Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

KUVATERNERDEKİ İKLİM DEĞİŞİMLERİNİN TÜRKİYE DOĞAL ORTAMI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ BEDİRYE YARAŞIR 200920106053.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "KUVATERNERDEKİ İKLİM DEĞİŞİMLERİNİN TÜRKİYE DOĞAL ORTAMI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ BEDİRYE YARAŞIR 200920106053."— Sunum transkripti:

1 KUVATERNERDEKİ İKLİM DEĞİŞİMLERİNİN TÜRKİYE DOĞAL ORTAMI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ BEDİRYE YARAŞIR

2 Kuvaterner’deki İklim Değişimlerinin Türkiye Doğal Ortamı Üzerindeki Etkileri BEDİRYE YARAŞIR

3 Doğal Ortam nedir? • Yeryüzünde insan elinin değmediği alan. • Organizmanın yaşayışını sürdürdüğü primer ortamdır. • Böyle alanlarda, iklim, arazi şekli ve toprak şartlarına göre canlılar (bitki ve hayvan) alana yerleşmekte ve bir denge kurmaktadır. Canlı ve cansız varlıkların oluşturduğu bu ortama yada çevreye doğal ortam denir. • Ekosistem ise doğal ortamın parçalarıdır.

4 Doğal Ortam Unsurları  Jeoloji  Jeomorfoloji  İklim  Hidrografya  Toprak  Flora  Fauna  Jeoloji  Jeomorfoloji  İklim  Hidrografya  Toprak  Flora  Fauna

5 Kuvaterner, İklim Değişimi, Türkiye ve Doğal Ortam Kuvaterner, İklim Değişimi, Doğal Ortam ve Türkiye

6 BUZUL VE BUZUL ARASI DÖNEMLERDE TÜRKİYE Dünya ortamlarının Kuvaterner’de özelliklede de Pleyistosen ve Holosen’de sık ve yoğun iklim değişimlerin etkisinde kalmış olması kaçınılmazdır.  Son buzul çağında (Würm) yüksek dağlık alanlar buzullarla örtülmüş, deniz yüzeyi günümüzden 100 m. kadar alçalmış, Türkiye’de soğuk ve kurak bir iklim egemen olmuştur. Dünya ortamlarının Kuvaterner’de özelliklede de Pleyistosen ve Holosen’de sık ve yoğun iklim değişimlerin etkisinde kalmış olması kaçınılmazdır.  Son buzul çağında (Würm) yüksek dağlık alanlar buzullarla örtülmüş, deniz yüzeyi günümüzden 100 m. kadar alçalmış, Türkiye’de soğuk ve kurak bir iklim egemen olmuştur.

7  Buzul arası dönemde ise, iklim deniz yüzeyini yükseltecek biçimde günümüzden daha yağışlı ve sıcaktır. Etkili biçimde toprak oluşumları yeniden gerçekleşirken, ormanlar da karaların içlerine doğru yayılmıştır. Dolayısıyla iklimde meydana gelen bu değişimler, Türkiye’de bitki örtüsü topluluklarının dağılımı ile toprak ve topografya özellikleri gibi doğal çevre koşullarını belirlemiştir.  Bu değişen koşullara bağlı olarak insanların yaşayış biçimleri ve kültürel etkinlikleri, kısacası doğal çevre koşulları ile insanlar arasındaki ilişkiler iklimdeki değişimlerden büyük ölçüde etkilenmiştir.  Buzul arası dönemde ise, iklim deniz yüzeyini yükseltecek biçimde günümüzden daha yağışlı ve sıcaktır. Etkili biçimde toprak oluşumları yeniden gerçekleşirken, ormanlar da karaların içlerine doğru yayılmıştır. Dolayısıyla iklimde meydana gelen bu değişimler, Türkiye’de bitki örtüsü topluluklarının dağılımı ile toprak ve topografya özellikleri gibi doğal çevre koşullarını belirlemiştir.  Bu değişen koşullara bağlı olarak insanların yaşayış biçimleri ve kültürel etkinlikleri, kısacası doğal çevre koşulları ile insanlar arasındaki ilişkiler iklimdeki değişimlerden büyük ölçüde etkilenmiştir.

8 • Kuvaterner’de meydana gelen iklim değişmelerinin,günümüz topografyasının şekillenmesinde,özellikle kıyı bölgelerindeki deltaların oluşumu ve gelişmesinde,bitki örtüsünün dağılışında,toprak oluşum süreçlerinde,ilk yerleşmelerin kurulup gelişmesinde,hayvanların evcilleştirilmesi ve kültür bitkilerinin tarımında yer yer önemli etkileri olmuştur. • Orta Kuşak’ta yer alan ülkemiz, Kuvaterner’de meydana gelen iklim değişmelerinden önemli ölçüde etkilenmiştir. • Bu dönemin başlıca etkilerini şöyle değerlendirebiliriz. • Kuvaterner’de meydana gelen iklim değişmelerinin,günümüz topografyasının şekillenmesinde,özellikle kıyı bölgelerindeki deltaların oluşumu ve gelişmesinde,bitki örtüsünün dağılışında,toprak oluşum süreçlerinde,ilk yerleşmelerin kurulup gelişmesinde,hayvanların evcilleştirilmesi ve kültür bitkilerinin tarımında yer yer önemli etkileri olmuştur. • Orta Kuşak’ta yer alan ülkemiz, Kuvaterner’de meydana gelen iklim değişmelerinden önemli ölçüde etkilenmiştir. • Bu dönemin başlıca etkilerini şöyle değerlendirebiliriz.

9 Buzullaşma : • Bu dönemde Anadolu’nun kıyı kesimindeki dağlarda m’nin, karasallıktan dolayı İç Anadolu ve Doğu Anadolu’daki dağların m’den yüksek kesimleri buzullarla kaplanmıştır (Bu sınır Mescit ve Mercan dağlarında 2750 m, Ağrı ve Süphan dağlarında 3000 m’yi aşmaktadır). • Örneğin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde batıda Giresun Dağlarından başlayarak doğuda Kaçkar dağlarına kadar olan alanda 300 km’lik bir kuşak buzullar tarafından kaplanmıştır. • Burada buzullaşmaya uğrayan başlıca dağlar, Giresun Dağları(Karagöl Dağı), Altıparmak, Üçdoruk, ve Kaçkar dağlarıdır. • Batı Anadolu’da Uludağ, Akdeniz kıyı kuşağında Akdağ,Honaz,Barla dağları,Sultan dağları, Bolkar ve Aladağlar, Güneydoğu Toroslarda Buzul dağları, iç kesimlerde Erciyes, Munzur Dağları ve Ağrı Dağı takke şeklindeki buzullarla kaplanmıştır. • Doğu Karadeniz dağ kuşağını kaplayan buzullar, vadiler boyunca yer yer m’ye kadar inmiştir. • Mercan (Munzur) Dağlarında 130 km uzunlukta ve km genişlikte bir alanın buzullarla kaplanmasıyla buzul topografyasına ait şekiller oluşmuştur. Bu nedenle Mercan Dağlarında da çok sayıda sirk gölü ve tekne vadiler yer almaktadır.

10 Sat dağıGavur Dağları Cilo Dağı Altıparmak Dağları Bolkar Dağları Aladağlar Rize Dağları Giresun Dağları

11 Deniz seviyesindeki çekilme : • Marmara Denizi’nin üçte ikisi, özellikle Batı Anadolu’daki kıyı kesiminin bir bölümü kara haline gelmiştir. Deniz seviyesinin çekilmesine bağlı olarak Marmara, Ege ve Akdeniz’e dökülen akarsuların boyları uzanmıştır. Örneğin Gediz Nehri, günümüzde İzmir Körfezi’nin km kadar batısında Karaburun dolaylarında denize kavuşmuştur. • Deniz seviyesindeki çekilmeye bağlı olarak akarsular yataklarını derinleştirerek kıyıya yakın yüksek alanlarda yer yer dar ve derin vadiler açmıştır. Bu dönemde oluşan deltalar, günümüzde deniz altında yer almakta olup çoğunlukla kıta sahalıkları üzerindedir. • Anadolu’nun iç kesimlerinde genel olarak buharlaşmanın azalmasından ve çevredeki yüksek yerlerden gelen kar ve buz sularının etkisiyle bazı kapalı havzalarımızda göller oluşurken, buradaki göllerin seviyesi yükselmiştir. • Marmara Denizi’nin üçte ikisi, özellikle Batı Anadolu’daki kıyı kesiminin bir bölümü kara haline gelmiştir. Deniz seviyesinin çekilmesine bağlı olarak Marmara, Ege ve Akdeniz’e dökülen akarsuların boyları uzanmıştır. Örneğin Gediz Nehri, günümüzde İzmir Körfezi’nin km kadar batısında Karaburun dolaylarında denize kavuşmuştur. • Deniz seviyesindeki çekilmeye bağlı olarak akarsular yataklarını derinleştirerek kıyıya yakın yüksek alanlarda yer yer dar ve derin vadiler açmıştır. Bu dönemde oluşan deltalar, günümüzde deniz altında yer almakta olup çoğunlukla kıta sahalıkları üzerindedir. • Anadolu’nun iç kesimlerinde genel olarak buharlaşmanın azalmasından ve çevredeki yüksek yerlerden gelen kar ve buz sularının etkisiyle bazı kapalı havzalarımızda göller oluşurken, buradaki göllerin seviyesi yükselmiştir.

12 • Göllerdeki seviye yükselmesi, şimdiki seviyesine göre Burdur ve Tuz göllerinde 110 m, Acıgöl ve Eber göllerinde 35 m, Akşehir Gölü’nde 42 m olmuştur. • Akşehir ve Eber gölleri birleşmiştir. • Ayrıca, Konya-Ereğli arasında uzunluğu 100 km’ye ulaşan ve genişliği km’ye varan bir gölde meydana gelmiştir. Bu göllerin kenarlarındaki kayalıklardan oluşan derin kesimlerde dalgaların aşındırmasıyla falezler oluşmuştur. Buna örnek olarak Akşehir Gölü’nün kuzey ve Konya Ovası’nın kuzeybatı ve Burdur Gölü’nün doğu ve batısındaki falezler verilebilir. • Kapalı havzalardaki göllere dökülen akarsular,tipik deltalar oluşturmuştur. • Göllerdeki seviye yükselmesi, şimdiki seviyesine göre Burdur ve Tuz göllerinde 110 m, Acıgöl ve Eber göllerinde 35 m, Akşehir Gölü’nde 42 m olmuştur. • Akşehir ve Eber gölleri birleşmiştir. • Ayrıca, Konya-Ereğli arasında uzunluğu 100 km’ye ulaşan ve genişliği km’ye varan bir gölde meydana gelmiştir. Bu göllerin kenarlarındaki kayalıklardan oluşan derin kesimlerde dalgaların aşındırmasıyla falezler oluşmuştur. Buna örnek olarak Akşehir Gölü’nün kuzey ve Konya Ovası’nın kuzeybatı ve Burdur Gölü’nün doğu ve batısındaki falezler verilebilir. • Kapalı havzalardaki göllere dökülen akarsular,tipik deltalar oluşturmuştur.

13 Şekil 1 : Türkiye’nin paleocoğrafikharitası

14 Toprak oluşumu : • Son Buzul Çağı’nda toprak oluşumu önemli ölçüde durmuştur. • Bunun esas nedeni, Anadolu’nun iç kesimlerinde soğuk ve kurak iklim koşullarının hüküm sürmesidir. • Toprak oluşum süreci, kıyı bölgelerindeki kısmen nemli iklim koşullarında devam etmiştir. • Anadolu genelinde hüküm süren soğuk ve kurak iklim koşullarında rüzgâr faaliyetleri etkin olmuştur. • Konya Havzası’nda günümüzden yılları arasında da rüzgâr faaliyetine bağlı olarak oluşan kumullardan ve göllerin kenarlarında oluşan falezler ile toprakların içerisinde bulunan eoliyan malzemelerden bu durum anlaşılmaktadır. • Son Buzul Çağı’nda toprak oluşumu önemli ölçüde durmuştur. • Bunun esas nedeni, Anadolu’nun iç kesimlerinde soğuk ve kurak iklim koşullarının hüküm sürmesidir. • Toprak oluşum süreci, kıyı bölgelerindeki kısmen nemli iklim koşullarında devam etmiştir. • Anadolu genelinde hüküm süren soğuk ve kurak iklim koşullarında rüzgâr faaliyetleri etkin olmuştur. • Konya Havzası’nda günümüzden yılları arasında da rüzgâr faaliyetine bağlı olarak oluşan kumullardan ve göllerin kenarlarında oluşan falezler ile toprakların içerisinde bulunan eoliyan malzemelerden bu durum anlaşılmaktadır.

15 Bitki örtüsü: • Son Buzul Çağı’nın en önemli özelliklerinden biri de o zamanki iklim koşullarını yansıtan bitki topluluklarıdır. Genel bir ifade ile denilebilir ki, soğuk ve kurak iklim koşullarından dolayı Anadolu’nun iç kesimindeki alçak alanlar bozkırlarla kaplanmıştır. • Kuzey Anadolu ve Toros Dağları ile İç Anadolu’nun yüksek kesimlerinde Avrupa-Sibirya Bitki Coğrafyası Bölgesi’ne ait olan ve günümüzde tayga ormanlarını oluşturan sarıçam ve huş ormanları yaygınlaşmıştır. • Sarıçam ve ladin ormanları, Karadeniz kıyısına kadar inmiştir. • Akdeniz kökenli bitkiler ise Ege ve Akdeniz kıyılarının alçak alanlarında ve güneye bakan alt yamaçlarda yaygınlaşmıştır. • Son Buzul Çağı’nın en önemli özelliklerinden biri de o zamanki iklim koşullarını yansıtan bitki topluluklarıdır. Genel bir ifade ile denilebilir ki, soğuk ve kurak iklim koşullarından dolayı Anadolu’nun iç kesimindeki alçak alanlar bozkırlarla kaplanmıştır. • Kuzey Anadolu ve Toros Dağları ile İç Anadolu’nun yüksek kesimlerinde Avrupa-Sibirya Bitki Coğrafyası Bölgesi’ne ait olan ve günümüzde tayga ormanlarını oluşturan sarıçam ve huş ormanları yaygınlaşmıştır. • Sarıçam ve ladin ormanları, Karadeniz kıyısına kadar inmiştir. • Akdeniz kökenli bitkiler ise Ege ve Akdeniz kıyılarının alçak alanlarında ve güneye bakan alt yamaçlarda yaygınlaşmıştır.

16 Holosen-İklim Değişimi-Doğal Ortam

17 Holosen • Dördüncü Jeolojik Zaman’ın son çağı olan ve günümüz olarak da adlandırılan Holosen, günümüzden yaklaşık yıl önce başlamıştır. • Holosen’in Klimatik Optimum Dönemi ise 8000±1000 olarak belirtilmektedir. • Bu dönemin en önemli özelliği yağış ve sıcaklığın artarak günümüz iklim koşullarının oluşmaya başlamasıdır. • İnsanın doğaya egemen olmaya başladığı ve insan etkisinin ve dolayısıyla ortam sorunlarının ortaya çıktığı bir dönem olarak da adlandırılabilir. • Holosen Dönemi’nin başlıca özellikleri şöyle özetlenebilir. • Dördüncü Jeolojik Zaman’ın son çağı olan ve günümüz olarak da adlandırılan Holosen, günümüzden yaklaşık yıl önce başlamıştır. • Holosen’in Klimatik Optimum Dönemi ise 8000±1000 olarak belirtilmektedir. • Bu dönemin en önemli özelliği yağış ve sıcaklığın artarak günümüz iklim koşullarının oluşmaya başlamasıdır. • İnsanın doğaya egemen olmaya başladığı ve insan etkisinin ve dolayısıyla ortam sorunlarının ortaya çıktığı bir dönem olarak da adlandırılabilir. • Holosen Dönemi’nin başlıca özellikleri şöyle özetlenebilir.

18 Buzulların erimeye başlaması ve deniz seviyesinin yükselmesi : • Günümüzden yaklaşık bin yıl önce buzullar erimeye başlamasıyla deniz seviyesi yavaş yavaş yükselmiştir. Ülkemizde yüksek dağlardaki buzulların eriyerek hareket etmesiyle buzul topoğrafyasına ait sirkler, tekne vadiler, cilâlı ve hörgüç kayalar oluşmuş, buzulların sürüklediği morenler, dağların yüksek kesimlerindeki az eğimli alanlarda birikmiştir. • Doğu Karadeniz Dağlarında özellikle Kaçkar, Karagöl(Giresun), Mescit, Yalnızçam, Mercan (Munzur) dağlarında, Toros dağ kuşağında Akdağ, Bolkar ve Aladağlar ile Güneydoğu Toroslardaki Buzul Dağları üzerinde ki sirkler, sirk gölleri, tekne vadiler oluşmuştur. Ayrıca buzul topoğrafyası şekilleri Uludağ, Erciyes dağları ile Sultan dağları, Dedegöl, Barla, Süphan ve Ağrı dağları üzerinde de meydana gelmiştir. • Buzulların aşındırmasıyla oluşan en önemli şekillerden tekne vadilerin uzunluğu Kaçkar dağlarında 3-7 km, Göller (Hunut) Dağı’nda 4,5- 10,5 km, Üçdoruk Dağı’nda 3,5- 10 km, Altıparmak Dağı’nda 4-8,5 km arasında değişmektedir. Mercan dağları üzerinde 10km’den fazla uzunlukta olan buzul vadileri tespit edilmiştir. • Günümüzden yaklaşık bin yıl önce buzullar erimeye başlamasıyla deniz seviyesi yavaş yavaş yükselmiştir. Ülkemizde yüksek dağlardaki buzulların eriyerek hareket etmesiyle buzul topoğrafyasına ait sirkler, tekne vadiler, cilâlı ve hörgüç kayalar oluşmuş, buzulların sürüklediği morenler, dağların yüksek kesimlerindeki az eğimli alanlarda birikmiştir. • Doğu Karadeniz Dağlarında özellikle Kaçkar, Karagöl(Giresun), Mescit, Yalnızçam, Mercan (Munzur) dağlarında, Toros dağ kuşağında Akdağ, Bolkar ve Aladağlar ile Güneydoğu Toroslardaki Buzul Dağları üzerinde ki sirkler, sirk gölleri, tekne vadiler oluşmuştur. Ayrıca buzul topoğrafyası şekilleri Uludağ, Erciyes dağları ile Sultan dağları, Dedegöl, Barla, Süphan ve Ağrı dağları üzerinde de meydana gelmiştir. • Buzulların aşındırmasıyla oluşan en önemli şekillerden tekne vadilerin uzunluğu Kaçkar dağlarında 3-7 km, Göller (Hunut) Dağı’nda 4,5- 10,5 km, Üçdoruk Dağı’nda 3,5- 10 km, Altıparmak Dağı’nda 4-8,5 km arasında değişmektedir. Mercan dağları üzerinde 10km’den fazla uzunlukta olan buzul vadileri tespit edilmiştir.

19 • Deniz seviyesinin yükselmesiyle, Son Buzul Çağı’nda tatlı su gölü halinde olan Karadeniz’e, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı aracılığı ile Akdeniz’in tuzlu suları ulaşmış ve günümüzde yaklaşık 3000 yıl kadar önce Karadeniz’in suları bugünkü tuzluluk seviyesine ulaşmıştır. Buna Karadeniz’in Mediteranizasyonu da denir. Bunun sonucu olarak tatlı su ortamında yaşayan canlıların tamamına yakın bölümü, Karadeniz’in tuzlu su ortamına geçmesiyle ölmüştür. • Günümüzde Karadeniz tabanında tatlı su ortamında yaşamış olan canlıların parçalanmasıyla suya bol miktarda mineral madde ve kükürtlü hidrojen gazı karışmaktadır. Mineral madde bakımından zengin olan Karadeniz’de balıkların besin maddesi olan bol miktarda plankton üremektedir. Bu durum ise denizdeki balık prodüktivitesini artırmaktadır. • Deniz seviyesinin yükselmesiyle, Son Buzul Çağı’nda tatlı su gölü halinde olan Karadeniz’e, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı aracılığı ile Akdeniz’in tuzlu suları ulaşmış ve günümüzde yaklaşık 3000 yıl kadar önce Karadeniz’in suları bugünkü tuzluluk seviyesine ulaşmıştır. Buna Karadeniz’in Mediteranizasyonu da denir. Bunun sonucu olarak tatlı su ortamında yaşayan canlıların tamamına yakın bölümü, Karadeniz’in tuzlu su ortamına geçmesiyle ölmüştür. • Günümüzde Karadeniz tabanında tatlı su ortamında yaşamış olan canlıların parçalanmasıyla suya bol miktarda mineral madde ve kükürtlü hidrojen gazı karışmaktadır. Mineral madde bakımından zengin olan Karadeniz’de balıkların besin maddesi olan bol miktarda plankton üremektedir. Bu durum ise denizdeki balık prodüktivitesini artırmaktadır.

20 Toprak Oluşumu : • Günümüz iklim koşullarının başlamasıyla toprak oluşum süreçleri iklim bölgelerine göre değişmeye başlamıştır. Yağışların fazla olduğu ve sıcaklık koşullarının orta derecede olduğu Karadeniz kıyı kuşağında asitleşmenin ön planda olduğu toprak oluşum süreci görülmektedir. Akdeniz ikliminin etkili olduğu Ege ve Akdeniz bölgelerinin büyük bölümünde toprakların kırmızı renk almasında etkili olan lateritleşme süreci ön plana çıkmıştır. İç bölgelerimizdeki karasal ve yarı nemli, yarı kurak iklim koşullarında ise toprağın alt katında kirecin biriktiği kalsifikasyon veya kireçlenme süreci başlamıştır. • Günümüz koşullarına göre oluşan bu topraklar, bazı yerlerde daha önceki toprakların üzerinde yer almaktadır. Örneğin Güneydoğu Anadolu’daki Dicle ve Fırat nehirlerinin kenarlarındaki düzlük alanlarda daha önce biriken kumlu ve çakıllı depolar üzerinde oluşan topraklardan taşınan bol miktardaki karbonat bileşikleri, altta bulunan toprakların üst katını kireçlemektedir. • Günümüz iklim koşullarının başlamasıyla toprak oluşum süreçleri iklim bölgelerine göre değişmeye başlamıştır. Yağışların fazla olduğu ve sıcaklık koşullarının orta derecede olduğu Karadeniz kıyı kuşağında asitleşmenin ön planda olduğu toprak oluşum süreci görülmektedir. Akdeniz ikliminin etkili olduğu Ege ve Akdeniz bölgelerinin büyük bölümünde toprakların kırmızı renk almasında etkili olan lateritleşme süreci ön plana çıkmıştır. İç bölgelerimizdeki karasal ve yarı nemli, yarı kurak iklim koşullarında ise toprağın alt katında kirecin biriktiği kalsifikasyon veya kireçlenme süreci başlamıştır. • Günümüz koşullarına göre oluşan bu topraklar, bazı yerlerde daha önceki toprakların üzerinde yer almaktadır. Örneğin Güneydoğu Anadolu’daki Dicle ve Fırat nehirlerinin kenarlarındaki düzlük alanlarda daha önce biriken kumlu ve çakıllı depolar üzerinde oluşan topraklardan taşınan bol miktardaki karbonat bileşikleri, altta bulunan toprakların üst katını kireçlemektedir.

21 Fatik ve Tektek Dağları Çevrili Harran Ovasından Bir Görünüm  Harran ovasını çevreleyen dağlarda gelişmiş olan topraklar, çamur akması şeklinde Harran ovasına doğru akmış ve ovanın kenarında çökelmiştir. Bu süreç Kuvaterner’in gökgürültülü sağanak döneminde olmuştur. Fatik ve Tektek Dağları Çevrili Harran Ovasından Bir Görünüm

22 ANADOLU’NUN PALEOSOLLERİ VE PROFİL ÖZELLİKLERİ.

23 Paleosollere ilişkin değerlendirme  Eldeki bu veriler iklim değişimleri bakımından göz önüne alınırsa: 1) Gömülü topraklar günümüzden daha nemli bir iklimde oluşmuştur, 2) Kırmızı topraklar ve çökeller günümüzde olduğundan daha sıcak ve yağışlı bir iklimde gelişmiştir, 3) Çamur akmaları Pleyistosen’in yağmurlu geçen bir döneminde olmuştur, 4) Çakıllı çökeller Pleyistosen’in afet niteliğinde veya yağmurlu bir döneminin sonucu olarak birikmiştir, 5)Kalkret oluşumu ve karbonat birikim düzeyleri Pleyistosen’in kurak bir döneminde gelişmiş olabilir. 6) Gömülü topraklar, ikincil kireçlenme ve kalkret oluşumlarının buzularası dönemler sırasında gelişmiş olabileceği söylenebilir.  Eldeki bu veriler iklim değişimleri bakımından göz önüne alınırsa: 1) Gömülü topraklar günümüzden daha nemli bir iklimde oluşmuştur, 2) Kırmızı topraklar ve çökeller günümüzde olduğundan daha sıcak ve yağışlı bir iklimde gelişmiştir, 3) Çamur akmaları Pleyistosen’in yağmurlu geçen bir döneminde olmuştur, 4) Çakıllı çökeller Pleyistosen’in afet niteliğinde veya yağmurlu bir döneminin sonucu olarak birikmiştir, 5)Kalkret oluşumu ve karbonat birikim düzeyleri Pleyistosen’in kurak bir döneminde gelişmiş olabilir. 6) Gömülü topraklar, ikincil kireçlenme ve kalkret oluşumlarının buzularası dönemler sırasında gelişmiş olabileceği söylenebilir.

24 Bitki Örtüsü : • Günümüzdeki bitki örtüsünün dağılışını, Holosen başlarından itibaren etkili olan iklim koşulları belirlemektedir. • Yaklaşık 8000 yıl önceden itibaren günümüzdeki bitki örtüsü kuşakları oluşmuştur. • Son buzul döneminden Doğu Karadeniz kıyısına kadar inen sarıçam ve ladin gibi soğuk dönemde yetişen bitkiler yavaş yavaş yükseklere doğru çekilirken, bunların yerlerini adeta kıyı bölgesindeki kuytu alanlara yerleşen kayın, ıhlamur, akçaağaç, kızılağaç, meşe gibi ağaçlardan oluşan geniş yapraklı ormanlar almaya başlamıştır. • Çoruh vadisi, Erbaa-Niksar, Tosya-Kargı gibi Karadeniz ardı olukların taban kesimlerinde bulunan Akdeniz kökenli bitkiler, bulundukları alanları genişletmişlerdir. • Günümüzdeki bitki örtüsünün dağılışını, Holosen başlarından itibaren etkili olan iklim koşulları belirlemektedir. • Yaklaşık 8000 yıl önceden itibaren günümüzdeki bitki örtüsü kuşakları oluşmuştur. • Son buzul döneminden Doğu Karadeniz kıyısına kadar inen sarıçam ve ladin gibi soğuk dönemde yetişen bitkiler yavaş yavaş yükseklere doğru çekilirken, bunların yerlerini adeta kıyı bölgesindeki kuytu alanlara yerleşen kayın, ıhlamur, akçaağaç, kızılağaç, meşe gibi ağaçlardan oluşan geniş yapraklı ormanlar almaya başlamıştır. • Çoruh vadisi, Erbaa-Niksar, Tosya-Kargı gibi Karadeniz ardı olukların taban kesimlerinde bulunan Akdeniz kökenli bitkiler, bulundukları alanları genişletmişlerdir.

25 • Bazı kesimlerde Avrupa-Sibirya ve Akdeniz kökenli bitkilerin bir arada bulunması, günümüz iklim koşullarında bitkilerin henüz kendi doğal ortamlarına yeterince çekilmediklerini göstermektedir. • Örneğin Artvin-Borçka arasındaki Çoruh vadisinin alçak kesimlerinde Akdeniz kökenli sandal (Arbutusandrahne), kocayemiş (Arbutusunedo), melengiç( Pistaciaterebinthus), sumak (Rhuscoriaria) gibi bitkilerle Avrupa-Sibirya kökenli sarıçamlar (Pinussylvestris) bir arada bulunmaktadır. Bu durum, daha önceki soğuk dönemde sarıçamların Çoruh vadisinin taban kesime kadar yayıldığını, günümüz iklim koşullarında ise bazı alanlarda anklav şeklinde kaldığını göstermektedir. • Aynı durum Karadeniz kıyısında Çamburnu mevkiinde de görülmektedir. Burada geniş yapraklı nemli ılıman bölgesindeki sarıçamların varlığı, bu ağaçların Son Buzul Çağı’nda kıyı kesimine kadar ilerlediğini kanıtlamaktadır. • Bazı kesimlerde Avrupa-Sibirya ve Akdeniz kökenli bitkilerin bir arada bulunması, günümüz iklim koşullarında bitkilerin henüz kendi doğal ortamlarına yeterince çekilmediklerini göstermektedir. • Örneğin Artvin-Borçka arasındaki Çoruh vadisinin alçak kesimlerinde Akdeniz kökenli sandal (Arbutusandrahne), kocayemiş (Arbutusunedo), melengiç( Pistaciaterebinthus), sumak (Rhuscoriaria) gibi bitkilerle Avrupa-Sibirya kökenli sarıçamlar (Pinussylvestris) bir arada bulunmaktadır. Bu durum, daha önceki soğuk dönemde sarıçamların Çoruh vadisinin taban kesime kadar yayıldığını, günümüz iklim koşullarında ise bazı alanlarda anklav şeklinde kaldığını göstermektedir. • Aynı durum Karadeniz kıyısında Çamburnu mevkiinde de görülmektedir. Burada geniş yapraklı nemli ılıman bölgesindeki sarıçamların varlığı, bu ağaçların Son Buzul Çağı’nda kıyı kesimine kadar ilerlediğini kanıtlamaktadır.

26 • Akdeniz iklim Bölgesi’nin kıyı kesiminde Akdeniz bitki topluluklarının egemen olduğu görülmektedir. Ancak bu bölgenin iç ve yüksek kesimlerine doğru sarıçamlardan oluşan bazı Avrupa-Sibirya kökenli bitkiler bulunmaktadır. Buna örnek olarak Kütahya, Murat Dağı ve Ceyhan nehri havzasının yukarı kesimlerindeki sarıçamlar verilebilir. • İç Anadolu’ya gelince Son Buzul Çağı’nda Artemisia’ların yaygın olduğu bozkırlarla kaplı olan İç Anadolu’nun yüksek kesimlerinde sarıçam topluluları yayılmıştır. Ancak günümüz iklim koşullarında bozkırlar ve kurakçıl ormanlar, Anadolu’nun iç kesimlerini kaplamıştır. Soğuk iklim döneminde yetişen sarıçamlar, günümüzde Akdağ Madeni çevresi ile Pınarbaşı mevkiinde görülmektedir(Şekil:2) • Akdeniz iklim Bölgesi’nin kıyı kesiminde Akdeniz bitki topluluklarının egemen olduğu görülmektedir. Ancak bu bölgenin iç ve yüksek kesimlerine doğru sarıçamlardan oluşan bazı Avrupa-Sibirya kökenli bitkiler bulunmaktadır. Buna örnek olarak Kütahya, Murat Dağı ve Ceyhan nehri havzasının yukarı kesimlerindeki sarıçamlar verilebilir. • İç Anadolu’ya gelince Son Buzul Çağı’nda Artemisia’ların yaygın olduğu bozkırlarla kaplı olan İç Anadolu’nun yüksek kesimlerinde sarıçam topluluları yayılmıştır. Ancak günümüz iklim koşullarında bozkırlar ve kurakçıl ormanlar, Anadolu’nun iç kesimlerini kaplamıştır. Soğuk iklim döneminde yetişen sarıçamlar, günümüzde Akdağ Madeni çevresi ile Pınarbaşı mevkiinde görülmektedir(Şekil:2)

27 Şekil 2 : Anadolunun Holosendeki paleocoğrafya haritası

28 Yerleşme: • Anadolu’da ilk yerleşmeler; Şanlıurfa Göbekli Tepe(10.000) Ergani’nin güneybatısındaki Çayönü, Göller Yöresi ve Konya Ovasının güney kesiminde kurulmuştur. • Neolitik yerleşme yeri olarak kaydedilen bu yerleşmeler, günümüz iklim koşullarının belirmeye başlaması ile Akdeniz kıyılarındaki mağaralarda yaşayan insanlar, kuzeye doğru ilerleyerek buradaki dağ ile göllerin çekildikleri yerler arasında ilk yerleşmeleri kurmaya başlamışlardır. • Anadolu’da ilk yerleşmeler; Şanlıurfa Göbekli Tepe(10.000) Ergani’nin güneybatısındaki Çayönü, Göller Yöresi ve Konya Ovasının güney kesiminde kurulmuştur. • Neolitik yerleşme yeri olarak kaydedilen bu yerleşmeler, günümüz iklim koşullarının belirmeye başlaması ile Akdeniz kıyılarındaki mağaralarda yaşayan insanlar, kuzeye doğru ilerleyerek buradaki dağ ile göllerin çekildikleri yerler arasında ilk yerleşmeleri kurmaya başlamışlardır.

29 • Yerleşmelerin buralarda kurulmasının en önemli nedenleri, göl ve akarsulardan su temin edilmesi, dağlık kesimlerden odun sağlanması ve avcılık yapılması, göllerin kenarlarındaki düz alanların tarıma uygun olmasıdır. Başka bir ifade ile göllerin kenarlarındaki yerler tarım, avcılık ve diğer etkinlikler için son derece uygun alanlardır. • Günümüzden 9000 yıl önce kurulan bu yerleşmelere örnek olarak Çumra yakınındaki Çatalhöyük, Beyşehir gölü civarındaki Süberde, Burdur Gölü yakınındaki Hacılar, Tuz Gölü’ne dökülen Melendiz Çayı kıyısındaki Aşıklı höyük yerleşmeleri verilebilir. • Yerleşmelerin buralarda kurulmasının en önemli nedenleri, göl ve akarsulardan su temin edilmesi, dağlık kesimlerden odun sağlanması ve avcılık yapılması, göllerin kenarlarındaki düz alanların tarıma uygun olmasıdır. Başka bir ifade ile göllerin kenarlarındaki yerler tarım, avcılık ve diğer etkinlikler için son derece uygun alanlardır. • Günümüzden 9000 yıl önce kurulan bu yerleşmelere örnek olarak Çumra yakınındaki Çatalhöyük, Beyşehir gölü civarındaki Süberde, Burdur Gölü yakınındaki Hacılar, Tuz Gölü’ne dökülen Melendiz Çayı kıyısındaki Aşıklı höyük yerleşmeleri verilebilir.

30 Şekil 3 : Bazı palolitik ve neolitik yerleşmelerin kuruluş yerlerinin doğal ortam üzerindeki etkilerini gösteren şematik profiller

31 • Örneğin günümüzden 3-4 bin yıl önce Beyşehir Yöresi’nde meşelerin tahrip edilmesiyle bozkır bitkilerinin yaygınlaşmaya başladığı ve Plantago, Pistacia (fıstık), Quercus (meşe), Juniperuis (ardıç), Platanus (çınar), Artemisia (yavşanotu) gibi ağaç, ağaççık ve otsuların yaygınlaştığı polen verilerinden anlaşılmaktadır. • Ayrıca burada zeytin, kestane, asma, dişbudak gibi kültür bitkileride yetiştirilmiştir. • Çayönü neolitik yerleşmesinde günümüzden yaklaşık yıl önce bakırın ergitilmesiyle çevredeki meşe ormanlarının önemli bir bölümü tahrip edilmiştir. • İnsanların tahribatı zamanla İç, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaygınlaşmaya başlamıştır. • Örneğin günümüzden 3-4 bin yıl önce Beyşehir Yöresi’nde meşelerin tahrip edilmesiyle bozkır bitkilerinin yaygınlaşmaya başladığı ve Plantago, Pistacia (fıstık), Quercus (meşe), Juniperuis (ardıç), Platanus (çınar), Artemisia (yavşanotu) gibi ağaç, ağaççık ve otsuların yaygınlaştığı polen verilerinden anlaşılmaktadır. • Ayrıca burada zeytin, kestane, asma, dişbudak gibi kültür bitkileride yetiştirilmiştir. • Çayönü neolitik yerleşmesinde günümüzden yaklaşık yıl önce bakırın ergitilmesiyle çevredeki meşe ormanlarının önemli bir bölümü tahrip edilmiştir. • İnsanların tahribatı zamanla İç, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaygınlaşmaya başlamıştır.

32 DOĞAL ÇEVRE ÜZERİNDE İNSAN ETKİSİNİN SONUÇLARI (ORMANLARIN BOZULMASI – KARALARDA OTLATMA VE AŞINMA)  Yabani hayvanların evcilleştirilmesi, yabani tahıllardan ve bakliyattan yararlanılması ile birlikte özellikle çayırlarda ve ormanlarda aşırı otlatmanın, ormanlardan ciddi ölçüde yararlanılan ve ayrıca orman yangınları ile yanlış arazi kullanım sistemlerinin uygulandığı yerlerde topraklar azalmaya yüz tutmuştur.  Erken Holosen’de yarı doğal görünümün kademeli olarak Akdeniz’in tarım otlaklarına dönüşmesi ile birlikte bu benzersiz karşılıklı fiziksel, biyolojik ve kültürel özelliklerin adaptasyonu ve ortaklaşa evrimin yerini dereceli olarak tek taraflı insan egemenliği almıştır.  Yabani hayvanların evcilleştirilmesi, yabani tahıllardan ve bakliyattan yararlanılması ile birlikte özellikle çayırlarda ve ormanlarda aşırı otlatmanın, ormanlardan ciddi ölçüde yararlanılan ve ayrıca orman yangınları ile yanlış arazi kullanım sistemlerinin uygulandığı yerlerde topraklar azalmaya yüz tutmuştur.  Erken Holosen’de yarı doğal görünümün kademeli olarak Akdeniz’in tarım otlaklarına dönüşmesi ile birlikte bu benzersiz karşılıklı fiziksel, biyolojik ve kültürel özelliklerin adaptasyonu ve ortaklaşa evrimin yerini dereceli olarak tek taraflı insan egemenliği almıştır.

33  Geniş ölçekli Cilalı Taş Çağı tarımının ekili alanlara ve hayvancılığa bırakılmasıyla bu süreç başlamıştır. Bu, düzlüklerde ve eteklerde yer alan ilksel / doğal bitki örtüsünün bozulmasına ve sonuçta ciddi toprak aşınmasıyla sonuçlanmıştır.  Yamaçlarda bulunan ağaçların ve çalılıkların kökünden kesilmelerini sağlayan demir aletlerin bulunduğu birkaç bin yıl sonrasında aşınma doruk noktaya ulaştı. Bu olay aşınmayla birlikte toprakların bozulmasına neden oldu.  Hayvancılık insan yaşamında önemli bir yere sahipti, ancak çevre üzerindeki etkisi azdır. Doğal bitki örtüsünün bozulması ise ikincil yada geri çekilen bitki örtüsüyle açıklanmaktadır.  Geniş ölçekli Cilalı Taş Çağı tarımının ekili alanlara ve hayvancılığa bırakılmasıyla bu süreç başlamıştır. Bu, düzlüklerde ve eteklerde yer alan ilksel / doğal bitki örtüsünün bozulmasına ve sonuçta ciddi toprak aşınmasıyla sonuçlanmıştır.  Yamaçlarda bulunan ağaçların ve çalılıkların kökünden kesilmelerini sağlayan demir aletlerin bulunduğu birkaç bin yıl sonrasında aşınma doruk noktaya ulaştı. Bu olay aşınmayla birlikte toprakların bozulmasına neden oldu.  Hayvancılık insan yaşamında önemli bir yere sahipti, ancak çevre üzerindeki etkisi azdır. Doğal bitki örtüsünün bozulması ise ikincil yada geri çekilen bitki örtüsüyle açıklanmaktadır.

34 Sonuç olarak … • Pleistosen sonu ve Kuvaterner başlarındaki iklim değişmelerinin, Türkiye’nin morfolojisi, ilk yerleşmelerin kurulması, toprak ve bitki örtüsü üzerinde önemli etkisi olmuştur. • Pleistosen’in son dönemine rastlayan günümüzde ortalama 20 bin yıl önceki Son Buzul Çağ’ında (Würm Glasiyali) azalan yağış ve sıcaklığa bağlı olarak, kıyı kesimindeki dağlarımızın 2400m’yi aşan kesimlerinde, özellikle kuzeye bakan yamaçlarında buzullaşmalar meydana gelmiştir. • Doğu Karadeniz Dağları (Giresun, Gümüşhane, Soğanlı, Mescit, Kaçkar Dağları), Batı ve Orta Toros Dağları (Akdağ,Bolkar dağları,Aladağlar, Dedegöl dağları) ile Güneydoğu Toroslardaki Buzul Dağında buzulların aşındırması ile çok sayıda sirk ve tekne vadiler oluşmuştur. • Pleistosen sonu ve Kuvaterner başlarındaki iklim değişmelerinin, Türkiye’nin morfolojisi, ilk yerleşmelerin kurulması, toprak ve bitki örtüsü üzerinde önemli etkisi olmuştur. • Pleistosen’in son dönemine rastlayan günümüzde ortalama 20 bin yıl önceki Son Buzul Çağ’ında (Würm Glasiyali) azalan yağış ve sıcaklığa bağlı olarak, kıyı kesimindeki dağlarımızın 2400m’yi aşan kesimlerinde, özellikle kuzeye bakan yamaçlarında buzullaşmalar meydana gelmiştir. • Doğu Karadeniz Dağları (Giresun, Gümüşhane, Soğanlı, Mescit, Kaçkar Dağları), Batı ve Orta Toros Dağları (Akdağ,Bolkar dağları,Aladağlar, Dedegöl dağları) ile Güneydoğu Toroslardaki Buzul Dağında buzulların aşındırması ile çok sayıda sirk ve tekne vadiler oluşmuştur.

35 • Azalan buharlaşma şartlarına bağlı olarak kapalı havzalardaki göllerin seviyeleri yükselmiş, bazı göller dış drenaja bağlanmıştır. • Konya-Ereğli Havzası gibi yerler gölle kaplanmıştır. Gölde oluşan kuvvetli dalgaların derin kıyılara çarpması ile falezler oluşmuş, sığ yerlerde kıyı kumulları meydana gelmiştir. • Günümüzden yıl öncesine dayanan Holosen başlarından itibaren sıcaklık ve yağış artarak günümüz iklim koşulları belirmeye başlamıştır. Sıcaklığın artmasına bağlı olarak yüksek dağlardaki kar ve buzulların erimesi, katostrofik taşkınlara neden olmuştur.

36 • Fırat ve Dicle nehrinin oluşturduğu taşkınlar, Güneydoğu Anadolu’da geniş alanlara yayılmıştır. • Akarsuların taşıdığı büyük bloklar bugünkü Fırat ve Dicle’nin kıyı kesimlerindeki düzlüklerde birikmiştir. • Antalya Körfezi’nin doğusundaki düzlük alanlar, Toroslardan gelen kireçli sular tarafından kaplanmıştır. Sellerin getirdiği malzemelerin biriktiği yerlerde toprakların üst kesimi örtülmesiyle “gömülü paleosoll”oluşmuştur.

37 • Holosen’de sıcaklık ve yağışın artmasına bağlı olarak, Buzul Çağı’nda kıyı bölgesine kadar sokulmuş olan soğuk koşullarda yetişen ormanlar, dağların üst kesimlerine kadar ilerlemeye başlamıştır. • Bunların yerinde günümüz iklim koşullarında yetişen bitkiler yayılmaya devam etmektedir. • Holosen’de sıcaklık ve yağışın artmasına bağlı olarak, Buzul Çağı’nda kıyı bölgesine kadar sokulmuş olan soğuk koşullarda yetişen ormanlar, dağların üst kesimlerine kadar ilerlemeye başlamıştır. • Bunların yerinde günümüz iklim koşullarında yetişen bitkiler yayılmaya devam etmektedir.

38 Kaynakça : • Atalay, İbrahim (2005). “ Kuvaterner’deki İklim Değişmelerinin Türkiye Doğal Ortamı Üzerindeki Etkileri “ Türkiye Kuvaterner Sempozyumu 2-5 Haziran İTÜ Avrasya yer bilimleri enstitüsü. • • •

39 TEŞEKKÜRLER…


"KUVATERNERDEKİ İKLİM DEĞİŞİMLERİNİN TÜRKİYE DOĞAL ORTAMI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ BEDİRYE YARAŞIR 200920106053." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları