Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Ayşe AY K.K. Öğreticisi Arifiye Müftülüğü.  Rabbim girdiğimiz yere hakikate sadakatle, imana sadakatle girmeyi  çıktığımız yerden hakikate sadakatle,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Ayşe AY K.K. Öğreticisi Arifiye Müftülüğü.  Rabbim girdiğimiz yere hakikate sadakatle, imana sadakatle girmeyi  çıktığımız yerden hakikate sadakatle,"— Sunum transkripti:

1 Ayşe AY K.K. Öğreticisi Arifiye Müftülüğü

2  Rabbim girdiğimiz yere hakikate sadakatle, imana sadakatle girmeyi  çıktığımız yerden hakikate sadakatle, imana sadakatle çıkmayı nasip eylesin.  Rabbim hakikati Hak bilip Hakka tabii olmayı,batılı batıl bilip, batıldan kaçmayı nasip eylesin.  Günümüz mübarek olsun, dünümüz mübarek olsun, meçhul sonumuz mübarek olsun. رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا

3 Komutan genel bir taarruz için son hazırlıklarını tamamlayan birliklerini denetlemektedir. Bu sırada çalışmayan bir topun yanında durur ve esas duruşta bekleyen çavuşla arasında şu konuşma geçer; -Bu topun nesi eksik ? -Beş Şeyi komutanım, -Say bakayım -Biir, barut komutanım, -Yeter üstü kalsın..

4 İman, insanlık tarihinin etrafında döndüğü eksen, iman olmazsa yapılan eylemlerin anlamı kalmaz. Allah'ı anlamak için iman şarttır. Kısaca imanı tanıtmaya çalışarak başlamak istiyorum. İmanla alakalı söylenecek çok şey var ancak süremiz kısıtlı olduğu için ben en özet şekilde sizlere aktarmaya çalışacağım inşallah. Rabbim O'nun istediği gibi anlayıp anlatabilmeyi nasip eylesin. İman; lügatta onaylamak, tasdik etmek, kabullenmek, güvenmek/güvenilmek anlamlarına gelir. İman Allah'a güvenmektir, Allah'a bilinçli bir tercih ile teslim olmaktır. Allah insana güvenmiş insanın da kendisine inanıp güvenmesini istemiştir. İnsanın varoluşu onun güveninin eseridir.

5 Din 'borç' (deyn) kökünden gelir. Yaratıcı insanı yaratırken ondan hiç bir karşılık almamıştır. İnsan daha doğuştan yaratana borçludur, yaratan insandan borcunu ödemesini istememektedir. Zira bu, mümkün değildir. Aldığı her yeni nefes ilave bir borçtur. Borç borçla ödenmez. İnsanın Allah'a borçluluk bilinciyle hareket etmesi yeterli görülmüştür. Dahası borcunu itiraf edenin İlahi Ödülü hak edeceği vaat edilmiştir. İnsandan, başta Allah'ın bu vaadi olmak üzere tüm mesajlarına güvenip iman etmesi istenmektedir. Zira insanın Allah'a iman etmesi O'nun insana olan güvenine verilmiş mütevazi bir karşılıktan ibarettir. Kur'an'ın iki kapağı arasında her alan her şey imanın konusudur. Kur'an'da iman esasları birden fazla yerde peşi sıra sayılmıştır.

6  لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَـكِنَّالْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِوَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَىوَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَالصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْوَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَـئِكَ الَّذِينَصَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

7 “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” (Bakara, 2/177)

8 آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. «Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır» dediler.(Bakara, 2/285)

9  Allah Rasulu iman konusunda bize tavsiyelerde bulunmuştur. Bunlardan bir kaç tanesini inceleyelim;  Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" (Müslim, îman Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11)

10 " İman, kalben bilip tasdik etme, dil ile söyleyip ikrar etme, beden uzuvlarıyla da amel etmektir." (Hz. Ali r.a. Kütüb-i Sitte, 16. Cilt, Sf. 492) İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)”sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır”. (Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58)

11 Peygamber Efendimiz buyurdu: "Biriniz, kendisi için sevdiği bir şeyi, kardeşi için de sevmedikçe, tam iman etmiş sayılmaz." ( Müslim, İman, 69,72; İbn Mâce, Mukaddime, 10.)

12  İmanı bir ağaca benzetirsek; bu ağacın kökü marifet, gövdesi tasdik, dalları ikrar, meyvesi ameldir.  İman bir iddiada bulunmak demektir, amel de imanın ispatı.  İman Allah'a güvenmek demek demiştik. Allah'a iman iddiasında bulunan insan Allah için fedakarlık yaparak bunu ispat etmeli. Üstelik Allahu Teala bu fedakarlıklarımızın karşılığı olarak bize ödül vaat etmiştir.

13 إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

14 Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.(Tevbe, 9/111)

15 Şimdi bununla alakalı ibretlik bir kıssa paylaşmak istiyorum; Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek, Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi: - Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şuradan, diyerek kovdu. Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı dışarı edilen kadıncağız, melül- mahzun oradan ayrılıp giderken, hacının karşısında, aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan Yahudi, o fakirin ızdırabını anladı. - Nedir hanım, hacı size niçin bağırdı?, diye sordu. İmanlı ve şuurlu bir kadın olan fakirceğiz, Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine : - O benim büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyor ey kefere! diye cevap verdi.

16 Fakat Yahudi durumu anlamıştı. Kadını ısrarla dükkana çağırıp, ne isterse almasını, kendisine ve çocuğuna olacak elbisenin kendisinde bulunduğunu hatta hacınınkinden daha iyisini kendisinden alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından beğendikleri elbiseyi giydiler, kuşandılar ve kadın Yahudiye : - Allah sana iman nasip etsin. Sen bizi giydirdiğin gibi Allah da sana Cennette köşkler verip Cennet elbiseleri giydirsin, gibilerden dua etti, yanındaki masum çocuk da, anasının duasına amin, dedi. Şen şakrak oradan ayrılıp gittiler. Dul ve yetimi dükkanından kovan hacı, o gece bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuş ve kendisi cennete girmişti. Cennette gezerken gayet güzel, gözleri kamaştıran bir köşk gördü. Baktı ki, köşkün kapısında kendisinin ismi yazılı idi. Köşkün kapısından içeri girmek istedi. Fakat kapıda bekçi olarak bekleyen melekler hacıyı içeri almadılar.

17 - Giremezsin hacı, dur bakalım nereye gidiyorsun? dediler. Hacı durdu : - Niye giremiyorum, bu köşk benim değil mi? diye sordu. Melekler cevap verdiler : - Düne kadar senindi ama, maalesef dün sizden başkasına devredildi. Daha henüz kapısının üzerindeki tabelâ da sökülmemiş, yakında sökerler, dediler. Hacı neye uğradığını anlayamadı. O telaş ve heyecan içinde uyandı ki, yatakta yatıyor : dedi. Sabah olunca doğru Yahudi Avram efendinin dükkanına gitti. Selam, hoş – beşten sonra: - Avram efendi, dünkü dul kadına sen kaç liralık elbise verdiysen onların parasını sana ben vereceğim, dedi. Yahudi bir altın değerinde elbise verdiğini söyledi. Hacı : - Madem o kadarmış al sana onun iki misli, dedi.

18 Fakat Avram olmaz, dedi. Hacı değerini yükseltti, hacı yükselttikçe Yahudi olmaz diyor, Yahudi kabul etmedikçe hacı vermek istediği parayı artırıyordu. Hacı yüz altın, iki yüz altın vermeğe başladı ama, artık Avram’ın da sabrı taşmıştı. - Olmaz hacı olmaz, o köşk yüz altınla bin altınla satın alınmaz… O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm ve işte müslüman oldum. o köşk düne kadar senindi, sen daha evvel yaptığın hayır – hasenatla o köşkü yaptırmıştın ama, dün bana sattın. Ben onu tekrar sana satmaya niyetli değilim. Sen artık bundan sonra kapına geleni boş çevirmede, Cennette kendine başka saraylar yaptır. Allah’ın mülkü geniştir, dedi. Yahudiden de bu cevabı alan hacı, bir daha kapısına geleni boş çevirmeyeceğine dair kendi kendine söz vererek oradan ayrılıp gitti. Ama köşk de elden gitti. Allah yardımcısı olsun.  Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, İ.Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi

19 İman en büyük imkandır. İmanı olanın imkanı tükenmez. Niceleri geldi geçti. Nice toplumlar, nice milletler, nice insanlar… Kimileri dünyasını abad etti, kimileri dünyasını harab etti. Kimileri iman etti, iman edilmesi gerekenlere iman etti ve ahretlerini abad etti, kimileri ahireti unuttu asıl hayatlarını harab etti. Sıra bizde. Şimdi sorumuz kendimize şu. Bizde bu dünyada kaybedenlerden olup mu göçeceğiz, kazananlardan olup da mı dünyadan ayrılacağız? Gün İman ve İstikamet bağlamında dindarlığımızı sorgulama vaktidir.

20 الكَيِّس مَنْ دَانَ نَفْسَهُ ، وَعَمِلَ لِما بَعْدَ الْموْتِ ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَه هَواهَا ، وتمَنَّى عَلَى اللَّهِ الأماني “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup durandır (bunu yeterli görendir)” ( Tirmizî, Kıyâmet 25. İbni Mace, Zühd 31)

21 Evet, bizler iman, amel ve ahlakla ilgili birçok hususu bildiğimiz halde hayatımıza aktarmada problemler yaşıyoruz. İman ettik dedikten sonra imanın gerekliliğini gerçek anlamda yerine getirmiyoruz. Yaratanımız bize şu müjdeyi vermektedir. إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ “Rabbimiz Allah’tır” deyip de istikamet üzere dosdoğru yolda yürüyenler için ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir. İşte onlar, cennet ehlidir. Amellerinin karşılığı olarak orada ebedî kalacaklardır.” (Ahkaf, 46/13-14)

22  İstikametin ne olduğuna gelirsek;  Sözlükte "kalkmak, ayakta durmak, düzeltmek, bir iş mutedil olmak, devam ve sebat etmek, bir işi üzerine almak, hak zuhur etmek, sabit olmak" anlamlarındaki "k-v-m" kökünden gelen istikâmet, doğru ve mutedil olmak demektir. Eğri olmanın zıddıdır. Din ıstılahında istikâmet; hakka tabi olmak, adâleti yerine getirmek, doğru yola girmek, itaat olan şeyleri yapıp isyân olan şeylerden sakınmak, verdiği sözü tutmak ve haktan meyletmemek demektir. Bu kimseye ve hiçbir yerinde meyil ve eğrilik bulunmayan, dümdüz ve dosdoğru şeye mustakîm denir. (Dini Kavramlar Sözlüğü, İstikamet md.)

23 Tevhid ve istikamet (doğruluk), İslâm’ın tanıtımında iki temel unsur olunca, bunların tarifi de İslâmî esaslara göre yapılacaktır. Başka düşünce ve sistemlerin tespit ve kabullerine asla itibar edilemez. Her şeyden önce istikamet, hâlis bir tevhid inancına dayanmalıdır. Temelinde tevhid bulunmayan istikametten söz edilemez. Hayata istikâmet veren Allah’ın birliği inancıdır. Zira gerek âyetlerde gerekse hadisimizde “Rabbım Allah” dedikten sonra “ doğru olmak ” tan bahsedilmektedir. Ancak hemen işaret edelim ki, “Tevhid inancına sahip olan herkes, dürüst bir hayata sahiptir” de denilemez. Çünkü istikâmet, tevhid’in zarûrî neticesi değil, aksine tevhid, istikametin vazgeçilmez ön şartıdır.

24  Bir ayette Rabbimiz kullarına şu çağrıda bulunur:  "Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Doğrusu Allah, sabredenlerle beraberdir." (2/153)  Sabır üç türlüdür: İbadet ve taatleri işlemeye sabır, haram ve günahları işlememeye sabır bir de başa gelen sıkıntı ve musibetlere sabır. Sabır direnmektir, bilenmektir, zorluklar karşısında yılmamaktır, tüm engellemelere rağmen istikamette kalmaktır. Sabır, asla zillete boyun eğmemek; zilletten kurtulup izzete erme mücadelesidir.  Namaz ise, ibadetlerin anası, müminlerin miracı ve kulun alemlerin Rabbine yönelip O'na seslenmektir. Namaz kılmakla kişi, en önemli bir ibadeti yerine getirmiş olur ve sabrın ilkini yerine getirir. Namaz sahibini kötülüklerden alıkoyar, bu şekilde kişi sabrın ikinci çeşidini yerine getirmiş olur. Bir de namaz ibadetiyle kişi, Rabbinin huzuruna çıkmış ve O'na dua ve iltica ile O'ndan yardım talebinde bulunmuş olur. Bu şekilde de bela ve musibetlere karşı bilenmiş olur. Nitekim Peygamberimiz bir sıkıntı ve bela ile karşılaştığında namaz kılarak Allah'tan yardım diler ve rahatlamaya çalışırdı. O, ashabının suikastla şehid edildikleri haberini alınca Hz. Bilal'e hitaben "Ey Bilal, kamet ederek bizi namaza başlat da rahatlayalım!" buyurmuşlardır. Dolayısıyla namaz ibadeti sayesinde sabrın üçüncü şekli de gerçekleşmiş olmaktadır.

25  Aynı şekilde namazla Fatiha suresinde "Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz" ilkesinin de gereği yerine gelmektedir. Zira ayette önce ibadet/kulluk, sonra yardım talebi gelmektedir.  Ey iman edenler! İman etmenin gereği olan sabır ve namazı yerine getirin. İşte o zaman Allah'ın sizinle beraber olduğunu göreceksiniz.  Ey iman edenler! Allah sizinle beraberdir, siz de O'na yaraşır kul olarak bu beraberliğin hakkını verin. Bunun hakkı sabretmek ve namazla kıyam etmektir.  Allah, sabredenlerle beraberdir. Allah, kendisine inanıp güvenen müminlerle beraberdir. Allah, iyilik ve güzellik insanı muhsinlerle beraberdir. Allah, kendisini hesaba katarak yaşayan müttakilerle beraberdir.. Yüce Allah'ın onlarla beraber oluşu, onlara yardım etmesi, onları sevmesi, onlara rahmet nazarıyla bakması, onlardan razı ve hoşnut olması, onların dünya ve ahirette işlerini rast getirmesi demektir. Allah kiminle beraber olursa, onun sırtı yere gelmez; o kimse, asla yenilgi görmez. Önemli olan O'nun beraberliğini hak etmek, Allah'ın beraber olduğu kişilerin safında yer almaktır.

26  İstikamet üzere yaşamak, fevkalâde dikkat ve gayret ister. Yine de tam olarak başarılamayabilir. Nitekim Fussilet sûresi’nin 6. âyetinde “... Hepiniz Allah’a giden doğru yolu tutun, O’ndan bağışlanmak dileyin...” buyurulmuştur.  Efendimiz (s.a.s.), Hud suresi nazil olduktan sonra bu sürenin Kendisini ihtiyarlattığını ifade etmiştir. Kendisine hangi ayet diye sorulunca ise فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud, 11/112) ayeti kerimesini işaret etmiştir.

27  Ebû Hüreyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:  “(İşlerinizde) orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz. Biliniz ki, hiç biriniz ameli sayesinde kurtuluşa eremez.” Dediler ki:  - Sen de mi kurtulamazsın, ey Allah’ın elçisi?  - “ (Evet) ben de kurtulamam. Şu kadar var ki Allah rahmet ve keremi ile beni bağışlamış olursa, o başka! Müslim, Münâfikîn 76, 78. Ayrıca bk. Buhârî, Rikak 18, Merdâ 19; İbni Mâce, Zühd 20

28 Dindarlık gayretiyle de olsa, aşırılık aslâ doğru değildir. Çünkü ne kadar iyilik ve ibadet yaparsa yapsın, bir insan bu hareketleriyle kurtuluşunu temin edemez. Zira kurtuluş Allah Teâlâ’nın lütfu iledir. O halde yapılacak iş, mutedil ve müstakîm bir çizgide dini yaşamaya, onun esaslarına tüm hayatında bağlı kalmaya, gücü ölçüsünde çalışmaktan ibarettir. “Kurtuluşun amelle kazanılamayacağı ” gerçeği, ashâb-ı kirâmı son derece etkilemiş ve biraz da hayrete düşürmüş olmalı ki, bu konuda Hz. Peygamber’in bir istisna teşkil edip etmediğini hemen soruvermişler. Efendimiz kendisinin farklı bir imkâna sahip olmadığını belirtmiş, Allah’ın kerem ve lütfu olmadıktan sonra amellerinin kendisini kurtaramayacağını söylemiştir. O halde artık, emir ve yasaklara uymakta gösterilecek mutedil bir dikkat ve vazgeçilmez bir dürüstlükten başka hiçbir şeye gerek kalmamaktadır.

29 Doğrulukta kalbin ve dilin dürüstlüğü pek büyük önem arz etmektedir. Kalp, beden ülkesindeki tüm organların reisidir. Tek Allah’a iman edip dürüstlüğü benimseyen bir kalp, diğer organları etkiler. Dil, kalbin tercümanıdır. Onun doğruluğu ve eğriliği de diğer organların tavırlarına tesir eder. Nitekim bir hadis-i şerifte “ Her sabah bütün organların dil’e hitaben; bizim hakkımızda Allah’dan kork. Biz sana bağlıyız. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğriliriz. ” (bk Tirmizî, Zühd 61) dedikleri bildirilmiştir. Bu, doğru sözlü olmanın önemini göstermektedir. Hatta bir başka hadiste de Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz ” (Ahmed b. Hanbel, Müsned III, 198). O halde özüyle sözüyle dosdoğru olmak gerekmektedir. Eğer biz samimi bir kalple istikamet üzere olursak hem dünyada hem de ahrette kazanan biz oluruz. Bu konuyla alakalı harika bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum.

30 Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. Patronuna işten ayrılmak istediğini ve artık ailesi ve torunlarıyla zaman geçireceğini söyler. Patron marangozdan son bir isteği olduğunu söyleyerek ondan son kez bir ev yapmasını ister. Marangoz kabul eder ve işe girişir fakat gönlü artık işte olmadığı için baştan savma işçilik ve kalitesiz malzeme kullanarak evi bitirir. İşini bitirdiğinde iş veren evi gözden geçirmek için gelir. Dış kapının anahtarını marangoza uzatarak. 'Bu ev senin' der. 'Sana benden hediye' marangoz şoka girer ne kadar da utanmıştır. Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi. O zaman öyle yapar mıydı hiç ? Marangoz sizsiniz her gün bir çivi çakar bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. Hayat bir 'Kendin yap' tasarımıdır. Oturduğunuz evin güzelliği de, çirkinliği de sizin eserinizdir.

31 Netice olarak şu husus unutulmamalıdır: Ameller, kurtuluşun bir bedeli değil, bahânesidir. Amele muvaffak kılan da, onları kabul eden de Allah’tır. O halde neresinden bakılırsa bakılsın, kurtuluşumuz Allah’ın lütuf ve keremi iledir. Orta halli (mutedil), dürüst (müstakîm), sürekli ve kararlı (müstekar) bir tavır, erişilmek istenen hedefe götüren en güvenilir ve sağlıklı yoldur, eskilerin tâbiriyle “eslem tarîk” tir. Allah cümlemizi buna muvaffak kılsın.

32 Rabbim bizi istikametten ayırmasın diyerek Rabbimizin sözüyle bitiriyorum..  رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْلَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız Sensin.” (Al-i İmran, 3/8)


"Ayşe AY K.K. Öğreticisi Arifiye Müftülüğü.  Rabbim girdiğimiz yere hakikate sadakatle, imana sadakatle girmeyi  çıktığımız yerden hakikate sadakatle," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları