Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İSMET İNÖNÜ DÖNEMİ ( 1938 – 1950 ). I. ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ (10 Kasım 1938) Atatürk, memleket içinde sıkça seyahat etmeyi, elde edilen gelişmeleri.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İSMET İNÖNÜ DÖNEMİ ( 1938 – 1950 ). I. ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ (10 Kasım 1938) Atatürk, memleket içinde sıkça seyahat etmeyi, elde edilen gelişmeleri."— Sunum transkripti:

1 İSMET İNÖNÜ DÖNEMİ ( 1938 – 1950 )

2 I. ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ (10 Kasım 1938) Atatürk, memleket içinde sıkça seyahat etmeyi, elde edilen gelişmeleri yerinde görmeyi, yeni kuruluşların açılışlarını bizzat eliyle yapmayı çok önemserdi. Bu doğrultuda 1938 yılının ilk aylarında Yalova, Gemlik, Bursa, Mudanya ve İstanbul’u kapsayan bir gezinin ardından Ankara’ya döndüğünde, gribal enfeksiyon yüzünden rahatsızlanmış ve Çankaya Köşkü’nde bir müddet istirahat etmesi gerekmişti.

3 İstirahatin ardından tamamen iyileşen büyük önder bir süre Ankara’daki çeşitli etkinliklere katıldıktan sonra, 20 Mayıs’tan itibaren Mersin, Silifke ve Adana civarını kapsayan yeni bir seyahate daha çıktı. Bu seyahat kendisini yormuş ve hastalığı yeniden nüksetmişti. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndü, ertesi gün tedavi ve istirahat için İstanbul’a Dolmabahçe Sarayı’na gitti.

4 Hastalığının her geçen gün ilerlediğini hisseden Atatürk, 5 Eylül 1938 günü İstanbul üçüncü noterini çağırtarak vasiyetini yazdırmıştır. Atatürk servetinin bir kısmını geçimlerini sağlamaları için ailesinden kalanlara ayırmış, kalan kısmını yarı yarıya olmak üzere Türk Tarih ve Dil kurumlarına bırakmıştır. Böylece bir yandan ağır hastalıkla mücadele ederken öte yandan dil ve kültür gibi olgulara ne kadar önem verdiğini de ortaya koymuştur.

5 Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 9’u 5 geçe hayata gözlerini yumdu. Atatürk’ün Türk bayrağına sarılı tabutu 16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda bir katafalk üzerine konuldu. Burada üç gün kalan Atatürk’ün naaşı İstanbul halkı tarafından ziyaret edildi. 19 Kasım sabahı cenaze deniz vasıtasıyla akşam saatlerinde İzmit’e getirildi ve gece özel bir trenle Ankara’ya gönderildi. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 20 Kasım sabahı Ankara’ya ulaşan Atatürk’ün naaşını, istasyonda karşıladı.

6 21 Kasım sabahı Atatürk’ün naaşının önünden, törene katılan Türk birliklerinin yanında Alman, Fransız, Bulgar, Büyük Britanya, Yunan, İran, Rumen, Sovyet ve Yugoslav birliklerinin saygı geçişi başladı. Saygı geçişinin tamamlanmasının ardından Atatürk’ün naaşı devlet ileri gelenleri ve büyük bir halk kalabalığının eşliğinde Etnografya Müzesi’ne getirildi. Daha sonra naaşı, 10 Kasım 1953’te kendisi için Ankara’da yapımı tamamlanan Anıtkabir’e taşındı. Trenden alınan tabut bir top arabasıyla TBMM’ne getirilerek hazırlanan katafalka konuldu.

7 II. İSMET İNÖNÜ’NÜN CUMHURBAŞKANI SEÇİLMESİ İsmet Paşa 1924’ten 1937’ye kadar başvekillik görevini aralıksız sürdürdü. İnönü, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de gerçekleştirilen bütün önemli siyasi ve iktisadi kararların alınmasında ve uygulanmasında önemli rolü oynadı. Ancak Eylül 1937’den itibaren ikili arasında iktisadi alanda görüş ayrılıkları belirmeye başladı. İnönü izlenen devletçilik politikasının etki alanının genişletilmesinden yana iken Atatürk buna karşı çıkıyordu. Nihayet İnönü, Atatürk’ün isteği ile başvekillik görevinden ayrıldığı gibi, CHP’nin başkanvekilliği görevinden de alındı. Başvekillik görevi Celal Bayar’a verildi.

8 Atatürk’ün ölümünün arkasından iktidarın yeniden şekillenmesi Türkiye’nin en önemli gündemini oluşturuyordu. 11 Kasım 1938’de ordunun da desteği ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından oybirliği ile İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildi. İnönü’nün Cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP Genel Başkanlığına da getirilmesi onun parti içindeki gücünü göstermektedir. 26 Aralık 1938’de toplanan I. CHP Olağanüstü Kurultayı’nda partinin “değişmez genel başkan”ı seçildi. Bu vasfına bir de “Milli Şef” sıfatı eklendi.

9 Avrupa’daki askeri ve siyasi gelişmeleri yakından takip eden İnönü, bir savaş ihtimaline karşı içeride ahengi sağlamak amacıyla Atatürk zamanında sürgüne gönderilenlerin Türkiye’ye dönmelerine ve aktif siyasette rol almalarına izin verdi. Ayrıca Ocak 1940’da Meclis’ten Milli Koruma Kanunu’nu çıkartarak, ekonomiyi yönlendirmede tam bir kontrol sağladı. Bu gelişmeler üzerine ekonomide liberalizmden yana olan Celal Bayar başbakanlık görevinden istifa etti.

10 Yerine İçişleri Bakanı ve CHP genel sekreteri olan Dr. Refik Saydam bu göreve getirildi yılı Mart ayında yapılan seçimlerde Atatürk’e yakın bazı kişiler seçilemediği halde; Atatürk zamanında siyasetten dışlanmış olan Fethi Okyar, Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy gibi eski Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucuları meclise girdi.

11 CHP’nin V. olağan kurultayı 29 Mayıs 1939’da Ankara’da toplandı. Bu kurultayda elbette muhalefet konumunda olması beklenmese de, partinin meclisteki milletvekillerinden oluşan bir “Müstakil grup” kuruldu. 21 kişiden oluşan bu grup partiden bağımsız hareket etme ve uygulamaları denetleme yetkisine sahipti. Grup 1946 kurultayına kadar varlığını sürdürdü ise de, denetim adına ortaya kayda değer bir etkinlik koyamadığı gibi bağımsız kalmayı da başaramadı.

12 İnönü döneminin ilk yıllarının önemli gelişmelerinden birisi de Hatay’ın Anavatana katılmasıdır. 1938’in Temmuz ayında seçimler yapılan seçimler sonunda yeni meclis ilk toplantısında bağımsız Hatay Cumhuriyeti’ni ilan etti. Aynı meclis bu karardan yaklaşık bir yıl sonra 29 Haziran 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılması kararını aldı ve tüm dünyaya ilan etti.

13 III. İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI ( ) I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmalar, yenilen devletlerin aleyhine oldukça ağır şartlar içeriyordu. İtalya’nın 1936’da Afrika ülkesi olan Habeşistan (Etiyopya)’ı işgal etmesi, Japonya’nın 1937’de yılında komşusu Çin’e saldırması, 1938’de Almanların Avusturya’yı kendi topraklarına katması yeni bir dünya savaşının adeta habercisiydi.

14 II. Dünya Savaşı’nda devletler, Mihver Devletleri ve Müttefik Devletler olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu iki devlet kümesi birbirlerine karşı kıyasıya mücadeleye giriştiler. Mihver Devletleri’ni; Almanya, İtalya ve Japonya, Müttefik Devletleri ise; Fransa, İngiltere ve SSCB oluşturmaktaydı. Müttefiklere daha sonra Amerika Birleşik Devletleri de katıldı.

15 Ağustos 1939’da Hitler ile Stalin Ribbentrop Paktı’nı imzalayarak Doğu Avrupa’yı bölüştüklerini ilan ettiler. Bu gelişme başta Polonya olmak üzere Türkiye’yi de çok endişelendirdi. Hitler, Polonya’nın İngiltere ve Fransa ile yardım antlaşmaları imzalamasına rağmen, 1 Eylül 1939’da bu ülkeye de saldırdı. Bu olaydan iki gün sonra İngiltere ve Fransa Almanya’ya savaş açtı. 17 Eylül 1939 tarihinde Sovyet Kızıl Ordusuna bağlı birliklerin Polonya'nın doğu sınırlarından saldırması sonucu iki ateş arasında kalan Polonya, 5 Ekim 1939’da teslim olmak zorunda kaldı.

16 Hitler, 1940 yılının Nisan ayından Haziran ayına kadar sırasıyla Danimarka, Norveç, Hollanda ve Belçika’yı işgal etti. Almanya ile müttefik olmasına rağmen Sovyet hükümeti Alman ordusunun gerçekleştirdiği seri işgallerden derin endişe duymaya başladı. Nihayet gelişmeler karşısında daha fazla tepkisiz kalamayan Sovyet lideri Stalin, 1940 yılı Haziran ayında Kızıl Orduyu harekete geçirerek Litvanya, Letonya ve Estonya’yı işgal etti. Bu topraklar Sovyetler Birliği'nin Baltık Denizi’ne açılabilmesi için hayati öneme sahipti.

17 Alman birliklerinin 14 Haziran 1940’ta Paris’e girmesiyle Fransızlar barış istemek zorunda kaldılar. 22 Haziran 1940’da ateşkes anlaşmasını imzaladılar. Alman güçleri Kuzey Fransa’yı ve Atlas Okyanusu kıyılarını işgal ettiler. İtalya'nın 10 Haziran 1940'da Almanya’nın yanında savaşa girmesiyle savaş Kuzey Afrika'ya sıçramış oldu. Kuzey Afrika ülkelerinden Libya, Eritre ve Somali İtalyan; Mısır ise İngiliz kontrolünde olduğu için İtalyanlar ve İngilizler Afrika’da savaşa başladılar. Daha sonra bu savaşlara Almanlar da iştirak ettiler. Ocak 1943’e gelindiğinde Kuzey Afrika’da kontrol ABD ve İngilizlerin eline geçti.

18 Hitler, daha sonra dikkatini Doğu'ya, Sovyet Rusya'ya çevirdi. 22 Haziran 1941 günü Alman panzer birlikleri Sovyet sınırını geçtiler. Söz konusu saldırının ardından Sovyetler Birliği de bu savaştaki yerini aldı. Japonya’nın ABD’nin Hawai Adaları’ndaki Pearl Harbour (Pörl Harbır) deniz üssüne bir hava saldırısı düzenlemesi üzerine ABD Kongresi 8 Aralık 1941’de Japonya’ya savaş ilan etti. Kaçınılmaz olarak Japonya'nın müttefiki olan Almanya ve İtalya’ya da savaş ilan etmiş oldu.

19 Müttefikler, 3 Eylül 1943'de İtalya yarımadasına çıkartma yaptılar. Çok çetin çatışmalarla geçen İtalya savaşları, 29 Nisan 1944'te İtalya topraklarındaki Alman birliklerinin müttefiklere teslim olmasıyla sona ermiştir. Amerikan askerleri, 6 Haziran 1944 tarihinde Fransa’nın kuzey kıyılarına Normandiya Çıkartmasını yaptı yılı başlarından itibaren Alman orduları gerek Batı'da Amerikan ve İngiliz orduları karşısında, gerekse Doğu'da Kızıl Ordu karşısında ağır kayıplar vererek geri çekilmeye başladı.

20 23 Nisan 1945 ’de Ruslar Berlin'e girdi, 30 Nisan’da Hitler intihar etti. Almanlar, yarım milyona yakın bir kuvvetle Berlin'i 2 Mayıs 1945’e kadar savundularsa da, yoğun Rus taarruzları karşısında daha fazla dayanamayarak şehri Ruslara teslim ettiler.

21 Savaş sonunda gerçekleşen Yalta ve Potsdam konferanslarında alınan karar gereği müttefikler; Alman topraklarının doğusunu Sovyet, kuzeybatısını İngiliz, güneybatısını ise Fransız ve ABD kuvvetleri olmak üzere işgal ettiler. Batılı devletlerin işgali altındaki bölgeler 23 Mayıs 1949 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti adı altında yeni bir idari yapıya kavuştu. Sovyetler Birliği’nin işgali altındaki doğu bölgesinde ise 7 Ekim 1949’da Alman Demokratik Cumhuriyeti oluşturuldu. Bu suretle Almanya ve başkent Berlin 1949 yılında Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmış oldu.

22 ABD, Pasifik'teki savaşı bir an önce bitirebilmek için atom bombası kullanmaya karar verdi. Bu, dünya için de çok ağır bir karar olmasına rağmen ABD yönetimi tarafından uygulandı. 6 Ağustos 1945’de Hiroşima, 9 Ağustos 1945'te de Nagasaki kentleri atom bombasıyla vuruldu. Ülkede yüz binlerce insanın ölümüne, bir o kadarının da sakat kalmasına neden olan bu acı olaylar üzerine 14 Ağustos 1945'te Japonya, kayıtsız şartsız teslim oldu. Japonya'nın teslimi belgesi 2 Eylül 1945'te imzalandı.

23 II. Dünya Savaşı’nın ardından Ortadoğu’da günümüze kadar bir türlü çözümü bulunamayan İsrail – Filistin meselesi ortaya çıktı. İngiltere’nin 15 Mayıs 1948 tarihinde Filistin topraklarını tamamen boşaltmasından birkaç saat önce Tel Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi bir deklarasyon yayımlayarak İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti.

24 Deklarasyonun ilanından birkaç dakika sonra ABD, bu devleti tanıdığını duyurdu. Ertesi gün Sovyetler Birliği de aynı yolu izleyince İsrail Devleti resmen kurulmuş oldu. Arap Birliği’ne bağlı Mısır, Ürdün, Suriye, Irak ve Lübnan kuvvetlerinin Filistin’e girmeleriyle ilk Arap – İsrail savaşı çıktı. Bu savaşlarda Araplar, İsrail’in topraklarını genişletmesine engel olamadılar. II. Dünya Savaşı tarihteki en yıkıcı savaşlardan biri olmuştur. Savaşın tesirlerini hissetmeyen hiçbir ülke ve toplum kalmamıştır.

25 Büyük hava saldırıları başta Almanya’dakiler olmak üzere pek çok Avrupa kentini yerle bir etmiş, alt yapı sistemleri büyük hasar görmüş, ekonomik hayat adeta felç olmuştur. Bu savaşın sonunda Avrupa devletlerinin sınırları büyük ölçüde yeniden değişmiştir. Savaştan çok ağır hasarla çıkan Almanya her şeyini kaybetmiştir. Müttefiklerden İngiltere ve Fransa için büyük harpte önemli bir kayıp söz konusu değilse de bu iki ülke savaşta çok yorgun ve bitkin düşmüşlerdi. Dünya siyasetini şekillendirme işi başta A.B.D. olmak üzere daha zinde olan güçlere kalmıştı.

26 1. Savaş Yıllarında Türkiye Savaşa girmemesine rağmen savaş yıllarında Türkiye savaşın siyasi ve iktisadi koşulları ile karşı karşıya kaldı. Siyasi yönden, 15 Haziran 1941’de imzalanan Türk-Alman Paktı Türk milliyetçiliği hareketini etkiledi. Türkiye’nin kendi yanında savaşa girmesi durumunda Sovyet hakimiyeti altında yaşayan Türklerin Ruslara reaksiyon göstermesi ihtimali Almanların hoşuna gidiyordu. Berlin’le ilişkileri bozmak istemeyen Türk hükümeti de bu harekete şimdilik pek ses çıkarmıyordu. Ancak Almanya’nın doğuda ve batıda yenilerek geri çekilmeye başladığı 1944 yılı Türkiye’deki Türkçülük hareketinin de yönetim tarafından tasfiye edilme sürecini başlattı.

27 Sonraki tarihlerde yeni dünya düzeni için tehlike Sovyetler Birliği ve komünizm olarak belirlenince Türk milliyetçileri, bu tehlikeye karşı mücadele eden vatanseverler olarak öne çıkarılmak istendiler. İktisadi yönden ise, çeşitli güçlüklerle elde edilen kazanımlar savaş, tarafsızlık ve seferberlik gibi sebeplerden dolayı oldukça zayıfladı. 18 Ocak 1940’da Milli Korunma Kanunu TBMM’de kabul edildi ve 27 Ocak’ta yürürlüğe kondu. Temel ihtiyaç maddelerine narh uygulanmaya başlandı, çalışma saatleri günlük üç saat uzatıldı, hafta sonu tatilleri iptal edildi.

28 Ocak 1942’de ekmek karneye bağlanırken, tarım ürünlerinin gerekirse zorla toplanmasına izin veren bir yasa da çıkarılmıştı. Bu tedbirlerin yanı sıra Meclis’ten 11 Kasım 1942’de Varlık Vergisi adında bir yasa çıktı. Yurt içinde ve yurt dışında tartışmalara sebep olan uygulama Müttefik devletlerin de baskıları sonucu Mart 1944’te tamamen kaldırıldı.

29 Türkiye, sadece savaşın çıkış sürecinde değil, savaş yıllarında da savaşın dışında kalmak için çabasını sürdürdü. Türkiye, Sovyet saldırganlığı yüzünden Moskova’nın lehine olacak bir müttefikler zaferinden ne kadar çekiniyorsa, Akdeniz havzasında kendini çok rahatsız eden İtalyan yayılmacılığı lehine sonuçlar doğuracak olan mihver devletlerinin muhtemel zaferinden de bir o kadar çekiniyordu. Fakat savaş yıllarında olaylar çok hızlı gelişiyor ve endişelerden dolayı tam anlamıyla tarafsız kalmayı sürdürmek mümkün olmuyordu.

30 Nisan 1939’da İtalya’nın Arnavutluk’u işgal etmesi Türkiye’yi ciddi anlamda endişelendirdi ve ittifak arayışına sevk etti. Alman saldırganlığı, İtalyan yayılmacılığı ve Rus tehdidi Türkiye’yi başlangıçta İngiltere’ye yaklaştırdı. İki devlet arasında 12 Mayıs 1939’da bir “Ortak Beyanname” yayınlandı. Beyanname ikili arasında bir ittifakın olabileceğinin ilk işareti olduğu gibi, bölgesel endişeler konusunda da ortak görüşe sahip olunduklarının ifadesi sayılıyordu.

31 Ağustos 1939’da Alman-Sovyet paktının gerçekleştiğinin ilan edilmesi Türkiye’yi İngiliz-Fransız ikilisine, bu ikiliyi de Türkiye’ye daha yakınlaştırdı. Nihayet 19 Ekim 1939’da İngiliz – Fransız – Türk karşılıklı yardım anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla Türkiye İngiltere ve Fransa’dan askeri ve iktisadi alanda yardım talep ediyor, ayrıca Sovyetlerle muhtemel bir savaş yükümlülüğünden uzak kalmayı sağlıyordu.

32 İtalya’nın 10 Haziran 1940’ta İngiltere ve Fransa’ya savaş ilan etmesiyle anlaşma gereği Türkiye için İtalya’ya savaş ilan etme durumu ortaya çıkmış, lakin İnönü yönetimi, çok kısa bir süre içinde Fransa’nın yenilgisini de görünce ek protokolü mazeret göstererek savaş dışı kalmakta ısrar etti.

33 Almanların Yunanistan’ı işgali ve Bulgaristan’ın da mihver devletler safına geçmesiyle 1941 yılında savaş Türkiye’nin batı sınırlarına dayanmıştı. Güç dengesinin Almanya lehine hızla değiştiğini gören İnönü yönetimi, 18 Haziran 1941’de bu ülkeyle de bir saldırmazlık paktı imzalamak zorunda kaldı. Bu gelişmeden başta İngiltere olmak üzere müttefikler rahatsız oldu.

34 Rahatsızlığın sebebi siyasi olduğu kadar ticari kaygılara da dayanıyordu. Öncelikle savaş sanayisi bakımından büyük öneme sahip olan Türk kromu üzerinde bir rekabet başlamıştı. 9 Ekim 1941’de imzaladığı ticaret antlaşması ile Almanya, Türkiye ile krom, bakır, pamuk ve zeytin gibi malların ticaretinde önemli bir avantaj sağlamış, bu durum 1944 yılının sonuna kadar devam etmiştir.

35 Almanlar Kasım 1942’de Stalingrad’da Rus ordularına yenilince Türkiye üzerindeki İngiliz ve Amerikan baskısı arttı. Müttefikler, Türkiye üzerindeki isteklerini; Ocak 1943’te Churchill-İnönü görüşmesi ve Aralık 1943’te gerçekleşen Kahire Konferansı esnasında İnönü-Churchill-Roosevelt görüşmelerinde müttefik uçaklarının Türkiye topraklarından yararlanmaları şeklinde ısrarla belirttiler.

36 Sonunda Balkanlar’ın müttefiklerce kurtarılması şartıyla İsmet İnönü, Türkiye’nin müttefiklerin yanında yer almasını kabul etti. Bu konu müttefikler arasında ittifakla kabul edilmedi. Müttefikler, savaş bitmek üzereyken bile kendi yanlarında savaşa girme ve Almanlarla ilişkileri tamamen kesme konusunda hala isteksiz davranan Türk hükümetine karşı, Sovyet taleplerine daha yakın durma tehdidi ile karşılık verdiler. Bu baskılar doğrultusunda Türkiye evvela 2 Ağustos 1944’te Almanya ile diplomatik ilişkilerini tamamen kesti. Buna karşılık İngiltere ve ABD, barış sürecinde müttefiklerle aynı eksende tutulacağına dair güvence aldı.

37 Savaşın sonuna doğru 4-11 Şubat 1945 tarihleri arasında düzenlenen Yalta Konferansı’nda 1 Mart’a kadar Almanya ve Japonya’ya savaş ilan eden devletlerin Birleşmiş Milletlerin kurucu üyesi olabileceklerine ilişkin karar Türkiye’yi muhtemel bir Rus tehdidi yüzünden çok daha yakından ilgilendiriyordu. Türk hükümeti tehlikeyi sezerek, TBMM’nin 23 Şubat’ta aldığı karar doğrultusunda, savaşın bitmek üzere olmasına rağmen Almanya’ya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Böylece hem Birleşmiş Milletler kurucu üyeliğini elde etmeyi, hem de çok belirgin bir şekilde kendini hissettiren Sovyet tehdidine karşı yalnız kalmamayı umuyordu.

38 Savaş yılları Türkiye için siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik bakımlardan oldukça zor yıllar olmuş, lakin ülke her şeye rağmen dünyayı yakıp yıkan bu felaketten ağır hasar almadan çıkılabilmiştir. Türkiye, jeopolitik konumunun öneminden ötürü savaş yılları boyunca hem müttefiklerin hem de mihver devletlerinin kendi yanlarında yer alması hususunda ağır baskılara rağmen, sonuna kadar durumu idare etmesini bilmiş, cumhuriyetle birlikte elde edilen kazanımların korunmasını başarıyla sağlamıştır.

39 2. Savaştan Sonra Türkiye’de Görülen Yeni Gelişmeler II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Türkiye, 28 Şubat’ta Birleşmiş Milletler Beyannamesi’ni imzaladı. 25 Nisan’da başlayan San Francisco Konferansı’na, Dışişleri Bakanı Hasan Saka başkanlığında bir heyetle katıldı. Türkiye ile birlikte 46 ülkenin katıldığı bu konferansın sonunda Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu. Türk heyeti 26 Haziran 1945’de Birleşmiş Milletler Antlaşması ve Uluslararası Daimi Adalet Divanı Statüsü’nü imzaladı. Bu kararlar 15 Ağustos 1945’de TBMM tarafından kabul edildi.

40 Savaş sona ererken, fiilen savaşa girmemiş olmasına rağmen İnönü tarafından idare edilen Türkiye’de manzara hiç iç açıcı değildi. İnsanların büyük bir ekseriyeti yokluk ve kıtlığı en ağır şekilde yaşamış, savaşın da sebep olduğu ağır uygulamalardan dolayı, toplum kesimlerinin ekseriyetinin hükümete muhalefeti artmıştı. Türk hükümetinin San Francisco Konferansı kararlarını kabul etmesi, Batı ekseninde oluşan demokratik idealleri onaylaması anlamına geliyordu. Sovyetler Birliği tehlikesi göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin Batı’ya daha fazla ihtiyaç duyması, dolayısıyla batılı değerleri benimsemesi lüzumlu görülüyordu.

41 İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945’te yaptığı konuşmada rejimi daha demokratik hale getirmek için yeni kararlar almaya söz verdi. Mecliste 14 Mayıs 1945’te toprağı olmayanlara toprak verilmesini öngören bir yasa ele alındı. Yasa ile özel kişilere ait belli bir sınırın üstündeki toprakların da kamulaştırılarak dağıtılması kararlaştırılmıştı. CHP içindeki toprak sahibi vekiller tasarının bu maddesine şiddetle karşı çıktılar. Bu sırada, 1945 yılı bütçesi görüşülmeye başladı. Hükümetin ekonomi politikalarını şiddetle eleştiren Adnan Menderes, Refik Koraltan, Emin Sazak’la birlikte oylamaya geçildiğinde Celal Bayar ve Fuat Köprülü de bütçeye ret oyu verdiler. Bunlara Recep Peker ve Hikmet Bayur da katıldılar.

42 Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan 7 Haziran 1945’te CHP meclis gurubuna “Dörtlü Takrir” diye anılan bir önerge verdiler. Önerge parti meclisinde tepkiyle karşılandı. Muhaliflerden Menderes ve Köprülü 21 Eylül’de, Koraltan 27 Kasım’da parti meclisince yapılan değerlendirmenin ardından partiden ihraç edildiler. Bu kararın ardından Celal Bayar 28 Eylül’de milletvekilliği görevinden ayrılırken, 3 Aralık’ta da CHP’den istifa etti. Bu arada Nuri Demirağ başkanlığında Milli Kalkınma Partisi (MKP) 5 Eylül 1945’de de ilk muhalefet partisi resmen kurulmuş oldu. Ancak bu parti toplumda CHP karşısında alternatif olma sinerjisini oluşturamadı.

43 CHP’den dışlanan bu dörtlü yeni bir parti kurmak için adeta teşvik ediliyorlardı. Zira İsmet İnönü 1 Kasım’da yaptığı bir konuşmada aslında MKP’nin hukuken varlığına rağmen, Türk demokrasisinin ana noksanının bir muhalefet partisinin olmayışı olduğunu vurgulama gereği duymuştu. Yeni partinin kuruluş çalışmaları başlamış, İnönü çalışmalarında Celal Bayar’a yardımcı dahi olmuştu. Çalışmalar tamamlandıktan sonra Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan dörtlüsü tarafından, Celal Bayar’ın başkanlığında Demokrat Parti 7 Ocak 1946’da resmen kuruldu.

44 MKP ve DP’nin kurularak çok partili süreci başlatmasının ardından 13 parti daha İçişleri Bakanlığı’ndan kuruluş izni aldı. Bunların çoğu çeşitli sebeplerden dolayı uzun ömürlü olamadı. Kurulan partilerden bazılarının adları; Türkiye Sosyalist Partisi, Liberal Demokrat Parti, Sosyal Adalet Partisi, Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi, Ergenekon Köylü ve İşçi Partisi, Arıtma Koruma, İslam Koruma ve Yurt Görev Partileri şeklindeydi. Bu partilerin eğilimleri İslami çizgiden sosyalizme kadar uzanmaktaydı.

45 Yeni gelişmeler karşısında endişelenen CHP’liler, 1946 Mayıs’ında gerçekleştirdikleri olağanüstü kurultayda bazı konularda liberalleşme kararı aldılar. İnönü’nün partideki “değişmez genel başkanlığına” son verildikleri gibi “Milli Şef” sıfatını da kaldırdılar. CHP, normalde Temmuz 1947 yapılacak olan milletvekili genel seçimlerini Temmuz 1946’ya aldı. CHP’nin bu kararı, Demokrat Parti’ye hazırlık süresi vermeden seçime giderek iktidarı dört yıl daha garantileme operasyonuydu. DP’liler bu acelecilikten hiç hoşlanmadıklarını seçimleri boykot edebilecekleri tehdidiyle açıkladılar.

46 CHP bu tepkiye, 5 Haziran’da milletvekili seçim yasasını iki dereceliden tek dereceliye değiştirerek gerçekleştirdiği bir demokrasi esnekliği ile cevap verdi. Muhalefetin seçim yasasına ilişkin başka istekleri de vardı (çoğunluk sistemi yerine nispi temsil sistemi, gizli oy, açık sayım, adli denetim gibi) ama CHP’liler bunları kabul etmedi.

47 Bu şartlar altında 21 Temmuz 1946’da yapılan milletvekili genel seçimlerinde CHP 465 milletvekilliğinden 395’ini alarak mecliste mutlak çoğunluğu yeniden elde ederken, Demokrat Parti 66, bağımsızlar 4 milletvekili çıkarabildiler. Bu seçimler oy tasnifinde uygulanan yöntemlerden dolayı uzun yıllar tartışıldı. Demokrat Parti taraftarları hep seçimleri aslında kendilerinin kazandığını savundular.

48 Seçim sonucunda, Cumhurbaşkanı İnönü, Recep Peker’i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Peker hükümetinin ekonomik alanda en önemli icraatı “7 Eylül Kararları” olarak bilinen önlemlerdi. Bu kararla TL’nin ABD Doları karşısında değeri %53.6 oranında devalüe edildi. Bundaki amaç ithalatı sınırlı tutarak ihracatı artırmaktı. Yüksek orandaki devalüasyona rağmen bunda başarılı olunamadı yılının Şubat ve Mart aylarında I.M.F ve Dünya Bankası’na üye olundu. Lakin memlekette fukaralık önlenemiyor, muhalefetin eleştirilerinden uzak kalınamıyordu.

49 İnönü, muhalefet ile iktidar arasında gerginliğin devam etmesi üzerine 12 Temmuz Beyannamesi diye anılan bir açıklamayı radyodan yaparak gelinen noktaya dair düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmıştı. Cumhurbaşkanı beyannamesinde özetle; kendisinin partiler üstü olduğunu, onları yasal zeminde uzlaştırmaya çalıştığını, iktidarın muhalefetten, muhalefetin de iktidardan derin kuşku duymasına hiçbir sebep olmadığını, muhalefetin de güvence altında olduğunu belirtmiştir. Bu beyanname, geri dönülemez bir şekilde çok partili sürecin başladığının açık teminatıydı.

50 Yaşanan gelişmeler karşısında Recep Peker istifa etti ve yerine 13 Ekim 1947’de Hasan Saka kabinesi iş başına geldi. Yeni kabinenin göreve başlamasıyla iktidarla muhalefet daha ılımlı bir atmosfere kavuştu. Böyle bir ortam her şeyden önce Türkiye’nin yararınaydı. Çünkü bu tarihlerde A.B.D. Truman Doktrini ve Marshall Planı ile bir yandan savaşın yaralarını sarma adına Avrupa’ya büyük mali kaynaklar aktarırken, diğer yandan kendini açıkça hissettiren Sovyet tehdidine karşı kendi safını oluşturmaya çalışıyordu.

51 Türkiye böylesine önemli zamanı iç çekişmelerle harcayamazdı. Gelinen noktada iki büyük tecrübe ve sağduyu adamı olan İsmet Paşa ile Celal Bayar’ın çabalarının büyük yeri ve önemi vardı yılına gelindiğinde çok partili sürecin estirdiği tartışma ortamında din eğitimi gündeme daha yoğun gelmeye başladı. 4 Haziran 1948’de Ankara Üniversitesi bünyesinde bir ilahiyat fakültesi açılması kararlaştırıldı ve 21 Kasım 1949’da öğretimine başladı.

52 Aynı tartışmalar sürecinde ülkede yaşanan din görevlisi sıkıntısına da dikkat çekilmişti. Yine Halk Partisi iktidarının oluruyla 15 Ocak 1949’da İstanbul ve Ankara’da birer tane olmak üzere İmam Hatip Kursu adıyla en az ortaokul mezunlarının katılabileceği on aylık bir öğretim süresini ön gören öğretim kurumları açılmış, daha sonra bunların sayısı ihtiyaçtan dolayı 10’a çıkmıştır.

53 Bu arada DP’de de parti içi muhalefet ortaya çıkmıştı. DP’den ihraç edilenler ve partiden ayrılanlar Mareşal Fevzi Çakmak’ın fahri başkanlığında ve Hikmet Bayur, Kenan Öner, Osman Bölükbaşı, Mustafa Kentli gibi isimlerin kuruculuğunda 20 Temmuz 1948’de Millet Partisi’ni kurdular. DP muhalefetini yetersiz görenler tarafından kurulmuş olan Millet Partisi, seçim kanunundaki değişiklikleri yeterli görmeyerek 17 Ekim 1948’de 13 ilde yapılan ara seçimlere (seçimleri bütün illerde CHP kazandı) katılmamış, gerçekten CHP iktidarına karşı sert muhalefet yapmıştı. Fakat Millet Partisi 1950 seçimlerinde ancak %3 oranında oy almış ve başarılı olamamıştır.

54 3. Soğuk Savaş Döneminin Başlangıç Yıllarında Türkiye II. Dünya Savaşı’ndan sonra, milletlerarası politik dengeler tamamen değişti. İngiltere dünya siyasetindeki ağırlığını, iki yeni kuvvet olarak beliren Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği’ne bıraktı. Savaşın ardından kapitalizm ve komünizm ekseninde şekillenen ve iki büyük güç arasında kıyasıya mücadelenin yaşandığı iki kutuplu bir dünya düzeni ortaya çıkmaya başladı. Ayrıca Asya-Afrika-Latin Amerika ülkelerine de üçüncü dünya ülkeleri denildi.

55 Amerika Birleşik Devletleri, II. Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin de en önemli siyasi aktörü olmaya aday gözüküyordu. Bölge ülkelerinin; Sovyetlerin rejimiyle, sahip olduğu askeri gücüyle bölge için oluşturduğu tehdidin üstesinden gelme kabiliyeti yoktu. Türkiye, Moskova’nın taleplerini geri çevirmişti ama sahip olduğu ekonomik güç, tehdide karşı bulundurması gereken askeri donanımı ve asker miktarını kaldıracak durumda değildi. Dış yardım aramaktan başka çare yoktu. Bu doğrultuda daha 23 Şubat 1945’te ABD ile Türkiye arasında Ankara’da bir antlaşma yapılmış ve Ekim 1946’da 25 milyon dolarlık bir kredi temin edilmişti.

56 Amerika Birleşik Devletleri, 12 Mart 1947 tarihinde,başkanın kendi adıyla anılacak olan, “Truman Doktrini” adlı bir bildiri yayımlayarak, Sovyet tehdidine maruz kalan bölgelere açıkça Amerikan desteğini vaat etmişti. ABD, bu işin mali ayağını da 5 Haziran 1947’de açıkladığı “Marshall Planı” ile sağlamlaştırdı. Açık bir şekilde Sovyet tehdidine maruz kalan Türkiye, ABD’nin desteğine oldukça istekliydi. İsteklerin karşılıklı örtüşmesi üzerine Türkiye ile Amerika arasında 12 Temmuz 1947’de, Ankara’da Amerikan yardımını öngören yeni bir antlaşma imzalandı yılları arasında Türkiye Marshall Planı dahilinde yardım almış, bu yardımlar 1951 yılından sonra “Ortak Savunma Planı” adıyla devam etmiştir.

57 Sovyet yönetimi, kendi aleyhine cereyan eden gelişmeler karşısında tepkisiz kalmadı. Moskova’nın girişimleri ile evvela 1947 Eylül’ünde Marshall planına karşılık “Kominform” kuruldu yılının sonundan itibaren bu örgütlenme sayesinde komünistler, bütün Batı Avrupa’da karışıklık çıkarma planları ve grev talimatları ile şiddetli bir muhalefeti desteklemeye başladılar. Dünyada yaşananlar Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında başlayan gerilimin yansımalarıydı. Bu gerilim zamanla daha sert mücadele ve çarpışma örnekleriyle kendini gösterdi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan ve 1990’lı yılların başlangıcına kadar devam eden dönem “Soğuk Savaş Dönemi” adını aldı.

58 II. Dünya Savaşı’ndan sonra Soğuk Savaş konseptini tamamlayan asıl gelişmeler, askeri alanda gerçekleştirilen paktlar oldu. Komünistlerin 1948 Şubatı’nda Çekoslovakya’da iktidarı ele geçirmeleri üzerine harekete geçme gereği duyan İngiltere ve Fransa yanlarına Belçika, Lüksemburg ve Hollanda’yı da alarak 17 Mart 1948’de “Batı Avrupa Birliği”ni kurdular. Amerika’nın öncülüğünde 12 batılı ülke (ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Danimarka, Portekiz, Norveç, İtalya, İzlanda ve Belçika) arasında 4 Nisan 1949’da kısa adı NATO kuruldu.

59 10 Avrupa ülkesinin (Belçika, İngiltere, Fransa, İtalya, Danimarka, Hollanda, İrlanda, Lüksemburg, İsveç, Norveç) bir araya gelerek 5 Mayıs 1949’da kurdukları Avrupa Konseyi’ne, Türkiye 8 Ağustos 1949’da üye kabul edildi.


"İSMET İNÖNÜ DÖNEMİ ( 1938 – 1950 ). I. ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ (10 Kasım 1938) Atatürk, memleket içinde sıkça seyahat etmeyi, elde edilen gelişmeleri." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları