbetini içen yüzbinlerce vatan evladının duyguları anlaşılmaz. “İMAN” ÇANAKKALE’Yİ GEÇİLMEZ YAPAN RUH

36 Savaşa giderken abdest alıp kendisini Allah'ına adayan temiz elbiselerini giyip arkadaşlarıyla helalleşerek canını seve seve vermeye koşan Mehmetçiğin halini iyi düşünmeliyiz. “İMAN” VE VATAN

37 Vatan şâiri Namık Kemal ünlü “vatan” makalesinde; en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün insanların, bağlanılan muhtelif şeylere karşı beslediği hissiyat ile vatan sevgisini birleştirir ve şöyle der: “...Henüz memede olan süt çocukları beşiğini, çocuklar eğlendiği yeri, gençler geçimlerinin temin edildiği yeri, ihtiyarlar, yalnız kaldıkları köşelerini, evlat anasını, baba ailesini ne türlü duygularla severse, insan da vatanını o duygularla sever.” “İMAN” VE VATAN

38 مَنْ قُتِلَ دُونَ مِالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دَمِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ. Sa’d b. Zeyd (r.a.)’den rivayetle efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Malını koruma uğrunda öldürülen şehittir. Canını koruma uğrunda öldürülen şehittir. Dinini koruma uğrunda öldürülen şehittir. Ailesini koruma uğrunda öldürülen şehittir.” (Buhari, Mezalim, 33) “İMAN” VE VATAN

39 ALPARSLANIN ORDUSUNA HİTABI: 26 Ağustos 1071'e rastlayan bir Cuma günü Sultan Alparslan Cuma namazı vaktini bekleyerek taarruzu biraz geciktirdi. Topluca kılınan Cuma namazından sonra beyaz bir elbise giyinmiş olan sultan, şehid olma arzusunda yatan haleti ruhiyesini görünümüyle dekore etmiştir. ön saflarda ordusuna bir asker gibi savaşacağını belirtmek maksadı ile ok ve yayını bırakıp kılıç ve topuzunu eline aldı. Sonra ordusuna şu veciz konuşmayı yaptı: "Biz ne kadar az olursak olalım, onlar (Bizanslılar) ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün müslümanların minberlerde bizim için dua ettikleri şu saatte, kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya da şehit olur, Cennet'e giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler gitsinler. Burada sultan ve emredilen asker yoktur. Zira, bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini Yüce Allah'a adayanlardan şehit olanlar Cennet'e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ise ahirette ateş; dünyada alçaklık beklemektedir." (Bak. Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, I ) Anadolu'nun kapılarını Müslümanlara, İslâm'a açan büyük zafer, Malazgirt zaferi işte bu ruh dünyasında kazanıldı. “İMAN” VE VATAN

40 İSTİKLAL ŞUURUNU YAKALAMAK VE YAŞAMAK İnsanlık, ortak değerler etrafında birleştiklerinde medeniyetler meydana gelir. Birlik oldukları zaman her türlü güçlüğün üstesinden gelmeyi başarırlar. Millet fertlerini birbirine bağlayan ve kaynaştıran en belirgin vasıf “Milli Birlik” şuurudur. Vatan kurtuluşunun ve Milli Birlik şuurunun ifadesi olan milli mücadelemiz, tarihin derinliklerinde yer alan ve var olma mücadelesinin zaferle buluştuğu ender olaylardan biridir. Bu necip millet, “Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara 154) ayetini sertac edinerek canını dişine takmış, imanından aldığı güç ve kuvvetle, etten ve kemikten kale kurmak suretiyle, Anadolu’nun kapılarını İslam’a açmış, İstanbul’u fethederek çağlara meydan okumuş, Avrupa’ya medeniyet götürmüş, Çanakkale geçilmez dedirtmiş ve adını tarihe altın harflerle kazıtmıştır. Evet, vatan bir toprak parçasıdır, ama her toprak parçası vatan değildir. Vatan, uğruna şehitlerin kan akıttıkları toprak parçasıdır. Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır. Bugün sahip olduğumuz bu cennet vatan, kahraman atalarımızın her karışını kanları ile sulayarak bize emanet ettikleri topraklardır. “İMAN” VE VATAN

41 Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ? Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Vatan olmaksızın millet, millet olmaksızın da devlet olamaz. Bir milletin varlığı, vatanın varlığına, aynı zamanda hür ve bağımsız olmasına bağlıdır. Bu cennet Vatanın birer evlatları olarak bizler vatanımızı korumak, vatanımıza namahrem eli değmemesi gayret etmekle mükellefiz. Vatan bağrından çıkan, milli mücadele ve kürsüler şairi olan merhum Mehmet Akif Ersoy’un 12 Mart 1921'de Milletin destanı olarak kayıtlara geçen, meclisi huzur ve saadete boğan medeniyetin ifadesidir bu. Akif’in sadrından satırlara intikal edip, millet vicdanının ifadesi olan “İstiklal Marşı”mız, Milli Birlik şuurumuzun en güzel ifadesidir. Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hâyasızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. “İMAN” VE VATAN

42 Medeniyetimizin ve geleceğimizin göstergesi, vatan toprağımızın her karışının paha biçilmez değerinin ifadesi, iman ve vatan uğruna can veren şühedanın şehitlik beratı, milleti millet yapan değerler cümlesi olan İstiklal Marşı’nın kabulünün sene-i devriyesini yaşadığımız bu gün, o ruhu yeniden anlamaya ve anlamlandırmaya ne kadar da muhtacız. Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı. Her bir mısrası ile bizleri aydınlatan, birlik ve beraberliğin önemini vurgulayan, yürekler toplu vurdukça düşmanların dize geleceğini açık şekilde gösteren kurtuluşun ve mücadelenin ifadesidir istiklal marşımız. Hürriyet için çok çalışmak gerektiğinin ifadesi ve enginleri aşma mücadelesi, iman oldukça ve yaşandıkça nice zaferlerin elde edileceğinin belgesidir. İnancın, başarıya giden yolda, altın bir anahtar olduğunun bilinci ile hareket etmektir. Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar. "Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar “İMAN” VE VATAN

43 Umudun her ne sebeple olursa olsun tükenmemesi gerektiğinin haykırışıdır. Sahip olunan her bir değerin, ata mirası ve emaneti olduğunun bilinciyle hareket etmektir. Kanlarıyla, canlarıyla kurtuluş mücadelesini veren yiğitlerin destanlaştığı şiirdir. Cennet vatanı bizlere emanet bırakan ecdada saygının ifadesidir. Gerektiğinde hiçbir tereddüt göstermeden en sevdiği şeyleri, mukaddesat uğruna feda etmenin adıdır istiklal marşı. Gelecek nesillere şuur aşılamanın adıdır bu. Hedefi net, geleceği aydınlık olan nesillerin imanla yoğrularak yetiştirilmesinin, önemle vurgulandığı satırlardır. Elinden gelen gayreti göstererek huzuru yakalayan, hür yaşamayı ilke edinen ve haktan başkası karşısında eğilmeyen milletlerin ilham kaynağıdır İstiklal Marşımız. Bizlerde bugün aynı duygu ve düşüncelere sahip olmak, neslimizi bu duygu ve düşünceler etrafında, İstiklal Marşının ruhuna uygun yetiştirmek durumundayız. Mehmet Akif Ersoy’un dile getirdiği gibi Yüce Rabbimizden “Bu cennet Vatanımızın şerefli evlatlarına bir daha İstiklal Marşı yazdıracak zorluklar içerisindeki bir zaman dilimi nasip etmesin” diye duada bulunarak aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi ve merhum şairimiz Akif’i rahmet ve minnetle anıyoruz. “İMAN” VE VATAN


"ŞEHADET VE VATAN SEVGİSİ İdris YAVUZYİĞİT idrisyavuzyigit.com" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları