Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İSRAF Hazırlayan : Ayşegül ESKİKURT Serdivan Kazımpaşa Kur’an Kursu Öğreticisi.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İSRAF Hazırlayan : Ayşegül ESKİKURT Serdivan Kazımpaşa Kur’an Kursu Öğreticisi."— Sunum transkripti:

1 İSRAF Hazırlayan : Ayşegül ESKİKURT Serdivan Kazımpaşa Kur’an Kursu Öğreticisi

2 Günümüzde modern toplumların yakalandı ğ ı en büyük hastalıklardan birisi de israftır. Teknolojiye ba ğ lı olarak, her geçen gün sahip olunan imkânlar artmakta ve gelir düzeyi gitgide yükselmekte, gerek gıda sektöründe gerekse di ğ er sektörlerde akıl almaz bir tüketim çılgınlı ğ ı yaşanmaktadır. Buna ba ğ lı olarak da israf hayatımızın her safhasında kendini açıkça göstermektedir.

3 Geniş açıdan düşündü ğ ümüzde israfı sadece gıda maddeleriyle, alışverişle sınırlandırmak mümkün de ğ ildir. Sözgelimi, gerek internet başında, gerekse televizyon karşısında harcanan lüzumsuz saatler de israf edilmiş bir hayatın göstergesidir. Gerçekten de israf hayatımızın her anını kapsamaktadır ve ondan kurtulmak da ancak kabiliyetlerin yerli yerince kullanılması ve Allah’ın verdi ğ i her türlü nimetlerin ölçülü olarak sarf edilmesiyle mümkündür.

4 Bu çalışmada âyet ve hadislerden istifadeyle israfın ne oldu ğ u, nelerin israf sayıldı ğ ı ve israfın fert ve toplum açısından ne gibi zararları bulundu ğ u hususları incelenmeye çalışılacaktır.

5 İ srafın Lügat Anlamı İ sraf; haddi aşma, hata, cehalet, gaflet gibi anlamlara gelen se-re-fe kökünden türetilmiş bir kelimedir. Istılahî olarak; inanç, söz ve davranışlarda aşırıya gitme, nafakada ihtiyacından fazlasını harcamak veya malını Allah yolunun dışında harcamaktır. (1) Bu durumda İ sraftan murad, helâl olsa bile dünya nimetlerine ve ona dalma hususunda haddi aşmadır. (2) İ bnü’l- Arabî de: “ İ sraf senin için çizilmiş olan sınırı geçmendir.” demiştir. (3) Nevevî, israf kelimesini “masiyetlerde aşırı gidip meşru sınırların ötesine geçmek” şeklinde açıklamıştır. (4) (1) İ bn Manzûr, Lisânu’l- Arab, Dâr-u Sadr, Beyrut, 1990, “srf” md., el- İ sfahânî, Müfredat li-Elfazi’l- Kur’ân,Daru’l Kalem, Dimışk (Şam), 1992, “srf” md. (2) Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l- Gayb, Daru’l Fikr, Beyrut, 1990, (Furkan, 67 tefsiri). (3) Fahruddin er-Razi, a.g.e., (En’am, 141tefsiri) (4) Türkiye Diyanet Vakfı, İ slâm Ansiklopedisi, İ stanbul, 2001, “ İ sraf” md.

6 Kur’ân-ı Kerîm’de İ sraf Çeşitleri Şirk, küfür, zulüm gibi temel gerçek olan tevhîd inancından sapmak. Allah hakkında ve di ğ er dinî konularda gerçekle ilgisi olmayan iddialar ileri sürmek. İ slâm’a ve Müslümanlara karşı kibirli, alaycı, inatçı, kaba ve saldırgan olmak ve yıkıcı davranışlar sergilemek. (1) İ syana saparak, günahlarda bo ğ ulmak suretiyle kendine kötülük etmek. (2) Helâl kılınmış güzel nimetleri haram saymak. Masum bir insanı haksız yere öldürmek. Dinî ahkâma muhalefet ve tecavüz etmek. (3) Kendi sorumlulu ğ u altındaki mal ve imkânları gereksiz yere harcamak. (4) (1)Bkz. A’râf 81, Yûnus 83, Enbiyâ 9, Şuarâ , Yâsîn 19, Mü’min 28, Zuhruf 5, Duhân (44) , Zâriyât 32-34, Mâide 32. (2) Bkz.Yunus 12, Zümer 53, Âl-i İ mran 147. (3) Bkz. En’âm 141, A’râf 31, A’râf 81, İ srâ 33, Tâhâ 127. (4) Bkz. En’âm 141, A’râf 31, İ srâ 26-27, İ srâ 29, Furkan 67, Nisâ 6, D İ A “ İ sraf” md.

7 1. Harcamalarda İ sraf İ sraf denildi ğ inde akla ilk gelen, insanın kendi malından yaptı ğ ı fazla harcamalardır. Yüce Allah bize verdi ğ i her şeyi emanet olarak vermiştir. Âyette belirtildi ğ i üzere “Göklerde ve yerde olan her şeyin asıl sahibi odur.” (Nisâ, ) Bu sebeple bir Müslüman, kendi malını israf edip, gayrimeşrû yerlerde harcayamaz. Yüce Allah (c.c) salih kullarını şu şekilde tanıtmaktadır: “Rahman’ın o has kulları, harcamalarında ne israf eder, ne de eli sıkı davranırlar; bu ikisinin arasında bir denge tuttururlar.” (Furkân, 67) Müslüman bu konuda savurganlıkla eli sıkılık arasında orta bir yolu benimsemekle yükümlüdür. (1) (1) Seyyid Kutub, Fî Zilal-il Kur’ân, (Furkan, 67), Beyrut, 1980.

8 Resûlullah Efendimizin (s.a.s.) hadisleri de bu konuda bize yol göstermektedir. Efendimiz (s.a.s.) bir gün abdest almakta olan Sa’d’a u ğ ramıştı. “Bu israf da ne?” buyurdular. Sa’d “Abdestte dahi israf olur mu?” diye sordu. Allah Resûlü de (s.a.s.): “Evet. Bir nehir kenarında abdest alsan bile” cevabını verdi. ( İ bn-i Mâce, Taharet 48/425)

9 Aslında burada ifade edilmek istenen, kullanılan bedava bir su dahi olsa günde beş defa israfın kötülü ğ ünü hatırlatmak ve tabiata saygıyı fikirlere yerleştirmektir. Abdest suyunda bile israf etmemeye dikkat eden insan di ğ er harcamalarında daha dikkatli olacaktır. Teknolojik imkânların gelişmesiyle artan gereksiz su ve elektrik tüketimi de bu hususta de ğ erlendirilebilir.

10 Hz. Âişe de bu konuda şöyle anlatmaktadır: “Resûlullah (s.a.s.) hücreme girmişlerdi. Atılmış bir ekmek parçası gördüler. Hemen onu alıp silerek yediler ve: “Ey Âişe! Kerîm olana ikram et! (Yani kıymetli olan ekme ğ e hürmet et!) Zira şu ekmek, bir kavme nefret edip kaçmışsa bir daha dönmemiştir.” buyurdu. ( İ bn Mâce, Bab 52, 3353)

11 Ferdî ve içtimai refah seviyesindeki artış harcama alışkanlıklarını da de ğ iştirmektedir. Bu sebeple, sadece nefsin isteklerini ve bencil duygularını tatmin etmek için yapılan lüks harcamalar da israf sayılmaktadır. Hz. Enes’in anlattı ğ ına göre bir gün Resûlullah (s.a.s.) Ensar’dan bir zâtın kapısının üstüne yaptırdı ğ ı bir kubbe gördü. “Bu nedir?” diye sordu. “Bu falancanın inşa ettirdi ğ i bir kubbedir” dediler. Resûlullah (s.a.s.) “Böyle sarfedilen her mal, kıyamet günü sahibine vebaldir.” buyurdular. Bu söz o sahabeye ulaşınca kubbeyi hemen yıktı. Sonra, Efendimiz (s.a.s.) oradan geçti, fakat kubbeyi göremedi, akıbetini sordu. “Sizin söyledi ğ iniz kendisine ulaşınca yıktı” denildi. Bunun üzerine “Allah ona rahmet kılsın, Allah ona rahmet kılsın” diye dua buyurdular. (Ebu Dâvud, Edeb 169, (5237))

12 Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz kılık kıyafet konusunda yapılan gereksiz harcamalar konusunda da: “Duymuyor musunuz, işitmiyor musunuz? Mütevazı giyinmek imandandır, mütevazı giyinmek imandandır” buyurmuştur. (1) Hadisten de anlaşıldı ğ ı üzere kılık kıyafette, günümüzde oldu ğ u gibi bir moda yarışı şeklinde, eskimeden elbise atmanın dinen te’yid edilen bir yönü yoktur. İ mkân sahiplerinin sabah bir çeşit, akşam bir çeşit kıyafet giymeleri bu açıdan do ğ ru de ğ ildir. (2) (1) Ebu Dâvud, Tereccül 1. (2) İ brahim Canan,Hadis Ansiklopedisi, – Kütüb-ü Sitte, Akça ğ Yay., İ st., 1993,VI.498.

13 Vüheyb İ bnu’l Verd bir âlime “Kendisinde israf bulunmayan ev, bina nedir?” diye sormuş, âlim de “seni güneşten koruyan ve ya ğ murdan muhafaza edenidir” diye cevap vermiş. Yine “kendisinde israf olmayan yiyecek nedir?” sorusuna “açlı ğ ı giderenidir”, “kendisinde israf olmayan elbise nedir?” sorusuna da “avret mahallerini, bedenini örten ve seni so ğ uktan koruyan” diye cevap vermiştir. Hz. Resûlullah’ın (s.a.s.) ashabı da lezzet almak için yemiyorlar, güzelleşmek ve süslenmek için giyinmiyorlardı. Ama onlar açlıklarını giderecek ve Rab’lerine olan ibadetlerini yapmalarına yetecek kadar yiyorlar, avret yerlerini örtecek ve onları sıcaktan-so ğ uktan koruyacak şeyleri giyiyorlardı. (1) İ htiyaç fazlası harcama konusunda da bazı âlimler haram, bazıları da mekruhtur, demişlerdir. (2) (1) Fahruddin er-Razi, a.g.e.,(Furkan, 67. ayetin tefsiri) (2) Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Kurtubi, el-Camiu li ahkâmi’l- Kur’ân, Daru’l Kütübi’l Arabî, Kahire, 1967, A’râf, 31. ayetin tefsiri).

14 2. Yeme İ çmede İ sraf İ slâm ölçü dinidir. Bu sebeple her şeyde oldu ğ u gibi yeme içmede de insanları ölçülü davranmaya teşvik etmektedir. Yeme içmede ölçü, orta yolu takip etmektir. Cenab-ı Hak: “Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin. Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez.” (A’râf, 31) buyurmaktadır. En’âm Sûresi 141. âyette de: “Asmalı-asmasız ba ğ ve bahçeleri, mahsûlleri, çeşit çeşit hurma ve ekinleri, birbirine şekil ve renk yönünden benzer, tat bakımından benzemez tarzda yaratıp yetiştiren hep O’dur. Her biri mahsul verince ürününden yeyin, devşirildi ğ i gün hakkını da (öşürünü) verin, israf etmeyin, çünkü O müsrifleri sevmez.” buyurarak kullarını açıkça orta yolu tutmaya ça ğ ırmaktadır.

15 Az yemek nasıl vücuda zararlıysa çok yemek de o derece zararlıdır. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Âdemo ğ lu mideden daha şerli kap doldurmaz. Âdemo ğ luna belini do ğ rultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak (nefsinin galebesiyle) illa da mideyi doldurma işini yapacaksa bari onu üçe ayırsın; üçte birini yeme ğ e, üçte birini suya, üçte birini de nefsine tahsis etsin, üçte birden fazlasına yemek koymasın.” (Tirmizi, Zühd 47, (2381)) Yine bu konuda zikredilen bir başka hadis de şu şekildedir: “Bu mal tatlı ve hoştur. Ama bilesiniz! Kim onu nefsanî hırsla alırsa, yedi ğ i halde doymayan kimse gibi olur.” (Buhari, Zekât 47.)

16 Vücuda en zararlı şey, üst üste acıkmadan yemek yemek, ya da sırf lezzet için yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır. İ bn Sînâ da bu gerçe ğ i şöyle ifade etmiştir: “Tıbbı iki satırda topluyorum. Sözün güzelli ğ i kısalı ğ ındandır. Yedi ğ in zaman az ye. Yedikten sonra da dört-beş saat kadar yeme. Şifa hazımdadır. Yani kolayca hazmedece ğ in miktarı ye. Nefse ve mideye en a ğ ır ve yorucu hal yemek üstüne yemektir.” (1) (1) İ bn Kayyim el-Cevziyye, et-Tıbbü’n-Nebevi, Kahire, ts., s.448.

17 Günümüze baktı ğ ımız zaman çok çeşitli gıda ve tüketim maddeleriyle karşılaşmaktayız. Reklâm vasıtaları ile insanlar her geçen gün yeni bir ürünle tanışmakta ve bunları denemek cazip hale gelmektedir. Çeşitlerin bol olması, insanların gelir düzeyinin artması da her geçen gün tüketimi arttırmaktadır. Bu ise gıda israfının temelini oluşturmaktadır. Hz. Ömer (r.a.) bir gün çarşıda alışveriş yapan Hz. Câbir’e: “Canın bir şey çektikçe gidip ondan alıyor musun? Herkese israf olarak canının her istedi ğ ini yemesi yeter” demiştir. (1) Peygamber (s.a.s.) Efendimiz de aynı şekilde “Her iştiha duydu ğ unu yemen israftandır” diyerek ikazda bulunmuştur. (2) (1) Muvatta, Sıfatu’n-Nebiyy 36, (936). (2) İ brahim Canan, a.g.e., XVII.442.

18 Bu konuya oldukça önem veren Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Ümmetim hakkında korktu ğ um şeylerin en korkuncu (tehlikelisi) şunlardır: Karın büyüklü ğ ü (göbek ba ğ lamak), çok uyku, (maddi ve manevî) tembellik ve yakîn (iman) zayıflı ğ ıdır.” (1) (1) Suyuti, Fethu'l-Kebir, I, 58

19 Gazali, İ hya’sında şu 10 maddede adeta her şeyi özetlemiştir: Az yemek kalbi parlatır ve aydınlatır. “Kalbinizi az gülmekle ihya ediniz, az yemekle de temizleyiniz.” Az yemek sayesinde fikir ve kalp inceli ğ i meydana gelir. Çok yemekten ise kızgınlık, şer, zulmet meydana gelir. Çok yemek serkeşlik ve gaflete sebep olur. Doyasıya yemek yiyen kişi aç olanları unutur. Bütün saadetlerin başı kişinin nefsini emir altına almasıdır. İ nsan nefsi de ancak açlık ve nefsin isteklerine gem vurmakla terbiye olur. Az yiyen az uyur. Doyasıya yemek yiyen ise gecenin bereketinden uzak kalır. Aç ve kanaatkar olan kimsenin zamanı geniş olur, ilim ve amelin tahsili için u ğ raşabilir. Az yiyen hastalıktan uzak kalır, sıhhat bulur. Hadiste de “Oruç tutunuz ki sıhhatli olasınız” buyurulmuştur. Az yiyen kimsenin masrafı da az olur. Bütün afetler, günahlar çok mala ihtiyaçtan do ğ ar. Çok yiyen her gün iyi bir şey yeme sevdasında olur ve her an onu nasıl kazanaca ğ ını düşünür. Az yemekle kendi nefsine malik olabilirse malını tasadduk edip fakirlere da ğ ıtmaya, sabır ve kanaat etmeye muktedir olur. 1 (1) İ mam Gazali, İ hyâu Ulûmi’d-Din, Bedir Yay., İ st., 1975, III

20 3. Zamanda İ sraf: İ nsan başıboş yaratılmadı ğ ı gibi, dünyada gereksiz zaman harcamak için de gönderilmemiştir. İ slâm dini, getirdi ğ i prensiplerle aynı zamanda ferdin normal hayatını da düzen altına sokmayı hedeflemiştir. Bu sebeple topluma faydası olmayan faaliyetlere kaynak, zaman, kabiliyet ve enerji sarfiyatı, her biri bir altın hükmünde olan günün her bir saatini, dakikasını mâlâyâni ile geçirme de israf sayılmıştır. İ nsan hayatta iken hiçbir şeyin farkında de ğ ildir. Kendisine verilen bir hayatın bir gün gelip bitece ğ ine ve geçirdi ğ i her saatin her dakikanın hesabını verece ğ ine bir türlü inanmak istemez. Aksine ancak başı sıkıştı ğ ı, dara düştü ğ ü zaman Rabbine sı ğ ınır.

21 Yüce Allah (c.c) bu hususu şöyle beyan etmektedir: “ İ nsan bir sıkıntıya mâruz kalınca gerek yan yatarken, gerek otururken veya ayakta iken, bize yalvarıp yakarır. Fakat biz sıkıntısını giderdik mi, sanki u ğ radı ğ ı dertten dolayı bize yalvaran kendisi de ğ ilmiş gibi eski haline geçip gider. İ şte (hayat sermayelerini boşuna harcayıp) haddini aşanlara (israf edenlere), yaptıkları işler, kendilerine böyle süslenmiş, hoşlarına gitmiştir.” (Yûnus, 12) Buradaki israf, haddi aşma, hayat sermayelerini boşuna harcayıp, haddi aşanlar şeklinde ifade edilmiştir. Bu şekilde davranan kişiler hesap günü geldi ğ inde ancak hüsrana u ğ rayacaklardır.

22 İ nsanda merak hissi vardır. Bilmedi ğ i şeyleri ö ğ renmek ister, araştırır, araştırdıkça ö ğ renir, ö ğ rendikçe merakı daha da artar. Ne var ki insan merakını her zaman faydalı şeylere sarf etmez, yerli yerinde kullanmaz. Ço ğ u zaman kendisine verilen hayat sermayesini boşa harcar. Hâlbuki insan merakını kâinat kitabını okumaya sarf etmelidir. Zaman israfına mukaddes kitabımızın bakışı ise şöyledir: “And olsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak îman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler kurtulmuşlardır.” (Asr ) Bu sure hakkında İ mam Şâfi’nin, “Kur’an’dan, başka hiçbir sûre nâzil olmasaydı şu pek kısa sûre bile, insanların dünya ve âhiret mutlulu ğ unu temin etmeye yeterdi. Bu sûre Kur’an’ın bütün ö ğ rettiklerini kucak­lıyor.” dedi ğ i nakledilmiştir. (1) (1) Davut Aydüz, Kısa Sûrelerin Tefsiri, Işık Yayınları, İ st., 2002, s.100.)

23 Resûlullah Efendimiz de (s.a.s) zamanın önemine dikkat çekmek için bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “ İ nsan iki şeyde aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (1) Maddî-manevi her türlü imkânı Allah’ın insanlara ba ğ ışladı ğ ı birer emanet sayan İ slâm dini, insanın zamanını da, Allah’ın rızasını kazanmaya ve insanlara faydalı olan yerlerde harcamaya teşvik eder. Efendimiz de (s.a.s.) bu hususta “Allah’tan faydalı ilim dileyin, faydasız ilimden Allah’a sı ğ ının” buyurmuşlardır. (2) O (s.a.v) bu konuda şu duayı okur ve insanları da buna teşvik ederdi: “Allah’ım (c.c) huşu duymaz bir kalpten sana sı ğ ınırım, dinlenmeyen bir duadan sana sı ğ ınırım, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, bu dört şeyden sana sı ğ ınırım.” (3) Burada ifade edilen doyma bilmeyen nefis; Allah’ın verdikleriyle yetinmeyen, rızka kanaat etmeyen, mal toplamaktan usanmayan, çok yemekle doymayan nefistir. (1)Buhari Rikak 1,Tirmizi Zühd 1.) (2) İ bn Mâce, X, 3843 no’lu hadis; (3) Tirmizî, Daavât 69, (3478))

24 Faydası olmayan ilim ise; amel edilmeyen, halka ö ğ retilmeyen, işe yaramayan ve boş yere insanın zamanını harcamasına sebep olan ilim demektir. Kişinin, dünyevi ve uhrevi sorumluluklarına ait meselelerde ihtisasına giren sahalarda ö ğ renmesi gereken bilgiler varken, lüks bilgiler, afakî malumat ve meşguliyetlerle u ğ raşması da, bu lüzumsuz, faydasız ilim grubundan sayılmaktadır. (1) İ nsan mâlâyâniden kaçınmak zorundadır. Mademki, her şeyin bir gayesi ve hikmeti vardır, o halde insanın yaratılışında ve ona verilen bu kısa ömür müddetinde de hikmetler vardır. Kıyamet günü en mutlu insan ise dünya için âhiretini unutmayan, âhiretini dünyaya feda etmeyen ve mâlâyâni şeylerle ömrünü harcamayan insan olacaktır. (1) İ brahim Canan, a.g.e., VI.102.

25 Zaman hayatın ta kendisidir. Zamanını boşa geçiren, hayatını boşa geçirmiş olur. Helâl bilinen şeylerde yapılan israf, ödev ve sorumlulukların zamanını yer ve tüketir. Bunun için “Hiçbir israf görmedim ki, yanı başında kaybolmuş bir hak olmasın!” denmiştir. (1) Zamanı tanzim ederken, en çok dikkat edilmesi gereken bir başka husus da uyku tanzimidir. Başka şeylerde oldu ğ u gibi uykuda da israf edilmemelidir. Düzenli uyku düzenli bir hayatın da vesilesidir. Vücudu dermansız bırakacak kadar uykusuz kalmak nasıl zararlıysa bütün vakti uyku sarhoşlu ğ unda geçirmek de o derece zararlıdır. Kendilerini rahata alıştıran insanlar günlerinin büyük bir bölümünü uykuda geçirirler. Hâlbuki İ slâm getirdi ğ i müeyyidelerle kulun uyku düzenini de kontrol altına almaya çalışmıştır. Kul gece ibadetine teşvik edilmiş, beş vakit namazdan bir tanesi de gecenin sonuna, imsak vaktine konularak, seher vaktinde uyanık olmanın, insanın maddi ve manevi hayatına nasıl kazançlar sa ğ layaca ğ ı beyan edilmiştir. (2) (1) Yusuf el-Kardâvi, İ slâm’da Helâl ve Haram, (Çev. Ramazan Nazlı), Hilâl Yayınları, İ st., 4.baskı, s.314. (2) İ brahim Canan, a.g.e., VIII.470.

26 Çok yemek, çok uyumak gibi, gereksiz yere çok konuşmak da israftır. Akan bir derenin kenarında abdest alırken dahi suyu israf etmemeyi emreden bir dinin, sudan çok daha önemli kelimelerini israf etmesi nasıl caiz olabilir! Öyleyse, hiçbir gere ğ i yokken, bir mânâ ifade etmeyen boş konuşmalara da çok rahatlıkla zaman israfı gözüyle bakılabilir. Zaten ehlullah da, “Kalbinizi az gülmekle ihya ediniz, az yemekle de temizleyiniz.” düsturuyla hareket etmişler ve “az ye”, “az uyu”, “az konuş” diyerek insanın dünya ve ahiret hayatı adına bu çok önemli üç meseleyi, kendilerine rehber edinmişlerdir. İ nsan kalbî, ruhî ve fikrî hayatı adına bir şeyler anlatıyor ve bunlarla karşısındakilere faydalı oluyorsa onun konuşmasında yarar vardır. Bunun dışındaki konuşmaları ise, istemeden de olsa söz israfı olabilir. O halde yeme, içme, giyim ve kuşamda oldu ğ u gibi, konuşmada da israfa gidilmemelidir. (1) (1) Gazali, İ hyâu Ulûmi’d-Din, Bedir Yay., İ st., 1975, III )

27 4. Davranışlarda İ sraf: İ slâm dini görüldü ğ ü gibi her türlü israfa karşı savaş açmıştır. Bu sebeple yeme-içmede, zamanda, harcamalarda oldu ğ u gibi davranışlarda da israfa gidilmemesini istemiştir. İ srafın bilinen manası, mal ve para gibi şeylerde yapılan harcama ise de âyet-i kerîmelere baktı ğ ımız zaman mü’minin yaptı ğ ı bütün hareketlerinde bu ölçüyü muhafaza etmesi emredilmektedir. Bu sebeple insanın, davranışlarında kendisine çizilen haddi aşması da israf sayılmıştır. Haddi aşarak günah yoluna girmek bir israf oldu ğ u gibi, aynı zamanda kendi nefsine karşı da bir zulümdür. Dünyalık zevkler hususundaki israf (haddi aşma), insanı dünyevi, uhrevi birçok şeyden mahrum bırakabilir. Kulluk ise bir tutarlılık gerektirir ve altından kalkmak o kadar da kolay de ğ ildir. Ama bir gün kulluk sorumlulu ğ u bitince hayatını müsrif bir şekilde harcayanlar geriye dönüp baktıklarında, büyük hayal kırıklıklarına u ğ rayacaklardır.

28 Kur’ân’da, inkâr ve günahta aşırıya gidip haddi aşanların âhiretteki durumu şöyle ifade edilmektedir: “ İ şte inkârda ve günahta hadlerini aşanları ve Rab’lerinin âyetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Âhiret azabı ise elbette daha şiddetli ve daha devamlı olacaktır.” (Taha,127) “Sonra onlara verdi ğ imiz sözü yerine getirdik. Onları ve beraberlerinde bulunan diledi ğ imiz kullarımızı kurtardık, haddi aşanları ise helâk ettik.”(Enbiya,9)

29 Yüce Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de azgınlık göstererek etrafındakilere zulmeden Firavun hakkında da müsrif ifadesini kullanmıştır: “Böylece, İ srailo ğ ullarını gerçekten zelil eden, aşa ğ ılayan o işkenceden, Firavun’un işkencesinden kurtardık. Do ğ rusu, bu adam, haddini aşan, büyüklük taslayan zorbanın teki إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ idi ” (Duhân, 30-31) “Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için bir gurup gençten başka kimse Musa'ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi aşanlardan idi.” (Yûnus, 83)

30 Aynı zamanda nefsinin arzu ve isteklerine uyarak yeryüzünde fesat çıkarmak isteyenler de müsrifler arasında sayılmıştır: “ İ şte bundan dolayı İ srail o ğ ullarına kitapta şunu bildirdik: Kim kâtil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur. Resullerimiz onlara açık âyetler ve deliller getirmişlerdi. Ne var ki onların ço ğ u bütün bunlardan sonra, hâlâ yeryüzünde fesat ve cinâyette aşırı gitmektedirler.” (Mâide, 32) “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan, düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın!”(Şuarâ, )

31 Kâinattaki her şey nasıl bir gayeye yönelik yaratılmışsa, insanın yaratılışı da gayesiz de ğ ildir. Ona verilen nimetler de sebepsiz ve gayesiz de ğ ildir. İ nanan bir kul imtihanın sonunda hüsrana u ğ ramak istemiyorsa, kendisine verilen ömür sermayesini en güzel şekilde de ğ erlendirme ve hayatının her anını ibadete çevirme gayretinde olmalıdır.

32 İ nsanın maddi ve manevi hayatını çökerten en büyük hastalıkların başında israf gelmektedir. Yüce Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’i insanlar için hem bir hidâyet rehberi hem de dünya ve ahiret saadetinin kayna ğ ı olarak göndermiştir. Bu sebeple birçok âyet-i kerîmede de, israfın ne kadar zararlı oldu ğ u, israf edenlerin ise helak olaca ğ ı beyan edilmiştir. Kâinatın asıl sahibi Allah (c.c)’tır. İ slâm’da hususi mülkiyet asıl olsa da insana verilen her şeyin emanet oldu ğ u bildirilmiştir. Bu sebeple hiç kimse haddi aşarak; “ben kazandım, ben biriktirdim, ben elde ettim, ben yaptım, bu sebeple de istedi ğ imi, istedi ğ im yerde, diledi ğ im şekilde sarf ederim” diyemez. İ SRAFIN ZARARLARI

33 İ srafın hem maddi hem manevi olarak çok büyük zararları vardır. İ sraf bütün insanlı ğ ın iktisadi anlamda belini büken bir kanser gibidir. Bu sebeple İ slâm her şeyde hatta ibadette bile haddi aşmayı, müsriflik etmeyi haram kılmıştır. İ srafın hem fert hem de toplum açısından zararlarını şu şekilde de ğ erlendirmek mümkündür:

34 Müsrif hem kendisine hem de başkasına zulmeder: Müsrif insanın ilk zararı kendisinedir. Çünkü israfın sa ğ lık açısından ne derece zararlı oldu ğ u bilinmektedir. Sa ğ lı ğ ın temeli yeme-içmede ölçülü olma, aşırıya kaçmamadır. Teknolojinin gelişmesiyle daha hareketsiz bir yaşam, bununla birlikte vücudun harcayamayaca ğ ı kadar çok yeme, gıda tüketiminin artması birçok hastalı ğ a da sebep olmaktadır. Aşırı yeme-içmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan şişmanlık (obezite) her geçen gün artmaktadır. Uzmanlar ise şişmanlı ğ ın başka birçok hastalı ğ ın da sebebi oldu ğ unu söylemektedirler. Şişmanlık, başta kalp damar hastalıkları olmak üzere şeker hastalı ğ ının da oluşma riskini artırmaktadır. Yine uzmanlara göre, şişmanlık kansere ve depresyona sebep olabilmektedir. Eklem hastalıkları, artritler, bel fıtıkları şişman kişilerde daha çok görülmektedir. 1 (1)Şemsinur Özdemir, Do ğ ru Beslenmeyi Ö ğ renin, Ailem dergisi, sayı 134, 2005, s.19.

35 Alimler, “Efendimizin, mideyi üç şeyle doldurma konusundaki taksimini Hipokrat duymuş olsaydı, o taksimdeki inceli ğ e hayret ederdi” demişlerdir. Denilmiştir ki, hastalı ğ ın ilacı ikidir, birisi normal ilaç di ğ eri de perhizdir. Hz. Peygamber (s.a.v) de “Bütün şifaların başı perhizdir, az yemedir” buyurmuştur. Öyle ki, çok yiyenleri kâfirlere benzetmiş ve “Kâfir yedi mideye yer, mü’min ise bir mideye yer” buyurmuşlardır. (1) (1)Kurtubi, a.g.e., VII.192.

36 Müsrif insan hem kendi bütçesine, hem de topluma ekonomik yönden zarar verir. Çünkü israf hırsı körükler. Hırs ise kanaatsizli ğ e sevk eder. Kanaatsizlik insanın çalışma şevkini kırar, tembelli ğ e yöneltir. Bu sebeple üreticiler azalır, tüketiciler ço ğ alır. İ sraf, aynı zamanda şikâyet kapısının açılmasına sebep olur. Çünkü müsrif insanlar hiçbir zaman hallerinden memnun olmazlar. Ancak kanaatkar olan insan nimetin şükrünü bilebilir. Kanaatkar insan elindekiyle yetinmeyi ö ğ renir. Müsrif ise ne kadar kazanırsa o kadar harcar, bir gün kazandı ğ ı ikinci güne yetmez.

37 İ srafın fert ve devlet bütçesine nasıl zarar verdi ğ ini somut olarak görmek açısından Ankara Ticaret Odası’nın kendi internet sayfasında yayınladı ğ ı rapor oldukça dikkate de ğ erdir. Rapora göre Türkiye’de her gün 120 milyon ekmek üretilmekte ve bu ekmeklerin yaklaşık 12 milyonu israf edilmektedir. Türk halkı her yıl ekme ğ e 7 milyar dolar ödemekte, israf edilen kısmın ekonomik büyüklü ğ ü ise yıllık 700 milyon doları bulmaktadır. Buradan da israfın hem topluma ekonomik bir darbe hem de nimete karşı nasıl apaçık bir şükürsüzlük oldu ğ u daha iyi anlaşılmaktadır. 1 (1) Ankara Ticaret Odası,

38 İ sraf insanı şeytana kardeş yapar, ahiretini kaybettirir: Cenab-ı Hak, haddi aşıp müsriflik yapanları niçin helak etti ğ ini ise İ sra 26.âyette şöyle işaret etmiştir: “Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma.Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.” Yüce Allah (c.c) israfın kötü bir şey oldu ğ una bu âyette “saçıp savuranlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır” ifadesiyle dikkat çekmiştir. Buradaki ifadeyi “Onlar hem dünyada, hem de ahirette şeytanların arkadaşlarıdır” şeklinde anlamak mümkündür. Çünkü “Şeytan Rabbine karşı çok nankördür.” Onun Rabbine karşı nankör olması demek, bütün kabiliyetlerini, zamanını, Allah (c.c)’a isyan etme, fesad çıkartma, insanları istikametten uzaklaştırma hususunda kullanması demektir. İ şte bunun gibi Cenab-ı Hak’kın kendilerine mal ve makam verip de onu Allah (c.c)’ın rızasına muvafık olmayan yerlerde harcayan kişiler de Rabbine karşı nankörlük etmişlerdir. (1) (1)Fahruddin er-Razi, a.g.e., XIV.458;Mevdudi, a.g.e., III.105.

39 Onlar boş şeylere harcama yaparken de, kötü şeylere harcama yaparken de günah yolunda harcama yapmış olurlar. Şeytan nasıl nimetin hakkını vermiyorsa, onlar da şeytana arkadaşlık ederek nimetin hakkını vermezler. (1) Nimetin hakkı ise şükürdür. Şükretmemek ise nimetleri yalanlayıp, inkâr etmektir. Bu sebeple şükrün ölçüsü kanaattir, şükürsüzlü ğ ün ölçüsü ise israftır. Kul e ğ er nankör şeytanın kardeşi olup da hüsrana u ğ ramak istemiyorsa Allah (c.c)’ın nimet ve ihsanlarına karşı şükürle, kanaatle mukabelede bulunmak zorundadır. Elindeki bütün imkanları, hep onu anlatmaya, onu sevdirmeye, onu takdir etme ettirme, hep hak yolunda sarf etmeye mecburdur. (1)Seyyid Kutub, a.g.e., IX.309.

40 SONUÇ Genel olarak bakıldı ğ ında İ slâm’a göre şunlar israftır denilebilir: Gayr-ı meşru işlerde en küçük miktar da olsa harcamada bulunmak. Meşrû yollarda kendi kaynaklarının dışına taşmak ya da zevk için harcamada bulunmak. Allah için de ğ il de gösteriş için infakta bulunmak. (1) Herhangi bir şeyde haddi aşmak. Ne zaruret, ne ihtiyaç, ne de güzellik için olmayan fuzuli ve zararlı şeylere ömrünü, malını, elindeki nimetleri harcamak. (2) (1) Ebu’l- A’lâ Mevdûdî, Tefîmu’l- Kur’ân, (trcm. M. Kayıhan ve di ğ erleri) İ nsan Yay., İ st. 1996, III,601. (2)Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Azim Da ğ ıtım, İ st., 1971, VI.87, (Furkan, 67).

41 Bu dünya bir gün sona erecek ve her kul dünyada iken yaptıklarının tek tek hesabını verecektir. Hiç kimsenin o kaçınılmaz sondan kurtulması mümkün de ğ ildir. Hz. Peygamber’in (s.a.v) şu hadis-i şerifi, imtihanın ne derece çetin olaca ğ ı hususunda bizlere bir fikir vermektedir: “Kıyamet günü dört şeyden sual edilmedikçe, kulun ayakları (Rabbinin huzurundan) ayrılamaz; ömrünü nerede harcadı ğ ından, ne amelde bulundu ğ undan, malını nerede kazandı ğ ından ve nereye harcadı ğ ından, vücudunu nerede çürüttü ğ ünden.” Tirmizi’den bu konuda rivâyet edilen hadis-i şerifin başka tarîkinde ise bu dört şeye, gençli ğ ini nerede harcadı ğ ı da ilave edilmiştir. (1) (1) Tirmizî, Kıyamet 1, (2419).

42 Görüldü ğ ü üzere, Allah’ın kendisine verdi ğ i akıl nimetini güzel kullanamayıp, şeytanın vesveselerine uyarak kendi nefsinin esiri olan insanlar, bu dünyada kaybettikleri gibi âhiretteki imtihanda da kaybedeceklerdir. Şu kadar var ki, tevbe kapısı herkese açıktır. Günahı ne olursa olsun, samimi bir şekilde Allah’a yönelen, tövbe eden ve O’na teslim olan kullarına Allah da rahmetiyle muamele edecektir. Bu durum Kur’ân-ı Kerim’de şu şekilde ifade edilmektedir:

43 “De ki: “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, gafur ve rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır).” (Zümer,53) O halde Müslüman’a düşen öfkesinin, kininin ve şehevi arzularının esiri olmamak, davranışlarında orta yolu takip etmektir.

44 Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerim şu şekilde söylememiz hususunda bize ders vermektedir: “Ey bizim kerîm Rabbimiz, günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıklarımızı ( وَإِسْرَافَنَا ) affet! Ayaklarımızı hak yolda sabit kıl ve kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle.” ( Ȃ l-i İ mran,147)


"İSRAF Hazırlayan : Ayşegül ESKİKURT Serdivan Kazımpaşa Kur’an Kursu Öğreticisi." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları