Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Emek süreçleri. Duygusal emek Duygusal emek kavramı, ilk defa 1983 yılında Arlie Hochschild tarafından kullanılmıştır. Hochschild’in “The Managed Heart”

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Emek süreçleri. Duygusal emek Duygusal emek kavramı, ilk defa 1983 yılında Arlie Hochschild tarafından kullanılmıştır. Hochschild’in “The Managed Heart”"— Sunum transkripti:

1 Emek süreçleri

2 Duygusal emek Duygusal emek kavramı, ilk defa 1983 yılında Arlie Hochschild tarafından kullanılmıştır. Hochschild’in “The Managed Heart” isimli kitabında ele alınan duygusal emek, aslında sosyal aktörlerin günlük yaşamlarındaki performanslarına atıf yapmaktadır. Genel anlamda duygular konusunda iki yaklaşım bulunmaktadır; organizmal ve enteraktif yaklaşım. İ lkinde duygu; içgüdü ve dürtülere ba ğ lı, ani bir refleks olarak ortaya çıkan bir durum olarak görülür. Bu ilk yaklaşıma sosyal faktörler sadece duyguların gösterilmesi, yansıtılması aşamasında dahil edilmektedir. Sosyal faktörlerin, duyguların ortaya çıkısında veya meydana gelişinde etkili olmadı ğ ı varsayılır. Dolayısıyla duygular bir başkası tarafından yönetilemezler. İ İ kinci ekolde duygular daha sosyal bir boyutta ele alınmaktadır. İ nsanlar büyüdükçe duygularını kontrol etmeye ve yönetmeye başlarlar (Hochschild; 1979, ). Buna gore, sosyal yasam bir dizi iliksiler a ğ ına sahiptir ve bu surecte duygularını belirli kural ve ritüellerle yönetmeye başlayan bireyler, duruma uygun davranışları sergilemelerini sa ğ layan beceriyi genellikle farkında olmadan geliştirebilmektedirler. Dolayısıyla duygusal yönetim, özünde günlük sosyal iliksilerin do ğ al yansımasına isaret etmektedir (Payne; 2006, 7).

3 Duygu olgusu genel olarak “öznel bir his durumu’’olarak tanımlanabilir. Sartre ise duygu olgusunun’’bir anlama sahip olmak ve bir şeyleri belirtmek’’ile ilgili oldu ğ unu ifade etmektedir. Thoist duygu olgusunun şu dört bileşenii içerebilece ğ ini öne sürmüştür (Seçer, 2005); Durumsal bir uyarıcının ya da ortamın de ğ erlendirilmesi, Fizyolojik ya da bedensel hislerde de ğ işiklik, Anlamlı el, kol, yüz hareketlerinin özgürce ya da sınırlı olarak gösterilmesi, Bunlardan bir ya da daha fazlasının birleşimini kültürel bir şekilde adlandırılmasıdır.

4 DUYGUSAL EMEK Yüzde ve bedende kamusal ve toplumsal yüz ve beden gösterimlerinin oluşturulması için gözlenebilen için duygu yönetimidir; bu süreç bir ücret karşılı ğ ında satıldı ğ ı için duygu yönetimidir; bu süreç bir ücret karşılı ğ ında satıldı ğ ı için bir de ğ işim de ğ eridir, emektir.bir de ğ işim de ğ eridir, emektir. (Hochschild, 1983).(Hochschild, 1983). Duygusal Emek çalışanın istenen davranışı göstermek için yönetmesidir (Chu, 2002). Bu, sosyal normları duygularını yönetmesidir, karşısındakini rahat ettirmek adına sa ğ layabilmek adına, karşısındakini rahat ettirmek adına kişinin bazı duyguları bastırması bazılarını da uyandırması kişinin bazı duyguları bastırması bazılarını da uyandırması anlamına

5 DUYGUSAL EMEK GEREKT REN İ DUYGUSAL EMEK GEREKT REN İ LER İ ŞLER İ Ş Halk ile yüz-yüze veya ses-ses olarak iletişim gereken Halk ile yüz-yüze veya ses-ses olarak iletişim gereken işlerde işlerde. Çalışanın bir di ğ er kişide bir duygu durumu üretmesinin Çalışanın bir di ğ er kişide bir duygu durumu üretmesinin gerekti ğ i işlerde gerekti ğ i işlerde.. E ğ itim veya denetim aracılı ğ ıyla işverenin çalışanlar E ğ itim veya denetim aracılı ğ ıyla işverenin çalışanlar üzerinde bir derece duygusal faaliyetlerini kontrol imkanı üzerinde bir derece duygusal faaliyetlerini kontrol imkanı veren işlerde.

6 DUYGUSAL EMEKDUYGUSAL EMEKBOYUTLARIBOYUTLARI Yüzeysel davranış Duygu ve ifadeleri düzenleyerek istenilen vermek Duygusal Çelişki derin davranış Duyguların farklılaştırılması Gerçek davranış Do ğ al, samimi duyguların gösterilmesi

7 DUYGUSAL GÖSTER M İ KURALLARIKURALLARI Hizmet sektöründe çalışanlara dayatılan bir talep vardır Çalışanlar belli bir uygulama ile bu talebi bir düzeyde karşılamak zorundadırlar Hangi duyguların gösterilmesinin istenece ğ i önceden belirlenmelidir. Amir ve iş arkadaşlarının deste ğ i süreçte önemlidir.

8

9

10

11

12

13 Duygusal emek ‟, çalışanlar tarafından, ya derindeki duygunun ( deep acting) ya da yüzeydeki duygunun (surface acting) sunulmasıyla başarılmaktadır. Yüzeydeki duygu, çalışanlar tarafından, gerçekte hissedilmeyen ama gerekli olan duygunun sunumunu içermekte ve sahte bir duygu yaratarak, yani çalışanın kişisel duygularını saklayarak ya da bastırarak uygulanması biçiminde gelişmektedir. Derindeki duygu ise, organizasyonların belirledi ğ i ve uygulanmasını gerekli gördü ğ ü duyguların, çalışanlar tarafından gerçekte hissedilmeye çalışılarak, sunumunu içermektedir (Brotheridge ve Taylor, 2006:168). Organizasyonlar, çalışanlarından görünürdeki davranışlarından (surface act) daha fazlasını, yani çalışanlarının performanslarını duyguları ile kuşatmasını talep ettikleri gibi, çalışanın, sergiledi ğ i davranışını içselleştirmesini de istemektedirler (Bolton, 2005: 111). Duygu yönetimi olarak biçimlenen bu süreç, duygunun, kurumlarda ticari bir biçimde kullanıldı ğ ını (Bolton ve Boyd, 2003: 291) göstermektedir. Duygu yönetiminin, kurumların taleplerine uygun olarak, duygunun açıkça nasıl gösterilece ğ ini içeren belirli eylemleri içermesi, „duygusal emek ‟ olarak karşımıza çıkmaktadır. „Duygusal emek ‟, yeni ekonominin bir olgusu olarak (Wolkowitz, 2006: 76–77), günümüzde, çalışma yaşamında, hizmetler sektörünün yükselişe geçmesi ile temelde müşterinin/tüketicinin memnuniyetinin ön planda tutuldu ğ u, özellikle yüz yüze kurulan iletişimle hizmetin üretildi ğ i alanlarda belirginleşmektedir. Dolayısıyla duyguların iş sürecinde, „iş ‟ için yeniden oluşturulma ve verimlili ğ e dönüştürülme süreci, ço ğ u zaman çalışanın kişisel bütün özelliklerinin de ekonomik karşılı ğ ı olan bir de ğ ere dönüştürülmesine yol açmaktadır. Bu durum ise, Wright Mills ‟ in “kişilik piyasası” dedi ğ i durumun çıkmasına yol açmaktadır.

14 Duygusal emek; hizmetin sunulması esnasında müşterilerle yaşanan etkileşimde kurum tarafından talep edilen duyguların sergilenmesi durumudur. Bu tanımda dört temel nokta öne cıkmaktadır. ilk olarak, duygular etkilesimci model uzerinden ele alınmaktadır. Yani, kişiler duygularını sosyal çevreyi algılayış biçimlerine Gore sekilendirirler. ikinci nokta, yine etkileşimci model çerçevesinde, bireyin hissetti ğ i duygular ile kurum tarafından talep edilen duygular arasında bir uyum olsa bile, bireyin yine de bu duyguları sergilemek icin belirli bir caba sarf etmek zorunda olmasıdır (Morris&Feldman; 1996, ). Üçüncü olarak, bir kez sergilenen duygu artık bir piyasa malı (meta) halini almıştır ve hizmet veren çalışan artık sunulan hizmetin bir parcası haline gelmiştir (Morris&Feldman; 1996, 988’den Wichroski, 1994). Dördüncü ve son nokta, duyguların ne zaman ve nasıl sergilenece ğ ine dair belirlenmiş kurallar bulunmaktadır. Hochcschild bu kuralları “hissetme kuralları” (feeling rules) olarak tanımlamıştır. Hissetme kuralları sosyal yapının sekilendirdi ğ i kurallardır. Pek çok durumda nasıl davranaca ğ ımızı veya bizden nasıl davranmamızın beklendi ğ ini biliriz; örne ğ in, ne zaman birine kızma hakkımız oldu ğ unu, yakınlarımızı kaybetti ğ imizde üzülmemiz veya şanslı oldu ğ umuza sevinmemiz gerekti ğ ini bildi ğ imiz gibi(Hochschild; 1979, ). Bu kurallar belirli bazı durumlara ve mesleklere göre de ğ işebilmektedir

15 DUYGUSAL EMEK: "Bir görevliden, görevi süresince, müşterilerine (ilgili kişilere) do ğ ru duygusal tepkiler göstermesi bekleniyor". Duygusal Emek, insanlarla (veya müşterilerle) birebir ilişki içinde olan bireylerin, belirli bazı duyguları karşısındakine yansıtması veya belirli duygularla çalışması anlamına gelmektedir. Yani, bireylerden, hizmet verdikleri süre içerisinde bazı duyguları sergilemele...ri bekleniyor. Bu da emek gerektiren bir iş olarak de ğ erlendiriliyor. Bazı işlerde işin insan ilişkisi boyutu çok önemlidir. Hostesler, satış elemanları, ö ğ retmenler, garsonlar, hemşireler, banka şube memurları, sekreterler, ça ğ rı merkezi çalışanları, ö ğ retim elemanları, otel resepsiyon görevlileri gibi. Bu tür görevlerde çalışanlar, çalıştıkları süre içerisinde hep belirli duyguları sergilemek zorunda kalıyorlar. Kurum ve kuruluşların yöneticilerinin talepleri do ğ rultusunda belirli duyguları sergilemek zorunda kalan çalışanların bu konuda özel olarak çaba sarfetmesi gerekiyor genellikle. Günümüzde, kalitenin ve rekabetin artan önemi ile birlikte, duygusal emek kullanımına yönelik ilgi de giderek büyümekte, ve duygusal emek kullanımı, hizmet kalitesinin sa ğ lamanın temel koşullarından biri olarak görülmektedir.

16 “Bakım” kelimesinin ikili anlamı oldu ğ u söylenebilir: bir yandan bakımla ilgili faaliyetler/işler, öte yandan da bakımla ilgili duygular, yani bakımını uygusal Emek ve Kadın İ şi/Erkek İ şi üstlendi ğ iniz kişiye karşı duydu ğ unuz ilgi, sevgi vb. duygular. Bakım eme ğ i duygusal ba ğ ları her zaman içerir; sevdi ğ imiz, de ğ er verdi ğ imiz için eşimize, kocamıza, çocu ğ umuza, hasta annemize bakarız. Bu öznellik ve eme ğ in kişiye ba ğ lı olma hali, yani bakım eme ğ inin bakım faaliyetini yürütenden ayrılamaması ve hizmet sunulanla kurulan duygusal ba ğ, bakım eme ğ ini di ğ er piyasalaşmış emek kategorilerinden ayırır. Eviçi üretim ve bakım eme ğ ini pratikte birbirinden ayırmak gittikçe güçleşmektedir, örne ğ in çocuk ve yaşlı/hasta bakımı aynı zamanda evde yapılan pek çok işi de kapsamaktadır; çocu ğ a bakarken çamaşırını da yıkarsınız, ortalı ğ ı da toplarsınız, yaşlılara bakarken yeme ğ ini de pişirirsiniz. Ancak hanedeki bakım eme ğ inin kendine has bir öznelli ğ i oldu ğ unu teslim etmek gerekir.

17 Bu öznellik hanelerde günlük pratiklerle sürekli üretilir ve yeniden yapılandırılır. Bu öznellik veri iken, duygusal eme ğ in özneleri olarak ne kadın, ne koca, ne de çocuk, bu üretim esnasında “şeyleşmez”ler; bu öznellik, duygusal emek aşk/sevgi eme ğ i olarak algılandı ğ ında tüm ev işlerini de kapsar, daha çok ve kısmen koca/eş bakımı(heteroseksüel cinsel ilişki dahil) ve annelik söz konusu oldu ğ unda, biricik/tek özel kişi bu hizmetleri vermektedir. Feminist literatürdeki 3. kişi kriteri, belirli bir işi yapması için bir başkasına ödeme yapma kapasitesi olarak tanımlanabilir; bu kriter “duygusal ekonomi”nin zaman, etkinlik ve verimlilik açısından ölçülmesini engeller. Zira, “duygusal ekonomi”de ne çalışma günü, ne de iş yo ğ unlu ğ unun piyasa karşılı ğ ı yoktur (Beasley; 1994). Hatta evişlerinin çocuklara da yaptırılması, iş yo ğ unlu ğ unu artırabilir, ama verimlili ğ i (girdi-çıktı olarak ölçülen) azaltır. Bu durum, iktisadi olarak irrasyonellik yaratmaz; daha çok “çocuklu anne” olmanın anlamı ve toplumsal ilişki bakımından önemi, halihazırdaki mal ve hizmet üretiminden daha hayati olarak algılanır. Bakım eme ğ i ile duygusal eme ğ in iç içe geçmesi, bu anlamda 3.kişi kriterini sorunlu hale getirir, çünkü ev işleri piyasadan ikame edilebilir, edilmektedir de ve bu anlamda bir piyasa de ğ eri karşılı ğ ı bulunarak ölçülebilir; ancak duygusal eme ğ in ölçülmesi mümkün de ğ ildir; bu nedenle görünmez kalmaya devam eder. Bu yüzden çalışan anneler, çocuklarını bakıcılarla/kreşlerde büyütürken hep vicdan azabı çekerler ve bakıcı kadınlarda belirli özellikleri ararlar; çocuk seven, şefkatli olması gibi. Gerçekten birisi çocu ğ umu sevebilir mi? Ya da klişe ifadesiyle para aşkı satın alabilir mi? Aslında, bu soruyu şöyle de sorabiliriz: herhangi bir anne bakıcı kadının emek gücünü parasal olarak ödeyebilir mi ve şefkatli birisi olup olmadı ğ ını umursamadan edebilir mi? Duygusal eme ğ in ölçülememesi, anaakım ekonomi anlayışının ben merkezci ve seçim yapmak zorunda olan rasyonel bireyini de sorgulamamıza yol açar; sorun büyük ölçüde maddi üretim tanımının kadının yaptı ğ ı işe uymamasıdır. Zira, anaakım iktisat, duygusal emekle yakından ba ğ lantılı di ğ erkamlık gibi dişil davranış biçimini analiz dışında bırakarak, kadınları görünmez kılmaktadır.

18 Piyasadaki metalaşmış emek sadece ürün/hizmet üretmez aynı zamanda cinsiyetlendirilmiş öznellik de üretir. Bu öznellik ve yapılandırma/içselleştirme aslında tüm işlerde mevcuttur; dolayısıyla sadece maddi/parasal üretimi temel alan anaakım iktisadın işgücü piyasası analizindeki birey, aslında rasyonel ve kendiçıkarını kollayan erkek işçidir.Duygusal emek, kuşkusuz sadece özel alanla/haneyle sınırlı de ğ ildir. Herkesin bildi ğ i gibi, global trendler artık ücretli bakım eme ğ ini gittikçe yaygın hale getirmektedir; hizmet sektörü daha hızla gelişmekte ve hem kamuda hem özel sektörde çalışan kadın sayısı gittikçe artmaktadır. Hizmet sektörünün “feminizasyonu (ve informelleşmesi) diye anılan bu süreçte, yatay ve dikey katmanlaşma gittikçe katılaşmaktadır: yatay katmanlaşmayla, kadın işi kadın işi olarak kalmaya devam etmektedir: hemşire, ö ğ retmen, diyetisyen, sekreter, satış elemanı, sosyal hizmetli, kamu hizmeti sunanların çok büyük ço ğ unlu ğ u hala kadındır; yani “ilişkisel/müşteriyle yüz yüze” işler daha çok kadınlar tarafından yürütülmekte, öte yandan mühendislik, montaj hattı üretimi, bilim/teknoloji ile ilgili işler de erkek işleri olarak kalmaya devam etmektedir. Dikey katmanlaşma olarak da cam duvarlar henüz çatlamamıştır bile; orta/üst düzey yöneticilerin çok büyük bir ço ğ unlu ğ u hala erkektir. Çok uzun zamandır hane işleri artan bir biçimde, belirli sınıfa mensup insanlar için, piyasada üretilen mal ve hizmetlerin tüketimi ile ikame edilmektedir. Sadece yiyecek, giyecek, ev eşyası de ğ il, çocuk bakımı, temizlik vd. hane işleri de piyasadan temin ediliyor; ya da bakım eme ğ ini üstlenecek di ğ er yoksul, göçmen ya da etnik kimlikteki kadınlar ücretli olarak çalıştırılıyor. Bu yüzden “çalışan kadınlar”ın tarihi, sadece o bakıcı çalıştıran “işveren” kadınların de ğ il, bir bakıma tüm sınıf/ırk ve etnik gruplardan kadınların deneyimi haline gelmiş durumda. Özellikle göçmen kadınların bakım eme ğ i, patriyarkal kapitalizmin bireysel öznesi olarak, tüm üretim maliyeti bir başka ülkede karşılanmış ve yeniden üretim maliyetine (kadın)işverenin ve devletin hiç karışmadı ğ ı bir emek kategorisi olarak global piyasada yerini almıştır.

19 Duygusal emek, kuşkusuz sadece özel alanla/haneyle sınırlı de ğ ildir. Herkesin bildi ğ i gibi, global trendler artık ücretli bakım eme ğ ini gittikçe yaygın hale getirmektedir; hizmet sektörü daha hızla gelişmekte ve hem kamuda hem özel sektörde çalışan kadın sayısı gittikçe artmaktadır. Hizmet sektörünün “feminizasyonu (ve informelleşmesi) diye anılan bu süreçte, yatay ve dikey katmanlaşma gittikçe katılaşmaktadır: yatay katmanlaşmayla, kadın işi kadın işi olarak kalmaya devam etmektedir: hemşire, ö ğ retmen, diyetisyen, sekreter, satış elemanı, sosyal hizmetli, kamu hizmeti sunanların çok büyük ço ğ unlu ğ u hala kadındır; yani “ilişkisel/müşteriyle yüz yüze” işler daha çok kadınlar tarafından yürütülmekte, öte yandan mühendislik, montaj hattı üretimi, bilim/teknoloji ile ilgili işler de erkek işleri olarak kalmaya devam etmektedir. Dikey katmanlaşma olarak da cam duvarlar henüz çatlamamıştır bile; orta/üst düzey yöneticilerin çok büyük bir ço ğ unlu ğ u hala erkektir. Çok uzun zamandır hane işleri

20 Duygusal emek, kadın işlerinin niteli ğ ine ışık tutan bir ayna; zira bakım/sosyal hizmet işlerinde çalışan erkekler de düşük ücret alıyor ancak bu ücret aynı işte çalışan kadınlardan daha fazla; çünkü “ahenk”, “bakım”, “anlayış”, “dayanışma”, “sabır” yani anne gibi davranışları ve duyguları ça ğ rıştıran işler düşük ücretli oluyor; çünkü bu tip özellikler kadınların do ğ al özelli ğ i kabul ediliyor ve itibarı ne talep ne de hak etti ğ i varsayılarak yapılandırılıyor. Duygusal emek kategorisini sadece hizmet sektöründe de ğ il, imalat sanayiinde de irdelemek anlamlı olabilir; zira imalat sanayinde işverenler artık işçilerinin duygusal emek/empati katarak ekip dayanışması içinde çalışmalarını ve “duygusal zeka yönetimi” ni gittikçe daha çok talep ediyorlar. Emek süreçlerindeki bu global dönüşümün ulusal, sektörel düzeyde, organizasyon yapısı ile cinsiyet/ırk/etnik köken ve iş becerisi açısından farklılaştı ğ ını araştırmalardan ö ğ reniyoruz. Bu kavram ilk defa hizmet sektörü ba ğ lamında Hochschild tarafından 1983 yılındaki makalesinde ortaya atılmış ve havayollarında çalışan hostes/kabin amirleriyle araştırma yapılmıştır. Şöyle tanımlamış duygusal eme ğ i Hochschild: “herkes tarafından gözlemlenebilen mimiksel ve bedensel gösterimler yaratabilmek için hislerin yönetilmesi”(Hochscild:1983). Duyguların işyerinde “do ğ ru” yönetilmesi ve bu duygu yönetiminin de işin belirgin özelliklerinden birisi olarak, sermayenin, firmanın hedefleriyle uyumlu ve müşteri odaklı olmasının beklendi ğ ini ve bu nedenle çalışana stres, depresyon vb. maliyetleri oldu ğ unu biliyoruz. Horchschild’e göre, bu maliyet duyguların metalaşması/ticarileşmesinin dolaysız bir sonucu. Günümüzde “firmaların müşterilere sattıkları paketin bir parçasıdır artık duygusal emek”, dolayısıyla çalışanlar firmalara “gülümsemelerini” satarlar. İ nsan duygularının hem cinsiyetçi, hem sınıfsal açıdan işyerlerinde kalıplaşması söz konusu ve duygusal emek kadını/erke ğ i, farklı sınıfları çok de ğ işik ve karmaşık yollarla etkilemekte. Ancak, Horchschild’in bu analizi duygusal eme ğ in firma yönetimince geliştirilen daha çok dolaysız kontrol mekanizmalarıyla- şirket kuralları, katı e ğ itim programları gibi- ilgili gibidir; oysa duygusal eme ğ in denetimi profesyonellik anlayışından başlayıp, “katılımcı/demokratik”, “yüksek güven/şirkete ba ğ lılık” gibi yönetim/denetim stratejilerini kapsayan takım/ekip çalışmaları yoluyla da dolaylı olarak gerçekleştirilmektedir. Örnek vermek gerekirse, danışmanlık/insan kaynakları şirketleri duygusal emek yerine duygusal zekayı/empatiyi ön plana çıkaran e ğ itim/seminerler veriyorlar. Duygusal zekanın, örgütsel hedeflere uygun olarak “yönetimi” gittikçe önem kazanıyor:

21 KADIN EME Ğİ GÖRÜNMEYEN EMEK OLDU

22 Görünmez emek Feminist iktisatçıların literatüre en önemli katkılarından birisi de, toplumsal yeniden üretim kategorisiyle, anaakım iktisat anlayışına karşı çıkmaları olarak ifade edilebilir. Piyasa üzerinden, metalaşmış, parasallaşmış bir de ğ iş tokuşun dışında, ev işleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi farklı üretim faaliyetleri kapsayan yeniden üretimin daha geniş kapsamlı ele alınması çok önemlidir. Yeniden üretim üç başlık altında irdelenir: işgücünün yeniden üretimi, mevcut yaşamın sürdürülmesi için harcanan emek anlamında toplumsal yeniden üretim ve bir sonraki kuşa ğ ın yetiştirilmesi için harcanan emek olarak insanların yeniden üretimi; hepsi görünmeyen kadın eme ğ idir.

23 Zira Feminist iktisadın hedefi, iktisadı toplumsal cinsiyetçi bakışından kurtarıp, hem kadın, hem de erkek deneyimlerini-farklı toplumsal, kültürel, etnik ve sınıfsal konumlarını da gözeterek- içerebilecek bir biçimde genişletilmesidir. Bu noktada Neo-klasik iktisadın metodoloji, kapsam, konu ve hatta tanımı itibariyle nasıl kadını özel alana hapsetti ğ ini hatırlayalım(Serdaro ğ lu ve Özkaplan;1998): Kadının ev içi iktisadi faaliyetleri, piyasa-dışı faaliyetler olarak önemsiz ve ikincil addedilmektedir. Daha net bir ifadeyle, kadın ve erkekleri farklı bir biçimde kavramsallaştıran bir takım örtük varsayımlarla, iktisatta kadın görünmez kılınmaktadır: Evli ve ba ğ ımlı kadın: tüm kadınların evli ya da bir gün mutlaka evlenecek olmalarının do ğ al sonucu, onların erkek yakınlarına iktisadi olarak ba ğ ımlı olmalarıdır. Böylece kadınların işgücü piyasasındaki mevcudiyetinin pek ciddiye alınmamasına zemin yaratılmaktadır. Anne-kadın: Evli kadınların di ğ er bir rolü anneliktir. Kadınların ev dışında çalışmaları, ev işlerini tam anlamıyla yapmalarını, çocukların do ğ ru dürüst yetişmelerini engeller. Verimlilik: Sanayideki kadın eme ğ i niteliksiz, daha düşük beşeri sermaye donanımlı, ve dolayısıyla daha verimsizdir, bu nedenle erkeklerle eşit ücret almaları beklenemez. Rasyonalite: Kadınlar (do ğ al/biyolojik olarak)rasyonel de ğ ildir; bu durum onların sadece iktisadi rasyonalite kurallarına aykırı davranmalarından kaynaklanmaz; aynı zamanda onların -geleneksel eş/anne rolleri gere ğ i- rasyonel hareket etmeleri de söz konusu de ğ ildir. Anaakım iktisadın davranış modelleri bireylere dayanır. Bu bireyler rasyonel, özerk, kendi çıkarını gözeten, dışsal kısıtlar altında kar ya da fayda maksimizasyonunu gerçekleştiren, tercih ve seçimlerinde birbirlerinden ve kendi tarihlerinden ba ğ ımsız erkeklerdir. Temel üç (eril)kavram etrafında -kıtlık, bencillik ve rekabet- yapılandırılan iktisat, bolluk, di ğ erkamlık1 ve işbirli ğ i gibi (dişil)özellikleri marj dışında bırakmaktadır. Böylelikle feminist iktisatçılar, anaakım iktisatta kadın davranışlarının ve kadınlar tarafından yürütülen üretim faaliyetlerin iktisat dışına itildi ğ ini iddia ederler. Bu zıt kavramların birlikte içerilebilece ğ i ve hatta yenilerinin eklenebilece ğ i dinamik ve açık bir modelleştirme anlayışı önerirler.

24 Kadının statüsü Ücretli Evde çalışan Görünmez emek Ücretsiz aile işçisi İ şveren

25 Kadının Çalışmasının Nedenleri Ekonomik nedenler İ ş piyasasının kadın işgücünü gerektirmesi Hizmet sektörünün gelişmesi Esnek çalışma biçimlerinin aygınlaşması Yaşam maliyetlerinin artması

26 Görünmez emek Kadınların aile içinde, yakınları ile ilişkilerinde, yakın erkeklerle ilişkilerinde harcadı ğ ı karşılıksız emektir.

27 1.Kadının ev içi eme ğ i do ğ allaştırılmış emektir: Ev içi, aile, özel alan ve buradaki cinsiyetçi işbölümü sonucun bu alandaki ilişkiler ve pratikler do ğ allaştırılır.

28 2. Bu emegin kadınların yakınlarıyla iliskileri içinde gerçeklestirilmesi ve bunun aile içinde sevgi iliskileriyle sarmalanmıs ve peçelenmis durumda olması temel niteli ğ idir. Dolayısıyla da burada harcanan emek, karsılıgı olan bir emek olarak kabul edilmemektedir. Sefkat göstermek, çocuk büyütmek gibi, sevgi ifadesi olarak görünen çesitli emek harcama biçimleri, kadınların yakınları için dogal olarak yaptıkları isler olarak gözükmektedir: Özellikle bakım özelligi tasıyan isler kadınların dogal güdüsü ve becerisi olarak addedilmistir.

29 3.Miktarını gizleyen ev içi çalışma düzenidir: Belirlenmiş mesai saatleri yoktur. Çalışma-boş zaman iç içe geçmiştir Ev içinde yapılan işlerin belirlenmiş mesai saatleri yoktur. Bu düzende, çalışmayla dinlenmeyi, iş zamanıyla boş zamanı, iş yapmakla sevgi paylaşmayı ayrıştırmak neredeyse olanaksızdır; tersine iç içedir bunlar. Böyle olunca da neyin emek harcama, neyin sevgi ve şefkat gösterme, neyin çok sıklıkla şiddet tehdidi karşısında zorunluluktan yerine getirilen görevler, neyin gönülden yaşamı paylaşma oldu ğ u görülmez

30 4. Mübadele de ğ eri taşımamasından dolayı ücret karşılı ğ ı yoktur. Bu emek karşılıksız emektir

31 Bakım hizmeti Çocuk bakımı, Yaşlı bakımı Hasta bakımı Engelli bakımı Şefkat Ev işleri Temizlik Alışveriş Yemek Çamaşır-ütü Ev düzeni Ücretsiz aile işçili ğ i Tarımda ücretsi aile işçili ğ i Kentte yardımcı aile işçili ğ i

32 Çözüm önerileri C İ NS İ YETE DAYALI YIPRANMA PAYI ERKEN EMEKL İ L İ K HAKKI ÜCRETS İ Z SA Ğ LIK GÜVENCES İ VE EMEKL İ L İ K HAKKI

33 Yeşil İ şler ve Yeşil Yakalılar Yeşil İ şler ve Yeşil Yakalılar Yaşanan çevre felaketleri ve küresel ısınma, dünya için büyük sorun oluşturmaya ve ekonomik kayıplar yaratmaya devam ediyor. Bununla birlikte bu zararı azaltmak ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirmek için çalışmalar yapılıyor. Kyoto Protokolü uygulamaları, yenilenebilir enerji kaynakları yatırımları, karbon vergisi, çevre bilinci oluşturma çabaları bunlardan bazıları. Bu çabalar ise yeni iş çeşitleri ve çok sayıda yeni meslek ortaya çıkarıyor. Çevre ile ilgili bu işler kısaca Yeşil İ şler olarak adlandırılıyor. Bu işlerde kalifiye yönetici ve teknik eleman bulmak zor olaca ğ ı için, bu mesleklerin ücretleri de yüksek olacak gibi görünüyor. Bu işlerde çalışanlar “Yeşil Yaka” olarak sınıflandırılıyor.Yeşil İ şlerYeşil Yaka

34 Şimdilik karbon vergisi, İ sveç, Norveç, Hollanda, Danimarka, Finlandiya ve birkaç ülke haricinde uygulamaya konulmamış bir vergi çeşidi olsa da Kyoto protokolünü imzalayan ülkeler, günün birinde karbon vergisini ve yeşil işlere yönelik teşviklerini uygulamaya başlayabilirler.Gazetelerde Fransa’nın 2010 yılında karbon vergisine hazırlandı ğ ına dair haberler çıktı. Hatta bu vergiye, fosil yakıtların fiyatlarını (petrol, kömür v.s) büyük oranda yükseltece ğ i için tepkiler bile oluştu. Ama zamanla hem bizim ülkemiz hem de Avrupa ve Amerikada ( ABD başkanı Obama, seçim çalışmaları sırasında yeşil işlerle ilgili önemli açıklamalar yapmıştı) karbon vergisi’nin uygulanaca ğ ını düşünüyorum.haberler çıktıönemli açıklamalar Yani, ilerleyen yıllarda, herkes kullandı ğ ı enerji ile üretti ğ i karbondioksitin karşılı ğ ında ödeme yapacak gibi görünüyor. Bu vergi türü için ilerleyen yıllarda iş açı ğ ı oluşabilir. Maliye mezunları, hukuk mezunları, endüstri mühendisli ğ i mezunları ilerleyen yıllarda Karbon vergi danışmanı olarak bu alanda iş bulabilirler. Küresel ısınmayla birlikte artan çevre bilinci ve fosil yakıtlardan uzaklaşma, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimle birlikte, özellikle teknoloji a ğ ırlıklı yeni meslekler ortaya çıkaracak. Şimdiden bu mesleklere topluca “Yeşil Meslekler veya Yeşil İ şler” deniyor. Hatta şu anda bile bu işlerle ilgili çokça istihdam açı ğ ı var. yenilenebilir enerji istihdam açı ğ ı

35 İ lerleyen yıllarda yeşil işlere çokça yeni iş dalı ve meslek katılacak. İ şte bunlardan bazıları… Yenilenebilir enerji danışmanı / uzmanı (Güneş, Rüzgar, Su, jeotermal enerji Uzmanı): Şirketler son zamanlarda yenilenebilir enerji üretimine büyük ilgi duymaya başladılar. Bu şirketler için hem PR ve pazarlama açısından hem de yeni enerji kaynaklarını kullanma açısından önemli bir hamle olabilir. Bu alanda kendini geliştirecek başarılı mühendisler, MBA veya pazarlama mastırı da yaparlarsa ilerleyen yıllarda çok iyi şartlarda rahatlıkla iş bulabilirler. Yenilenebilir Enerji Mühendisi: İ leri derecede mühendislik bilgisi gerektiren bu meslek için Yenilenebilir Enerji Mühendisi şart. Türkiye’de şu anda İ stanbul Teknik Üniversitesi’nde bulunan Enerji Enstitüsü de enerji mühendisi yetiştiriliyor. Geçmişte bu bölüm, nükleer enerjiye odaklanmışken şu anda yenilenebilir enerji ve konvansiyonel enerji ile de ilgili branşlarda da e ğ itim veriyor. Buradan mezun olacak kişiler ilerleyen yıllarda Yenilenebilir Enerji Mühendisi sıfatını alabilir ve bu alanda oluşacak meslek açı ğ ını kapatabilirler. Bu alanlarda e ğ itim verilen başka bir bölümde Bahçeşehir Üniversitesinde açılan Enerji Sistemleri Mühendisli ğ i Bölümü. Bu bölüm mezunlarını oldukça güzel işlerin bekliyor. Bu bölümden mezun olup MBA veya pazarlama master’ı yapanları daha ola ğ anüstü bir kariyerin bekledi ğ ini de eklemeliyim. İ stanbul Teknik Üniversitesi’nde bulunan Enerji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Uzmanı: Rüzgar enerjisi, yenilenebilir Enerji alanında en bilinen ve popüler olan enerji dalı. Bu alan da yüksek mühendislik ve uzmanlık gerektiriyor. Ülkemizde şu anda çok sayıda şirket, rüzgar türbini yapmaya başladı. Bu meslek alanında da büyük açık var. Rüzgar enerjisi alanında, ülkemizde yüksek lisans ve doktora e ğ itimi veren bir kurum var. Burası Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Araştırma Merkezi. Burada rüzgar enerjisi, rüzgar türbinleri ve teknolojileri üzerine e ğ itimler veriliyor. Mezunları iş bulma konusunda çok şanslı görünüyor.Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Araştırma Merkezi Yeşil Pazarlama (Green Marketing) danışmanı: Şirketlerin, çevre politikaları ve çevre ile ilgili sosyal sorumluluk planlarını yürütmek, duyurmak, Şirketin, müşterilerinin katkısıyla daha yeşil ve temiz bir dünyaya katkıda bulunmasını sa ğ layarak şirketin çevre duyarlılı ğ ını artırmak ve bunu şirketin pazarlama politikasının merkezine yerleştirmek. Ürünün üretiminden tüketimine kadar çevre ve do ğ a dostu olmasını ve do ğ aya katkı yapmasını sa ğ lamak gibi görevleri yürütecek, pazarlama, işletme, endüstri veya çeve mühensili ğ i v.s. bölümlerden mezun, kendini pazarlama odaklı yetiştirmiş kişiler Yeşil Pazarlama Danışmanı olabilirler. Şirketler çevre bilinci geliştikçe böyle danışmanlara çokça ihtiyaç duyacaklar

36 Yeşil İ.K.)Yeşil İ nsan Kaynakları Yönetmeni: Şirketin personelinde çevre duyarlılı ğ ı yaratmak, onların şirket kaynaklarını daha tasarruflu kullanmalarını sa ğ lamak. ( Gereksiz kaynak tüketimini engellemek, ortak araç uygulaması), personelin çevre ile ilgili projelere katılımı, ofis ve çevrenin do ğ aya uygun ve do ğ aya zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesi işlerini yapacak, işletme, insan kaynakları, çevre konusunda bilgili insan kaynakları yönetmenlerine / uzmanlarına ilerleyen yıllarda daha çok ihtiyaç duyulacak. Yenilenebilir Enerji Hukuku (Çevre ve Enerji Hukuku) Uzmanı /Danışmanı: Şirketlerin do ğ al kaynaklar ve enerji konularını, yasal mevzuata uygun şekilde ve çevreyle uyumlu şekilde yönetecek uzmanlara ihtiyaçları var. Bu uzmanlar, kamu ve özel sektör arasındaki hukuksal konuları çözecek, ilerleyen yıllarda AB uyum kanunları çerçevesinde AB mevzuatına göre şirketlerin bu yasalara uygun çalışmasını sa ğ layacaklar. Bu şekilde çalışacak enerji hukuku uzmanlarına büyük ihtiyaç duyulacak. Bu alanda çalışan “Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü” de kurulmuş durumda.Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Organik Tarım Mühendisi: Günümüz dünyasında gıda ürünleri, do ğ allıklarını yitirmeye başladılar bu da insanları organik ürünlere yöneltti. Bu da organik ürün yetiştiricili ğ ini geliştirdi. Bu alanda e ğ itim veren bir üniversite yok ama Ziraat mühendisleri kendilerini bu alanda uzmanlaştırıp Do ğ al Yaşam Koçu: Şehir yaşamı, insano ğ lunu do ğ adan uzaklaştırdı. Yedi ğ i gıdalar daha ilaçlı ve daha yapay. Soludu ğ u hava daha zehirli. İ çinde çalıştı ğ ı ofisler, yaşadı ğ ı evler, daha çok toksik madde barındırıyor. Bu da do ğ al yaşama, do ğ al ürünler ve do ğ al hayata dönüşü getiriyor. Ama do ğ al yaşama yöneldi ğ inde de bilinçsiz ve kulaktan dolma bir şekilde bunu yapıyor. Uzun süre do ğ adan uzak kalan insan do ğ aya ve do ğ ala alışmakta da zorluk çekiyor. Bu noktada devreye yön gösterecek Do ğ al Yaşam Koçları girebilir. Kimler do ğ al yaşam koçu olmalı? Gıda mühendisli ğ i, ziraat mühendisli ğ i, çevre ve ekoloji mühendisli ğ i alanlarından birinden mezun olup, sosyoloji, iletişim, psikoloji, sa ğ lık alanında da kendini takviye eden meslek sahipleri Do ğ al yaşam koçu olabilirler. Kişinin yedi ğ i yemeklerden, yaptı ğ ı sporlara, tatil yapaca ğ ı yere kadar her şeyi planlayabilirler. İ nsanların daha uzun ve kaliteli yaşamasına katkıda bulunabilirler. Yeşil ( Ekolojik) Turizm / Tatil Uzmanı : Yine şehir yaşamının getirdi ğ i sıkıntıdan ve yo ğ unluktan olsa gerek, insanlar tatillerinde sürekli denize gitmek yerine, köylerde, tenha ve sessiz kıyılarda, Karadeniz’in el de ğ memiş yaylalarında, sarp ve yüksek da ğ larda, kaplıca ve şifalı sularda tatillerini geçirmeye ve do ğ a sporlarıyla ilgilenmeye başladılar. Var olan turizm olanakları bu alandaki açı ğ ı şu anda tam anlamıyla kapatamıyorlar. Önümüzdeki yıllarda do ğ a ve Ekolojik turizm konusunda uzmanlaşmış, kendini yetiştirmiş rehberlere/uzamanlara ve tesislere ihtiyaç olacak. Do ğ al kaplıcalara sahip yerler, yaylalar, ekolojik tatil köyleri, tatil çiftlikleri, orta yaş üstü tatilcilerin ve sa ğ lıklı tatil isteyen kişilerin çekim merkezi olacak.ekolojik tatil köyleritatil çiftlikleri

37 Üçüncü sektör örgütlerinin hızlı bir de ğ işim süreci içerisinde oldu ğ una, içinde bulundukları rekabet ortamının gereklerini yerine getirebilmek için ba ğ ımsız bir şekilde hareket etmeye ve girişimcilik faaliyetlerinde bulunarak kendi finansal iç dinamiklerini yaratmaya çalıştıklarına daha önce de ğ inmiştik. Kurumsal sosyal sorumluluk anlayışının özel sektör temelinde yaygınlaşmasıyla birlikte yeniden yükselişe geçen üçüncü sektör girişimcilik faaliyetlerinde bulunmaya başlamış ve yaşadı ğ ı bu de ğ işim süreci özellikle son yıllarda daha fazla ilgi görmeye ve genişlemeye başlamıştır (Birch ve Whittam, 2008:439). Her şeyden önce üçüncü sektör kuruluşlarının girişimci faaliyetlerde bulunmaya başlaması, onları farklı bir yapılanma içerisine sokmuştur. Sosyal kâr amacına yönelik faaliyetlerde bulunmaya başlayan bu kuruluşlar, artık üçüncü sektörün kapsamı dışına çıkmakta; üçüncü sektör-özel sektör arasında yer alan karma (hybrid) bir yapıya bürünmektedir. Üçüncü sektörün sosyal amacını taşıdı ğ ı için “sosyal” olan, ancak özel sektör gibi girişim faaliyetlerinde bulundu ğ u için de “girişim” niteli ğ i de taşıyan bu kuruluşlar, bu karma (hybrid) yapı içerisinde “sosyal girişim (social enterprise)” olarak tanımlanmıştır. Aşa ğ ıdaki şekilde görüldü ğ ü gibi; sosyal girişimler, üçüncü sektör diye tanımlanan, devletin dışında kalan ve kâr amacı gütmeyen geleneksel sivil toplum kuruluşları ve özel sektörü temsil eden ticari girişimler/şirketler (kâr amacı güden) arasında faaliyet gösteren girişimlerdir. Sınırları oldukça esnektir, bu yüzden de kâr amaçlı ve kâr amaçlı olmayan faaliyetleri melez bir şekilde gerçekleştirebilirler.

38 Sosyal girişimcili ğ in önemli amaçlarından biri, girişimcilerin sosyal amaçları gerçekleştirebilmek için ticari beceri ve işletme yaratma bilgilerini kullanmaları ve ticari açıdan sürdürülebilir olmayı sa ğ lamalarıdır. Bir başka deyişle, kâr amaçlı çalışmayan örgütlerde, ticari birimler oluşturulması ve bunların istihdam yaratmak ya da çeşitli sosyal amaçlar için kullanılması günümüz sivil toplum kuruluşlarının de ğ er verdi ğ i konulardandır. Nitekim, kaynak sa ğ lama faaliyetleri (fundraising) kâr amacı gütmeyen örgütlerin girişimci bakış açısıyla hareket ettiklerinin açık bir göstergesi olarak düşünülmektedir (Güler, 2010:91). Sosyal girişimler sadece finansal kaynaklar ile sürdürülebilirli ğ ini sa ğ layamazlar. Finansal kaynaklara ek olarak, sahip olunan sosyal amaca kendini adamış, sosyal girişimcinin destekçisi ve takipçisi olan ücretli çalışanlar ve gönüllüler de ayrı bir kaynak konumundadır. Nitekim bir örgütü yönetmede, sosyal de ğ er yaratma ve bu hizmetin sa ğ lanmasında sarf edilen çaba da, örgütün insan kaynaklarını oluşturan paydaşlar, mütevelli heyeti, çalışanlar ve gönüllülerden oluşmaktadır. Ayrıca, bu sektör içinde oluşmuş sosyal a ğ ı ifade eden, sosyal girişimcinin sosyal sermayesi de, işin yürütülmesinde önemli bir kaynak niteli ğ indedir. Sosyal girişimlerde zorlayıcı bir unsur ya da baskı söz konusu olmadı ğ ından, bu örgütün çalışanları, örgüte sahip oldukları misyon ya da amaç do ğ rultusunda ba ğ lılık göstermektedirler. Çalışanlar, özel sektör çalışanlarına göre elde ettikleri gelire daha az önem verirken, yaptıkları işin kalitesine daha fazla önem vermektedir. Sosyal de ğ er içeren amaçlara ulaşmak adına daha az ücretle çalışmaya razı olabilmektedirler. Ancak, yine de sosyal girişimlerin özel girişimlere veya piyasaya göre daha az ücret veriyor olması, beceri düzeyi yüksek ve kalifiye olan çalışanları etkilemeyi ve onları elde tutmayı zora sokmakta ve bu nedenle sosyal girişimcilerin piyasadaki yetkin elemanları istihdam etmesi oldukça zorlaşmaktadır (Austin vd., 2006:12). Bu durum, ba ğ ışlarla yürüyen de ğ il ama kazanılmış gelire önem veren sosyal girişimlerde daha sık telaffuz edilen bir sıkıntı olarak göze çarpmaktadır (Haugh, 2007:422).

39 McDonaldlaştırma Ritzer'e göre, McDonaldlaştırma Max Weber'in akılcılık kuramının bir uzantısıdır. Weber'e göre biçimsel akılcılık, insanların belirli bir amaç için optimum araç arayışının kurallar, yönetmelikler ve daha büyük toplumsal yapılar tarafından biçimlenmesidir. Amaç için optimum araçları kendi başlarına keşfetmek zorunda de ğ illerdi; tam tersine optimum araçlar zaten keşfedilmiş ve kurallar, yönetmelikler ve yapılarda kurumsallaştırılmıştı; insanların bunlara uyması yeterliydi. Nitekim öyle de oldu; insanlar kendileri için uygun görülen tarz, şekil ve tatları sorgulamadan elde etme çabasına girince, McDonald yalnızca bir yemek kültürü olmaktan çıkarak bir hayat biçimi olarak kendisini gösterdi.

40 Ritzer'e göre McDonald olayı, yemek ihtiyacını gideren basit bir "fast-food" olmanın sınırlarını çoktan aşmış bir toplumsal olayın adıdır. Öyle ki, hayatın her alanını etkileyen bir hayat tarzı üretmektedir. Akılcılaştırma sürecinde bürokrasinin yerini almış olan bu yemek kültürü, Amerikan toplumunu ve sonunda da dünyayı yapısal olarak etkiliyor. Bu hayat tarzı öylesine büyük bir hızla gelişiyor ki, öngörülebilen bir yakınlıkta bütün insanlar bu hayat tarzıyla hemhal olacak gibi görünüyor.

41 McDonald adının ardındaki isim Amerikalı Ray Kroç, akılcı yaklaşımlarla bu girişimi büyütmeye çalışırken, olayın bugünkü boyutlarına ulaşaca ğ ını kendisi de tahmin etmiyordu. Kroç ailesi 1937'de ilk restoranlarını açtılar. Restoranın işletme yöntemlerini yüksek hız, büyük hacim ve düşük fiyat ilkelerine dayandırmışlardı. Karışıklıktan kaçınmak için müşterilere çok kısıtlı bir menü sundular. McDonald kardeşler, masaya servis ve geleneksel pişirme yöntemleri yerine pişirme ve servis için montaj bandı uyguladılar. E ğ itimli aşçılar yerine kardeşlerin "sınırlı menüsü, yemek hazırlı ğ ını bir ticari mutfa ğ a ilk kez adımını atanların bile hemen ö ğ renebilece ğ i basit, kendini tekrar eden işlere indirgemelerine imkan sa ğ ladı." Kardeşler, "Izgaracı", "şeykçi", "kızartmacı" ve "sosçu" gibi uzmanlaşmış restoran işçilerinin kullanımına öncülük ettiler. İ şçilerin yapması gerekenleri hatta söylenmesi gerekenleri bile belirleyen yönetmelikler geliştirdiler. McDonald kardeşler bütün bunlar ve di ğ er yöntemlerle akılcılaştırılmış "fast food fabrikası"nın gelişmesinde öncü oldular. (s. 64)

42 McDonaldlaşma’nın insanları yo ğ un olarak etkilemesinde dört çarpıcı boyut dikkat çekici: Bunlardan ilki verimlilik... Yani açlıktan doymaya geçmenin en basit yolunu sunmak... Zihinlerde yer eden yaygın anlayış, zamanı etkin kullanmak ve en kısa zamanda en fazla işi halletmek olunca “hızlı yeme” işletmelerinin sundu ğ u hizmet, karşı konulmaz bir şey olabiliyor. McDonaldlaşmanın bir di ğ er boyutu, tüketicilerin “hesaplı alışveriş” yaptıklarını düşünmelerinde karşımıza çıkıyor. Kendisine “aynı fiyata ne kadar büyükse o kadar iyidir” denen tüketici, normal gibi görünen bir ücrete daha çok yiyecek aldı ğ ını düşünüyor. Ve tabii ürün belli bir sürede size sunulmazsa, para ödemeyecek olmanız da işin cezbedici yönlerden bir di ğ eri... Başka bir boyut öngörülebilirlik... Bu, ça ğ ın de ğ işimi ile birlikte yeni toplumsal düzende kendisine yer edinmeye çalışan bireyin güven ihtiyacını tatmin etmeye yönelik bir kavram. Belirsizli ğ in olumsuzlandı ğ ı bir dünya anlayışı, bir sonraki hafta ile bugün yedikleriniz arasında fark olmayaca ğ ını size garanti eder. Zamanla ürünün kalitesinde ve miktarında bir fark olmayaca ğ ı, standartların dünyanın her neresine gidilirse gidilsin her zaman için korunaca ğ ı bilgisi zihinlere yerleştirilir. Böylelikle öngörülebilirlik, belirsizlikten kaçış yolu için bir seçenek haline gelir. McDonaldlaşma’ya ilişkin önemli bir boyut da denetim...Denetimin iki şekilde gerçekleşti ğ i söylenebilir; biri tüketici üzerinde, di ğ eri ise çalışanlar üzerinde... Bu sistem, tüketiciyi örtük şekilde de olsa, hemen yiyip çıkmaya; sınırlı mönüyle, az seçenekle yetinmeye yönlendirir. Rahatsız iskemleler de buna yardımcı olur. Tüketicinin orada ne kadar bulunaca ğ ı bilinebilir bir şeydir.

43 Çalışanlar üzerindeki denetim boyutu ise, insansız teknoloji aracılı ğ ıyla gerçekleşmektedir. İ nsansız teknolojinin işlevini hatasız yerine getirmesi, çalışanlara hata yapma özgürlü ğ ü tanınmayan, tehdit edici bir şeydir. Çünkü insansız teknoloji her an insanlı teknolojinin yerini alabilecektir. McDonaldlaşmanın çevre üzerine de olumsuz etkileri olabilmekte. Araştırmalar, tek-tip patates yetiştirmenin Kuzeybatı Pasifik’in ekolojisini olumsuz etkiledi ğ ini ortaya çıkarmış. Çünkü bu tür patatesleri yetiştiren dev çiftlikler kimyasal maddelerin yaygın kullanıldı ğ ı yerler. Kusursuz bir patates kızartması için patatesin ço ğ u ziyan edilmekte ve geri kalan patates ya sı ğ ırları beslemekte ya da gübre olarak kullanılmakta. Bu patateslerin posalarında yeraltı su kaynaklarına, gübre ve hayvan pisliklerine kadar izlenebilen yüksek oranlarda nitrat bulunmakta. Bu da sa ğ lı ğ ımız için potansiyel tehdit. Hızlı yeme işletmelerinde kullanılan paketler de çevreye uyumlu de ğ il. “Kullan-at” mantı ğ ının egemen oldu ğ u bu sistemde yiyeceklerin konuldu ğ u kaplar tek kullanımdan sonra atılır. Zaten “her şey tek bir şey içindir.” Ve bu yüzden o kabı başka bir şey için kullanamazsınız. Bunun sebebi sadece yiyecekten de ğ il, aynı zamanda koyuldu ğ u kaptan da kâr elde etmek; seri üretime katkıda bulunarak seri tüketimi artırmaktır. Ve bu paketlerin do ğ ada kendili ğ inden çözünmesi de oldukça zordur. McDonaldlaşmanın kültürel dokuya etkilerine gelince… Bu, Do ğ u’da ve Batı’da farklılaşabilir. Batılı insanın başarı motivasyonu yüksektir ve bireycili ğ i savunur. Do ğ ulu insan ise, ba ğ lılık ihtiyacı yüksek ve cemaatçilikten yanadır. Sosyalleşmede insanlar arasındaki sürekli etkileşim kilit rol oynar. Hızlı yeme kültürünün, etkileşime fırsat tanımadan “ye ve kalk” mantı ğ ını yaymasının, kişinin yalnızlaşmasına yol açaca ğ ına dair yorumlar yapılmakta. Di ğ er yandan sadece yemek kültürüyle yalnızlık kaygısının bu kadar ön plana çıkmayaca ğ ına dair görüşler de var. Bir başka görüş, insanların bu kadar sistematik bir yapıda kendilerini montaj bantının bir parçası olarak hissedebilece ğ i. Bu yoruma karşılık bazı eleştirmenler de bu tür yerlerin toplumun her tabakasından insanı bir araya getirmesi ile bütünleştirici bir etkiye sahip oldu ğ unu düşünüyor.


"Emek süreçleri. Duygusal emek Duygusal emek kavramı, ilk defa 1983 yılında Arlie Hochschild tarafından kullanılmıştır. Hochschild’in “The Managed Heart”" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları