Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

1. 2 İslam dünyasının karakteristik eğitim kurumu medreselerdir başlangıçta Türk-İslâm kültür çevrelerinde ortaya çıkıp gelişmesine karşın, zaman içinde.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "1. 2 İslam dünyasının karakteristik eğitim kurumu medreselerdir başlangıçta Türk-İslâm kültür çevrelerinde ortaya çıkıp gelişmesine karşın, zaman içinde."— Sunum transkripti:

1 1

2 2 İslam dünyasının karakteristik eğitim kurumu medreselerdir başlangıçta Türk-İslâm kültür çevrelerinde ortaya çıkıp gelişmesine karşın, zaman içinde her tarafa yayılmış ve ilköğretim üstündeki değişik eğitim kademelerini temsil etmiştir (www.egitim.aku.edu.tr/ergun3.htm).

3 3 Osmanlı Türkleri medreseyi hem yapı hem tedrisat bakımından geliştirmişlerdir. Büyük külliyeler içindeki medreseler yanında küçük manzumelerin bir parçası olan medreseler ve müstakil medreseler de bina etmişlerdir (Kütükoğlu;1976, 277).

4 4 Osmanlı’da Eğitim Osmanlı dünyasında eğitim yüzyıllarca resmi ve gayri resmi müesseseler yoluyla yürütülmüştür. Bu farklı müesseseler arasında en önemlisi ve ilim ile ilgili faaliyetlerin başta gelen kaynağı şüphesiz medreselerdir (İhsanoğlu; 1999, ).

5 5 Medreseler, içerisinde öğrencilerin öğrenimleri yanında yeme, içme ve barınma ihtiyaçlarının karşılandığı vakıflar tarafından finanse edilen bir yatılı okul şeklinde organize edildi (Sarıkaya; 1997, 14).

6 6 İslâm eğitim tarihi içinde müstesna bir yeri bulunan Osmanlı medreseleri, orta ve yüksek tahsili gerçekleştiren müesseselerdi. Medrese, memleketin ihtiyaç duyduğu kültürü veren ve elemanları yetiştiren bir eğitim öğretim kuruluşudur (www.enfal.de/otarih35.htm-202k).

7 7 Osmanlılar medreseye büyük önem verdiler. Ülkenin en ücra köşelerine kadar medreseler kurdu; devlet yönetimi için gerekli alimler, hakimler, müftüler, imam- hatipler, müderris ve muallimler, tabipler, vezirler, diğer memur ve bürokratlar yetiştirdiler (Sarıkaya; 1997, 14).

8 8 Medreselerde yürütülen tahsilde fıkıh ve ona yardımcı olan bütün sahalara öncelik tanınmış, buna karşılık akli ilimlere dayanan çalışmalar müfredat programının dışında tutulmuştur. Medreselerin kuruluş esası da fıkıh ilmini öğretmekti.

9 9 Medrese sistemi ve teşkilatı, İslâm dünyasındaki cami, hastahane, imaret, kervansaray, han, hamam gibi bütün sosyal hizmet ve yardım amaçlı müesseseler gibi vakıf temeli üzerine kurulmuştur.

10 10 Temel eğitimini tamamladıktan sonra her hangi bir ilimde ihtisas yapmak isteyen talebeler o bilim dalındaki tanınmış hocalara gidip ders görür ve icazet alırlardı. Bu şekilde medreselerde çok sayıda talebe eğitim görmüş ve büyük alimlerin tedrisatı ile İslâm dünyasında yeni bir ilim muhiti teşekkül etmiştir (İhsanoğlu; 1999, ).

11 11 Kuruluş Dönemi Osmanlı Medrese Eğitimi İlk dönem Osmanlı medreseleri, Osmanlı öncesi Amasya, Konya, Kayseri, Karaman ve Aksaray gibi Anadolu şehirlerinde gelenekleri yerleşen eğitim faaliyetlerinin bir devamı olarak telakki edilebilir. Bu faaliyetler o dönemin en mühim ilim ve kültür merkezi sayılan Mısır, Suriye, İran ve Türkistan’dan gelen alimlerin sayesinde mümkün olmuştur (İhsanoğlu; 1999, ).

12 12 Kuruluştan kısa bir süre sonra başlamak üzere Osmanlı âlimleri yabancı ülkelere giderek tahsil görmüşler ve bulundukları ülkelerin ilmî birikimlerini ve ilim anlayışlarını kendi memleketlerine taşımışlardır. Gittikleri ülkeler esas olarak iki grupta toplanabilir.

13 13 Bilhassa dinî ve hukukî ilimlerle bunlara temel teşkil eden tefsir, hadis, tarih, edebiyat ve kavâid gibi ilimler Suriye ve Mısır gibi Arap nüfusun yoğun olduğu coğrafyada; riyaziye, hendese, hesap, hey’et, kelam ve felsefe gibi ilimler ise ekseriyetle Türklerin hakim oldukları İran, Maveraünnehir ve Horasan gibi doğu bölgelerinde tahsil edilmekteydi (Unan, 15).

14 14 Selçuklu Türklerinden miras kalan medrese sistemi Osmanlıların yeni unsurlar katmasıyla devam etmiştir. Osmanlı fetih politikasına göre fethedilen yerlerde ilk önce cami ve yanında medrese açılması bir gelenek halini almıştır. Bu gelenek topluma ve devlete gerekli din, ilim ve eğitim hizmetleri yanında devlet idaresinde ihtiyaç duyulan idari ve adli personelin yetiştirilmesine yönelikti.

15 15 Sık sık dönemin mutasavvıflarından Şeyh Edebâli’nin meclisine katılırdı. İlim ve din adamlarına sevgi ve saygısı nedeniyle etrafında bu kimselerden bir topluluk oluşmuştu.

16 16 Medrese kurma işiyle sadece sultanlar iştigal etmiyor, ulemâdan, vezirlerden, paşalardan ve diğer meslekten hayırsever pek çok kişinin ülkenin dört köşesinde yüzlerce medrese kurmuşlardır (Sarıkaya; 1997, 30).

17 17 İlk Osmanlı medresesini İznik’te Orhan Gazi kurmuştur. İznik’i fethettikten hemen sonra ( ) burada yeni bir medrese binası inşa ettirmiştir.

18 18 Medreseye masraflarını karşılayabilecek kadar vakıfları bağladıktan sonra müderrisliğine de tahsilini Mısır’da tamamlayan Dâvud-u Kayseri’ yi tayin etmiştir. Devrin büyük alimleri bu medresede ders vermişlerdir (İhsanoğlu; 1999, 235).

19 19 Süleyman Paşa Medresesi Süleyman Paşa Medresesi, İznik’te Orhan Gazi medresesinden sonra kurulmuş Osmanlılar devrinin ilk medreselerinden dir (Bilge; 1984; 74). Süleyman Paşa

20 20 Bursa'nin fethinden sonra orada da medreseler kurulur. Bundan dolayı İznik ikinci dereceye inerek Bursa'daki Sultan Medresesi birinci dereceyi alır.

21 21 Orhan Gazi'den sonra oğlu Murad (Murad Hüdâvendigâr), Bursa Çekirge'de eski Kaplıca civarında bir câmi, medrese ve imâret yaptırır.

22 22 Yıldırım Bayezid, Hisar dışında bir câmi ve medrese yaptırmakla Bursa'nın bir ilim ve irfan merkezi haline gelmesini ve şehrin hisar dışına taşması ile genişlemesini sağladı.

23 23 Çelebi Sultan Mehmed Bursa’da Sultaniye Medresesi Olarak da bilinen Yeşil Medrese’yi kurmuştur.

24 24 Bursa Yeşil Medrese

25 25 Bursa Yeşil Medrese

26 26 Yeşil Medrese (Sultaniye Medresesi), Yeşil Medrese (Sultaniye Medresesi), diğerlerine nazaran ayrı bir hususiyete sahiptir. Müderris Mehmed Şah Efendi ‘nin ilk dersinde öğrencilerden başka Bursa'nın belli başlı âlimleri de hazır bulunmuş, Mehmed Şah Efendi de medreselerde okutulan ilimlere dair sorulan suallere cevap vermişti. Sultaniye müderrislerinin umumî şekilde ders vermeleri bir gelenek haline gelmiştir.

27 27 Bursa Sultaniye medresesi kurulduktan sonra, İznik medresesi ikinci dereceye düşmüş, bir ilim merkezi olarak Bursa ilk sıraya yükselmişti. Bu durum, Sultan II. Murad‘ın Edirne'de Üç Şerefeli Câmii yanındaki Saatli medresesini kurana kadar devam eder.

28 28 Edirne devlet merkezi olduktan sonra II. Murad zamanında 1447’de tamamlanan Üç Şerefeli Câmii yanındaki medrese ile Dârülihadis, o tarihte Osmanlı ülkesindeki medreselerin üstünde yer aldı. Böylece, Bursa'daki Sultaniye Medresesi, gerek eğitim ve öğretim, gerekse tahsisatı bakımından ikinci dereceye düştü. Üç Şerefeli medrese müderrisine o tarihe kadar hiç bir medrese öğretim üyesine verilmeyen yüz akçe yevmiye verildi.

29 29 Orhan Bey’in Bursa’da Manastır Medresesi, I.Murat’ın Çekirge’de, Yıldırım Bayezid’in Yıldırım Camii yanındaki medresesi ve Dârüşşifa’sı, Çelebi Mehmet’in Yeşil Camii yanında inşa ettirdiği Yeşil Medresesi ve II.Murat’ın Muradiye Medresesi ile Bursa eğitim öğretim bakımından büyük önem kazanmıştır (Akyüz; 2005, 58). Lala Şahin Paşa ve Emir Sultan da kendi adlarına yeni medreseler kurmuşlardır (Gül; 1997, 34).

30 30 Bursa Ahmed Paşa Medresesi Dershane eyvanı

31 31 Yıldırım Medresesi (Bursa)

32 32 Edirne’nin 1363’te alınmasından sonra bu kentte de birçok medrese yapılmıştır. En önemlileri II. Murat’ın yaptırdığı Darülhadis ve Üçşerefeli medresesidir (Akyüz; 2005, 58).

33 33 Edirne II. Bayezid Medresesi Dershanenin dıştan görünüşü

34 34 Edirne II. Bayezid Medresesi

35 35 Bayezid Külliyesi

36 36 Edirne II. Bayezid Medresesi. Plan

37 37 Osmanlı’nın ilk asırlarında Alaaddin Esved, Kadızâde-i Rûmî ve Mehmet Fenâri gibi meşhur âlimler Osmanlı medreselerinde müderrislik yaptılar. Bu sayede ilk dönem Osmanlı medreselerinin itibarı yükselmeye başladı (Sarıkaya; 1997, 25).

38 38 Bursa, Edirne ve İstanbul Konya, Sivas ve Kayseri’ Selçuklular devrindeki bilim merkezlerine karşılık Osmanlılar devrindeki başlıca bilim merkezleri sırasıyla Bursa, Edirne ve İstanbul olmuştur. Osmanlılarda bu üç şehir Anadolu Selçuklularındaki Konya, Sivas ve Kayseri’nin yerini almıştır (İzgi; 1997, 20).

39 39 XIV. Yüzyılın başından Fatih Sultan Mehmet’in saltanatının başlangıcına kadar Bursa’da 25, Edirne’de 13 ve İznik’te 4 olmak üzere toplam 42 medrese kurulmuş; daha küçük şehirlerde ise 40 medrese bulunmaktaydı yılları arasında Osmanlı devletinin ilim çevreleri henüz kuruluş döneminde iken toplam 82 medresenin tesis edilmiş olması Osmanlılarda eğitim ve bilim ortamının çok hızlı bir şekilde geliştiğini göstermektedir.

40 40 Aynı şehirlerde medrese sayısının artmasıyla medreseler arasında bir derecelendirme ihtiyacı doğmuştur. II.Mehmet’den önceki dönemde medreselerin statüsüne göre bir derecelendirmeye gidilmesi medreseler arası bir fark ortaya çıkarmıştır (İhsanoğlu; 1999, ).

41 41 Kuruluş Döneminde Medrese Eğitiminin Niteliği İlk devir Osmanlı medreselerinin eğitim dereceleri medreseyi kuran kişinin politik, sosyal statüsü ve kurulan şehrin önemine göre belirleniyordu. Meselâ sultanlar tarafından devrin başkenti konumunda bulunan İznik, Bursa ve Edirne’de kurulan medreseler zamanlarının en yüksek öğretim kurumlarını teşkil ediyorlardı (Sarıkaya; 1997, 25).

42 42 Bu dönem medreseleri, öğretim kadroları, kaynakları, fıkıh ve kelamın yanı sıra matematik, felsefe, astronomi, tıp bilimlerinin de okutulması, yetkin bilginlerin yetiştirilmesi bakımından henüz gücünü ve olgunluğunu kanıtlayamamış küçük bir beylik için gerçekten övünç kaynağıdır.

43 43 Fatih Medreseleri Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra şehre yeni bir şahsiyet kazandırmak için imar faaliyetlerine başlamış, etrafındakileri de bu hamleye katılmak için teşvik etmiştir.

44 44 Bu faaliyetler neticesinde yüzden fazla Bizans binası mescit, medrese ve hânkâha dönüştürülmüştür. İstanbul artık Türk şehri haline gelmiştir.

45 45 Fatih yeni baş şehrini dârülilm (ilim merkezi) haline getirmek için İstanbul’un bir tepesi üzerine daha sonra kendi adıyla anılacak bir külliye inşa ettirmiş ve bu külliyenin içinde medreseler kurulmuştur (İhsanoğlu; 1999, 237).

46 46 Fatih Külliyesi

47 47 Fatih Külliyesi

48 48 Fethin hemen ardından İstanbul’daki 8 kiliseyi medreseye çevirmiş ancak bu kilise binalarında düzenli ve verimli bir eğitim öğretim yapmak mümkün değildi. Ayrıca bilim sever bir hükümdar olan Fatih Osmanlı devletine yakışır, önemli, ciddi öğrenim kurumları yapmak istiyordu. Bunların dışında büyüyen ve gelişen devletin iyi öğrenim görmüş kimselere ihtiyacı da artıyordu.

49 49 Böylece ( ) bir camii ve iki yanında Sahn-ı Seman ve Tetimme denen medreseler ile Muallimhane denen ilkokul, kütüphane, imaret ve aşevi, iki hamam, darüşşifa, misafirhaneler vs. yapıldı. Fatih külliyesi denilen binalar ve kurumlar topluluğu ortaya çıktı.

50 50 Sahn-ı Seman yada 8 yüksek düzeydeki medresenin her birinin 19 hücresi, 8 müderrisin birer odası ve 50 akçe gündeliği vardı. Her medresede bir odası ve 5 akçe gündeliği bulunan ekmek ve çorba verilen birer muîd vardı.

51 51 Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Semân Medresesi

52 52 Her medresenin 15 odasına 2’şer akçe gündelik, ekmek ve çorba verilen birer danişmend yerleştirilirdi. Geri kalan iki oda kapıcılara ve ferraş denilen temizlikçilere ayrılırdı.

53 53 Tetimme Medreseleri denen 8 medrese ise orta öğretim düzeyinde idi. Her medresede 11 oda vardı ve her odaya suhte (softa) denen 3 kadar öğrenci yerleştirilmişti. Odaların mumla aydınlatılması ve öğrencilerin bazı ihtiyaçları için her birine az bir para veriliyordu. Öğrenciler yemeklerini imarette parasız yiyorlardı. Tetimmelerde muîdler ve en seçkin danişmentler ders okutuyorlardı.

54 54 Fatih medreselerinde okutulan dersler hakkında net bilgiler yoktur. Külliye vakfiyesinde Sahn müderrislerinin öğrencilere çeşitli ilimler öğretmesi istenmiştir. Sahn’da yalnızca yüksek islamî bilimlerin (tefsir, hadis, fıkıh, kelam), Tetimmelerde de dini derslerin yanında din dışı bazı bilimlerin okutulduğu ileri sürülmektedir.

55 55 Fatih ayrıca camiye çevrilen Ayasofya Kilisesinde ve Eyüp Camiinin yanında medreseler yaptırdı. Ayasofya medresesi Sahn derecesinde idi; sonraları daha da üstün sayıldı. Terfi eden Sahn müderrisleri buraya atanırlardı. Eyüp medresesi ise atanan müderrisin bilgisine göre Sahn yada daha aşağı sayılmıştır (Akyüz; 2005, 61-62).

56 56 Ayasofya Camii

57 57

58 58 Eyüp Sultan

59 59 Medreselerin Dereceleri 1. Müderrisi akçe alan “Hâşiye-i Tecrid” medreseleri 2. Müderrisi 30 akçe alan “Miftah” medreseleri 3. Müderrisi 40 akçe alan “Telvih” medreseleri 4. Müderrisi 50 akçe alan “Hariç” medreseleri 5. Müderrisi 50 akçe alan “Dahil” medreseleri, Tetimme ve Sahn medreseleri

60 60 Kırklı ve ellili Hariç medreseler Anadolu Selçukluları’nın, Anadolu Beylikleri hükümdarlarının, onların ailelerinin, vezir, sancak beyleri ve ümeranın yaptırdıkları medreselerdir. Dahil medreseleri Osmanlı padişahları, şehzade valideleri, şehzadeler ve padişah kızlarının yaptırmış oldukları medreselerdir.

61 61 Tetimme medreseleri dahil medreseleri derecesinde, Sahn medresesine talebe yetiştiriyorlardı. En yüksek tahsil seviyesi Sahn-ı Seman idi (İhsanoğlu; 1999, ).

62 62 Süleymaniye Külliyesi İstanbul’un kurulu olduğu yedi tepeden ikincisine de Kanuni Sultan Süleyman Osmanlı kültür, bilim ve eğitim tarihinin zirvesini teşkil edecek olan külliyesini kurmuştur.

63 63 Süleymaniye KülliyesiAyrıca ihtisas medreseleri olarak Dârü’l- Hadis ile Dârü’t- Tıb adıyla da anılan tıp medresesi yer almıştır.

64 64 Süleymaniye Külliyesi Bimarhane, imaret, tabhane, Dârü’l Edviye (eczahane) bu külliyenin insani, dini, sosyal ve kültürel hizmetlerin bir bütün olarak yürütüldüğünü göstermektedir.

65 65 Süleymaniye Külliyesi Osmanlı külliyelerinin Fatih Külliyesinden sonra tekamül etmiş örneğini teşkil etmektedir.

66 66 Tabhane

67 67 Dört medresenin başındaki müderrislerden her birine 60, Dârü’l-Hadis müderrisine 50, Dârüttıp müderrisine 20 akçe tayin edilmiştir. Böylece bu medreseler Fatih’in Sahn Medreselerinin üstüne geçmiştir. Dârülhadis müderrisine verilen yevmiyenin miktarı diğer dört medresenin altında olsa da Dârülhadis’in ilk müderrisine tayininden itibaren 100 akçe verilmiştir.

68 68 Bu sebeble o dönemden itibaren Osmanlı Medreselerinin en yükseği sayılırdı. Dârülhadis müderrisi de en yüksek müderris kabul edilir ve arzu ettiği taktirde kadılıklardan birine tayin olunurdu (İhsanoğlu; 1999, ).

69 69 Süleymaniye medreselerinde din derslerinin yanında mantık, matematik, felsefe, fizik, astronomi, meteoroloji, madenler, bitkiler bir ölçüde insanın okutulması olumluydu. Dârü’t-Tıb’da ise doğrudan hekimlik ve eczacılık çalışmaları yapılıyordu.

70 70 KLASİK OSMANLI MEDRESE DÜZENİ

71 71 Yapısı Medreseler yatılı okullar şeklinde örgütlenen; dershâne, imâret, kütüphâne ve yatakhâne gibi çeşitli ek kurumları içinde barındıran birer külliyedir. Külliyenin merkezinde eğitim ve öğretim faaliyeti için ayrılan bir dershâne veya oda bulunur. Öğrencileri barınak ihtiyaçları için hücre denen yatakhâneler, yeme içme ihtiyaçlarının karşılandığı imaret denen yemekhaneler bu kurumların karakteristik özellikleridir (Sarıkaya; 1997, 34-35).

72 72 Medreselerin düzeyleri, öğretim düzeni Fatih’in düzenlemeleri daha sonraki dönemler için örnek olmuş ve klasik Osmanlı medrese düzeni oluşmuştur. Kesin süreleri yoktu, amaç belli kitapları okumaktı. En az 1-2 yıl öğretim yapıyorlardı. Ders anlatma, tartışma yöntemleri de uygulanmakla beraber öğretim yöntemi esas olarak ezberciliğe dayanıyordu (Akyüz;2005, 62).

73 73 Medreselerde umûmî derslerin yapıldığı sınıflarda talebe sayısı yirmiyi geçmezdi. Bu durum, derslerin sık sık tekrarlarla ve karşılıklı soru sorulup cevap verilme imkânını sağlar ve en iyi şekilde öğrenmeye imkân hazırlardı. Bu husus günümüzde de çok önemli kabul edilir.

74 74 Günde beş saat, haftada dört gün ders yapılırdı. Dersler sabah namazından sonra başlar, öğleye kadar devam ederdi. Öğleden sonra talebe serbest bırakılırdı. Haftanın Salı, Perşembe ve Cuma günleri tatil yapılırdı. Ayrıca Ramazan ve Kurban bayramları ile İslâm dininde mübarek sayılan kandil günleri de tatil kabul edilmişti.

75 75 Yıllık tatiller Recep, Şaban, Ramazan aylarını içeren üç aylarda yapılmaktaydı. Öğrenciler bu aylarda medreseden uzaklaşarak yurdun değişik yerlerine dağılıyorlardı. Köy köy dolaşarak halka vaaz ve nasihat etmeleri karşılığında köylülerin para, yiyecek ve giyecek verdikleri bu uygulamaya “cerre çıkmak” adı veriliyordu.

76 76 Bu yöntem sayesinde öğrenciler medreselerde öğrendikleri teorik bilgiler önce medrese mescidinde tatbikat sahasına koymakta, burada aldıkları tecrübelerle ve her yıl tekrarlanagelen bir metodla halkın karşısına çıkmaktaydılar. Halka ilk elden ve yetkili ağızlardan anlatılan bu konular halk üzerinde de etkili oluyordu. Ayrıca bu sayede öğrenciler tahsil ettikleri konuları hafızalarına daha iyi yerleştirebilmekte ve cerre çıkacaklarını bildikleri için bu faaliyetlere geniş bir şekilde hazırlanmaktaydılar.

77 77 Bu yönüyle bakıldığı zaman ülkenin her yöresi medrese öğrencileri için açık bir uygulama alanı durumundaydı. Ayrıca cerre çıkmak öğrencilere sürekli kaldıkları hücrelerden farklı bir ortamın varlığını öğrettiği gibi farklı insan ve kişilerle karşılaştıkları için sosyo-pedagojik tecrübeler elde etmesine fırsat veriyordu. Böylelikle öğrenciler sahip oldukları bilgilerin halka intikali sırasında hitabet heyecanını gidermekte ve kendilerinin eksik oldukları konuları daha iyi kavrayarak tedbir almaktaydılar (Hızlı; 1997, ).

78 78 Öğrenciler cerre çıktıkları yerlerde halka beş vakit namaz kıldırmak, mukabele okumak, İslâm dininin prensiplerini anlatmakla günlerini geçiriyorlardı. İmamsız ve hatipsiz köylerde öğrencilerin faaliyetleri ulaştırma ve haberleşme araçlarının çok az bulunduğu dönemlerde dünya ile bağlantılarını hemen hemen kaybetmiş olan köy ve kasabalarda halkı aydınlatmak, onları son gelişmelerden haberdar etmek gibi faydalı sonuçlar vermekteydi.

79 79 Fâtih Kanunnâmesi’ne göre, medreselerin denetimi mahallî müftülüklere bırakılmıştı. Bu durum, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin mahallî ihtiyaç ve şartlara göre organize edilmesine faydalı olmakta, halkın eğitim ve öğretim faâliyetlerine ilgi duymasına, medreselere mâlî katkılarda bulunmalarına yardım etmekteydi.

80 80 Medreseler bundan asırlar önce, eğitim ve öğretimi, bir sınıf ve zümre imtiyâzı olmaktan çıkarmak, toplumda sosyal adâleti, fertler arasında fırsat ve imkân eşitliğini sağlamak için, parasız tedrisat yaparlardı. Talebenin ve öğretim elemanlarının masraflarını zenginler ve çok defâ bu maksatla kurulmuş vakıflar karşılardı.

81 81 Türk medrese geleneğinin en ileri örnekleri Osmanlı medrese sisteminin belkemiğini oluşturan Fatih ve Süleymaniye Külliyeleridir. Bu iki kurum kendi mantığı ve çevresel koşulları çerçevesinde kavranabilecek medrese akademik düzeyinin nihai ürünüdür. Bağdat Nizamiye medreseleri, Fatih ve Süleymaniye örnekleri ile aşılabilmiştir. Çünkü daha önce akademik yapısı esnek ve değişken olan medreseler Osmanlı döneminde yapılan hukukî düzenlemelerle istikrara kavuşturulmuştur (Akgündüz; 1998, 125).

82 82 Osmanlı medreseleri, kendi içlerinde basamak basamak yükselen hiyerarşik bir yapı arz etmekte ve her müderris eğitim-öğretim hayatına en alt seviyedeki medreselerden başlamakta, her medresede okuması gereken dersleri okuyup başarılı olduktan sonra, bir üst medreseye geçebilmekte, böylece en yüksek dereceli medreselere ulaşmak mümkün olmaktaydı. Aynı şey, müderrisin tedris hayâtı müddetince de geçerliydi. Buradan yönetici olarak, yahut başka bir vazife ile devlet hizmetine girmekteydi (Unan; 1999).

83 83 Ders Programları Osmanlı medreseleri esas itibariyle öğretmen, müderris, imam, müftü, kadı gibi görevlilere duyulan ihtiyacın karşılanmasına pratik olarak hizmet ettiği için başta Fıkıh olmak üzere Hadis, Tefsir, Kelam, Akaid ve Ahlâk gibi dinî, hukukî dersler öncelikli olarak okutulurdu. Bununla beraber Hikmet, Mantık, Hendese gibi aklî ilimlere de yer verilir, ancak bu dersler daha ziyade asıl dersleri anlamaya yarayan yardımcı ilimler olarak görülürdü (Sarıkaya; 1997, 36).

84 84 Programlar karşılaştırıldığında son dönem ders programlarının XV. ve XVI. yüzyıldaki derslerden kayda değer farklılıklar arz etmedikleri görülmektedir. Hem öğretimin içerik, amaç, usûl ve yöntemleri hem de dersler ve ders kitapları hemen hemen hiç geliştirilmemiştir (Sarıkaya; 1997, 85).

85 85 Müderris Müderris, tedris fiilinden türetilen Arapça bir kelimedir. Medrese veya camide talebeye ders okutan hoca anlamına gelmektedir. İlk devir Osmanlı medreselerinde müderrisler Nizamülmülk medreselerinde olduğu gibi ehli sünnet mezheplerden Hanefi fıkhı üzerine tedris yaparlardı. Müderrislere cemiyet içinde çok hürmet gösterilirdi (Bilge; 1984, 19).

86 86 Müderrislerin geniş bir bilgiye sahip olması gerekiyor, ancak bu müderris olmaya kâfi gelmiyor; ilminin yanında pek çok insânî ve ahlâkî vasıflara sahip olması da gerekiyordu. Ayrıca ders verme yeteneğine sahip ve kolayca dersi işleyebilen deneyimli müderrislerin tercih sebebi olması o dönemlerde pedagojik bazı kriterlerin varlığına işaret etmektedir (Hızlı; 1997, 51).

87 87 Muîd Muîd müderris ile öğrenci arasında bir yerde bulunurdu. Bu günkü asistan konumundadır. Muîd talebelerle aynı yerde oturan, müderrisin dersten ayrılmasını müteakip veya daha sonra dersi talebeye tekrarlayan ve talebenin müderrise sormaktan çekindiği şeyleri cevaplayan bir kişi durumundaydı. Bu yönüyle muîd aynı zamanda bir müzakereci idi.

88 88 Muîdler gerekli ilmî ehliyeti elde ettikten sonra bir medreseye tayin edilirdi. Aslında muîdliği müderris yanında yapılan bir staj gibi düşünmek de mümkündür. Medreselerdeki görevleri sebebiyle muîdlerde müderrisler gibi itibar görmekteydiler (Hızlı; 1997, ).

89 89 Öğrenciler Osmanlılar medrese öğrencilerine talebe, tüllab, danişment, softa, müsteid demişlerdir. Sıbyan mektebi öğrencilerine genellikle talebe, şâkird; alt düzey medrese öğrencilerine softa; yüksek düzey medrese öğrencilerine danişmend denirdi. Medrese öğrencilerini genel olarak kapsayan terim de “talebe-i ulûm” idi.

90 90 Hoca öğrenci ilişkileri öğrencinin mutlak saygı göstermesi esasına dayanıyordu. Hoca ile ters düşenler onun izni olmadan kolay kolay başka bir müderris tarafından kabul edilmezdi (Akyüz; 2005, 64).

91 91 Kitaplar ve Öğretim Dili Kitaplar ve öğretim dili esas olarak Arapça idi. Türkçe kısmen sözlü açıklamalarda ve tartışmalarda kullanılıyordu (Akyüz; 2005, 64). Ana gayesi İslâm hukukunu topluma anlatacak, vereceği kararlarla adaleti tesis edecek fâkih, kadı, müftü yetiştirmek olan bir kurumun öğretim dilinin Arapça olması doğaldır.

92 92 Fıkhın temel dayanağı Kur’ân ve Sünnettir. Bu kaynaklardan en doğru şekilde istifade etmek çok iyi bir Arapça bilgisi gerektirir. Bundan dolayı medreselerde yardımcı dersler arasında en önemli mevkiyi Arapça öğretimi almaktadır (Sarıkaya; 1997, 39).

93 93 Medreselerin Bozulması Osmanlı medreselerinin bozulması, ilk defa belirgin olarak bazı müderrislerin terfileri normal yolların dışında yapılması yoluyla, Kanunî zamanında başlamıştır. Daha sonraki yıllarda ise, bozulma yayılarak ve çeşitlenerek büyümüştür (egitim.aku.edu.tr /tet02.htm ).

94 94 II.Bayezid ve Kânûnî dönemlerinde bizzat padişahın isteği üzerine iltimasla müderris tayinleri yapılmıştır. Önceleri münferid ve önemsiz sayılabilecek bu gibi hadiseler daha sonraları yaygınlaşarak adeta usûl halini almıştır (Zengin; 2002, 22-23).

95 95 Bu tür bozulmalar daha sonraki dönemlerde çoğalmış; 16. yüzyıl sonlarında ise hem medrese öğretimi hem de ilmiye sınıfı tamamen bir kargaşanın içine düşmüştür (egitim.aku.edu.tr /tet02.htm ).

96 96 Nedenleri: Siyasetin bilim anlayışını baskı altında ve dar kalıplar içinde tutması Her şeyin ve bilimin temelinde iman esaslarının aranması, bilimin imanın temelinde olduğunun kabul edilmemesi Medrese sisteminin kendi iç dinamiklerinin bilimsel gelişmeyi zorlaştırıcı bir nitelik taşıması Batı ile karşılaştırmalar yapılmadığı için ülkedeki eğitim öğretim ve bilimin içine yuvarlanmakta olduğu durumun zamanında ve iyi anlaşılamaması

97 97 Duraklama ve gerileme dönemlerinde Rumeli’de yenilgiler yüzünden Türk kitlelerinin gerilere doğru göç etmesi; böylece İstanbul ve başka kentlerde düzensiz bir nüfus yoğunluğu oluşması, bu kişilerin medreselerde de barındırılması yüzünden bunların hayır kurumları haline dönüşmesi Rüşvet, hatır, gönül, adam sendecilik, aldırış etmemek Devletin çeşitli kurumlarının da bozulmaya başlaması

98 98 Medreselerin Bozulma Biçimleri  Öğretim ve yöntem alanında bozulma Aklî ve müsbet bilimler programdan çıkartılmış; yalnızca dinî, hukukî bilimler öğretilmiştir. Tartışma, eleştiri yöntemi de terkedilmiş; aktarma, kitabi, dogmatik yöntemler yerleşmiştir (Akyüz; 2005,72-76).

99 99 Esasen medrese öğretim programlarındaki yetersizliği ve gerilemeyi sadece Felsefe, Fen ve Matematik ilimleri ile sınırlamamak gerekir. Medrese programlarında daima ilk sırayı alan Tefsir, Hadis, Kelam ilimlerinin de aynı dönemden itibaren gerilediği ve ihmal edildiği görülmektedir.

100 100 Arapça’nın ilim dili olmasına rağmen özellikle son dönemlerde medreselerde güçlü bir Arapça öğretimimden bahsedebilmek güçtür. İlk zaman Osmanlı müderrislerinin Arap ülkelerinde tahsillerini yapmış olmaları yüzünden Arapça’ya hakimiyet yüksek seviyede olmasına karşılık sonraları kendi ülkelerinde yetişmeye başlamaları ve genel öğretime paralel olarak Arapça öğretimi de giderek zayıflamıştır (Zengin; 2002, 39).

101 101 Medreselerdeki geleneksel öğretim metodu müderrisin kitaptan dersi okuyarak yerine göre izah etmesi, talebenin de hocasını dinlemesi ve gerektiğinde not tutması şeklindedir. Bunların yanı sıra ezber ve karşılıklı soru- cevap usûlüne de yer verilmiştir. Müspet yönleri olmasına rağmen bu öğretim metodu bazı menfi özellikler de taşımaktadır.

102 102 Öncelikle öğretimde belirli kitapların esas alınması, bilgilerin Aristo mantığına göre şerh ve tefsir edilerek anlamdan çok lafza kıymet verilmesi medrese öğretimini kısır ve verimsiz hale getirmiştir. Bilhassa son dönemlerde medreselerde düşünen ve araştıran insan yetiştirmek amaç olmaktan çıkarak hedef sadece belirli bilgileri öğretmek olmuş, müderrisler felsefî ve kelâmî meselelere çözüm bulmak ve tartışmak yerine bu konuları eski bilgilerle geçiştirmeyi tercih etmişlerdir (Zengin; 2002, 56).

103 103  Müderrisliğe atanma yönteminin bozulması Önceleri medrese mezunları az sayıda müderrislik kadrolarına atanabilmek için mülâzemet usûlüne göre bekleme döneminden geçerlerdi. Zamanla bu yol kötüye kullanıldığı gibi müderris olmak için medreseyi bitirme şartı da aranmadı.

104 104 Ders yapılmayan, harap, adı var kendisi ortada olmayan medreselere kayırma yoluyla bazı kişiler müderris atanıyorlardı. Devlet adamları ve müderrislerin oğullarına da daha çocukken müderris ünvânı veriliyor, bunlar bir medresede görevli gösteriliyor, geçimleri sağlanmış oluyordu. Böylelerine alay için beşik ulemâsı denirdi.

105 105  Disiplin alanında bozulma xvı.yüzyılın ortalarından itibaren medrese öğrencilerinin disiplini bozulmaya başladı ve bozulma kısa sürede taşrada softa ayaklanmaları denilen büyük boyutlara ulaştı. Müderrislerin bir kısmı görevlerini savsaklamaya yada hiç görev yapmamaya başlamışlardı (Akyüz; 2005,72-76).

106 106 Ağaların, paşaların oğulları ne okumuş ne yazmış, ne de bilim öğrenmeye heveskâr olmuşlardır. Ama bir yolunu bularak medrese mezunu sayılmışlardır. Rüşvet ve iltimasın alabildiğine arttığı bir toplumda, bilginin ve faziletin hiç bir ayırıcı ve üstün özelliği kalmamıştır. Her mevki, akçesi olanların eline geçmiştir. İsmi var cismi yok medreselere müderrisler atanmış, "akçesi var dersi yok” olan bu müderrisler "dânişmendsüzlük ayubtur” diye pek çok cahil kişiyi öğrenci olarak etrafına toplamıştır (www.egitim.aku.edu.tr/ergun3.htm ).

107 107 Ayrıca devlet tarafından kurulan ve desteklenen Batı tarzındaki okulların itibarının yükselmesi medreseleri olumsuz yönde etkiledi. Artık medreseler öğrencilere bir istikbal vaad edemiyor, sosyal ve meslekî yükselişlerine vesile olamıyordu. Artık halk da çocuklarını daha bakımlı olan ve istikbal vaad eden devlet okullarına göndermeyi tercih etmeye başlamıştı. Öte yandan medreseye giden öğrenciler horlanıyor, aşağılanıyor ve alaya alınıyordu (Sarıkaya; 1997, 77).

108 108 Devletin medreseleri ihmali özellikle talebeleri büyük sıkıntıya soktu. İmkanlarının kısıtlanması, parasal kaynaklarının azalması öğrencilerin gerektiği gibi bakımını zorlaştırmıştı. Son dönemde imaretler öğrencilerin beslenme ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişti.

109 109 Medreselerde yeterli beslenme imkanları bulamayan öğrenciler için cerre çıktıkları Ramazan ve bayram günleri bir umut haline gelmişti. Ancak bu durum halk arasında medrese talebelerinin âdeta dilenci gibi görülmelerine neden olmaya başlamıştı (Sarıkaya; 1997, 89).

110 110 Medreselerin Islahı Padişahların zaman zaman kanunnameler çıkararak medreseleri yoluna koymaya çalıştığı görülür (Akyüz; 2005, 76-77). Fermanlarda bahsedilen bozukluk ve yapılması istenen şeylerden üç hususta ıslahatın üzerinde duruluyor.

111 Talebenin belli bir süre okuması ve derse devamı 2. Müderrislerin derse devamı 3. Kitapların eksiksiz okutulmasıdır. Doğrusu bir dördüncüsü olarak da talebenin iyi öğrenmeden eline icazet veya vesika verilmemesidir (Atay, 1982, 1).

112 112 Burada öğrencilerin pek az kitap ve ders okuyup bir an önce üst makamlara çıkmayı amaçladıkları eleştirilmekte ve müderrislerin öğrencileri ciddi çalışmaları, kitapları eksiksiz okutmaları, süreleri kısaltmamaları istenmektedir.

113 113 Medresenin ihyasına yönelik bir dizi adımlar atıldı. Kanunlar, yönetmelikler çıkartıldı, yeni medreseler kuruldu. Başta müderris ve kadılar olmak üzere bütün ulemâ ve talebe-i ulûmun durumlarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapıldı. Fen, sosyal ve matematik dersleri medreselerde okutulmaya başlandı. Tedris usûlleri ve ders organizasyonu modernleştirilmeye çalışıldı.

114 114 Osmanlı Devleti medreselerin ıslahı ile uğraşırken Batı’da ilmî alanda sürekli gelişmeler kaydedilmektedir. Diğer taraftan devletin gerileme içinde bulunması idarecileri bir çıkış noktası aramaya zorlamıştır. Bunun yolunun da eğitim de dahil her alanda Batı’ya yönelmek olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Neticede medreselerin yanında yeni modern mekteplerin de kurulması yoluna gidilmiştir (Zengin; 2002, 23).

115 sonrasında laik ve ulusçu bir politika izleyen, medreseler gibi geleneksel kurumları kaldırmayı göze alamayan hükümet hiç olmazsa bunları diyanet alanına hapsedilen dinî otoritenin ihtiyaç duyacağı personelin yetişmesine tahsis edilecek meslek okulları seviyesine indirgemeyi düşündü. Zira devlet XV ve XVI.asırlardaki devler değildi, dayandığı temel unsurlar çoktan değişmişti. Yeni yönetimin ana eğitim kurumları artık medreseler değil mekteplerdi (Sarıkaya; 1997, 189).

116 116 Medreseler, Millî Mücadeleden sonra 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun birinci maddesi olan "Türkiye dahilindeki bütün müessesât-ı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaleti’ne merbuttur" ifadesi ile Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış ve zamanın Millî Eğitim Bakanı Vasıf Bey de tarihli genelgesiyle medreseler üzerindeki tasarruf hakkını kullanarak medreseleri kapatmıştır (http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/143/17.h tm ). Vasıf ÇINAR

117 117 Bu 600 yıllık geleneksel Osmanlı eğitim sisteminin ilga edilmesi demektir (Sarıkaya; 1997, 190). Böylece, yeni kurulan Cumhuriyet, yozlaşan ve skolastik bir zihniyete sahip olan medresenin kendisine yaratacağı menfi durumlardan kendini soyutlamış, ülkede eğitim yoluyla ruh ve anlayış birliğinin sağlanabilmesi başarılmıştır (http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/143/17.htm).

118 118 Kaynakça 1.Akgündüz, Hasan; Tarihi Gelişim İçinde Medreseler ve Üniversiteler, Gençlik CopyLand, Diyarbakır, Akyüz, Yahya; Türk Eğitim Tarihi, PegemA yay., Ankara Atay, Hüseyin; “Medreselerin Islahatı”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Bilge, Mustafa; İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay., İstanbul Gül, Ahmet; Osmanlı Medreselerinde Eğitim Öğretim ve Bunlar Arasında Dâru’l-Hadîslerin Yeri, TTK Basımevi, Ankara Hızlı, Mefail; Mahkeme Sicillerine Göre Osmanlı Klasik Dönemi Bursa Medreselerinde Eğitim Öğretim, Doğan Ofset, Bursa http://matlab.s5.com/osmanli.htm(erişim tarihi ) 8.http://www.afyonhaber.com/egitim/cumhuriyetoncesi.htm (erişim tarihi )http://www.afyonhaber.com/egitim/cumhuriyetoncesi.htm

119 119 9.Ilgar, Yusuf; “Afyonkarahisar’da medreseler ve mektepler”, Afyonkarahisar Kütüğü, c. I, Afyon _________; “Afyonkarahisar’da Eğitim Öğretim”, Afyonkarahisar Kütüğü, c.II, Afyon _________; “Osmanlı Medrese Ulelası: İlim anlayışı ve İlmî Verim” Koomduk İlimder Jurnalı / Sosyal Bilimler Dergisi (Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Bişkek 2003), Sayı İhsanoğlu, Ekmeleddin; Osmanlı Medeniyeti Tarihi, cilt I, Feza Gazetecilik A.Ş. İstanbul, İlaslı; Ahmet, Mevlüt Üyümez, Fevzi Kaya. “Afyon’da Mimari”, Anadolu’nun Kilidi Afyon. T.C Afyon Valiliği yay., Afyon, İzgi, Cevat; Osmanlı Medreselerinde İlim, İz yay., İstanbul Karazeybek; Mustafa, Zelkif Polat, Yusuf Ilgar. Afyonkarahisar Vakıf Eserleri, Afyonkarahisar Kütükoğlu, Mübahat; 1869’da Faal İstanbul Medreseleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enistitüsü Dergisi,

120 Sakaoğlu, Necdet; Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., Sarıkaya, Yaşar; Medreseler ve Modernleşme, İz yay., İstanbul Şanal, Mustafa;”Kuruluşundan Ortadan Kaldırılışlarına Kadar Olan Süre İçerisinde Medreseler” (erişim tarihi ) 20.Unan, Fahri; “Osmanlılar’da Medrese Eğitimi” Yeni Türkiye, cilt 5, Yeni Türkiye Yay., Ankara www.dallog.com/kurumlar/medrese.htm. (erişim tarihi ) 22.www.egitim.aku.edu.tr /tet02.htm (erişim tarihi )www.egitim.aku.edu.tr 23.www.enfal.de/otarih35.htm - 202k (erişim tarihi ) 24.Zengin, Z.Salih; II.Meşrutiyette Medreseler ve Din Eğitimi, Akçağ yay., Ankara 2002.


"1. 2 İslam dünyasının karakteristik eğitim kurumu medreselerdir başlangıçta Türk-İslâm kültür çevrelerinde ortaya çıkıp gelişmesine karşın, zaman içinde." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları