Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Ölçme Aracının Geçerliği ve Güvenirliği Arasındaki İlişki Bir ölçme aracının geçerliği ve güvenirliği arasındaki ilişki aşağıdaki şekille gösterilebilir:

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Ölçme Aracının Geçerliği ve Güvenirliği Arasındaki İlişki Bir ölçme aracının geçerliği ve güvenirliği arasındaki ilişki aşağıdaki şekille gösterilebilir:"— Sunum transkripti:

1 Ölçme Aracının Geçerliği ve Güvenirliği Arasındaki İlişki Bir ölçme aracının geçerliği ve güvenirliği arasındaki ilişki aşağıdaki şekille gösterilebilir:

2 Bu bilgilere göre aşağıdaki genellemeleri çıkarmak mümkündür: - Güvenirliği düşük ölçme sonuçlarının geçerliği de düşük olur (A şekli). - Güvenirliği yüksek ölçme sonuçlarının geçerliği yüksek olmayabilir (B şekli). - Geçerliği yüksek ölçme araçlarının güvenirliği de yüksek olur (C şekli).

3 Geçerlik ve Güvenirliğin Tehditleri Eğer ölçüm aleti iyi ayırım yapamıyorsa, Eğer ölçüm aleti, insan/nesnelerin benzerlik ve farklılığını ortaya çıkaramıyorsa, Cevabı bilinmeyen veya belirsiz durumları ölçmek için işlemler yapıldığı, Ölçüm aletinin gerçekten ilgilenilen olguyu ölçmeye yönelik olmadığı gibi durumlardır.

4 Geçerlik ve Güvenirlik Arasındaki İlişki Bir ölçme işleminde güvenirlik “nasıl ölçülecek?”, geçerlik ise “ne ölçülecek?” sorusuna odaklanır. Yani ölçme aracının geçerliği, testte yer alan maddelerin neyi ölçtüğü ile ilgiliyken, güvenirliği bu testin nasıl uygulanacağı ile ilgilidir. Ölçme aracının geçerlik düzeyi; bütün hatalardan (sabit, sistematik ve tesadüfî hatalar) olumsuz etkilenirken, güvenirlik düzeyi yalnızca tesadüfî hatalardan olumsuz etkilenir. Kısaca, güvenilir ölçme araçları tesadüfî hatalardan etkilenmeyen, geçerli ölçme araçları ise hiçbir hata türünden etkilenmeyen araçlardır. Güvenirlik düzeyi düşük olan ölçme araçlarının geçerliği de düşük olur. Yani güvenirlik, geçerlik için en önemli ön şarttır.

5 Geçerliği yüksek olan bir testin güvenirliği de mutlaka yüksek olur. Çünkü geçerliğin yüksek olması için, ölçme sürecine hiçbir hata karışmamış olması gerekir. Bu sürece hiçbir hata karışmaz ise, ölçme aracı farklı uygulamalarda benzer sonuçlar vereceğinden güvenirlik yüksek olacaktır. Bir ölçme aracının güvenirlik düzeyi yüksek olsa bile geçerlik düzeyi düşük olabilir. Çünkü bu araçla yapılan bir ölçme işleminde sabit veya sistematik hata meydana gelmişse güvenirlik etkilenmez, fakat bütün hatalar geçerliği düşürmektedir.

6 Geçerlik ve güvenirlik düzeyi düşük olan bir ölçme aracının geçerliğini yükseltilmek için öncelikle güvenirlik düzeyini yükseltmek gerekir. Çünkü bir ölçme aracının geçerlik düzeyi, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin, güvenirlik katsayısının karesinden (r 2 ) daha fazla yükseltilemez. Yani güvenirlik katsayısı 0.50 olan bir ölçme aracının geçerlik düzeyi en fazla 0.25 olabilir. Bu nedenle öncelikle bu ölçme aracının güvenirlik düzeyini yükseltmek gerekir.

7 Araştırmalarda iç ve dış geçerlik kavramları da oldukça önemlidir. Araştırmaların başından sonuna kadar bu geçerlik özelliklerine dikkat edilmesi gerekir. İç Geçerlik: Bağımlı değişkendeki farklılaşmanın, bağımsız değişkenlerle ne ölçüde açıklanabilir olduğunun bir derecesidir. Diğer bir tanıma göre iç geçerlik, ulaşılan bir “nedensel” ilişkide, “sonuç”un “bilinen neden”lerle gerçekten ne ölçüde açıklanabilir olduğudur.

8 İç g eçerli k üzerinde etkisi bulunan durumlar  Katılımcı ların özellikleri - D üşünme beceri leri - C insiyet leri - Eğitim durumları  D enek kaybı  Yer  Ölçüm Aracı - Ölç me aracının etkisinin azalması - Veri toplayan kişinin özellikleri - Veri toplayan kişinin sübjektif olması

9  Test etme deki etkenler  Grupların yanlı oluşturulması  Ortalamaya (merkeze) yönelme  Farklı ölçme araçları kullanma  Deney öncesi ölçmenin deneklere etkisi  Zaman  Olgunlaşma  Katılımcıların tutumu ndaki değişimler  Uygulam ada karşılaşılabilecek sorunlar (Karasar, 2005)

10 1) Zaman: Denenen bağımsız değişken dışında kalan önemli bazı değişkenler, zamanla denenen değişken gibi etkili olabilmektedir. Bu ise, bağımlı değişkende meydana gelen değişikliğin (ya da değişmezliğin) gerçek nedenini bulmayı güçleştirebilir. Zaman uzadıkça bu tür istenmeyen değişkenlerin kontrol edilebilme olasılığı azalır. 2) Olgunlaşma: Araştırmaya katılanların (deneklerin), zamanla fizyolojik ve psikolojik yönlerden değişmesi (olgunlaşması, yorulması vb.) bağımlı değişken üzerinde görülebilecek deney öncesi, deney sonrası farklılığın (ya da farksızlığın) önemli bir nedeni olabilir. Özellikle fizyolojik ve psikolojik değişmelerin hızlı olduğu araştırmalarda, bu faktöre çok dikkat etmek gerekir. 3) Deney Öncesi Ölçme: Deney öncesinde bağımlı değişken üzerinde yapılacak bir ölçme, denekleri uyarıcı, onları güdüleyici bir rol oynayarak, deney sonrası ölçmeyi de, önemli derecede etkileyebilir. Duyarlığı yüksek konularda, bu konuya özellikle dikkat etmek gerekir.

11 3) Ayrı Ölçme Araç ve Süreçleri: Karşılaştırılmak üzere, aynı ölçütlere göre yapılması gereken (deney öncesi- deney sonrası; deney-kontrol grupları gibi) ölçmelerde, farklı araç ve süreçlerin kullanılması ve izlenmesi karşılaştırmaları anlamsız kılabilir. Deney ve kontrol gruplarına olabildiğince aynı işlemlerin uygulanması gerekir. 4) Merkeze (ortalamaya) yönelme: Birinci ölçmede, çok iyi ve çok kötü (uç noktalarda) puan almış deneklerin sonraki ölçmelerde, genellikle tüm grubun ortalamasına doğru kaydıkları görülmektedir. Bu uçlarda bulunmada, şans faktörü oldukça etkili olmaktadır. Ancak aynı bireylerin, her zaman çok iyi ya da çok kötü şansları olmaları beklenemez. Bu nedenle de, sonraki ölçmelerde, önce çok iyi alan denekler biraz daha "az iyi", çok kötü olanları da biraz daha "az kötü" olabilmektedir. Denek grupların uç değerli elemanlardan oluşturulması halinde, deney öncesi ve deney sonrası durumlar arası gerçek ayrılığın nedeninin belirlenmesi kolay olmalıdır.

12 6) Yanlı Gruplama Yapma: Örnekleme giren deneklerin, karşılaştırılmak üzere oluşturulan gruplara atanmalarındaki yanlılık, daha başlangıçta, farklı özelliklerde grupların meydana gelmesine neden olabilir. Örneğin, deney ve kontrol gruplarından birinin daha zeki deneklerden oluşması, deneme sonuçlarının karşılaştırılmasını olanak dışı bırakabilir. Bu nedenle, örnekleme giren elemanlar, ya eşleştirilerek ya da yansız (random- rastgele) atama ile gruplara ayrılmalıdır. 7) Denek Kaybı: Araştırma sürecinde bazı deneklerin ölüm ve benzeri zorunlu nedenlerle ya da isteyerek deneyden ayrılmaları, geriye kalan grupların özelliklerini değiştirebilir, denkliklerini bozabilir. Bu durum, karşılaştırılmak istenen gruplardan, farklı sayı ve nitelikte deneklerin ayrılması ile ortaya çıkar. Böylece deney sonunda yapılan ölçmeler, gruplardaki bu değişmenin getirdiği durumu yansıtabilir.

13 Dış Geçerlik: Bir örneklemden toplanan verilerin daha büyük gruplara ve evrene genellenebilirlik derecesidir. Araştırma bulgularının genellenebildiği evren büyüdükçe, araştırmanın dış geçerliği artar (Hovardaoğlu, 2000). Dış geçerlik üzerinde etkisi bulunan durumlar  Ölçme ve bağımsız değişken etkileşimi  Yanlı seçim-bağımsız değişken etkileşimi  Deneklerin denemelere tepkisi  Bağımsız değişkenlerin etkileşimi (Karasar, 2005).

14 Dış Geçerliliği Etkileyen Faktörler: 1) Ölçme-Bağımsız Değişken Etkileşimi: Ölçme işlemiyle güdülen grupların, bağımsız değişkenden etkilenmeleri de değişik düzeylerde olabilir. Bu etkilenme, ölçme ve bağımsız değişkenin ayrı ayrı yapamayacakları bir nitelik ve niceliktedir. Etkileşim, en çok deney öncesi ölçme ile meydana gelmekte ise de, deney sonrası ölçmenin de dış geçerliği azaltıcı etkileri bulunmaktadır. Örneğin; hastanelerde tedavi gören hastaların sağlık alışkanlıklarında bir değişme olup olmadığı gözlenirken, hastaneye girişte uygulanan güdeleyici bir anket, uygun sağlık alışkanlıkları kazanma konusunda, hastaları ve böyle bir anket almayan hastalara oranla, daha duyarlı davranmalarına neden olabilir.

15 2) Yanlı-Seçim-Bağımsız Değişken Etkileşimi: Araştırmaya katılan deneklerin seçiminde, yansızlık kuralına uymama ya da yeterli sayıda örnek almama gibi nedenlerle, örneklemin evreni temsil yeteneği sağlanamayabilir. Bağımsız değişkenin temsili olmayan bir grup üzerinde bıraktığı etkinin, evrendeki gerçek durumdan değişik olma olasılığı yüksektir. 3) Deneme Tepkisi: Deneme ortamının yapay olarak yarattığı fiziksel ve psikolojik etkiler sonucu, deneklerin normal koşullarda göstermeyecekleri bazı tepkiler vardır. Bu tepkilere denenme tepkisi denir. Bu tepki ile denenmek istenen bağımsız değişkene gösterilen tepki arasında bir ilişki yoktur. Yalnızca deney grubuna seçildikleri (denendikleri) için üretimi artıran bir grup işçinin davranışı, bu konuda klasik ve bilinen bir örnektir. Hawthorne etkisi olarak da bilinen bu olay, deneysel bulguların genellenebilirliğinin (dış geçerliğinin) endişe ile karşılanmasına neden olan en önemli etmenlerden biridir.

16 Hawthorne etkisi: Endüstri psikolojisi tarihi bakımından büyük önem taşıyan Hawthorne araştırması, 1927 ile 1932 yılları arasında Harvard Üniversitesi'nden bir grup psikolog tarafından Chicago yakınlarında Hawthorne'da Western Electric'te yapılan bir çalışmadır. Araştırmada ilk olarak çalışma koşulları, örneğin aydınlanma düzeyi ile verimlilik arasında pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. İkinci olarak iki değişken arasında ters yönde ilişki aranmış ve aydınlanma düzeyinin azaltılmasına rağmen verimliliğin yine arttığı saptanmıştır. Bu sonuçlar incelendiğinde, işçilere gösterilen ilgi, onların moral düzeyini ve öz saygılarını yükseltmiş ve bu duygu (örgüte gerekli bir insan olmaktan duyulan doyum), çalışanların, dış koşullardan bağımsız olarak işe yönelik motivasyonlarını korumaları sonucunu doğurmuştur. Bir başka deyişle işçilerin, kendilerine dikkat edildiğini bilmeleri, randımanlarını artırmalarına yol açmış gibi görünmektedir. Bu sonuç araştırmanın ilk amacıyla ilişkili olmamakla birlikte, çok önemli görülmüş ve bu olgu, Hawthorne Etkisi adıyla popüler olmuştur. Daha sonraki yıllarda Hawthorne Etkisi'ne yol açan koşulların neler olduğu konusunda pek çok araştırma yapılmış, ancak açık seçik bir sonuca varılamamıştır (URL1, 2007).

17 4) Bağımsız Değişkenlerin Etkileşimi: Birbiri ardından, değişik değişkenlerin etkisine giren deneklerin, her yeni duruma, ötekilerden bağımsız olarak tepkide bulunma olasılığı yok gibidir. Böyle bir durumda, bağımsız değişkenlerin sırası ve uygulanma zamanları bağımlı değişkenin değişik biçimlerde etkilenmesine neden olabilir. Bu ise, sonucun yorumunu güçleştirir. İç ve Dış Geçerlik Dengesi: Araştırmalardan anlamlı bir sonuç çıkarabilmek için iç geçerliğin varlığı zorunlu fakat yeterli değildir. İç geçerlikten fazla ödün vermeden, dış geçerliğin de sağlanabilmesi gerekir. Aslında, iç ve dış geçerliklerin sağlanması biraz da birbirine ters işleyen süreçleri gerektirir. Örneğin, iç geçerliğin en iyi kontrol altına alınabildiği laboratuvar araştırmalarında, dış geçerliğin korunamayacağı görüşü yaygındır. Çünkü iç geçerliği sağlamak amacıyla uygulanan kontrollerin artırılması, deney ortamının doğal ortamdan uzaklaşması sonucunu da birlikte getirebilir.

18 Bu durum ise, bulguların deney dışındaki benzer durumlara genelebilme olanağını (dış geçerliği) azaltır. Aynı şekilde, dış geçerliğin daha iyi sağlandığı alan denemelerinde de iç geçerliğin gerektirdiği kontrolleri gerçekleştirme güçlüğü vardır. Her şeye rağmen, araştırmacı geliştireceği modeller ve izleyeceği yöntemlerle, iç ve dış geçerliği olumsuz yönde etkilemesi olası durumları kontrol altında tutmaya çalışmalıdır (Karasar, 2005).

19 Farklılıkların Diğer Kaynakları  Ölçülemeyen faktör veya alt boyutlar,  Çalışanların etkileme faktörü,  Farklı durumlarda farklı düzeylerde etkileyen faktörler,  Araştırmayı yönetmedeki farklılıklar,  Ele alınan madde sayısındaki farklılıklar,  Kullanımı açık ve kolay olmayan ölçüm aleti,  Teknik ve mekanik konular,  Verilerin istatistiksel işlemleri.

20 c) Ölçme Aracının Kullanışlılığı Kullanışlılık, bir ölçme aracında aranan üçüncü temel özelliktir. Kullanışlılık; bir ölçme aracının geliştirilmesinin, çoğaltılmasının, uygulanmasının, cevaplanmasının ve puanlanmasının kolay olmasıdır. Ayrıca bir testin maliyeti ne kadar düşük olursa, kullanışlılığı o ölçüde yüksek olur. Ölçme aracının kullanışlılığı ile ilgili genel özellikler şunladır: Hazırlanması: Öğretmenin ölçme aracını hazırlarken zorlanmaması ve kısa sürede tamamlaması, Uygulanması: Öğretmenin ölçme aracını uygularken güçlük çekmemesi ve kısa sürede uygulaması, Cevaplanması: Öğrencilerin ölçme aracını cevaplarken zorluk çekmemeleri ve kısa sürede cevaplamaları, Puanlanması: Öğretmenin ölçme aracını puanlarken zorlanmaması ve kısa sürede puanlaması, Maliyetin düşüklüğü: Ölçme aracını okula maddi yönden yük getirmemesidir.

21 NİCEL ARAŞTIRMALARDA TEMEL KAVRAMLAR Evren Örneklem Değişken İstatistik Ölçme Veri Kontrol Grubu Deney Grubu Hipotez Sayıltı

22 EVREN (POPULATİON): Evren araştırma sonuçlarının genellenmek istendiği elemanların bütününe denir. Bu bütün, ortak özellikleri olan canlı veya cansız her türlü elemanı kapsar. Evren terimi, tekli elemanlar için “örnek olay”, küçük çokluklar için “araştırma kümesi” olarak da ifade edilebilmektedir (Karasar, 2005 ). Evren genelde iki şekilde sınıflandırılmaktadır: a) Genel evren b) Çalışma evreni (Ulaşılabilir evren) Genel evren; tanımlanması kolay, fakat ulaşılması güç ve hatta çoğu zaman olanaksız bir bütündür. Örneğin; ilköğretim 5. sınıf öğrencilerini evren olarak alan bir araştırmacının, ülkemizdeki tüm 5. sınıf öğrencilerine ulaşması neredeyse olanaksızdır. Bu nedenle bu tür sınırlılıkları ortadan kaldırabilmek için “çalışma evreni” kavramı geliştirilmiştir. Çalışma evreni; ulaşılabilen evrendir. Araştırmacının, çalışma sonunda hakkında görüş bildireceği çalışma evrenidir. Pratikte araştırmalar yanlızca çalışma evreni üzerinde yapılmaktadır. Araştırmada elde edilen sonuçların da yalnızca bu evrene genellenmesi kaçınılmaz görülmektedir. Evreni tanımlama ve sınırlandırma, genellikle çalışma evrenini belirlemek için yapılmaktadır. Böyle bir evreni belirlemenin en etkili yolu, amaca uygun ölçütler geliştirmek ve bu ölçütlere uyan kişi, olay ve olguları çalışma evrenine dahil etmektir (Karasar, 2005 ).

23 ÖRNEKLEM: Çalışma evreninden belirli kural ve kriterlere göre seçilmiş olan ve seçildiği çalışma evrenini temsil ettiği kabul edilen daha küçük gruba örneklem denir. Bir başka tanıma göre; bir bilimsel çalışmada evreni ya da bütünü temsilen çalışmaya alınan deneklerin oluşturduğu az sayıdaki kişi, olay, olgu ya da küçük gruplardan oluşan kümelere örneklem denir. Araştırmalarda Örneklem Büyüklüğünün Belirlenmesi Örneklem oluşturmanın temel ilkesi, evreni temsil edebilecek niteliğe sahip bir küme seçmektir. Örneklemdeki birim sayısı arttıkça evreni temsil niteliği de yükselir. Ancak birim sayısının artması maliyet ve harcanacak zamanın da artmasına neden olur. Bu gibi nedenlerden dolayı araştırmacılar en uygun örnekleme yöntemine başvurmak ihtiyacı duyarlar. Örneklem büyüklüğüne etki eden faktörlerden biri kabul edilen örnekleme hatasıdır. Bu oran düştükçe, yani ne kadar hassas sonuçlar istenirse ihtiyaç duyulacak örneklem büyüklüğü de artacaktır. Yani %2 örneklem hatası kabulü için gerekli olan örneklem büyüklüğü %4 örneklem hatası için gerekli olan örneklemden daha büyük olmak zorundadır. Örneklem büyüklüğünü etkileyen bir başka faktör; kabul edilen anlamlılık düzeyidir. Bilimsel çalışmalarda kabul edilen anlamlılık düzeyi genellikle 0.01 veya 0.05’tir. Bu sabit değerler ne kadar küçük olursa çalışmada yer alacak örneklem büyüklüğü de o oranda artar. Bir araştırmada olayın görülme sıklığı da, seçilecek örneklemin büyüklüğü üzerinde etkilidir.

24 ÖRNEKLEMİN BELİRLENMESİ İyi bir örnekleme seçiminde aşağıdaki işlemlerin yapılması yararlı sonuçlar verecektir: Çalışma Evreninin Tanımlanması: Belirlenen amaç için en uygun çalışma evreninin seçilmesi gerekir. Çalışma evreni seçilirken; evrenin özelliklerine, evreni iyi örneklemesine, doğru zamanda uygulanmasına, örneklem grubundaki kişi veya nesnelerin bulundukları yer gibi özelliklerinin belirlenmesi gerekir. Evrende Yer Alanların Listelenmesi: Yansız bir örneklem oluşturmanın temel koşullarından birisi, çalışma evreninin üyelerinin tamamının listesine sahip olmaktır. Bu liste olmadan, örneklemenin yansızlığından söz edilemez. Evren bilgi yeterli değilse; sonuçların genellenmesi ve hatasız ölçüm yapmak neredeyse imkansız olur. Örnekleme Türünün Belirlenmesi: Örneklem seçmede iki temel yaklaşım iki önemli noktaya dikkat edilmelidir. Bunlar: 1. Evreni tam olarak gösteren dağılım, 2. Evreni temsil edecek örneklemin oranı ve bu iş için gereken maliyet, zaman arasındaki dengedir.

25 Örneklem Büyüklüğünün Belirlenmesi: Örneklem seçiminde en zor kısım, örneklem büyüklüğünün belirlenmesidir. Örneklem büyüklüğünün kesin değerleri yoktur. Fakat araştırmacıların yaptığı yaklaşık hesaplamalardan yararlanarak en iyi temsile eden örneklemin seçilmesi gerekir. Örneklemin Alınması: Örneklem, amaca uygun bir büyüklükte ve yansızlık kuralına göre seçilmiş ise uygulamalar başlayabilir. Örneklem seçiminde yansızlığı sağlamanın üç yolu vardır. Bunlar: 1. İsimdeki harflere göre liste oluşturma ve bir kutudan çekme veya yazı- tura atma, 2. Bir listeden yansız numaralar çizelgesini kullanma, 3. Düzenlenmiş yansız bir diziden eşit aralıklarla seçim yapmadır.. Temsil ediciliğin sınanması: Örneklem seçildikten sonra, yansızlık kuralına ne ölçüde uyulduğu ve örneklemin evreni ne kadar temsil edebildiği incelenmelidir. Bunun için, örnekleme girenlerle evrenlerdekilerin bilinen bazı özellikleri karşılaştırılır (cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi vs.). Bu özelliklere göre, evren ile örneklem arasında önemli sayılabilecek bir farklılık görülmüyor ise, diğer özellikler açısından da temsilliğin sağlanacağı kabul edilir (Karasar, 2005 ).

26 ÖRNEKLEME ÇEŞİTLERİ 1. Olasılıklı Örnekleme Olasılık örneklemede genelleme yapabilme şansı daha yüksektir. Cevaplayıcının örneklemde bulunma olasılığı önceden hesaplanır. Olasılıklı örnekleme türleri aşağıda verilmiştir: a) Basit Tesadüfi Örnekleme: Evrende yer alan her bir bireyin örnekleme seçilme olasılığı eşittir. Her birey seçilme konusunda eşit şansa sahiptir. Bu örneklemde yer alan bireylerin, homojen özellik göstermeleri gerekmektedir. b) Sistematik Örnekleme: Örneklemede tesadüfi olarak listelenmiş bireylerden “l/s” oranında seçim yapılır. Araştırmacı, s'yi istediği herhangi bir sayı olarak belirleyebilir. c) Tabakalı Tesadüfi Örnekleme: Tabakalı örnekleme, sınırları belirlenmiş bir evrende alt tabakalar veya alt birim gruplarının var olduğu durumlarda tercih edilir (Yıldırım ve Şimşek, 2005, s.105). Örneğin; ilköğretim ikinci kademede bir çalışma planlandığında olasılık kurallarına göre seçilen 6, 7 ve 8. sınıf öğrencileri ayrı gruplar olarak alınırsa tabakalı örnekleme yapılmış olur.

27 Bir öğrencinin ailesinin gelir düzeyinin okul başarısına etkisini araştırmak isteyen bir araştırmacı, öğrencileri gelirlerine göre alt, orta ve üst sosyal-ekonomik düzey olarak ayırırsa ve her tabakadan yeterli sayıda örneklemi alırsa tabakalı örnekleme yapmış olur. Tabakalı örnekleme, araştırma evrenine giren her birey homojen dağılım gösterdiğinde ve yeni gruplaşmalar söz konusu olduğu durumlarda kullanılır.

28 d) Küme Örneklemesi: Küme örnekleme yönteminde, evren küme adı verilen alt gruplara ayrılır ve her küme bir örnekleme birimi olarak tanımlanır. Tesadüfi olarak seçilen kümeler bir araya getirilerek örneklem oluşturulur (Çömlekçi, 2001). Bu örnekleme türü seçilirken, örneklem olarak bireyler değil gruplar seçilir. Öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırmada, birinci ve beşinci sınıflar arasında tesadüfi seçimle bir örneklemin oluşturulması bu örnekleme örnek olarak verilebilir. Küme örneklemede önce evrendeki kümeler listelenmelidir. Daha sonra, bu kümelerin tam sayımı yapılır. Her grupta yer alan grupların listesi oluşturulur. Her alt gruptaki listeden tesadüfi örnekleme alınır. Son olarak örnekleme seçilen gruplarda tam sayım yapılır.

29 OLASILIKSIZ ÖRNEKLEMELER Bu örneklemede bireylerin örnekleme girme olasılıkları bilinemez. Bu nedenle bu örneklemlerle yapılan araştırma sonuçlarının genellenmesi doğru değildir. Zorunlu durumlar dışında kullanılması tavsiye edilmemektedir. a)Gelişigüzel Örnekleme: Bu tür örneklemede, araştırmacı saptanan örneklem büyüklüğüne göre herhangi bir şekilde evrenin bir parçasını seçer. Herhangi bir ilköğretim okula giderek belirlenen sayıda rastlanan öğrenciyi örnekleme alma gelişigüzel örneklemedir (Arlı ve Nazik, 2001).Böylece, zaman ve maddi açıdan büyük tasarruf sağlanır. Fakat bu örnekleme türü, bilimsel çalışmalar için çok uygun görülmemektedir.

30 b) Kota Örneklemesi: Evren belirli özelliklere göre gruplara ayrılıp örnekler bu kotalardan tesadüfi veya sistematik olarak seçilir. Bu grupları; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, meslek, medeni durum, etnik köken, yaşanılan bölge veya il şeklinde oluşturabilir. Bu örneklemede araştırmacı seçimini yapılırken oldukça titiz davranmalıdır. Örneklemi bu şekilde belirlerse sonuçlarını genelleyebilir. c) Maksatlı Örnekleme: Bu örnekleme türünde sadece araştırmanın amacına en uygun bireyler seçilir. Bir başka ifadeyle; amaçlı örnekleme evrenin probleme en uygun kesimini seçerek araştırmayı bu kişiler üzerinde yapmaktır. Örneğin, bir araştırmada yalnızca evinde bilgisayar olan öğrencileri seçmek bu tür örneklemeye örnektir. d) Kartopu Örnekleme: Bu örneklemede öncelikle evrene ilişkin birimlerden birisi ile temasa geçilir. Temas kurulan birimin yardımıyla ikinci birime, ikinci birimin yardımıyla üçüncü birime … ulaşılır. Böylece sanki bir kartopunun büyümesi gibi örneklem büyüklüğü artar (Yazıcıoğlu ve Erdoğan, 2004). Örneğin; bilgisayar hackerleri ile ilgili bir araştırma yapmak isteyen bir kişi, ilk olarak ulaştığı hackerden diğer hackerlerin isimlerini öğrenir. Diğerlerinden de başkalarına ulaşarak örneklemini genişletir.

31 DEĞİŞKEN: Her ölçümde farklı değerler alabilen özelliklere değişken denir. Araştırmalar değişken kavramı üzerine kurulur. Araştırma başlamadan önce hangi değişkenlerin inceleneceği mutlaka belirlenmelidir. İSTATİSTİK: Belirli bir amaç veya amaçlar doğrultusunda gözlenen verilerin incelenmesinde kullanılan yöntem ve tekniklerdir. Bir başka tanıma göre istatistik; verilerin toplanması, organize edilmesi, özetlenmesi, sunulması, tahlil edilmesi ve bu verilerden bir sonuca varılabilmesi için kullanılan bilimsel yöntemler topluluğudur. Bu tekniklerle mevcut durum (betimleme) ortaya çıkarılabileceği gibi gelecek hakkında tahminde (yordama) bulunmak da mümkündür. Betimsel istatistik: Araştırma sonunda elde edilen verilerin açıklanması, betimlenmesi ve sunulması bu istatistik kapsamındadır. Örneğin, öğrencilerin bir dersten aldıkları puanların aritmetik ortalaması, standart sapması veya ortancası betimsel istatistiklerdir. Betimsel istatistikle mevcut durum açıklanmaya çalışılır. Anlam çıkartıcı istatistik: Örneklemden betimsel istatistik yardımıyla toplanan bilgilerle evren hakkında yordama yapma işlemidir. Örneğin; öğretmen adaylarının KPSS puanlarına göre öğretmenlik mesleğinde başarılı olup olamayacaklarını tahmin etmek bir yordamadır. Yordama için regrasyon analizi yapılır.

32 HİPOTEZ: Bir durum hakkında ileri sürülen varsayımlara hipotez denir. Bir başka tanıma göre hipotez; bir problemin çözümü için önerilen geçici çözümlerdir. Araştırmacı, tespit ettiği bir problemi çözmek için çeşitli işlemler ortaya atar. Örneğin; “Kimya dersinde çoklu zeka kuramının uygulandığı deney grubu öğrencileriyle, geleneksel öğretim yöntemlerinin uygulandığı kontrol grubu öğrencilerinin problem çözme becerileri arasında fark yoktur” şeklinde bir hipotez kurulmuştur. Araştırmacı, bu iki yöntemi uygulayarak hipotezinin kabul edildiğini veya reddedildiğini ortaya koyar. Yani deney ve gözlemler hipotezi doğruluyorsa hipotez geçerlidir. Eğer deney ve gözlem sonuçları hipotezi doğrulamıyorsa hipotez reddedilerek yenisi kurulur.

33 Hipotezlerin özellikleri: Eldeki bütün verilere uygun olmalı ve hepsini açıklamalıdır. Yeni gerçeklerin yordanmasına imkan sağlamalıdır. Probleme-problemlere, çözüm/çözümler önermelidir. Deney ve gözlem yapmaya açık olmalıdır. Yeni deney ve gözlemlerle sınanabilir olmalıdır. Hipotezlerin olası üç sonucu vardır. Bunlar: 1. Bir hipotez gözlem ve deneylerle doğrulanırsa teori değil gerçek olur. 2. Yeni gerçeklerle desteklenerek teori veya kanun haline gelebilir. 3. Araştırmalarla çürütülüp terk edilir.

34 Araştırmalarda iki farklı hipotez kurulabilmektedir. Bunlar;  Sıfır (Null-Eşitlik) hipotezi  Karşıt (Araştırma-Eşitsizlik) hipotezi Sıfır (Null-Eşitlik) hipotezi: H 0 sembolleriyle gösterilir ve hangi hipotezin test edileceğini ifade eder. H 0 hipotezinin kurulmasında temel alınan fikir, farklı gruplardan toplanan veriler arasında gerçekte bir fark bulunmadığı, farkın sıfır olduğunun kabul edilmesidir. Yapılan istatistikler sonunda, belirlenen gruplar arasında gerçekte anlamlı düzeyde farklılık meydana gelmemiş ise H 0 hipotezi kabul edilir. Veriler arasında anlamlı fark meydana geliyorsa hipotez reddedilir. Örneğin; bir araştırmacı “okul başarısında kız ve erkekler arasında fark yoktur” şeklinde hipotez kurmuş ise ve yapılan incelemeleri sonunda gerçekten de kız ve erkeklerin başarıları aynı ise hipotezi kabul edilir. Bu iki grup arasında fark varsa hipotezi reddedilir.

35 Karşıt (Araştırma-Eşitsizlik) hipotezi: H 0 hipotezinin test edilebilmesi için, bu hipotezden farklı başka bir hipotezin daha kurulması gerekir. H 1 simgesiyle gösterilen bu hipoteze karşıt hipotez denir. Karşıt hipotez H 0 hipotezini çürüterek, bu hipotezin reddedilmesi durumunda kabul edilecek olan hipotezdir. Araştırma hipotezlerinde gruplar arasında fark olduğu belirtilir ve denenir. Örneğin; bir araştırmacı “derse çalışan ve çalışmayan öğrencilerin başarıları arasında farklılık vardır” şeklinde bir hipotez kurmuş olsun. Araştırmada elde ettiği veriler bu gruplar arasında başarı farkının anlamlı olduğunu gösteriyorsa hipotezi kabul edilir. Aksi taktirde hipotezi reddedilir.

36 ÖLÇME: Ölçme, gözlenen veya araştırılan değişkenlerin (özelliklerin) gözlem sonuçlarının sayı ve sembollerle belirlenme sürecidir. Ölçme ile ortaya çıkarılmak istenen şey bir özelliktir. Bu özelliğe sahip olup olmama veya sahip olma derecesi nesneden nesneye, durumdan duruma veya zamandan zamana değişiklik gösterebilir [14]. Ölçüm ise; ölçme işlemi sonunda elde edilen sayı ve sembollerdir VERİ: Belirli amaçlara ulaşmak için gözlenen veya toplanan değerlere denir. Diğer bir tanıma göre veri; sayısal veya mantıksal olan her türlü değere denir. Veriler sayı ve semboller şeklinde olabilir. Örneğin; öğrencilerin akademik başarıları nicel, cinsiyetleri ise nitel bir veridir. SAYILTI: Bir kanıtlama sürecinde usavurma zincirini tamamlamak üzere kimi halkaları doğru ya da geçerli saymaktır. Sayıltılar, denenmeyen yargılardır. Psikologlar bireyin davranışlarını incelerken doğru olarak kabul ettikleri sayıltılardan hareket ederler. KONTROL GRUBU: Deneysel araştırmalarda işleme tabi tutulmayan gruptur. DENEY GRUBU: Deneysel araştırmalarda bazı işlemlere tabi tutulan gruptur.


"Ölçme Aracının Geçerliği ve Güvenirliği Arasındaki İlişki Bir ölçme aracının geçerliği ve güvenirliği arasındaki ilişki aşağıdaki şekille gösterilebilir:" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları