KAN VE EGZERSİZ.

Slides:



Advertisements
Benzer bir sunumlar
ANATOMİ VE FİZYOLOJİ DOLAŞIM SİSTEMİ 10 – 14 Şubat 2014.
Advertisements

KANIN VÜCUTTA DOLAŞIMI DARICA HALİDE EDİP İLKÖĞRETİM OKULU
DOLAŞIM SİSTEMİ İÇERİK Dolaşım sisteminin elemanları - Kan - Kalp
KALP FAALİYETİNİN DÜZENLENMESİ Prof. Dr. Ümmühan İşoğlu-Alkaç İ. Ü
Dolaşım Sistemi Fizyolojisine Giriş
İNSANDA DOLAŞIM SİSTEMİ
İnsanda Dolaşım Sistemi & Kan Dolaşımı ve Lenf Dolaşımı
SAĞLIK Sağlık Okuryazarlığı - Dolaşım Sistemi -.
VÜCUDUMUZDA SİSTEMLER
DOLAŞIM SİSTEMİ HAZIRLAYAN: Uğur ÖZEL Fen ve Teknoloji Öğretmeni.
DOLAŞIM SİSTEMİ.
EGZERSİZ VE KAN.
KAN DOKU.
DOLAŞIM SİSTEMİ a)KAN b)KALP c)DAMARLARDAN OLUŞUR.
Dolaşım sistemi.
SAĞLIK Sağlık Okuryazarlığı - Kan ve Bağışıklık Sistemi -
Dolaşım Sistemi
ÇOCUKLARDA FİZİKSEL AKTİVİTE VE FİZİKSEL UYGUNLUK
KANIN VÜCUTTA DOLAŞIMI
Böbrek İşlevleri Böbrekler metabolizma sonucu oluşan atık ürünlerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan sistemdir. En önemli işlevi homeostazı korumaktır.Kan.
Z.Aycan TUNCER 4/B Sınıf Öğretmeni
Yrd.Doç.Dr. Ercan ÖZDEMİR
DOLAŞIM SİSTEMİ.
KANIN BİLEŞİMİ VE İŞLEVLERİ
KANIN VÜCUTDA DOLAŞIMI KALBİN GÖREVLERİ
Kan Fizyolojisine Giriş
Doç.Dr. Mustafa ALTINIŞIK ADÜTF Biyokimya AD 2008
DOLAŞIM SİSTEMİ.
Fen ve teknoloji dersi 5. Ünite MERVE YALIN 6/F 722.
6.SINIF: VÜCUDUMUZDAKİ SİSTEMLER DOLAŞIM SİSTEMİ
YANIKLAR VE KAN KİMYASI
FİZYOLOJİYE GİRİŞ VE HOMEOSTAZ
Yrd.Doç.Dr. Mustafa ALTINIŞIK ADÜ Tıp Fakültesi Biyokimya AD
FİZYOLOJİ BİLİMİNE GİRİŞ
DOLAŞIM SİSTEMİ.
VÜCUDUMUZDAKİ KANIN YAPISI VE GÖREVLERİ
DOLAŞIM SİSTEMİ 6. SINIF.
Kan ve Kalp Yrd. Doç. Dr. Bahadır Namdar
A. Gaz Alışverişi Gaz alış verişi: Canlılar hücresel solunumda kullanılan oksijeni hücre içine almak ve oluşan karbondioksiti hücreden uzaklaştırmak amacıyla.
SUYUN İNSAN YAŞAMINDAKİ YERİ
BAĞIŞIKLIK.
ANTRENMAN BİLGİSİ “Eklem Hareket Genişliği ve Antrenmanı”
PROTEİNLER.
Dolaşım sistemi.
Dolaşım Sistemi ve Egzersiz
Hücrelere gerekli olan besin ve oksijenin götürülmesini, hücrelerde oluşan atık maddelerin ve karbondioksitin uzaklaştırılmasını sağlar. Hücrelere gerekli.
Dolaşım Sistemi ve Hastalıkları
Kuvvet Antrenmanları -Giriş-.
Her sistemin kendine özgü görevleri olmasına karşın bu görevleri diğer sistemlerden bağımsız olarak gerçekleştiremez. Egzersizle yukarıdaki açıklamanın.
HAYVANSAL DOKULAR.
KAS SİSTEMİ SYSTEMA MUSCULARE
SİSTEMLER.
DOLAŞIM SİSTEMİ
KAN VE EGZERSİZ.
YAŞAM BOYU SPOR – BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR EĞİTİMİ.
İNSAN VÜCUDU.
FİZYOLOJİ BİLİMİNE GİRİŞ
DOLAŞIM SİSTEMİ a)KAN b)KALP c)DAMARLARDAN OLUŞUR.
DOLAŞIM SİSTEMİ.
VÜCUDUMUZ BİLMECESİNİ ÇÖZELİM
SAĞLIK Sağlık Okuryazarlığı - Dolaşım Sistemi -. Dolaşım Sistemi Sağlık Okuryazarlığı – Dolaşım Sistemi Dolaşım sistemi kalp, kan ve kan damarlarından.
KALP Üstte iki kulakçık alltta iki karıncık olmak üzere dört odacıktan oluşmuştur. Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü (triküspit), sol kulakçık.
DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ
DOLAŞIM SİSTEMİ.
DOLAŞIM SİSTEMİ a)KAN b)KALP c)DAMARLARDAN OLUŞUR.
Emir Şaşmaz 6/B 431. Canlılık için gerekli besin ve oksijenin tüm hücrelere taşınmasını, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan zararlı maddelerin.
ANATOMİ VE FİZYOLOJİ KONU: Kaslar. KASLAR Vücudun hareket edebilmesi için hareket sistemini oluşturan kemik,eklem ve kasların uyumlu bir şekilde çalışması.
SAĞLIK Sağlık Okuryazarlığı - Dolaşım Sistemi -. Dolaşım Sistemi Sağlık Okuryazarlığı – Dolaşım Sistemi Dolaşım sistemi kalp, kan ve kan damarlarından.
Sunum transkripti:

KAN VE EGZERSİZ

Hepimizin de bildiği gibi, kan vücudumuzdaki en önemli yapı taşlarından biri... Bu bölümde kan hakkında bilinmeyenleri size aktarmaya, bilinenleri de tekrar hatırlatmaya çalışacağız.

Kan, atardamar, toplardamar ve kılcal damarlardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; akıcı plazma ve hücrelerden (alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları) meydana gelmiş kırmızı renkli hayati bir sıvıdır. Kan ile ilgili tıbbi terimler genellikle hemo ve hemoto sözcükleri ile başlar.

Her bedende 5 ile 6 litre arası kan bulunur Her bedende 5 ile 6 litre arası kan bulunur. Bu miktar ortalama vücut ağırlığının %7-8'ini oluşturur. Kanın yarısı, sıvı olan bölümden yani plazmadan meydana gelir. Diğer yarısı ise kanın içinde çeşitli görevler üstlenmiş olan hücreler veya moleküllerdir. Kandaki hücreler, vücuttaki kan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen, yan yana dizildikleri takdirde 96.500 km'lik bir çizgi oluşturabilecek kadar fazladırlar. Bu, dünyanın çevresini iki kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur.

Kanın Fonksiyonları Kanın en önemli görevi akciğerlerden dokulara metabolik hadiseler için gerekli oksijeni taşımaktır. Dokularda oluşan CO2 i akciğerlere taşıyarak atılmasını sağlar. Besin maddelerini dokulara taşır. Artıkları ise dokudan uzaklaştırarak boşaltım organlarına götürür. İç salgı bezlerinde yapılan hormonları başka doku veya organlara iletir. Dokularda metabolizma sonucu oluşan ısıyı deriye, akciğerlere iletir, vücut ısısının sabit kalmasını sağlar. Kan plazmasında bulunan antikorlar ve beyaz kan hücreleri organizmayı enfeksiyonlara karşı korur. Plazma, trombositler ve pıhtılaşma faktörlerinin işbirliği ile kan pıhtılaşması gerçekleşir, kan kaybı önlenir.

Kanın Hacmi ve Kompozisyonu Kan hacmi kişinin vücut yapısı, su miktarı, elektrolit dengesi ve içerdiği yağ miktarına göre değişiklik gösterir. Özellikle antrenman düzeyi kan hacmi açısından değişikliğe neden olur. Normal şartlarda kan hacmi 75 kg’lık bir erkekte 5-6 litre, 65 kg’lık bir bayanda 4-4,5 lt dir.

Özellikle ağır egzersizler sırasında kan volümünde hafif bir düşme görülür. Bunun nedeni ise egzersize meydana gelen su kaybıdır. Kan volümü ayrıca su kaybının fazla olduğu durumlarda da düşebilir

Kanın Elemanları Kanı, kan hücreleri ve kan sıvısı olarak başlıca iki gruba ayırabiliriz.

Kan Plazması Kan plazması, kan dokusunun ara maddesidir. %90-92 si sudur. Kanın sıvı kısmıdır. Plazma hafif sarı renklidir. İçinde su, kan proteinleri, tuzlar (elektrolitler), glukoz, hormonlar, çeşitli metabolizma artıkları, lipitler bulunur. Oksijen ve karbondioksit alyuvarlardaki hemoglobin tarafından taşınır ama az miktarda plazmada da bulunurlar.

İçinde bulunan organik ve inorganik maddeler şunlardır: - Plazma proteinleri Albumin Globulin Fibrinojen Vücudun asit-baz dengesini sağlama, plazma hacmi ve doku sıvısını dengede tutma görevini üstlenirler.

Besinler ve Gazlar Plazma içerisinde O2, CO2, N4 gibi gazlarla birlikte aminoasitler, glikoz, yağ asitleri ve gliserol gibi besin maddeleri taşınır.

Elektrolitler Plazmada Na, K, Ca, Mg, Cl, HCO3 (bikarbonat), SO4 (Sülfat), PO4 (Fosfat) gibi iyonlar taşınmakta ve bu iyonlarla da ozmotik basınç ve PH dengede tutulmakatadır.

Düzenleyici Maddeler Enzim ve Hormonlar

Nonprotein(Atık) Maddeler: Üre, Ürik Asit, Kreatin vb.

Kan Hücreleri(Hemotakrit) Üç çeşit kan hücresi vardır: Eritrositler, Lökositler ve Trombositler.

Eritrositler(Alyuvarlar) Vücut dokularına oksijen taşımasının başlıca aracıdır Kanda en çok bulunan hücrelerdir. Yapılarında çekirdek bulunmaz. Tüm kan hücrelerinin %50 sini oluştururlar. Dolaşımdaki ömrü 100-120 gündür. 1 mm3 kanda yaklaşık 4,5-5,5 milyon civarında bulunur.

Sayıları, cinsiyet, yaş ve yaşanılan yüksekliğe göre değişmektedir. Eritrositler kişiden kişiye değişen kan gruplarını belirleyen antijenleri taşır. Yaşlı eritrositler dalakta parçalanır. Demir, kemik iliğine döner, tekrar kullanılır. Yüksek yerlerde Oksijen basıncı düşerken Eritrosit yapımı artar. Hipoksi sırasında eritrosit yapımı artar. Hipoksi, genel anlamda kanda, hücrelerde ve dokularda oksijen eksikliğine bağlı gelişen fonksiyon bozukluğudur. Kırmızı kemik iliğinde üretilirler, taşıdığı hemoglobin sayesinde kana kırmızı renk verirler.

Hemoglobin Kanda solunum organından dokulara oksijen, dokulardan solunum organına ise karbondioksit ve proton taşıyan protein. Oksijenle dolu olan hemoglobine “oksihemoglobin” denir. Bu, kana parlak kırmızı rengini verir. Dokulara oksijen getirdikten sonra bir miktar karbondioksiti alarak akciğerlere getirir. Buna da “karbaminohemoglobin” denir. Başlıca sentez yeri eritrosit üretimi sırasında kemik iliğidir. Yaş, cinsiyet ve türe göre küçük farklılıklarla da olsa kanda belli bir değerin altında bulunmasına anemi, yüksek miktarda bulunmasına ise polistemi denir.

Anemi (Kansızlık) Genel olarak kansızlık olarak bilinen tablonun tıp dilindeki adı anemidir. 'Kansızlık' denildiğinde kanın hiç olmaması gibi bir anlam çıktığı ve böyle bir durumda da yaşamak mümkün olmadığı için çok doğru bir tanım değildir. Anemi, kanda alyuvar ve hemoglobinin azaldığı bir durumdur. Oluşumuna yol açan nedenler çeşitlidir. En yaygın olarak rastlanan kan hastalığıdır. Belirli bir derecenin üzerine çıkmadığı sürece dikkat çekici bir belirti vermez. İlerledikçe belirtilerin şiddeti artar. Hasta başlangıçda normalden soluk ve yorgun olabilir. Solgunluk tırnak altı, göz kapağı içi, dudaklar ve avuç içlerinden kontrol edilir. Anemik hastalar genelde halsizdir. Efor karşısında çok kolay yorulur. Saç ve tırnak beslenmesi azaldığı için bu dokular zayıf olabilir. Anemik hastalar soğuğa karşı töleranssızdır. Bunun sebebi enerji ve ısı üretimi için gerekli olan Oksijenin sağlanamayışıdır.

Anemiyi Meydana Getiren Faktörler Kan kaybı Kemik iliğinin yıkımı Eritrositlerin olgunlaşamaması Eritrosit hemolizi

Aneminin Meydana Geliş Şekilleri Nutritional anemi: Demir, Amino asit ve B vitamini eksikliğinden kaynaklanır. Uygun diyetle tedavi edilir. Pernicious Anemi :Eritrositlerin yetersiz üretiminden kaynaklanır. Hemorarjik Anemi: Kanama ile oluşan eritrosit kaybından kaynaklanır. Yaralanma, ülser menstrual kanamalarda daha yaygın görülür.

Hemolitik Anemi: Eritrosit hücre zarının olgunlaşmaması sonucu yırtılması ve hemoglobinin plazmaya çıkması ile oluşur. Apilastik Anemi: Kırmızı kemik iliği hücrelerinin yıkımı ile oluşur. kemik iliği hücreleri yağ, fibroz doku veya tümör (kanser) hücreleri haline gelerek fonksiyonlarını kaybedebilir.

Hasta Hücre Anemisi : Anormal bir biçimde hemoglobin üretimi ile oluşur.

Polisitemi ve Lösemi Polisitemi de eritrositlerin anormal bir biçimde artışı söz konusudur. 1 mm küp kanda 2-3 milyon eritrosit artışı polisite mi olarak kabul edilir. Bu artış kanın vizkositesini ve basıncını artırır. Lösemi ise kan kanseridir. Burada lökositlerin anormal derecede artışı ve birçok lökositin olgunlaşamadan yok oluşu söz konusudur.

Eritrosit Yapımı için Gerekli Olan Maddeler Demir, B12 vitamini, B1, B2, B6 vitaminleri ve folikasittir.

Eritrosit Yıkımı (Hemoliz) Eritrosit zarlarının yırtılması sonucunda, Hb molekülünün hücre dışına çıkmasıdır. Hemolizin nedeni ne olursa olsun sonunda kanda bilirubin (sarı renkte, pigment özelliğinde bir madde, safranın sarı rengini veren de bilirubindir) artışına ve sarılığa neden olur. Bilirubin hücrelerden dışarı çıkan hemoglobinin parçalanıp metabolize edilmesi sonucunda oluşan bir son üründür. Böylece organizmada normalin üstünde bir eritrosit harabiyeti varsa sonunda bilirubin yükselmesi ile sarılık gelişebileceği unutulmamalıdır.

Lökositler(Akyuvarlar) Lökositler çekirdekleri olan kan hücreleridir. Organizmanın savunma sisteminin hareketli elemanları olan lökositler, organizmayı bakterilere, virüslere, parazitlere ve tümörlere karşı savunurlar, onları yok ederler (Fagositoz) 1 mm3 kandaki sayıları 4.000 -10.000 arasında değişebilir. Ortalama 7.000 dir. Enfeksiyonlarda sayıları artış gösterir. Sayılarının 4000 nin altına düşmesine lökopeni, 10.000 nin üstüne çıkmasına ise lökositozis denilmektedir.

Lökositlerin Fonksiyonları Lökosit Çeşidi Yapım Yeri Yaşam Süresi Fonksiyonları -Granül ositler Kemik İliği 12 saat Vücudu mikro organizmalara karşı koruma 1- Bazofil Pıhtılaşmayı engelleme ve vücudu mik. Or. Karşı kor. 2-Asidofil 3-Nötrofil - Agranülositler Lenf Bezleri 100-300 gün 4- Monosit 5- Lenfosit Bağışıklık sist. görev yaparlar

Lökositler çekirdekli hücreler olup çekirdek ve sitoplazma yapılarına bağlı olarak Granülositler, Monositler ve Limfositler olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Dolaşımdaki lökositlerin % 50-75 i granülosit, % 2-8 i monosit, % 20-40 ı limfosittir. Granülositler ve monositler yalnızca kemik iliğinde yapılır. Limfositler ise az miktarda kemik iliğinde, büyük oranda limfoid organ ve dokularda yapılmaktadır.

Çekirdek ve Stolazma yapılarına göre lökositler

Lökosit Yapımında Etkili Olan Faktörler Enfeksiyon Doku Tahribi Kan kaybetme Bakteriler’ dir.

Lökosit Formülü Nötrofil: %50-60 Lenfosit : %20-40 Monosit : %2-8 Eozinofil :%2-4 Bazofil :%1

Lökosit formülü yukarıdaki alt grupların sayımı ve oranı açıklar Lökosit formülü yukarıdaki alt grupların sayımı ve oranı açıklar. Lökositlerin 5 ayrı grubu bulunduğu için görevleri de çok çeşitlidir. Toplam lökosit sayısını oluşturan 5 lökosit tipinin yüzde oranı “lökosit formülü” adını alıp birçok hastalığın tanısına yardımcı olur.

Bağışıklık (İmmünite) Vücudun hastalık oluşturan mikroplara ya da alerji oluşturan antijenlere karşı direnç kazanmasıdır. Bağışıklık ya da hastalığa direnç gösterme, vücuda giren antijenleri antikorlarla yok edebilme yeteneğidir. Doğal Bağışıklık( lökositlerin fagositoz yeteneği) ve Kazanılmış Bağışıklık(Hastalık geçirme, aşılama) olmak üzere ikiye ayrılır.

Vücutta iki çeşit bağışıklık sistemi vardır Hücresel bağışıklık(T lenfositlerle) Mantar enfeksiyonuna karşı, Virüs enfeksiyonuna karşı, Yabancı dokulara karşı oluşur. Humoral Bağışıklık(B lenfositlerle) Bakterilere karşı oluşur. B lenfositlerin yüzeyinde İmmünglobilin adı verilern antijen reseptörleri bulunur.

Organizmaya antijen girdiğinde yüzeyinde bu antijene özgü reseptör taşıyan B lenfositleri uyarır. B lenfositler plazma hücrelerine dönüşür. Plazma hücreler antikor sentezler. Organizmanın kalıtsal yapısına yabancı olan bir maddenin(antijen) vücuda girmesi ile bu maddenin yabancı olarak tanımlanması ve bu maddeye karşı oluşan reaksiyonların tümüne “İmmün Yanıt” denir.

Atijen ve Antikor Organizma ve iç ortam bazı yabancı maddelerle karşılaştığında kanda bu yabancı maddeleri yok etmeye yarayan bir takım bileşikler ortaya çıkar. Bu koruyucu maddelere “Antikor” adı verilir. Herbir antikor kendisinin meydana gelmesine sebep olan antijene karşı etkilidir. Antijen, vücuda girdiğinde kendisine karşı bağışık yanıt oluşmasına yol açan maddelerdir.

Trombositler (Kan Pulcukları) Trombosit kan pıhtılarının oluşumunda görev alan hücre parçalarına verilen isimdir. Platelet olarak da adlandırılır. Düşük trombosit seviyeleri veya fonksiyon anormallikleri (disfonksiyon) kanamayı yatkınlaştırırken, yüksek trombosit seviyeleri çoğunlukla asemptomatik- tromboz (damarda kanın pıhtılaşması) riskini yükseltir. Kanın pıhtılaşmasında görevlidirler. Küçük damar yaralanmalarında kanamanın durdurulması için trombosit tıkacı oluşturur. Kemik iliğinde üretilirler 1 mm3 kanda 200.000 ile 400.000 arasında bulunurlar. Kanda 9 gün sağ kalırlar Sayıları 1 mm3 te 150.000 den az ise “Trombositopeni”, 450.000 den fazla ise “Trombositoz” meydana gelir.

Kanamalar (Hemoraji) Kanın, normal olarak içinde bulunduğu kalp ve damarlardan dışarıya çıkmasına kanama denir. Nedeni ve yeri ne olursa olsun, durmayan ya da durdurulamayan her kanama, şok, hatta ölüme yol açar. Kazalarda ölümlerin önemli bölümü bir kanamadan kaynaklanır.

Kanın Durması (Hemostaz) Bir damar yaralandığı zaman bazı mekanizmalar sırasıyla işlerlik kazanarak kanama durdurulur. Bu mekanizmalar şunlardır:

Vazokonstriksiyon veya vazospazm Damar büzülmesi, damar yaralanmalarından sonra kanamayı durdurmak için devreye giren ilk mekanizmadır.

Trombosit tıkacının oluşması: Trombositler yaralanmış damar yapısı ile karşılaşınca yapıları değişime uğrar, yüzeylerinde ışınsal çıkıntılar oluşur ve yapışkanlaşır. Bunun sonucunda yaralı damar bölgesinde bir araya toplanarak bir tıkaç oluştururlar ve damar duvarındaki deliği kan akımını engellemeden tıkarlar.

Pıhtılaşma (koagulasyon) Kanamanın durması için önemli olan üçüncü mekanizma koagulasyondur. Koagulasyonda birbiri ardına işleyen üç temel mekanizma vardır. a. Protrombin aktivatörünün oluşması b. Oluşan protrombin aktivatörünün Ca2+ iyonlarının beraberliğinde protombinden (plazmada bulunan bir protein molekülü) trombin oluşturması c. Trombinin fibrinojene etki ederek fibrin ipliklerini oluşturması. Fibrin iplikleri kan hücrelerini ve plazmayı içine alarak bir kitle oluşturur, buna pıhtı adı verilmektedir.

Fibrinoliz ;Pıhtının vücut sıcaklığında tutulmasıyla bir süre sonra çözülmesine fibrinoliz denir. Tromboz; Kanın damar içinde pıhtılaşmasıdır.

Kan Grupları Kan Grubu, insan kanındaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğini belirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemidir. A, B, AB ve 0 türleri mevcuttur. Bundan bağımsız olarak, Rh değeri + veya - değerinde olabilir. Bu iki sistemin kombinasyonundan 8'li kan grubu tablosu oluşmuştur. Türkiye'de iki sistem yan yana yazılarak belirtilir. Örneğin; A türü kanda Rh değeri negatif ise, o kan için A Rh- grubu denir. Türkiye'de Kızılay'ın verilerine göre en fazla bulunan grup A Rh+'dir.

Antijen ve Antikorlar kanda sürekli bulunurlar ve kalıtım yoluyla soya aktarılırlar. İnsanların kan grupları bu antijen ve antikor özelliklerine bağlıdır ve aşağıdaki tabloda ifade edilmiştir:

Kan Grupları ve Antijen-Antikor Tipleri Kan Grubu Antijen Tipi Antikor Tipi A B AB A ve B Antikor bulunmaz Antijen taşımaz

Bu yüzden insanların birbirinden kan alıp vermelerinde antijen ve antikorlar etkilidir ve aşağıda belirtilen durumların dışında kan alınıp verilmesi fizyolojik yönden uygun değildir:

Kan Grubu Kan Alabileceği Grup A 0 ve A B 0 ve B AB(Genel Alıcı) A, B, AB ve 0 0(Genel Verici) Yalnızca 0

Eritrositlerde bulunan Rh adı verilen antijenin bazı insanlarda (%15) olmaması nedeniyle bu insanların kan grupları Rh-(Negatif) olarak adlandırılır. Eritrositlerinde Rh antijeni bulunan insanlar Rh+(pozitif) kan gruplarına sahiptir. Bu yüzden Rh- kan grupları Rh-, Rh+ kan grupları da Rh+ kan gruplarına kan verebilir.

Kan Nakil Şeması

Kan nakil şemasının yorumu 0: Bütün kan gruplarına kan verebildiği halde sa­dece kendi kendinden kan alabilmektedir. Çünkü diğer kan gruplarında kendine yabancı A ve B prote­inleri vardır. O kan grubu bu özelliklerinden dolayı genel verici olarak adlandırılır.  AB: Bütün kan gruplarından kan alabildiği halde sadece kendi kan grubundakilere kan vermektedir. Bundan dolayı genel alıcı olarak adlandırılır.  A: O ve kendi kan grubundan kan alabilir. Çünkü B ve AB kan grubunda kendine yabancı B proteini vardır. Fakat AB kan grubuna kan verebilir. B: O ve kendi grubundan kan alabilir. Çünkü A ve AB kan grubunda kendine yabancı A proteini vardır. Fakat AB kan grubuna kan verir,      

Dolaşım Sistemi, Egzersiz Ve Kan Dolaşım sisteminin temel görevi bütün vücutta, istirahat halinde olduğu gibi değişen çevre ve egzersiz koşullarında yeteri kadar kanın sağlanmasıdır. Bu yüzden bütün organların minimal kan ihtiyacı sağlanırken, diğer taraftan egzersizde çalışan kasların ihtiyaç duyduğu kan akımının artırılması performans için oldukça önemlidir.

Egzersiz fizyolojisi açısından kan, öncelikli olarak solunum O2 ve CO2 ) aktif dokulara taşımak bakımından oldukça önem arz eder. Kanın daha başka fizyolojik görevleri varsa da (O2 ve CO2)taşıma görevi fiziksel performansı sınırlayıcı faktörler durumundadır ve büyük önem taşır.

Kan Dağılımının Kontrolü ve Egzersiz Büyük kan dolaşımından çeşitli dokulara dağılan kan akımı küçük atar damar ve kılcal damar çaplarında meydana gelen değişmelerle kontrol edilebilir. Kılcal damarların çapları 2 misli genişlediğinde bu damarlardan geçen kan akımı 2 misli değil 16 kat artar. Damar çaplarındaki bu değişim sinir sistemi ve kimyasal olaylar sonucu düzenlenir.

Kimyasal Olayların Kan Dağılımına Etkisi Egzersizden kaynaklanan vücut ısısı CO2 Laktik asit, H+ İyonları gibi düzeylerini yükseltip, O2 düzeyinin azalışı sonucunda oluşan kimyasal düzenlemeler ile bölgesel damarlarda genişleme ve kan akımı artışı sağlanmaktadır.

İstirahat şartlarında total kalp debisinin, yani 1 dakikalık bir süre içerisinde perifere pompalanan kanın sadece %15-20 si gibi bir oranı iskelet kaslarına gönderilmektedir. Halbuki egzersizde egzersizin türü ve şiddetine bağlı olarak bu oran %80-85 gibi bir seviyeye ulaşmaktadır.

Akut Egzersiz Akut egzersiz sırasında hemokonsantrasyon meydana gelir. Kan basıncının artması ile eritrosit, hemoglobin ve plazma proteinlerinin yoğunluğu artar. Çünkü metabolizmanın hızlanmasıyla kan basıncı artar ve dokular arasındaki metabolik artıklar birikir. Hemokonsantrasyon Bir kısım sıvının damarlardan çıkarak dokular arasına sızmasıdır.

Antrenmanın Kandaki Etkisi Deniz seviyesinde yapılan egzersizlerde Hb miktarı ve eritrosit sayısı değişmez. Ancak yüksekte yapılan antrenmanlarda Hb miktarı ve eritrosit sayısı artar. Egzersizin türü ne olursa olsun lökosit sayısı artar. Lökosit sayısı mm3 te 35.000 e kadar artabilir. Kısa süreli yapılan egzersizlerde lenfositler, uzun süreli yapılan egzersizlerde ise nötrofiller artar. Şiddetli egzersiz esnasında trombositler artış gösterir.

İstirahat halinde iken laktik asit 1. 1 mmol/l dir İstirahat halinde iken laktik asit 1.1 mmol/l dir. Kısa süreli maksimal egzersizlerde laktik asit 22mmol/l dir. İyi antrene olmuş bireylerde daha az artar. Laktik asit arttıkça Ph düşer. Akut egzersizde Fibrinoliz artar. Egzersizin şiddeti arttıkça Hb den O2 nin ayrılma hızı da artar. Uzun süreli şiddetli egzersizlerde ise endorfinler artar.

Sporcu Anemisi Egzersiz yapmaktan kaynaklanan, kandaki eritrosit sayısının azalması veya hücrelerde yetersiz hemoglobin olmasıdır. Anemi, aynı zamanda diğer yetersizliklerin bir semptomu olabilir ve sportif faaliyetleri kısıtlar. Doğru tedavi için anemiyi oluşturan nedenleri tespit etmek gerekir.

Sporcu Anemisi Belirti ve Bulguları Maksimum efor gerektiren aktivitelerde performans düşüklüğü Yorgunluk ve güçsüzlük Renk solukluğu, özellikle de ellerde ve alt göz kapaklarında Dil enflamasyonu Bayılma Nefessizlik Egzersiz sırasında hızlı kalp atışları İştahsızlık

Sporcu Anemisinin Nedenleri ve Risk Faktörleri Uzun mesafe yürüyüş, koşu ve kros kayağı gibi sporları yapmak. Bu sporları yaparken ayak kılcal damarlarındaki alyuvar hücrelerine oluşan yüklenme sonucunda, alyuvar hücreleri çatlar ve bu durum anemiye neden olur. Ağır derecede yapılan diğer egzersizler. Ağırı menstrüel kanama, Hamilellik, Vücudun besinlerdeki demiri yeterince absorbe edememesi, aşırı terleme.

Hemoliz Uzun süreli koşular ve ayak tabanı çarpması sonucu eritrositlerin parçalanarak, hemoglobinin dışarı çıkmasıdır. Dışarı çıkan hemoglobin idrar ile atılır(hemoglobini)

Hematüri İdrarda eritrosit ( kan hücreleri ) bulunması durumuna Hematüri adı verilir. Çıplak gözle bakıldığında normal görülen ama mikroskop altında fazla sayıda eritrositin bulunması Mikroskopik Hematüri olarak adlandırılır. Makroskopik Hematüri ise idrarda çıplak gözle görülecek kadar belirgin kanama olmasıdır, idrar çay ya da kola rengindedir. Hematüriye yol açabilecek birçok neden olabilir ve hematüri böbrek ve mesane tümörlerinin ya da diğer ciddi sorunların belirtisi de olabilir.

Hematüri Nedenleri Sporda böbreğe direkt travma Koşu sırasında mesane duvarlarının birbirine çarpması Eforda böbreğe gelen kan miktarının azalması(böbreğin Oksijensiz kalması-Hipoksi)

Miyoglobinuri İdrarla kan miyoglobininin çıkarılması durumudur. -Şiddetli ve uzun süreli egzersizlerin artması -Kan hücrelerinin tahrip olması, sonucu oluşabilir ve böbrek yetersizliğine sebep olabilir. Buna, şiddetli kas ağrıları, kasta kuvvet kaybı, kramp eşlik edebilir.

Önlem Antrene olmayanların uzun süre şiddetli koşular yapmaması, susuz kalmamak ve uygun ayakkabı kullanımıdır.

Sindirim Kanalı yoluyla Kan Kaybı Sindirim kanalı yoluyla kan kaybı hemoroid, mide kanaması, bağırsakta küçük kanamalar şeklinde meydana gelir. Bu kanamalar esnasında ağrı kesici kullanımına dikkat edilmelidir.

Bağırsaktan Demir Emiliminin Azalması Yağlı yiyecekler, terleme, beslenme bozukluğu demir emilimini azaltırken, Spor; demir ihtiyacını artırır.

Demir Eksikliği Varsa İş kapasitesi düşer Laktik Asidoz erken başlar Aerobik kapasite düşer Yorgunluk İştah kaybı Kas krampları Çarpıntı ve soluk soluğa kalma görülür.

Sporcu Anemisi Nasıl Önlenir? Dengeli beslenme veya demir oranını takviye eden demir ilaçları ile yeterli oranda demir alınması Diyette yağsız kırmızı et bulundurmak Tabanı destekli ayakkabı Uygun zeminde egzersiz Günün serin saatlerinde antrenman Antrenman ve yarışma öncesi aspirin almamak şeklinde sıralanabilir.

KALP-DOLAŞIM SİSTEMİ ve EGZERSİZ Dolaşım sistemi kan, kalp kası ve kan damarları tarafından oluşturulmuştur. Kalp merkezde yer alırken, kalpten çıkan damarlar tekrar kalbe dönerek kanın taşınmasını sağlarlar. Dolaşım sistemi kanın damarlar içerisinden belli bir basınç altında dolaşımını sağlayarak hücrelerin iç ortamdan madde alış verişini, beslenmesini, onarımını, sıcaklığının vücuda dağılımını ve hormonlarla birlikte çeşitli maddelerin ve oksijenin taşınmasını sağlamaktadır. Dolaşım sisteminin, özellikle egzersize vücudun adaptasyonunda önemli bir sorumluluğu bulunur.

KALBİN TANIMI, ANATOMİK YAPISI Kalp, göğüs ön duvarı arkasında, orta kısımda,sola doğru, iki akciğer arasında yer alır. Kalp, kas dokusundan oluşmuştur. Temel işi kanı pompalamak olan hayati bir organdır. Kalbimizin sol tarafının görevi , akciğerden gelen oksijenlenmiş kanı tüm vücudumuza pompalamaktır. Sağ kalbimiz ise vücuttan gelen oksijeni azalmış kanı akciğerlere göndererek oksijenlenmesini sağlar. Kalbimiz anatomik olarak 1. kapaklar , 2.koroner damarlar, 3.uyarıyı üreten ve yayan elektriksel iletim sistemi ve 4. kaslardan oluşmaktadır.

Kalbin Yerleşimi ve Pozisyonu

Kalbin Yerleşimi ve Pozisyonu

Kalp dolaşım sistemi içerisinde motor görevi yapar. Kalp insanda dakikada 100-200 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9000 litre kanı vücuda pompalar. Günde yaklaşık 100 bin, yılda 19 milyon, tüm insan hayatı boyunca yaklaşık 2,5 milyar kere, hiç durmadan yaklaşık 8 ton kanı vücuda pompalar. Normal bir insanda ortalama ağırlığı 250-300 gramdır. Kalp memelilerde 4 odacıklı ve 4 kapakçıklıdır. Odacıklar sağ odacıklar ve sol odacıklar olarak 2 ana bölümden oluşur.

Kan, Sağ kulakçıktan yerçekimi ve kulakçık kasılması ile aradaki kapak olan triküsbit kapaktan (3 yaprakçıklı kapak) geçerek sağ karıncığa girer. Sağ karıncık ile pulmoner atardamar arasındaki kapağa da pulmoner kapakçık adı verilir. Sağ karıncık kanı pulmoner atardamar adını verdiğimiz bir damar yoluyla akciğerlere pompalar. Sol bölüme kan akciğerlerden oksijenden zenginleştirilmiş olarak gelir. Sol kulakçığa gelen bu kan yerçekiminin de etkisi ile ve biraz da sol kulakçığın kasılması yardımı ile sonradaki kapak olan mitral kapakçık adı verilen 2 yaprakçıklı bir kapaktan sol karıncığa akar. Sol karıncık ile aort atardamarı arasında aort kapakçığı denilen 3 yaprakçıklı bir kapak bulunmaktadır. Sol karıncıktan temiz kan güçlü kasların kasılması etkisi ile aort atardamarı denilen ana atardamar vasıtasıyla vücuda sunulur.

Kalbin Histolojik Yapısı Kalp 3 tabakadan oluşmaktadır. Yani kalp duvarlarını 3 farklı yapı çevirir. Bunlar içten dışa doğru “Endokardium”, “Myokard” ve “Perikardium”dur. Endokard bir sıra epitel hücreleriden oluşur. Kasılma yetenekleri azdır ve İmpuls(Sinir hücreleri tarafından taşınan elektriksel uyartı) iletmek için özelleşmişlerdir. Myokard ise özel yapılı çizgili kas dokusundan oluşur. Kalp kasılmasını sağlayan kalp kası hücreleridir. Perikard ise kalbi dıştan sarar ve bağ dokudan oluşur. Arası sıvı dolu 2 tabakadan oluşur ve sıvı sayesinde kalbin çalışması kolaylaştırılır.

Kalp Kasının Yapısı Myokard adı verilen kalp kası iskelet kasları gibi çizgili görünümlüdür, ancak düz kaslar gibi istem dışı çalışmaktadır. Kalp kası hücreleri tek hücrelidir. Fibrilleri sarkolemma ile çevrilidir. Myofibrilleri de çizgili karakterlidir. Aktin ve Myozinin dağılımı ve düzeni çizgili kaslardaki gibidir. Kalp kasında da “Z” çizgileri mevcuttur. “Z” çizgilerinin bulunduğu alanlara “İnterkale” dizkler adı verilir. İnterkale diskler sayesinde kalp kası hücreleri arasında ilişki sağlanır ve tek bir fibril uyarıldığı zaman bu uyarı diğer hücrelere de yayılır. Buna “ Sinsituum Kasılma” denir. Kalbin 4 odacıktan meydan geldiği görülürken bunların üstteki ikisine “Artrium(Kulakçık)”, alttaki ikisine de “Ventrikul(Karıcık)” adı verilir. Bunlarda kendi arasında sağ ve sol olmak üzere 2 ayrı bölüme ayrılır.

Artriumlar, Ventriküllere iki kapak aracılığı ile bağlıdırlar. Triküspid ve Mitral kapakçıklar hem bağlantıyı sağlarlar hem de karıncıklara geçen kanın tekrar kulakçıklara dönüşümünü engellerler. Triküspid sağda, Mitral ise solda yer alır.

Kulakçıklar kanı kalbe alarak karıncıklara geçirirken, karıncıklar ise kanı damarlara yani vücuda pompalarlar. Kanın vücuda pompalanması iki ana damar sayesinde gerçekleşir; bunlar “Aort ve Arteria Pulmonaris”tir. Aort, sol karıncıktan çıkan ve O2 ile zengin olan kanı tüm vücut dokularına dağıtan arter sistemi iken, Arteria Pulmonaris ise sağ karıncıktan çıkar ve CO2 ile doymuş kanı, O2’lenmesi için akciğerlere götürülmesini sağlar. Kulakçıklar ile bağlantısı bulunan ve kanın kalbe girişini sağlayan damarlar ise, “Vena Ceva Superior”, “Vena Ceva İnferior” ve “Vena Pulmonaris” ana toplardamarlarıdır. Sağ kulakçığa Vena Ceva Superior ve Vena Ceva İnferior aracılığı ile CO2 Konsantrasyonu artmış kan alınırken sol kulakçığa ise Vena Pulmonaris aracılığı ile C2 Konsantrasyonu artmış temiz kan alınmaktadır.

Kalp Kasının Fizyolojik Özellikleri Kalp kası bölünen, bir araya gelen ve tekrar ayrılan kalp kası liflerinden oluşmaktadır. Kalp kasının tipik bir iskelet kası gibi çizgilidir. Kalp kasının tipik miyofibrilleri, iskelet kasındakilerin hemen hemen aynı olan aktin ve myozin filamentleri içerirler. Bu filamentler iç içe geçmiştir ve kasılma sırasında iskelet kasında olduğu gibi birbirleri üzerinde kayarlar Kalp eşik değerde uyarılınca kasılır ve gevşer, eşik değer dışındaki uyarılardan etkilenmez(Hep-Hiç Yasası) Kalp tam olarak gevşemeden uyarı verilirse zamanından önce sistol yapar(Ekstasistol-sıra dışı kasılma) Ekstrasistolden sonra kalp, normal dinlenme süresinin iki katı dinlenir(Kompansasyon) Sistol anında kalp en güçlü uyarana bile cevap vermez(Refrakter Dönem)

Kalp Kasının Kasılması Kalp kasının kasılması SA düğümünden çıkan bir sinir uyarısının kalp kasında yayılması sonucu oluşan bir sistol(kasılma) ve bunu takip eden diastolü(gevşeme) kapsamaktadır. Kalpte kasılma ve gevşeme olmak üzere 2 çeşit hareket görülür. Kulakçık kasılırken kan karıncığa, karıncık kasılırken atardamarlara pompalanır. Kulakçık ve karıncıkların çalışması birbirine zıttır. Kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer, karıncıklar gevşerken kulakçıklar gevşer.

Kulakçık ve karıncıkların ikisinin de gevşemede olduğu faz kalp siklusunun(döngüsünün) başlangıcıdır. Bu sırada büyük ve küçük kan dolaşımından gelen kan kulakçıklara dolmaktadır ve buradan kapakçıkları geçerek karıncıklar dolmaktadır. Kulakçığa gelen kanın %70’i bu şekilde pasif olarak karıncığa dolar.

SA düğümünden çıkan sinir uyarısı ile birlikte kulakçıklar kasılır ve kulakçıklarda kanın geri kalan kısmı da(%30) karıncığa geçer. Uyarı karıncıklara ulaşınca mitral ve trikuspid kapaklar kapanır. Kanın kulakçık-karıncık arasındaki geçişi engellenir. Bu sırada birinci kalp sesi oluşur.

Kasılmanın devamında Aort ve Pulmoner Arterin Seminular kapakları açılarak kanın pompalanması sağlanır. Karıncıkların kasılmasını gevşemesi takip ederek karıncık basıncı, düşerek atardamara pompalanan kanın az bir kısmı karıncığa geri dönerken semilunar kapakları kapatır ve ikinci kalp sesini oluşturur. Böylece bir siklus sona erer. Kanın karıncıklara dolması ile ikinci bir siklus başlar.

Kalbin Uyarı ve ileti Sistemi Kalp kendisini uyaran tüm sinirleri kesilse dahi kasılmaya devam eden bir organdır. Kalp dokusu, uyarıları kalbin her tarafına yayan bir ileti sistemine sahiptir ve “pacemaker”(Önder odak, adım attırıcı) adı verilen bir takım yapılardan oluşmuştur. Kalp de sırasıyla uyarı iletmeye yarayan yapılar; SA Düğümü(Sınortrial), AV Düğümü(Antrioventriküler), His demeti, His demetinin sağ-sol dalı, Purkinje sistemi veya lifleridir.

Kalbin Uyarı ve İleti Sistemi

SA düğümü dakikada 70-80, AV düğümü 40-60, his demeti ve purkinje lifleri ise daha düşük hızlarda kendiliğinden uyarı oluşturma yeteneğine sahiptirler. Kalp kası uyarılması için sinirsel uyarıya ihtiyaç olmayan ve kendi uyarılarını kendi oluşturabilen özelliğe sahiptir. Kalp kasının kasılmasını başlatan ve kasılma-gevşeme hızını tayin eden SA düğümüdür. Kalp kasılması için SA düğümünden çıkan sinir uyarısı öncelikle kulakçıkları uyarır, sonra 0.1 sn’lik bir gecikme ile AV düğümüne geçerek, sinir uyarısının his demeti ve purkinje liflerine ulaşımı sağlanarak karıncıkların uyarılması ve kasılması sağlanılır.

AV düğümü normal şartlarda uyarı çıkarmamakla birlikte, anormal durumlarda SA düğümünün uyarı çıkarması gibi bir durumda uyarı oluşturabilmektedir. Böylece kulakçık kasılması ile karıncıklara, karıncık kasılması ile de kan damarlara pompalanmakta, AV düğümüne uyarının 0.1 sn gecikme ile geçişi de kulakçıkların, karıncıklardan önce kasılmasını ve kanın karıncıklara geçişini sağlamaktadır.

Kalbin Sinirsel Kontrolü Kalp otomatik olarak çalışır ancak, çalışması otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Otonom sinir sistemi Sempatik ve Parasempatik sinir sistemi olarak ikiye ayrılır:

Sempatik Sinir Sistemi 1-sinüs düğümünün ileti hızını artırır, 2-kalbin bütün bölümlerinde ileti hızını ve uyarılabilirlik durumunu artırır, 3-hem atrium hem de ventrikül kasının kasılma kuvvetini artırır. 4-Sonuçta sempatik uyarılma ile kalbin pompalama hızı ve gücü artar

Parasempatik Sinir Sitemi Asetilkolin SA nodunun ritmini ve uyarıların ventriküllere geçişini yavaşlatır. Sonuçta parasempatik uyarılma ile kalp hızını yavaşlatır. Sempatik ve Parasempatik sinirler SA düğümünü etkilerler. AV düğümü normal şartlarda uyarı çıkarmaz, SA düğümü herhengi bir nedenle devre dışı kalırsa, AV düğümü devreye girer, kalp 40-60 frekansla çalışır. Kalp enerjisinin çoğunu aerobik yol ile sağlar. Glikoz, yağ asitleri ve kasta oluşan laktik asidi enerji kaynağı olarak kullanır.

Dolaşım Sisteminin Bölümleri Aort ve Büyük Arterler Küçük Arterler Ve Arterioller Kapiller Damarlar Venüller ve Venler

Aort ve Büyük Arterler Bu damarlardaki basınç normalde 80-120 mm Hg arasındadır. Aort ve diğer büyük damarlar kalpten gelen basınçlı kana karşı koyabilmek için çok miktarda bağ dokusu ve elastik doku içerirler. Normal basınç altında bu damarların duvarlarında bulunan elastin ve kollajen lifleri gerilerek damarlara gergin bir görünüm verirken, düşük basınçlarda damarlar sarkık görülür. Büyük damarların elastikiyeti yüksek basınç deposu olarak çalışmaları için şarttır. Bu damarlar büyük oldukları için küçük arterler ve arteriollerin tersine, kan akışına karşı fazla direnç göstermezler.

Küçük Arterler Ve Arterioller Dolaşım sisteminin bu kısmında, kan küçük arterlere girerken kan basıncı aortik basıncın biraz altındadır Bu damarlarda kan basıncı hızlıca düşer. Bu damarlarda kan akımına direnç çok daha fazladır, çünkü bu damarlar aort ve büyük damarlardan çok daha dardır. Kalp tarafından kana verilen potansiyel ve kinetik enerjinin büyük bölümü dolaşım sisteminin bu bölümünde kaybolur. Bu damarlar her organa gidecek kanın miktarını ayarlarlar. Bu damarların çapları duvarlarındaki düz kaslar tarafından tayin edilir. Bu kasların kasılma durumu ise sempatik sinir sistemi tarafından salınan transmitterler tarafından tayin edilir. Küçük arterlerler ve arterioller aort ve büyük arterlerden daha fazla düz kas içerirler. Bu damarlar çaplarını çok büyük ölçüde değiştirebilirler, Örneğin, arteriyoller kuvvetlice uyarıldıkları zaman hemen hemen tamamen kapanabilirler. Kan hacminin yaklaşık % 20 si dolaşım sisteminin arteriyel kısmında bulunur.

Kapiller Damarlar Besin maddelerinin, atık maddelerin, kristaloidlerin ve suyun değişimi esas olarak bu damarlarda gerçekleşir. Aslında kapiller damar dediğimiz şey, düz kasları olmadığı için çaplarını aktif olarak değiştiremeyen basit endotelyal tüplerdir. Endotelyal tabaka çok ince (yaklaşık 1 mikron) olduğu için kan beslediği hücrelere çok yakındır, Bu da kanla doku arasında madde değişimini sağlayan diffüzyon işleminin etkili olmasını sağlar. Kan hacminin yalnızca % 5 i kapiller damarlarda bulunur.

Venüller ve Venler Venüller kanı kapiller damarlardan toplar ve büyük venlere taşırlar, buradan da kalbe döner. Venüller ve venler dolaşım sisteminin arteryel kısmındaki karşılıklarından çok daha geniştirler ve kan hacminin % 75 i bu damarlardadır. Bu damarların duvarları arteriyel damarların duvarlarından daha incedir ve maruz kaldıkları basınç da arterlerinkinden daha azdır. Bu damarlardaki basınç az olmasına rağmen diyastol sırasında kalbin kanla dolmasını sağlamaya yeterlidir.

Dolaşımdaki Kanın Dağılımı % 75 i ven ve venüllerde % 5 i kapillerde % 20 si arter ve arteriyollerde %13 ü arterlerde % 7 si arteriyollerde bulunur.

Kalpte ve Vücutta Kan Dolaşımının Sağlanması Vücutta her ikisi de kalpte başlayıp kalpte sonlanan 2 tür dolaşım sistemi vardır. Bunlar; Sistematik(Büyük) ve Pulmoner(Küçük) dolaşımdır.

KAN DOLAŞIMI

Sistematik (Büyük) Dolaşım Büyük dolaşım, akciğerde oksijenden zengin hale gelen kanı organların kullanması için vücuda gönderen sistemdir. Kalbin sol tarafı bu işten sorumludur. Oksijenden zenginleşen kan akciğerden dönen pulmoner venler (akciğer toplardamarları) yolu ile sol atriuma ve buradan da mitral kapaktan geçerek sol ventriküle gelir. Sol ventrikül ise kendisine gelen bu kanı aort damarı ile vücuda gönderir. Aort, kalpten çıkan en büyük atardamardır. Aort kalpten çıktıktan sonra kalp dahil çeşitli organlarımıza ve dokularımıza beslenmeleri ve oksijenlenmeleri için dallar vererek karnın alt taraflarına kadar devam eder. Sol karıncıktan başlayıp organizmayı dolaştıktan sonra kalbe geri döner.

Pulmoner(Küçük) Dolaşım Kanın akciğerler yolu ile oksijenlenmesini sağlar. Kalbin sağ tarafı bu işe adanmıştır. Organlar tarafından kullanılıp oksijenden fakirleşen kan vena cava inferior ve vena cava superior denilen büyük toplardamarlar yolu ile sağ atriuma gelir. Buradan triküspit kapak ile sağ ventriküle geçer. Sağ ventrikül kasılarak gelen bu kanı pulmoner artere (akciğer atardamarı) atar ve bu damar ile kanın akciğerde oksijenlenmesi sağlanır.

Nabız ve Egzersiz Yüzeye yakın arterlerin kemik gibi sert bir yüzeye elle sıkıştırılması ile hissedilen bir basınç dalgasıdır. Sistol sırasında kanın aorta fırlatılması ile aort duvarı genişler, daha sonra elastik olarak geri çekilir. Bu arada oluşan basınç dalgası, arterlerin duvarları boyunca yayılır ve el ile sıkıştırılma sonucu hissedilir. Nabız, arterlerin elastikiyetine bağlı olarak değişir. Dakikadaki nabız sayısı, normalde ventrikül sistolüne eşittir. Fakat ventriküllerin zayıf kasıldığı durumlarda ventriküllerin sistolüne karşın nabız hissedilmez. Dakikadaki nabız sayısı 60-80 dir. Akut egzersizde stresle birlikte sempatik sistem aktive olur ve böylece nabız yükselir. Birkaç sn de dengeye gelir ve sonrasında egzersize bağlı olarak nabız artışı başlar. Düşük şiddetli ve sabit yükle yapılan egzersizlerde nabız birkaç dk da belli bir düzeye erişir ve sonrasında sabit kalır.

İş yükü artan egzersizlerde, iş yüküne paralel olarak nabız artar ve belli bir düzeyde sabit kalır(Denge Hali) Kondisyon arttıkça aynı yükte nabzın denge değeri kondisyonsuza göre daha düşük değerdedir. Aynı miktarda O2 gerektiren iş kol ile yapılırsa bacakla yapılan işe göre nabız daha çok artar. Nabız artışında egzersiz tipi önemlidir. Sürat koşularında nabız artışı en yüksek seviyededir. Halter gibi dayanıklılık gerektiren sporlarda nabız daha düşüktür. Maksimal nabız değeri : 220 – Yaş şeklinde hesaplanır.

Egzersiz Sonrası Nabzın Normale Dönüşü Egzersiz sonrasında nabzın normale dönmesi, egzersiz sırasındaki iş yüküne ve sporcunun kondisyon düzeyine bağlıdır. Kondisyon düzeyi yüksek ise nabız normale çabuk döner. Ağır egzersiz sonrası normale dönüş geç olabilir.

Egzersizde Kan Basıncı Arterden geçerken kanın damar duvarına yaptığı basınçtır. Egzersizde Kan Basıncı Kan basıncı artışı eforun şiddetine bağlıdır. Efor sırasında kan basıncı artmasıyla, sistolik basınç daha belirginleşir. Diastolik basınç sistolik basınca göre daha az artar. Büyük kas kitlelerini içeren hareketler kalbe dönen kan miktarını artırır. Küçük kas kitlelerini içeren hareketler ise kalbe basınç yönünden yüklenme yapar ve kalbin yükünü artırır.

Sistolik ve Diastolik Basınçlar Sistolik basınç ventriküllerin kanı fırlatma aşamasında (sistol anı) ulaşılan en yüksek basıncı gösterir. 120 mmHg dır Diyatolik basınç ise ventriküllerin kanı fırlatmaya başladıkları andaki (diyastol anı) en düşük basıncı gösterir. 80 mmHg dır. Normal genç yetişkin bireylerde kan basıncı 120/80 mmHg dır. Kan basıncı yaşa göre değişebilir. Yeni doğanda sitolik basınç 40 mmHg, 1 ay sonra 80 mmHg Büyüme döneminde 100 den 120 ye doğru artabilir. Yaşlandıkça artabilir.

Kan Basıncını etkileyen Faktörler Bir damardaki kan akımı 2 faktöre bağlıdır; Damarın iki ucu arasındaki basınç farkı Damar direnci Akım basınç farkı ile doğru orantılı direnç ile ters orantılıdır. Kan akımı (Q)=Basınç farkı(P)/Direnç ( R ) P = Kan akımı (Q) X Direnç ( R )

Hipertansiyon ve Hipotansiyon Kan basıncının normalden yüksek olması hipertansiyon, düşük olması ise hipotansiyondur.

Kalp Debisi Kalbin bir dakikada pompalayabildiği kan miktarıdır. Kalp Debisi = Atım Hacmi x kalp Atım Hızı Kalp her sistolde 70ml kan fırlatır.

Elektro kardiografi (E.K.G) Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin vücut yüzeyine (kol ve bacaklar) yerleştirilen elektrotlar yardımı ile kaydedilmesidir. SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin kalp kasında yayılması sırasında oluşan depolarizasyon ve repolarizasyon sırasındaki potansiyel değişimleri, iletken özellikteki komşu dokulara, vücut sıvılarına, buradan da vücut yüzeyine yayılır. Vücut, bu yayılmada homojen bir iletken gibi rol oynamaktadır. Böylece vücut yüzeyine yerleştirilen elektrotlor aracılığı ile, kalpte oluşan aksiyon potansiyelleri kaydedilebilmektedir. Bu şekildeki kayıt yöntemine elektrokardiografi, elde edilen milimetrik kağıtlar üzerindeki kayıtlara elektrokardiogram (EKG), kayıdın yapıldığı alete de elektrokardiograf adı verilmektedir .

Şekil de SA düğümden çıkan bir aksiyon potansiyelinin kalp kasında yayılması sonucunda elde edilen normal bir elektrokardiogramı göstermektedir. Şekildeki P dalgası atriumların depolarizasyonu(kasılması), QRS kompleksi ventriküllerin depolarizasyonu(kasılması), T dalgası ise ventriküllerin repolarizasyonu(gevşemesi) sonucu oluşan dalgalardır. EKG kalpte ileti ve uyarı; sisteminin normal olup olmadığını, myokard hasarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır. Atriumlara ait ileti bozuklukları P dalgasında, ventriküllere ait olan bozukluklar ise QRS kompleksi ve T dalgasında değişiklikler yaratmaktadır.

Normal bir elektrokardiogram

DOLAŞIM SİSTEMİNİN EGZERSİZE UYUMU

Kalp ve Egzersiz Fiziksel egzersizlere dolaşım sisteminin uyumu yaş, cinsiyet, dehidratasyon durumu ve kondisyon gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Egzersizde artan metabolik gereksinimler ise kalp atım sayısı, kalp atım hacmi ve kan akımının artışı ile sağlanabilmektedir.

Egzersiz Sırasında ve Sonrasında Kalp Atım Hızı Araştırmalar kalp atım sayısının egzersiz sırasında daha önemli bir değişken olduğunu göstermiştir. Bunun nedenleri ise şunlardır : Atım hacmi, metabolizmanın artışı ile(İstirahat düzeyinden 8 kat gibi bir artış) duyulan ihtiyaç nedeniyle artar, egzersizde özellikle bu düzeye kadar olan kan akımındaki artış sadece kalp atım hızının artışı ile sağlanır. -KAH egzersiz sırasında O2 alımı ile orantılı olarak değişir. -Egzersizin yüklenme şiddeti sabit iken KAH’ı artıyor ise kalbin O2 alımı yükselmektedir. -KAH’ın yükselmesi kalbin kan ile dolma zamanını kısaltır. -Bu yüzden KAH egzersiz şiddetinin meydana getirdiği baskının derecesini yansıtır. Dolayısıyla; KAH’ına bakarak egzersizin şiddeti rahatlıkla tahmin edilebilir ve antrenmanlarda yüklenmeler KAH’a göre ayarlanabilir. Bu sayede KAH organizmanın egzersize gösterdiği fizyolojik tepkinin düzeyi hakkında bilgi verir.

Egzersizin Başlangıcında KAH Egzersizin başlaması ile birlikte Kah hızla yükselir. Sempatik nöronlar yoluyla böbrek üstü bezinde Norepinefrin adı verilen hormonun salınması sağlanarak SA düğümü uyarılır. Böylece kalp atım hızı artırılır.

Egzersiz Sırasında KAH Egzersizin başlaması ile birlikte artan KAH ve buna bağlı olarak kalp debisinde önce hızlı bir yükselme görülür. Egzersiz hafif veya orta şiddette ise KAH 30-60 sn içerisinde belirli bir seviyeye erişir ve buna metabolik denge durumu denir. KAH’ın yükselmesi durur ve bir plato oluşturulur. Bu durumda dokulara sağlanan O2 ve besin maddeleri ile tüketilen miktarlar dengededir. Bu KAH ile egzersiz tamamlanır. Eğer egzersizin şiddeti yüksek ise KAH egzersizin sonuna kadar yükselir.

Egzersiz Sonrasında KAH Egzersiz sonrasında ilk 2-3 dk da KAH hemen hızla yavaşlar. Buna neden olan ise parasempatik sinir yolu ile SA düğümüne gönderilen uyarılardır. Bu hızlı yavaşlamadan daha yavaş bir KAH düşüşü görülür ki bu yavaş düşüş düzeyi ve süresi yapılan egzersizin şiddeti ve sporcunun kondisyonu ile doğru orantılıdır.

Egzersizin Türü ve Düzeyine Göre KAH KAH egzersizin türüne ve düzeyine göre de farklılık göstermektedir. KAH dinamik egzersizlerde (koşu gibi), statik egzersizlere(halter vb.) göre daha çok artış gösterir. Ayrıca KAH egzersizin şiddeti ile doğru orantılıdır. Egzersizin süresi de KAH’ı etkileyen diğer bir faktördür.

Antrenmanın Kalp Üzerindeki Etkileri Kalp Atım Hızı (KAH) Antrenman düzeyi ve süresi uzadıkça aynı egzersiz şiddetindeki KAH düşer. Aynı egzersiz şiddetinde antrenmanlı sporcuların KAH’ları sedanterlere göre daha düşüktür. Yapılan çeşitli araştırmalarda düzenli yapılan antrenmanlarla kalp atım hızında anlamlı azalmalar elde dilmiş ve kalbin kasılma gücü, atım hacminde meydana gelen artışlardan kaynaklandığı belirlenmiştir.

Kalbin Atım Hacmi Sporcuların maksimum atım hacmine bağlı olarak kalp debisinin de arttığı gözlemlenmiş olup, özellikle mukavemet sporcularında istirahat sırasında görülen düşük kalp atım hızı(40-50 atım/dk) kalbin atım hacminin artışına bağlanmaktadır. Sedanter bireylerde 70 ml gibi bir değerde olan atım hacmi sporcularda düzenli antrenmanlar sonucu 120 ml gibi bir düzeye çıkmaktadır. Özellikle atım hacminin artışı kalp atım sayısının düşüşünü sağlamaktadır.

Atım Hacmi(ml) Atım Hızı (Atım/dk) Kalp Debisi (lt/dk) Sedanter 70 4,9 Sporcu (İstirahatte) 100-120 40-49

Egzersizde Kalp Atım Hacminin Düzenlenmesi Her sistolde kalbin attığı kan miktarı 2 faktöre bağlıdır: 1- Sistolün başında kalbin içerdiği kan hacmi 2- Ventrikülün kasılarak boşalabilme derecesi Ventriküllere gelen kan miktarı arttıkça kalp daha güçlü kasılır, fırlatma sonucu içinde kalan kan miktarı azalır. Egzersizde; Sempatik aktivite, adrenalin ve kalbin kasılma gücü artar.

Kalbin Hipertrofisi Yapılan düzenli antrenmanlar sonucu kalp kaslarında hipertrofi meydana getirildiği yolunda birçok bulgular mevcuttur. Egzersizin kalp üzerinde yarattığı etkiler yapınla antrenman çeşidine göre farklılık göstermektedir. Yapılan güç ve hız antrenmanları sonucu kalp kaslarında hipertrofi görülürken, dayanıklık antrenmanları sonucunda ise sol karıncık hacminde büyüme görülmektedir.

Egzersizin Dolaşım Sistemi Üzerine Etkileri Antrenmanın vücutta en etkili olduğu organ kalptir. Yüklenmelerin kalbi etkilemesi ile ilgili olarak genelde “karıncıkların büyümesinden” ( Ventriküler Hipertrofi) bahsedilir. HERSCHEN, normale göre daha büyük olan ve daha önceleri patolojik bir durum şeklinde “Öküz Kalbi- Corius Bobinus” adı ile tanımlanmış bu kalbe “ SPORCU KALBİ” adını vermiştir. Antrene olmayan normal kişilerde kalbin ağırlığı 300-350 gram olmasına karşılık sporcularda bu ağırlık 500 gram civarında bulunmaktadır (Hollmann). Normal kalpte 5-7 mm olan sol karıncık duvar çeperi 7-15 mm arasında bir kalınlığa sahiptir

Kalbin dakikada pompaladığı maksimal kan hacmi artar Antrenmanla nabızda daha az artma meydana gelir Zamanla sinuzal bradikardi(dinlenik durumdayken nabzın normalin altında olması) meydana gelir, nabız 60’ın altına iner. Dayanıklılık sporcularında dinlenme kalp frekansı 30-40 atım/dk’ya kadar düşmektedir. Mukavemet kayakçılarda bu değerler 28 atım/dk’ya kadar ölçülmüştür(Hollmann-Hettinger) . Yüklenme sonrası nabzın normale dönüşü antrenmansızlara göre süratli olur. Antrenman esnasında kanın aktif(kaslar)- inaktif(iç organlar) organlara dağılımı daha mükemmeldir

Kaslarda kanlanma, kapillarizasyon(kılcal damarlanma) artar. Spor yapmayan erkek ve kadınlarda her kas fibrili çevresinde ortalama 3 veya 4 kılcal damar bulunmasına karşılık bu sayı sporcularda 5 ile 7 arasında değişmektedir.Bu da dayanıklılık sporlarında daha fazla oksijen tedariki sağlar. Kan hacmi ve hemoglobin miktarı artar. Dolayısıyla oksijen taşıma kapasitesi artar.

Sporcu Kalbi Herşeyden önce kalbin aslında bir kas olduğunu bir kenara yazalım. Çalışan her kas gibi, kalp de büyür. Bunun yanında kalbin takatı da artar. Tıp dünyasında bu durum „sporcu kalbi“ diye adlandırılır. 70kg ağırlığında „normal“ bir erkeğin kalbi 600-700cm3’ tür. Haftada sadece 3 saat antrenman sonucunda bu hacim 800’e çıkabilir.

Normal bir kalp 5 litre kanı kalp-damar sistemine pompalamak için dinlenme durumunda yaklaşık 55 saniyeye ihtiyaç duyar. Düzenli egzersiz neticesinde zorlanan kalp ise gelişir, ve büyür. Kalbin büyüyen kısmı karıncık ya da sol ventriküldür. Bu sayede pompalama için toplayabileceği kan miktarı artar, bununla beraber nabız sayısı bir defada daha fazla kan pompalayabildiği için düşer. Örneğin; normal bir kalple karşılaştırıldığında iyi durumda bir amatör bisiklet sporcusunun kalbi 55 saniye içinde yaklaşık 25 litre, yani 5 kat daha fazla kan pompalayabilir.

Peki sporcu kalbi hiç mi „teklemiyor?“ Sporcu kalbine yapılabilecek en kötü şey, bıçakla keser gibi sporu bırakmaktır. Sporu bıraktıktan sonra koroner yetmezlik özellikle profesyonellerde olan bir hadise. Antrenmanlar spor kariyerin bittikten sonra bıçakla keser gibi bırakılırsa kalp çok hızlı bir şekilde küçülüyor ve pörsümüş bir şekil alıyor; Bu da ekonomik çalışmamasına ve kısmen ritm bozukluğuna (çarpıntı, düzenli atmıyor, sekiyor) yolaçıyor. Avusturya’da bu konuda üç grubu kapsayan bir araştırma yapılmış. Birinci grup eski profesyonel sporcular, ama sporu bırakmamışlar profesyonel kariyerleri bittikten sonra. Ikinci grup yine eski profesyonel sporcular, ama sporu tamamen bırakmışlar. Üçüncü grup hayatları boyunca sporla alakası olmayanlar. Araştırmanın sonucu: En büyük kalp yetmezliği ve kalp krizi sonucu ölüm riski sporu bırakan profesyonel sporcularda. Hiç spor yapmayanlarda bile bu risk daha düşük çıkmış.