Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

BİZANS MİMARİSİ. BİZANS SANATI DÖNEMLERİ VE TARİHÇESİ Bizans Sanatı dönem olarak 5 grup da incelenmektedir. Bunlar; 395-527 İntikal ve Geçiş Dönemi.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "BİZANS MİMARİSİ. BİZANS SANATI DÖNEMLERİ VE TARİHÇESİ Bizans Sanatı dönem olarak 5 grup da incelenmektedir. Bunlar; 395-527 İntikal ve Geçiş Dönemi."— Sunum transkripti:

1 BİZANS MİMARİSİ

2

3 BİZANS SANATI DÖNEMLERİ VE TARİHÇESİ Bizans Sanatı dönem olarak 5 grup da incelenmektedir. Bunlar; İntikal ve Geçiş Dönemi Erken Bizans Dönemi İkonoklazma (Tasvir kırıcılık) Orta Bizans Dönemi Latin İstilası Son Bizans Dönemi Erken Bizans Dönemi 330 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un küçük Byzantion kentini Roma İmparatorluğu’nun ikinci başkenti olarak ilan ve imar etmesinden, 395 yılında Theodosius’un imparatorluğu oğulları arasında ikiye bölmesine kadar olan dönemde Roma İmparatorluğu iki başkentli tek imparatorluktur. Justinianos Dönemi Altıncı yüzyılda Büyük Roma’yı tekrar diriltmek için son bir çaba, 527 yılında Konstantinopolis’te tahta çıkan Iustinianos’tan ( ) gelir. İmparatorun politikasının ekseninde Roma İmparatorluğu’nu eski sınırları ile tekrar kurmak vardır ve bu amaçla orduyu batı seferine gönderir.

4 Orta Bizans Dönemi Makedon ve Komnenos Hanedanları 8. yüzyıl başlarında iktidara gelen Isauria hanedanı ( ), imparatorluğa yeni bir güç kazandırmış ve devleti yeniden örgütlemiştir. 867 yılında iktidara gelen I. Basileos ise Makedon hanedanı dönemini ( ) başlatır. Bu dönemde önemli başarılar elde edilmiştir. Kilikya, Doğu Anadolu (1032 Urfa, 1045 Ani), Bulgaristan (1018) ve Yunanistan’ın büyük bir bölümü, İtalya’nın güney ucu ve Girit tekrar imparatorluk sınırlarına eklenmiştir. Ancak 11. yüzyılda Akdeniz havzasındaki siyasal aktörlere, birkaç yüzyıl içinde bölgenin kaderini değiştirecek olan bir yenisinin eklendiğine tanık olunmaktadır. Türkler, Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 1071 yılında Romanos Diogenes komutasındaki Bizans ordusunu Malazgirt’te yenmesiyle, Anadolu Türk akınlarına karşı korumasız kalmış ve Türkler’in Bizans İmparatorluğu’nun sonunu getirecek olan Anadolu’daki ilerleyişi hızlanmıştır. Anadolu’da sınırların belki de en değişken olduğu 11. yüzyıl sonları ve 12. yüzyılda Bizans tahtında Komnenos hanedanı bulunmaktadır ( ). 12. yüzyılda Anadolu’nun büyük bir kısmı Bizans’ın elinden çıkmıştır.

5 Başkentte Latin İşgali 13. yüzyılın başında yeniden organize edilen IV. Haçlı Seferi ise Kudüs’e yönleneceği yerde, fırsatçılıkla Konstantinopolis’e girmiş ve 1204 yılından 1261 yılına kadar Bizans’ın başkenti Latin ordusunun elinde kalmıştır. Bu dönemde Bizans imparatorluk ailesi ve önemli aristokratlar sürgünde prenslikler kurmuştur. Başkenti İznik’te olan ve Batı Anadolu’nun da önemli bir kısmını kontrol eden Laskarisler, Trabzon ve çevresinde Komnenoslar, ve Yunanistan’ın batı tarafında Epiros despotluğu, bu 57 yıl süresince Bizanslılar’ın Anadolu’da sahip olduğu toprak parçaları Trabzon, İznik ve Kuzey Ege’den ibarettir. Latin işgali dönemi Bizanslılar için çok büyük bir şok etkisi yaratmıştı. İmparatorluğun başkenti ilk kez elden çıkmış, inanılmaz bir biçimde yağmalanmıştı. Bu olay Bizans İmparatorluğu’na vurulan en büyük darbe olmuş ve imparatorluk bir daha kendisini toparlayarak eski gücüne ulaşamamıştır. Bizans’ın Son Devri: Palailogos Hanedanlığı Bizans uygarlığının son evresi, Bizans İmparatoru VIII. Mikhael Palaiologos’un 1261 yılında Konstantinopolis’i Latinlerden geri alması ile başlar ve 1453’te başkentin Osmanlıların eline geçmesiyle sona erer. Bu süre içinde tahtta Palaiologos hanedanının hüküm sürmüş olması nedeniyle bu dönem Palaiologoslar dönemi olarak da anılmaktadır. Latinlerin bir harabeye çevirdiği başkentin hızla imar edilmesi gerekmektedir. Anadolu topraklarının da çok büyük bir kısmı kaybedilmiştir. Özellikle de VIII. Mikhael’i izleyen II. Andronikos Palaiologos döneminde ( ), imparatorluk varlığını güven içinde sürdürebileceği ekonomik ve askeri bir hinterlandından bile mahrum kalmış, bir süre sonra da bir şehir devletine dönüşmüştür. Başkentin çok sağlam surları ve savunmaya uygun konumunun yanı sıra, Bizans sarayının başarıyla yürüttüğü “evlilik diplomasisi” sayesinde başkentten ibaret olan “imparatorluk” 1453 yılına kadar varlığını sürdürebilmiştir.

6 DİNİ MİMARİ 1. Bazilikal planlı Kiliseler İçi mekan sütun dizileri ile dizisi ile 3,5,7 neflere ayrılmış, bunlardan ortadaki yandakilere oranla daha geniş tutulmuştur. Doğu ucunda ise yarım yuvarlak bir biçimde dışarı taşan apsis bulunur. Batı yönünde de narteks adı verilen bir hol vardır. Bunun iki yanındaki merdivenlerden yan neflerin üstünde yer alan ve kadınlara ait olan galerilere çıkılır. Bir bazilikanın üstü, çift meyilli ve kiremit kaplı ahşap bir çatı ile örtülü olurdu. Bu basit ve yalın kilise tipi, Hıristiyanlığın özellikle ilk yıllarında ve Bizans sanatının ilk döneminde hayret verici derecede tutulmuş ve çok sayıda örnekleri inşa edilmiştir. İstanbul’daki 454 tarihli Studios Manastırı Kilisesi, Efes Meryem ana Bazilikası, Demre Aziz Nicolaus Kilisesi üç nefli bazilikalara örnektir. Roma’daki S.Peters Bazilikası (333), S. Paolo Bazilikası, S.Giovanni in Laterano (313), Selanik’te Hagıos Demetrios (5.yy) yapıları ise 5 nefli bazilikalara örnektir.

7 Yeri: Yedikule ile Samatya arasında, ana caddenin hemen arkasındaki bu manastır ve kilise İstanbul'daki en eski Bizans dini yapısı olması bakımından önemi büyüktür. Tarihçesi: Doğu Konsülü Studios tarafından bugünkü Yedikule'de 454 yılında kurulan Studios Manastırı'nın bir parçası olan Aya İoannes Prodromos (Vaftizci Yahya) kilisesidir. Mimari Özellikleri: Studios Manastırı Kilisesi Hristiyanlığın ilk dönemlerinde yapılan bazilikaların Helenistik tipinin bir örneğidir. Kuzey duvarı kısmen duran, Bizans devrine ait olan narteks avluya dört mermer sütunlu bir revak ile açılmaktadır.. Daha önce bu narteksin iki yanında yukarı kata çıkışı sağlayan merdivenlerin bulunduğu duvardaki izlerden anlaşılmaktadır. Narteks den ana mekana üç kapı ile geçilmekte idi. Orta mekan her sırada yedişer tane olmak üzere yapılmış sütunlarla üç nefe ayrılmış idi, bugün bu sütunlar çeşitli nedenlerle yıkılmıştır. Studıos Manastır Kilisesi (İmrahor Cami). Apsis içeriden yarım yuvarlak dışarıdan ise üç köşeli olup Osmanlı devrindeki tamirlerde açılmış olan Barok tarzında pencereler vardır. Zemin ise dekoratif desenleri içeren mermer plaklarla kaplıdır. Binanın üst örtüsü erken devir Bizans’ın klasik çatı örtüsü olan çift meyilli ahşap çatı ile kaplı olmalıdır.

8

9 Hagıos Demetrıus Kilisesi Yeri: Yunanistan’ın Selanik şehrinde bulunmaktadır. Tarihçesi: Bizans kaynaklarında yapının İliricum Praecfectus Leontinus tarafından yılları arasında inşa edilmiş olduğu belirtilmektedir. Aziz Demetrius adına inşa edilmiştir Mimari Özellikleri: Bu bazilika Roma dönemine ait bir mahsen kalıntısı üzerine inşa edilmiştir. Beş nefli olup transept planlıdır. Nefler birbirinden sütunlarla ayrılmaktadır. Üzeri çatı ile örtülmüştür. Yapının doğu cephesinde ek yapılar yer almaktadır. İç mekandaki zengin ve kaliteli işçilik Hellenistik bazilikaların ortak özelliğidir. Yapının içinde Aziz Demetrıus ile ilgili mozaik kompozisyonlar bulunmaktadır.

10 Batı Cephe Güneydoğu Cephe

11 MERKEZİ PLANLI KİLİSELER Yuvarlak bir ana mekan oluşturacak biçimde inşa edilen bu binalarda mekanın üstü, yapının bütününü kaplayan bir kubbe ile örtülmüştür. Bu tipin en yalın örneğinde kubbe, sekiz köşeli bir plana göre inşa edilen dış duvarlara oturur. Hagıos Sergıos ve Bacchus Kilisesi (Küçük Ayasofya Cami) Yeri: Küçük Ayasofya Cami, İstanbul ili Fatih ilçesinin Küçük Ayasofya mahallesinde yer almaktadır. Tarihçesi: 536 yılında İmparator Justinianos ve eşi İmparatoriçe Teodora tarafından Aziz Sergius ve Bakkus adına yaptırılmıştır, mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Mimari Özellikleri: Yapı başkent Konstantinopol’da merkezi planlı, birinci dönem Bizans kiliselerinin tipik örneklerindendir. Düzgün olmayan dikdörtgen planlı kilisenin batısında nartheks kısmı, doğusunda da yarım altıgen biçimindeki apsis kısmı yer alır. Düzgün olmayan dikdörtgenin içine yerleştirilmiş olan sekizgen planlı orta mekan, köşelerinde eksedra denilen yarım daire biçimli nişlerle genişletilmiştir. Bu orta mekanın köşelerine çokgen biçimli ayaklar ile apsis hariç bunların arasına ikişer sütun yerleştirilerek orta mekan ile apsis arasında bir mekan bütünlüğü sağlanmıştır. Orta mekan üzerinde köşelerindeki sekiz büyük ayak ile taşınan 16 dilimli bir kubbe yer almaktadır.

12 Kilisenin yapıldığı dönemde iç duvarların eş zamanlı yapılarda olduğu gibi mozaiklerle süslü olduğu sanılmaktadır. Ancak günümüzde bunu doğrulayan hiçbir kanıt yoktur, yapının iç yüzeyi tamamen sıvalıdır.

13 KUBBELİ BAZİLİKALAR Bizans mimarisi iki ayrı tipi, bazilika ve merkezi planı birleştirerek yeni bir mekan yaratmaktan da geri kalmamış, bunun sonucunda 5. yüzyılın sonlarına doğru kubbeli bazilika denen tip doğmuştur. Ayasofya Yeri: İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda yer almaktadır. Tarihçesi: Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S yılları arasında İstanbul'un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafından alınmasından sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür. Mimari Özellikleri: Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.

14 Ayasofya’da uygulanan yarım kubbe, kemer ve tonozlardan oluşan karmaşık sistem, kubbenin çok daha geniş bir mekânı örtebilmesini sağlayarak kubbeyi daha etkileyici kılmaktadır. Taşıyıcı olarak beden duvarlarına oturtulmuş önceki yapıların kubbeleriyle kıyaslandığında, sadece dört payeye oturtulmuş bu denli büyük bir kubbe mimarlık tarihinde gerek teknik, gerekse estetik bakımdan bir devrim sayılmaktadır.

15 Orta nefin yarısını örten ana (merkezî) kubbe, doğu ve batısına eklenen yarım kubbelerle çok geniş bir dikdörtgen biçimli iç mekân yaratacak şekilde öylesine genişletilmiştir ki, zeminden bakıldığında, gökyüzüne asılı gibi duran, tüm iç mekâna hakim bir kubbe olarak algılanır. Doğu ve batı açıklıklarını kapatan yarım kubbelerden de daha küçük yarım kubbeli eksedralara geçiş yapılarak sistem tamamlanmıştır.

16

17 HAÇ PLANLI KİLİSELER Kapalı Haç Planlı Kiliseler Bizans mimarlığında kullanılan bir kilise plan tipidir. Merkezi kubbeli mekana dört yönden açılan tonozla örtülü, dört koldan köşelere yerleştirilmiş ve dört tane kubbeli ya da tonozla örtülü mekandan oluşan plan şemasıdır. Serbest Haç Planlı Kiliseler Serbest haç planında, haçın kolları arasında hiçbir mekan yoktur, boş bırakılmıştır. Bu plan tipinde daha çok yapının üzeri çatı ile örtülüdür.

18 Kapalı Haç Planlı Kiliseler Aya İrini Kilisesi (St. İrene) Yeri: İstanbul’da Topkapı Sarayı’nın dış avlusunda Sur-i Sultani içerisindedir. Tarihçesi: Eski kaynaklara göre, burada bulunan Roma döneminden kalma Artemis, Afrodit ve Apollon mabetlerinin kalıntılarından yararlanılarak, 4. yy'ın başlarında I. Constantinus ( ) zamanında yapılmıştır. Mimari Özellikleri: Ayasofya'dan sonra Bizans'ın İstanbul'daki ikinci büyük kilisesidir. İlk devir Bizans Mimarisi özelliklerini gösteren yapı üç nefli bazilika planından Kapalı Yunan Haçına geçişin tipik bir örneğidir. Plan olarak üç nefli bir bazilika,üst kat ise kapalı Yunan Haçı şeklindedir. St. İrene 100 x 32 m. lik ölçüsüyle devrinin en büyük yapılarından biridir. Orta mekanın üzeri 15 m. çapında, 35 m. yüksekliğinde dört büyük fil payenin taşıdığı, içten yarım yuvarlak, dıştan ise yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür.

19

20 Serbest Haç Planlı Kiliseler Symeon Stylıtes Kilisesi Yeri: Antakya’daki Hıristiyan azizlerinden Symeon Stylites Manastırı kentin 18 km. batısında, Nahırlı Köyü yakınında, Âsi Nehri’nin yatağına bakan bir tepe üzerindedir. Tarihçesi: yılları arasında haç şeklinde yapılmıştır. İnşa tarihi olarak 470 yılı kabul edilir. Mimari Özellikleri: Kilise Symeon Stylıtes’in aziz Symeon’un üzerinde çıkıp vaaz ettiği ve bugünkü yüksekliği 4.15 m. olan orijinal yüksekliği m. olduğu bilinen sütunun bulunduğu sekizgen mekan çevresinde şekillenmiştir. Sütunun dört yanında üç nefli bazilikal düzenlemeye sahip bir uygulama görülmektedir. Doğu yönündeki bazilikal kanat 32 m. uzunluğunda olup diğer üç yöndeki kanatlar 25’er m. uzunluğundadır.

21 Bunlardan sadece doğu yönde bulunan kısmı kilise olarak kullanılmaktadır. Kilisenin apsis kısmı dışa taşkındır. Pastaphorıon hücreleri de aynı şekilde dışa taşkın ve içten yarım yuvarlak olarak düzenlemiştir. Yapının orta alanında bulunan sekizgen mekanın örtü şekli araştırmacılar tarafından tartışma konusu olmuştur. Bir grup araştırmacı kargir bir kubbe ile örtülü olduğunu, bir grup ise ahşap bir kubbe ile örtüldüğünden söz eder.

22 Alahan Manastırı Yeri: Mersin Mut ilçesinin 20 km. kuzeyinde, Karaman’dan Mut’a inen karayolunun güneyinde, çam ağaçları ile kaplı dağların güney yamacındaki Alahan Manastırı kaynaklarda Alacahan Manastırı ismi ile geçmektedir. MANASTIRLAR Manastır, din görevlilerinin ve kendini dine adayan kimselerin bir arada yaşadığı dinî yapıdır. Hıristiyanlıkta, Budizm'de ve Hinduizm'de önemli bir yer tutar. Genelde şehirden ve uygarlıktan uzakta, ulaşılması zor alanlara kurulurlar. Bunun amacı, inzivaya çekilen kişilerin beşerî sorunlardan olabilecek en az düzeyde etkilenmesi ve şehirlere yapılacak olası askerî saldırıları en az zararla atlatmaktır. Tarihçesi: Alahan Manastırı’nın yapımı ile ilgili birbirinden farklı tarihler ileri sürülmüştür. Kiliseye giden yolun sonundaki kayalara oyulmuş mezarlardan biri üzerindeki 462 tarihine dayanılarak MS. V. yüzyıldan önce manastırın yapıldığı ileri sürülmüştür;ancak, manastırdaki sütun başlıklarının MS. VI. yüzyıla ait oldukları da görülmektedir.

23 Mimari Özellikleri: Bazilika üç nefli, önünde transepti ve narteksi olan bir kilise görünümündedir. Günümüze çok harap bir şekilde gelen üst örtüsü konusunda kesin bir yargıya varılamamaktadır. Apsisi Anadolu’daki diğer kiliselerde olduğu gibi iç merkezli bir daire şeklinde olup, ortasında bir paye ile ayrılmış ikiz pencere bulunmaktadır. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nün ve yıllarında burada yaptıkları kazılarla bazilikayı tamamen ortaya çıkarmışlardır. Bazilikanın narteksi yıkılmıştır. Bazilikanın üç nefinin korint başlıklı iki sütun dizisi ile ayrıldığı görülmektedir. Batıdaki sütunlardan her dizide üçer tane olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak daha geç devirde ana nefin üzerine küçük bir kilise yapılmış ve böylece sütun dizisinin devamı anlaşılamamıştır.

24 İlk kilisenin doğusunda geniş bir avluya yer verilmiştir. Kuzeyinde ise kayalara oyulmuş mekânlar, doğusunda da revaklı bir dehliz bulunmaktadır. Bazilikanın doğusunda terasın güney sınırı boyunca uzun bir dehliz uzanmaktadır. Bu dehlizin ovaya bakan tarafı kemerli ve sütunlu bir galeri halindedir. Uzunluğu 115 metreyi bulan dehlizin zemini çeşitli seviyelerdedir. M. Gough’in iddiasına göre bu dehliz hiçbir zaman tamamlanmamıştır. Yapı topluluğunun en önemli bölümü olan kubbeli kilise doğu yönündedir. Görkemli giriş cephesi günümüze çok iyi korunmuş olarak gelebilmiştir. Son derece düzgün kesme taşlardan işlenmiş olan bu girişin hemen hemen her tarafında zengin kabartma bezemeler bulunmaktadır.

25 Alahan Kilisesi’nin en önemli ve dikkat çekici yönü büyük nefin ortasında paye ve sütunlarla takviye edilmiş dört kemerin taşıdığı kule gibi yükselen bölümdür. Son derece muntazam kesme taşlardan yapılmış ve dikdörtgene yakın bu kulenin duvarlarında her cephede birer tane olmak üzere yuvarlak kemerli birer pencere açılmıştır. Görkemli giriş cephesi günümüze çok iyi korunmuş olarak gelebilmiştir. Son derece düzgün kesme taşlardan işlenmiş olan bu girişin hemen hemen her tarafında zengin kabartma bezemeler bulunmaktadır.

26 Sümela Manastırı Yeri: Trabzon’un 54 km. güneyinde, Maçka İlçesi sınırları içerisinde yer alan Sümela Manastırı, Meryem Ana vadisinden 1628 m. yüksekliğindeki bir mağaranın içerisine yapılmıştır. Tarihçesi: Yapının MS tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Mimari Özellikleri: Oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir. Bu manastır başlıca ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma bölümlerinden oluşur. Sümela Manastırı doğal ve oldukça geniş, yüksek bir mağara içerisine önü duvarlarla örülerek yapılmıştır. Manastır ilk yapılışından sonra birbirini izleyen, bazen yan yana, bazen üst üste yapılarla büyük bir yapı topluluğu görünümündedir. Manastırın odak noktasını oluşturan mağaranın önünün bir duvar ile örülmesi ve buradaki şapel kompozisyonu tamamlamaktadır.

27 Uzun süre kendi halinde terk edilen manastır 1972 yılında Trabzon Müzesi yönetimine bırakılmış, onarımı yapılarak yok oluşu önlenmiştir; ancak çok yakın tarihlerde Sümela Manastırı Kültür Bakanlığı’ndan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir. Sümela Manastırı kapandıktan sonra, içerisindeki eserlerin büyük çoğunluğu dağılmıştır. Özellikle manastırın en önemli eseri olan gümüş çerçeveli Hz. Meryem ikonasının ne olduğu bilinmemektedir.

28 ASKERİ VE SİVİL MİMARİ SURLAR İstanbul Surları: İstanbul’un surları bütün dönemlerde şehrin en etkin savunma aracı olmuştur. Byzantıon şehri kurulduğunda etrafını çevreleyen surlara ait yeterli bilgi yoktur. Bazı araştırmacılar bu arkaik döneme ait olan sur duvarlarının Topkapı Sarayı civarında olduğundan bahsederler. Yunanlı tarihçi Cassıus Dıo bu surlardan söz etmektedir. ‘Bu surlar son derece güçlü idi, siperlikler iri kare bloklarla inşa edilmiş olup, tunç levhalarla birbirine tutturulmuştu. Üzerinde üstü kapalı bir seyirdim yolu ve düzensiz aralıklarla yerleştirilmiş kuleleri bulunmaktaydı’. Kentte yaşayanlar Avar, Sasani, Emevi, Abbasi, Bulgar, Rus, Macar, Peçenek saldırılarından bu surlar sayesinde korunmuşlardır. Uzun süre savunma görevini üstlenen surlardan ilk kez Fatih Sultan Mehmed şehire girmeyi başarmıştır. İstanbul surları ortalama 21km. uzunluğunda olup en uzun savunma yapılarından biridir. Surlar 5 grupta incelenmektedir. İlk Surlar Kara Surları (11 km) Marmara Deniz Surları (8 km) Marmara Haliç arasındaki Kara Surları (7km.) Haliç Surları (5 km.)

29 İlk Surlar: Dönemin tarihçileri bu surların yapımına 412 de başlanıldığını ve çok kısa bir sürede bitirildiğini söylemektedirler. 5.7 km. uzunluğundaki bu surlar 96 adet kule ile sağlamlaştırılmıştı. Kara Surları: Bu surlar Yedikule’den başlayıp Blakhernai Sarayı’nı içine aldıktan sonra Haliç’e bağlanmaktadır. II. Theodosıos’un yapımını başlattığı bu surlar fetihe kadar çeşitli ilavelerle devam etmiştir. Kara surları iç içe üç kademeli olarak yapılmıştır. Önde bir hendek, onun arkasında dış ve ön sur ve onun arkasında genişliği 3- 8m., yüksekliği m. bulan iç veya arka sur vardır. İç sur duvarlarının 50 ile 75 m. arasına bir burç yerleştirilmiştir. Bu burçlar yuvarlak, dikdörtgen planlı olup,yükseklikleri de 24 m.dir. Bu burçlar sur bedeninden m. ileri taşar ve içleri 2-3 katlıdır. Üstleri ise kubbe veya tonoz örtülüdür.

30 İç sur ile dış sur arasında m genişliğinde düz bir arazi vardır. Dış surların bedeninde 4 m. kadar ileri taşan yarım daire planlı burçlar vardır. Kara surlarının üzerinde 96 adet burç yer almaktadır. Surlar kazamat adı verilen sandık duvar tekniğinde olup,1m. kalınlığında 8 m. yüksekliğindedir. Bu kazamat denilen surların iç kısımlarında silah deposu olarak kullanılan küçük odacıklar bulunur. Sur bedeninde askeri amaçlı kapıların yanı sıra merasim kapıları da yer almaktadır.

31

32 Kara Surlarının Kapıları Altın Yaldızlı Kapı Belgrad Kapı Silivri Kapı Kalagru Kapı Mevlevihane Kapı Sulukule Kapı Edirne Kapı Eğri Kapı Blackhernai Kapı Silivri Kapı Belgrad Kapı

33 Eğri kapı Edirne Kapı

34 Blackhernai Kapı

35 Marmara Surları Marmara Deniz’i kıyılarında 8.5 km. uzunluğunda ve tek sıra olarak yapılmıştır. Aya Barbara Kapısı ile Kara surlarının güneyinden başlayan bu surlar Yedi Kulenin güneyinde kara surları ile birleşmektedir. Marmara surları denizden gelebilecek saldırıları önlemek amacıyla yapılmıştır.

36 Haliç Surları Haliç surlarından günümüze çok az parça gelmiştir. Bu surlar bu bölgede yapılan binalar arasında kaybolmuştur. Sarayburnu’ndan Bahçekapıya kadar olan kısım 1871 demir yolu inşaatı sırasında yıkılmıştır. Kara surlarına göre çok zayıf ve alçak olan bu surlar tek sıra halinde idi. Kara surları tamamlandıktan sonra Haliç’in kıyılarının da tamamlanma zorunluluğu doğmuştur. İmparator Heraklıus Petrıon surlarının güney bitimine üzerinde on iki burç bulunan surları yaptırarak Blackhernai bölgesini emniyet altına almıştır. İmparator Justinianus zamanında yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu surların çevresinin uzunluğu 265 m. dir

37 İznik Surları İznik’teki Bizans dönemi eserlerinin başında surlar ve sur kapıları gelmektedir. İznik’te Bizans öncesi yapılan Helenistik Çağ surlarından hiçbir iz günümüze gelememiştir. Yörede yapılan kazılarda da onlarla ilgili bir kalıntıya rastlanmamıştır. İznik Gölü çevresindeki surlardan ve Göl Kapısı’ndan da bir kalıntı bulunamamıştır. İznik surları güneybatıda zikzaklar çizerek uzanmaktadır İznik’te günümüze gelebilen surlar; ana surlar, ön surlar, hendekler ve kapılar olmak üzere dört ayrı bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan ana surlar, 11 m. yüksekliğinde olup kare ve yarım yuvarlak kulelerle desteklenmişlerdir. Bunların önünde 16 m. uzaklığında daha alçak bir ön duvar ile içi su ile doldurulmuş bir hendek bulunuyordu Duvarlar üç sıra taş ve üç sıra tuğla ile örülmüştür. Bu yapı sistemi ile İznik surları İstanbul surlarına benzemektedir. İznik’in her iki sur duvarının da birbirlerinden m. aralıklarla yerleştirilmiş, ana surda 108, dış surda 130 olmak üzere toplam 238 kulesi bulunuyordu.

38

39 İstanbul Kapı

40 HİPODRUM VE DİKİLİ TAŞLAR Hipodrum: Roma ve Bizans dönemlerinde Hipodrumun bulunduğu bu alana 19. yüzyıldan sonra Sultanahmet Meydanı denilmeye başlamıştır. At Meydanı 196 ‘da Roma İmparatoru Septımıus Severus tarafından kurulmuştur. İmparator Constantınus döneminde ( ) hipodrum olarak tamamlanmıştır.

41 Hipodrumun eni 117, boyu 480 m. olan kapasitesi ise kişiye ulaşıyordu. Hipodrumun ortasında at yarışlarının yapıldığı alanda Spina’da bazıları günümüzde olan anıtlar vardı. Hipodrumdan günümüze yuvarlak güney ucu gelmiştir. Yapının zemin katında araba ve atların durduğu bölüm vardır. Üst katlar ise yarış gruplarına ait özel mekanlardır. Halkın ve saray ileri gelenlerinin hipodrumdaki tribünlere ulaşmayı sağlayan kapılar ise yapının uzun kenarlarında yer alır. Hipodrumun güneydoğu cephesinin ortalarında imparatorluk muhafızlarının bulunduğu stoma yer alır. Yarış alanı ile aynı seviyede düzenlenen stomanın üzerinde kathisma olarak adlandırılan imparatorluk locası yer alır. Hipodrumun simetri eksenini oluşturan spina üzerinde çok sayıda sütun ve heykel yer alır. Spina üzerindeki dikili taşlardan üçü günümüze gelmiştir. Bunlar obelisk, örmeli sütun, burmalı sütundur.

42 Obelisk (Hipodrum Dikilitaşı) İstanbul’un en eski dikilitaşı Hippodrom’daki spinanın üzerindedir. Yekpare mermerden olan bu anıt M.Ö yıllarında III. Tutmosis adına aşağı Mısır’da Hiyeropolis’deki bir mabedin önüne dikilmişti. Bu anıtı I. Constantinus’un ( ) İskenderiyelilere yazdığı mektupla bu taşın İstanbul’a gönderilmesini istemiştir. İmparator I. Theodosius’un ( ) hazırlattığı 2.75 x 2.20 m. ölçüsünde, dört yüzünde de kabartmalar olan kaide üzerindeki dört bronz ayak üzerine obelisk oturtulmuştur. Bugün m. yüksekliğinde olan taşın eski halinden daha uzun olduğu sanılmaktadır. Obeliskin alt kısmı düzeltilirken hiyorogliflerden biri tam ortasından kesilmiştir. Günümüze gelemeyen bu parçanın taşıma sırasında veya yerine dikilirken kırıldığı düşünülebilir. Ayrıca tepesindeki çam kozalağı şeklindeki tepeliği 869 depreminde düşmüştür. Eski Mısır’ın milli kahramanı olarak nitelenen, 18. sülale firavunlarından III. Tutmosis kazandığı zaferlerin bir bölümünü obeliske şiirsel bir dille kazıtarak ölümsüz olmayı istemiştir.

43

44 Yılanlı Sütun: I.Constantinus ( ) imparatorluğun çeşitli yerlerinden ve diğer ülkelerdeki bazı anıtları sökerek İstanbul’a getirmiştir. Bunlardan biri olan Burmalı sütun (Yılanlı sütun) Hipodrumun spinası üzerinde günümüze ulaşmıştır. Günümüze yalnızca 5.30 m’lik kısmı ulaşan anıt, 6.50 m. çapında 3 m. derinliğinde, yanları duvarla örülmüş bir çukurun içerisindedir. Evliya Çelebi, bu anıtın İstanbul’u yılan, çıyan ve akreplerden koruma gibi bir özelliği olduğunu yazmıştır. Söylentiye göre bir yeniçeri bu yılanlardan birisinin başını koparmış ve o günden sonra da İstanbul’da bu tür hayvanlar çoğalmıştır.

45 Örme Sütun: Constantinus Porphyrogenes sütunu (Örme Sütun), her ne kadar bir imparatorun ismini taşıyorsa da kimin tarafından yaptırıldığı açıklık kazanamamıştır. Hippodromun ortasındaki spina üzerinde yer alan 32 m. yüksekliğindeki bu sütun değişik ölçülerdeki taşların yontulmasıyla yapılmıştır. Günümüzde kesme taştan kütlevi bir görünümü olan dikilitaşın üzerindeki kabartmaların İstanbul’a Latinlerin yapmış olduğu istila sırasında söküldüğü, para basmak amacıyla eritildiği ileri sürülmüştür. Aşağıdan yukarıya doğru daralan, bir zamanlar üzerindeki tunç küreyi taşıyan taşın üzerinde çivi ve kenet izleri açıkça görülmektedir. Taşlar üzerinde burada yapılan müsabakaları izleyenleri güneşten koruyan tente ve çadırların makara ipleri de dikkati çekmektedir.

46 SARAYLAR Büyük Saray: İstanbul ili Eminönü ilçesinde, Sultanahmet Camisi'nin güneyinde, Hipodromdan Marmara Denizi’ne kadar uzanan m2’lik alanı Bizans’ın Büyük Sarayı kaplamıştır. İmparator I.Constantinius’un (306– 337) başlattığı bu yapı topluluğu, onu izleyen imparatorların yaptırdığı ilavelerle daha da genişletilmiştir. Sarayın görkemli girişini I.Constantinius yaptırmıştır. Buradaki Khalke bölümünün altın yaldızlı kapısı ile Bizans kaynaklarından öğrenildiğine göre, ilginç bir kubbesi vardı.

47 Daphe diye isimlendirilen oktogonal planlı yapının ortasında I.Constantinius’un salonu bulunuyordu. İmparatorun yabancı devlet elçilerini kabul ettiği Magnaura da yine bu dönemde yapılmıştır. II.Theodosius zamanında ( ) saray alanındaki çalışmalar Marmara kıyılarına kadar yayılmıştıGünümüzde sahil yolu üzerinde mermer söveli pencereleri ile bu sarayın mahzeni ve görkemli kapısı görülebilmektedir. Saray II.Iustinianus zamanında batıya doğru genişletilmiş ve buradaki yapılara son derece görkemli bir taht salonu eklenmiştir. Küçük kubbeli bu taht salonu bir bakıma İtalya’daki St.Vitale ile Sergios Bacus’a benziyordu. İçerisi tümü ile mozaiklerle kaplanmıştı. Buradan Hipodroma geçişi sağlayan Triklinos denilen geçit de yine bu dönemde yapılmıştır. VII. Constantinius Porphyrogennetos döneminde (913–959) eski sarayın tümünü yeni baştan restore ettirmiştir

48

49 SARNIÇLAR Yere Batan Sarnıcı: İstanbul ili Eminönü ilçesi Yerebatan Caddesi’nde bulunan Yerebatan Sarnıcı 1985–1988 yılları arasında İstanbul Belediyesi tarafından temizlenmiş, onarılmış ve müzdefa I.Constantinus tarafından yapıldığını, sonraki yıllarda da Iustinianus tarafından genişletildiğini tarihi kaynaklarda belirtmektedir. Yine kaynaklardan, sarnıcın üzerinde yüksek bir kaide üzerinde Hz.Süleyman’ın bronz heykelinin bulunduğu ve İmparator Vasil (867–886) tarafından kaldırılarak eritildiği ve yerine kendi heykelinin konulduğunu öğreniyoruz. Bu sarnıç, yakınındaki İllius Basilikası’ndan ötürü Basilika Sarnıcı ismiyle tanınmıştır. e olarak ziyarete açılmıştır.

50 Sarnıcın plânı I. Dünya savaşı sırasında Alman denizaltıcıları tarafından çıkartılmıştır. Buna göre sarnıç, 140 x 70 metre ölçüsünde olup, 9800 m2’lik bir alanı kaplamaktadır. İçerisinde beşer metre yüksekliğinde, her dizide 28 tane olmak üzere 12 sütun dizisi bulunmaktadır. Birbirlerinden dörder metrelik aralıklarla sıralanan bu 336 sütunun arasında bazı devşirme mimari parçalara da rastlanmaktadır. Sütunlar üzerinde korint tarzının bozulmuş şekli olan kompozit başlıklar bulunmaktadır. Sarnıcın üst örtü sistemini, düzgün kemer ve tonozlar meydana getirmektedir.

51 İstanbul Belediyesi’nin son yıllarda yapmış olduğu onarım sırasında sarnıcın içerisi tamamen temizlenmiş ve tabanının muntazam tuğla ile döşeli olduğu görülmüştür. Bu onarım sırasında sarnıcın güneybatı köşesinde, geç dönemde yapılan dolgu duvarının arkasındaki sütunların kısa gelen gövdelerini yükseltmek için bunların altına kaide olarak Roma dönemine ait mermer bir anıtın parçalarının konulduğu görülmüştür.Bunlar Medusa veya Gorgo başları olup, Geç Antik Çağda İstanbul’daki bir anıtı süslüyordu.


"BİZANS MİMARİSİ. BİZANS SANATI DÖNEMLERİ VE TARİHÇESİ Bizans Sanatı dönem olarak 5 grup da incelenmektedir. Bunlar; 395-527 İntikal ve Geçiş Dönemi." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları