Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Boş zaman olgusu. Zaman Kavramı Zaman, "hareketi ve oluşu çevreleyen, var oluşun içinde cereyan etti ğ i kozmik süreç"tir (Demir ve Acar,1992:389). Bir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Boş zaman olgusu. Zaman Kavramı Zaman, "hareketi ve oluşu çevreleyen, var oluşun içinde cereyan etti ğ i kozmik süreç"tir (Demir ve Acar,1992:389). Bir."— Sunum transkripti:

1 Boş zaman olgusu

2 Zaman Kavramı Zaman, "hareketi ve oluşu çevreleyen, var oluşun içinde cereyan etti ğ i kozmik süreç"tir (Demir ve Acar,1992:389). Bir başka ifadeyle, "insan yaşamının yerine göre uzun ya da kısa süreli, yinelenmesi olanaksız, başlangıcı ve sonu belli, saatle ölçülebilen bir bölümüdür" (Tezcan,1982: 7). Zaman çeşitli kısımlara ayrılmaktadır: 1)Var olmakla ilgili zaman, 2) Geçimle ilgili zaman, 3) Boş zaman (Tezcan,1982: 7). Buna benzer di ğ er bir sınıflamada şöyledir: 1) Çalışma zamanı, 2) Kişisel ihtiyaçların karşılandı ğ ı zaman 3) Boş zaman (Leitner vd., 1989: 4).

3 Boş zaman", "serbest zaman", "iş- dışı zaman", "özgür zaman“ deyimleri bazı farklarla aynı kavramı açıklama ğ a çalışmaktadırlar: Kişilerin gelir karşılı ğ ı çalıştıkları zamandan artan ve kullanımı kişisel tercihlerine kalan zaman. Ancak işe gidiş-geliş, günlük ihtiyaçlar için alış-veriş, istenmeyen bir akraba ziyareti hep bu zaman içinde olaca ğ ından bu zamanın tümünün kişinin temel tercih ve ilgileri yönünde de ğ erlendirildi ğ i düşünülemez. Bu zamanda gerçekleştirilen eylemlerin ne derece "zorunlu" veya "ihtiyari“ olaca ğ ı ve ne derece boş zaman eylemi sayılabilece ğ ini kestirmek de güçtür. Bu açıdan bu deyimlerin neleri tarif etti ğ i üzerine kesin bir anlaşma da olamamaktadır. Ancak burada boş zaman ve serbest zaman terimleri genel anlamda işden arta kalan zamanın tümü olarak kullanılmıştır.

4 Boş zaman genelde iş/çalışmayla ilintili görülmüştür. İ şten artan, geriye kalan, ba ğ layıcılık ve zorunluluktan uzak bir zaman olarak tanımlanmıştır. Bu zaman dilimi, kişinin özgür iradesiyle, kendi istenciyle kullanaca ğ ı, tasarrufta bulunaca ğ ı bir zaman dilimidir. Ancak zamanla çalışmanın önceli ğ i sorgulanmaya başlandı ğ ından bugün bir çok sosyolog, boş zamanı kendi ba ğ lamıyla ilintili tanımlanması gere ğ inden söz etmektedir.

5 Boş zaman” en basit anlamıyla dolu olmayan zaman dilimi olarak tanımlanabilir. İ ngilizce’de “leisure / spare time” anlamına gelen bu kavram; “boş zaman, işsizlik, serbestlik, boş, serbest” anlamına gelmektedir Başka bir deyişle boş zaman; kişinin çalışma, uyku ve temel ihtiyaçlarını karşılamak dışında kalan vaktidir Crandall ise, boş zaman terimini “herhangi bir güdüye dayandırılan ihtiyaçlar için harcanan serbest zaman” şeklinde tanımlamaktadır. Tezcan’a göre ise boş zaman “bireylerin hem kendisi, hem de başkaları için bütün zorunluluklardan ve ba ğ lantılardan kurtuldu ğ u ve kendi iste ğ iyle seçece ğ i bir faaliyetle u ğ raşaca ğ ı zaman”dır.

6 1. Boş zamanların de ğ erlendirilmesi ile insanların dinlenme ve e ğ lenme gereksinimleri karşılanır. Böylece bireylerin hayata ba ğ lılıkları güçlenir ve kişiler mutlu kılınmış olurlar. 2. Boş zamanlarını iyi de ğ erlendiren kişi sa ğ lıklı bir kişilik geliştirir. 3. Boş zamanları de ğ erlendirme bireylere çeşitli doyumlar sa ğ lar. Bu doyumlara örnek olarak; yaratma zevki, arkadaşlık kurma gibi sosyal doyumlar, macera ve yeni deneyimler edinme arzusu, başarı duygusu, fiziksel sa ğ lamlık, zihinsel güçleri kullanma, duygusal doyum, dinlenme ve rahatlama vb. verilebilir.

7 Boş zamanlarda yapılabilecek bir çok önemli ve de ğ erli etkinlik sayesinde parlak bir gelece ğ e bile sahip olunabilir. Halbuki ço ğ u insan para kazanma telaşı içinde boş zamanlarını yeterince iyi de ğ erlendirememektedir. Kişinin boş zamanı de ğ erlendirme etkinli ğ ine katılması, etkinli ğ in türü ve katılma sıklı ğ ı temelde onun içinde bulundu ğ u gereksinimleriyle ilişkilidir. Boş zamanı de ğ erlendirme davranışını etkileyen etmenlerle ilgili bir çok araştırma yapılmıştır. 1959’da Havighurst ve Donald’ın yaptıkları ve yine Havighurst’un 1961’de yaptı ğ ı araştırmalara göre boş zamanları de ğ erlendirme etkinliklerine katılmanın en önemli nedenleri şunlardır: 1. Boş zamanı zevk alarak yaşamak, 2. İ şten farklı bir şeyler yapmak, 3. Arkadaşlarla etkileşim kurmak, 4. Yeni deneyimler yaşamak, 5. Bir şeyler başarma duygusu yaşamak, 6. Yaratıcılık duygusunu tatmak, 7. Toplumsal yarar elde etmek, 8. Zaman geçirmek.

8 Pierce ise 1980’de yaptı ğ ı bir araştırmayla boş zaman etkinliklerine katılma nedenlerine aşa ğ ıdaki dört farklı ihtiyacı da eklemiştir: 1. Dinlenme ve rahatlama ihtiyacı, 2. Güçlü ve üstün olma ihtiyacı 3. Coşku ve yenilik ihtiyacı, 4. Entelektüellik ve hoşsohbetlilik.

9 Boş zaman kavramı, düşüncede hoşnutluk yaratan, arzu edilen zamanı ifade etmektedir (Freysinger, 95; Kelly ve Kelly, 1994). Kısacası boş zaman; serbest, zorunlu olmayan zamanı kapsamaktadır (Khan, 1997). Samdahl (1991) boş zamanı bir tür özgürlük olarak nitelendirmiştir. Boş zaman, hayatın gerekliliklerinin yerine getirilmesinden sonra arta kalan zaman olarak tanımlanırken zaman ö ğ esi açısından yaklaşıldı ğ ı görülmektedir (Karaküçük, 27). Boş zaman kavramı ço ğ u zaman serbest zaman kavramı ile karıştırılabilmektedir. Boş zaman, iş saatleri dışındaki serbest zaman aralı ğ ıdır. Serbest zaman; özgürce geçirilen çalışma dışı zamandır. Boş zaman, kişinin çalışma dışı faaliyetler için kullandı ğ ı zaman aralı ğ ı olup serbest zamanın bir parçasıdır. Kişiler e ğ er serbest zamanlarında çalışma kaygısı olmaksızın diledikleri gibi hareket edebiliyor ve bu faaliyetlerden hoşnutluk, mutluluk duyarak tatmin oluyorlarsa boş zaman faaliyeti gerçekleştirmiş olurlar.

10 Mieczkowski serbest zamanı (free); hiçbir faaliyette bulunulmadan geçirilen zaman olarak, boş zamanı (leisure) (Serbest zaman (free) ve boş zaman (leisure) kavramları birbirlerine çok yakın kavramlar olup, di ğ er dillerden Türkçe’ye tercümelerinde tam karşılıklarının bulunmaması nedeniyle tartışmalara yol açabilmektedir.) ise; özel sayılabilecek nitelikteki faaliyetlere katılarak geçirilen zaman şeklinde ifade etmiştir. Boş zamanın bazı özellikleri şunlardır (Mieczkowski, 1990, 9-10); Dıştan gelen zorlamalara ba ğ lı kalmadan bireysel kontrolün sa ğ landı ğ ı, E ğ lenme, hoşnutluk, mutluluk duygusu uyandıran, Herhangi bir ücretin alınmadı ğ ı, Kendi kendine olan, tatmin edici deneyimlerin yaşandı ğ ı zaman aralı ğ ıdır. Yukarıda belirtilen özellikler nedeniyle, birçok filozof ve sosyologa göre boş zamanın tanımını yapmak oldukça zor bir iştir. Çünkü boş zaman sübjektif bir yapıya sahiptir. Boş zamanla ilgili tanımlar da tanımın içerdi ğ i amaca göre de ğ işiklik gösterecektir (Hall ve Page, 1999, 3) Boş zamanın çalışma dışı zaman olması, kişilerin çalışma süreleriyle boş zamanları arasındaki ilişkiyi belirlemektedir. Yani, kişilerin çalışma süreleri arttıkça boş zamanları azalmakta, çalışma süreleri azaldıkça boş zamanları artmaktadır. Yapılan araştırmalar, sanayileşmeyle birlikte insanların yaptı ğ ı birçok işin makineler tarafından yapılmaya başlanmasının çalışma sürelerini azalttı ğ ını göstermektedir. Yine benzer araştırmalar, sanayileşmiş ülkelerde yaşam şartlarının iyileşmesi ve sa ğ lık alanındaki gelişmeler ile birlikte insan ömrünün de uzadı ğ ını göstermektedir. İ nsanlar geçmiş yıllara oranla daha az çalışmakta ve daha uzun süre yaşamaktadır. Bu tür gelişmeler, insanların serbest zamanlarında da bir artışa neden olmakta, dolayısıyla boş zamanı artan insanlar daha fazla boş zaman faaliyetlerine katılma fırsatı bulabilmektedir (Demir ve Çevirgen, 2006, 5).

11 Boş zaman kavramı ço ğ u kez işin ya da çalışmanın dışında arta kalan zaman olarak açıklanmaktadır. Bu nedenle çalışma ile boş zaman arasında belirgin bir ilişki bulundu ğ unu, boş zamanının çalışma kavramı ile açıklandı ğ ını söylemek mümkündür (Mullett, 1988: ). “Boş zaman” ilk olarak Thornstein Veblen tarafından ünlü kitabı “The Theory of Leisure Class” (Aylak Sınıf Teorisi)’da tanımlanmıştır. Ancak Veblen çalışmasında “boş zaman”ın kendisinden çok “boş zaman”ı kullanan gruplar üzerinde durmuştur. Veblen tüketimin sadece biyolojik ihtiyaçların tatminin ötesinde toplumsal statü göstergesi olma özelli ğ ini ifade etti ğ i teorisini geliştirdi ğ i dönemin etkisiyle teorisini daha çok fiziksel olarak çalışmayan, sadece üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurmaları sebebiyle bunların getirilerini tüketen sınıfı dikkate almıştır (Kıray, 2005: 17-18). Veblen’in bu sınıfsal yaklaşımı günümüz açısından geçerlili ğ ini yitirmiş gibi görünmektedir. Çünkü, Veblen analizinin a ğ ırlık noktasını emek sarf etmeden tüketim yapabilecek servete ya da gelire sahip olan bireylere ayırmıştır ve bu gruba “Aylak Sınıf (Leisure Class)” adını vermiştir. Veblen’in “zamanın üretici olmayan tüketimi” olarak nitelendirdi ğ i “Boş Zaman (Leisure Time)” (Veblen, 2004: 44) kavramı günümüzdeki anlamıyla yine bu sınıfı kapsıyor olsa da kapsamı çalışan sınıfları da içerek şekilde genişlemiştir. Bugünkü kullanımı itibariyle boş zaman ilgisi daha çok çalışan sınıfların boş zamanı olarak de ğ işimgöstermiştir. Bununla ilgili yapılan tanımlamalar da daha çok, boş zamanı çalışmanın dışında gerçekleşen zaman olarak nitelendirme e ğ ilimindedir.

12 Günümüzde boş zaman, işin zorlayıcılı ğ ından kurtulma ve gevşeme olarak tanımlanmaktadır (Aytaç, 2006: 28). Bu şekilde bir tanımda, işin, üretim sürecine dahil olmanın sıkıntı verdi ğ i, rahatsız edici oldu ğ u, bireyin belirli bir zahmet altına girdi ğ i, özgürlü ğ ünün bir anlamda kısıtlandı ğ ı peşinen kabul edilmiş olmaktadır. Örne ğ in, Schumacher’e göre, eme ğ e ödenen ücret boş zamandan yapılan fedakarlı ğ ın karşılı ğ ıdır. Linder’a göre de “çalışma ço ğ unlukla boş zamanda harcanacak gelirin kazanılması olarak görülmektedir. Boş zaman da ço ğ unlukla stresten uzaklaşma ve rahatlama zamanı olarak görülmektedir.” Bununla birlikte De Grazia da “saate ba ğ lı zamanın serbest olamayaca ğ ını” söylemekte ve “saatin tiranlı ğ ı”ndan bahsetmektedir. Zira, boş zaman işe geri dönüşü için bir hazırlanma süresi oldu ğ u için aslında serbest bir zaman dilimini ifade etmemektedir.

13 DeGrazia’nın tespitlerinin çok do ğ ru oldu ğ unu hemen belirtmek gerekir. Çünkü, ne kadar zaman çalışılaca ğ ına, ne kadar süreyle çalışılaca ğ ına, ne zaman iş başı yapılaca ğ ına, ne zaman ara verilece ğ ine, çalışanın kendisi de ğ il, onu çalıştıranın denetimindeki saat söylemektedir. Denetim içindeki zaman dilimi, denetim dışında oldu ğ u ileri sürülen zaman dilimini de, işe gidip gelmek için harcanan zaman, iş için yapılan hazırlıklar gibi u ğ raşlarla da denetlemektedir. Böylelikle boş zaman daha geniş bir ifade ile zaman bireyin do ğ al zamanının ötesinde birey tarafından belirlenen bir süreyi de ğ il, başkaları tarafından, saat aracılı ğ ı ile denetim altına alınan süreyi ifade etmektedir. Geniş anlamda zamana ba ğ lı olarak boş zaman da böylelikle aslında sistem tarafından denetim altına alınmış süreyi ifade etmektedir. Gerçekten de ilk bakışta boş zaman, iş dışındaki sürede bireylere bırakılan zaman olarak görülmektedir. Öyle ki, insanlar çalışma düzenin kendilerine tanımlamış oldu ğ u çalışma günü ve saati dışındaki zamanları boş zaman olarak kullanmaktadırlar. Ancak, yukarıda da ifade edildi ğ i gibi, boş zaman aslında disipline edilmiş ve kesin sınırları çizilmiş kısaca denetim altına alınmış bir zaman dilimi olarak tanımlanabilmektedir. Çünkü, boş zamanın ne oldu ğ unu disipline edilmiş çalışma ve saat belirlemektedir. Dolayısıyla, boş zaman gerçek anlamda özgür zaman de ğ ildir. Bunun nedeni, boş zamanın kişinin kendisini çalışma için yenilemesi, stresten uzaklaşması ve tekrar çalışmak için gerekli olan gücü toplaması için gerekli olan zaman olarak belirlenmiş olmasıdır.

14 Sistemin boş zamanı denetim altına almasının en önemli nedeni, boş zamanın, sistemin devamlılı ğ ının ve gelişmesinin gerektirdi ğ i tüketimi gerçekleştirmek için kullanılan zaman dilimini ifade etmesidir. Bu nedenle sistem açısından boş zaman, bireylerin serbest kararlarına bırakılamayacak kadar de ğ er kazanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla, bireylerin boş zamanlarını kullanma biçimleri de sisteminin ilgilendi ğ i bir konu haline gelmiştir. Hem boş zamanın belirlenmesinin hem de içeri ğ inin nasıl doldurulaca ğ ının bireylerin kendi denetiminde olmamasını, aksinde sistem denetiminde olmasını bu makalede “boş zamanın manipülasyonu” olarak adlandırmayı tercih ettim. Çünkü, boş zamanın kendisi, çalışılmayan di ğ er bir ifade ile üretim süreci dışındaki zamanı ifade etmek üzere sistem tarafından yaratılmakta ve üretim süreci dışındaki bu zaman diliminin doldurulaca ğ ının bilgisi de yine sistem tarafından empoze edilmektedir. Günümüz bireyleri için boş zaman bir rahatlama ve iş ortamından uzaklaşıp kendisini yeniden üretme zamanı olarak tanımlanmaktadır. Daha önce yapılan tanımlarda da oldu ğ u gibi, boş zaman bireylere çalışma süresi dışında verilmiş olan, dolayısıyla da çalışma ile anlam bulan bir zaman dilimini ifade etmektedir. Dolayısıyla boş zaman temelde çalışma düzeni tarafından oluşturulmaktadır.

15 Serbest zaman ya da boş zaman, iş ve gerekli kişisel faaliyetler dışında geçirilen zaman dilimidir. Bir başka deyişle yemek, uyku, işe gitme, şirket idaresi, okula gitme, ödev yapma ve ev işleri gibi mecburi faaliyetlerin öncesi veya sonrasında dinlenmeye ayrılan keyfî zamandır. İ nsanların çalışma hayatından ve gündelik işlerinden arta kalan süreçte kendi gelişimlerini sa ğ lamak adına sanatla, politikayla, sporla vs. u ğ raşmalarını ifade eder.sanatla politikaylasporla

16 Boş zamanın ba ğ ımsız bir yaşam alanı olarak algılanmasının tarihi eski de ğ ildir. Özerk bir boş zaman algısı daha çok modern döneme aittir. Endüstriyalizmle birlikte de ğ işen toplumsal ve kültürel hayat, kendi içinde özerk yaşam alanları ortaya çıkardı. İ şin/çalışmanın (work), zorunlu, eşgüdümlü, kuralcı, örgütlü ve ritüel bir kurguya kavuşması, çalışma dışı alanın da endüstriyel egemen ilkeler do ğ rultusunda dönüşmesini mümkün kıldı. Taylorist/fordist çalışma düzeninin sınır tanımaz yayılmacılı ğ ı, işlik dışı alanı da kendi ölçe ğ inde disipline ederek rasyonel bir örgütsel işleyişe açmaktadır. Taylorizm sadece üretim süreciyle sınırlı kalmadı, üretim dışı boş vakit alanları, e ğ lence, tüketim aktiviteleri vs. taylorcu mantık tarafından reorganize olmaktadır. Bir başka deyişle Taylorizm üretim kadar tüketimi de düzenlemekte, boş vakit ve tüketim etkinlikleri taylorcu kâr/maliyet hesaplarına göre işlemektedir (Webster-Robins, 1989: 334). Bürokratik rasyonalitenin işlik dışı alanı kuşatması, boş vakit kavramında kimi anlamsal kaymalara sebebiyet vermektedir. Çünkü, boş vakitler, spontane yaşanacak, çalışanların kendilerini yeniden kuracakları e ğ lenti/dinlenti alanları olmaktan çıkarak, yapay e ğ lenim iste ğ i üreten dev endüstrilerin planlama ve tasarım hesaplarına göre reorganize olmakta ve bu yönde yeni anlamlar kazanmaktadır.

17 Boş zaman, kişinin işe, işle ilgili sorumluluklarına, kendisinin ve ailesinin bakımına ayırdı ğ ı zamanın dışında kalan, dolayısıyla zorunluluklarının olmadı ğ ı özgür bir zaman birimi olarak tanımlanmaktadır (Karaküçük, 1999). Günümüzde endüstri ve teknolojideki gelişmeler, kalkınma ve refahtaki büyük aşamalar ile makinenin insan üzerindeki egemenli ğ i, bu defa çalışmaya bir tepki oluşturarak, serbest zamana ilginin artmasına neden olmuştur. Çalışma saatlerinin; refahtaki artış ve otomasyon, dinlenme; rekreasyon etkinliklerinden daha fazla yararlanma, daha çok seyahat edebilme, de ğ işik bir sorun olarak da artan işsizli ğ e bir çare ve yaşanan ekonomik krizleri yenme amaçlarıyla azaltılması süreci hızlı bir şekilde devam etmektedir. ABD ve ço ğ u gelişmiş Avrupa ülkeleri çalışma sürelerini sürekli aşa ğ ılara çekmektedirler. Çalışma kültürünün yo ğ un olarak kendini gösterdi ğ i Japonya gibi ülkelerde de çalışma sürelerini azaltmak, tatilleri uzatmak, fazla mesaileri kaldırmak gibi önlemler kendini göstermektedir (Karaküçük, 1999).

18 Boş zaman, büyük ölçüde işin gereklili ğ i ve zorlayıcılı ğ ından kurtulma, özgürleşme anlamı taşır. İ radi yönelmeler ve tercihleri kapsayan bir serbest olma zamanı/yaşamı olarak tanımlanır. Özgürleşmeden denetime kadar bir dizi anlamı içerir. Özellikle de, seçme/tercih, kaçış, spontanelik ve özgürlük anlamlarıyla yakından ilişkilidir. İ ş’in zorlayıcı dünyasından, gevşeme, ferahlama ve de kendini salıverme durumuna bir nevi kaçışı ifade eder (Hibbins, 1996: 23). Boş vaktin anlamı ve taşıdı ğ ı felsefi derinlik, günümüze gelinceye kadar olabildi- ğ ine farklılaşmıştır. Antik Yunan’da1, serbest olma, özgürleşme, rahatlık ve gevşe- me kavramlarıyla daha fazla ilişkiliyken ve sınıfsal bir iyelik olarak görülürken, şimdilerde bu anlamlarından büyük ölçüde uzaklaşmış, bireysel inisiyatifin, istemli tercihlerin ve özgürlü ğ ün alanı olmaktan çıkarak kurumsal/hegemonik aygıtların kontrolüne aldıkları, farklı maksatlara göre organize ettikleri sınırlı/sorumlu kulla-nım sı ğ ası olan bir zaman/yaşam alanı olarak anlaşılmaktadır.

19 Boş zamana dönük bu algısal de ğ işimde, kuşkusuz kapitalizmin yükselişi ve modernite büyük rol oynamıştır. Kapitalizmin, sosyal yaşamı çalışma ve boş zaman diye iki farklı kutuba ayırmış olması, geçmiş yüzyıllarla kıyaslandı ğ ında oldukça devrimci bir gelişme olarak görülebilir. Kapitalist çalışma düzeninin büyük ölçüde formel, disiplinli, kuralcı ve örgütlü bir kurguya yaslanmış olması, do ğ al olarak ça-lışma dışı alanı karşıt bir disiplin içinde kurmaya götürmüştür (bkz. Beneton, 1991). Bu kurgu, çalışma dışı yani boş/serbest olma zamanı/faaliyetlerinin de kurumsallaş-masına ve ayırıcı bir nitelik kazanmasına neden olmuştur. Kapitalizmin aldı ğ ı mesa-feye paralel şekilde, boş zaman süreleri artış göstererek, sosyal yaşamda, boş zama-na do ğ ru bir odak kayması görülmüştür. Bu aşamada, boş zamanın zenginleştirilme-si ve çoklu maksatlara içkin düzenlenmesi yolundaki çabalar ivme kazanmıştır. Ö-zellikle, iş örgütlerindeki çalışma merkezli patolojiden kurtulmak, yani stres, yalnız-lık ve yabancılaşmaya dayalı günlük hayata içkin şizoid yarılmaların önünü almak için boş vakit bir can simidi olarak modernitenin yeniden keşfetti ğ i ve pratik kaygı-larla alanını ve önemini genişletti ğ i bir iyi yaşamın adresi haline gelmiştir. Erken kapitalizmin püriten çalışmaya, tasarrufa, üretim ve yatırıma atfetti ğ i kut-siyetle (bkz. Macfarlane, 1993) adeta tezat teşkil edercesine, yeni kapitalizm, tüke-timi yüceltmekte, alış- satışı kutsamakta, üretim süreçlerine verdi ğ i deste ğ i artık tü-ketimi maksimize etme yolunda kullanmaktadır. Tüketim(ci) toplumunun arkaplanında güçlü bir kapitalist kültür bulunmakta, bu kültür, hayatın oda ğ ına tüke-timci refleksleri, tüketime ilişkin marka ve sembolleri koymakta, bunun etrafında yaşam stili ve kimlik yapıları inşa etmektedir.

20 Tüketimcili ğ in kendisini ortaya koydu ğ u yaşam alanları ise büyük ölçüde iş dışı leisure/boş zaman alanlarıdır. İ nsanlar zorunlu çalışmadan geriye kalan zamanlarını, daha çok tüketim odaklı etkinliklerle geçirmektedirler. Kapitalizm için hedef, artık her tür tüketimci siyasanın realize edildi ğ i boş zamanı ele geçirmek, maksatlı kulla-nıma açmak, bu yolda, yeni boş zaman eti ğ i (ideoloji, de ğ er, kanaat vs.) yaratmaktır. Böylelikle, tüketimcilik bir yaşam biçimine dönüştürülmüş, marka ve sembollerin peşinden koşan tüketici bilinç inşa edilmiş olmaktadır. Kapitalizm, hegemonik bir iktidar aracı oldu ğ undan bu konumunu sürdürecek ideolojiyi farklı kanallarla kitleye benimsetmeye, bir başka deyişle boş zamanı kolonize etmeye büyük çaba sarfeder (bkz. Aytaç, 2004: 116). Kapitalizm ve modernite ile birlikte boş zaman, çok farklı toplumsal alanlarla ör-ne ğ in, sınıf, statü, yaşam tarzı, tüketim, medya, kültür endüstrisi, yabancılaşma vs. ilişkili hale gelmiştir. Bu ilişki alanları, çok belirgin bir şekilde boş zamanın içeriminde yaşanan zenginleşmeyi ve farklaşmayı da ele vermektedir. Boş zaman bu nedenle, çok de ğ işik ticari, ideolojik, medyatik, iktisadi, kültürel ve de manipülatif ba ğ lamlara sahip bir yaşam alanı olarak görülebilir.

21 Boş zamanın kapitalist sistem tarafından kârlı bir de ğ iş tokuş aracı olarak keşfedilmesiyle, boş zamanın do ğ asında ve kullanım de ğ erinde büyük farklaşmalar yaşandı. Boş zaman başlangıçta nicel olarak artırıldı ve bu zamanın kapitalist çarkı döndürecek tarzda bir tüketim üssü olarak düzenlenmesi yoluna gidildi. Zira tüketim faaliyeti de en fazla, çalışma dışı saatlerde artış gösterdi ğ inden, iş dışı alanların artan bir ivmeyle kapitalist düzenlemelere konu oldu ğ u, tüketimci bir karakter kazandı ğ ına tanık olundu. Bu süreçte, mekânlar, alışveriş merkezleri, e ğ lence yerleri, oyun/temsil salonları, parklar, turistik bölgeler/aktiviteler vs. gerçekte, tüketimcili ğ i artırmanın, kapitalist sistemi restore etmenin aracı kurumları olarak öne çıktılar.

22 Boş zaman teorisyenleri, Antik Yunan’ı genelde, boş zamanın ilksel algılamarı/deneyimleri ile sınıfsal boş zamanın başlangıç noktası olarak ele alırlar. İ şe ve boş zamana ilişkin tutumların ilk kristalize örnekleri olarak Eski Yunan ve Roma tecrübelerini öne çıkaran çalışmalardır.

23 Boş Zaman Ya da Çalışma Dışı Zaman Çalışma dışı zaman, üçe ayrılarak incelenmektedir: 1) Fizyolojik ihtiyaçları karşılamak için, yemek yemek, uyumak vücut temizli ğ i gibi durumlar için harcanan süreç 2) Çalışma dışı zorunluluklar (yarı boş zaman), ev işleri, alış veriş gibi işler için harcanan zaman ve 3) Boş zaman, ya da tümüyle bireyin serbest istencine dayalı geçirmesi gereken zaman.

24 Boş zaman aktivitelerine yönelik genel bir sınıflandırma yapan Robert Stebbins ise boş zaman aktivitelerini “ciddi (serious) boş zaman” ve “kayıtsız (casual) boş zaman” olarak ikiye ayırmıştır. Bu sınıflandırmanın, aktif/pasif, açık/kapalı, zihinsel/fiziksel gibi daha önceden yapılan tüm sınıflamaları içine alabilecek kadar kapsamlı oldu ğ u ifade edilmektedir (Gould, 2005). 30 yıl süren etnografik çalışmalar sonucunda ortaya konan bu sınıflandırmanın di ğ er sınıflandırmalardan daha kapsamlı oldu ğ u belirtilmekle birlikte; Türkiye’deki boş zaman araştırmalarında henüz kavramsal bir çerçeve olarak ele alınmamıştır. Bu anlamda, boş zaman etkinliklerine olan talebin giderek artış göstermesine paralel olarak, ciddi ve kayıtsız boş zaman etkinliklerinin kavramsal olarak ele alınması ve alana sa ğ lanacak kuramsal katkı çalışmanın önemini oluşturmaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen araştırmanın temel amacı, bu alanda yapılan çalışmaların incelenmesi ve “ciddi ve kayıtsız boş zaman” perspektifinin kavramsal olarak ele alınmasıdır. Bu amaç çerçevesinde geçmişin ışı ğ ı altında günümüze yansıyan “ciddi” ve “kayıtsız” boş zaman kavramlarını incelenmesi kapsamında, alan yazın taramasıyla erişilebilir nitelikte süreli yayınlara ulaşılarak derleme yönteminden yararlanılmıştır.

25 Ciddi Boş Zaman Stebbins, yapmış oldu ğ u araştırmalarda (1977, 1980, 1982, 1992, 1996) ciddi boş zaman etkinliklerinin do ğ asını psikolojik, sosyo-psikolojik ve sosyolojik yönden incelemiştir (Gould, 2005) ve 30 yıl süren etnografik çalışmalar sonucunda ciddi boş zamanı şu şekilde tanımlamıştır; “Özel bilgi, beceri ve deneyim gerektiren, oldukça önemli, ilginç ve tatmin edici olan amatör, hobi ya da gönüllü faaliyetler ile ilgili kariyer elde etmek amacıyla, seçilen etkinli ğ e sistematik bir şekilde katılım göstererek takip etmek için harcanan zaman dilimidir” (Stebbins, 1982; 1997; 2007; 2008; 2012). Ciddi boş zaman aktiviteleri ise “kariyer elde etmek amacıyla oldukça önemli, ilginç ve tatmin edici olan, kendine özgü bilgi, beceri ve deneyim gerektiren amatör, hobi ya da gönüllü faaliyetlerdir” (Stebbins, 1982; 1997; 2007; 2008; 2012) şeklinde tanımlanmıştır. Yapılan tanımlamalardan hareketle İ ngilizce serious leisure ifadesinin Türkçe karşılı ğ ı olarak ciddi boş zaman ifadesinin kullanılması uygun görülmüştür. Çeviri sorunları özellikle teorik ve kavramsal çalışmalarda kelimenin tam olarak anlamını taşıyabiliyor olması ya da anlam kayması kaygısını yaratmaktadır. Stebbins (1982: 258) ortaya koydu ğ u kavramsal çerçevede İ ngilizce serious kelimesinin “büyük ciddiyet, resmiyet, iç kapayıcı, neşesiz ve şaka olmayan” anlamlarından ziyade; “içtenlik, samimiyet, istek, önem, özen, itina” sıfatlarıyla ilişkili oldu ğ unu ve anlam buldu ğ unu ifade etmiştir. Bu bakımdan dilimizdeki ciddi kelimesinin “a ğ ırbaşlı, tehlikeli, endişe veren, a ğ ır, şaka olmayan” anlamlarının yanı sıra “titizlik göstermek, önem vermek, gerçek, önemli” (Türk Dil Kurumu Sözlü ğ ü) anlamlarını da taşıdı ğ ı bilinmektedir. Bu nedenle, serious leisure’ın Türkçe karşılı ğ ı olarak “ciddi boş zaman” kullanılmış ve titizlik gösterilen, önem verilen boş zaman şeklindeki anlamlarıyla karşılık buldu ğ u düşünülmüştür.

26 Ciddi Boş Zamanın Ayırt Edici Özellikleri Stebbins (1982: ) ciddi boş zamanı kayıtsız boş zamandan ayıran altı ayırt edici özellik oldu ğ unu belirterek bu özellikleri şu şekilde sıralamıştır;  Boş zamanda gerçekleştirilen faaliyet konusunda sebat etmek,  Boş zaman kariyeri elde etmek,  Kişisel ve kayda de ğ er bir çaba harcamak,  Somut ve sürekli faydalar sa ğ lamak,  Özgün normlar, inançlar veya de ğ erler sisteminden oluşan sosyal bir dünya yaratmak ve bu sosyal toplulu ğ un üyesi haline gelmek,  Seçilen aktiviteyle katılımcı arasında güçlü bir ba ğ oluşturmak (Gibson ve ark., 2002; Gould, 2005; Shen ve Yarnal, 2010; Stebbins, 1982; 1997; 2007) olarak sıralanmıştır. İ lk ayırt edici özellik, boş zamanda gerçekleştirilen faaliyet konusunda sebat edilmesidir. Boş zaman katılımcıları katıldıkları aktiviteden genellikle mutlu hatıralar ve hoş anılar elde etseler de, sahne heyecanı ve korkusu, utanç duygusu, dondurucu so ğ uk hava koşulları, kaygı ve endişe, yorgunluk ve sakatlanma, ve bunun gibi gerilimlere maruz kalabilmektedirler. Bu nedenle bir aktiviteye ba ğ lı kalmak, pozitif duygular edinmekle beraber o aktivitenin zorluklarıyla başa çıkmak ve sebat etmekle de ilgilidir. Tehlikenin üzerine gitmek, kaybeden bir takımı desteklemek, bir aktivitenin zorluklarıyla ya da karşı karşıya kalınan bir problemle başa çıkabilmek için sebat etmek, ciddi boş zamanı kayıtsız boş zamandan ayıran en temel özelliktir.

27 Di ğ er bir özellik ise katılımı sa ğ lanan aktivitede aşama kaydederek başarılara imza atmak; çaba ve mücadele sonucunda etkinlikle ilgili bir kariyer elde etmektir. Çaba ve mücadeleler aktivitenin do ğ asından kaynaklanan zorluklarına katlanarak dönüm noktalarına ulaşmak, aşama aşama başarı kaydederek kariyer elde etmekle ilgilidir. Örne ğ in, amatör bir ressam on yıl boyunca düzinelerce tuval boyayıp satabilir; hobi amaçla koşan bir ciddi katılımcı ise önündeki yarış için kendi kondisyonundaki gelişimleri gözlemleyebilir. Dolayısıyla, amatör, gönüllü ve hobiciler olmak üzere tüm ciddi boş zaman katılımcıları katıldıkları aktivitelerde ilerleme ve kariyer elde etme çabası ve mücadelesi içerisindedirler. Üçüncü özellik ise katılımı sa ğ lanan aktiviteyle ilgili bilgi, deneyim, antrenman düzeyi veya beceri geliştirmek ve bunun için kayda de ğ er kişisel bir çaba harcamaktır. El becerisi, bilimsel bir bilgi, konuşma becerisi, iyi bir deneyim, gösteri sanatı, atletik güç ya da bunun gibi unsurların elde edilmesinde gösterilen devamlı kişisel çabalar, ciddi boş zaman katılımcılarını yeni başlayan ya da di ğ er boş zaman katılımcılarından farklı kılmaktadır. boş zaman aktivitelerine katılım sonucunda ödül ya da sürekli faydalar sa ğ layabilmek dördüncü ayırt edici özellik olarak ortaya çıkmaktadır. Sürekli faydalar; kendini gerçekleştirme, güçlenme/kuvvetlenme, kendini ifade etme, yenilenme/canlanma, başarma duygusu, benlik algısı, sosyal etkileşim ve ait olma, katılım sonucunda fiziksel ürün elde etme (resim, bilimsel bir çalışma, mobilya gibi), zevk ve e ğ lence olmak üzere sekiz temel fayda şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Son fayda olan zevk ve e ğ lence aynı zamanda kayıtsız boş zamanın da sa ğ ladı ğ ı faydalardandır.

28 Ciddi boş zaman etkinliklerine katılım sonucunda, özgün normlar, inançlar veya de ğ erler sisteminden oluşan sosyal bir dünya yaratmak ve bu sosyal toplulu ğ un üyesi haline gelmek de beşinci ayırt edici özellik olarak ortaya çıkmaktadır. Di ğ er dört ayırt edici özelli ğ i sa ğ layabilmek adına amatörler, hobiciler ve gönüllüler, özel de ğ erler, inançlar, ahlaki de ğ erler, normlar ve performans standartlarından oluşan kendilerine ait alt kültürler oluşturma e ğ ilimindedirler. Ciddi boş zaman katılımcıları oluşturdukları sosyal dünyada ilgili oldukları etkinli ğ i sürdürebilirler; di ğ er bir deyişle, benzer inançlara, ahlaki de ğ erlere ve normlara sahip sosyal bir dünya yaratmadan ciddi boş zaman katılımcılarının ilgili oldukları etkinli ğ i sürdürmeleri zorlaşmaktadır. Ciddi boş zamanın altıncı ve son ayırt edici özelli ğ i ise seçilen aktiviteyle katılımcı arasında güçlü bir ba ğ oluşması ve aktivitenin artık katılımcının kimli ğ ini yansıtır hale gelmesidir. Ciddi boş zaman katılımcıları di ğ er insanlarla sohbetlerinde gururla, heyecanla ve sıklıkla seçtikleri etkinlikten bahsederler; yeni tanıştıkları kişilere ise kendilerini seçtikleri etkinlikten bahsederek tanıtırlar (Stebbins, 1982; 2007).

29 Ciddi Boş Zaman Katılımcılarının Sınıflandırılması 1. Amatörler: Sanat, bilim, spor, ve e ğ lence ile ilgilenen modern amatörler, güçlü çekicilik özelli ğ inden dolayı bir aktiviteye başlarlar; ve seçilen bu aktivite katılımcının ciddiyet ve ba ğ lılı ğ ı sonucunda, disiplinli bir çalışma düzeniyle (pratik ve provalar gibi) ve sistematik bir planlamayla (program ya organizasyon gibi) amatör bir u ğ raşa dönüşmektedir. Amatörleri di ğ er ciddi boş zaman katılımcılarından ayıran en temel özellik, amatörlerin profesyonel-amatör-halk (P-A-P: Professional-Amateur-Public) sisteminin bir parçası olmasıdır. Akyıldız 2013;4(2): Pamukkale Journal of Sport Sciences 51 Amatörler, profesyonellerle ya da halkla ya da her ikisiyle de birçok yönden ilişkilidir. Amatörler de profesyoneller gibi halka hizmet etmektedirler. Aynı zamanda profesyonelli ğ in başlangıç noktası amatörlük oldu ğ undan bu ikili birbiriyle kaçınılmaz olarak ilişki içerisindedirler. Amatörler ile profesyoneller arasında hem maddi hem de organizasyonel açıdan bir ilişki bulunmaktadır. Amatörlerin profesyonellerle antrenman yapması ya da amatörlerin ilerleyerek profesyoneller arasına katılması bu ilişkiyi ortaya koyan örneklerdendir. Amatörler ve profesyoneller arasındaki bu ba ğ, amatörleri hobiciler ve gönüllülerden ayıran en önemli özelliktir (Stebbins, 1982). Hobiciler: Seçtikleri etkinlik konusunda hiçbir gereklilik ve zorunluluk hissetmemelerine ra ğ men, etkinlik için ciddi ve kendilerini adamış bir şekilde çaba harcamaktadırlar. Di ğ er bir deyişle, hobiciler etkinli ğ e yeni başlayanlar ya da geçici bir oyalanma şeklinde amaçsızca katılanlardan de ğ illerdir. Hobi, sa ğ ladı ğ ı faydalardan dolayı kişinin e ğ lenceli ve ilgi çekici buldu ğ u, meslek ya da bir u ğ raşın ötesinde uzmanlaştı ğ ı bir ilgi alanıdır (Stebbins, 1980; 1982). Hobiciler 4 kategori altında sınıflandırılmaktadır. İ lki koleksiyonculardır. Pul, nadir bulunan kitap ve eser, kelebek, keman, mineral ya da resim malzemeler biriktiren koleksiyoncular, bu malzemelere yönelik ticari, sosyal ya da fiziksel koşullarla ilgili teknik bilgiye sahiptirler. Koleksiyonunu yaptıkları ürünlere, modern ve tarihsel kullanımlarına ve üretimlerine ilişkin genel bir anlayış geliştirerek bilgece de ğ er göstermektedirler. Koleksiyonunu yaptıkları ürünün satışından kar elde etmeyi de ğ il, kişisel ya da sosyal açıdan prestij sahibi olmayı amaçlamaktadırlar. İ malatçılar ve tamirciler hobicilerin ikinci kategorisini oluşturmaktadır. Mucitler, mobilya ya da oyuncak yapımcıları, otomobil tamircileri, tekne yapanlar, terziler, örgücü ya da dokumacılar, oyma sanatçıları, ev yenileyen ya da de ğ iştirenler (tekrarlayan bir aktivite olarak), ve el sanatlarıyla u ğ raşanlar (profesyonel bir beceri gerektirmeyenler) gibi hobiciler bu kategori altında sınıflandırılmaktadır. Ticari bir otomobil tamircisi, giyim üreticisi, çömlekçilikle u ğ raşan kişi ya da harcama yapmamak için kendi evini boyayan kişi imalatçı ya da tamirci hobiciler sınıfında yer almamaktadır.

30 Hobicilerin üçüncü kategorisi aktivite katılımcılarıdır. Aktivite katılımcıları bilgi ve beceri gelişimi ve kişisel gelişim için kararlı bir şekilde aktivite katılımına devam etmektedirler. Seçtikleri aktiviteler mücadele gerektirmekte ancak rekabet içermeyen aktivitelerden oluşmaktadır. Aktivite katılımcıları vücut geliştirme, yelkencilik, kayak, kuş gözlemi, turizm, balıkçılık ve avlanma, bilimsel, edebi ve tarihi kitaplar okuma gibi aktivitelere katılmaktadırlar. Rekabet içeren aktivitelere katılan hobiciler ise spor ya da oyun katılımcıları olarak isimlendirilmekte ve di ğ er bir kategoriyi oluşturmaktadır. Spor ve oyun katılımcıları di ğ er hobicilerden farklı olarak di ğ er katılımcılarla belli kurallar çerçevesinde ilişkilidir. Bu aktiviteler profesyonellikten uzak kano yarışları, kros koşuları, dart, okçuluk, disk oyunu, voleybol, softbol ve kaya tırmanışı gibi aktiviteleri kapsamaktadır. Hobici tanımıyla da uyumlu olarak spor ve oyun Akyıldız 2013;4(2): Pamukkale Journal of Sport Sciences 52 katılımcıları sistematik ve devamlı katılımcılardır. Katılımcıların amacı çabaları sonucunda benzersiz deneyim ve ödüller sa ğ layarak bilgi ve beceri elde etmektir. Beysbol, hokey, briç ve tenis gibi sporlar P-A-P sisteminde yer aldıklarından daha çok amatör başlı ğ ı altında sınıflandırılmaktadır. Aktivite katılımcılarından farklı olarak spor ve oyun katılımcıları yarışma odaklıdır; aktivite katılımcıları katıldıkları aktiviteden haz alma, kişisel gelişim sa ğ lama ve bilgi ve beceri geliştirme amacı taşımaktadırlar (Stebbins, 1982). 2. Gönüllüler: Ciddi boş zamanda, amatör ve hobi u ğ raşlarının yanı sıra gönüllülük esasına göre yürütülen faaliyetler de ön plana çıkmaktadır. Gönüllü eylem, “zorlama olmadan özgür iradeyle, bireysel olarak ya da bir grupla finansal bir getiri beklenmeden” yapılan eylemdir. Gönüllülük ise faydalı olarak düşünülen yardım aktivitelerini kapsayan gönüllü eylemin bir parçasıdır. Gönüllü eylem yani gönüllülük, ekonomik faydadan ziyade, koruma, fiziksel şiddet, fizyolojik ihtiyaç ya da psişik ve sosyal baskılar gibi durumlarda fayda sa ğ lamayı amaçlamaktadır. Amatör ve hobicilerden farklı olarak gönüllülükte altrüizm yani di ğ erkâmlık, sosyal fedakârlık ve başkalarını düşünme söz konusudur. Di ğ er bir fark ise gönüllülerin yer aldı ğ ı organizasyonlarda yerine getirmeleri gereken görevlerdir. Bu görevler ve başkalarına yardım etme, gönüllüleri, topluma faydalı bireyler olarak di ğ erlerinden farklı kılmaktadır. Başkalarına yardım etme ya da başkaları için özveride bulunma gibi eylemler amatör ve hobiciler için ikincil bir amaç taşımaktadır, çünkü öncelikle kişisel faydalar sa ğ lamayı amaçlamaktadırlar (Stebbins, 1982). Boş zamanın bir ögesi olarak “gönüllülük” ögesinin tanımının yapılması 1972 yılına dayanmaktadır. Gönüllülü ğ ü, hem “karşılık beklemeden/ücretsiz çalışma” ve hem de “heyecan verici bir boş zaman aktivitesi” olarak tanımlamak mümkündür. Gönüllülük, seçilen boş zaman aktivitesine ve türüne göre sosyo- kültürel anlamda farklılık göstermektedir. Örne ğ in ciddi boş zaman gönüllülü ğ ü, herhangi bir yönetim kuruluna ya da derne ğ e hizmet vermek, acil tıp hizmetlerini gönüllü olarak yürütmek ya da hastanede gönüllü olarak çalışmak gibi etkinlikleri içermektedir (Stebbins, 2012). Gönüllülük, gönüllülerin hem kendilerine hem de di ğ erlerine (aile üyeleri dışında) de ğ er yaratma esasına dayanmaktadır. Stebbins (2012) çalışma-boş zaman ekseninde (work-leisure axis) yer alan gönüllülü ğ ü sözlük biçemiyle şu şekilde tanımlamıştır; “boş zamanlarda yapılan, mecbur ya da zoraki olmayan, isteyerek ve üreterek, fedakârlıkla yani di ğ erkâm bir şekilde aktivitelere katılmaktır”. Bir başka ifadeyle, gönüllülerin isteyerek katıldıkları ve tatmin sa ğ ladıkları, yeteneklerinin ve kaynaklarının kullanıldı ğ ı altruistik aktivitelerdir.

31 Kayıtsız Boş Zaman Kayıtsız boş zaman kavramı ciddi boş zaman kavramı gibi Stebbins (1997) tarafından “Casual Akyıldız 2013;4(2): Pamukkale Journal of Sport Sciences 53 Leisure: A Conceptual Statement” başlıklı makalesinde ortaya konulmuştur. Ciddi boş zamanın karşıtı olan kayıtsız boş zaman kavramını Stebbins şu şekilde tanımlamıştır; “Anında ve içsel faydalar sa ğ layan, etkinlikten keyif almak için özel bir çalışma gerektirmeyen ya da çok az gerektiren ve nispeten daha kısa süreli hoşnutluk sa ğ layan aktivitelere dahil olunarak geçirilen zaman dilimi” şeklinde tanımlanmıştır (Stebbins, 1997, 2007, 2008, 2012). Stebbins (1997) ciddi boş zaman etkinlikleri dışında kalan tüm aktiviteleri casual ya da unserious leisure olarak ifade etmiştir. Unserious kelimesinin Türkçe karşılı ğ ı “laubali, ciddiyetsiz” anlamlarını taşıması (Türk Dil Kurumu Sözlü ğ ü) ve “gayri” ön ekinin olumsuz bir ön ek olması sebebiyle “gayri-ciddi” şeklinde çevirmenin çeşitli anlam kaymalarına neden olaca ğ ı düşünülmüştür. Casual kelimesinin genel bir çevirisine ulaşmak amacıyla gerçekleştirilen sözlük taramalarında, sözcü ğ ün Türkçe karşılı ğ ı olarak ortaya çıkan öneriler “rastgele, gündelik, sıradan, geçici, kayıtsız” (tureng.com, seslisozluk.com) sözcükleridir. Bu sözcüklerden hangisinin alıntılanması konusunda Casual leisure’ın tanımına bakıldı ğ ında, anlam olarak yerini doldurabilecek önerilerden en uygun olanının kayıtsız boş zaman olaca ğ ı düşünülmüştür. Di ğ er yandan, dilimizdeki kayıtsız kelimesi “ilgisiz”; “kayıtsız kalmak” kelimesi ise “önem vermemek” (Türk Dil Kurumu Sözlü ğ ü) anlamlarını taşımaktadır. Bu nedenle, ciddi boş zaman’ın karşıtı bir anlam ifade etti ğ inden casual leisure’ın Türkçe karşılı ğ ı olarak “kayıtsız boş zaman” önerisinin kullanılması literatürdeki anlamı karşılaması bakımdan uygun görülmüştür.

32 Ciddi ve kayıtsız boş zaman aktivitelerinin ayrımı, etkinli ğ in içindeki ana faaliyet ile ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, ciddi boş zaman aktivitesi olarak alp disiplinli kayak aktivitesinin ana faaliyeti kar örtülü da ğ yamaçlarından iniş, a ğ aç ev yapımı, gönüllü ateş yakma ve alevleri söndürme, insanları kurtarma faaliyetlerinden oluşmaktadır. Ciddi boş zaman aktivitelerine göre daha az karmaşık olan kayıtsız boş zaman aktivitelerinin ana faaliyetine bakıldı ğ ında, arkadaşlarla sosyal sohbetlerde bulunma, manzaranın keyfini çıkarma ve basit gönüllülük hizmetlerinde bulunma (broşür da ğ ıtma, alandaki karları temizleme, araçları otoparka yönlendirme gibi) şeklinde sıralamak mümkündür. Boş zaman katılımcılarının da ilgisini çeken temel olarak aktivitelerin içerisinde yer alan ana faaliyetler ve eylemlerdir (Stebbins, 2007: 1-2). Ciddi boş zamana göre kayıtsız boş zaman aktivitelerine katılım kuşkusuz daha fazladır. Stebbins yapmış oldu ğ u araştırmalarda, amatör, hobici ve gönüllü ciddi boş zaman katılımcılarının aynı zamanda kayıtsız boş zaman aktivitelerine de katılmaktan keyif aldıklarını ve bu nedenle de kayıtsız boş zamana de ğ er verdiklerini yaptı ğ ı araştırmalarda ortaya koymuştur. Di ğ er bir deyişle, Stebbins (1982: 38) kayıtsız boş zamanın kendi içerisinde önemini vurgulayarak, boş zaman türleri arasında önemli bir yeri oldu ğ unu ifade etmiştir.

33 Kayıtsız Boş Zaman Aktivitelerinin Sınıflandırılması Stebbins (1997; 2007) kayıtsız boş zaman aktivite türlerini şu şekilde sıralamıştır;  Oyun (heves ya da zevk için oynanan oyunlar)  Rahatlama (oturma, uzanma, gezinme, dolaşma vb.)  Aktif e ğ lence (şans ve parti oyunları vb.)  Pasif e ğ lence (TV izleme, kitap okuma, müzik dinleme vb.)  Sosyal iletişim (dedikodu yapma, laflama vb.)  Duyusal dürtüler (yeme, içme, seks vb.)  Kayıtsız gönüllülük (broşür da ğ ıtmak, zarfların içini doldurma vb.)  E ğ lenceli aerobik aktivite Kayıtsız boş zaman aktivitelerinin sa ğ ladı ğ ı deneyimler genellikle tek tek ortaya çıkmakla birlikte, iki ya da üç deneyimin kombinasyonu şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Örne ğ in, kayıtsız boş zaman etkinli ğ i sonucunda sadece rahatlama deneyimi elde edilebilirken, bununla birlikte e ğ lence ve sosyal iletişim gibi farklı deneyimlerin de bir arada elde edilebilmesi mümkündür. Di ğ er bir örnekle, rahatlamaya yönelik herhangi bir kayıtsız boş zaman aktivitesi aynı zamanda oyun ve rahatlama ya da pasif e ğ lence ve rahatlamaya yönelik de olabilmektedir (Stebbins, 1997; 2007). Parkta gezinmek, kestirmek/şekerleme yapmak, TV izlemek ya da gazete okumak, pikni ğ e gitmek, havai fişek gösterisi izlemek (Stebbins, 1982; 1997; 2007), hız trenine (roller coaster) binmek, futbol maçı izlemek (Gibson ve ark., 2002), alkol almak ve arkadaşlarla takılmak (Gould, 2005) gibi etkinlikler kayıtsız boş zaman etkinlik türlerini kapsamaktadır.

34 ticari/endüstriyel/siyasi ve ideolojik bir av sahası olarak görülmesi Applebaum'a göre, modern dönemle birlikte boş zaman kavramı başlı başına bir sorun haline geldi. Kullanıma açılan zamanın geçirilmesi gerçekte bir demokrasi sorunu olarak görülmeye başlandı. Bu zamanın kurulu düzene katılma ya da onu sorgulama, de ğ işim talepleri için entelektüel temel oluşturma fırsatı olarak kullanılaca ğ ı ise açık de ğ ildir ve 1970’lerde daha fazla ücrettense daha fazla boş vakit talep eden güçlü bir toplumsal hareket mevcuttu. Ancak, Roberts ve Olszewka’nın da belirtti ğ i gibi, 1980 lerden itibaren iktisadi ve siyasi sorunların boş vakti ve daha fazla serbestiyi gözden çıkarma pahasına yadsınmasına neden oldu. Boş vakti niçin, nasıl ve kim için, ne derece tadına vararak geçirdi ğ imiz tartışmalıdır. İ ş haftası ve saatler bu yüzyılın başından itibaren azalma gösterdiyse de, son yirmi yıl içinde radikal de ğ işiklik beklentisi gerçekleşmiş de ğ ildir (Applebaum, 1997: 48). Kapitalist uygarlık açısından boş zaman, çalışmanın yeniden üretimi için gerekli bir zaman/yaşam alanıdır. Kapitalist çalışma düzeninin yeniden üretimi için, çalışmaya hazır biyolojik ve zihinsel dinginlik noktasında işgörene ihtiyaç duyulması, bu vakti çalışmanın do ğ urdu ğ u ve verim düşüklü ğ üne yol açabilecek yorgunlu ğ un giderilmesine hizmet edecek bir kullanıma açılmasına yol açmıştır.

35 Boş zaman kavramı, genelde, "bireyin hem kendisi hem de başkaları için bütün zorunluluklardan ya da ba ğ lantılardan kurtuldu ğ u ve kendi iste ğ iyle bir etkinlikle u ğ raşaca ğ ı zaman" (Tezcan,1982: 9-10) olarak tanımlanmaktadır. Di ğ er bir ifade ile, boş zaman, bireyin çalışmadı ğ ı, hayat zorunluluklarının ve resmi görevlerinin dışında kendi iste ğ i yönünde geçirdi ğ i zamandır (Bucher ve Bucher, 1974; Kılbaş,1995: 28). Yine, boş zaman, iş veya hayati bir işlevin dışında serbest olunan veya bir zorunlulu ğ un olmadı ğ ı zaman (Leitner vd. 1989: 3) olarak görülmektedir. Abadan’a (l961:3) göre boş zaman, bireyin çalışma/iş saatleri dışında; uykuda geçen, işe gidip gelme ve de zaruri gereksinimleri için (vücut temizli ğ i yapmak, yemek yemek gibi) harcadı ğ ı zamanın dışında kalan ve bireyin istedi ğ i gibi kullanabilece ğ i zamandır. Tezcan’a göre de, boş zaman, “bireyin çalışma ve di ğ er görevlerinden sonra özgür olarak dinlenme, e ğ lenme, toplumsal başarı ya da kişisel gelişmesi için kullandı ğ ı zaman" (1982:10) olarak ifade edilmektedir.

36 Boş Zaman Etkinli ğ i kavramı da yine bireyin iş dışı yaşam sürecinde katıldı ğ ı faaliyetleri/u ğ raşları ifade de kullanılmaktadır. Uluslararası Boş Zamanları İ nceleme Grubu, boş zaman etkinli ğ ini; "kişinin mesleksel, ailesel ve toplumsal ödevlerini yerine getirdikten sonra özgür iradesiyle girişebilece ğ i dinlenme, e ğ lenme, bilgi ya da becerilerini geliştirme, toplum yaşamına gönüllü olarak katılma gibi bir dizi u ğ raşılar" (Tezcan, 1982:10) olarak tanımlamaktadır.

37 Bos zaman ahlakına göre, çalısmak, mal üretmek için bir zorunluluktur ve insanlara bunları satın alması için sadece para kazanma olanagı verir, insan kendisini ancak is dısında yaptıgı aktivitelerde gerçeklestirebilir. nsanın, is dısı aktivitelere katılması için daha fazla zamanının ve enerjisinin olması, kendisini gelistirmesi için çok daha yararlıdır. (Turgut, 1996: 44)

38 Yaklaşımlar Boş zamana ilişkin kuramsal çalışmalar konuya daha çok çalışma ilişkileri-boş zaman ikilemi açısından yaklaşırlar. Çalışmanın insan hayatındaki merkezi rolü ve çalışmanın dinlenme, e ğ lenme, rahatlama ile organik irtibatı, boş zamanı çalışmayla ilintili ele almaya götürmektedir. Çalışmanın yüceltilmesi, kapitalist düzenin süreklili ğ i için bir önkoşul olarak kabul ediliyorsa da, toplumbilimciler en az çalışma kadar boş zamanın da önemsenmesi gere ğ ini vurgularlar. İ lk dönem kapitalist etik tarafından hiç de hoş karşılanmayan boş zaman hakkı, sonraları artı de ğ erin oluşması ve üretim için tüketime duyulan gereksinim, hem boş zamanı kabullenen hem de bu zamanı bir tüketim alanı olarak düzenlemek isteyen iktidar çevrelerinin boş zaman üzerinde etkinlik kurmalarını getirdi. Buna karşın sosyal bilimcilerin bir yaşam hakkı olarak boş zamana e ğ ilmeleri, bireyin varoluşunu sa ğ layacak bir alan olarak görmeleri ve çalışmadışı zamanın artırılmasına yönelik çabaları, boş zamanın özerk bir alan olarak belirmesine zemin hazırlamıştır. Boş zamanın içeriklendirilmesine ilişkin farklı kuramsal yaklaşımlardan söz edilebilir. Örne ğ in, bir yandan, boş zamanın çalışmanın bir ürünü, onun tamamlayıcısı ve çalışmaya ba ğ ımlı bir zaman dilimi oldu ğ u bundan dolayı da ba ğ ımsız bir serbest zaman teorisinin düşünülemeyece ğ ini ancak genel bir çalışma teorisi içinde varlı ğ ının makul görülebilece ğ ini savunan “anakronistik çalışma” teorisine karşılık, bir boş zaman uygarlı ğ ından sözeden, “çalışmanın sonunun geldi ğ ini” ileri süren, üretim, emek ve işçi sınıfı gibi kavramların önceligini yadsıyan ütopik yaklaşımlar bulunmaktadır (Argın, l992:30). Söz konusu her iki yaklaşım da gerek çalışmayı gerekse de boş zamanı kendi bütünselli ğ i içinde kavramaktan uzaktırlar. Bir kısmı çalışmayı yüceltirken di ğ eri tümüyle yadsımakta ve çalışmanın sonundan bahsederek ütopik bir toplum tasarımı öngörmektedir. Bugün için boş zaman çok boyutlu bir algılama ve kullanım de ğ erine sahiptir. Toplumsal, siyasal, iktisadi ve kültürel sistemle ilişkili ve gündelik hayata dair anlam üretimiyle ilgili politik implikasyonlar içermektedir. Bu yüzden de, iktidar çevreleri kadar, entelektüel mahfiller açısından da derin düşünümsellik taşımaktadır.

39 Modernite Öncesi Boş Zamana İ lişkin Yaklaşımlar Boş zamana ilişkin özerk bir alanın varlı ğ ı moderniteyle ilişkili görünmekle birlikte boş zamanın varlı ğ ı, algılanması ve konumlandırılmasının tarihi eskidir. Bu kavramı ve farklılaşan do ğ asını anlamak için tarihsel deneyimlere bakmakta yarar bulunmaktadır. Bugün oldu ğ u kadar eski dönemlerde de boş zaman, düşünürleri yakından ilgilendirmiş, bu zamanın toplumsal koşullara göre optimal kullanıma açılmasına çalışılmıştır. Zamanın yerine ikame edilecek alternatif bir kaynak olmadı ğ ı gerçe ğ i bu kayna ğ ın birey ve toplum açısından yararlı kullanılması yönündeki çabaları artırmıştır. Antik Yunan’da boş zaman, iyilik, güzellik, hakikat ve bilgi gibi dünyanın üstün de ğ erleriyle u ğ raşmak, bunlar üzerine düşünmek olarak anlaşılmıştır.

40 Bu düşünceye göre, boş zaman, bir şey yapılmayan zaman de ğ ildi. Aksine, seçkinlik, derin düşünme, estetik hazlar ve be ğ eni oluşturma zamanıydı. Boş zaman bir ölçüde ruhun arındırılması, derin düşünümsellik yüklü bir zaman olarak görülüyordu. Boş zaman, bu yüzden iş/çalışmayla ilişkilendirilmekten uzak idi. İ ş-boş zaman algısı, sınıfsal düzeyde farklı de ğ er ve ayrışıma sahipti. Bir başka deyişle iş/boş zaman sınıfsal katlaşma ba ğ lamında farklı algı yükleriyle anlaşılıyordu. Çalışma alt sınıfa özgü bir etkinlik iken, boş vakit seçkinlere/iktidar çevrelerine ait bir ayrıcalıktı. Seçkinler (aristokratlar) ile az okumuşların ve kölelerin boş zamandan anladıkları ve bu zamanı kullanma biçimleri farklıydı. Toplumsal örgütlenme ve egemen anlayış, farklı kesimlerin sınıfsal konumlarıyla eşdüşen algılama, be ğ eni ve estetik hazza sahip olmasını, sınıfsal kıstaslara uygun tavır sergilemesi esprisine sahipti (Juniu, 2000:69). Bu dönemde, tartışılan konuların başında, “e ğ lencenin etiksel boyutu” gelmekteydi. Aristo, sınıfsal farklılaşmadan yana tavır koyarak, toplumda, seçkinlerle köleler için yapılan sanatın ve kültürel ürünlerin birbirinden ayrışması gerekti ğ ini savunmaktadır. Seçkinler için, kaliteli ve yüksek nitelikli kültür ürünlerinin tüketilmesi gere ğ inden söz ederken, düşük seviyeli, kaba kültür ürünlerinin tüketicilerinin köleler olabilece ğ ine işaret eder. Aristo seçkin kültürün incelmiş, rafine bir nitelikte oldu ğ unu ve ancak seçkinlerin ve yönetici konumunda olanların bu düzeydeki kültürel ürünlerin muhatabı olabilece ğ ini belirtir. Yönetilen ya da köle sınıfın, kaba/yoz bir dünyaları oldu ğ unu ve bunların düşük be ğ eni düzeyinde sanatlarla iştigal etmeleri gere ğ ini vurgular (Batmaz, 1981: 167). Aristo bu düşüncesi ile kaba kültür içine soktu ğ u kölelerin kültürel be ğ eni düzeylerinin yükseltilmesine ilişkin bir çabayı gerekli görmez. Kültürel ve sanatsal ürünlerin, sınıfsal konum gözetilerek tüketime açılması, sınıflar arası rijit farklılıkların do ğ masına neden olmakla birlikte Aristo toplumun süregenli ğ i açısından bu farklılı ğ ın bilinçli bir biçimde devamını zorunlu görür. Zira sınıfsal ayrımlaşma bu ba ğ lamda fonksiyoneldir. Boş zaman, bu dönemde, özerk bir alan olarak algılanmamakla birlikte bu zamanın kullanılma biçimi sınıfsal kesimler açısından farklılaşıyordu.

41 Eski Yunan’da gözlemlenen bu ikilem, boş zamana sahip olan bir seçkinler sınıfı ile seçkinler için çalışmaya azmettirilmiş köleler sınıfının üretim sürecindeki farklılaşan rollerinden kaynaklanıyordu. Bir başka deyişle, üretim sürecinde ayrımlaşan insanlar, yaşamın üretim dışı di ğ er alanlarında da; örne ğ in kültürel ve sanatsal etkinli ğ i tüketme noktasında da farklılaşıyordu. Antik dönemde tam anlamıyla “boş zaman sınıfları”nın e ğ emenli ğ i söz konusudur. Romalı’lar, Yunanlı’lardan uzak bir boş zaman algısıyla hareket ettiler. Gevşeme/rahatlama ve e ğ lenceli boş vakit etkinlikleri için iş dışı zaman oluşturdular. Greek döneminin aksine Roma döneminde, boş zaman sınıfsal bir hak de ğ ildi ve dolayısıyla bir sosyal statü ve bir yaşam tarzını ifade etmiyordu. Boş zaman üretici aktivitelerden sonraki bir zamandı ve işin/çalışmanın yeniden üretimi için gerekli bir rahatlama/boşalma zamanıydı. Bir bakıma boş zaman işi destekleyici onu takviye edici bir kullanımı içermiştir. Boş vaktin, yönetsel ve toplumsal gönenç açısından bir fonksiyonelli ğ e sahip olması, bu vaktin yönetici kesim tarafından de ğ işik e ğ lenceler sunularak optimal şekilde kullanılmasını getirmiştir. Kitle boş zaman türleri (oyunlar, spor, gladyatör dövüşleri vs.) bu dönemde ortaya çıkmış ve işi tamamlayıcı olarak görülen bu boş zaman görüşü, modern zamanlardaki anlayışla da paralellik taşımaktadır (Juniu, 2000: 69). Orta dönemde boş zaman, sadece bir dinlenme ve etkinlik zamanı de ğ il, aynı zamanda üst sosyal tabaka arasındaki bir sosyal temsil alanıydı. Yunan düşüncesinin aksine boş zaman, işten boşalma ve hangi etkinli ğ e katılaca ğ ını seçme özgürlü ğ ünü ifade ediyordu. Geç orta ça ğ da, boş zaman; gösteriş, lüks, haz ve israfa do ğ ru dönüşmeye başladı. Boş zamanın kullanımı köleci çalışma düzeninin aksine bir soyluluk işareti oldu (Juniu, 2000: 70). Veblen’in “gösterişçi tüketim” anlayışıyla çakışan bu boş zaman anlayışı,

42 Modern Dönem ve Boş Zamana İ lişkin Yaklaşımlar Modern dönem, büyük ölçekli toplumsal dönüşümler sonrasında belirdi. Siyasal, iktisadi, kültürel, sanatsal hareketler modernlik için bir temel oluşturdu. Modernli ğ in belkide en etkin üretim süreci iş/çalışma yapılarında kendisini gösterdi. Çalışma yöntemleri ve iş eti ğ indeki dönüşüm modernli ğ in maddi yükselişi için bir sıçrama noktası oluşturdu. Bu durum, iktisadi, siyasi, toplumsal, ailesel, kentsel alan, kimlik, boş vakit vb. çok farklı alanlarda yeni oluşumlara yol açtı. İ ş/çalışma alanındaki dönüşümler 18. yüzyılla büyük bir ivme kazandı. 1700'ler boyunca Püriten iş eti ğ i, iş ve aile sorumlulu ğ u Luther'in dinsel yorumu ekseninde yeniden yapılandı. Boş vakti "başıboşluk" ve "israf" zamanı olarak gören püritenizm, aylaklı ğ ı, hedonizmi, harcamayı, başıboşlu ğ u günah olarak nitelendirdi. Çalışmaya, tasarrufa, çilecili ğ e, hazzı ertelemeye kutsiyet atfederek sermaye oluşumunu teşvik eden Protestan iş eti ğ inin, çalışma ilişkilerini belirlemesi, dolaylı olarak iş dışı alanı (özel/sosyal alanı) da püriten ögeler do ğ rultusunda reorganize etmiş oluyordu. Endüstri devrimi, çalışma saatlerinde kayda de ğ er bir artış getirdi. Ana hedef üretimi artırmak oldu ğ undan, işçilerin sömürülmesi, güç ve elverişsiz koşullara maruz kalmaları bu dönemde yaygınlık kazandı (Juniu, 2000: 70). Çalışma hayatı Püritenizmin yanısıra, Taylorist ilkeler do ğ rultusunda giderek kuralcı, eşgüdümlü, metodik ve baskıcı bir niteli ğ e kavuştu. 19. yüzyıl Batı Avrupa'sında yaşayan insanlar belki de tarihin en a ğ ır ve güç çalışma koşullarına tanık oldular. Bu insanlar çalışmanın erdemine ve kutsiyetine

43 koşullandırılmışlardı. Çalışmadan kazanç sa ğ layan, kâr elde eden çıkar grupları ve patronlar da kitlesel çalışmayı organize ederek endüstri toplumunu bir çalışma kampına dönüştürdüler. Bu zamana dek en büyük erdem kabul edilen ve yalnızca zengin ve seçkinlere özgü olan tembellik, artık bir hastalık olarak kabul edilir oldu. Çalışmanın bu denli kutsanması ve yaşamın temel ere ğ i haline getirilmesi esasında toplumun zihinsel yapısına nüfuz edebilen aktif ve manipülatif bir ideolojinin tüm toplum kesimlerine yayılmasının somut görünümleri olarak kabul edilebilir. Kuşkusuz reformasyon sonrası protestan eti ğ i, çalışmanın içselleştirilmesi ve temel bir yaşam ere ğ i haline getirilmesinde önemli rol oynamıştır. Çalışma saatlerinin artırılması, kadın, yaşlı ve çocukların çok güç koşullarda çalışmaya zorlanması ve artan sömürü, sonuçta, daha az çalışma saati ve daha çok ücret talep eden işçi hareketine yol açtı. Uzun mücadeleler ve sendikal hareketler sonucunda işçilerin durumunda göreli iyileşmeler gözlendi. Çalışma saatleri azaltılmaya (ki o dönemlerde bir işgünü saati buluyordu) çalışıldı, ücret dengesizlikleri ve ücret artışı yoluna gidildi. Bu gelişmeler, çalışmadan eksiltilen bir artık zamanın oluşmasına, kişinin kendince tasarruf edece ğ i zamanın oluşumuna yol açtı. Tarihsel olarak boş zaman, net bir anlama kavuştu. İ ş ve iş-dışı diye ikili bir sosyal alan oluştu. Yunan’da, Roma’da, gösterişçi Ortaça ğ ’da ve püritenlerin döneminde bu anlam, boş vaktin net ayrımından uzaktı ve iş ile içiçe geçmişlik söz konusuydu. Kapitalist gelişmeyle birlikte, boş vakit, işten çıkartılan bir zaman ve işin yeniden üretimi için gerekli zaman olarak bir açıklı ğ a kavuştu. Dolayısıyla boş zaman, işe ba ğ ımlı ve iş’in ikamesi için gereksinilen bir alan olarak tasarımlanarak yine işin uzantısı bir alan olarak kaldı. Hemingway, boş zamanın, “artan metalaşma ve tüketimcilikle deforme oldu ğ unu” belirtmektedir. Boş zamandaki özgürlü ğ ün tarihsel anlamı tüketimcilikle kaybolmuştur. Boş zaman artık ne kişisel gelişme ve derin düşünümsellik zamanı ne de sosyal fayda/yararlanma zamanıdır (Hemingway, 1996; Juniu, 2000: 70).

44 İ şin yeni yapısı, öncelikli olarak daha fazla iletişim ve eşit paylaşmadan oluşan sosyal etkileşim unsurlarının yeniden yapılanmasını talep etmektedir. İ ş/çalışma ilişkileri, işçi ve işveren arasındaki alışveriş ilişkisini dönüştürdü. Amaç, sosyal etkileşimci yaklaşımla üretimi artırmak ve istikrarı sa ğ lamaktı. Ekonomik ödüller (imkan/gelir) sosyal ödüllerle desteklenmeye çalışıldı. Ekonomik ödül, işçiye boş zamanı satın almaya ve sonuçta hazzı satın alma gücü verdi (Kelly, 1996; Juniu, 2000: 71). Fakat, işin azaltımından ortaya çıkmış olan bu yeni boş zaman, endüstrileşme tarafından tahrip edilmiş sosyal dayanışma duygusunu restore edemedi. Boş zaman, materyalist yaşam tarzıyla ilişkilendirildi ve bir sosyal kontrol aracı olarak görüldü. Boş zamanın tüketimi işe yansıdı; boş zaman daha bireyselci hale geldi ve alışveriş ilişkilerini içerir oldu (Hemingway, 1996; Juniu, 2000: 71). Tüm bu gelişmeler, çalışmanın yeniden üretimi için boş zamana gereksinim duyan sınıflar ortaya çıkardı. Üretim süreçlerine ba ğ lı olarak sınıfsal ayrımlar belirginleşti. Farklı sınıfsal süreçleri yaşayan çalışanların, serbest zamanlarda gösterdikleri yaşam deneyimleri çeşitlendi. Boş vaktin anlamı ve kullanım de ğ eri başkalaştı ve bu durum boş vaktin sosyolojik ba ğ lamına ilişkin farklı kuramsal yaklaşımların geliştirilmesine zemin hazırladı.

45 Marx ve Boş Zaman Marxist kuram için boş zaman, toplumun temel bir sorunsalını oluşturmak yerine daha çok alt yapısal sorunların çözümü ile gerçeklik kazanacak bir boyutunu içerir. Çalışmaya yönelik sorunların aşılması dolaylı olarak ba ğ ımlı sınıfın lehine sonuçlanacaktır. Marx’a göre, “artı-emek yaratmak için gerekli emek- zamanı azaltmak de ğ il, toplumun gerekli eme ğ ini belirli bir asgari dereceye düşürmek söz konusudur artık. Bu azalmanın dolaylı sonucuysa, toplumun tüm üyelerinin, herkese tanınmış olan boş zaman ve olanaklar sayesinde, sanat, bilim vb. alanlardaki e ğ itimlerini geliştirebilmeleridir” (Marx,1997: 26). Marx, boş vakti insan gelişiminin alanı olarak görür. Ona göre, “boş zamanı olmayan, tüm yaşamı uyku, yemek ve benzeri şeylerin getirdi ğ i fiziksel kesintiler dışında kapitalist için çalışmakla geçen kişi, yük hayvanından bile aşa ğ ıdır. Kendi dışına yönelik zenginlik üreten bir makinedir yalnızca” (Marx, 1997: 27). Marx’ın işin insancıllaştırılmasına ilişkin savları, daha çok yönetsel düzeyde, işçi-patron ilişkisi özelinde yo ğ unlaşıyor. Bundan dolayı, boş zaman hakkının işçilerin yaşamsal hakkı olması gerçe ğ i ço ğ u kez yadsınmıştır. Oysa, bireysel özgürleşimin, kendilik gerçekleşiminin ve yerleşik/kurulu iktidarla boy ölçüşmenin bir yolu da boş zamanın bireyin kendi varoluşu üzerinde düşünmesini sa ğ layıcı bir yüklemle içeriklendirilmesine ba ğ lıdır. Marxist yaklaşımı restore edercesine konuya yaklaşan iki düşünür, Gorz ve Dumazedier ise, gerçekte, Marx’ın serbest zamanın toplumsal önemini kavrayan ilk düşünürlerden biri oldu ğ unu ancak ilk dönem kapitalist toplumun içinde bulundu ğ u yaşamsal sorunların Marx’ı daha temel sorunların tartışmasına yöneltti ğ ini öne sürmektedirler. Ancak Marx'ın çalışmadan geriye kalan zamanın “insani gelişmeye hizmet edece ğ i” öngörüsünün do ğ rulanmadı ğ ını ileri süren Dumazedier, boş zamanın her zaman insani gelişmeye hizmet etmekten uzak oldu ğ u, şu andaki toplumsal süreç içinde boş zamanın bazen insanın aşa ğ ılanmasına, bazı durumlarda da onun kültürel gelişimine hizmet etti ğ ini dile getirmektedir. Ona göre serbest zaman “toplumsal konformizme de, yaratıcılı ğ a da, toplumsal katılıma da, kaçışa da hizmet edebilir” (Argın, 1992: 34).

46 Bir Boş Zaman Manifestosu: Lafargue'nun "Tembellik Hakkı Marksist ekolü benimseyen yazarların genel olarak benimsedi ğ i görüş, Lafargue’nin “Tembellik Hakkı” isimli çalışmasında oldukça net bir biçimde özetledi ğ i şekilde (Lafargue, 1996: 37-38) insanın yerini makinenin almasına ra ğ men çalışanların boş zamana kavuşmasının yeterince sa ğ lanmadı ğ ıdır. Çünkü, Philp’in de dedi ğ i gibi ekonomik sistem çalışma sürelerini, çalışanlar daha az kazanıp daha az tüketeceklerinden,Lafargue, “Tembellik Hakkı” (1883) adlı eserinde çalışma denilen çılgınlı ğ a karşı insano ğ lunun karşı koyması gerekti ğ ini savunur. Çalışmanın tümüyle yadsınması yerine herkesin çalışmasını, buna karşın çalışma sürelerinin günde en fazla 3 saatle sınırlı tutulmasını önerir. Geriye kalan zaman ise, insanların yaratıcı etkinliklerde bulunmaları için serbest bırakılmalı, baskıcı ve müdahaleci etkilerden arındırılmalıdır. Burjuvazinin ancak çalışanın yaşamaya hakkı oldu ğ u şeklindeki “çalışma hakkı” prensibine karşı koyan Lafargue, “Tembellik Hakkı” adı altında “boş zaman hakkı’nı savunur. Lafargue’ya göre emekçiler günde l4-l6 saat, çok güç koşullarda çalışmak suretiyle tüm insani, moral ve sanatsal yaratıcılıklarını yitirmekteler, bu durum emekçilerin varoluşsal bilinçlerinin aşınmasına ve yönetici seçkinlerin onlar üzerindeki denetim ve eşgüdüm erkinin kurumlaşmasına yol açmaktadır. Lafargue’nun temel amacı bireyin fiziksel ve zihinsel potansiyelini başkası için tüketmesi yerine kendine özgü yaratıcılıklarını sergileyebilecekleri faaliyetler içine girmek suretiyle bilinçleri üzerinde denetimi ortadan kaldırmak ve bireyin kendisini ikamesine olanak tanımaktır (Lafargue, 1999).

47 Lafargue, makinanın insana özgürlü ğ ünü bahşeden bir tanrı oldu ğ unu, onu zor ve yıkıcı çalışma koşullarından uzaklaştırdı ğ ını, özgürlük ve boş zaman olana ğ ı sundu ğ unu belirtmektedir. Lafargue’ya göre makinaların etkili kullanımı sonucu, çalışma süreleri en fazla 3 saatle sınırlı tutulacak ve bu durumda “toplumsal hiyerarşi, bölüşüm ve organizasyonda radikal de ğ işmeler” meydana gelecektir (Lafargue,1999:112). Lafargue, burjuvazinin emekçi kitleyi tümüyle çalışma kölesi olarak tutmak için kilise gelene ğ inden uzaklaştırdı ğ ını ileri sürer. Çünkü kilise emekçilere yılda 90 gün dinlenme hakkı tanıyordu. Burjuvazi, üretimi ve kazancı artırmak için tatilleri kaldırarak, dinlenceyi en aza indirdi. Burjuvazinin yükselmesi ile birlikte çalışma günleri ve saatleri kilisenin kutsalı önplanda tutan düzenlemelerine göre de ğ il kâr ve kazancı ön planda tutan bir düzenlemeler a ğ ına göre gerçekleşmeye başladı. Burjuvazinin yükselişi ve kapitalist ahlakın yaygınlaşması ile birlikte boş zaman sürekli yadsınan bir olgu haline geldi (Lafargue, 1997: 11-22). Lafargue’nun kapitalist çalışma eti ğ ine ilişkin sorgulamaları kuşkusuz l9. yüzyıl Batı Avrupa’sında çalışmanın insan hayatının temel ere ğ i sayılmasına ve ayakta kalmak için çok çalışmanın insanın yazgısı olarak görülmesi gerçe ğ ine dayanmıştır. Batı Avrupa’da ilk kapitalist gelene ğ in oluşma sürecinde birey ve toplumsal kesimlerin kapasitelerini çok aşan zor şartlarda işe koşulması, Lafargue'nun bu çalışmaya karşı “boş zaman hakkını” bireyin temel gereksinimi olarak görmeye itmiştir.

48 Lafargue, çalışmanın başlı başına amaç haline gelmesinin temelindeki rasyonalizmi emekçi kitlenin anlamadı ğ ını belirtir. Kapitalizm, fazla üretimi yok etmek için tüketici hazza ihtiyaç duymakta ve bunu bireyler için de ğ il kendi iktidarını sürekli kılmak için istemektedir. Lafargue’ya göre, “işçilerin, kendilerini öldürürcesine çalışma ve yokluk içinde sürünerek yaşama gibi çılgınlı ğ ı karşısında, kapitalizmin büyük üretim sorunu üretici bulmak ve onların gücünü iki katına çıkarmak de ğ il, tüketici bulmak, isteklerini kamçılamak ve onlarda sahte gereksinimler yaratmaktır” (Lafargue, 1999:95). Lafargue’nun boş zamana ilişkin görüşleri, özellikle l9.yüzyılda kapitalist etikin, çalışmayı kutsayan, yaşamın öznel zevklerinden yararlanmayı dışlayan, e ğ lenceyi ve hazzı küçümseyen paradigmasını sarsacak bir dinamizme sahipti. Boş zamanın özerk bir alan olarak belirmesinde Lafargue’nun bir boş zaman manifestosu niteli ğ indeki “Tembellik Hakkı” adlı yapıtının önemli yeri vardır. Lafargue'ya benzer bir bakışı da Gonçarov'da görmekteyiz. Gonçarov, "Oblomov" adlı eserinde çalışkanlık, üretkenlik ve verimlilik kavramlarının modern zamanlarda yüceltilmesine tepki göstererek; çalışmayı tiksindirici bir eylem, eme ğ in para karşılı ğ ında yapılmasını ise daha aşa ğ ı bir şey olarak görür. Buna karşılık, boş zamanı, yorgunlu ğ u, yaşanan anın içsel hazlarını, öznel zevklerini ise yücelterek, bireyin çalışma kölesi olmasının bir yazgı olmadı ğ ını yaşanan anı maksimize haz zamanı olarak tüketmesinin önemine vurgu yapar (Gonçarov, 1983).

49 Veblen: “Aylak Sınıf” ve “Gösterişçi Tüketim” Ba ğ lamında Boş Zaman Boş zamana ilk kez sistematik şekilde yaklaşan Veblen, “Aylak Sınıfın Kuramı” adlı eserinde boş zamanı varlıklı sınıfın kendini sunum alanı, boş zaman etkinliklerini de bir tüketim metaı olarak görür. Soruna, “gösterişçi tüketim” olgusu açısından yaklaşan Veblen, modern toplumda her şey gibi boş zaman eylemlerine katılımın da nesneleşti ğ i, alınır satılır hale geldi ğ ini ve tüketim toplumunun ilkelerince belirlendi ğ ini ifade eder. Veblen’e göre egemen/aylak sınıfın malları emek verilerek elde edilmemiştir; "şiddet ve hile" ile kazanılmıştır. "aylak/e ğ lence Sınıfı” “leş” yiyicidir. Zaten "gösteriş için tüketim" zenginlerin boş yaşam tarzının belirticisidir (Veblen, l995: 68-87). Veblen’e göre, varlıklı/aylak sınıfın alışkanlıkları, toplumun geri kalanları için emredici yasalara dönüşmektedir. Aylak sınıf, sahip oldu ğ u ahlaki standartlarla toplumsal gelişmeyi geciktirici etki yapar. Aylak sınıf, hükmedici, buyurgan ve o ölçüde de kendi dışındaki yaşantıyı dışlayıcı özellik taşır. Veblen, aylak sınıfı tanımlamada “tutuculuk” kavramını kullanır. Ona göre, aylak sınıf, muhafazakar bir sınıftır. Ancak, bu tutuculuk öylesine belirgin özelliktir ki, bu bir saygınlık belirtisi olarak kabul görmektedir. Tutuculuk bir üst sınıf özelli ğ i olarak otorite, saygınlık, şık olma ve yenilikçilik olarak görülürken; vulgar ve kaba be ğ eni düzeyinde olma bir alt sınıf özelli ğ i olarak anlaşılmaktadır. Veblen’e göre, üst sınıf sahip oldu ğ u yaşantıyı ve alışkanlıkları di ğ er sınııfların kıskanmacı tepkimeler göstermesine yol açacak şekilde kullanır. Aylak sınıf, varlık ve zenginli ğ ini gösterişçi tüketim yoluyla sergilemekten yana hareket eder (Eby, 1998: ). Veblen bazı mesleklerin, özellikle Aylak Sınıfın varlı ğ ını ve ayrıcalıklı tüketimlerini sa ğ layan meslekler, itibar ngördü ğ ünü söylemektedir. (Veblen, 2005: ). O halde, çalışan sınıfların da mesleki itibarlarının bu sınıf tarafından belirlendi ğ ini ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Basit bir mantıkla, “Aylak Sınıf”ın kendi varlıklarını koruyacak, geliştirecek ve kendi isteklerini tatmin edecek meslekleri ön plana çıkarması kaçınılmaz görünmektedir. Dolayısıyla, mesleki itibarın belirleyicisi “Aylak Sınıf” olmaktadır. Veblen, kapitalizmin hedonist ve irrasyonel özelli ğ i üzerinde durur. Ona göre, kapitalizm, insanı haz nesnesi olarak gören bir anlayışa sahiptir.

50 Buna göre insan, zevki tüketim yoluyla maksimize etme, zahmeti ise çalışmayı en aza indirmek suretiyle minimize etmek ister. Oysa Veblen’e göre, bilimi, kültürü, teknolojiyi, ortaya çıkaran, insanı do ğ anın basit bir parçası olmaktan kurtaran, do ğ ayı de ğ iştiren bir varlık yapan, insanın “iş yapma içgüdüsü” dür (Veblen, 1995: 40-47). Kapitalizm, bireyi tüketmeye koşarak, onun di ğ er insani/sosyal boyutunu yadsıyor. Boş vakti de, benli ğ in sunumlanma, gösterişçi tüketimde bulunma ve alt sınıftan insanların tüketimci atraksiyonlar göstererek sınıf atlama isteklerine karşılık buldukları bir alan olarak kurgulama çabasındadır. Veblen, gelişmiş endüstriyel toplumlarda, lüksün, ihtiyaç dışı tüketimin bireyin kendisini gösterişçi/kıskandırıcı tatmin iste ğ inin bir sunumlama yolu olarak öne çıktı ğ ını belirtir. Bunun için de, tüketmek, normal bir tavır olmaktan çıkarak, çılgınca yapılan, bireyin yeni imgeler, statüler, prestij göstergeleri edindi ğ i, bunu başkalarını kıskandırma içgüdüsüyle yaptı ğ ı bir eyleme dönüşmüş olmaktadır. Gösterişçi kültür, zengin olmayı ve mülkiyeti, varlık sürdürme aracı olmaktan çıkartarak hayatın temel gayesi haline getirmiştir. Daha çok tüketmenin, üst toplumsal konum işareti olarak görülmesi, konum yükseltme arayışındaki ba ğ ımlı kesimin gösterişçi tüketim sembolleri kullanmasına, sahiplik durumunu kıskandırıcı boyutlarda sergilemesine yol açmaktadır. Meta ve tüketimci performans, başkalarından üstün olma aracı olarak işlev görür. Tüketimci konum, egemen kesimlere ait bir iyelik olmaktadır. Veblen’e göre, modern toplumda belli be ğ eni tarzları ve moda, varlıklı, serbest zamanlı bir sınıf tarafından, alt sınıfları gittikçe kenara itmek için dayatılır. Üretim ve çalışma gibi faaliyetlerden ba ğ ımsız olan bu sınıf, kendisini gösterişçi bir tüketime yönelerek kurmaya çalışır. Boş zaman bu kesim için zamanın üretici olmayan bir şekilde tüketilmesi demektir. Bu sınıf, iktisadi gücünü, kıskandırmacı bir tutumla, israf temelli harcayarak ikame etmeye çalışır. Bu şekilde ba ğ ımlı sınıfların şimşe ğ ini üzerine çekmekle birlikte, kendi varoluşunu bu yolla pekiştirmiş olur (Veblen, 1995: ). Veblen’in en önemli yapıtının adı da son derece ilginçtir: The Theory of Leisure Class (Aylak Sınıfın Kuramı). Leisure Class aynı zamanda aristokrasi anlamına gelmektedir. Kapitalizmin düşünsel ve iktisadi açıdan kuramsal temellerini atan bu eserinde Veblen, de ğ işik toplumsal kesimlerin statü ve saygınlıklarını boş zaman faaliyetleri, israf ve gösterişçi/kıskandırıcı tüketim yoluyla kanıtlama çabası içinde yer aldıklarına vurgu yapmaktadır.

51 Russel :“Aylaklı ğ a Övgü” Russel, "Aylaklı ğ a Övgü" (In Praise of Idleness) adlı eserinde soruna etik ve moral de ğ erler açısından yaklaşır. Çalışmanın insan üzerindeki tahakkümcü tavrına bir tür karşı koyuşu içeren bu çalışma, emek yo ğ un kapitalist çalışma düzenine tepki olarak aylaklı ğ ın hiç de olumsuzlayıcı bir de ğ er içermedi ğ i aksine, hayattan ve insani olandan yana bir tavır oldu ğ unu vurgular. Bu ba ğ lamda, Russel çalışma sürelerinin azaltılmasını, çalışmanın, kişinin yazgısı ve yaşamının tümüyle belirleyicisi olmaktan çıkması gerekti ğ ini ve boş zaman alanlarının artırılmasının bir insanlık hakkı oldu ğ unu savunur. Russel’e göre boş zamanların artması, kültürel gelişmelere kaynaklık edecektir (Russel, 1990).

52 Russel’da, lafargue’ya benzer şekilde makinelerin etkinli ğ inden yararlanmak suretiyle çalışma saatlerinin azaltılmasını ve dört saatle sınırlı hale getirilmesini önerir. Ona göre daha iyi iktisadi örgütlenme daha fazla boş vakte yol açacaktır. Bu ise sonuçta insanal gelişmeye hizmet edecek, makul ölçüde maddi rahatlık sa ğ layacaktır. Boş vakit bollu ğ unun, (zihinsel/entelektüel ilgileri olanların dışında) taşıdı ğ ı sorunsallı ğ ın aşılması ve insanlara mutluluk getirmesi, toplumun e ğ itimsel performansının yükseltilmesi ve bu vaktin de ğ erlendirilmesine ilişkin bir bilinçlili ğ in oluşması ile çözülece ğ ini belirtir (Russel, 1990: 111). Russel’a göre, zorunlu çalışma, ancak boş zamanı zevkli kılacak ölçüde olmalıdır. Bitkinlik, yorgunluk meydana getirecek ölçüde olmamalıdır. Bu durumda insanlar çalışma yorgunu olmayacaklarından boş vakitlerinde edilgin ve yavan e ğ lencelerle yetinmeyeceklerdir. Boş vakit, istemli kamu yararı faaliyetlerine katılma şeklinde de ğ erlendirilecek, bu da zorunluluk ve ba ğ layıcılık dışı özgürlükçü e ğ ilimleri besleyecektir. Kadın ve erkekler daha mutlu yaşama imkanına sahip olacaklar, sevgi, özveri, hoşgörü vb. erdemler sosyal hayata egemen olacaktır. Çalışmanın, makinavari çalışmanın bireyden götürdüklerini ikame etme adına, boş zaman, insanal gelişime kapı aralayıcı bir aylaklık içinde geçirilmelidir (Russel, 1990: 23-24). Dolayısıyla aylak olmak, insanal, do ğ al ve sosyal varoluş ve erdemli bir hayat için kaçınılmaz bir gerekirlik olmaktadır. Püritenlerin aforoz etti ğ i aylaklık, kendi içinde bir gizil işlevselli ğ i içerdi ğ i, bireysel kendili ğ in ve toplumsal duyarlılık için düşünsel imkanlarla yüklü oldu ğ u anlaşılıyor. Russel, kutsanan çalışmakolikli ğ in yıkıcılı ğ ı ve insani olanın tahribine yönelik sonuçlarının azaltılması için etkin bir iktisadi örgütlülükle çalışma sürelerinin azaltılabilece ğ ini ve bunun birey açısından varoluşsal imkanların tesisine zemin hazırlayaca ğ ı kanısındadır. Bu yaklaşımıyla Russel, sorunu moral de ğ erler ba ğ lamında ele almakla birlikte dipte yatan temel espri yine de kapitalizmin mantı ğ ı olmaktadır. Etkin iktisadi örgütlülük, kapitalizmin temel parametresidir. Etkin bir iktisadiyat için, aylaklı ğ ın işe yarayabilece ğ i ön kabülü, Russel için üstü örtülü de olsa gerçekte örgütlü kapitalizmin varoluşsal hükümranlı ğ ına hizmet edecektir.

53 E.Fromm : “Yabancılaşmış Boş Zaman” Fromm’a göre, çalışma insanı do ğ anın tutsaklı ğ ından kurtararak ba ğ ımsızlaştırdı. Modern üretim tarzına geçilmesiyle çalışma örgütlü, disiplinli, metodik ve rasyonel hale geldi. İ ş’in anlamı ve işlevi de ğ işti. “ İ ş, kendi başına doyurucu ve zevkli bir etkinlik olmak yerine, bir göreve ve bir saplantıya dönüştü. Çalışarak zenginleşme olana ğ ı arttıkça, iş de zenginlik ve başarıya giden yolun tek aracı olup çıktı. İ ş, Max Weber’in sözleriyle, “içedönük bir çilecilik” dizgesinin başlıca etkeni, insanın yalnızlık ve kopmuşluk duygusunun yanıtı oldu” (Fromm, 1990: 196). Refah düzeyinin artması ve gelirin toplum katmanlarına yayılmasıyla birlikte püriten çalışma anlayışı yerini, esnek çalışma sürecine ve dolayısıyla boş vaktin artırılmasına bıraktı. Boş vaktin artışı teknolojik gelişme ve üretim artışıyla atbaşı bir gelişim gösterdi. Teknolojik gelişmeyle üretim hem seri hem de kütlevi bir karakter kazandı. Emek, zaman ve insangücü daha az kullanılmak suretiyle daha fazla üretim yapmak mümkün hale geldi (Fromm, 1987: 73). Üretimde makinaların etkin kullanılması ise aktif insangücüne olan ihtiyacı azaltarak bireyin daha çok sevk ve idareyi sa ğ layıcı fonksiyonunu ön plana çıkardı. Bu durum çalışma süresinin kısaltılmasını da beraberinde getirdi.

54 Üretim sürecinin giderek mekanik hale gelmesi ve makinelerin etkin kullanımı insana olan ihtiyacı azaltırken, boş vaktin artışını da getirdi. İ ş ortamında yo ğ un bir yabancılaşmayla malül örgüt insanı için bu durum, işlik dışı alana da yayılma istidadı gösterir. Fromm’a göre, birey, üretim ve örgütlenme sürecinde edilgin oldu ğ undan, boş vakit, e ğ lenme ve tüketim sürecinde de edilgindir. Çalışma sürecinde katılım ve sorumluluktan uzaklaşması, hayatın di ğ er alanlarında da pasifizme yatkınlı ğ ı içselleştirmesine ve ba ğ ımlı kişilik ortaya koymasına yol açmaktadır. Bugün daha fazla boş vakte sahip olmakla birlikte, ço ğ u kişi, yabancılaşmış bürokratizmin sürükledi ğ i edilginli ğ i boş vakit/dinlenme zamanlarında da gösteriyorlar. Boş vakit ço ğ u kez, gösteri izleme ve meta tüketimi şeklinde geçiriliyor (Parker, 1979: 44-45). Fromm, “Sa ğ lıklı Toplum” adlı eserinde konformist/uyumcu kişili ğ in nasıl oluşturuldu ğ unu açımlamaya çalışırken, toplumsal yaşamlarında bireylerin kendilerine dayatılan edimleri yerine getirirken sanki kendi istençleri ile davranışta bulundukları sanısına kapıldıklarını belirtir. Birey temelde do ğ al e ğ ilimleri yönünde tercihte bulundu ğ u ve aktivite seçti ğ ini sanmaktadır. Oysa, birey bilinci modern toplumun etkin manipülatif aygıtları tarafından yönlendirilmektedir. Püriten etikçe biçimlenmiş olan kapitalist çalışma ve yaşama düzeninde insanların çok çalışması, aktif, itaatkar, dakik ve sorumlu bireyler olması gere ğ i bir iç dürtü olarak sürekli bireyi manipüle etmektedir. Modern bireyler kapitalist hegemonik de ğ erlerin baskıcı dayatmaları karşısında adeta tercihlerinin do ğ al mı yapay mı oldu ğ unu anlayamamakta, zaman içerisinde içselleştirdi ğ i de ğ er ve anlayışlara uygun hareket eden bilinci yönlendirilmiş birey haline gelmektedir (Fromm, 1990). Çalışma süreci (taylorist/fordist) do ğ ası gere ğ i, yabancılaşmayı üreten işleyiş dizgesine sahiptir. Bireyin örgütsel koşullara adaptasyonu ve örgüt kültürünü işselleştirmesi, insani ve sosyal boyutunu yadsıması anlamı taşımaktadır. Zira, makine

55 sistemi, eme ğ in çalışma koşullarına tam uyumunu şart koşar. Bu ise, çalışmanın ya da fordist çalışmanın yabancılaşmaya davetiye çıkarıcı bir yanını oluşturmaktadır. Modern çalışma, iş alanını oldu ğ u kadar iş dışı alanı da mekanik, duygudan arınık, rasyonel bir kullanıma açmaktadır. Birey, örgütsel çalışma sürecindeki tek biçimli duruşunu ço ğ u kez iş dışı alana taşıyarak, boş vakti de yabancılaşmış bir psikopatoloji içinde, bazen de örgütsel kodlanmışlı ğ a tepki olarak, iş dışını aykırı, muhalif, savruk, sorumsuz, lakayt bir şekilde geçirmektedir. Bir başka deyişle, “gündüz disiplinli” “gece haz düşkünü” olabilmektedir. Bu durumda, birey ikili bir psikopatoloji içinde, zihinsel bütünlü ğ ünü kaybetme tehditi altında extrem tavırlar sergilemektedir. Öz olarak şunu ifade etmek gerekir ki, birey çalışma ortamında tek, yabancı, güvensiz, itaatkar, rıza gösterici, teslimiyetçi oldu ğ u gibi, çalışma dışında da benzer tavırlar sergileyip egemen manipülasyona ayarlı uysal/tekbiçimli/itaatkar/edilgen bir katılımcı, konformist bir tüketimcidir artık. Gerçekte birey tasarrufunda olması gereken boş vakit, bu alandaki ticari, endüstriyel, bürokratik, medyatik iktidarın yönlendirmelerine açık, onlara ba ğ ımlı hale gelmiştir. Çünkü söz konusu iktidar yapıları, seçenek üretmek dışında, talep, arzu, haz da üretmektedir. Bilinç yönlendirilmek suretiyle bireyin egemen dizgeyle konformist bir ba ğ ımlılık ilişkisi kurması mümkün hale gelmektedir. Dolayısıyla boş zamanlarda birey egemenli ğ i devre dışı tutularak, yabancılaşmış bilincin eklektik faaliyetlere katılması, planlı/tasarlanmış etkinlikleri tüketmesi sözkonusu olmaktadır.

56 D.Riesman :“Başkalarınca Yöneltimli” Boş Zaman Riesman, “The Lonely Crowd” adlı eserinde, toplumsal sistemin giderek yapay, sahte ilişkilere dayandı ğ ını ve bireyin kalabalık içinde yalnızlı ğ ını anlatır. Sosyal ilişkiler ve anlam örgüleri, gerçek de ğ erlerini yitirmektedirler. Yalnızlık, yabancılaşma, i ğ reti ilişkiler genel sistemin varlı ğ ını tehdit etmektedir. Herşeyin alınır satılır hale geldi ğ i ve piyasa de ğ erinin oluştu ğ u bu toplumda, sosyallik üniteleri ve boş vakit geçirme biçimleri de bu yapaysılı ğ ın tüm uzantılarını taşımaktadır. İ lişkiler, “başkalarınca yöneltimli” bir de ğ er taşımaktadır. Birey dışı manipülatif aygıtlar, boş vaktin kullanım de ğ erini de dönüştürmektedir (McClay, 1998:34-42). Riesman’a göre, modern toplum “başkalarınca yöneltimli” (other directed) bir toplumdur. Bu toplumda birey, akran grupları, yakın çevre ve kurulu iktidar aygıtları tarafından manipüle edilen “başkalarınca yöneltimli birey” dir (Ibrahim, 1991:225). Riesman, başkalarının onamaları ve yol göstericili ğ ine gereksinme duyan bu bireyin, kendisini bir tür “dostluk pazarında” sunumlama, ötekilerin onamalarını alarak piyasa de ğ erini artırmak üzere kendini bir alışverişin öznesi olarak konumladı ğ ını belirtir. Riesman, “dostluk pazarı”nın çok geniş ilişki ve etkileşim a ğ larına sahip oldu ğ unu, bu pazarın para kazanmak, tatillere çıkmak, kendini ifade etmek, statü kazanmak vb. de ğ işik dost arama yöntemlerini içerdi ğ inden sözeder (Aydo ğ an, 2000:153). Riesman, e ğ lenceye katılımın günümüzde bir zorunluluk haline geldi ğ ini ancak, bunun kendili ğ inden oluşmadı ğ ını, “ötekilerin dışında kalmamak için yapılan, serbest zamanını nasıl geçirece ğ i de dahil olmak üzere hiçbir şeyi gurubundan saklamadan yapan bireyin mahremiyetini elinden alan bir durum oldu ğ unu belirtiyor” (Aydo ğ an, 2000:163).

57 Günümüzde insanlar Riesman’ın da temas etti ğ i gibi, boş vakitlerinde giderek benzer etkinlikler içinde yer alıyorlar. Sanki bu toplumda, kitle yönelimi içinde olmak, toplumdan ayrı düşmemek, “herkes olmak” bir iç dürtü olarak içselleştirilmiş gibidir. Gerek endüstriyel kapitalizm, gerek hegemonik ideoloji ya da toplumsal kültür, bireyin “ortalama”, “standart”, “üniform” ya da “kopya hayatlar” yaşaması için soyut bir basınç üretmektedir. Ço ğ u insan, boş vakitlerinde aynı şeyleri yapmak, benzer mekanlarda bulunmak, herkesin okudu ğ u (bestseller) kitapları okumak, herkesin seyretti ğ i filmleri görmek, kitlesel yönelim içeren markaları, göstergeleri, imajları tüketmek peşindedir. Bu durum, modern toplumu benzeşik bir toplulu ğ a, ortak reflekslere ve heyecanlara mahkum etmektedir. Bu toplum için, her şey metalaşmış, alınır satılır hale gelmiştir. Sosyal ilişkiler araçsal ilişkiye dönüşmüştür. İ nsanlar, yakınlık kurdukları kişileri kendilerini bir yerlere çıkartacak, hedefe götürecek birer araç olarak görmektedirler. Bu toplumda bireysel davranışlar, do ğ al, içtenlikli güdülerden kaynaklanmamaktadır. Bireysel davranışı, bir başkasının onamaları, de ğ er ölçüleri ya da kitlesel meşruiyet standartları belirlemektedir. Ancak, “herkes olmak”, “kalabalıktan bir parça olmak”, bireyin yaşadı ğ ı iç burkulmaları, güvensizli ğ i, yalnızlı ğ ı ortadan kaldırmamaktadır. Kalabalık içinde, birey güçsüz, güvensiz, içini dökecek dosttan yoksunluk içindedir. Bu durum, Goffman’ın “uygar ilgisizlik” kavramıyla da örtüşmektedir. Temel problem “güven yitimi”dir. Yı ğ ınla insan arasında “öteki” olmak, “yalnız” olmak modern toplum için tanımlayıcı bir özellik olsa gerek. Bu paradoks, modern sosyalliklerin, sahte ilişkilerle yüklü oldu ğ u ve araçsal bir de ğ er taşıdıklarını gösterir. Dolayısıyla, iş’te oldu ğ u kadar iş dışı; boş vakit ve e ğ lence alanları da bu sahte sosyalli ğ in çekim alanı içindedir.

58 Adorno ve Horkheimer: Kültür Endüstrisi ve Boş Zamanın Tecimsel Manipülasyonu Adorno ve Horkheimer’a göre, işlik’teki çalışma (work) nın mantı ğ ı ile işlik dışındaki sosyal yaşamın mantı ğ ı arasındaki ayrımlar giderek kayboluyor. Bu olgu, bir bakıma, bireyin, özel, sosyal ya da tüm serbest saatlerinin iş’likteki çalışmanın mantı ğ ı tarafından istila edilmesi anlamına gelir. “ İ şlikteki çalışmanın ethics’i ile, işlikteki çalışmanın dışındaki leisure’ın birbiriyle de ğ iştirilebilir (aynı) de ğ erler içine sokulması ise, ça ğ daş toplumlarda, herşeyden çok “kültür endüstrisi” aracılı ğ ı ile gerçekleştirilmektedir. Teknolojinin rasyoneli kültür endüstrisinin teknolojisini de çalışmanın (work) mantı ğ ı ile, toplumsal sistemin mantı ğ ı arasındaki önemli sayılabilecek her ayrımın feda edilmesiyle sa ğ lanan standartlaştırma ve mass production’dan ibaret bir işleyiş biçimine indirgemiştir” (Oskay, 1982 : 187). Günümüzde, teknolojik rasyonalite iş ile iş’dışı alan arasındaki ayrımı ortadan kaldırıyor. İ ş dışı yaşam, iş’in rationeline yenik düşüyor ve iş’in mantı ğ ına göre yapılanıyor. Bu ortamda, üretim kadar tüketim de kitleselleşmiş ve metalaşmıştır. Birey olmak, sistemin onamalarını aşma gücünden yoksunluk yüzünden mümkün olamamaktadır. Kültür endüstrisi de, üretti ğ i ürünlerle iş ile iş dışı alanın birbiriyle benzeşmesine, eşitleşmesine yol açmaktadır (Oskay, 1982: 187). Çünkü, e ğ lence ya da boş vakit geçirme etkinlikleri de kitlesel olarak, kâr/maliyet hesaplarına göre üretilip pazarlanmaktadır. Adorno ve Horkheimer, bu süreçte bireyin bilinç/e ğ lence endüstrisi karşısında tümüyle “reaktif” bir konumda oldu ğ unu söylemiyor, bu endüstrilerin ba ğ ımlı konumdaki insanları etkilemesinin farklı şekillerde olabilece ğ ini belirtiyorlar. Onlara göre, bu etkileme, “ba ğ ımlı konumdaki sınıf ve katmanlardaki insanların sürdürmekte oldukları yaşamın totalitesi içinde taşıdıkları reel bilinçleri nedeniyle, bilinç endüstrisinin ürünlerine, belirli bir oranda adeta ‘kendiliklerinden’ yönelmeleriyle gerçekleşmektedir. Ne var ki bu yönelme bile özgür bir yönelme de ğ ildir. Be ğ eni yönünden toplumsal yaşam totalitesi içinde brutal ve belirsiz bir duruma düşmüş ‘kitle toplumu’ insanını bilinç endüstrisinin ve e ğ lence endüstrisinin ayrıca koşullandırabildi ğ i bir yönelmedir. Ayrıca bu yönelme, e ğ lence endüstrisi karşısında bile edilgenleşmekten kurtulmaya yetecek parasal, zamansal ve kültürel olanaklara sahip olmayan ‘kalabalıklaşmış’, amorf ve atomize olmuş bu ‘sınıf’ ve ‘katmanlar’daki insanlar için reel toplumca konulmuş bir tür sınırlılık ya da zorunluluk” (Oskay, 1982:l88) olmaktadır.

59 Adorno ve Horkheimer’e göre, kültür endüstrisi; film, müzik (caz/pop), tv, radyo, diziler, magazin, çizgi roman gibi kitlesel tüketime göre hazırlanmış e ğ lence ürünlerinden oluşur. Kültür endüstrisi, kitlelerin boş vakitlerini e ğ lenceli kılmak, herşeyin yolunda gitti ğ i yanılsaması yaratarak, dizgeyle uyumcu/konformist bir bütünleşiklik hali meydana getirmek üzere faaliyet gösterir. Kültür endüstrisi, kültürel üretimin tecimsel/ standart/ kolay tüketilebilir tarzda hazırlanarak kitle tüketimine açılmasını sa ğ lar. Kültür endüstrisinin, yapay e ğ lenim ihtiyacı oluşturması ve bunu manipülatif aygıtlar yoluyla kurumlaştırması, kitlelerin yaşam tarzını dönüştürüyor. Bu süreçte, boş vakit kullanımı da çalışma gibi, zorunlu, ba ğ layıcılı ğ ı olan ve hatta yorucu bir etkinli ğ e dönüşmektedir. Bir bakıma, boş vakit etkinlikleri yabancılaşma psikozu içindeki bireyin işe yeniden koyulabilmesi için yapmak zorunda oldu ğ u mecburi etkinlik halini almıştır. Bu ba ğ lamda boş vakit, çalışma sürecinin bir devamı, onu mümkün kılma aracı olmaktadır (Rojeck, 1995: 17). Adorno ve Horkheimer’ın dedi ğ i gibi, günümüzde, sinema filmleri, tiyatro, avant- garde sanat vb. tüm kültürel etkinlikler birer endüstriye dönüşmüştür. Bu ba ğ lamda kültür endüstrisi, içerikleri benzeşik çok sayıda kültürel metaları, farklı ambalajlar altında kitle begenisine sunmakta, bu yolla de ğ işik sosyo-ekonomik kesimden insanları kendi pazarına dahil etmektedir (Oskay, 1993: ). Bu durum, boş vakit alanlarının yanısıra, tüm yaşam alanlarının birey kontrolünden çıkması, endüstriyel aklın hakimiyetine girmesi anlamı taşımaktadır.

60 Adorno ve Horkheimer’e göre, kültür endüstrisinin ürünleri, hem iş hem de boş vakitlerde kitleye sunulan ekonomik sistemin birer unsurudurlar. Bu ürünler ekonomik dizgenin ayakta kalış nedeni oldu ğ u kadar dizgenin etkinli ğ ini sürdürmesi açısından bu yapay ürünlerle birey/kitle yeniden üretilmiş olmaktadır. Bir başka deyişle, kültür endüstrisi, mamul madde kadar, kendisiyle uyumlu birey ve toplumsal kitle de üretmektedir (Horkheimer, Adorno, 1996: 15). Adorno, modern dönemde boş vaktin, kültür endüstrisinin kendisini dönüştürmesine hizmet eden bir tüketim kayna ğ ı haline geldi ğ ini belirtir. Kültür endüstrisi, bireye tanınan boş vaktin onun tasarrufunda olmasına, bireysel hükümranlı ğ a yatkın bir alan olarak kullanılmasına izin vermemekte, aksine bireysel varoluş için gerekli imgelem gücünü de bireyin elinden almaktadır. Birey, kültür endüstrisinin birer çalışanı, memuru ya da müşterisidir. Bu endüstrinin gereklerine göre davranması içselleştirilmiştir. Zira, birey daha önce benzeri görülmemiş bir toplumsal uyumculuk/konformizm ça ğ ında yaşamaktadır. Kitlesel hareket etmek, bunun için de bilincinin yönlendirilmesine ses çıkarmamak durumundadır (Davies, 1989: 106). Kültür endüstrisinin gerçekte zihin/bilinç üreten bir endüstri oldu ğ unu belirten Enzensberger de, bu endüstrinin esas gayesinin ürün/mamul madde satmak de ğ il, “varolan düzeni” satmak oldu ğ unu belirtir. Bu endüstri, bireylerin alık birer tüketen olmasını, varoluş/politik iktidar üzerine düşünmeksizin, iktidar ilişkilerinin niçinini ve nasılını düşünmeden yaşamalarını sa ğ lamak için u ğ raşır. Bu endüstri, bilincimizi yönlendirmenin, varolan düzenin emrine sunmanın, verili iktidar yapılarına süreklilik katmanın, hegemonik ilişki dizgelerinin yeniden üretimini sa ğ lamanın peşindedir. Bilincin egemen siyasa ba ğ lamında yeniden üretimiyle u ğ raşan bu sektör ya da bilinç endüstrisi, kültürün tektipleştirilmesi ve zevk/be ğ eni düzeyinin standartlaştırılmasını getirmektedir (Real, 1977: 27). Zevk, begeni düzeyi, bireysel sunum, algılama, ifade biçimleri kültür endüstrisi yoluyla tektipleştirilerek standart bir forma sokulmaktadır. Bu endüstri, her sınıf ya da kesimin kültürel standartlarını birbirine yaklaştırmaktadır. Bu endüstrinin insan tipi ise büyük ölçüde “ortalama insan” dır. Günümüzde, boş vakit deneyimleri kültür endüstrisinin gücü sayesinde giderek birbirine benzer hale geliyor. Ortak faaliyetlere katılmak, örgütlü e ğ lencelerde bulunmak, tur organizasyonlarının müşterisi olmak, deniz, sahil beldelerinde bulunmak, kitle iletişim

61 araçlarının birer alık tüketeni olmak yaygındır. Boş vakit endüstrisi etkinlikler kadar, be ğ eni düzeyleri, ilişki biçimleri, sosyallik formları ve de hedef kitleyi de ortalama/standart/tekdüze bir kalıba sokmaktadır. Uzmanlaşmış boş zaman endüstrileri, boş vaktin geçirilmesi yolunda yapay e ğ lence/dinlence satmak üzere üretiyorlar.Televizyon, sinema, video, bilgisayar oyunları, gazete, dergi, popüler roman, müzik, futbol, at yarışları, talih oyunları vb. araçlarla vaktin geçirilmesinin bir endüstriye dönüştürülmesi ve büyük paraların döndü ğ ü bir sektör haline gelmesi, söz konusu alanların kitlesel bir av sahası haline geldi ğ ini göstermektedir. Kapitalizm, bu alanlarda reklam, propaganda ve imaj hilesi dahil her türlü manipülatif yolu denemek suretiyle, kâr marjını yükseltmenin çabası içindedir.

62 Gorz : Özgürleşim Alanı Olarak Boş Zaman Modern çalışma düzeni ve bunun dayandı ğ ı “iktisadi aklın” eleştirisini yapan Gorz, fordist üretim sürecinin toplumsal patoloji üretti ğ i ve bunun aşılmasının dizgede yeni yaklaşımlara ihtiyaç gösterdi ğ ini ileri sürer. Taylorist/Fordist çalışma sürecinin esnemesi gerekti ğ i, bireyin çalışma kölesi yapılmasının sistemin önünü tıkadı ğ ını savlar. Çalışmaya atfedilen merkezili ğ in yaşamın bütünselli ğ ini parçaladı ğ ını belirtir. Ona göre, çalışma giderek, toplumsal bütünlü ğ ü atomize ederek ayrıksı alanlar oluşmasına yol açmaktadır. Çalışma merkezli toplumun, üretim sürecinde atfetti ğ i kimliklerin, iş dışı alanda yerini farklı kimlik parametrelerine terketti ğ i açıktır. Çalışma düzenindeki kriz ve yeni soluklanma arayışları, kişileri "çalışmalarının dışında başka yerde kimlik ve toplumsal aidiyet kaynakları, kişisel açılım imkanları ve başkalarının saygısını kazanabilecekleri ve kendilerine saygı duyabilecekleri anlam yüklü faaliyetler aramak zorunda" (Gorz, 1995:127) bırakmaktadır. Gorz, zamanın toplum ölçe ğ inde serbestleştirilmesi gere ğ inden söz etmektedir. Önemli bir sorun olarak boş zaman kavramına toplumsal düzlemde hangi anlam ve içeri ğ in verilmek istendi ğ ini bilmekten geçti ğ ini dile getiren Gorz, “iktisadi aklın” bu soruna dişe dokunur yanıtlar vermekten uzak oldu ğ unu belirtmektedir (Gorz, 1995). Gorz, çarpıcı bir şekilde, “çalışmak için mi yaşıyoruz, yaşamak için mi çalışıyoruz” sorusuna dikkatleri çekerek modern toplumun yapılanma şeklini de ğ işik bir boyuttan sorgular. Gorz, boş zamanın bireyin insani yönünü keşfetmesini ve sosyal açıdan kendisini ikamesine imkan verece ğ i düşüncesiyle çalışmanın en temel yaşam ere ğ i olarak kabullenilmesine karşı çıkar. Bu konuda kapitalizm kadar sosyalizm de, “çalışma ideolojisi”ni içselleştirdi ğ inden ve kapitalist çalışma eti ğ ine dokunmadı ğ ından bir bakıma insanın özgürleşmesini sa ğ layamamış ve onun yabancılaşmasına yol açmıştır. Gorz, sosyalizmin alternatif bir toplumsal proje olabilmesini “boş zaman toplumu” olmasıyla eşde ğ er görmekte ve toplumun boş zaman merkezli yapılanması ile sosyalizmin alternatif bir toplumsal ve siyasal proje olarak varlı ğ ını koruyabilece ğ ine inanır (Gorz, 1995). Zira,

63 Gorz’a göre, insanların boş vakitlerini daha rahat geçirmeleri için, aslında kendileri tarafından ya da bir başka arkadaşlarının yardımıyla gerçekleştirebilecekleri ihtiyaçları da profesyonellere devredilerek (Gorz, 1986: 155) tüketim fazlalaştırılmaktadır[6]. Bu durumu Lodziak, Gorz’dan esinlenerek çalışma sürelerinin önemli ölçüde azaltılması durumunda günümüzde piyasada olan mal ve hizmetlere duyulan talebin de azalacak olması anlamına gelece ğ ini ifade etmektedir ( Lodziak, 2003: 89). Bu nedenle Offe’nin ifadesiyle “yapısal olarak dayatılmış ihtiyaçlar” ve Lodziak’ın ifadesiyle “gereksinim alanının genişletilmesi” (Lodziak, 2003: 58) ile tüketim arttırılmaktadır. Çünkü, artık hayatta kalabilmek için gereksinim duydu ğ umuz kaynaklar do ğ rudan ulaşılabilecek durumda olmadı ğ ı için (Lodziak, 2003: 50) sisteme olan ba ğ ımlılık da giderek artmaktadır. Boş zamanın çalışanlar açısından yeterince fazlalaştırılmasına ya da az parçalı hale getirilmesine izin verilmiyor olması konusunda şunu ileri sürmek mümkündür: Bireylerin çalışma nedeniyle harcadıkları zaman, ki bu sadece etkin çalışma süresini içermemekte, iş için hazırlanma ve yolda geçen süreleri de kapsamaktadır, çalışma dışında kendilerine bırakılan zamanı, vaat edilen rahatlama ve mutlulu ğ a ulaşmak üzere etkin olarak kullanabilmek amacıyla da tüketime sürüklenmektedir. Çünkü, zaman kısa iken ve arzular, istekler fazla iken bireyler bu arzu ve isteklerini karşılayamamanın vermiş

64 Sistemin öngördü ğ ü biçimde, “boş zaman, gerçek anlamda “boş” olmamalıdır; planlanması ve de ğ erlendirilmesi gerekir ama daha da önemlisi ekonomi ile iç içe geçmelidir[10]. De ğ erlendirilen zaman, üretim süreçleri içinde kalmayı gerektirirken modern kapitalist sistemde, boş zaman tüketime ayrılan bir zaman olarak yeniden tanımlanır.” (Yanıklar, 2006: 176) “Ancak bir kere uyarılan tüketici arzularının yeniden toplumsal olarak kontrol altına alınması güçtür.” (Bocock, 2005: 115). kapitalist dünyadaki tüketime ve çalışmaya endekslenmiş mutluluk anlayışları, ancak boş zamanın yaratıcı, özgürleştirici, sanatsal tatmin ve birliktelik kurmaya uygun do ğ ası sayesinde aşılacaktır. Boş zaman, kapitalist sistemin dayattı ğ ı de ğ er ve anlam haritalarının dışına çıkmaya ve sistemin egemen/baskıcı manipülatif etkilerinin nötr hale getirilmesine hizmet edebilecek potansiyele sahiptir.

65 Gorz, fordist üretim süreçlerinin yıkıcı/bunaltıcı baskısı karşısında esnek çalışma süreci ve çalışmanın insancıllaştırılmasından yanadır. Post-Fordist uygulamaların daha esnek bir çalışma ortamı oluşturması ve bireysel önceliklere açıklık göstermesi ve bireye daha fazla boş zaman sa ğ lamasını özgürlükçü bir toplumsal sürecin başlangıcı olarak görür. Bununla birlikte Gorz, iş/çalışma ediminin kendi içinde tekbiçimlili ğ e yaslandı ğ ı, ço ğ u işin ödüllendirici olmadı ğ ını, yaratıcılıktan uzak oldu ğ u ve rutin eylemleri içerdi ğ i gerekçesiyle çalışma karşıtı bir konuma hevesle sarılır (McRobbies 1999: 58). Gorz, “Kapitalizm, Sosyalizm ve Ekoloji” adlı eserinde (1993: 76-91) göreli olarak çalışma sürecinde bir dönüşüm yaşandı ğ ı ve bunun yeni bir “çalışma eti ğ i” oluşturulmasını şart koştu ğ unu belirtir. Gorz, Lafargue’nun “Tembellik Hakkı” manifestosunu bugüne taşıyarak, çalışmanın kutsiyetine, hayatın temel gayesi yapılmasına, birey ve toplumsal kesimler için bir kimlik oluşturaca ğ ı savına karşı çıkar. Modern dünyada, toplumsal kimli ğ in belirmesinde çalışma ve mesle ğ in önemi göreli olarak azalırken, bireylerin boş zamandaki aktivitelerinin ve tüketim performanslarının sosyal statü ve kimlik oluşumunda daha belirleyici oldu ğ unu vurgular. Ona göre, bireyin özgürleşmesi, katılımı ve özgür istencinin oluşumunda “boş zaman” varoluşsal bir öneme sahiptir. Boş zamanın artmasıyla gelecek daha fazla özgürleşim, sa ğ lıklı sosyal tercihlerin oluşumuna, yerleşik düzenin dayatmaları karşısında düşünsel ve eylemsel tepkimede bulunma olana ğ ını artıracaktır. Gorz için boş zaman, daha çok özgürleşme ve özerklik anlamına gelir. Bireyi sınırlayan, onun gizil güçlerini ortaya koyma çabasını törpüleyen, toplumu bir sistem ya da mekanik boyutta algılayan tüm düzenleyici dizgelerin geri püskürtülmesinde boş vakit hayati bir işlev görecektir.

66 Baudrillard : Tüketim Alanı Olarak Boş Zaman Baudrillard’a göre modern toplum bir “tüketim toplumu”dur. Bu toplumda herşey metalaşmıştır ve meta de ğ eriyle dolaşımdadır. Boş vakit de, kapitalist pazar açısından bir “meta de ğ eri”ne sahiptir. Ona göre, boş vakit birey için bir statü/kimlik üretimi anı oldu ğ undan işlevseldir. Boş vaktin tüketilmesi bir tür “potlach”tır. Boş vakit, potlach’ta bir “anlamlandırma” ve “gösterge” de ğ iş tokuş malzemesidir. Boş vaktin meşruiyeti, de ğ er üretiminin mantı ğ ında gizlidir (Baudrillard, 1997: 193). Baudrillard, kapitalist eti ğ in her yerde geçerli oldu ğ unu ileri sürer. Çalışma alanında oldu ğ u kadar, boş vakit ve tatillerde de aynı “zorlama ahlakı” geçerlidir.

67 Çalışmadan elde edilen tatmin bir bakıma boş vakit etkinlikleri ve tüketimden elde edilen “tatmin praksisi” ile aynıdır. Örne ğ in, bronzlaşma saplantısı, “turistlere İ talya’yı İ spanya’yı ve müzeleri ziyaret ettiren bu şaşkın devindirici güç, güneş altındaki bu zorunlu jimnastik ve çıplaklık ve özellikle de eksiksiz yaşamaya özgü bu gülüş ve bu neşe hepsi birlikte aslında ödev, fedakarlık, çilekeşlik ilkesine adanmanın belirtisidir" (Baudrillard, l997:l90). Bugün ortalama bireyin istedi ğ i tek şey, boş vakit ve tatiller aracılı ğ ıyla “kendini gerçekleştirme özgürlü ğ üne” kavuşmaktır. Boş vaktin fazlalı ğ ını, birey gösterişçi sermaye/tüketim ve zenginlik olarak sergilemekle kanıtlamak ister. Boş zaman etkinlikleri ve tüketimcilikteki temel espri ekonomik olarak hayatta kalmak de ğ il, toplumsal temsil ve varoluşu ikame etmektir. Boş zaman özgürlü ğ ünün son çözümlemede, bireyin tüketici olarak özgürleşmesi yani seçme ve tercih yapma konusunda serbest olmasıdır. Bu ise sonuçta tüketim sisteminin kurumlaşmasına yaramaktadır. Zaman kavramı da bu süreçte sadece iktisadi de ğ iş tokuş çevriminde bir meta de ğ il, aynı zamanda “gösterge” ve “boş vakit etkinliklerinde” de de ğ işim de ğ erine sahip bir öge durumundadır (Baudrillard, 1997: ). Günümüz toplumunda “tüketim”, her kesimden insan için artık gereksinimlerin karşılanması olmaktan çıkarak adeta çalışmanın bir işlevi haline gelmiştir. Boş vaktin önemli bir kısmını dolduran tüketimci aktiviteler, kitlelerin birincil görevleri olarak içselleştirilmiş ve bu eylemler birer toplumsal kimlik ögesi ve statüsel temsil alanı olarak kurumsallaşmıştır. Bu nedenle nasıl bir püriten, kendi varlı ğ ını Tanrı’nın rıza’sı temelinde geliştirecek bir işletme olarak algılayıp çalıştıysa, günümüzdeki tüketici de “zevk almak zorundaymış gibi, bir zevk ve doyum işletmesi gibi algılar kendini”. Bu süreçte tüketimci birey, kendisini keyifli, baştan çıkaran/çıkarılan, öven/övülen, hareketli, mutlu olmak zorundaymış gibi konumlar. Bireysel/toplumsal varlı ğ ı, alışveriş yapmakla, alışveriş mekanlarında gezinmekle, bu yönde ilişkilerini artırmakla ve yo ğ un gösterge, marka, imge ve nesneleri kullanmakla ve tüm zevk algılarına ulaşmakla ikame etmeye çalışır. Modern birey için bu zevk baskısından kaçmak mümkün de ğ ildir. Tüketimcilikteki edilgenlik mutsuzlu ğ a davetiye çıkarır. Bu yüzden daha fazla tüketmek ve bu yolla mutluluk üretmek bireye adeta bir yurttaşlık ödevi olarak zorla benimsetilmektedir (Baudrillard, 1995:97-98).

68 Baudrillard’ın tüketim toplumu olarak gördü ğ ü dünya bir bakıma “büyük bir ma ğ azayı” andırmaktadır. Herşey ama herşeyin bir fiyatı vardır. Eşyalar, ilişkiler, birliktelikler, hepsi kullanım de ğ erleri ile dolaşımdadır. Bauman bu toplum’un “çalışma eti ğ inden tüketim esteti ğ ine” geçti ğ ini belirtir. Bu toplumda çalışmanın üretimi kadar tüketimci e ğ ilimler de üretilmektedir. Tüketim, toplumsal kimlik parametrelerinde köklü dönüşümlere kapı açmaktadır (Bauman, 1999: 39-51). İ nsanlar, daha fazla tüketmek, boş vaktin alanını genişletmek için çalışmaktadırlar. Çalışma saatlerinin azalması bu ba ğ lamda bir açıklı ğ a sahip de ğ ildir. Zira, kimi araştırmacılar, insanların daha fazla tüketmek için daha çok çalışmak durumunda kaldıklarını belirtmektedirler. Bir başka deyişle, boş vaktin iktisadi de ğ eri, bu alanın tüketimci atraksiyonlar için geçirilecek bir alana indirgenmesinden anlaşılmaktadır (Corcoran-Wallich, 1991: 176) Öz olarak, günümüz toplumu bir tüketim/tüketimci toplumdur. Tüketim bu toplumda en temel erektir. Tüketmekle bireyler aslında göstergeleri, sembolleri, sınıfsal/statüsel konumları tüketiyorlar. Bu toplumda tüketim reel anlamını yitirmiştir. Bireylerin ya da toplumsal kesimlerin kendini ifade etme, sunma, gerçekleme, yeniden kurma beklentilerine karşılık olmak üzere metaların de ğ işim de ğ erinin tüketilmesi sözkonusudur. Boş vakitler, tüketimci atraksiyonlar için geçirilen zamandır ve bu toplumda, boş vakit bireyselli ğ e açıklık gösteren bir alan de ğ il, tüketmeye koşullandırılmış aygıtların gölgesinde geçirilen bir meta fetişizmi ayininin gerçekleşme alanı/zamanıdır. Boş vakit, hazzı, zevki, tüketimci hedonizmi abartılı yaşama anıdır. Baudrillard’ın ifadesiyle boş vakit “fun system” şeklinde kurgulanarak, “zevkin baskısı” altında geçirilen bir haz zamanı olarak kullanıma açılmıştır.

69 Yeni Zamanlar: Boş Zaman ve “Evin Yeniden Dönüşü” Yeni Zamanlar (New Times) tezi, dünyayı, toplumu ve insanı bir yeniden algılama ve yorumlama çabası olarak, dünyanın sadece teknik/nicel bir çizgide de ğ işmedi ğ ini, nitel olarak da bir dönüşüm içinde oldu ğ u savından hareket eder. Yeni Zamanlar tezi, kapitalist toplumların giderek bölünmüşlük, farklılaşma ve parçalılıkla nitelenir hale geldi ğ ini, dahası modern kitle toplumunun homojenleşme, standartlaşma ve ölçek ekonomileriyle tanımlanır olduklarını ileri sürer. Bu durum gerçekte fordizmden post-fordizme geçiş sürecinde oldu ğ umuz anlamına gelir. Bir başka deyişle eski seri üretime dayalı bant- sisteminin yerini “esnek uzmanlaşma”nın almasıdır. Bu yeni dünyadaki radikal kopuş/altüst oluşlar bu temel de ğ işimden kaynaklanır. Bu de ğ işim ekonomik bir daireyle sınırlı olmayıp bütün bir sosyal ve kültürel dünyayı biçimleyip yeniden dönüştürmektedir (Hall-Jacques, 1995:16). Yeni Zamanlar söylemi, çalışmanın önceli ğ ini yadsımamakla birlikte, Post-Fordist süreçte esnek hale getirilmesi ve çalışmanın insancıllaştırılmasını öne çıkarır. Boş vaktin, fordist ratioya ilişkin kullanımını dışlar, özgürlükçü ve farklı seçeneklere dayalı boş vakit deneyimlerini tasarımlar. Yeni Zamanlar söylemi, bu ba ğ lamda ev yaşamına ilişkin ögeleri önemsemekte, sınıf ve parti dışında kalan kimlik ve katılımları öne çıkartmaktadır. Bir başka deyişle, ev içinde, komşu, yakın çevre, alışveriş merkezlerindeki ilişkiler, sevecen ebeveyn, sorumlu yurttaş ve çevreci rolleri de kimlik ögesi olarak önemser. Yine farklı toplumsal hareketler de, evi, kişisel ve yerel çevrenin politizasyonuna hizmet edecek şekilde kurgulamaktadırlar. Mort ve Gorz, tüketicili ğ in aldatıcılı ğ ı ve popüler zevklerin çekicili ğ ini öne çıkartarak, evin işlevine vurgu yaparlar (McRobbie, 1999:59).

70 Yeni Zaman kuramcısı olarak Mort, İ ngiltere’de, daha kısa çalışma süreleri ve yüksek hayat standardı sa ğ landı ğ ı taktirde, yaşam stilleri ve buna dayalı kimliklerde radikal dönüşümler yaşanaca ğ ını belirtir. Politik implikasyonların anahtar statü, kimlik ve yer imgesi oluşturmada belirleyici olmaktan uzak olaca ğ ını belirten Mort, insanların vakitlerinin ço ğ unu “ev”lerinde geçirecekleri ve “ev’e dönüşün” yeni kimlik politikaları geliştirilmesine olanak tanıyaca ğ ını vurgular. İ nsanlar kimliklerini çalışma/üretim sürecinde de ğ il daha çok tüketme ya da satın alma eylemleri yoluyla oluşturacaklardır. Mort, ev yaşamının insanları apolitik bireycili ğ e sürüklemeyece ğ ini, aksine, eko-tüketici politikalar ve televizyon yoluyla yeni ilişki biçimlerinin devreye girece ğ ini ve yeni kimliklerin evin içinde de oluşabilece ğ ini vurgulamaktadır (McRobbie, 1999:56). Mort’un ev temelli boş zaman alanı, bir bakıma bireyselleştirilmiş boş zamana denk düşmektedir. Evde geçirilen boş zaman, bireyselleştirilmiş, büyük ölçüde iş disiplininden uzakta geçen bir zamandır. Mort, evin yeniden keşfini, insanal olanla kucaklaşma, do ğ allı ğ a dönüş ya da bireysel gelişimin/ruhsal dinginli ğ in adresi olarak görür. Bundan dolayı Mort, endüstriyel örgütlülükten ve beraberinde getirdi ğ i patolojiden kaçma adına eve dönüşü önerir (McRobbie, 1999: 56-58). Yine bir Yeni Zaman kuramcısı olarak Gorz, yeni/esnek çalışma koşullarının ya da Post-Fordist üretim sürecinin insana daha fazla boş zaman bırakaca ğ ını ileri sürer. Bunun sol politika için avantaj teşkil edece ğ i üzerinde durur. Gorz, ço ğ u işin ödüllendirici olmadı ğ ını, yaratıcılı ğ a dayanmadı ğ ını, rutin oldu ğ unu ve dolayısıyla yabancılaşmaya açık oldu ğ unu belirtir ve bu yüzden çalışma-karşıtı bir söyleme yatkınlık gösterir. Eve dönüşü öneren Gorz, ev ve boş zamanın çalışmanın ve parti politikalarının yerine geçebilece ğ ini ve politik tartışmalar için yeni alanlar oluşturaca ğ ını belirtir (McRobbie, 1999:59). Gorz, fordist sistemin, bireye görünürde ev yani özel alan tanıdı ğ ı, ancak bunun bir yanılsama oldu ğ unu belirtir. Fordist çalışma sürecinin yorgunluk/bitkinlik/bunaltı ve neşe kaybı üreterek bireyi zaten gündelik hayatta mutlu olmaktan uzaklaştırdı ğ ı, ona tanıdı ğ ı görece boş vakit ya da özel/ev hayatı, işteki baskı ve zorlamanın sa ğ altımıyla geçirildi ğ i, extra haz-doyum zamanı olarak kullanılamadı ğ ını belirtir. Gorz, kapitalist sistem siyasal iktidarını, çalışanlara “mülksüzleştirilmelerine ve işlerinde kendilerine uygulanan zorlamalara karşı” tazminat olarak, iş yaşamı dışında “görünürde artan bir kişisel egemenlik alanı” tanıyarak (l986:86) korumaya çalıştı ğ ını belirtir.

71 Evin geri dönüşü, Kumar’ın da belirtti ğ i gibi, gerçekte kimi endüstriyel ve tekno/radikal dönüşümlerin bir sonucudur. Özellikle enformasyona dayalı toplum yapılanması, eve dayalı iş ve boş zaman kullanım politikalarını yaygınlaştırmaktadır. Bu durum, gerçekte, “sanayi öncesi ev halkını da ğ ıtan ve insanları iş ve hazzı evin dışında aramaya iten yüzyıllar sürmüş sanayileşmeden sonra, bir anlamda eve geri dönüşün itici ideolojik gücünü sa ğ lar. (...) Enformasyon teknolojisi, paylaşılan iş ve boş zaman faaliyetleri etrafında aile yeniden bütünleştirilebilir ve güçlenebilir. Toffler, evin bir kez daha ‘toplumun merkezi’ olabilece ğ ini söyler. Ev, Üçüncü Dalganın do ğ urdu ğ u tüm de ğ işimlerin odak noktası haline gelir” (Kumar, 1999: ). Zygmunt Bauman’ın da belirtti ğ i gibi, eski vatandaşlık politikaları artık ölmüştür. İ nsanlar boş zamanlarını, “politikanın yüklerinden kurtulmuş olarak” evde geçireceklerdir. Toplumsal kimlikler büyük ölçüde, satın alma ve tüketme eylemleri yoluyla edinilmektedir (McRobbie, 1999:56). Ev, çalışmanın, toplumsal kimlik ve boş vaktin geçirilme sorunsalının oda ğ ını teşkil etmektedir. Evin dönüşü, modernitenin ev dışı mekanlara savurdu ğ u kitlelerin, onlara çalışma sürecinde atfetti ğ i kimlik politikalarının bir bakıma reddi, ya da bunun geçerlili ğ inin tartışılır hale gelmesinin yolunu açmaktadır. Öz olarak, yeni zamanlar söylemi, evin önemsenmesine, merkezi statü ve kimlik oluşumuna ilişkin implikasyonların evde de üretilece ğ ine ilişkin savlarla, kurulu toplumsal tasarımlardan ayrı, yeni bir boş vakit anlayışı öngörmektedir. Boş vakit, postfordist çalışma ortamında, salt yorgunlu ğ un sa ğ altımı için geçirilmeyecek aynı zamanda kişisel gelişim ve derin düşünümsellik için de bir avantaj sa ğ layacaktır.

72 Postmodernizm:“Anlık Zaman”, “Uçucu Kimlikler” ve “Komünal Boş Zaman” Postmodernizm, modernli ğ in önkabullerinin dıştalandı ğ ı yeni bir toplumsal, siyasal, kültürel toplum projesi olarak, global altüst oluşların yansıdı ğ ı mobilik bir sosyal bünyeye işaret etmektedir. Postmodernizm, yerleşik kurulu toplumsal yapıların teknoradikal de ğ işimler sonucu yeni bir toplumsal formata bürünmesi, “de ğ işkenlik”, “görelilik”, “uçuculuk”, “hız”, “yapaylık” vb. görüngülerle tanımlanması anlamına gelmektedir. Postmodern teorisyenler, bu yeni toplumsal dönemi farklı parametreleri öne çıkartarak çözümlemeye çalışırlar. Örne ğ in, Baudrillard, “hiper gerçeklikler ça ğ ı”, jameson “geç kapitalizmin kültürel mantı ğ ı”, Kellner, “teknokapitalizm”, Berman, “katı olanın buharlaştı ğ ı bir dönem”, Sarup, “mu ğ laklık dönemi”, Feyerabend “ne olsa gider”, Gellner, “aşırı görelilik ve öznellik”, Eco, “masumiyet ça ğ ının sonu” olarak nitelemektedirler. Bu yeni dönem kendisini farklı alanlarda göstermektedir. Kent, mimari, edebiyat, plastik sanatlar, sosyal bilimler, gündelik hayat vs. gibi farklı alanlar bir başkalaşım, yeni anlatım ve ifade teknikleriyle yüzleşmekte, klasik temsiliyetler yerlerini uçucu, göreli, de ğ işken, mu ğ lak, simulakr, mobilik bir tanımlama dünyasına bırakmaktadır. Boş zamanların, postmodern dönem açısından taşıdı ğ ı önem ise, bu alanın kullanım de ğ erinde saklıdır. Boş vakitler, yeni toplumsal parametrelerin bir türevi olarak, karşıt ilişki biçimleri, sosyalite üniteleri, uçucu/de ğ işken/geçicilik/hız ve anlam kaybıyla tanımlanan “komünal boş vakit” etkinlikleri şeklinde kendisini göstermektedir.

73 Postmodern kırılma, belki de kendisini en fazla zaman algılarında, mekan ve zaman arasındaki sınırların kalkmasında gösteriyor. Teknik, enformasyon, internet, uydu yayıncılık, telekomünikasyon alanındaki gelişmeler, zaman ve mekan kavramlarında dönüşümlere yol açıyor. Saat zamanının, artık modern toplumdaki zamanı temsil etmedi ğ i, anlık zaman imgesinin belirleyici hale geldi ğ i açıktır. Bu yeni toplumda gelecek düşüncesi mu ğ lak, gelece ğ in şimdinin içinde eridi ğ i, gelece ğ i şimdi içinde yaşamak iste ğ i baskındır. Bu dönemde, anlık olanı arayış, gelece ğ i beklemeye karşı tahammülsüzlük söz konusudur (Adam, 1990: 140). Özellikle telekominikasyon alanındaki gelişmelerle (telefon, televizyon, faks, internet, vb. araçlar) zaman kavramı dönüşerek; geçmiş, şimdi ve gelecek algıları altüst olmaktadır. Gelecek şimdiye dönüşüyor, zamanın anlık fasılalar halinde algılanması gelecek imgesini “sonsuz şimdiye” mahkum ediyor. Gelecek, artık şimdi içinde yer alıyor. Gelece ğ in olmaması, hazzın ertelenemez olmasında gizlidir. Bekleme kültürü, gelece ğ i bekleme yerini şimdiye, hemene, bırakıyor (Urry, 1999: 297). Bu kültürde zaman-mekan mefhumu anlamsal içerik boşaltımıyla karşı karşıyadır. Gelece ğ e ilişkin bir sabırsızlık, anlık olanı arzulayış söz konusudur. Sahip olma, arzu ve hazza hemen ulaşma gelecek zamanın yitimine işaret ediyor. Bu durum, zaman algısının ve bunun içerdi ğ i zihinsel parametrelerin şizofrenik bir parçalılıkla tanımlanır hale gelmesine yol açıyor. Zaman algısının belirledi ğ i ilişki yapıları, mekansallık, kimlikler, sosyallikler, anlık zaman formu içinde yeni dönüşümlerle karşı karşıya kalıyor. Bu durum, zaman algısının, mekansallı ğ ın tüm politik implikasyonlarını, sosyalli ğ in derin uzantılarını geçicili ğ in, uçuculu ğ un, pop kültürün anlam sınırlarına hapsetmiş oluyor. Dolayısıyla, zaman mekan arasındaki tezatlıklar yerini paralel imgelere bırakıyor. Mesaj, bilgi, yaşam tarzı ve ideolojiler paket halinde “aynı anda” dünya ölçe ğ inde tüketilebiliyor. Anlık zaman imgesi, küreselleşme ideolojisini tahmin edilemez boyutlarda hayata geçirme imkanı tanıyor. Bu ba ğ lamda küresel ideolojiler, yaşam biçimleri, de ğ er yargıları, e ğ lence, boş vakit etkinlikleri, hızın politikası gere ğ i tekcil bir dünyanın oluşumuna yol açıyor. Küresel e ğ lenceler, küresel etkinlikler, “kopya hayatlar” bu yeni toplumsal aşamanın tanımlayıcı karakteristi ğ i oluyor. Yaşam alanları, dünyanın her yerinde küresel standartlarda dönüşüyor. Giyim/kuşam, damak zevki, heyecan ve korkular, dünya görüşü, küresel bir üniformiteye yenik düşüyor. Tekno/radikal altüst oluşlarla tanımlanan bu dünyada, kültürler, yaşam biçimleri, yeni sosyallikler, cemaatsel oluşumlar, sanal kabileler, toplumsal yeniden üretimle başkalaşıyor. Hayat biçimleri, kimlikler, ara kişilik prototipleri kök salmaya başlıyor.

74 Giddens, hiper-modern bir duruma do ğ ru hareket etti ğ imizi, Bauman bu yeni toplumun Postmodern oldu ğ unu belirtiyor. Postmodern toplumla, geleneksel sabit kimlikler yerini daha esnek ve akışkan kimliklere bırakıyor. Dolayısıyla kimlik fikri söylencesel bir temaya dönüşmüş oluyor (Urry, 1999: 292). Postmodern süreçte, kültür görselleşmiştir, sabit/kararlı kimlikler çözülerek yerini kaygan, kırılgan, esnek kimliklere bırakmıştır. Zaman geleneksel anlamını yitirerek anlık sürelerle tanımlanır olmuştur. Kentsel kurgu ba ğ lamında yer simüle edilmiştir. Anlık zaman mekanı kuşatmış, mekan ve zaman metalaşarak görsel tüketime açılmıştır. Bu toplumun eylem tarzı “komünal boş zaman” prati ğ i şeklindedir (Urry, 1999: 297). Postmodern kültürde özne; parçalı, ba ğ lantısız ve “coşkulu yo ğ unluklar de ğ işimi” şeklinde konumlanmakta ve benlik; kaygı, derinlik, gerçeklik ve tutarlılı ğ ı artık taşımamaktadır. Postmodern kuramcılar, öznenin kayboldu ğ unu, yı ğ ınlara dönüştü ğ ünü, kültürün parçalı, kopuk, ayrıksı ve de kesintili bir yaşamla tanımlanır hale geldi ğ ini belirtirler. Bu ba ğ lamda kimlik kararsızdır ve gözden kaybolmuştur. Benlik TV yöneltimlidir. “TV benli ğ i”, medya simulakrumundan beslenen elektronik bir metadır. Pazar kimli ğ i, gösteri toplumunda tüketicilikle tanımlanmaktadır (Kellner, 1992: 14). Bu ba ğ lamda, boş vakit etkinli ğ i olarak televizyon izlemek, postmodern kültürün oda ğ ında yer almaktadır. Postmodern kuramlar, “biçimle, özellikle ‘temsili gerçekçilik’in parçalanması TV’nin yalın anlatılarıyla ilgilenir. Yaygın VCR kullanımının eşlik etti ğ i, kimi açılardan programlardan daha zevkli hale gelen Miami Vice, MTV, Max Headroom, reklamlar gibi postmodern TV’de, gösteren, serbest kalmıştır ve imajlar, anlatı üzerinde üstünlük kazanır, estetik baskındır ve izleyici, imaj fazlalı ğ ının serbest oyunu tarafından baştan çıkarılır. Baudrillard’da bu argüman en uç noktasına dek taşınır –kültür, gösterilen veya içerik ya da etkiler olmaksızın saf imajlar halinde parçalanır. Düzlü ğ ün ya da derinliksizli ğ in ve tözsüz, yüzeysel ve tek-boyutlu oldukları, görünüşlerin ötesinde, çoklu yaşam biçimleri ve modaların oyuncul şekilde benimsenmesi ve atılması dışında benli ğ in olmadı ğ ı, modanın de ğ il, sadece modaların oldu ğ u söylenmektedir” (Urry, 1999: ). Postmodern kültür ba ğ lamında, sabit e ğ ilimler, kültürel be ğ eniler ve boş vakit etkinli ğ i olarak kavranan yaşam tarzları çözülmektedir. Sınıfsal ya da komşuluk temelli sosyallikler yerine, geçici deneyimler ve yüzeysel estetik oluşumlar öne çıkmaktadır. Kentler, yer imgesi ve mekansal kimlik tüketiminin merkezi haline gelmektedirler. Haz, imaj, gösterge ve simgelerin tüketimiyle günlük hayat göndergelerin de ğ iş-tokuşuna indirgenmiştir. Boş zaman deneyimleri ço ğ unlukla hazzın tüketilmesini içeren özellikle, konulu parklar, turistik mekanlar ve e ğ lence merkezlerinde yaşanmaktadır. Etkinliklerdeki ortak nokta, seyirsellik, popülerlik, zevk vericilik ve dolaysız erişilebilir olma gibi ölçütlerdir. Metropollerdeki sanatsal alt kültür grupları da (bohemler ve avangardlar) popülerleşmekte ve taklit edilmektedir. Kentli yeni dalganın, modaya, benli ğ in sunumlanışına ve “görünüşe” duydukları ilgi, klişe imajlar peşinde koşan kitle toplumunun öbür yüzüne işaret etmektedir. Kentsel imgelerin tüketimi, aylaklık ve e ğ lence bölgelerine katılım yeni sosyalliklere ve eklektik yaşamlara kapı açmaktadır. Gösterişçi temsil, gündelik begeniye uygun giyinme ve benli ğ in sunumu peşinde koşan kitlelerin boş zaman deneyimleri, geçici sosyal öbekleşmelere dayanmaktadır (Featherstone, 1996: ).

75 Hoggett ve Bishop’a göre, sosyal bir gruba mensup üyeler kendi gruplarının kimlik ve tanımlayıcı niteliklerini tüketilecek birer meta olarak görürler (Urry, 1999 :300). Grup kimli ğ i, meta tüketimine koşullanmış anamalcı toplum açısından bir tüketim nesnesidir artık. Grupsal/cemaatsel kültür ve buna dayalı kimlikler, gerçekte genel sistemin dolaşıma soktu ğ u bir özelli ğ e sahiptir. Grupsal, cemaatsel sosyallikler, bir bakıma marka, imaj, gösterge, statüsel duruş, sınıfsal yükselme vb. ifade dillerine karşılık verirler. Bunlar bir bakıma, meta tüketme gibi imaj tüketme, yeni ifade, sunumlama imkanları kullanma anlamına geliyor. Bu tür sosyallikler, “sadece edilgin bireysel boş zaman etkinlikleri de ğ illerdir, ayrıca ‘iletişime, vermeye, yaratıma ve estetik hazza, yaşamın üretimi ve yeniden üretimine, sevecenli ğ e, fiziksel, duyusal ve entelektüel kapasitelerin gerçekleştirilmesine, meta-dışı kullanım-de ğ erlerinin yaratımına’ da ba ğ lıdırlar” (Gorz, l985; Urry, 1999:300). Harrison’a göre, “ister yaş-grubu, cinsiyet, ırk, sınıf veya isterse komşuluk olsun, kültürel ‘grup’ normlarını aşma isteklili ğ i sayesinde, bir hizmet sınıfı, başka pek çok grubun kültür ve boş zamanı üzerinde etkide bulunur. Harrison, kimli ğ in bu ‘merkez-bozumu’nun oyun, kimliklerin başlayış/bitişi ve vekaleten di ğ er insanların yaşamlarına katılma olanakları sayesinde sınırların aşılmasına yol açtı ğ ını öne sürer: Tema parkları, ortaça ğ panayır ve şölenleri, pop festivalleri ve ‘canlı’ müzeler, katılımcılar açısından yeni anlamlar taşıyan kimliklerin geçici olarak benimsenmesi için olanaklar sa ğ lar. Postmodernizmin parçası olarak, bu grup normlarının parçalanması, insanların, ‘gelene ğ in mirasından ya da kolektif beklentilerinden kurtularak’, eklektik yaşamlara yönelmelerine ve pazaryerinde serbestçe davranmalarına izin verir. Fakat öte yandan bu tüketiciler ba ğ lılıklarında vefasızdırlar ve talebin doyurulması veya denetimi daha az kolaydır”(Harrison, 1991:159; Urry, 1999:307). Dolayısıyla postmodernist toplumsal proje, modernist, fordist çalışma ve boş vakit tasarımları dışında, daha esnek, görselli ğ in klavuzlu ğ una hapsolmuş, uçucu, mobilik, geçici sosyalliklerin, sanal kabilelerin, netperest cemaatlerin, imaj tuzaklarının, tüketim ayinlerinin, kitlesel aktivitelerin, hız/pop/fast food/fitness center vb. eklektik yaşamlarla tanımlanmaktadır. Uçuculuk, görelilik, de ğ işkenlik ve yerleşik kimliklerden arınıklıkla kendini var kılan bu toplum, hiç kuşkusuz Urry’nin de dedi ğ i gibi kendisini öznenin Hoggett ve Bishop’a göre, sosyal bir gruba mensup üyeler kendi gruplarının kimlik ve tanımlayıcı niteliklerini tüketilecek birer meta olarak görürler (Urry, 1999 :300). Grup kimli ğ i, meta tüketimine koşullanmış anamalcı toplum açısından bir tüketim nesnesidir artık. Grupsal/cemaatsel kültür ve buna dayalı kimlikler, gerçekte genel sistemin dolaşıma soktu ğ u bir özelli ğ e sahiptir. Grupsal, cemaatsel sosyallikler, bir bakıma marka, imaj, gösterge, statüsel duruş, sınıfsal yükselme vb. ifade dillerine karşılık verirler. Bunlar bir bakıma, meta tüketme gibi imaj tüketme, yeni ifade, sunumlama imkanları kullanma anlamına geliyor. Bu tür sosyallikler, “sadece edilgin bireysel boş zaman etkinlikleri de ğ illerdir, ayrıca ‘iletişime, vermeye, yaratıma ve estetik hazza, yaşamın üretimi ve yeniden üretimine, sevecenli ğ e, fiziksel, duyusal ve entelektüel kapasitelerin gerçekleştirilmesine, meta-dışı kullanım-de ğ erlerinin yaratımına’ da ba ğ lıdırlar” (Gorz, l985; Urry, 1999:300). Harrison’a göre, “ister yaş-grubu, cinsiyet, ırk, sınıf veya isterse komşuluk olsun, kültürel ‘grup’ normlarını aşma isteklili ğ i sayesinde, bir hizmet sınıfı, başka pek çok grubun kültür ve boş zamanı üzerinde etkide bulunur. Harrison, kimli ğ in bu ‘merkez-bozumu’nun oyun, kimliklerin başlayış/bitişi ve vekaleten di ğ er insanların yaşamlarına katılma olanakları sayesinde sınırların aşılmasına yol açtı ğ ını öne sürer: Tema parkları, ortaça ğ panayır ve şölenleri, pop festivalleri ve ‘canlı’ müzeler, katılımcılar açısından yeni anlamlar taşıyan kimliklerin geçici olarak benimsenmesi için olanaklar sa ğ lar. Postmodernizmin parçası olarak, bu grup normlarının parçalanması, insanların, ‘gelene ğ in mirasından ya da kolektif beklentilerinden kurtularak’, eklektik yaşamlara yönelmelerine ve pazaryerinde serbestçe davranmalarına izin verir. Fakat öte yandan bu tüketiciler ba ğ lılıklarında vefasızdırlar ve talebin doyurulması veya denetimi daha az kolaydır”(Harrison, 1991:159; Urry, 1999:307). Dolayısıyla postmodernist toplumsal proje, modernist, fordist çalışma ve boş vakit tasarımları dışında, daha esnek, görselli ğ in klavuzlu ğ una hapsolmuş, uçucu, mobilik, geçici sosyalliklerin, sanal kabilelerin, netperest cemaatlerin, imaj tuzaklarının, tüketim ayinlerinin, kitlesel aktivitelerin, hız/pop/fast food/fitness center vb. eklektik yaşamlarla tanımlanmaktadır. Uçuculuk, görelilik, de ğ işkenlik ve yerleşik kimliklerden arınıklıkla kendini var kılan bu toplum, hiç kuşkusuz Urry’nin de dedi ğ i gibi kendisini öznenin yitimi, sabit kimliklerden ba ğ ımsızlık, meta fetişizmi ve geçicili ğ in tüm uzantılarına açıklık gösteren “komünal boş vakit” kullanımında bulmaktadır.

76 Boş zaman günümüze gelinceye kadar farklı de ğ ersel anlam imgeleriyle yüklü bir faaliyet alanı olarak görülmüştür. Kimi zaman, çalışmanın yeniden üretimi için gerekli sınırlı-sorumlu kullanımı olan bir alan, kimi zaman da e ğ lenme, dinlenme, hayattan zevk alma gibi hedonist de ğ erlere dayalı algılandı ya da kişilerin kendilerini ifade etme, benliklerini kurma ve varoluşu yeniden ikame etme vb. amaçlara hizmet edici şekilde görüldü. Boş zamana ilişkin kuramsal yaklaşımlarda kavramın modern zamanlarla birlikte bir anlam/içerik kayması yaşadı ğ ı, nesnel anlamı dışında farklı anlam yükleriyle kendini var kıldı ğ ı ve bu zamanın kullanımının birey dışı egemen manipülasyona ayarlı biçimde alınır satılır hale geldi ğ ine ilişkin görüşler a ğ ırlık taşımaktadır. Modern toplumda boş zamana ilişkin yaklaşımların bir kısmı, boş zamanı kapitalizmin sa ğ altımı, çalışmanın yeniden üretimi ve yaşanan yalnızlık, yabancılaşma ve psikopatolojinin giderilmesi için geçirilen bir zaman olarak görüyorlar. Boş vaktin bireysel gönenç, toplumsal özgürleşim, düşünsel derinleşmeden çok, kapitalizmin gereksindi ğ i emek gücünü yeniden ikame etmek için ve kapitalizmin yol açtı ğ ı yorgunlu ğ un giderilmesi için kullanıldı ğ ı savındadırlar. Boş zamanı işin/çalışmanın bir uzantısı olarak görmek de yaygındır. Zira, çalışma eti ğ i ve de ğ erleri boş zamanda da geçerlilik arzediyor. İ ş/çalışma sürecinde gözlenen kuralcılık, disiplin, bürokratiksellik vs. aynen boş zamana da yansımakta ve çalışmanın ilke, kural ve baskıcılı ğ ı bu alanı da kuşatmaktadır. Boş zaman, iş’e ait ratio’nun av sahası haline gelerek bürokratikleşmektedir. Çalışmanın mantı ğ ı ile boş vaktin mantı ğ ı arasındaki farkın kaybolması ço ğ unlukla teknolojinin rasyonelinden kaynaklanıyor. Teknolojik rasyonalite, toplumsal hayatı; e ğ lence, oyunlar, spor, talih oyunları, hobiler vb. her alanı kâr/maliyet hesaplarının emrine sokarak, bu alanın işteki gibi optimal geçirilmesini yine tecimsellik, standartlaşma, tekdüzelik, kitlesellik esprisine göre dönüştürmektedir. Boş zaman olgusu yakın gelecekte üzerinde en fazla durulacak konuların başında yer alaca ğ a benziyor. Toplumsal refahın artmasıyla birlikte insanların zorunlu çalışmadan arta kalacak zamanlarının çok olaca ğ ı tahmin edilmektedir. Endüstri sonrası toplumda çalışanların, gelir düzeyinin yükselmesi ve otomasyonun etkisiyle kimi ba ğ layıcılıklardan kurtularak daha fazla boş vakit bulacakları ve zorunlu işlerin elektronik sistemin üzerine yıkılaca ğ ı bir gerçektir. Çalışma sürelerinin azalması ise gelecekte toplumları boş zaman merkezli olarak dönüştürecektir. Endüstri sonrası toplumda işlerin otomasyon sistemi sayesinde daha kısa zamanda ve daha etkin yerine getirilmesiyle oluşacak boş vakitler,

77 bireysel ve toplumsal bilincin yeniden şekillenmesine imkan tanıyacaktır. Endüstriyel süreçle evden savrulan kitleler için “ev” yeni bir yönelim oda ğ ı haline gelecek, bilgisayar/internet imkanlarıyla iş’in evde yapılması dolayısıyla yeni çalışma/üretim süreçleri oluşacaktır. Bu durum, yeni insan, yeni toplum tipi, yeni kimlik ve toplum politikaları geliştirilmesini olanaklı kılacaktır. Batıda, moderniteye yönelik eleştirel kuramlar, ve özellikle “Yeni Zamanlar” söylemi, postfordist ve postmodernist yaklaşımlar, tekno/radikal dönüşümlerin meydana getirmekte oldu ğ u de ğ işimlerin yeni kimlik, sınıf, kentsel alan, ırk, toplumsal cinsiyet, politik söylem vb. noktalardaki izdüşümlerini açımlama çabasındadırlar. Giderek iş’ten ba ğ ımsız tanımlanmaya/anlaşılmaya çalışılacak boş vaktin, daha profesyonel bir kullanım de ğ erinin olaca ğ ı tahmin edilmektedir. “Boş vakit de ğ erlendirme uzmanlı ğ ının” gelecekte en fazla gereksinilen profesyonel meslekler arasında yer alaca ğ ını kestirmek güç de ğ ildir. Bu tarz bir boş vakit tasarımcılı ğ ının da sonuçta, sistemle uyumlu etkinlik, e ğ lence, ifade biçimlerinin geliştirilmesine dolayısıyle bireysel ve toplumsal bilincin planlı/örgütlü kapitalizmin toplumsal mühendislik hesaplarına göre düzenlenmesine yarayaca ğ ı açıktır. Nitekim boş vakitlerin, örgütlü kapitalizmin ilkelerine uygun tarzda kullanımı giderek yaygınlık kazanıyor. Bu alanda boş zaman endüstrileri, tüketim ekonomisi, medya, hegemonik ideoloji, kültür endüstrisi, turistik organizasyonlar vs. kıyasıya bir rekabet içindedirler. Bu iktidar aygıtları boş vaktin bireysel isterler yönünde geçirilmesi yönündeki duyarlılıkları sıfırlamayı amaç edindiklerinden bireysel egemenlik boş vakit kullanımında neredeyse tali/görünmez bir konumdadır. Kitle tüketimine uygun boş vakit kullanımı daha bir yaygınlık arz etmektedir. Boş vaktin ve bu alandaki de ğ er üretiminin hayatın merkezi ögesi haline gelmesi (ki bugün, e ğ lence, tüketim, kültür mekanları, turistik aktiviteler, statü/gösterge/imaj üretim alanları vs.) durumunda, toplumsal yapı ve yaşam alanları boş vaktin anlam çerçevesine uygun tarzda yeniden dönüşecektir. Bu ise, yerleşik yapısal ögelerin biçim de ğ iştirmesine, kimlik, politika, toplumsal cinsiyet, kentsel alan ve mekanlar, üretim/tüketim ilişkileri, alt yapı/üstyapı ögeleri, sınıfsal ve tüketimsel performans ölçüleri, zihinsel paradigmalar vb. her bir toplumsal öge, yeni altüst oluştan etkilenecektir. Bu yeni toplumsal yönelim, hiç kuşkusuz yerleşik/kurulu de ğ er örgülerini dıştalama üzerine kuruldu ğ undan, kendisi yerleşik/sabit kimlik inşa e ğ iliminden uzak gözükmektedir. Postmodernist görüntü, boş vakit ve buna dayalı mekan ve etkinlik alanlarında dönüştürücü bir çizgi tutturacak gibidir.


"Boş zaman olgusu. Zaman Kavramı Zaman, "hareketi ve oluşu çevreleyen, var oluşun içinde cereyan etti ğ i kozmik süreç"tir (Demir ve Acar,1992:389). Bir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları