Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

TOPLUMSAL ETKİLEŞİM VE GÜNLÜK YAŞAM. GİRİŞ Bir sokakta iki insan karşılaştığında, belirli bir uzaklıktan birbirlerini süzerler; yakınlaşıp birbirlerinin.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "TOPLUMSAL ETKİLEŞİM VE GÜNLÜK YAŞAM. GİRİŞ Bir sokakta iki insan karşılaştığında, belirli bir uzaklıktan birbirlerini süzerler; yakınlaşıp birbirlerinin."— Sunum transkripti:

1 TOPLUMSAL ETKİLEŞİM VE GÜNLÜK YAŞAM

2 GİRİŞ Bir sokakta iki insan karşılaştığında, belirli bir uzaklıktan birbirlerini süzerler; yakınlaşıp birbirlerinin yanından geçerken gözlerini kaçırıp başka yönlere bakarlar. Bunu yaparlarken, Erving Goffman’ın birçok durumda birbirimize karşı benimsemek zorunda olduğumuz uygar kayıtsızlık dediği şeyi sergilerler.

3 Gündelik yaşamın incelenmesi Toplumsal etkileşim biçimlerinin incelenmesi, sosyolojide büyük önem taşır – bu ilginç olmamak bir yana, sosyolojik araştırmanın en kapsayıcı alanlarından birisidir. Bunun üç nedeni vardır: İlk olarak, bizim gündelik rutinlerimiz, ötekilerle neredeyse sürekli olarak giriştiğimiz etkileşimleri ile, bizim yaptıklarımıza yapı ve biçim kazandırır. Bunları inceleyerek toplumsal varlıklar olarak kendimiz ve toplum yaşamının kendisi hakkında çok şey öğrenebiliriz.

4 İkinci olarak, günlük yaşamın incelenmesi, bize, insanların gerçekliği değiştirecek biçimde yaratıcı eylemlere nasıl girişileceğini gösterir. Toplumsal davranış bir ölçüye kadar roller, normlar ve paylaşan beklentiler gibi güçler tarafından yönlendirilir ise de, bireyler gerçekliği, geldikleri kökenlere, çıkarlara ve güdülere göre farklı farklı algılamaktadır. Bireyler, yaratıcı eylemde bulunma yeteneğine sahip olduğundan, aldıkları kararlar ve giriştikleri eylemlerle gerçekliği sürekli olarak biçimlendirirler.

5 Üçüncü olarak, günlük yaşamdaki toplumsal etkileşimin incelenmesi, daha büyük toplum düzenleri ile kurumların anlaşılması için yararlıdır. Uygar kayıtsızlık, bütün gürültülü kalabalıkları, geçici nitelikteki kişisel olmayan ilişkileriyle birlikte kent yaşamına sahip olduğu nitelikleri veren mekanizmalar arasındadır.

6 Sözel olmayan iletişim Toplumsal etkileşim sayısız sözel olmayan iletişim biçimini – yüz ifadeleri, jestler, beden hareketleriyle bilgi ve anlam değiş tokuş edilmesini gerektirir. Sözel olmayan iletişim kimi zaman “beden dili” olarak adlandırılsa da, bu yanıltıcıdır çünkü bizler sürekli olarak, söz ile söylenen şeyleri daha da açmak ya da boşa çıkarmak için böyle sözel olmayan işaretleri kullanırız.

7 “Yüz, jestler ve duygu: Sözel olmayan iletişimin önemli bir yönü, duygunun yüz ifadesiyle yansıtılmasıdır. Paul Ekmen ve meslektaşları, yüz kaslarının belirli ifadeleri ortaya çıkaracak biçimdeki devinimini betimlemek için Yüz Hareketleri Kodlama Sistemi (YEKS) dedikleri sistemi geliştirmişlerdir. Evrim teorisini ortaya atan Charles Darwin, duyguların temel dile getiriliş biçimlerinin bütün insanlarda aynı olduğunu ileri sürmüştür.

8 Ne ki, duyguların yüz ifadesiyle dile getirilişi kısmen doğuştan geliyor olsa da, bireysel ve kültürel etkenler yüz ifadesinin tam olarak hangi biçimi alacağı ve hangi bağlamda uygun diye görülebileceği etkilemektedir. Bütün kültürleri, hatta çoğunluğunu, ıralayan/karakterize eden bir jest ya da bedensel duruş yoktur.

9 Sözel olmayan iletişim ve toplumsal cinsiyet Toplumsal cinsiyet ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin anlayışlar, büyük ölçüde toplumsal etkenler tarafından etkilenmekte ve genel nitelikteki, toplumsal güç ve konumlarıyla ilişkili olmaktadır. Sosyologlar, küçük ölçekli, mikro düzeyde görünen etkileşimlerin toplumumuzdaki daha geniş, makro-düzeydeki eşitsizlikleri güçlendirdiğini ileri sürmüşlerdir.

10 Etkileşimin toplumsal kuralları Sözel olmayan işaretleri hem kendi davranışlarımızda, hem de başkalarının davranışlarına anlam katmak için sürekli kullansak da, etkileşimlerimizin çoğu, konuşma –başkalarıyla yapılan rahat sözel değiş tokuş- yoluyla gerçekleşir. Dilin toplum yaşamında temel olduğu, sosyologlar tarafından hep kabul edilmiştir.

11 Etnometodoloji Etnometodoloji, başkalarının yaptıkları ve özellikle konuştukları şeylere anlam kazandırmak için kullanılan “etno-metodların” –halkın ya da meslekten olmayanların yöntemleri- incelenmesidir. Hepimiz bu yöntemleri, bunlara olağan olarak bilinçli bir dikkat göstermeden kullanırız. Genellikle bir karşılıklı konuşmada söylenenleri yalnızca, sözcüklerin kendilerinde görünmeyen toplumsal bağlamı biliyorsak bir anlam verebiliriz.

12 Paylaşılan anlayışlar Gündelik konuşmanın en önemsiz biçimleri, konuşmayı sürdürenler tarafından konuşmaya getirilen karmaşık nitelikteki, paylaşılan bilgiyi varsayar. Olağan konuşmada edilen sözlerin her zaman açık bir anlamı yoktur ve demek istediğimizi, bunları destekleyen dile getirilmemiş varsayımlara dayanarak kurarız.

13 Garfinkel’in Deneyleri Görünürde önemsiz konuşma uzlaşımları izlenmediği zaman neden insanlar kızmaktadır? Bunun yanıtı, günlük toplum yaşamımızın, ne söylendiğine ve neden söylediğine ilişkin dile getirilmemiş varsayımların paylaşılmasına bağımlı olduğudur.

14 Bu varsayımları elde bir diye göremeseydik, anlamlı bir iletişim olanaksız olurdu. Bu durumda, bir karşılıklı konuşmadaki herhangi bir soru ya da katkının ardından, Garfinkel’in öğrencilerinden istediği türden kapsamlı bir “araştırma işlemi” gelirdi ve etkileşim yalın bir şekilde biterdi. İlk bakışta önemsiz bir konuşma uzlaşımı olarak görünen şey, dolayısıyla, toplum yaşamının kendi örgüsü için temel duruma gelmektedir; zaten bu yüzden bu uzlaşımların bozulması böylesine ciddi sorunlar yaratır.

15 Günlük yaşamda insanların, zaman zaman dile getirilmeyen bilgiyi dikkate almamış gibi yaptıklarına dikkat edilmelidir. Bunun nedeni, ötekileri tersleme, utandırma ya da söylenenlerin ikili anlamına dikkat çekme olabilir.

16 Etkileşimsel yıkıcılık Karşılıklı konuşmaların günlük yaşamlarımızın istikrarlı ve uyumlu bir biçimde sürdürülmesinin yollarından birisi olduğunu gördük. Kendimizi en rahat hissettiğimiz durum, ayaküstü konuşmanın üstü kapalı uzlaşımlarına uyduğumuz zamandır; bu uzlaşımlar bozulduğunda, kendimizi tehdit altında, kafası karışmış ve güvensiz hissederiz.

17 Günlük konuşmaların çoğunluğundaki karşılıklı konuşmalarda, ötekiler tarafından verilen işaretlere –tonlamadaki değişiklikler, kısa süreli duraklamalar ya da jestler gibi- dikkatle uyum gösterilir. Konuşmacılar karşılıklı birbirinin farkında olarak, etkileşimin açılması ve kapatılmasıyla konuşmada sıraya uymak konusunda “işbirliği” içinde olurlar. Ne ki, taraflardan birisi konuşma için “işbirliğine kapalı” ise, gerilim yaratabilir.

18 Karşılıklı konuşma çözümlemesi, bir karşılıklı konuşmanın anlam bakımından her yönünü –en küçük “dolgu” sözcüklerinden (“ee” ve “ha” gibi) değiş tokuşların tam zamanlamasına (duraklamalar, sözünü kesmeler ve aynı anda konuşmalar da içlerinde olmak üzere) kadar- inceleyen bir yöntemdir. Karşılıklı konuşmalar için düzgün “açılış” ve “kapanışları” müzakere etmek, kentlinin uygar olması için temel zorunluluktur. Üstü kapalı kurallara ihanet etmek ve konuşma girişimlerine yanıt vermemek “teknik olarak kaba” anlamına gelmektedir.

19 Etkileşimsel yıkıcılık terimi, daha düşük konumdaki kişinin, gündelik etkileşimin daha güçlü kişi için değerli olan üstü kapalı kurallarını çiğnediği, bunun gibi durumları betimlemektedir.

20 Tepki haykırışları Ağızdan çıkan kimi şeyler konuşma olmaktan çok fısıldanmış ünlemler ya da Goffman’ın tepki haykırışları dediği şeylerden oluşur. Buradaki esas nokta, görünüşümüz ve eylemlerimiz üzerindeki bu son derece karmaşık, sürekli denetimi elde bir diye görmemizdir. Etkileşim durumlarında, yalnızca sahnede yer alıyor olmamız hiçbir zaman beklenmez. Öteki insanlar bizden, bizim onlardan beklediğimiz gibi, Goffman’ın “denetimli uyanıklık” dediği şeyi görmemizi bekler. İnsan olmanın temel bir yönü, sürekli olarak başkalarına günlük yaşamın rutinlerinde ne kadar usta olduğumuzu göstermektir.

21 Etkileşimde yüz, beden ve konuşma Yüz, beden yönetimi ve konuşma, bir takım anlamları iletmek, bir takım anlamları gizlemek için kullanılır. Aynı zamanda, şimdi göreceğimiz gibi, etkinliklerimizi, toplum yaşamı bağlamlarında aynı hedeflere ulaşmak için düzenleriz.

22 Karşılaşmalar Odaklanmamış etkileşim, bireylerin karşılıklı olarak ötekilerin varlığının farkından olduğunu gösterdiklerinde gerçekleşir. İnsanlar başkalarının yanında, onlarla doğrudan konuşmasalar da, sürekli olarak duruşları, yüz ifadeleri ve fiziksel jestleri yoluyla, sözel olmayan bir iletişim içine girerler.

23 Odaklanmış etkileşim, bireylerin diğerlerinin söylediklerine ya da yaptıklarına doğrudan dikkat ettiklerinde gerçekleşir. Toplumsal etkileşim, genellikle hem odaklanmış, hem de odaklanmamış ilişkileri içerecektir.

24 Goffman, odaklanmış bir etkileşim anını bir karşılaşma diye adlandırmaktadır; gündelik yaşamımızın çoğu, çokluk orada bulunan başkalarıyla gerçekleşen odaklanmamış etkileşimlerin oluşturduğu bir ardalan içinde, diğer insanlarla –aile, arkadaşlar, çalışma arkadaşları- gerçekleşen karşılaşmalardan oluşmaktadır.

25 Karşılaşmalar her zaman uygar kayıtsızlığın bir kenara bırakıldığı “açılışlar”a gereksinim duyarlar. Goffman, bireyin “verdikleri” ile “ilettikleri” ifadeleri birbirinden ayırmaktadır. Bunlardan ilki, insanların öbürleri üzerinde belirli izlenimler yaratmak için kullandıkları sözlerle yüz ifadeleridir. İkincisi ise, öbürlerinin bu insanların içtenliklerini ya da doğruyu söyleyip söylemediklerini anlamak için dikkate aldıkları ipuçlarıdır.

26 İzlenim Yönetimi Goffman ve toplumsal etkileşim üzerine çalışan diğer yazarlar, toplumsal etkileşimi çözümlerken tiyatrodan alınma kavramları sık sık kullanırlar. Toplumsal rol kavramı, örneğin, bir tiyatro ortamından gelmektedir. Roller, verili bir statü, ya da toplumsal konumda bulunan bir kişinin izlediği, toplumsal olarak tanımlanmış beklentilerdir.

27 İnsanlar, başkaları tarafından nasıl göründükleri konusunda duyarlıdırlar ve başkalarını kendi istedikleri gibi tepki vermeye zorlayacak pek çok izlenim yönetimi biçimi kullanırlar.

28 Yukarıda biraz önce dikkat çektiğimiz gibi, benimsediğimiz toplumsal roller, büyük ölçüde bizim statümüze bağlıdır. Bir kişinin aynı anda pek çok statüye sahip olabileceği açıktır. Sosyologlar, sizlerin işgal ettiği statü gruplarına statü kümesi derler.

29 Sosyologlar “iliştirilen statü” ile “erişilen statü” arasında da bir ayrım yapmak isterler: Bir iliştirilen statü, ırk, cinsiyet ya da yaş gibi biyolojik etkenler temelinde size “yüklenilen” bir statüdür. Bir erişilen statü, bireyin kendi çabalarıyla kazanılan bir statüdür. Herhangi bir toplumda, kimi statülerin öteki bütün statülere önceliği vardır ve bunlar bir kişinin toplumdaki bütüncül konumunu belirler. Sosyologlar buna baskın statü derler.

30 Arka ve ön bölgeler Ön bölgeler, bireylerin içlerinde biçimsel roller oynadıkları toplumsal birliktelikler ya da karşılaşmalardır; bunlar “sahne-üstü performanslardır. Arka bölgeler, insanların daha biçimsel ortamlardaki etkileşimler için kendilerini ve sahnede kullanacakları malzemeleri hazırladıkları yerlerdir.

31 Kişisel uzam Kişisel uzamın tanımlanmasında, kültürel farklılıklar vardır. Batı kültüründe insanlar genellikle, başkalarıyla odaklanmış etkileşim içine girdiklerinden aralarında en azından 90 cm’lik bir uzaklığı korurlar; yanyana durduklarında, birbirlerine daha yakın olabilirler.

32 Sözel olmayan iletişim üzerinde yoğun incelemelerde bulunmuş olan Edward T. Hall, kişisel uzamın dört bölgesini birbirinden ayırdetmektedir: - Elli cm’ye kadar olan mahrem uzaklık, (yalnızca aşıklar anabalar) - Kişisel uzaklık (50 cm-1 m arası), iyi arkadaşlar ve iyi tanınan kimselerle, Bir ile beş metre arasında değişen toplumsal uzaklık, (mülakatlar gibi) Kamusal uzaklık, beş metre ötesindedir (kişi izleyici topluluğu).

33 Zaman ve uzamda etkileşim Etkinliklerin zaman ve uzam içinde nasıl bir dağılım gösterdiğini anlamak, hem karşılaşmaların çözümlenmesinde hem de genel olarak toplum yaşamının anlaşılmasında esastır. Bütün etkileşimler, konumlanmış niteliktedir – belirli bir yerde ortaya çıkarlar ve özgül bir zaman süreleri vardır. Bir gün boyunca gerçekleştirdiğimiz eylemler, hem zamanda, hem de uzamda “dilimlenme” eğilimindedirler.

34 Bölgeselleşme kavramı bize, toplum yaşamının zaman ve uzamda nasıl dilimlendiğini anlamakta yardımcı olur. Modern bir ev, odalarla koridorlar ve, eğer birden fazla ise, katlara bölgeselleşmiştir. Bu uzamlar, yalnızca fiziksel olarak birbirinden ayrı uzamlar değillerdir; bunlar aynı zamanda dilimlenmiştir. Oturma odaları ve mutfak en çok, gündüz saatlerinde, yatak odaları ise gece saatlerinde kullanılır.

35 Saat zamanı Modern toplumlarda, etkinliklerimizin dilimlere ayrılması, büyük ölçüde saat zamanının etkisi altındadır. Sanayileşmiş toplumlar, saatler, etkinliklerin kesin zamanlanması ve bu ikisi kullanılarak sözkonusu etkinliklerin uzam boyunca koordine edilmesi olmadan olmazlardı.

36 Toplum yaşamı ve uzam ile zamanın düzenlenmesi İnternet, toplum yaşamı biçimlerinin, bizim uzam ve zamanı denetlememize nasıl bağlantılı olduğunu gösteren diğer bir örneği oluşturmaktadır. İnternet gibi yeni teknoloji biçimleri bizler için, dünyanın herhangi bir köşesinde, hiçbir zaman görmediğimiz ya da karşılaşmadığımız insanlarla etkileşim içine girmemizi olanaklı kılmıştır. Böyle bir teknolojik değişme, uzamı “yeniden düzenledi” –sandalyemizden kalkmadan herkesle etkileşim içine girebiliriz. Bu aynı zamanda bizim zaman deneyimimizi de değiştirmektedir, çünkü iletişim neredeyse dolaysızdır.

37 Siperuzayda toplumsal etkileşim Kuşkucular, e-posta ve internet yoluyla gerçekleşen dolaylı etkileşimin, yüz yüze toplumsal etkileşimde bulunmayan çok fazla sorun çıkardığını ileri sürmektedir. Katz ve diğerlerinin söyledikleri gibi, “klavye yazmak insani değil; siberuzayda olmak gerçek değil; bunların hepsi taklit ve yabancılaşma; gerçek bir şeyin kötü kopyası”.

38 İnternet düşkünleri ise, internet iletişiminin özünde, telefon ve yüz yüze karşılaşmalar gibi daha geleneksel etkileşim biçimlerinde olmayan üstünlüklerin olduğunu ileri sürmektedir. Elektronik etkileşim çokluk, insanlar kendi internet kimliklerini yaratabildikleri ve başka yerlerde olabileceğinden çok daha özgürce konuşabildikleri için, özgürleştirici ve güçlendirici diye sunulmaktadır.

39 Sonuç: yakınlık zorlanımı mı? Yakınlık zorlanımı denilen olgunun açıklanması, yani bireylerin birbirleriyle, bir arada bulunma ya da yüz yüze etkileşim durumlarında karşılaşma gereksinimini inceleyen Deidre Boden ve Harvey Molotch’un çalışmasında bulunmaktadır.

40 Boden ve Molotch, insanların toplantılara bizzat katılacaklarını, çünkü, bir arada bulunma durumlarının, Goffman’ın etkileşim üzerine çalışmalarında dökümü yapılan nedenler yüzünden, öbür insanların ne düşündükleri ya da ne kadar içten oldukları hakkında, bütün elektronik iletişim biçimlerinin sağlayabileceğinden daha fazla bilgi sağlayacağını ileri sürmektedirler.

41 Yalnızca bizim yaşamımızı önemli bakımlardan etkileyecek kararları veren kişilerle gerçekten biraradayken, neler olup bittiğini öğrenebileceğimizi ya da kendi görüşlerimiz ile içtenliğimizin onları etkileyebileceğini hissederiz. “Birarada bulunmanın” diyor Boden ve Molotch, “bedenin ‘hiçbir zaman yalan söylemeyen’ bölümüne, gözlere ‘ruhun pencerelerine’ erişebilme etkisi vardır. Gözlerin karşılaşması tek başına, bir yakınlık ve güven derecesini gösterir; birarada bulunan etkileşim içindeki insanlar, bedenin bu en incelmiş bölümünün incelmiş devinimlerini sürekli olarak gözlem altında tutarlar”.


"TOPLUMSAL ETKİLEŞİM VE GÜNLÜK YAŞAM. GİRİŞ Bir sokakta iki insan karşılaştığında, belirli bir uzaklıktan birbirlerini süzerler; yakınlaşıp birbirlerinin." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları