KANSER NEDİR? Kanser; belirli bir doku ya da organdaki hasarlı hücrelerin kontrolsüz bir biçimde üreyerek bir kitle ya da tümör oluşturmasıdır.

Slides:



Advertisements
Benzer bir sunumlar
ÖFKE DUYGUSUNUN TANINMASI VE KONTROL EDİLMESİ
Advertisements

Hasta – Doktor İlişkileri ve Sorumluluklar
NESLİHAN AKÇER PSİKOLOG STRESS & BAŞETME YÖNTEMLERİ
KANSER.
KÖTÜ HABERİ VERME “Giving a bad news”
YARINA KALMAK ADINA SORUMLULUK EĞİTİMİ
ÇOCUKLA İLETİŞİMDE KULLANILAN DİL.
MS ve Ruhsal Sorunlar Dr. Levent Tokuçoğlu 2004.
YAŞLILARDA ALZHEİMER HASTALIĞI
KANSER.
KRONİK HASTALIK TANISINA İLK TEPKİLER Fadime Şahin
Hasta-hekim/hastane ilişkisi Hipokrat Günümüze Yüz yüzeİleri teknoloji KutsalSofistike BüyüselModern hastaneler.
KANSER NEDİR? Sağlık Slayt Arşivi:
KANSER VE PSİKİYATRİ Prof Dr Behcet Coşar
Kişilik Bozukluklarında Tedavi ve Sağaltım
06-12 OCAK VEREM HAFTASI HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ
Kanserli hasta ve iletişim becerileri
PSİKOLOJİK DANIŞMA KURAMLARI
BURSA İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ Eğitim Şubesi Müdürlüğü
Konu başlıkları Kanser hücresi oluşumu Kansere neden olan etmenler
Travma nedir? Travma sonrası tepkiler nelerdir?
YAS SÜREÇLERİ NİLÜFER ARDA ÖMER PAMUK
STRES VE BAŞA ÇIKMA YOLLARI 1.
AİLENİN OKUL BAŞARISINA KATKISI
HAMİLELİK DÖNEMİ SONRASI PROBLEMLERİ
KANSER ve ÖNLEME.
GELİŞİMSEL YAŞAM KRİZLERİNE MÜDAHALE SÜRECİ
ENGELLİLER AİLE VE ÇEVRE
TÜRKİYE’ DE YAŞLI İNTİHARLARI. Yapılan son sayımda elde edilen verilere göre Türkiye’ de 70 milyon 586 bin 256 kişi yaşamakta ve bunların % 7.1’ i 65.
Çocuk ve Yas.
ÇOCUKLARDA TİKLER İLKNUR NURKAN PSİKOLOJİK DANIŞMAN VE REHBER ÖĞRETMEN
Kişilerarası iletişim çatışmaları
YEME BOZUKLUKLARI OBEZİTE ANOREKSİYA NEVROZA BLUMİYA NEVROZA.
ERGENLİK DÖNEMİNDE RİSKLER ve SORUNLAR
MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE
ZEYNEP YILMAZ PSİKOLOJİK DANIŞMAN
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD
YARINA KALMAK ADINA SORUMLULUK EĞİTİMİ
PATOLOJİK PSİKOLOJİ DERSİ
BÖLÜM 11 ORTA ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE FİZİKSEL GELİŞİM.
BURSA SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ Eğitim Şubesi 2007
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI VE GENÇLİK
ŞİDDET eğilimi olan ve SUÇA itilen çocuk ve gençler
BÖLÜM 13 DEPRESYON VE İNTİHAR DAVRANIŞI. BÖLÜM 13 DEPRESYON VE İNTİHAR DAVRANIŞI.
Kanser Nedir? Nasıl Önlenir?.
ICF Aylık Üye Toplantısı 11 Aralık 2012 Didem Şen Pamuk.
Anksiyete ve depresyonla karışan durumlar Prof. Dr. Kültegin Ögel Acıbadem Üniversitesi
BÖLÜM- 3: STRES ve EKLEMLERİMİZ Doç. Dr. Gülten HERGÜNER.
Kişilik Yapısı Kesin bir kişilik yapısı tanımlanamamakla birlikte, dikkate değer ölçüde narsisistik özellikler taşıyan ve yalnızlığa eğilimli kişiler olduğu.
Tik bozukluğu. Tik bozukluğu nedir? Tikler ani ve tekrarlayıcı kas kasılmaları sonucu yarı istemli bir şekilde ortaya çıkan hareket ve sesler olarak tanımlanabilir.
STRES YÖNETİMİ Yrd. Doç. Dr. Özlem BALABAN.
ORDU SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ EĞİTİM ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ EĞİTİM ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ AKCİĞER KANSERİ AKCİĞER KANSERİ Sağlık Slaytları Sağlık Slaytları
YAŞLILIKTA DEPRESYON ANTALYA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ
Yrd. Doç. DR. Tülay KUZLU AYYILDIZ ERGENLİK DÖNEMİ SAĞLIK SORUNLARI
ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİNDE PALYATİF BAKIM
Sunum Planı Çocuklarda görülen kanserler Görülme sıklıkları Nedenleri
SAĞLIK BAKANLIĞI VEREM SAVAŞI DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Aile Katılımı Nedir? Çocuğun gelişimi hakkında anne babaları bilgilendirme. Anne babalara duygusal destek sağlama. Çocuklarına öğretmenlik ve rehberlik.
Yrd. Doç. Dr. Tülay KUZLU AYYILDIZ
Kekemelik.
ANA BABA VE ERGENLİK.
ERGENLİK.
GELİŞİMSEL YAŞAM KRİZLERİNE MÜDAHALE SÜRECİ
Prof. Dr. Süheyla Ünal İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Fiziksel hastalıklara ruhsal tepkiler
STRES YÖNETİMİ
olmadığında uygun koşullar sağlanarak
TRAVMATİK OLAYLARDA PSİKOLOJİK DESTEK
SAĞLIKLI BİR YAŞAM İÇİN ZİHİNSEL,DUYGUSAL VE SOSYAL SAĞLIĞIN ERGEN BİREYLER AÇISINDAN ÖNEMİ.
Sunum transkripti:

kanserli hastalarIN KENDİLERİNE ve ailelerine YÖNELİK psikolojik müdahale

KANSER NEDİR? Kanser; belirli bir doku ya da organdaki hasarlı hücrelerin kontrolsüz bir biçimde üreyerek bir kitle ya da tümör oluşturmasıdır.

KANSER NASIL OLUŞUR? Hücreler doğar, gelişir ve ölürler. Bu olay genetik bir kontrol altındadır. Bu kontrolün, kalkması ile dengenin bozulması sonucu, ya çok sayıda oluşmaları ya da oluşan hücrelerin ölmemeleri sonucu çoğalan hücreler tümör dokusunu oluşturur. Hücrelerdeki bu olayların gelişmesine neden alan bir çok kanser yapıcı (kanserojen) madde vardır.

KANSERİN OLUŞUMU

KANSERİN 6 HABERCİSİ Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler İyileşmeyen yaralar Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara...

EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ Meme kanseri Akciğer kanseri Kan Kanseri (Lösemi) Mide kanseri Rahim ağzı kanseri 1.Akciğer Kanseri Akciğer kanserinin belirtileri üşüme, bronşit, ve diğer solunum hastalıklarından rahatsız bir insanın şikayetleri ile aynıdır. Akciğer kanseri daha ziyade 50 70 yaşlarında görülmektedir. Diğer taraftan sosyoekonomik yaşantıları düşük gruplarda akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Bunun nedeni sigara içme oranının bu gruplarda daha fazla olmasına, içilen sigaranın filtresiz, yüksek katranlı ve nikotinli olması gibi sebeplere bağlanmaktadır. Akciğer kanserinin diğer hastalıklara göre ölüm oranı daha fazladır. Tedavisinde üç yöntem vardır. Ameliyatla hasta kısmı çıkartmak, ameliyat sahasının radioterapi ile tedavi, ilaçla tedavi (kemoterapi). Henüz başlangıç safhasında olan vakalarda kemoterapi başarılı sonuçlar vermektedir. 3. Meme Kanseri Meme kanseri meme hücrelerinde başlayan kanser türüdür. Akciğer kanserinden sonra, dünyada görülme sıklığı en yüksek olan kanser türüdür. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı bildirilmektedir. 7.Rahim Kanseri Menopozdan sonra olan kanamalar Nedeni belli olmayan vajinal akıntılar Bir aydan fazla devam eden adet kanaması, düzensizlikler veya anormal kanamalar Karında şişlik 8. Lösemi (Kan Kanseri) Lösemi; lökositlerin anormal bir şekilde çoğalması, gerek bulunduğu gerekse çevresindeki hücreleri parçalaması sonucu oluşur. Ayrıca radyasyon ve röntgen ışınları da insanlarda lösemiye sebep olmaktadır. Löseminin tedavisi lökositlerin anormal bir şekilde çoğalmasını önlemektir. Bu da ilaçla tedavidir. Lösemi iki gruba ayrılır; Akut (hızlı gelişen) lösemiler, kronik (yavaş gelişen) lösemilerdir. Akut lösemilerin büyük bir kısmında hastalık uzun sürmekte ve ölüm oranı yüksektir. Kronik lösemilerde ise hastalık daha uzun sürmekte ve ölüm oranı nispeten daha azdır. 6.Mide Kanseri Mide kanseri genellikle 45-60 yaşlarında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara nazaran bir kat daha fazla görülmektedir. Mide kanserinin en önemli sebebi beslenmedir. Yiyecekler içinde bulunan çeşitli kansorejenler, pişirme şekilleri, yiyecekler ve içeceklerin çok sıcak veya çok soğuk içilip yenilmesidir. Ayrıca mide ülseri, gastrit gibi hastalıklar da mide kanserine zemin hazırlarlar. Mide kanserinin belirtileri; hazım güçlüğü, şişkinlik, dalgınlık hissi, bulantı, kusma, mide kanamasıdır. Mide kanserin tedavisinde en kesin metod ameliyatla hasta kısmın çıkartılmasıdır. Kanserin eksikliğine ve yayılma derecesine göre ameliyattan sonra radioterapi ve kemoterapi uygulanır. Tedavide elde edilecek şifa derecesi hastalığın erken veya geç teşhisine bağlıdır.

KANSER HAKKINDA BİLİNMEYENLER 1.Hangi organlarda kanser olur? 2.İyi huylu ve kötü huylu tümör ne demektir? 3.Kanser ne sıklıkla görülen bir hastalıktır? 4.Kanserden korunmak mümkün mü? 5.Kanserden nasıl korunabilirsiniz? 6.Sigara ve tütün kullanımından kaçınmak 7.Beslenme ve diyet 8.Kanserden kurtulmak ne oranda mümkündür? Hangi organlarda kanser olur? Kanser tek bir hastalık olmayıp, vücuttaki tüm doku ve organlarda kanser gelişebilir. İyi huylu ve kötü huylu tümör ne demektir? İyi huylu tümörler kanser değildir. Başka bölgelere yayılmazlar. Tamamen çıkartıldığı zaman genellikle tekrarlamazlar. Kötü huylu tümörler ya da kanser ise komşu organ ve dokulara yayıldığı gibi, lenf ve kan yoluyla uzak organlara da yayılır. Uzak organlardaki yayılımına metazta denir. Kanser ne sıklıkla görülen bir hastalıktır? Kanserli hasta sayısının tespitinde ülkemizde kısıtlılıklar vardır. Ölüm istatistiklerine göre Türkiye’de il ve ilçe merkezlerindeki ölümlerin %10,1’i kanser nedeniyle olmaktadır. Bu değer gelişmiş ülkelerde %20 dolayındadır. Öte yandan kanserli hastaların sayısının bilinmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı eliyle sürdürülen çalışmaların başarılı olduğunu söylemek güçtür. Bu yolla derlenen yıllık 20.000 dolayındaki kanser sayısının Türkiye’deki bütün kanserli hastaların sayısını yansıtması mümkün değildir. Bazı araştırmalarda Türkiye’de kanser insidansı olarak bulunan yüzbinde 49 ve yüzbinde 68 değerleri ancak ülkedeki “en az kanser insidansı” olarak kabul edilebilir. (Tuncer, 1994) Kanserden korunmak mümkün mü? Sigara ve alkol kullanımı ile gelişen kanserlerin önlenmesi mümkün. Bu maddelerin kullanılmaması ile tam koruma mümkün olur. Ayrıca güneş ışınlarından korunma ile deri kanserinden çok yüksek oranlarda korunmam mümkün. Kanserden korunmada beslenmenin de rolü büyük. Kanserden nasıl korunabilirsiniz? Sigara içmeyerek, beslenme alışkanlıklarına ve yaşam tarzına dikkat ederek, güneş ışınlarından korunarak kanserden korunmak mümkün. Sigara ve tütün kullanımından kaçınmak Sigara ve tütün ürünlerinin akciğer kanseri, ağız, yutak (farinks), soluk borusu (larinks), yemek borusu, pankreas, rahim ağzı (serviks), böbrek ve idrar torbası (mesane) kanserlerine yol açtığı kesin olarak biliniyor. Bu nedenle sigarayı içmeyerek bu kanserlerden korunabilirsiniz. Sadece sigara içenler değil, pasif sigara içicileri de bu hastalıklara karşı risk altında bulunur. Beslenme ve diyet: Bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup, egzersiz yapılması ve ideal ağırlığın korunması, alkol tüketiminin sınırlandırılması kanserden korunmada etkin rol oynuyor. Kanserden kurtulmak ne oranda mümkündür? Tüm kanser türleri birlikte değerlendirildiğinde erişkin kanserlerinde % 60, çocuk kanserlerinde ise % 77 oranında iyileşme mümkündür. Ancak hastalığın cinsi, yaygınlığı, uygulanan tedavi gibi bazı faktörler tedavi şansını doğrudan etkiler.

KÖTÜ HABERLE YÜZLEŞME İnsanların ölümlü olmak gerçeğini en net hissettikleri anlardan biriside kanser tanısı ile yüzleştikleri zaman dilimidir. Bu evre sadece hasta için değil, diğer aile bireyleri ve tanıyı açıklayan hekim içinde oldukça zor bir durumdur. Literatürde bu konu ile ilgili çalışmalar incelendiğinde ölümcül hastalık söyleminin “Kötü haber verme” başlığı altında irdelendiği görülmektedir.

KÖTÜ HABER NASIL VERİLMELİDİR? 1) Kötü haber, sakin ve özel bir ortamda verilmelidir. 2) İlk görüşmenin kesintiye uğramadan yapılması için yeterli zaman ayrılmalıdır. 3) Hastanın verilen bilgiyi anlayıp anlamadığı ve duygu durumu değerlendirilmelidir. 4) Dürüst ve yakın bilgi vermelidir. 5) Hastanın duygularını ifade etmesine fırsat vermelidir. 6) Hastanın duygularına empati ile yanıt verilerek, kesin belli bir zaman limiti vermekten kaçınılmalıdır.

7) Prognoz ( hastalığın seyri) için geniş bir zaman çerçevesi verilmelidir. 8) Bundan başka bir şey yapılamaz mesajı vermekten kaçınılmalıdır. 9) Durumu tekrar gözden geçirmek için yeni görüşme zamanı belirlenmelidir. 10) Tedavi seçenekleri konuşulmalı ve tanının söylenebileceği diğer kişiler belirlenmelidir. 11) Destek alınabilecek kaynaklar hakkında bilgi verilmelidir 12) Verilen bilgi belge haline getirilmelidir.

HASTA TEPKİLERİ 1) İnkâr: Hastalık ya da önemi reddetme 2) Öfke: Hastalığa, tanıyı koyan doktorlara, yakınlara ve bazen de sağlıklı kişilere kızgınlık 3) Pazarlık: Bu dönemde hasta işbirliği içerisindedir. Tedavilere uyum ve gerekenleri yapma ve çaba gösterme dönemidir. 4) Depresyon: Bir süre sonra hasta kayıplarını fark eder yapamadıkları ve yapamayacakları için yas tutar. Kabullenme dönemine geçebilmek için gerekli bir dönemdir. 5) Kabullenme: Bu dönemde hastalık kabullenilir. Kabullenme umutsuzluk olarak düşünülmemeli hastalığın ve durumun ciddiyetini anlamak olarak ele alınmalıdır. Bir yaşam süresi bildirmek ve ümidi tümüyle yok etmek ise kabul edilmesi çok zor bir durum yaratır Kanser süreğen ve ölümcül bir hastalık olmasının yanı sıra duygusal, ruhsal ve davranışsal tepkilere yol açan önemli bir sorundur. Kanser tanısına normal yanıt endişe, gerginlik, kaybedilen sağlık için keder ve üzüntüden hastalığın önemini yadsıma, bu süreci bir savaş gibi algılama yada kaderci bir kabullenmeye kadar değişir11. Bu nedenle kötü haber karşısında hastaların algıları doğrultusunda farklı tepkiler göstermesi beklenen bir durumdur. Yine de hemen hemen her hastada kötü haber karşısında şaşkınlık, kabullenmeme ve doğruluğuna inanmama, inkâr ve öfkeye kapılma, “niçin ben?” sorgusu gibi psişik tepkiler ile birlikte günlük olağan yaşamın altüst olması, uyku, yemek – içmek gibi doğal fizyolojik alışkanlıklarda bozukluklar ortak gözlenen tepkilerdir. Hastalar yas dönemine girebilir, 1-2 haftalık kabullenmeme sürecini takiben umutlanma, savaşma süreci başlar. Ancak inkâr safhasının uzun sürmesi hastanın tedaviyi geciktirmesine veya kabullenmemesine neden olabilir. Böyle bir tablo karşısında psikiyatri konsültasyonları çok önem taşımaktadır22, 24. Bir hastanın günlük yaşamını etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren herhangi bir sorun olduğunda ya da psikiyatrik bozukluk saptandığında zaman yitirmeden sağıtıma başlamak hastanın bu dönemi daha rahat geçirmesini sağlar. Kötü haber karşısında hasta tepkilerini Elizabeth Kübler Ross evreleyerek tanımlamıştır. Bu evreler;

Kanser Hastalarına ve Ailelerine Psikolojik Destek Kanser tanısıyla beraber yaşanan psiko-sosyal uyum süreçleri gerek hasta gerekse ailesince; tedavi öncesinde, tedavi süresinde ve tedavi sonrasında farklılıklar gösterir. Bir hastaya sadece kanser olduğunun söylenmesi bile, ölüm olasılığını bilince çıkarır. Ne şekilde olursa olsun kanser tanısı bir kere öğrenildikten sonra gerek kişinin gerekse yakınlarının hayatı, artık bir daha eskiye dönmemek üzere köklü bir değişiklik gösterir. Kişinin psikolojik, sosyal ve ekonomik tüm yaşam dengeleri altüst olmuş gibi algılanır. Bu ise olağan uyum mekanizmalarının tümünün sarsılması, yeterli biçimde kullanılmaması, geleceğe yönelik beklentilerin, planların bozulması, sahip olunan gücün yitirilmesi anlamını taşır. Bir başka deyişle, kanser tanısı konan birey belli bir ekonomik gücü, işini, herhangi bir organını, işlevini ya da tümüyle yaşamını yitirmek olgusuyla karşı karşıyadır. Bu yazıdaki amacımız; hayatımızda bu denli güçlü bir etkisi olan kanser kelimesinin ilk duyulduğu andan itibaren kişilerin yaşamlarında ne gibi psikolojik etkilere yola açabileceğini, hastaların hayatlarındaki bu yeni gerçekle uğraşırken onunla nasıl baş etme mekanizmaları kullandıkları, bu konudaki görüşlere yer vererek irdelemektedir.

TEDAVİ SÜRECİNDE PSİKOLOJİK DURUM Bu aşamalarda da hastayı ve yakınları zorlayan psiko- sosyal ve ekonomik süreçler olacaktır. Özellikle tedavi uzadıkça ve istenen etkiler tam olarak alınamadıkça kişinin kendine ve tedavi ekibine güveninde belirgin bir azalmanın olduğu gözlenebilir. Yorgunluk, iştah kaybı, ağrı ve uykusuzluk problemlerine de rastlanabilir.

Hasta farkında olmasa da doktordan hastalığının sadece fiziksel yönüne değil, yaşamakta olduğu sürecin her yönüne çözüm bulmasını bekler. Doktorun bu durumda hastasına vereceği en büyük güvence, yaşamakta olduğu duygusal karmaşada yalnız olmadığıdır.

Hemen her kanser hastasının benzer deneyimlerden geçtiğinin, bu deneyimlerin olayın doğal seyrinin bir parçası olduğunun, yaşamını korku, endişe, yanıtını kimsenin bilmediği sorulara endeksli sürmesinin tedavisine katkıda bulunmayacağının, olumsuz duygulardan kurtulmanın bir yerde zamana bağlı olduğunun, duygusal karmaşanın basit birkaç öneriyle bugünden yarına geçemeyeceğinin, ancak tedavi sürecindeki her aşamanın birlikte yaşayacağının, deneyimiyle kendisine yol göstereceğinin anlatılmasıyla hasta bir ölçü de rahatlatılır.

TEDAVİ SONRASI DÖNEM Koruyucu amaçla tedavi alan ya da tedavisi başarıyla sonuçlanan ve hatalığı iyileşme gösteren kişileri de tedavi sonrası yine stresli bir dönem beklemektedir. Çoğu zaman hastalığın atlatılmasının verdiği sevinç; tedavinin bıraktığı yan etkilerin yaşanması, belki organ kaybının olması ve kanserin tekrarlayacağı kaygısıyla yarım kalabilir. Kişi yakınlarının ve çevresindekilerin kendisini anlayamadığını, hayata tekrar adapte olamayacağını, iyileştiği halde hala rahatlamış ve mutlu hissetmediğini, insanların ona eskisi kadar özenli ve ilgili davranmadığını düşünerek tekrar depresif duygular içerisine girebilir. Tüm kayıpları için üzüntü, pişmanlık, korku ve öfke hissedebilir. Kişinin bu dönemi atlatabilmesi için en önemli şartlardan biri zamandır.

Tekrar eski hayatına uyumunun kolaylaştırılmasında özellikle tedavi ekibinin ve yakınlarının yine önemli bir rolü bulunmaktadır. Hastanın bu kişilerle iletişim kurması ve duygularını paylaşması, zorlukları aşmada en önemli adımdır. Arkadaşlarına ve sevdiklerine daha çok zaman ayırması, her zaman yapmak istediği ama yapamadığı işlerle meşgul olmaya çalışması, önceliklerini tekrar gözden geçirmesi, hayatına içinde bulunduğu duruma göre yeniden şekil vermeye çalışması varsa mesleğine yoğunlaşması, hem duygusal olarak hem fiziksel olarak daha çabuk iyileşmesine imkân tanıyacaktır.

KANSER VE DEPRESYON Uyum bozuklukları dışında kanser hastalarında en sık ortaya çıkan ve her aşamada görülebilen bozukluk depresyondur. Son dönemde yapılan bir gözden geçirme çalışmasında kanser hastalarında depresyonun %58'e kadar varan sıklıklarda görüldüğünü bildirmektedir. Kanser hastalarında depresyon görülme sıklığı, tümörün türüne, hasta popülasyonuna ve tanı kriterlerine göre farklılıklar gösterir.

Kanser hastalarındaki depresyonlarda suçluluk duygusu, obsesif ve hipokondriak uğraşlar, anksiyetenin somatik bulguları ve psikomotor retardasyon daha az görülürken; bu kişilerin daha sık insomni, daha fazla iştah bozukluğu ve kilo kaybı gösterdikleri, daha az anksiyete, çaresizlik, gelecekle ilgili kaygılar hissettikleri bildirilmektedir. Bu çalışmanın önemli sonuçlarından birisi de kanser hastalarındaki depresyonlarda daha fazla ağrı ve fiziksel performansta daha fazla bozulma bildirilmesidir.

Depresif kanser hastasında psikiyatrik tedavinin amacı duygusal zorlanmayı azaltmak ve morali, baş etme becerilerini, kendine saygıyı, algılanan kontrolü gibi durumları arttırmaktır. Kanser hastalarında bilişsel terapi, süre sınırlı dinamik psikoterapi ve davranışçı yöntemler kullanılmakta ayrıca eğitim verme şeklindeki müdahalelerde uygulanmakatadır.

Bilişsel terapi düşünce hataları ve algıları düzelterek ve yeniden yapılandırarak hastanın bakış açısını değiştirmeyi hedefler. Bilişsel terapide uyuma yönelik olmayan duygu ve davranışları değiştirebilmek için temel inançlar ve algılar üzerinde çalışmak, olumsuz otomatik düşünceleri fark etmek ve değiştirmek, hedeflenir. Tehdit algısı karşısında kişi tek yönlü, kutuplaşmış ve genel yargılarda bulunur. Durumu felaketçi olarak ele almak, aşırı genellemeler yapmak, kişiselleştirmek, seçici soyutlama yapmak gibi bilişsel çarpıtmalar ortaya çıkar. Bu tür bilişsel çarpıtmalar kaygı düzeyini arttırır, öfke ve depresyona yol açabilir.

HAZIRLAYANLAR YaGmur yavuz