Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Metin Yazarı:H. Ozan Erzincanlı Sunum:Doğan Özgezgin/BODRUM

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Metin Yazarı:H. Ozan Erzincanlı Sunum:Doğan Özgezgin/BODRUM"— Sunum transkripti:

1

2 Metin Yazarı:H. Ozan Erzincanlı Sunum:Doğan Özgezgin/BODRUM

3 Son zamanlarda artan bir hızla üretilen sinema, edebiyat eserleri sürekli dünyanın sonunu işaret ediyor. 2012' de Maya takviminin son bulduğu ve bunun kıyamete yol açacağı söyleniyor. Acaba bunlarda gerçeklik payı var mı?

4 Gelecek geçmişte gizlidir felsefesine dayanarak bir süredir tarih öncesi insanı araştırıyorum. İnsan alet kullanmaya başladıktan sonra bildiğimiz anlamda insan olmuş. İlk basit el baltasını yaptıktan itibaren sürekli çevresindeki insana ait madde miktarını arttırmış. Her yeni buluş, yeni dönemin bir öncekinden çok daha hızlı değişmesi ile son bulmuş. Yani gelişme hep aynı hızda aritmetik dizisi halinde değil, ters geometrik dizi halinde ilerlemiş. Bunu biraz açarsak, basit taşların kullanımından el baltası kültürüne geçiş yüz binlerce sene sürmüş. Basit el baltası kültüründen gelişmiş el baltası kültürüne çok daha hızlı geçilmiş.

5 Son dönemden örnek vermek gerekirse son elli yılda hayatımıza giren internet, cep telefonu, klonlama gibi şeyler bundan hemen önceki beş yüz yıldaki gelişimle karşılaştırılamayacak kadar fazladır.

6 Gelin görün ki insanın bugüne gelmesinde yüz binyıllar geçmesine ve bu arada çok fazla gelişmeler olmasına rağmen insanın fiziki yapısında pek fazla değişim olmamış. Yani bundan yaklaşık yıl önce yaşamış Orinyasiyen insanı ile günümüz insanı arasında dış görünüş açısından pek bir fark yokmuş. Bu kadar süre içinde insanın en çok beyni gelişmiş. Boyut olarak değil ancak beyin büklümlerinin çokluğu olarak. Yani insan öncesi canlı diyebileceğimiz Neandertal insanının beyni bizimkinden büyüktü ancak bizden akıllı değillerdi.

7 İşte tüm bunları şu sonuç için anlattım: bilim adamları evrim ile ilgili çalışmaları sonucu defalarca görmüşler ki bir canlı bir yönde aşırı özelleşirse, türü yok oluyor! İnsan beyni de bedenin diğer kısımlarına kıyasla çok aşırı bir özelleşme göstermiştir ve bu durum insan türünün tükenmesine sebep olabilir.

8 Örneğin insan bu özelleşmiş beyni ile atom bombasını icat etmiştir. Bu icat tüm insan türünü yok edebilir. Dünyanın en büyük fay hattı olan Afrika’ daki Büyük Rift Vadisi'nde insanlar taş devrini yaşıyor iken çok büyük depremler olmuş ancak hemen o civarda yaşayanlar hariç insanlar pek zarar görmemiştir. Oysa aynı depremler bugün olsa bir atom bombasından çok daha fazla zarara ve ölüme sebep olur.

9 Günümüz İnsanı ve Yaşam Tarzı İşte son zamanlarda bunu çok düşünüyorum. Gelişmeler konusunda biraz durup düşünmeye ihtiyacımız yok mu? Bir bilim adamı bir yenilik bulduğunda en kısa sürede insanlığa yayılmalı mı bu yeniliği? Yoksa insanlık özelleşmiş beyni ile yavaş yavaş türünü yok etmek mi üzere?

10 •TV, radyo, cep telefonu, telsiz kullanımı amaçlı binlerce elektromanyetik dalga çevremizi sarmış durumda. Bu kadar çok elektromanyetik dalganın on yıllar içerisinde insanlığı ve diğer canlıların yaşamını ne yönde etkilendiğine dair geniş çaplı bir sonuca sanırım asla ulaşamayacağız çünkü bu asla ispatlanamayacak. Çünkü karşılaştırma yapılabilmek için bu durumdan etkilenmeyen tek canlı bulamayız. Acaba bu elektromanyetik dalgalar çorbasında gün be gün eriyor muyuz? •Dünyanın kabuğunu toprağı sürekli yollar, binalar, asfalt ve beton ile kaplıyoruz. Yağmurların akışı, suyun toplanıp dağılması ile ilgili büyük farklılıklar var yüz yıl öncesine kadar. Bu plansız mantolama işi korkunç seller şeklinde kendini gösteriyor. Ben bununla ilgili çok daha ciddi olumsuzluklar olabileceğini tahmin ediyorum.

11 •Yeraltından suları, petrolü, termal kaynakları, madenleri alıp alıp yeryüzüne dağıtıyoruz. Bunun olumsuz etkilerini halihazırda görüyoruz ve bence fazlasını göreceğiz. •Doğal ormanları yok ediyor veya bu ormanları insan yararına kullandığımız birer orman bahçesi haline getiriyoruz. Doğal meraları tahrip edip yerine çim alanı yapıyoruz. Ne de olsa biz her şeyin iyisini biliriz değil mi? •Çok katlı binalarda yaşıyor ve zaman geçtikçe binaları büyütüyoruz. İnsan için en iyisi, en sağlıklısı, en sürdürülebilir ve dünyaya en uygunu bu koca binalardır diye mi düşünüyoruz? Yoksa para dediğimiz maddeye hem bunları satan hem de satın alanlar olarak köle mi olmuş durumdayız?

12 •Tohumların genetik yapılarını değiştiriyoruz. Bunun sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum. •Gün içinde kilometrelerce yol gidiyor ve litrelerce (asla yerine aynı şekilde geri koyamayacağımız) petrol yakıyoruz. On binlerce yıldır yeraltında kalmış canlıların çürümüş suları -petrol- atmosferimize gaz olarak karışıyor. •Gün içinde on bazen bin kilometrelerce yol gidiyoruz. Sürekli farklı coğrafyalarda yaşıyoruz. Yukarıda bahsetmiştim, insanın fiziki yapısı on binlerce yılda çok az değişti. Yani fiziki yapımız gün içerisinde bu kadar farklı bölgelerde bulunmayı anlayamaz; buna adapte olamaz. Bir insan bence en fazla günlük on km’ lik bir alanda hareket etmelidir. Biz son yüz yıldır bunu çok aşıyoruz. Bence bu durum ilkel insanda asla görülmeyen birçok hastalığın sebebi.

13 Bu düşüncemi Dünya Sağlık Örgütü de destekliyor. Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa Bürosu, kronik hastalıkların önlenmesi için tarımsal üretimin yerel yapılıp yerel tüketilmesi ilkesini önermiştir. Çünkü: 1- İnsan sağlığına en uygun gıda kendi ekosisteminde yetişen ürünlerdir. 2- Yakın çevreden edinilen sebze ve meyveler tüketiciye varana kadar uzun bir yol kat etmek zorunda olmadığından henüz olgunlaşmadan toplanması gerekmez. Dalında olgunlaşmasına izin verilebilir. Böylece vitamin, mineral ve antioksidan içeriği daha yüksek olur. 3-Besinlerin ülkeler hatta kıtalar arasında taşınması için çok büyük enerji gereksinimi olmaktadır. Nitekim ABD’de bir yılda tüketilen enerjin toplamının %17’si gıda taşımacılığına harcanmaktadır 3. İnsanın beyninin aşırı özelleşmesinin, onun sonunu hazırlamakta olduğunu ispatlayan aslında burada sayılabilecek o kadar çok madde var ki…

14 Taş Devri Diyeti Ben en azından gıda alanında kendime bir sınır çizdim ve taş devri diyeti yapmaya başladım. Sadece gerçek gıdalar ve onların doğal yapısında bulunan gerçek besin maddeleri ile beslenmeye çalışıyorum. Bilmediğim bir yerlerde, hiç tanımadığım birileri tarafından, temelde kar elde etmek amaçlı içine bir şeyler katıştırılmış gıdaları tüketmiyorum. Meyve, sebze, tahıllar, baklagiller, yağlı tohumlar, et, tavuk, balık (bunların doğadaki halleri, yani kabuklu pirinç, kabuklu yer fıstığı vb.) benim için fazlası ile yeterli. Ayrıca böyle bir beslenme ile kolay kolay kilo da alınmıyor. Bu bağlamda beyaz ekmek dâhil un ve unlu mamuller, şeker ve şeker içeren gıdalardan uzak duruyorum. Böyle beslenmemin en temel sebebi günümüzün çeşitli yollarla farklılaştırılıp acayipleştirilmiş gıdaların, aslında bedenimize uygun olmaması. Organizmamız ve onu işleten sindirim, dolaşım, sinir sistemimiz; genetik olarak insanın yüz binlerce yıl önceki beslenme ve yaşam koşullarına uygun aslında. Örneğin şeker...

15 Şeker: Beyaz Bela Şeker 1300’ lü yılların sonunda Avrupa için bir yenilikti ve tıp alanında kullanılıyordu. Yani daha öncesinde insanın günlük besinleri içerisinde şeker kamışı veya pancarından alınıp eklenmiş şeker yoktu. Yüz binlerce yıldır gerçek gıda tüketmiş olan insanoğlu, azami son yediyüz yıldır şeker tüketiyor. Hem de son elli yıldır eskisine oranlar çok daha fazla tüketiyor. Ayrıca ilginç şekilde beyaz şeker tükettikçe lifli besinleri de tüketemez hale geliyoruz ve beyaz şeker bağımlılığı, beyaz un bağımlılığını da beraberinde getiriyor 4! Bitmedi. Şeker, Afrika kıtasının Avrupa’ lılar tarafından köleleştirilmesinin de baş sorumlusu. Bu konuda Henry Hobhouse' un yazdığı ve Türkçe' ye “Değişim Tohumları” olarak çevrilen kitabı okumanızı öneririm. Eğer şekerin insan sağlığına etkileri konusunda bana inanmıyorsanız lütfen gidin konuyu özellikle çocuklar konusunda metabolizma ve beslenme uzmanı olan tıp hekimleri var, onlara sorun.

16 Özet ve Son Söz İnsanlığın tarihi yüz binlerce yıla uzanıyor. İlk insandan bugüne bedenimiz hemen hemen aynı kalmış ancak beynimiz aşırı özelleşmiş. Bu beyin ile bir çok yenilik yapıyor, bedenimizin adapte olup olmayacağını sorgulamadan doğamıza aykırı bir hayat sürdürüyoruz. Bilim adamları bir canlı türünün bir organının diğer organlarına göre aşırı özelleştiği durumda yok olduğunu söylüyor. İnsan ise bu özelleşmiş organ beyin olduğu için bu yok oluştan kurtulabilir diye umuyoruz. İçinde bulunduğumuz 2009 yılının Aralık ayı çok önemli tarihlerden biri. Tarihi Kopenhag iklim zirvesi bu ay yapılıyor. Büyük adamlar olası bir yok oluşu önlemek için 2 hafta toplantı yapacaklar.

17 Greenpeace örgütü, Kopenhag’ ta dişe dokunur kararlar alınmazsa 2020 yılında dünya liderlerinin yaşlı halleri ile çıkıp ne diyeceğini afişleştirmiş. Recep Tayyip Erdoğan biraz yaşlanmış olarak 2020' de şöyle diyor "Özür dilerim. Kopenhag' da iklim değişikliğini önleme şansımız vardı ama maalesef hiçbir şey yapamadık.“ Açıkçası medeni tarih boyunca insanlık olarak aklımıza çok güvendik ve güç ve haz için önümüze çıkan her fırsatı değerlendirdik. Ancak sanırım artık kredimiz tükendi. Kopenhag’ da toplanan liderlerin şunları anlamasını ve etkin kararlar alması gerektiğini düşünüyorum:

18 •Mevcut durum sürdürülebilir değildir ve acil önemler alınmak zorundadır. •Endüstrileşmenin önüne geçecek yerel ve geleneksel yapılar desteklenmeli; merkezileşme ve globalleşme önlenmelidir. •Hayatlarımızı biraz küçültüp yavaşlatacak önlemler alma sorumluluğu gösterilmek zorundadır. Dünya ve insanlık hidayete erer mi bilmiyorum, ancak son günlerde sık sık Robert Louis Stevenson’ un şu sözünü tekrarlıyorum: Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir. Saygılarımla, H. Ozan Erzincanlı Kaynakça: 1 LEAKEY, L.S.B., İnsanın Ataları. Ankara Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bürosu. CINDI dietary guide., yıl Agrofuels special issue. Seedling Biodiversity, Rights and Livelihood. Temmuz Hobhouse, H. Değişim Tohumları / İnsanlık Tarihini Değiştiren 6 Bitki, 2007


"Metin Yazarı:H. Ozan Erzincanlı Sunum:Doğan Özgezgin/BODRUM" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları