Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İŞGÖRENİN GÜCÜ ve GELİŞİMİ. Doğumdan itibaren başlayan, yaşam boyu devam eden, kişinin başkalarıyla iyi ilişkiler kurmasını ve içinde yaşadığı topluma.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İŞGÖRENİN GÜCÜ ve GELİŞİMİ. Doğumdan itibaren başlayan, yaşam boyu devam eden, kişinin başkalarıyla iyi ilişkiler kurmasını ve içinde yaşadığı topluma."— Sunum transkripti:

1 İŞGÖRENİN GÜCÜ ve GELİŞİMİ

2

3 Doğumdan itibaren başlayan, yaşam boyu devam eden, kişinin başkalarıyla iyi ilişkiler kurmasını ve içinde yaşadığı topluma uyumunu sağlayan süreçtir.

4 ÖRGÜTE GİRMEDEN ÖNCE Önceki bütün öğrenme süreçlerini, değerlerini, tutumlarını kapsar. ÖRGÜTLE KARŞILAŞMA Kendi değerleri ile örgütün değerlerini kıyaslar. Uyum sağlarsa örgüt tarafından kabul görür, sağlamazsa işten ayrılmaya kadar varabilir. DEĞİŞİM Örgüt içindeki değer ve normları içselleştirmiştir. Gruba nasıl uyum sağlayacağını bilir.

5

6  Sosyal faktörler birey üzerinde etkilerini belirli bir kural çerçevesinde yapar.  Bir çok sosyal faktör bireyi etkilediğinde, birey bu etkileri şu özelliklere göre algılar: A- Sosyal faktörün kuvveti B- Sosyal faktörün kişin yaşamında zaman ve mekan bakımından yakın olması C- Sosyal faktörün etkilediği kişi sayısı

7 Öğretmen, öğrenci için kuvvetli bir sosyal faktör oluşturur. Ne var ki, öğrencinin tanımadığı sokaktaki bir kimse, sosyal faktör olarak o kadar kuvvetli değildir. Belirli bir toplumsal yapı içinde, örneğin bir devlet kuruluşunda, yüksek mevkilerde bulunanlar, düşük mevkilerde bulunanlara kıyasla daha büyük sosyal güce sahiptir. Yüksek mevkilerde bulunan çok sayıda kimse, tek bir kimseye kıyasla, daha etkili olur. Bu kimseler, başka kuruluşlardan değil, sizin çalıştığınız kuruluşlarda iseler, etkileri daha da artar.

8 Bireyi etkileyen her bir kimsenin kendine özgü kişisel etkisi, o anda kaç kişinin bireyi etkilemekte olduğuna bağlıdır. Sayı artıkça, her bireyin kişisel etkisi azalır. Örneğin, okula gittiğinizde karşılaştığınız ilk arkadaşınız “Saçın çok uzamış tıraş ol.” tavsiyesinde bulundu. O gün on kişi sizi bu ifadeyi kullanmışsa, ilk kişinin etkisi en kuvvetli, onuncu kişinin etkisi, en zayıf olur. Her biri sosyal etkiyi artırır, ama gittikçe azalan miktarlarda bir artma olur.

9  Aynı sosyal etkiye maruz kalan kişilerin sayısı arttıkça, her bir birey üzerine düşen sosyal etkide bir azalma olur. ÖRNEK: Bir yazılı ödevden sonra öğretmeniniz sizi odasına çağırıyor ve hazırladığınız kağıdı ayrıntılarıyla eleştirerek, yeniden yazmanızı tavsiye ediyor. Bu öğretmenle etkileşiminiz sizin üzerinizde kuvvetli bir etki yaratır. Öte yandan öğretmen, sınıftaki bütün öğrencilerin ortak hatalarını gözden geçirir ve eleştirirse, bu öğrencilerden biri olarak sizin üzerinizdeki etkisi, öğretmenle yalnız konuştuğunuza kıyasla, daha zayıf olur. Sınıftaki öğrenci sayısı arttıkça, öğretmenin sizin üzerinizdeki etkisi azalır.

10 ÖRGÜTLE KARŞILAŞMA ve DEĞİŞİM SÜRECİ

11  İşgörenin içinde yaşadığı örgütün üyeleri gibi davranmayı öğrenmesidir.  İşgören bir yandan kendi kişiliğini kurarken, bir yandan da örgütte üye olmaya girişir, örgüte ki konumunu öğrenir; üyelik işlevlerini algılar ve yerine getirmeye çalışır.

12 TOPLUMSAL İLİŞKİ İki ya da daha çok insan arasında oluşan karşılıklı etkileşimdir. Toplumsal ilişki, toplumsal davranış aracılığı ile yapılır ve insanın toplumsallığının gereğidir.

13  İnsanın bir başkasıyla etkileşmek için bilgi, beceri ve tutum kazanarak ilişki kurma yeterliğini eyleme dönüştürebilmesidir.  Toplumsal davranış yapıldıkça insan toplumsallaşır.

14  TOPLUMSAL İLKELER Toplumun yaşamına ve üyelerinin topluca yaşamasına ilişkin toplumca geliştirilen düşünce ve görüşlerinden oluşur.  TOPLUMSAL KURALLAR Toplumsal ilkelerin toplum üyelerince uygulanmasını güvenceye almak için toplumca geliştirlen yaptırımlardır.

15  Toplumun üyelerinin büyük çoğunluğunda yerleşmiş genelleşmiş düşünüş ve eylem biçimleridir.

16 ÖRGÜTSEL TOPLUMSALLAŞMA Toplumsallaşma, insanın içinde yaşadığı toplumun geliştirdiği ilkelere, kurallara ve davranış kalıplarına uygun olarak davranmasını ve çevresini oluşturan insanlarla ilişki kurmasını öğrenmiştir. Toplumsallaşan insan toplumun etkin bir üyesi olduğu duygusuna ulaşır.

17 İnsanın toplumsal davranış kalıplarına, ilke ve kurallarına ne denli uygun davrandığının toplumca gözlenmesi ve aykırı davrandığında düzeltilmesi için etkilenmesidir. Toplumsal denetim, toplum adını insanı toplumsallaştırma işlevine yüklenen aile, küme, okul, örgüt gibi toplumsal birimlerce yapılır.

18  İnsanın başkalarıyla iyi ilişkiler kurmada ve etkili çalışmada toplumun istek ve beklentilerini karşılayacak toplumsal gelişim düzeyine ulaşmasıdır.

19 Toplumsal olgunluğa ulaşan kişi,  Hoşgörülü olma,  Yardımlaşma,  Dayanışma,  Toplumun etkinliklerine katılma,  Başkalarının özgürlüğüne saygılı olma,  Başkalarının haklarına saygılı olma,  Toplumsal sorunların çözümüne katılma,  Sevinçleri üzüntüleri paylaşma gibi davranışları kişilik özelliklerine dönüştürür.

20  Toplumsallaşma ve toplumsal ilişkilerin özü, insanın başka insanlarla etkileşiminde onlara yaklaşım biçiminin beğenilir olmasıdır.  Yaklaşım biçimi, insanı başkalarından uzaklaştırabilir ya da onlara yaklaştırabilir.  İnsanın insana yaklaşımıyla ilgili bazı kavramlar şunlardır: 1. Hoşnutsuzluk 2. Duyarsızlık 3. Duygudaşlık 4. Eş duyum 5. Hoşgörü

21 Hoşnutsuzluk, insanın karşındakine sevmediğini; ondan hoşlanmadığını, tiksindiğini; ona karşı geldiğini direndiğini anlatan bir duygudur. Duyarsızlık, insanın başkalarına karşı duygusuzluğu, ilgisizliği, kayıtsızlığıdır. Bir insanın karşısındakine duyarsız olması onunla ilişki içinde olmadığını gösterir.

22 Duygudaşlık, iki insanın bir olaya, bir nesneye ya da birbirlerine karşı aynı duyguyu duymaları benzeşen bu duyguları birbirleriyle paylaşmalarıdır. Eş duyum, insanın karşındakinin duyularına benzer duyuları algılıyor onu anlıyor olmasıdır. Hoşgörü, insanın karşındakinin düşüncelerine, aynı düşüncede olmasa bile saygılı olması; onun düşünce ve duygularını anlatmasını engellememesi ona kusur işleme hakkını tanımasıdır.

23  İnsanın başka kişilere, kümelere, toplumlara ya da uluslara karşı belli bir biçimde davranmaya yönelten kazanılmış eğilimlerine toplumsal tutum denir.

24  Toplumsal ayrım, bir toplumda birlikte yaşayan insanların, birbirlerinin ırkına, dinine, diline, siyasal görüşüne, ekonomik durumuna, inancına, düşünüşüne ve benzerlerine göre bireysel ya da kümesel olarak birbirlerine haksız, yanlı ve eşitsiz davranmalarıdır.

25  Toplumsal uzaklık, toplumu oluşturan bireyler arasında giderek iletişimin ve etkileşimin engellenmesi, ilişkilerin azalmasıdır.  Toplumsal tedirginlik, toplumdaki bireylerin birbirlerine ilişkin oluşturdukları ön yargı ve basma kalıp algılarla çatışmaya ve sürtüşmeye düşmeleri yüzünden gerilim ve bunalım içinde bulunmalarıdır.  Toplumsal yalıtılama, toplumsal tedirginlik yüzünden bireylerin birbirinden koparak kendi kabukları içinde yaşamalarıdır.

26  Önyargı, insanın bir nesne, olay ya da insana ilişkin yeterince doğrulanmış bilgisi olmadan vardığı; gerçek bilgiler verildiğinde bile değiştirmeye direndiği yerleşik yargısıdır.  Toplumsal önyargı, insanın yeterince doğrulanmış bilgisi olmadan bir küme ya da topluma tutkuyla bağlanması ya da bundan nefret etmesidir.

27 OLUMSUZ TOPLUMSAL TUTUM Başka bir kişi küme ya da topluma karşı olumsuz duygular besleme. SALDIRMA Düşmanca duygular geliştirilen kişi, küme ya da topluma uygun bir zamanda ve yerde bahaneyle boşalma TOPLUMSAL UZAKLIK Olumsuz tutum takınılan kişi, küme ya da toplumla etkileşimi kesme TOPLUMSAL ÖNYARGI Tedirginlik duyulan kişi, küme ya da topluma karşı düşmanca duygular geliştirme TOPLUMSAL TEDİRGİNLİK Etkileşmeyen kişi, küme ya da toplumla çatışmaya düşme TOPLUMSAL YALITILMA Toplumsal tedirginlik yüzünden kendi kabuğuna çekilme TOPLUMSAL ÖNYARGININ GELİŞİM SÜRECİ

28 İŞGÖRENİN DUYUŞSAL GÜCÜ VE GELİŞİMİ

29 İnsanları birbirinden farklı kılan bedensel, düşünsel ve ruhsal özellikler bir bireyin kişiliğini ifade eden unsurlardır. Bireyler kişilik yapılarına göre iletişimde bulundukları kişilere, karşılaştıkları durumlara duygusal tepkiler verirler.

30 Bireyin duyuşsal gücü, ürün üretmesini sağlayan bir güç olmaktan çok, bireyi yönlendiren, hareketlendiren, onu yaralı kılan, olumlulaştıran bir güçtür. Duyuşsal güç, bedensel, devinimsel, bilişsel güce dayanmakla birlikte hareket noktası, bireyin duygularından oluşan güçtür.

31 DUYUŞSAL GELİŞİM Yaşamda olup bitenler, duygularla algılanır, hissedilir ve hissedildiği ölçüde anlamlı duruma getirilir. Yaşanılan dünyada olup bitenlerin ayrımına varılması, var oluşun kavranması ve algılanması, önemli ölçüde duyguların ürünüdür.

32 Yetişkinin duygusal yaşamı, yaşadığı ortamla yakından ilgilidir. Özellikle sosyo- ekonomik durumunun güçlüğü ya da zayıflığı, bireyi bunalıma sürükleyebilir. Bunalım içinde olan, duyuşsal gelişim yönünden belli bir noktada kalmış bir işgörenin de kendisinden beklenilen davranışı yapması güçleşecektir.  Heyecanlar, içerden ya da dışardan gelebilecek belirli uyarıcılara, engellere ve çeşitli zorlanma duygusu veren koşullara ya da tehdit edici uyaranlara karşı organizmanın geliştirdiği bir çeşit savunma düzenekleridir.

33 Aile üyeleriyle çatışmanın, bencilliğin, doyumsuzluk duygusunun, sağlığını yitirme ve ölüm korkusunun, tutuculuğun giderek artması işgörende duygusal gerilim yaratır. Başkalarından beklentisi çoğalan iş görenin bunları elde edemediği her seferinde düş kırıklıkları da artar. Yaşının gereği olarak, yeterliklerinde ve cinsel gücündeki gerilemeyi reddederek, eskisi gibi davranmaya kalkışması, yetişkinin başlıca gerilim kaynağıdır.

34 Birey, insanlarla etkileşimde bulundukça duygusal yönden de gelişme gösterir. Fikri olgunluk beraberinde duygusal olgunluğu da getirir. İşgörenin bulunduğu ortama, konuma göre duygusal tepkiler vermesi, onun duygusal gelişim gösterdiğinin bir ifadesidir.

35 DUYGUSAL SİSTEM İnsanın duygusal alt sistemi, devinimsel ve bilişsel alt sistemleri ile iç içe ve birlikte çalışır. Devinimsel alt sistemin değişik türde devinme ve bilişsel alt sistemin değişik türde düşünce üretmesinin yanı sıra, duygusal alt sistem de değişik türde duygu üretir. Duygusal sistem, çevreden fiziksel güçler (etki, uyaran, girdi) alır. Bunları algılayarak kendi duygusal gücüne ve işleyerek de değişik türde duygulara dönüştürür. Bu duyguları çıktı (tepki) olarak çevresine verir. Duyguların çevredeki etkisini görür ve bunlardan dönüt alır.

36 Bu dönütle duygularını irdeler, böylece duygusal yönden gelişimini sağlar. İnsan, sürekli beğenilmeyen duyguları ürettiğinde, giderek duygusal güç yitimine uğrar. Ayrıca insan, istemediği duyguları edinmek zorunda kaldığında da duygusal sistemini dengelenim çabasına sokar.

37 Çevre İşgörenin duygusal sisteminin çevresi, onun duygulanmasına yol açan iç kaynaklar ve dış kaynaklar olarak ikiye ayrılabilir. İç çevre, insanı duygulandıran anıları, dış çevre ise insanın çevresinde bulunan insanlar, olaylar ve nesnelerdir.

38 Duygusal Girdiler Fiziksel güçler, insanın duyu organlarının duyum eşiğini geçerek, insanı etkilediğinde duygusal sistemin girdileri olurlar. Fiziksel güçler, güzellik, doğruluk, iyilik, uyumluluk gibi insana hoş gelen ya da çirkinlik, yanlışlık, kötülük, uyumsuzluk gibi insana hoş gelmeyen etkileri taşırlar.

39 Duygusal Girdilerin İşlenmesi Çevreden alınan duygusal girdiler, açlığı, susuzluğu, cinsel uyarılmayı yönetme işlevlerinin yanı sıra duygulanmayı da yöneten hipotalamusu etkiler. Hipotalamus, duygusal uyaranı alır almaz, bir yandan bedenin sinir sistemini uyarır, bir yandan da beyin kabuğuna sinirsel akımlar göndererek insanın duygulanmasını sağlar. Beynin bazı kesimlerinin ve salgı bezlerinin de duygulanmada işlevi vardır.

40 Duygusal Çıktılar Duygusal sistemin çıktıları, duygu ve coşkulardır. Duygu ve coşku, insanın duygusal gelişiminin süzgecinden geçerek dışa vurulur. Her insan, hangi duygusunu, coşkusunu bastıracağını, hangi duygusunu, coşkusunu açığa çıkaracağını, bunu ne zaman, nerede, ne kadar süreyle yapacağını kültürlenme yoluyla öğrenir.. Duyguların, coşkuların doğal anlatımı, insanın yalnız bebeklik ve çocukluk evrelerine özgüdür.

41 Duygusal Dönüt İşgörenin duyguları, çevresindekileri ve kendini yeterince etkilememiş ise insan, yeniden daha etkileyici duygular üretir. duyguları ile başkalarını üzerse düzeltici duygularla bu hasarı gidermeye çalışır. İşgören, duygularını değerlendirip bunlardan dönüt bilgiler alarak duygularını geliştirebilir. İyi yapılanmış, amacı somut olarak ortaya konmuş, objektif kriterlere dayanan güvenilir bir ortamda verilen geribildirim, çalışanın yöneticisine güven duyması açısından önem taşımaktadır

42 Duygusal Büyüme İşgören, kişilere, nesnelere ve olaylara karşı yaşına, yerine ve zamanına uygun olarak duygusal davranışlar gösterir. İşgörenin başkalarına ve kendine zarar verecek duygularını denetim altına alması, duygusal olgunluğa eriştiğinin göstergesidir.

43 Duygusal Güçyitimi Duygusal güçyitimi (emotional entropy), insanın giderek sağlıklı duygulanmasını azaltması; yeterince güçlü duygulanamaması; duygularıyla kendine ve çevresine yeterince etkide bulunamamasıdır.

44 DUYGUSAL GELİŞİM AŞAMALARI

45 Yetişme Dönemi (20–30 yaş) Yetişkin, uyum gücü yüksek olduğundan işine çabuk uyarlanır. Yetişkin, gençliğin duygusal vicdanlılığından yetişkinliğin ussal vicdanlılığına geçer. Çocuklukta ve ergenlikte temelleri atılan törel gelişim tamamlanmaya devam eder.

46 İşgören zaman zaman ya da sürekli, güvensizlik duygusu yaşayabilir. İşgörenin örgüt içi uyumsuzluklarıyla örgüt dışı uyumsuzlukları birbirini etkiler. Sevindirici duygular ile merak doyurucu duyguları örgütte arayan işgören, buna fırsat verilmediğinde örgütten soğuyabilir.

47 Uzmanlık Dönemi (30–50 yaş) İşgören, törel gelişimini tamamlayarak meslek töresini kendinde yerleştirir. İşgörenin sorunları geçinme, iş güvencesi, evliliği sürdürme ve çocuk yetiştirmedir. İşgören kırklı yaşlarda güçlü olmadığını hissettiğinde ölümü aklına getirir. Dostlarıyla olan ilişkilerini sıklaştıran, zamanını iyi değerlendiren işgöreni elem verici duygulardan sıyrılabilir. Geçmiş yaşamını doyumlu bulan işgören mutlu olurken doyumsuz bulan işgöreni mutsuz olur, bunun kızgınlığını sürdürerek yaşamını karartır.

48 Sürdürme Dönemi (50–65 yaş ) Genel ve meslek törelerinde katılaşıp dogmalarını arttıran yetişkinin hoşgörüsünü sınırlandırdığı, içe kapanıklığını arttırdığı görülür.

49 Emeklilik Dönemi (65 yaş ve sonrası) Ölüm duygusu baskınlaşır. Ölümden kaçınılmayacağının bilinmesi ölüm kaygısı yaratır. Bir hiç olma duygusu, yetişkini ölümü yadsımaya yöneltir. Yadsıma, yetişkini bu duygudan kurtaramadığından onu uyumsuzlaştırır. Ölümü yadsıyan ve bunalımla saldırganlaşan yetişkin ölümü ertelemeye çalışır. Ölümün kaçınılmaz bir yazgı olduğunu benimseyen bir yetişkin ise bu bunalımlara düşmeyebilir.

50 DUYGU VE COŞKU

51 Duygu, insanın iç ve dış çevresinden gelen uyaranların, insanda elem ya da haz türünden izlenimler yaratmasıdır. Bireyin iç ve dış dünyadan etkilenmesi neticesinde genel olarak “haz duyma” ya da “acı duyma” şeklinde beliren davranışlardır. Duygu, yaşamdan organizmaya ulaşan uyarımların belli bir biçimde algılanması, örgütlenmesi, hissedilmesi sonucu ortaya çıkan organizmanın çeşitli dizgelerinin bir bütün olarak devreye sokulması sonucu oluşan bir çeşit yaygın tepkilerdir.

52 Duygunun Niteliği Genel anlamı ile “hoşlanma” ve “acı duyma” sözcükleriyle anlatılan duygu, kişinin, güdüleri veya temel gereksinimleri ile ilgilidir. Bu gereksinimlerin doyurulması, kişide “hoşlanma”, doyurulmaması da “acı” uyandırır.

53 Acı, organizmanın tüm fizyolojik ve psikolojik dengesini yaralayıcı, eksiltici, tehdit edici, yadsıyıcı, yok etmeye yöneltici uyarımlar sonucu ortaya çıkan tepki ya da tepkiler bütünüdür.üzüntü, yılgınlık, kaçış, çöküntü, birer acı çeşidi sayılabilir. Hoşlanım, organizmanın kendisinden hoş olması, biyolojik ve psikolojik bir tad vermesi, kendisiyle barışık, yakın ve uyumlu olması anlamına gelir. Çalışma çağının hazırlık döneminde işgöreni, haz ve elem yönündeki tüm duygularını geliştirir;bunları kendinde yerleştirmiş olarak örgüte gelir.

54 Coşku, kamçılanmış yeğin ve güçlü duygudur. Duyguya bakarak coşku, insanda daha yüksek bedensel ve ruhsal değişiklikler yaratır. Coşku, insanın davranışını hızlandırır; ama aşırılaştığında davranışı dondurabilir. Duygu ve coşkular, hem işgöreni davranışa yönelten bir güdü, hem de bir davranışın yapılmasıyla elde edilen bir sonuç (ürün) olabilirler. Ancak bir davranışın karmaşık süreci içinde duygunun, neden mi yoksa sonuç mu olduğunu ayırmak zor olabilir.

55 DUYGU VE COŞKU TÜRLERİ

56 1. Saldırıya Yönelten Duygular Bu tür duygular insanda gerilim yarattığı; insanın kendisini ve karşısındakini üzdüğü, ya da zarara uğrattığı için, olumsuz duygulardan sayılırlar. Bunlar öfke, kıskançlık, nefret, iğrenme, kızgınlık, düşmanlık gibi duygulardır. İşgörenin duygusal gelişiminde de saldırıcı duyguların oluşmasında ve beslenmesinde, örgütün büyük etkisi olabilir. Örgüt ortamı elverişli olduğunda, yetişkin, çocukluk ve ergenlik evrelerinde göstermediği saldırıcı duygularından bazılarını örgütte geliştirme ve eyleme geçmeye eğilim gösterebilir.

57 Öfke ve Düşmanlık Öfke, bir isteğin engele uğramasından ileri gelir. Öfkede dış uyaran, özdeksel olabileceği gibi içtende olabilir. Kişilerin yapmak istedikleri ve yapmak istemedikleri yaşla değiştiği için, öfke nedenleri de değişir. Kıskançlık İmrenme, beğenilen, güzel olan bir nesnenin bir özelliğin elde edilmesine özlemdir. Kıskançlık ise, bu özlemden de ötede, insanın kendinden de ötede, insanın kendinden üstün gördüğü bir başkasına duyulan; kendisiyle ilgilenmesini ya da sevmesi karşısında öfke, hınç, düşmanlık gibi duyulan yeğin olumsuz bir duygudur. Kıskançlık, kimi kez işgöreni, sağlıksız da olsa üstün başarıya güdüleyebilir.

58 2. Yasaklayıcı Ve Savunucu Duygular İnsan, görünen ya da görünmeyen tehlikelerden; sonunu kötü biteceği sandığı olaylardan korkar. Beğenilmeyen, istenilmeyen bir davranış, insanı utandırır; ezikliğe uğratır. Üzüntü, sıkıntı, bıkkınlık insanı savunmaya iter. Çevreden gelen bu tür duygusal girdiler, duygusal sistemin savunma ya da kaçma duyguları üretmesine yol açar. Korku, utanma, üzüntü, sıkıntı, bıkkınlık, eziklik gibi duygular bunlardandır.

59 Örgüt ortamı, iş görene yasaklayıcı ve savunucu duyuları verecek pek çok durumlarla doludur. İş gören, çalışması sırasında kimi kez sıkıntı, üzüntü, bıkkınlık duyar: kimi kez derin hüzne, kedere kapılır; bazı durumlardan tiksinti, iğrenme duyabilir. Yetişkini ürküten pek çok korku vardır. Bunların içinde en önemli olanları başarısızlık, kaza, geçim, yaşlanma, ilişkilerde bozukluk, emekli olma gibi korkulardır.

60 Korku Bireyin iç ya da dış ‘tehdit’ uyaranlara karşı geliştirdiği savunma duygusudur. Uyarıcılar, organizmayı yaralayıcı, ürkütücü, yok edici biçimde algılandıklarında; korku duygusu bilinçli ya da bilinçsiz olarak ortaya çıkar. Utangaçlık Yetkici ailede, katı disiplinle büyütülen çocuk, genellikle özgüvensiz olur; gerçeklerle başa çıkmaktansa utangaçlığın ardına sığınmayı yeğler ve bu gelişim özelliğini kişilik özelliğine dönüştürerek sürdürür.

61 3. Sevindiren Duygular İki insan arasında sevgi ve saygıyı dayanan doyurucu ilişkinin olması onları birbirine bağlar, mutlu kılar. Bedensel ve ruhsal bir tehlikenin olmadığı bir ortam, insanın güvende olmasını sağlar. Sevgi, sevecenlik, mutluluk, güven, umut, neşe, merak, hayret, hoşlanma, bağlanma gibi duygulardır.

62 Sevgi Sevgi duygusu en genel anlamda güçlü bir yakınlık,gönüllük isteklilik,sıcaklık, bağlılık duygusu olarak tanımlayabiliriz.İş görenin hayatında sevgi büyük bir yer tutar sevgiyle işine bağlanan kişi işinden en üst verimi alır. Mutluluk Mutluluk duygusuyla işgörenin örgütsel davranışı arasında ilişki vardır. Mutluluk duygusunu geliştirmiş bir işgörenin örgütsel davranışının da beğenilen türde olabileceği varsayılır. Başarılı olma,yetişkine mutluluk vermektedir.

63 DUYGU BOZUKLUKLARI Çalışma çağının yetişme dönemi atlanıp uzmanlık dönemi yaşanmaya başlayınca insanda yaşamın sınırlı olduğu duygusu yerleşmeye başlar. Sürdürme döneminin sonuna doğru,emeklilik kapıya dayanınca,işinin bittiği duygusu insanı daha da olumsuz duygulara doğru sürükleyebilir. Eğer insan,geçmişini değerlendirmesinin sonunda,elde ettiklerini,mutluluğunu başarılını doyurucu buluyorsa,bu tür olumsuz duygularını daha kolaylıkla atlatabilir;geçmiş yaşamını doyurucu bulmuyorsa,erinçsizliğe gömülmesini daha da artırır.

64 İşgörenlerde görülen uyumsuzluk belirtileri genellikle şunlardır: Sık sık ya da düzensiz aralıklarla tuvalete gitme Kabız ya da ishal olma Oburluk ya da iştah yitimi Coşkulandığında bulantı duyma,kusma Bedenin değişik yerlerinde ağrı ya da sancı duyma Egzama gibi deri hastalıklarına yakalanma Değişik türde alerji:Siğil çıkarma

65 İşgörenlerin uyumsuzluk belirtileri olan kişilik özelliklerini inceleyelim. Unutulmaması gereken önemli nokta,uyumsuzluk yansıtan bu kişilik özelliklerinin hemen her insanda az da olsa görülebileceğidir. Tehlikeli olan bunun süreğenlik göstermemesidir. Duygusal bozukluk ya da bozukluklar yüksek düzeye çıktığında işgörenlerin ruh sağlığı bozulmaya başlar. Aşağılık duygusu Birey,ömrünün her çağında herhangi bir işindeki başarısızlıklarına bakarak ve kendi kendini başkalarıyla karşılaştırarak aşağılık duygusu içine düşebilir.

66 İşgörende aşağılık duygusunu yaratan etkenler iki yönden gelir. Birinci yönden gelen işgörenin kendisindedir. İşgören,davranışlarına kendine akran ya da denk gördüğü kişilerle karşılaştırarak,kendini yetersiz, başarısız gördüğünde aşağılık duygusu geliştirebilir. İkinci yönden gelen etkenlerse başkalarındandır. İşgören,davranışlarından dolayı başkalarınca horlandığında,dışlandığında,hiçlendiğinde aşağılık duygusu geliştirebilir. Eğer işgören,aldığı dönütlere uygun olarak kendinin aşağıladığı niteliklerini düzeltirse aşağılık duyusu yapıcı,geliştirici bir duygu olur. Aşağılık karmaşasına düşen bir iş gören, gücünün yetebileceği işlere girmekten bile kaçınarak, kendini pek çok ödülden, başarıdan yoksun bırakabilir. Böyle bir işgören,kendine verilen yetkiyi kullanamaz sorumluluk yüklenemez.

67 Üstünlük duygusu İşgörenin üstün ve başarılı olma uğraşısı bir bakıma rahtsızlıktır;ama bu uğraş onun aşağılık duyusunun itici gücüyle beğenilir biri olmasını da sağlayabilir. Üstünlük duygusu üstülük karmaşasına dönüştüğünde aşağılık karmaşasına benzer sorunlar ortaya çıkar. Kaygı Hemen herkes, kendini engelleyen, endişe verici, üzüntü yaratıcı bir durum karşısında kaygıya düşer. Yönetsel erk, işgörenin sıklıkla kaygılandığı kaynaktır. İşgörenin kaygısı üzerinde yapılan araştırmalar şu sonuçları vermiştir.

68 1)Kaygı, kolay işlerde edimi desteklemektedir. 2)Zor işlerde kaygı edimi düşürmektedir. 3)Kolay yada zor olmayan orta düzey görevlerde kaygı, edimi bir süre yükseltmekte, ama sonra edimi düşürmektedir. 4)Kaygının edimi düşürmeye başladığı nokta, kolay işlerde kısalmaktadır. Kaygılı işgörenler, sürekli tedirginlikleri yüzünden başkaları ile ilişki kurmada zorluk çekerler. Başaramamak, yükselememek, üstlerle ve astlarla ilişki kuramamak beğenilmek gibi kaygıları yüzünden ya aşırı bi çaba içinde olurlar yada çekimser davranmayı yeğlerler.

69 Huysuzluk (terslik) İşgörenlerde görülen huysuzlukların gerçek ve akıla uygun bir nedeni vardır. İşlerin ters gitmesi, gereksinmelerini doyuramama veya arkadaşlarıyla kendi arasında olan bir kötü olay onu huysuz hale getirmiş olabilir. Saplantı Gerçek ve doğru olmadığı bilinen ama insanın etkisinden kurtulamadığı aklından çıkaramadığı bir düşünce yada duygudur. Saplantı işgörende çalışma çağına hazırlık döneminden daha çok yetişme, uzmanlık ve özellikle sürdürme dönemlerinde daha yeğinleşip süreğenleşir. İşgörenin saplantısı işiyle ilgili ise, ilgili olduğu işi yada yöntemi değiştirmek, yönetim için büyük bir sorun olur.

70 Yılgı Gerçekte korkulması gereken bir nesne, olay yada canı karşısında insanın olağan dışı güçlü bir korku duymasına yılgı denir. Yılgı işgöreni örgütte her zaman uyumsuz yapmaz. Ama işgören, yılgısının çekinebileceği bir işte çalıştırıldığında uyumsuz olur. Örnek kalabalık yılgısı olan bir işgören kalabalık bir işyerinde çalıştırıldığında uyumsuz olur. Sinirlilik İşgörenin içinden yada dışından gelen etkilere karşı, üzerinde fazla düşünmeden, bir amaç gütmeden anında tepkide bulunmasın sinirlilik denir. Örgütün ortamı genellilikle sinirliliği destekler. Örgütte bir çok iş işgörenin istenci dışında yaptırılır. Sinirlilik genellikle işgöreni itaatsizliğe iter. Ast üst ve insan ilişkilerinde işgören, sinirli olmaya zorlanabilir.

71 Aşırı duygusallık ve duygusal hamlık gösteren işgörenin bir kümeye üye olmasına yardım etmek; çalışma kümesine ve toplumsal etkinliklere katılmasını sağlamak arkadaşlarınca reddedilmesini önlemek toplumsallaşmasına yardım etmek duygusal gelişim için yararlıdır. Örgütte böyle kişiler çevresindekileri de işinden alıkoyar. Sığınma ve Bağımlılık Ana babasına, ailesine bağımlılığını sürdürerek, göreli özgülünü gerçekleştiremeyen bir işgören, bir örgüte girdiğine ilkin özgür olmanın tadını çıkarmaya çalışır, ama kendi üzerinde denetim kurma ve özgür olma yeterliliğini geliştiremediği için, yağı üzerinde duramaz;yalnızlığın içinde gömülür. İşgören örgütte sığınma ve bağlanacağı kişi olarak bir üst yönetmen yada örgütte güçlü bir kişiyi seçer. Aşırı duygusallık ve Duygusal hamlık

72 Kişilik özelliğine dönüşmüş kıskançlık çoğu kez insanın başkaları ile İyi ilişkiler kumasını engeller. Kıskançlık kimi kez, işgöreni sağlıksızda olsa üstün başarıya güdüleyebilir. Psikosomatik Belirtiler İnsanın uyumsuzluğu kimi kez ruhsal bozuklukların yanında bedensel rahatsızlıkları da getirir. Örgütte kimi işgörenin psikosomatik rahatsızlıklardan dolayı işlerini aksattığı ve işlevsizleştiği görülebilir. Kıskançlık


"İŞGÖRENİN GÜCÜ ve GELİŞİMİ. Doğumdan itibaren başlayan, yaşam boyu devam eden, kişinin başkalarıyla iyi ilişkiler kurmasını ve içinde yaşadığı topluma." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları