Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Zahirin edepleri, batının edeplerinin unvan ve belirtileridirler. O Allah ki, herhangi bir kulunun tertemiz olmasını irade ettiği zaman, o kulunu Muhammed'e.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Zahirin edepleri, batının edeplerinin unvan ve belirtileridirler. O Allah ki, herhangi bir kulunun tertemiz olmasını irade ettiği zaman, o kulunu Muhammed'e."— Sunum transkripti:

1

2 Zahirin edepleri, batının edeplerinin unvan ve belirtileridirler. O Allah ki, herhangi bir kulunun tertemiz olmasını irade ettiği zaman, o kulunu Muhammed'e uymak hususunda başarılı kılmıştır. O Allah ki, mahrum etmek istediği herhangi bir kimseyi Hz. Muhammed'in (S.A.V.) ahlakıyla ahlaklanmaktan mahrum bırakmıştır. (İmam-ı Gazali İhyau-ulum-i Din cilt 2)

3 Hz. Peygamber (S.A.V.) insanların en halimi, en cesaretlisi, en adili, en afifi (iffetlisi) idi. Mübarek eli cariyesi veya nikahlısı veyahut mahremi olmayan herhangi bir kadının eline hiç değmemiştir. (Ebu Şeyh, Müslim, Buhari, Tirmizi) Allah Resulü, başkasının tahammül edemeyeceği ölçüde halim ve yumuşak huyludur. Hilm, Allah Resul'üne verilmiş ayrı bir altın anahtar durumundadır. O, bu anahtarla pek çok gönlü açmış ve onlara taht kurmuştur. Hilm, Cenab-ı Hakk’ın Habibine verdiği en mümtaz sıfatlardan biridir.. M.F. Gülen’in “Sonsuz Nur” Kitabından Alınmıştır. Bu hususu anlatan bir ayette Cenâb-ı Hakk, aynen şöyle buyuruyor: “O vakit, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet Sen, kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duada bulun! (Umuma ait) işlerde onlara danış. Artık kararını verdiğin zaman da Allah’a dayanıp güven! Çünkü Allah, kendisine tevekkül olanları sever.” Al-i İmran, 3/159

4 Ayetten de anlaşıldığı üzere hilm, rahmetten geliyor. Eğer Allah Resulü, kaba ve haşin olsaydı -ki değildir- etrafında bulunanların hepsi dağılıp gidecekti. Gönüllerine girdiği ve sinelerine taht kurduğu insanlar O’ndan hiçbir zaman incinmediler. M.F. Gülen’in “Sonsuz Nur” Kitabından Alınmıştır. Efendimiz hilm u silmi dedesi İbrahim'e benzerdi. “Muhakkak ki İbrahim, yumuşak huylu, içli ve kendini Allah’a vermiş biri idi.” (Hûd,11/75). İbrahim, seviyeler üstü seviyede yumuşak huylu bir insandı. Kendini ateşe atan insanların dahi başına bir belâ gelir endişesiyle tir tir titriyordu. O, sabahlara kadar âh u vah eden, inleyip duran bir insandı.. Hz. İbrahim’in başlattığı bu hilm ahlâkını Allah Rasûlü zirveye çıkardı. Düşmanlarını yerle bir ettiği ve bütün imkanları elinde topladığı devrede dahi Allah Resulü, mürüvvetten kıl kadar ayrılmadı. O, suçluları cezalandırmış olsaydı, O’na karşı gelecek mi vardı? Hayır. Belki Hz. Ömer gibi yüzlercesi, O’nu üzen bir hadise karşısında aslanlar gibi kükreyerek, baş almak için müsaade istiyorlardı. Halbuki her defasında O, ashabını yatıştırıyor ve hilm u silm tavsiye ediyordu. M.F. Gülen’in “Sonsuz Nur” Kitabından Alınmıştır.

5 Bütün Hakk dostları için de hilm çok mühim bir esastır. İnsan, her köşe başında kendisini kin ve nefretle bekleyen kimselere dahi yine hilmle muamele etmelidir. Hallac, ellerini kollarını kesenlere hakkını helal eder, kan gölü içinde asrın çilekeşi, kendisini bir câni gibi sürgünlere gönderenlere, hapishane hapishane dolaştıranlara beddua etmek şöyle dursun hep imanlarını kurtarmaları için hayır duada bulunur.. bulunur ve hilmin ne derece yüksek bir pâye olduğunu onlara gösterir. Keşke, sonradan gelenler de hilmindeki bu büyüyü anlayabilselerdi! M.F. Gülen’in “Sonsuz Nur” Kitabından Alınmıştır.

6 Enes (R.A) der ki: Muhammed'i hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim, (kendisine hizmet ettiğim on sene zarfında) hoşuna gitmeyen bir şeyi yaptığımda bana 'neden bunu yaptın?' dememiştir. Zevceleri herhangi bir şeyden dolayı beni kınadıkları zaman onlara 'Onu kınamayınız! Onun yaptığı kitap ve kaderledir' (takdiri ilahi öyle yapılmasını istemiştir) derdi. (Müslim,Buhari)

7 Allah için kızardı. Fakat nefsi için kızmazdı. (Tirmizi) Güzel kokuları severdi. (Müslim, Buhari) Kötü kokulardan nefret ederdi. (Nesai) Hz. Peygamber Hz. Üsame’ye (R.A.) şu sözleri söylemişti; “Cennet sakinlerinin ekserisinin bu dünyada mütevazı bir hayat geçirenler olduğunu gördüm.” Mişkat. Fakirler bölümü, Müslim ve Buhari’nin rivayeti. Buhari'nin ifadesine göre; Resül-ü Ekrem’in irtihali anında giydiği elbisenin iki yaması vardı. Hâlbuki o zaman Suriye hududundan Aden’e kadar bütün Arabistan İslam dairesine girmişti. Bütün Medine şehri refah ve bereket içinde yüzüyordu. Hz. Ebu Zer (R.A.) diyor ki; Resul-ü Ekrem beni de yanına aldı. Birlikte yürüdük. Biraz yürüdükten sonra Resul-ü Ekrem bana döndü ve şu sözleri söyledi. “Bu gün zengin olanlar yarın kıyamet günü fakir olacaklar, fakat mallarını hayır yolunda seve seve harcayanlar müstesnadır.”

8 Hz. Peygamber insanların en cömerdiydi. (Taberani) Onun yanında hiçbir dinar ve hiçbir dirhem akşamlamazdı. (Ebu Davud) Eğer onun elinde fazla bir mal olsa ve verecek bir kimseyi bulamazsa ve gece de gelirse, onu muhtaç olan kimseye vermedikçe evine gelmezdi. (Müslim, Buhari) İbn Abbas’ın ifadesiyle, bilhassa Ramazan ayında O, önüne kattığı her şeyi sürükleyip götüren bir rüzgar gibi cömert kesilirdi. Yani, elinde-avucunda kalan en son şeyleri de dağıtıverirdi. Bu bir ruh ve irade meselesiydi. O, kendi için yaşamaz, hep ağyar için yaşardı. Sürekli başkalarının mutluluğunu düşünmekten ömrü boyu kendini düşünmeye fırsat bulamamıştı. Zaten, insanları mesut görmek kadar, O’nu mesut edecek bir başka zevk de yoktu. Allah Resulü (S.A.V) şöyle buyururlar: “Ey insanlar! Allah sizin için din olarak İslâm’ı seçti. Öyleyse siz de İslâm’la olan arkadaşlığınızı, cömertlik ve güzel ahlâkla bütünleştirin.” M.F. Gülen’in “Sonsuz Nur” Kitabından Alınmıştır.

9 Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 261. Ayet: “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, Her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir”. Vermek Allah ahlâkıdır. Allah ahlâkıyla ahlâklanmak ise.. Her zaman ve her yerde, ayağın sağlam bir zemine basması demektir. M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Adlı kitabımdan alınmıştır..

10 Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu: “Cömerdlik, Cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya uzanmıştır. Kim ondan bir dal tutarsa, o dal onu Cennet'e çeker. (Hadis-i şerif-Et-Tarik-üs- Salim) Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu: "Cömert kişi, Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri olan ise, Allah’tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Allah katında, cömert bir bilgisiz câhil, cimri bir ibadet edici âbidden daha sevimlidir.“ Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî. Cömertlik, Allah’ın “Cevâd” ismiyle rezonansa geçmenin adıdır. İnsan, yaptığı işlerde ne ölçüde esma-i ilâhî ile münasebet halinde ise; Neticesinde elde ettiği faydalar aynı nispette olacaktır. M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Adlı kitabımdan alınmıştır.

11 Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu: Allah’ın Ebdal Kullarının kalpleri Hz. İbrahim'in (A.S.) kalbi gibidir. Allahü teala onların sebebi ile kullarından belaları giderir. Bunlara Ebdal denir. Onlar bu dereceye namaz ve oruç ile erişmediler. İbn-i Mes'ûd R.A.; "Ya Resûlallah! Ne ile bu dereceye ulaştılar?" diye sorunca; "Cömertlikle ve Müslümanlara nasihat etmekle eriştiler" buyurdu. (Hadis-i şerif-Hilyet-ül-Evliya) “Kimde şu dört haslet bulunursa, bu hasletler o kimseyi yüksek derecelere kavuşturur. Hem Allah katında, hem de insanlar yanında kıymeti çok olur. Birincisi hilm (yumuşaklık), ikincisi ilim, üçüncüsü cömertlik, dördüncüsü güzel ahlak sahibi olmak. Dini Terimler Sözlüğü Cüneyd-i Bağdadi

12 Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu: “Cömerdin yemeği şifa, cimrininki hastalıktır.” (Hadis-i şerif-Dare Kutni) Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu: “Cömertlik bütün ayıpları örter.” (Hadis-i şerif-İhya) Peygamber efendimiz insanların en cömerdi idi. Bir şey istenip de, yok dediği görülmemiştir. İstenilen şey varsa verir, yoksa cevap vermezdi. O kadar iyilikleri, o kadar ihsanları vardı ki, Rum imparatorları, İran şahları o kadar ihsan yapamazlardı. Fakat kendisi sıkıntı içinde yaşamayı severdi... Dini Terimler Sözlüğü Muhammed Rebhami Cömertlik, israf ile cimrilik arasında orta bir durumdur. Azalarla vermek kafi değildir. Ayrıca kalbin de verme işinden razı olması, buna karşı çıkmaması lazımdır. Dini Terimler Sözlüğü Yûsuf Sinanüddin Bir kimsenin Allahü tealaya muhabbetinin (sevgisinin) gerçek olup olmadığının alameti, kendisinde deniz misali Cömertlik, güneş misali şefkat, toprak gibi tevazu (alçak gönüllülük) olmasıdır. Dini Terimler Sözlüğü Bayezid-i Bistami

13 Gerçek cömertlik, dünya ve ahirete ait bütün konularda, din kardeşlerinin hakkını, payını ve zevkini, kendi hak ve zevklerine tercih etmektir. Cömertlik, istenmeden önce vermektir. Verdiğinde başa kakmayı, karşı tarafı minnet altına sokmayı terk etmektir. Vermede acele etmek, verdiğini az bulmak ve gizlemektir. Bundan da öte cömertlik, son derece hayalı bir şekilde nefsini, ruhunu ve malını Allah için halka feda etmektir. İmam-ı Gazali “Hak Yolun Esasları” Kitabından Alınmıştır.

14 İmam-ı Gazâlî (Rahmt.Alyh.) der ki: "Cimrilik, dünyaya bağlanmanın meyvesidir; Cömertlik ise zühd'ün yani dünyaya kıymet vermemenin meyvesidir. Cömertlik, gerçek tevhid ve hakikî tevekküle ermenin sonucudur. Yani Allah'ın yaptığı vaade ve rızık hususunda verdiği garantiye samimi olarak inanmaktan neşet eder. Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu: “ Sahavet (cömertlik), Allah'ın cömertliğinden gelir. Cömert olun ki, Allahü teala da size cömertlik etsin. İyi biliniz ki, Cenab-ı Hak cömertliği bir insan suretinde yarattı. Başını, Tûba ağacının gövdesine yerleştirdi. Dallarını da, Sidret-ül- müntehanın dallarına bağladı. Sonra bir kısım dallarını da dünyaya sarkıttı. Bu dallardan birine yapışanı, o dal çeker Cennet'e götürür. Dikkat edin, cömertlik imandandır. İman ise Cennet'tedir...” (Hadis-i şerif-İhyau Ulûmiddin) “Müsamaha, cömertlikten doğan güzel bir huydur.” Dini Terimler Sözlüğü Ali bin Emrullah

15 Hz. Ali Hz. Peygamber'i vasıflandırırken şöyle derdi: 'Vermek bakımından insanların en cömerdi, Göğüs bakımından da insanların en genişi... Dil yönünden insanların en doğrusu.... Sözüne sahip çıkmak yönünden insanların en sadığı... Tabiatı insanların en yumuşağı... Muaşeretçe insanların en şereflisi idi. İlk olarak gören ondan korkardı. Onunla sohbet eden onu severdi‘. Tirmizi.

16 Molla Cami anlatıyor: Cömert birisine sormuşlar: - Fakirlere ve muhtaçlara verdiğin, dağıttığın şeylerden ötürü gönlüne kibir geliyor, onları kendine minnettar görüyor musun? - Kesinlikle hayır. Ben kendimi aşçının elindeki kepçe gibi görüyorum. Verilen kepçeden geçse de veren aşçıdır. Kepçe, "rızkı veren benim" gibi bir hisse kapılabilir mi? demiş.

17 Kur’an-ı Kerim En’am suresi 160. Ayette buyruldu; “Kim (Allah'ın huzuruna) bir hayır ile gelirse.. Ona onun on misli verilir.” Bir dilenci, Hz. Ali'den bir şeyler istedi. O da Hasan, Hüseyin Efendilerimizden birisine, "Annene git, kendisine verdiğim altı dirhemden birini al getir." dedi.... Giden, geri geldiğinde, "Annem onları un almak için sakladığını söylüyor." dedi. Hz. Ali, "Kişi kendi elinde bulunandan çok Allah'a itimat etmedikçe tam iman etmemiştir. Git, o paraların hepsini getir." dedi. Hz. Fatıma, bu sefer paraların tamamım yolladı. Hz. Ali hepsini dilenciye verdi.

18 Bu hadisenin üzerinden birkaç dakika geçmemişti ki bulundukları yere bir deve satıcısı geldi. Hz. Ali, ona devenin kaç para olduğunu sordu, yüz kırk dirhem olduğunu öğrenince, "Paranı sonra almak üzere bana satar mısın?" dedi. Satıcı kabul etti ve devesini oraya bağlayıp gitti. Biraz sonra birisi geldi ve devenin kime ait olduğunu sordu. Hz. Ali, kendisine ait olduğunu söyledi. Adam, "Satar mısın?" diye sorunca, Hz. Ali Efendimiz iki yüz dirheme adama sattı. Yüz kırk dirhemini deveyi satın aldığı adama verdikten sonra evine gitti. Biraz evvel altı dirhem aldığı Hz. Fatıma'ya, atmış dirhem verdi. O, hayretle, "Bu nedir?' diye sordu. Hz. Ali: "Allah Teala'nın, Peygamberimiz (s.a.v) vasıtasıyla 'Kim (Allah'ın huzuruna) bir hayır ile gelirse, ona onun on misli verilir' (En'am/160) şeklindeki vaadinin neticesidir." buyurdu. Mesel Denizi, s:55

19 Kur’an-ı Kerim Muhammed suresi 38. Ayette buyruldu; “İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.” Kur’an-ı Kerim Al-i İmran suresi 180. Ayette buyruldu; “Allah'ın, kendilerine lütfünden verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler.. Bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

20 Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 274. Ayette buyruldu; “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.” Kur’an-ı Kerim haşr suresi 9. Ayette buyruldu; "Kendileri darda olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler." Zaman olur ki evlâdu iyal, din ve millet uğrunda bütün mal varlığının harcanıp infakı gerekir. Allah yolunda canını bile feda etmekten çekinilmemesi gerekli olan öyle görev zamanları vardır ki, bu gibi durumlarda infak-ı küllî adı verilen her şeyini harcamak bile hafif kalabilir. Zira “Hayırda israf olmaz" buyrulmuştur.

21 Şunu da unutmamak icap eder ki, sırf infak yüzünden iflas etmiş, perişan olmuş bir zengine tesadüf olunmamıştır. Halbuki nefsanî arzular yolunda harcanmış olan gayr-i meşru harcamalarla nice hanümanlar sönmüş olduğu her zaman görülmüştür. Cennete ilk defa âlimler, vaizler veya hocalar değil.. Hak ve hakikati neşir uğruna malını ve canını hak yolunda bezleden, esnaf, tüccar ve kazanç seviyesi ne olursa olsun, bütün cömertler, Hakk’a dil beste civanmertler girecektir. M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Adlı kitabımdan alınmıştır Kârun'un Hz. Musâ’nın kavminden. Ne var ki o, ayetin ifadesiyle, kendisine verilen hazinelerin anahtarlarını güçlü, kuvvetli bir topluluğun ancak taşıyabileceği o geniş imkânlarını çalım ve böbürlenme vesilesi yapmış ve ardından da helâk olmuştu. Dahası, kendisine yapılan ısrarlı telkinlere ve "şımarma, Allah şımarıklar’ı sevmez" tembihlerine kulak asmamış; "Bu servet, bana kendi bilgim sayesinde verilmiştir" diyerek Allah'a karşı nankörlük etmiştir. (Kasas 28/ 77,78)

22 - Kabe’yi ziyaret ederken bir kişiyi gördüm. Şöyle dua ediyordu: “Yarabbi! Beni nefsimin cimriliğinden koru! “Bundan başka bir şey de söylemiyordu. Ona “Niçin başka bir şey söylemiyorsun, sadece bunu söylüyorsun?” dediğimde “Ben nefsimin cimriliğinden korunduğum zaman, artık hırsızlık yapmam, zina yapmam ve artık herhangi bir kötülük de işlemem” dedi. Baktım ki, o kişi Abdurrahman b. Avf’tır. Tefsir-i İbn Kesir, IV/339 (İbn Cerir, Ebu Heyyac el-Esedi’den). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/133.

23 Abdurrahman b. Avf (R.A) hayatında cennet müjdesi alan insanlardır. Allah Resulü bir defasında imamete onu geçirmiş ve arkasında namaz kılmıştı. Bu zat, neyi var neyi yok hepsini Mekke’de bırakmış ve Medine’ye öyle hicret etmişti. Ne var ki, bir keresinde Allah Resulü (S.A.V.), “Abdurrahman b. Avf’ı sürünerek cennete giriyor gördüm” diye buyurmuştu. Sebebi sorulduğunda da “ çok zengin olması” demişti. M.Fethullah Gülen’in “Enginliğiyle Bizim Dünyamız(Ekonomik Mülahazalar))” Kitabından..

24 Karun'un Hz. Musa’nın kavminden olduğunu Kur'an anlatır. Ne var ki o, ayetin ifadesiyle, kendisine verilen hazinelerin anahtarlarını güçlü, kuvvetli bir topluluğun ancak taşıyabileceği o geniş imkanlarını çalım ve böbürlenme vesilesi yapmış ve ardından da helak olmuştu. Dahası, kendisine yapılan ısrarlı telkinlere ve "şımarma, Allah şımarıkları sevmez" tembihlerine kulak asmamış; ve, "Bu servet, bana kendi bilgim sayesinde verilmiştir" diyerek Allah'a karşı nankörlük etmiştir. (Kasas 28/ 77,78) Bununla beraber; 1)Karun öncelikle kafir değildi. Ancak işlediği öyle büyük günahlar vardı ki, bunlardan biri bile insanı küfre götürmeye yeterdi. Üstad'ın yaklaşımıyla, "Her bir günah içinden küfre giden bir yol vardır." İşte bu tür günahlar, Karun'da bir değil, belki daha çok idi ki, cimrilik, kibir, zekat vermeme bunlardan sadece birkaçıydı.%

25 2) "Derken Karun, ihtişam ve debdebe ile kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, 'Keşke Karun'a verilenin benzeri bize de verilseydi; doğrusu o çok şanslı dediler"' (Kasas, 28/79) ayetinin ifadelerine göre Karun, hayatı itibarıyla büyük bir kibir, çalım, gösteriş ve debdebe içindeydi. Halbuki Allah Rasulü, kalbinde zerre kadar kibir bulunan insanın cennete giremeyeceğini bildirir. Yani kibir, insanın Müslüman olmasını engelleyen bir faktör olduğu gibi, önceden iman etmiş olanlar için de bir inhiraf vesilesidir. 3) Karun’un kendisine yapılan onca ısrarlı tembih ve ikazlara rağmen, halinden, tavrından, düşüncesinden hiç mi hiç taviz vermemesi, onun su-i akıbetini netice veren bir başka amildir. 4) Mağrem-mağnem, yani ganimet-meşakkat münasebeti içinde, Karun Hz. Musa gibi "ulul-azm" bir peygambere ümmet olma, hatta onunla aynı zaman dilimini paylaşma şerefine nail olmuş bir insandı. Yani manevi açıdan ona bağlı ve müntesip olmanın yanında, akrabalık itibarıyla da Hz. Musa'ya yakın biriydi.%

26 Bir bakıma o, peygamberlik sarayının içinde bulunuyordu.. bulunuyordu ama, bu yakınlığı değerlendirememişti. Allah da (c.c), Kur'an'da ifade buyurduğu gibi onun cezasını hem dünyada verdi hem de ahirette katmerli olarak verecek. İşte Karun da, Hz. Musa gibi bir peygambere yakınlığın hakkını veremediğinden, böyle kötü bir akıbete maruz kalmıştır.. 5) Bugün bazı modern iktisatçılar "Yeryüzünde kapitalizmin fikir babası ve ilk kapitalist, Karun'dur" derler. Zira Karun, stok etmiş olduğu bu "kenz (para)" ile, böyle bir gelişimin en azından hazırlayıcısı olmuştu. İhtimal "Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!" (Tevbe, 9/34) ayetinde ifade edilen, maldaki Allah hakkının verilmeyişi, bilhassa günümüzde kapitalist toplumlarda olduğu gibi, daha belirgin hale geldi. Bu ise bir toplumdaki hem iktisadi, hem de sosyal dengelerin alt-üst olması demekti.%

27 İşte Karun, yaptığı bu "kenz" ile böyle bir oluşuma öncülük ettigi için yerin dibine batırılma gibi ancak kafirlere verilecek bir ceza ile cezalandırılmıştı. 6) Tirmizi, naklettiği bir hadis-i şerif ile şuna işaret eder: Allah Resulü (s.A.V.) "Cömert Allah'a yakın, insanlara yakın, cennete yakın, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzak, insanlardan uzak, cennetten uzak, cehenneme yakındır" buyurur. Demek ki cömertlik veya cimrilik yolların ayrımında tam kavşak noktada bulunuyor. Karun bu kavşakta cehenneme giden yolu seçmişti. Bu iş Karun'la başlamamış ve Karun’la da bitmemiştir. Zenginlik, makam, şöhret, ilim vb. şeyler Muhammedi yoldan çıkan insanların -Kabe'de dahi olsa- gayyalara gitmesine vesiledir. Akıbet çok önemlidir.. Öyleyse "Bizde var olan her şey, O'ndan (C.C) dır" deyip, işin gereğini taviz vermeden yerine getirerek, sürekli güzel akibete ulaşma çabası içinde bulunmalıyız. M.F. Gülen’in “Prizma 3” Kitabından Alınmıştır.

28 Bir gün Peygamber S.A.V. Efendimize misafir geldi. Fakat onlara ikram edeceği bir şeyi yoktu. Ensar'dan bir zat geldi misafirleri evine götürdü. Önlerine yemeği koydu; hanımına da, lambayı söndürmesini daha önce emir verdiği için, lamba da söndü. Yemeğin, hepsine yetmeyeceğini biliyorlardı; bu sebeple karı koca sofraya sadece ellerini indirip boş kaldırıyorlardı. Onlar bir şey yemedi, misafirler doydu... Sabah olunca, bu misafirleri evine götüren sahabe Peygamber S.A.V. Efendimizin huzuruna geldi ve şu iltifat-ı Nebiye nail oldu: Allahü Teala misafirlerinize yaptığınız hareketten memnun kaldı ve şu ayet nazil oldu: «İhtiyaç duydukları bir şey olsa dahi, o tam iman sahipleri, diğer kardeşlerini nefislerine tercih ederler.» (Haşr, 9).


"Zahirin edepleri, batının edeplerinin unvan ve belirtileridirler. O Allah ki, herhangi bir kulunun tertemiz olmasını irade ettiği zaman, o kulunu Muhammed'e." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları