Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ÇEVRE SORUNLARININ KÖKENLERİ Doç.Dr. Ahmet MUTLU.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ÇEVRE SORUNLARININ KÖKENLERİ Doç.Dr. Ahmet MUTLU."— Sunum transkripti:

1 ÇEVRE SORUNLARININ KÖKENLERİ Doç.Dr. Ahmet MUTLU

2

3 1.Çevre Sorunlarının Düşünsel ve Toplumsal Arka Planı Çevre sorunları, insanoğlunun pratik faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıksa da temelinde düşünsel süreçler yatar. İnsanoğlunun doğayla ilişkilerinde yıkıcı faaliyetlerde bulunması, insanlık tarihi boyunca değil de tarihin belirli bir döneminden itibaren görülmeye başlanmıştır. Tarihteki bu kırılma noktası, esasen insanoğlunun düşünce sisteminde esaslı değişikliklerin gerçekleşmesinden ve bu değişikliğin, insan-doğa ilişkilerine yansımasından oluşur. Söz konusu kırılma noktası, organik düşünce ve toplum yapısından, mekanik düşünce ve toplum yapısına geçiş olarak adlandırılabilir.

4 1.1.Organik Düşünce ve Toplum Organik toplumların tarihi, Paleotik dönemde başlamış ve bu toplumların evrensel yaşam tarzları olan avcı- toplayıcılık, yaklaşık yıl önce yerini tarım toplumuna bırakmıştır. Organik toplumlar tarıma geçişle birlikte büyük değişime uğramış, sanayi devrimiyle büyük bir baskı altına girerek, belirleyici özelliklerini kaybetmiş ve günümüzde neredeyse yok olmuşlardır. Buradan hareketle, organik toplumların geç Paleolitik ve erken Neolitik topluluklardan oluştuğu söylenebilir.

5 Organik toplumlar bize benzermekle birlikte düşünceleri farklı bir bağlamda oluşmaktadır. Bu toplumların mantıksal işlemleri biçimsel olarak bizimle aynı olmasına karşın değerleri nitelik açısından farklıdır. Tarıma geçişle başlayan ve bu toplumlarda yer almayan mülkiyet, hiyerarşi ve tahakküm gibi değerler, organik olmayan toplumları yapısal ve düşünsel anlamda büyük değişime uğratmıştır

6 1.1.Organik Düşünce ve Toplum Organik toplumların yaşam biçiminde ağırlıklı olarak doğayla özdeşleşme, duygusal bilgelik ve cinsel eşitlik hâkim olmuş; yabancılaşma ve tahakkümün ne olduğu ise bilinmemiştir. Bu toplumlarda akrabalık ve kan bağı, toplumsal yaşam içinde büyük rol oynamıştır. Organik toplumlar arasında “kurgusal akrabalık” bağı da güçlü olmuştur. Birlikte yaşamak, paylaşmak, birlik duygusuyla işlere katılmak ve her şeyin bir değeri olduğuna inanmak, bireyler arasında güçlü bir bağ kurmuştur.

7 Organik toplumlarda, doğa ve insan bütünlüğüne yansıyan “eşitlikçilik”, toplumu oluşturan bireylerle birlikte cinsleri de kapsamaktadır. Bu toplumlarda erkek, avcılık işlerinin çoğunu üstlenirken; kadınlar meyve, yemiş, bitki köklerini toplamakta, çocuklarından dolayı erkek kadar hızlı hareket edememekte ve uzaklara gidememektedir.

8 1.1.Organik Düşünce ve Toplum Organik toplumlarda dünya, her biri bir birlik ve uyum için vazgeçilmez olan çok sayıda farklı parçanın bir bileşimi olarak algılanır. Psikolojik olarak insanlar doğa güçlerine karşı, büyü ve ritüellerin basit teknolojilerin elverdiğinden daha etkili olduğuna inanmak eğilimindedirler. Doğaya bağımlılık dehşet ve korku duygularını aşmaya yönelik bir “ortak yaşam”, “komünal bağımlılık” ve “işbirliği” duygularını yaratmaktadır. Birey ve topluluk arasındaki birlik duygusundan, topluluk ve çevre arasındaki birlik duygusu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle ilkel toplumların çevre denetiminin, çevreyi olduğu gibi kabul etme ve insanın doğayla ilişkisinin de doğaya boyun eğme şeklinde olduğu söylenebilir.

9 Bu toplumlardaki töreler, doğal dünyayı toplumsallaştırmak ve toplumla doğanın bağımlılığını tamamlamaktadır. Yazı öncesi toplumlarda insanlar doğayı sevmek gibi bir zorunluluk içinde değildirler çünkü zaten onunla akrabalık ilişkileri vardır. Organik toplumlarda bugün “sevgi” olarak ifade ettiğimiz olgudan çok daha temel bir ilişki biçimi vardır. Bu toplumların kültüründe insan ile insan olmayan varlıklar arasında keskin bir hiyerarşi de bulunmaz. Bu topluluklar avladıkları hayvanları kendileriyle eşit kabul ederler

10 Bu toplumlarda sadece mevcut an bir gerçeklik olarak algılanır. Bu bağlamda, organik toplumların “zaman” ve “gelecek” kavramlarıyla ilgili anlayışları, onları bugünkü toplumlardan ayıran temel niteliklerden birisi olarak görünmektedir. Organik toplumlarda zaman kavramının bulunmaması ve dolayısıyla sadece yaşanılan anın önemli olmasının, bu toplumların dünya ve doğa algısını da etkilediği düşünülmektedir. DELANEY, bu toplumların savurganlık gibi şaşırtıcı ekonomik davranışlarından ve eldeki stokları bir an önce tüketme eğiliminden bahseder.

11 1.1.Organik Düşünce ve Toplum Organik toplumlarda zaman kavramının olmayışı, geleceğe ait kaygıların da oluşmadığını düşündürmektedir. Bu toplumlar gelecek kavramına sahip değillerse, herhangi bir şeye hükmetme arzusuna nasıl sahip olabilirler? Biriktirme, kazanma, sahiplenme gibi değerlerin olmadığı bir toplumda insan doğaya hükmetmeyi nasıl düşünebilir? Bu nedenle, zaman kavramının olmayışı, organik toplumun dünyaya ve doğaya bakışında önemli rol oynayan anahtar bir kavram olarak gözükmektedir. Ve yine bu kavramın olmayışı, tahakküm gibi bir değerin insanın doğasında ezelden beri var olmadığının da bir işareti sayılabilir

12 Organik toplumlarda statü farkı yok denecek kadar azdır. Eşitlikçi olan bu toplumlarda oldukça düşük oranda yaş ve cinsiyete dayalı statü farkları vardır. Bu toplumlarda sosyo-kültürel rol farklılıkları ise ağırlıklı olarak gençler ve yetişkinler arasında bulunmaktadır. Sadece sosyo-kültürel rollerden kaynaklanan bu farklılıklar yine de organik toplumların doğasında var olan eşitlikçiliği zedelememiştir. Eşitlikçi yaşam tarzı, bu toplumlarda iş bölümü ve uzmanlaşma yerine “işbirliğini” ortaya çıkarmıştır

13 1.1.Organik Düşünce ve Toplum Böyle bir yaşam biçiminde ise “sahip olma” ile ilgili şeyler genelde “birlikte yaşama” ve “saygı duyulan şey” için kullanılmaktadır. “Kullanım” kavramı da bugünkünden oldukça farklıdır. Gereksinilen şeyler, çok az biçimde “zevk” unsuruna dayanır. İhtiyaç duyulan şeyleri ve hizmetleri ortaklaşa oluşturmaya yönelik çıkar gözetmeyen “gönüllük” esastır. “Sahip olmanın”, “kullanımın” ve “ihtiyacın” farklı değerleri yansıtması, doğayı kendilerinden ayrı bir yere koymayan bu toplumların, doğadan yaşamak için yararlandıklarının bir göstergesidir. Aynı zamanda “sahip olma”, organik toplumlarda kişisel anlamda sahip olma anlamına gelmediğinden, bu toplulukların kaynakları toplumsal olarak sahiplendikleri anlaşılmaktadır.

14 1.1.Organik Düşünce ve Toplum “Yararlanma hakkı”, bir toplulukta bireyin yalnızca kullandıkları için kaynaklara sahip olma özgürlükleridir. Bunlar kullanıldıkları sürece kullanana ait olurlar. Eşitlikçi olan bu toplumlarda “yeniden paylaşım” olayı olmayıp, “karşılıklılık” diye bilinen “değiş- tokuş” usulü yaygındır. Karşılıklılık, sadece iki birey arasında ekonomik değiş tokuş için kullanılan bir terimdir ve taraflardan hiçbiri karşılık olarak neyi, ne zaman beklediğini kesinlikle belirtmez. Organik toplumlarda bitki ve hayvanlar bireylere ait değil herkesin eşitçe yararlanabileceği varlıklardır. Zaten besinin bütün topluluğun üyeleri tarafından ne şekilde paylaşılması gerektiğine ilişkin toplumsal gelenekler de mevcuttur

15 Organik toplumlarda arazi ya da hayvan mülkiyetinin olmaması, hırsızlık sorununu da ortadan kaldırmıştır. Bu toplumlar stratejik kaynaklara erişimden yoksun olduklarından, mevcut tek özel mülkiyetleri ok, süsler, tütün kesesi gibi kişisel eşyalardır. Manevi bir nitelik olan “zenginlik”, toplumdaki bireylerin istekleri ve memnuniyetleri arasındaki ilişkilerden oluşur. Bu toplumlardaki bireylerin istekleri onları tatmin edecek yetenekleri ve yapabilecekleriyle orantılıdır. Organik toplumlarda “ben/benim” kavramı yerine “biz/bizim” kavramı bulunmaktadır. “Ben/benim” bilincinin olmaması, bireyin gruba mutlak olarak tabi oluşunun sonucu gibi görünmektedir. Bu da tekil olarak ilkel insanın toplumsal alışkanlıklar dışında davranması olanağının olmadığını ortaya koyar. Dolayısıyla, bireyler arasındaki farklılaşmalara dayanan iktidar olgusu, organik toplumun doğasına yabancıdır. Bu nedenle bu toplumlarda “sahip olmanın” yerini “yararlanma hakkı” ve “kaynak paylaşımı” almaktadır.

16 Organik toplumlarda, toplumsal yapı gereği “iktidar”dan söz edilemese de bunlara bilgi ve deneyimiyle liderlik eden şefler, liderler vardır. “Liderlik” kılavuzluk anlamına gelmekte; liderin “iktidarı” politik olmaktan çok, işlevsel olmaktadır. Baskıcı otorite yoktur, bu bireyler sadece bilgi ve deneyimleriyle saygı gören, rehber ve öğretmen gibidirler. Komuta donanımı da bulunmamaktadır. Liderlerin sahip oldukları iktidar, genellikle av ve savaş koordinasyonlarıyla sınırlıdır ve iktidarları geleneksel değil dönemseldir. Bu nedenle, otoriteden uzak ilişkiler organik toplumda yaygındır.

17 Organik toplumlarda sadece kabile yaşamının tüm evrelerini yöneten “sivil yasalar”, buyurucu görevlerin tümünü oluşturur. Toplumun yapısına bağlı olarak, karşılık ilkesinin ve kamunun özel bir düzeneği bunları uygulanabilir kılar. Sivil yasa buyrukları belli bir esnekliğe sahiptir, uygulamaları da yine belirli bir özgürlüğü kapsar. Sadece görevlerini yerine getirmeyenleri cezalandırılmakla kalmaz, bu görevleri belirten sınırların ötesinde gerçekleştirenleri de ödüllendirir.

18 “Savaş” organik toplumlarda özel teknolojik, demografik ve çevresel koşullar altında, grubun duruma uyarlanma stratejisinin bir parçasıdır. Bu toplumların büyük çoğunluğunda savaş, nüfus kontrolünün de etkili bir aracıdır. Birçok ilkel gruplarda savaşa gitmek, şiddet eylemlerinin öcünü alma gereğiyle açıklanmaktadır. Yani bu toplumlardaki insan gruplarının aralarından birini yok etmeye yönelik olarak savaşmadıkları söylenebilir. Açıktır ki organik toplumlarda mülkiyetin, hiyerarşi ve tahakkümün olmayışı, bu toplumlarda savaş ve çatışma nedenlerinin de farklı olmasına yol açmıştır

19 Organik yaşamdan sonra bu değerlerin alt üst olduğu yeni bir dönem başlamıştır. Tarıma geçiş, yaşam tarzını ve uyarlanma biçimini eşi görülmemiş biçimde değiştirmiştir. Doğanın kontrolü, nüfusun yoğunlaşmasına yol açmıştır. Tarım kültürü, yüksek boyutlara ulaşan işbölümünü ve toplumsal hiyerarşinin maddi temellerini kurmuş; Rahipler, krallar, ağır çalışma koşulları, eşitsizlik ve savaş, tarımın doğrudan özgül sonuçları olmuştur. Tarım toplumlarında sayının icadı ise mülkiyetin ortaya çıkışını, bu da doğayı egemen olunacak bir varlık olarak görme tutkusunu körüklemiştir. Bu dönemde, kültüre yön veren şey, doğayı yeniden düzenleyip ikinci plana itmek eğilimi olmuştur. Tarım kültürü, insan üzerindeki tahakkümü de genişletip meşrulaştırmıştır

20 Eski değerlerin yerini iktidara, otoriteye, hiyerarşiye, tahakküme ve iş bölümüne bırakması, toplumsal yapıda büyük değişimler yaratmıştır. Mülkiyetin ortaya çıkması bireysel sahiplenmeleri, hiyerarşi ve tahakkümün varlığı eşitliğin bozulmasına neden olmuş ve böylece doğa ve dünya algısı değişmiştir. Organik toplumlarda yer alan değerler, insanı doğa bütünlüğünün içine sokarken, yeni değerler insanın yüzünü doğadan çevirmesine yol açmıştır. Yani toplumsal değişme sonucu ortaya çıkan toplumsal sorunlar doğaya ait duyguların, düşüncelerin ve tutumları değiştirmiştir. Bu dönemden itibaren doğadan uzaklaşma, toplumsal sorunlara paralel olarak artmıştır

21 1.2.Mekanik Düşünce ve Toplum 17. yüzyıldan itibaren başlayan ve kendinden önceki çağlardan/düşünce tarzlarından ayrılarak “Bilim Çağı” ya da “Akıl Çağı” olarak da anılan aydınlanma dönemi, gerçekten de geçmişten köklü bir kopuş özelliği gösterir. Aydınlanma ile ortaya çıkan en önemli değişikliğin bilim anlayışında olduğu söylenebilir. Modern bilimin ve metodolojinin kurucusu olarak BACON bilimin temel amacının “tabiatı, tabiat kanunlarını ve sırlarını anlamak” olarak saptaması ve “tabiata hakim olmak için bu bilgiyi kullanmak” gerektiğini öngörmesilduğunu belirtir.

22 Bu dönemin önemli bir özelliği de modern felsefenin kurulmasıdır. Modern felsefenin öncüsü DESCARTES’ın “kartezyen düalizmi (ruh-beden ikiciliği)” ile “ruhsal” olan ile “maddi” olan arasında kesin bir ayrım yapılmış ve böylece ruh ile madde birbirinden farklı kategorilere ayrılmıştır. Bu düşünce, ortaçağ organik düşüncesinden kopuşu ifade eder.

23 1.2.Mekanik Düşünce ve Toplum Aydınlanmanın başat özelliklerinden birisi de Newtoncu mekanik dünya anlayışıdır. Mekanik anlayış, canlı dünyanın ayrı ayrı parçalardan oluştuğu ve bu parçaların bütünü oluşturduğu düşüncesine dayanır. Mekanik kavrayışa göre dünya, bir makine/saat gibi cansızdır ve çeşitli parçaların bir bütünü gibi görülür. İnsanoğlu, cansız doğanın parçalarını istediği gibi değiştirebilir

24 Aydınlanmanın temel belirleyicilerinden olan “bilimsel bilgi”, fiziki bilimlerdeki gelişmeler, toplumsal bilimler için topyekün bir metodolojik rehber ve model olarak görülmektedir. Fiziksel bilimlerdeki gelişmeler, toplumsal bilim teorisinin gelenekle bağının koparılması sonucunu doğurmuştur. Bu, “nesnellik”, “mekanistik fiziksel gerçeklik” ve “fiziksel bilginin teknik faydası” olgularının başat oluşuyla gerçekleşmiştir

25 1.2.Mekanik Düşünce ve Toplum Aydınlanma sonrasında doğa bilimleri, diğer bilim dallarını da etkilemiştir. Bu bağlamda, toplum bilimleriyle ilgili bilimsel çözümlemelerde sıklıkla fizik biliminin bulgularına başvurulmuştur. BACON’un çağdaşı olan HOBBES, (doğa) bilimdeki başarının siyasal teori alanında da tekrarlanabileceğine inanan düşünürlerden biridir. – O, insanın yarattığı “yapay çevre”nin, yine insan tarafından değiştirilebileceği görüşündeydi. – HOBBES’un toplumu, birbirinin kurdu olan insanın yarattığı kargaşadan (doğa hali) geometrik düzene geçişi ifade eder.

26 Aydınlanma düşüncesi ile dönüşen toplum ve devlet anlayışının özünde “özgürlük” arayışı vardır. Önceleri devlet, toplumda özgürlüklerin sağlanması ve korunması için “esas kurum” olarak görülmüş ve bu manada “yasa yapan bir makine/araç” olarak nitelendirilmiştir. Daha sonra ise devlet, varlık nedeni olan her türlü aracı kullanarak, bir toplumsal hizmet aracı olmaktan çıkmış ve toplumsal amaç haline gelmiştir. Böylece, merkezi bir devlet oluşmuş, o da merkezileşmiş bir toplumu doğurmuştur. Aydınlanma dönemiyle "Ruhların yönetimi"nden, siyasal yönetime geçişle birlikte, yönetimin alanı ve nesnesi de yeniden belirlenmiştir.

27 Aydınlanma ile başlayan gelişmeler, insan-doğa ilişkilerine yeni bir boyut getirmiştir. Bu yeni boyutla birlikte doğa, “kutsal” niteliğini kaybetmiş; tamamen profan (dindışı), mekanik kurallara göre işleyen, hükmedilmesi gereken bir nesne haline gelmiştir. Bilimin endüstrileşmesi sonucunda gelişen teknoloji vasıtasıyla da doğaya hükmetmenin araçları sağlanmıştır. Bu düşünceye dayalı iktisadi değişim ile kapitalizmin gereklerine uygun bir yapıya dönüşmüştür. Bu dönüşüm sonucunda doğa, rant getiren bir üretim faktörü, bir hammadde kaynağı, piyasalarda fiyat mekanizması ilkelerine göre alınıp-satılabilen bir “meta” olarak görülmeye başlamıştır

28 1.2.Mekanik Düşünce ve Toplum İktisadi düşünce, devrin düşünürlerinden John LOCKE, Adam SMİTH, Robert MALTHUS ve D. RİCARDO yeni politikalar geliştirmişlerdir (Liberalizm). Liberal toplum kuramı, toplumu birbirinden bağımsız atomize bireyler olarak tasarlamaktaydı. Bireylerin hiç kimse tarafından kısıtlanamayacak hak ve özgürlükleri vardır. Rasyonel bir varlık olan birey, aklını kullanarak, nasıl mutlu olacağına kendisi karar verebilir. Diğer deyişle, liberal felsefeye göre devletin varlık nedeni, bireylerin doğal hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.

29 Liberal kuramın doğa tasarımında özel mülkiyet, özel teşebbüs ve özgürlük, sermayenin mülkiyetinin fertlere atfedilmesi önemli yer tutar. İktisadi faaliyetler, sayısız üretim ve tüketim birimlerince yürütülür ve kararlarda iktisadilik prensibi esas teşkil eder. Tüm bu düşünceler, “kaynakların doğada serbest olarak bulunduğu ve sonunun gelmeyeceği” anlayışına dayanmaktaydı. Bu bağlamda “ulus-devlet… kapitalizm olarak ifade edilen bu büyük dönüşümün ürünlerinden biridir

30 Aydınlanmadan etkilenmiş diğer disiplinler gibi iktisadi düşüncenin de temel hareket noktası bilimsel bilgidir. İktisadi düşüncenin “doğal düzeni”, mekanistik bir tasarıma dayalıdır. Buna göre; toplumsal ilişkileri düzenleyen doğal yasalar, mekanik bir fiziksel evrende işlediğinden, ondan farklı değildir. – Örneğin; bireysel çıkara dayalı iktisadi düzeni harekete geçiren ve onun uyumlu birlikteliğini sağlayan yasalar, yerçekiminin, fiziksel dünyayı harekete geçiren ve uyumunu sağlayan yasalara uygundur. – Benzer biçimde, sosyal yapıdaki ekonomik mal dolaşımı, insan vücudundaki kan dolaşımından hareketle meşrulaştırılır

31 1.2.Mekanik Düşünce ve Toplum Özellikle Endüstri Devrimi ile iktisadi düşünce, ulus-devletin uygulamaları olarak gündelik hayatın merkezine yerleşmiştir. Söz konusu devrimle birlikte, – beşeri güç ve ustalık, makinalarla, – canlı güç kaynakları cansız güç kaynaklarıyla (buhar makinası gibi), – geleneksel olarak kullanılan hammaddeler, yeni ve daha verimli hammaddelerle yer değiştirmiş, – çalışma hayatı, sıkı nezarete dayalı örgütlenmeler içinde (fabrika gibi) gerçekleşmiştir

32 Aydınlanma dönemiyle ortaya çıkan ve devlet olgusunda cisimleşen yönetim düşüncesi, bir taraftan zorunluluk olarak algılanmakla birlikte, diğer taraftan başta insan ve toplum yaşayışıyla ilgili olmak üzere, pek çok sorun taşımaktadır. Özellikle Endüstri Devrimi’nden sonra “merkeziyetçi örgütlenme modeli”yle devlet, hantal ve zaman zaman totaliter bir yapıya dönüşmüştür. İnsan hak ve özgürlüklerinin koruyucusu amacıyla örgütlenmiş olan devletin, bu süreçte insan hayatını kapsayıcı, kuşatıcı bir hale dönüştüğü görülmektedir. Ulus-devletin toplum üzerindeki zorunluluğu ya da iktisadi hayattaki zorbalığa göz yumması, aynı zamanda ekolojik sorunların ortaya çıkışına işaret eder.

33 1.3.Modern Toplum Sanayi toplumu, modern toplum olarak da tarif edilir ve Avrupa’da Rönesans, Aydınlanma ve Sanayi Devrimi’nden önceki toplum yapısından pek çok boyutuyla ayrılan yeni toplum yapısını ifade eder. Modernite, genel olarak bir uygarlığın kendi gelişim çizgisi içinde görece en son dönem geliştirdiği özel olarak da Batı uygarlığının Rönesans ve Aydınlanma dönüşümünden sonra kazandığı kültürel değer ve sosyal ilişkilerin özümsenmesi, ortaya çıkan yaşam tarzı olarak tanımlanır. WEBER modern toplumu “dünyanın büyüden kurtulması” olarak görür. Açıktır ki WEBER, organik toplumun kutsal doğa ve dünya tasvirinden kurtulmayı ve rasyonel algılamaya geçişi vurgulamaktadır. Geleneğin reddini içeren toplumsal pratiklere dayalı olan modernite, kendisini herhangi bir kutsal öğretiye uygun olarak örgütlemeyen sosyal yapıya tekabül eder.

34 Modern toplumlar ile organik toplumlar arasındaki temel farklılıklar, bilimsel ve teknolojik bilginin gelişmesine bağlı olarak, insanın doğal ve toplumsal çevresi üzerinde kurduğu egemenlik bağlamında ortaya çıkmaktadır. – Uzmanlaşmış örgütlenme: Modernleşmiş toplumlarda örgütler genellikle belirli davranış biçimi üzerinde örgütlenmişlerdir. Ekonomi, siyaset, eğitim gibi. – Karşılıklı bağımlılık: Modernleşmiş toplumlarda örgütler uzmanlaştıkları ölçüde birbirlerine bağlı hale gelirler. – İlişkiler Farkı: modernleşmiş toplumda ilişkilere rasyonellik, evrensellik ve fonksiyonel belirlilik hâkimdir. – Merkezileşme Eğilimleri: Modernleşmiş toplumlarda yüksek düzeyde ve olanaklı merkezîleşme görülür. – Genel Bir Değişim Ortamı ve Pazarlar: Modernleşmiş toplumlarda paranın kullanım oranı yüksek, pazarlar yaygın ve genişleme içerisindedir. – Bürokrasi: Modernleşmiş toplumlardaki bürokrasiler, modernleşmemiş toplumlardaki bürokrasilerden farklı temellere dayanır, yaygın ve uzmanlaşmıştır. – Köy-Kent Karşılıklı Bağımlılığı: Organik toplumlar genellikle kırsal bölgelerde yaşamıştır. Modern toplumlar ise kentsel ve endüstriyel temel üzerinde yükselir.

35 1.3.Modern Toplum Modernizmin temelinde, Aydınlanma’yla beliren faydacılık felsefesinin önemli bir yeri vardır. Bu bağlamda bilimin, insanın yoksulluğunu, çaresizliğini azaltmak ve onu yüceltmek için kullanılması esastır. Buna göre doğanın insanın istek ve gereksinimlerine uygun olarak dönüştürülerek kontrol altına alınması, nesnel ve tarafsız bir bilim anlayışıyla mümkün olacaktır. Böyle bir bilim anlayışıyla insan faydası yüceleştirilmiş ve fetişleştirilmiştir. Böylece insan-doğa ilişkilerinde doğaya yararlanılacak bir “nesne” olarak bakılmış, yani doğa “ötekileştirilmiş

36 Modernizmle toplumsal yaşam “teknoloji merkezli” bir kurguya dayalı olarak, ekonomiden bilime, kamusal yaşamdan gündelik yaşama bütün alanlarda teknoloji belirleyici hale gelmiştir. Sonuç olarak modernite, insan yararını esas alan bilim anlayışıyla doğaya ve dolayısıyla insana her türlü müdahaleyi meşru görmüştür. Böylece insan ve doğa arasındaki ayrım iyice belirginleşmiş ve bir anlamda insanın da içinde olduğu canlı yaşam, mekanik süreçler olarak algılanmaya başlamıştır.

37 Ders bitmiştir İyi akşamlar.


"ÇEVRE SORUNLARININ KÖKENLERİ Doç.Dr. Ahmet MUTLU." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları