Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SULARLA İLİŞKİLİ HASTALIKLAR Yrd. Doç. Dr. Hasan IRMAK Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SULARLA İLİŞKİLİ HASTALIKLAR Yrd. Doç. Dr. Hasan IRMAK Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi."— Sunum transkripti:

1 SULARLA İLİŞKİLİ HASTALIKLAR Yrd. Doç. Dr. Hasan IRMAK Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi

2 Genel Bilgiler Dünya nüfusunun ~%20’si güvenilir olmayan içme suyu kullanmakta, Yılda ~ 200 milyon insan su ile ilişkili hastalıklara yakalanmakta ve Yılda >2 milyon kişi kirli sulara bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamlarını yitirmektedir.

3 Genel Bilgiler Yeryüzündeki tüm hastalıkların hemen hemen yarısı sularla ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde;  Atık suların ancak %5’inin arıtılabilmesi,  Endüstriyel ve evsel atıkların çevreye, akarsulara ve yer altı sularına denetimsiz bir şekilde verilmesi de ayrı bir sorundur.

4 Genel Bilgiler Toplumdaki aktif hastaların ya da taşıyıcıların barsaklarındaki patojen mikroorganizmalar dışkı ile suya geçmekte ve sonuçta su, enfeksiyon kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür suların içilmesi, gıda hazırlamada kullanılması, banyo yapılması, hatta inhale edilmesiyle enfeksiyon gelişebilmektedir.

5 Genel Bilgiler Sularla bulaşan enfeksiyöz ishaller, dünyadaki tüm ölüm nedenleri içinde 2. sırada yer almaktadır. Sadece ABD’deki ishalli hastaların yıllık tıbbi bakım ve iş gücü kayıplarının maliyeti 6 milyar $’ı bulmaktadır.

6 Genel Bilgiler Suların arıtılması ve dezenfeksiyonu, Sağlıklı bir atık hijyeni sağlanması, Sağlık ve hijyen konularında eğitim verilmesi su ile bulaşan enfeksiyonları azaltacaktır. Yaşamın devamı açısından suyun ne denli önemli bir kaynak olduğu bilinciyle, bizden sonraki kuşaklara sağlıklı içme suyu ve yaşanabilir bir çevre bırakmamız konusunda bizlere çok büyük görevler düşmektedir.

7 Su Metabolizması Gastrointestinal sisteme günde ~9 L sıvı gelir.  Oral alım ………………………….: 2 L  Tükürük …………………………...: 1 L  Mide sıvısı ………………………..: 2 L  Safra-pankreas-ince barsaklar …: 4 L Bu 9 L sıvının;  8 L’si ince barsaklardan,  800 mL’si kolondan geri emilir,  Kalan 200 mL sıvı dışkıyla atılır.

8 Sularla bağlantılı hastalıklar Bulaşma yollarına göre; 1. Sudan kaynaklanan hastalıklar 2. Su yokluğundan kaynaklanan hastalıklar 3. Suda yaşayan canlılarla bulaşan hastalıklar 4. Su ile bağlantılı vektörlerle yayılan hastalıklar

9 Sularla bağlantılı hastalıklar 1. Sudan kaynaklanan hastalıklar:  Özellikle ılıman ve sıcak iklimlerde insan ve hayvan dışkısı ile kirlenen sularda bol m.o. bulunur.  Aynı kaynaktan su alan insanların enfekte olmaları ile salgınlar çıkar (Tifo, Kolera, Viral Hepatit, vb). 2. Su kıtlığından kaynaklanan hastalıklar:  Susuzluğa bağlı olarak kişisel hijyen bozulur.  Vücudun, yiyeceklerin ve giysilerin yıkanamayışı nedeniyle hastalık yayılma olasılığı artar (Trahom, Basilli Dizanteri, Paraziter hst, vb).

10 Sularla bağlantılı hastalıklar 3. Suda yaşayan canlılarla bulaşan hastalıklar:  Bazı bakteriler ve parazit yumurtaları sulardaki omurgasız canlılarda (salyangoz, midye, vb) yerleşip, gelişir.  Bu tür suların içilmesi ya da kullanılması sonucu enfeksiyon (Tifo, V.Hepatit, Şistosomiazis) m.g. 4. Su ile bağlantılı vektörlerle yayılan hastalıklar:  Su birikintilerinde gelişen larvalardan çıkan sinekler, taşıdıkları patojen mikroorganizmalarla insanları enfekte ederler (Sıtma, vb).

11 Sularla ilişkili hastalıklar İshal Dizanteri Giardiyaz Barsak parazitozları Dracunculiasis Tifo ve paratifo Yersinya enfeksiyonu Kolera Hepatit A ve E Trahom Sıtma Şistosomiazis Dengue humması Mantar hastalıkları Legionella enfeksiyonu Leptospira enfeksiyonu Kampilobakter enfeksiyonu Norwalk vb virüs enfeksiyonu Siyanobakteri toksikozları Onchocerciasis Arsenik zehirlenmesi Kurşun Zehirlenmesi Anemi Fluorosis Boğulma Malnutrisyon

12

13 İshaller İshal; dışkı miktarının ve sayısının fazlalaşması, kıvamının bozularak yumuşak, sulu bir görünüm alması olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ishali; 24 saatte 3’ten fazla veya her zamankinden daha sık veya sulu dışkılama olarak tarif etmektedir. Yalnızca sık dışkılama, kıvam bozuk değilse ishal sayılmaz.

14 İshaller İshaller genellikle gastrointestinal sistemin enfeksiyonuna bağlı olarak oluşur. Enfeksiyonun tipine göre sulu (kolera) veya kanlı (dizanteri) olabilir. Gelişmekte olan ülkelerde hastaneye yatışların %30 nedeni ishaldir. İshalli hastaların %80’i akut ishal, %10’u persistan ishal ve %10’u ise dizanteridir.

15 İshaller İshaller dünyadaki ölümlerin %4’ünden sorumludur. Dünyada her yıl 5 yaşın altındaki çocuklarda yaklaşık bir milyar ishal vakası görülmekte ve bunlardan ~ 2.2 milyon çocuk ölmektedir. Ölenlerin çoğu iki yaşın altındadır ve ölüm nedeni genellikle akut dehidratasyondur. Ölümle sonuçlanan ishal vakalarının %50’si akut ishal, %35’i persistan ishal, %15’i dizanteridir.

16 İshaller İshalin etkeni bakteriyel, viral, paraziter olabilir. Bunların da çoğu kontamine sularla bulaşır. İshal ayrıca kızamık, sıtma gibi hastalıkların seyri esnasında da görülebilir. Kimyasal ilaçların barsakları irritasyonu sonucu da ishal gelişebilir. Ciddi ishal; sıvı-elektrolit kaybına yol açar ve hayatı tehdit edici olabilir.

17 İshaller Oldukça koyu ve hacimli bir dışkı ile karakterize, az sıklıkta görülen ishal; büyük ihtimalle ince barsak hastalığına bağlıdır. Kalın barsak tipi ishallerde ise; sık sık ve az miktarda dışkılama ile birlikte, dışkıladıktan sonra geçen kramp tarzında karın ağrısı vardır.

18 İshaller - Korunma ve Tedavi İçme sularının arındırılması, Sanitasyonun geliştirilmesi, Kişisel hijyenin sağlanması, Sağlık personelinin eğitimi, Tedavide sıvı-elektrolit desteği ve beslenmeye devam edilmesi önemlidir.

19 Basilli Dizanteri (: Şigelloz) Shigella cinsi bakterilerin neden olduğu, kanlı mukuslu ishal, karın ağrısı ve ateşle seyreden akut, enfeksiyöz bir kolittir. Ülkemizde sık görülen bir enfeksiyondur. <200 Shigella bakterisi dizanteri oluşturabilir. Bakteriler soğuk ve nemli ortamlarda haftalarca, oda ısısındaki sularda 6 ay ve toprakta 9-12 gün canlı kalabilirler.

20 Basilli Dizanteri Shigella’lar; kontamine sularla sulanan sebzeler ve hastaların kullandığı tuvaletlerle yayılabileceği gibi; sinekler de bulaşmada önemlidir. En çok 1-5 yaşındaki çocuklarda görülür. Kuluçka süresi 1-3 gün, Dışkılama sayısı 20-40, Antibiyotikler, tabloyu 2-3 gün içinde düzeltir.

21 Amipli Dizanteri (: Amebiyaz) Entamoeba histolytica’nın neden olduğu kolittir. Amip; dünyadaki en yaygın barsak przt.’lerinden, Gelişmekte olan ülkelerin problemi, Dünya nüfusunun ~ %10’u amip ile enfekte, 1997’de 10 5 insan yaşamını yitirmiş, Yurdumuzda, GAB ve Marmara’da yaygın.

22 Amipli Dizanteri En önemli kaynak; portörlerdir Portör; 15 milyon/gün amip çıkarır Bulaşma; amip kistlerinin ağız yoluyla alınması ile olur. Eller ve karasineklerin de rolü büyüktür.  Kistler barsaklarda trofozoit haline dönüşür.  Bakteri, hücre ve gıdalarla beslenip, çoğalırlar.  Patojen hale gelip, dokulara saldırırlar.

23

24

25 Amipli Dizanteri Kuluçka dönemi: birkaç gün-birkaç ay (6-10 gün) Klinik: bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal (8-40) Dışkı; kanlı-mukuslu, ancak cerahatsiz olup, parlak kırmızı renkte ve kırmızı jöleye benzer görünümdedir. Çocuklarda ateşle birlikte ölümcül seyreder, Hastaların ¾’ünde 4 hafta kadar sürer.

26 Amipli Dizanteri - Korunma Enfeksiyonun yayılmasında ilk kaynak sulardır, Marul, maydonoz gibi sebzeler sık kontamine olur, Suların kaynatılması ile amiplerin öldüğünden emin olunabilir, Sebzeler kistlerden arındırılmak için pratik olarak;  kuvvetli deterjanlarla yıkanmalı ve  sirke içinde dakika bekletilmelidir.

27 Giardiasis Etken; Giardia lamblia Az sayıda (10-15) kist enfeksiyon oluşturabilir Asıl kaynak sular olmasına rağmen, besin kaynaklı küçük salgınlar da bildirilmiştir. Dünyanın her bölgesinde ve tüm yaş gruplarında görülmekle birlikte, çocuklarda daha sıktır. Kuluçka süresi 1-3 haftadır. Yağlı dışkılama, kilo kaybı, malabsorbsiyon,.. Kronik ishal, çocuklarda gelişme geriliği..

28

29 BARSAK PARAZİTLERİ Enterobius vermicularis (:Kıl kurdu) İnsanlardaki en yaygın parazittir. İç çamaşırı giyme oranı düşük toplumlarda ve ilkokul çocukları arasında daha yaygındır. Kıl kurdu birkaç ay - birkaç yıl yaşayabilir. Ağız yoluyla alınan yumurtalar ince barsakta açılır, dışarı çıkan larvalar çekumda olgunlaşır, barsak mukozasına yapışarak, kan ve organik maddelerle beslenirler.

30 Enterobius vermicularis En fazla dikkat çeken bulgu, geceleri anüs çevresindeki kaşıntıdır. Ayrıca; burun kaşıntısı, diş gıcırdatma, uyku düzensizlikleri ve kâbus görme de bulunur. Yüzme havuzlarındaki klor düzeyi, yumurtaların ölmesi için yeterli değildir. Kuru ve sıcak ortamlar yumurtalar için öldürücüdür.

31

32 Ascaris lumbricoides (:Barsak solucanı) Dünyada ve ülkemizde ikinci sıklıkta görülen barsak parazitidir. Yaşam süresi bir yıldır. Dünyada ~ 1milyar kişi bu parazitle enfekte olup, her yıl 60 bin kişinin ölümüne yol açmaktadır. Okul öncesi ve okul çocuklarında daha sıktır. TR’de Doğu, GAB ve İç Anadolu’da yaygındır. Esas konakçısı insandır. Yumurtalar; insan dışkısı ile kontamine toprakta ve kirli sularla yıkanmış sebzelerde bulunur.

33 Ascaris lumbricoides Ascaris yumurtaları, toprakta 22 o C’de üç hafta, o C’de iki yıl kadar canlılıklarını korurlar ve nemli ortamda iki hf. içinde enfektif hale gelirler. Bulaşma; içinde larva bulunan yumurtaların oral yolla alınmasıyla olur. Kuluçka süresi 70 gündür. Karın ağrısı, bulantı-kusma, kabızlık yada ishal yanında; burun kaşıntısı, diş gıcırdaması ve ağızdan salya akması; ayrıca ürtiker, ateş, terleme ve gece korkuları bulunabilir.

34

35

36

37 Tifo ve Paratifo Tifo; Salmonella typhi’nin sebep olduğu ateş, baş ağrısı, karın ağrısı, şuur bulanıklığı ile karakterize, insanlara özgü, sistemik enf. hast. Paratifo ise; Salmonella paratyphi A, B ve C bakterilerinin neden olduğu, semptomların tifodan daha hafif olduğu klinik tablodur.

38 Tifo Enfekte insanların idrar ve dışkıları ile kontamine olmuş su ve gıdaların alınması ile bulaşır. Kanalizasyon sularının, içme ve kullanma sularına karışması sonucu tifo salgınları görülür. Hastaların kullandığı bardak, havlu gibi eşyalar.. Sinekler mekanik taşıyıcılık yapar. Dünyada yılda 17 milyon kişi enfekte olmaktadır.

39 Tifo Salmonella’ların doğal yerleşim yerleri barsaklar, Toprak, akarsu ve diğer su kaynaklarında bulunur. 7 o C – 48 o C ısıda ve pH 4 – 8 arasında ürerler o C’de 37 saniyede, 74 o C’de ise 1 saniyede inaktive olur. Salmonella’lar doğrudan temas ettiklerinde dezenfektanlara çok duyarlı olup, dezenfeksiyon için kullanılan klor konsantrasyonlarında ölürler.

40 Tifo Bakterinin canlılığını koruma süresi: Toprak yıl Temiz sular gün Atık sular yıl Donmuş süt2 - 4 ay Taze et2 hf Tereyağı3 ay Peynir1 - 9 ay Balık unu1 yıl Süt tozu1.5 yıl Dondurma7 yıl Kurutulmuş yumurta13 yıl

41 Tifo Hastalık; içinde bol miktarda bakteri bulunan su ve yiyeceklerin, çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmesi sonucunda gelişir.  Kuluçka süresi ortalama gündür.  1.hf: Halsizlik, baş ağrısı ve yavaş yükselen ateş..  2.hf: Ateş ~40 o C, hasta dalgın ve şuuru bulanıktır. Barsaklar gazlı, yüz soluk, dil paslı, dudaklar kuru ve çatlaktır. Hastaların ~%50’sinde ishal vardır.

42 Tifo Komplikasyonlar: barsaklarda kanama ve delinme, safra kesesi ve yolları enf, perikardit, miyokardit, arterit, osteomiyelit, orşit, Kc ve dalak apseleri, vb. Tifoya bağlı ölüm oranı <%1 dir. Hasta olmadıkları yada hastalığı geçirdikleri halde, dışkı ve/veya idrarlarında bakteri bulunan kişilere taşıyıcı (portör) denir. Antibiyotik tedavisi; tifo ve paratifoda 14 gün, lokal organ enfeksiyonları ve kronik taşıyıcılığın giderilmesi için 4-6 hf sürdürülür.

43 Tifo Korunma: Aşıların koruyuculukları %100 değildir.  Kişisel hijyen kurallarının eksiksiz uygulanması,  Taşıyıcıların tespit edilip, tedavi edilmesi,  Taşıyıcıların gıda ile ilgili işlerde çalıştırılmaması  Hastaların kullandığı tuvaletlerin dezenfekte edilmesi,  Hastalarla temastan sonra ellerin yıkanması  Su ve yiyeceklerin temiz olması,  Sağlıklı atık giderim sistemi kurulması çok önemlidir. ABD’de 1920’de olgu Gıda hijyeni ve temiz su sağlanması olgu

44 Viral Gastroenteritler Vücudun en geniş mukoza yüzeyi ve en büyük lenfoid organı olmaları nedeniyle barsaklar, virüslerin üremesi için uygun alan oluştururlar. Viral gastroenteritler tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Gelişmekte olan bölgelerde sadece rotavirüs enfeksiyonları, yılda 1 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır.

45 Viral Gastroenteritler Gastroenterite yol açan başlıca virüsler:  Rotavirüs,  Norwalk virüsü,  Calcivirüs,  Enterik Adenovirüs,  Astrovirüs  Coronavirüs,  Parvovirüs  Pestivirüs,  Bredavirüs, vd.

46 Rotavirüsler Reovirüs ailesinden olup, çift sarmal RNA içerirler Bu virüs, elektron mikroskopta tekerlek gibi göründüğü için bu adı almıştır. A’dan F’ye dek tanımlanan grupları vardır. GE salgınlarına en sık A grubu yol açar A grubunun 14 serotipi olup, 1-4 arası serotipler insan hastalıklarına neden olur.

47 Rotavirüsler Rotavirüsler; dezenfektanlara ve sabuna görece dirençli, klor ve klordioksitli bileşiklere duyarlıdır. Mide asidi ile inaktive olurlar. Sularda, havuzlarda, ellerin ve eşyaların üzerinde uzun süre canlı kalabildiklerinden, ishal salgınlarına yol açmaları kolaylaşmaktadır.

48 Rotavirüsler Rotavirüs enfeksiyonları, gelişmekte olan ülkelerde çocukluk ishallerinin en sık etkenidir. İshale bağlı ölümlerin %10-20’sinden sorumludur. Hastaneye yatmayı gerektiren ağır ishallerin yarısı Rotavirüs’e bağlıdır. İshaller; kış aylarında yoğunlaşır. Anneden geçen antikorlar nedeniyle, yaşamın ilk 5 ayında pek görülmez. Anne sütü ile beslenen bebeklerde seyrektir.

49 Rotavirüsler Kreş ve çocuk yuvalarında tekrarlayan ishallere, Su kaynaklı salgınlara yol açabilir. Kuluçka dönemi ortalama 2 gündür. Bulaşıcılık hali; ishal öncesi dönemde başlayıp, ishalin kesilmesinden 10 gün sonraya kadar devam edebilir.

50 Rotavirüsler İshal; hafif ateş, kusma ve bol sulu dışkılama ile birden bire başlar. Dışkıda kan ve mukus yoktur. Kusma 2-3 gün, ishal 4-5 gün sürer. Seyrek olarak kronikleşir. Sıvı ve elektrolit kaybına bağlı asidoz gelişebilir. Genellikle kendiliğinden iyileşirse de nadiren menenjit, ani bebek ölümü sendromu ve Crohn hastalığına yol açar.

51 Rotavirüsler Korunmada; ishal tamamen kesilene dek tuvaletler ve çocuk bezleri dezenfekte edilmelidir. Kirlenen yüzeyler su ve sabunla yıkanmalıdır. Hijyenik el yıkama çok önemlidir. Bebeklerin anne sütü ile beslenmesi enfeksiyonun şiddetini azaltır. Yeni üretilen tetravalan, canlı, attenüe oral aşının koruyuculuğu % civarındadır.

52 Norwalk ve benzeri virüslerin neden olduğu gıda zehirlenmeleri: Norwalk ve Norwalk benzeri virüsler, SRSv (Small Round Structured Viruses) olarak tanımlanan virüslerdir. Kaynak; iyi pişmemiş deniz ürünleri ve kontamine içme sularıdır. Başlıca klinik bulgular; bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, baş ağrısı, hafif ateş ve halsizliktir. Oluşan tablo h içinde düzelmektedir.

53 Yersinia Gastroenteriti Yersinia enterocolitica, ishale neden olan önemli bir barsak patojenidir. Doğal kaynağı; kemirgenler, domuz, sığır, koyun, kedi ve köpektir. Bu bakteri; kontamine su, süt ürünleri, et ve sebzeler aracılığı ile insanlara geçer. Y. enterocolitica +4 o C’de üreyebildiğinden, buzdolabındaki enfekte etler büyük önem taşır. Bu nedenle, besin kaynaklı salgınlar daha çok kış aylarında görülmektedir.

54 Yersinia Gastroenteriti Etken oral alımı takiben 2-11 gün sonra ince barsağın lenf dokusu içinde çoğalarak, hiperemi ve ülserlere yol açar. Barsak duvarı iltihaplanır ve kalınlaşır. İshal <5 yaş çocuklarda ağır seyreder. Yüksek ateş, karın ağrısı ve dehidratasyon mvc. Belirtiler geçtikten sonra bakterinin dışkı ile atılması haftalarca devam eder. Korunmada; El yıkamaya özen gösterilmeli, içme suları klorlanmalı ve çiğ et tüketilmemelidir.

55 Campylobacter Enfeksiyonu Campylobacter cinsi mikroorganizmalar dünyanın hemen her yerinde bulunur ve ishale sebep olurlar. En sık etkenler C. jejuni veya C. coli’dir. Kuruluğa ve dondurucu soğuğa dayanıksızdır. Su, süt ve diğer besinlerde +4 o C’de birkaç hf yaşar. Su dezenfeksiyonunda kullanılan klor kons.’larına ve pastörizasyona dayanıksızdır.

56 Campylobacter Enfeksiyonu İnsanlara az pişmiş kontamine et, kontamine sular ve çiğ süt ile bulaşır. Gelişmiş ülkelerdeki olguların %50-70’inden, az pişmiş kümes hayvanı etleri sorumludur. Enfekte hayvanların çıkartıları toprak ve suları kontamine eder. İnsanlar; kontamine su ve yiyecekleri tüketerek enfeksiyonu alırlar. Dezenfekte edilmeyen sular ve pastörize edilmemiş sütler salgına neden olabilir. Evcil kedi ve köpeklerle temas edenlerde de enfeksiyon gelişebilir.

57 Campylobacter Enfeksiyonu Campylobacter ishalinin görülme sıklığı %1-14’dür. En sık yaz ve sonbahar aylarında rastlanır, Olguların %10-20’sinde belirtiler >1 hf sürer, Ateş, baş ağrısı, halsizlik ve adale ağrılarıyla başlayıp; karın ağrısı ve ishal ile devam eder. İshal; sulu veya kanlı-mukuslu olup, ~1 hf sürer. Barsak hareketlerini azaltan yada durduran ilaçların verilmesi uygun değildir.

58 Kolera Kolera; insanlara su ve besinlerle sindirim kanalından bulaşan; kusma ile başlayıp, pirinç yıkantı suyu görünümünde şiddetli ishal ile seyreden bir ince barsak enfeksiyonudur. Kolera; yaptığı büyük salgınlar ve bu salgınlarda görülen yüksek ölüm oranları ile eski çağlardan beri tanınan bir enfeksiyon hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde özellikle düzensiz beslenen, malnutrisyonlu bireylerde vücudun susuz kalmasına ve ölüme yol açabilir.

59 Kolera Kolera, su kaynaklarının sağlıklı olmadığı, hijyenin, sanitasyonun uygun yapılmadığı bölgelerde salgınlar oluşturabilir. Enfekte insanların dışkıları ile kontamine olmuş su ve besinlerle diğer insanlara geçer. Kontamine olmuş sularla yıkanan sebze ve meyvelerin yenmesi ile de bulaşır.

60

61 Kolera Kolera vibriyonlarının (Vibrio cholerae) dış etkilere karşı direnci azdır. Vibrion 55 o C’de dakikada, kaynama derecesinde ise 1-2 dakikada ölür. Kuruluğa, güneş ışığına, asitlere hiç dayanamaz. Mide asiditesi, vibrioları kısa sürede inaktive eder ve bu durum birçok kimseyi koleraya yakalanmaktan kurtarır. Çeşitli eşya ve besinler üzerinde birkaç saat ile birkaç gün arasında canlı kalabilirler.

62 Kolera Temiz çeşme, nehir ve göl sularında haftalarca canlı kalabilmelerine karşılık, saprofit bakterilerden zengin ve kolera fajları içeren nehir, deniz yada kanalizasyon sularında birkaç günden fazla yaşayamazlar.

63 Kolera Kolera, insanlar arasında fekal - oral kontaminasyonla yayılım gösterir ( Hasta veya portör dışkıları ile enfekte olmuş içecek yada yiyeceklerle bulaşır). Kontamine çiğ yenen sebze ve meyveler, midye ve istiridye gibi deniz ürünleri ile içme ve kullanma suları hastalığın yayılmasında önemli rol oynarlar. Ayrıca karasinek ve hamamböceği gibi koprofaj artropodlar da mekanik taşıyıcılıkla yiyecekleri kontamine ederler.

64 Kolera Kolera fekal-oral yolla bulaşan diğer hastalıklar gibi;  Alt yapısı yetersiz olan, içme ve kullanma sularının kanalizasyon sularına karışabildiği,  Sularının sık sık kesildiği,  İnsan dışkısının gübre olarak kullanıldığı,  Tuvalet atıklarının arıtma işleminden geçirilmeden akarsu, deniz ve göllere boşaltıldığı,  Kişisel hijyen kurallarının uygulanmadığı,  Sosyoekonomik yönden gelişmemiş ülkelerde büyük salgınlara yol açmaktadır.

65 Kolera Kolera vibriyonlarının doğal kaynağı insanlardır. Ayakta gezen atipik ve hafif olgular hastalığın yayılmasına neden olurlar. Özellikle El -Tor salgınlarında asemptomatik olguların, tipik olgulardan en az 10 kat fazla olduğu görülmüştür. Epidemiler genellikle deniz seviyesinden fazla yüksek olmayan yerlerde, yağışlı, nisbi nem ve hava sıcaklığının yüksek olduğu mevsimlerde çıkmaktadır. Vaka sayısı akarsuların ve kanalların geçtiği bölge çevresinde daha fazladır.

66 Kolera Duyarlı bir kişide kolera oluşabilmesi için yeterli sayıda etkenin ağız yoluyla alınması gereklidir ve bu miktar ortalama vibriyondur. Mide asiditesi ise bu vibriyonlar için fizyolojik bir engeldir. Mide asiditesi herhangi bir sebeple kırılır ve vibriolar bu engeli aşarlarsa, kendileri için elverişli - alkali - bir ortam olan duodenum ve ince barsaklara ulaşmış olurlar.

67 Kolera Dolayısı ile, aklorhidri, subtotal gastrektomi ve antiasit kullanımı gibi mide asiditesini değiştiren durumlarda infeksiyon daha kolay gelişmektedir. İnce barsaklar kolera vibriyonlarının insan vücudunda yerleşip, çoğaldıkları organdır. İnvaziv olmadıklarından, komşu organlara, kan ve lenf dolaşımına geçmezler, lokal bir enfeksiyon oluştururlar.

68 Kolera Kuluçka dönemi kısadır. Birkaç saatten 7 güne kadar değişmektedir; ortalama 2-3 gündür. Hastalık tablosunun oluşumundan, vibriyonların salgıladığı bir enterotoksin sorumludur. Kolera ani ve yavaş olmak üzere iki farklı görünümde başlayabilir. Kişi sıhhatte iken, boşalır gibi bir kusma, karın ağrısı ve boşalır gibi diare ortaya çıkar. Hasta tuvalete gitmeye fırsat bulamaz. Zaman geçtikçe kusmuk ve dışkının volümleri artar, rengi açılır ve pirinç yıkantı suyu görünümünü alır.

69

70 Kolera Hasta günde 8-10 hatta 15 litre sıvı kaybeder. Kusmalar nedeniyle ağızdan sıvı ve katı besin almak imkansızlaşır. Organizmada dokusal bir tahribat olmaz. Kaybedilen sıvı ve elektrolitler yerine konur ve asidoz önlenirse 1-2 gün gibi kısa bir sürede şifa sağlanabilir. Bu tür olgularda eğer gerekli tedavi uygulanmaz ise ölüm oranı %50’ye kadar çıkabilmektedir.

71 Kolera Kolera destek tedavisinin çok önemli olduğu hastalıkların başında gelir. Toplum sağlığı açısından kolera tedavisinin hastanelerde yapılması zorunludur. Tedavinin başarısı ancak kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin süratle yerine konması ile mümkündür. Hastaneye kabul edilen hastalar ilk iş olarak “koleralı yatakları” na yatırılmalıdırlar.

72

73 Kolera Korunmada hijyenik önlemler çok önemlidir. İÇME SULARI:  Kesinlikle kaynatılmadan içilmemelidir.  Şehir şebekesindeki sular bilimsel olarak klorlanmalıdır.  Kuyu ve akarsulardan sağlanan sular sodyum hipoklorit ile dezenfekte edilmelidir.  Sodyum hipoklorit; çamaşır sularının içinde ortalama %5 oranında bulunmaktadır.  Bu tür çamaşır sularından 1 lt suya 2-3 damla veya 1 teneke suya 1 çorba kaşığı ilave etmek içme sularının dezenfeksiyonu için yeterlidir.

74 Kolera  Çiğ sebze ve meyveler yenilmeden önce 1/5000’lik permanganat solüsyonunda 15 dakika veya hipoklorit solüsyonunun 10 misli yoğun hazırlanmışında yarım saat bekletilmeli ve daha sonra iyice çalkalanmalıdır.  Kanalizasyonlar ile irtibatlı deniz, göl ve nehirlerden sağlanan midye, istiridye ve balık gibi su ürünleri de koleranın bulaşmasında önemli rol oynarlar.

75 Kolera Kanalizasyon olmayan yerlerde sızdırmaz tip hela çukurları açılmalı, bu tür çukurların yakınında kuyu açılması engellenmelidir. Su kuyuları ile fosseptikler arasında en az 30 m mesafe olmalıdır. Sinek ve hamam böceği gibi mekanik taşıyıcılık yapan artropodlarla etkili mücadele yapılmalıdır. Portör taraması yapılmalı; portör olarak kabul edilen kişilere bir günde oral yolla 8 g streptomisin verilerek bulaştırıcılıkları engellenmelidir.

76 Kolera EĞİTİM: Salgınlar sırasında toplum aydınlatılmalı, hastalığın bulaşma yolları hakkında bilgi verilmelidir. Salgınlar sırasında halka, karışık gıdalar almamaları, alkollü içeceklerle mide asiditelerini bozmamaları önerilmelidir. Büyük salgınlarda okulların kapatılması, gereksiz seyahatlerin önlenmesi ve koleralı bölgeye gidip, gelenlerin sınırlarda ciddi bir şekilde kontrol edilmeleri gereklidir.

77 Kolera AŞI: Halen kullanılmakta olan kolera aşısı, ısı ile öldürülmüş vibriyonların, fenollü tuzlu su süspansiyonu olup, yarı yarıya İnaba ve Ogawa serotiplerini içerir.  Bir mililitrede 8 milyar bakteri bulunur.  Aşı SC veya IM yolla hafta ara ile 2 kez uygulanır.  Erişkin dozu 1 ml olup koruma süresi aydır.  Koruma oranı % arasında değişmektedir.  Aşıdaki antijen ölü bakterilerden yani endotoksinlerden oluşmasına karşılık, hastalık bir ekzotoksin olan kolerajenik toksin ile oluştuğundan aşının koruyucu etkisi zayıftır ve rutin olarak uygulanmamaktadır.

78 HEPATİTLER Karaciğer, vücudun hemen her etkinliğinde düzenleyici, destekleyici, düzeltici rolleri olan, vazgeçilemez bir organdır. Bu organın çalışma düzeninin bozulmasına yol açan karaciğer hücresi iltihabına HEPATİT diyoruz. Buna yol açan nedenler;  Mikroorganizmalar (Bakteri, Virüs, Amip..)  İlaçlar (Anksiyolitik, Kas gevşetici, Ağrı kesici)  Hormonlar (Steroidler)  Zehirler (Mantar zehirleri)  Birikim hastalıkları (Yağlanma)

79 Sarılık ise; Cildin, iç örtülerin (mukozaların) ve göz aklarının sararması ile belirginleşen ve birçok hastalığa bağlı olarak gelişebilen bir bulgudur. Ortaya çıkması için; bilirubin maddesinin yapımında artış, atılımında azalma yada bu nedenlerin birlikte bulunması gerekir. Ancak; her hepatit olgusunda sarılık olmayabileceği gibi, her sarılık olgusu da hepatite bağlanmamalıdır.

80 “ HER SARILIK = HEPATİT ” DEĞİLDİR Hepatitler dışında; İlaçlar (Göz anjiyografisinde kullanılanlar), Hemolitik kan hastalıkları, Büyük hematomlar ve Karaciğer enzim yetersizlikleri de sarılığa yol açabilir.

81 Viral Hepatit Işık mikroskobu ile görülemeyecek kadar küçük, virüs adı verilen mikroorganizmaların, insan karaciğerinde oluşturdukları yaygın iltihaplanmaya VİRAL HEPATİT denir. Akut Viral Hepatitler; uzun süreli iş-güç kaybına sebep olmaları, bazen de kronik hepatit, siroz ve ölümle sonuçlanmaları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur.

82 Viral hepatite yol açan virüsler PRİMER HEPATOTROP VİRÜSLER:  Hepatit A virüsü (HAV)  Hepatit B virüsü (HBV)  Hepatit C virüsü (HCV)  Hepatit D virüsü (HDV)  Hepatit E virüsü (HEV)  Hepatit G virüsü (HGV)  Hepatit TT virüsü (HTTV) SEKONDER HEPATOTROP VİRÜSLER  EBV, CMV, HSV, VZV, Coxsackie, Rubella, Rubeola, Adenovirüs, Sarı Humma, vd.  EKZOTİK VİRÜSLER: Marburg, Lassa, Ebola..

83 AKUT VİRAL HEPATİTLERİN ETİYOLOJİK AJANLARI

84 VİRÜSLERİN BULAŞMA YOLLARI Hepatit A Virüsü Hepatit E Virüsü Hepatit B Virüsü Hepatit C Virüsü Hepatit D Virüsü Hepatit G Virüsü Hepatit TT Virüsü

85 Hepatit A ve E Hepatit A ve E; fekal-oral yolla yayılır. Çoğunlukla insan dışkısı ile kontamine olmuş sularla ve insandan insana bulaşır. Uygun alt yapı ve hijyen koşulları olmayan yerlerde, çiğ yenen sebze ve meyveler, bazen süt ve süt ürünleri ile kabuklu deniz hayvanları, bulaştırmada rol oynayan diğer kaynaklardır. Hepatit A virüsü; gelişmekte olan ülkelerde çocuk yaş grubunu enfekte ederken; hepatit E ise, daha çok genç yaştaki bayanlarda görülür.

86 Hepatit A Virüsü (HAV) Tek serotipi vardır ve sadece insanlarda hastalık yapar. Kalıcı bağışıklık bırakır. Su ve deniz suyunda 3-10 ay kadar yaşayabilir. HAV’ın ısı, eter ve mide asidine direnci fazla olup, klor, formalin ve UV karşısında çabuk inaktive olur. (-70 o C) - (-20 o C) ısıda bir kaç yıl, +4 o C’de aylarca yaşayabilmesine rağmen; 98 o C ısıda bir dakikada harabolur.

87 HEPATİT A VİRÜSÜNÜN DÜNYADAKİ DAĞILIMI

88 Hepatit A Hastalık; günlük kuluçka süresinin ardından, ateş, halsizlik, iştahsızlık, bulantı ve karın ağrısı belirtileri ile kendini gösterir. Birkaç gün sonra sarılık ortaya çıkar. Genelde ilk dikkat çekici bulgu, idrar renginin koyulaşmasıdır. İdrar, “az su içen normal insanlardaki gibi” koyu sarı/çay rengindedir. Göz akları ve dil altı sararır; en son cilt sararır. Hastalık 1-2 haftadan birkaç aya kadar sürebilir. Ülkemizde çocuklar arasında çok yaygındır.

89 Hepatit E Virüsü (HEV) Hemen hemen tüm özellikleri HAV’a benzemektedir. Dışkı ile kirlenmiş sular ile geniş kitleleri içeren salgınlara yol açar. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde salgınlar yapmıştır. Ülkemizde Anti-HEV sıklığı %5 civarında olup, genellikle yaş grubunu etkiler. Gebelerde %20 olasılıkla ağır formda seyreder ve ölümcül tablolara yol açabilir. Aşısı veya tedavisi yoktur.

90 Hepatit E Virüsünün Dünyadaki Dağılımı

91 A ve E Hepatitlerinden Korunmada Genel İlkeler ■ Kişisel hijyen kuralları, özellikle el yıkama, ■ Halkın bilgilendirilmesi, ■ Su ve besinlerin fekal kontaminasyonunun önlenmesi, ■ Süt ve süt ürünlerinin hijyenik olarak sunulması, ■ Karasinek, fare vb ile mücadele, ■ Kirli sulardan elde edilen deniz kabukluları.. ■ Gıda imalathane ve depolarının hijyenik olması, ■ Hepatit geçiren hastaların izolasyonu ■ İnfekte kişilerin okula, kreşe ve işe gönderilmemesi

92 Hepatit A Aşısı Çocukluğunda A hepatiti geçirmemiş olan aşağıdaki risk gruplarına yapılması önerilmektedir. 1. Gelişmekte olan bölgelere seyahat edenlere, 2. Kronik karaciğer hastalığı olanlara, 3. Faktör VIII alan Hemofili hastalarına, 4. Uyuşturucu kullananlara ve homoseksüellere, 5. Laboratuvarda hepatit A virüsüyle çalışanlara, 6. Mental geriliği olan kişilere, 7. Çocuk bakım merkezlerinde çalışan personele, 8. Temizlik işçileri ve gıda elleyicilerine.

93 Lejyoner Hastalığı Legionella türü bakterilerin sebep olduğu akciğer enfeksiyonudur. Legionella’lar nehir, göl ve diğer su kaynakları ile klima, nebulizatör ve kaplıcalardaki (20 o C-50 o C) su sistemlerinde bulunurlar. Bulaşma; kontamine suların çeşitli yollarla solunum sistemine girmesi ile gerçekleşir. İnsandan insana doğrudan bulaşma olmaz.

94 Lejyoner Hastalığı Legionella’ya duyarlılık yaş ile orantılı olarak artar. Sigara içme, kronik akciğer hastalığı, bağışıklık sistemi baskılanması, cerrahi girişimler ve organ nakli uygulamaları en önemli risk faktörleridir. Otellerde ve diğer tesislerde bulunan soğutma sistemlerindeki kontamine sulardan kaynaklanan salgınlar bildirilmiştir.

95 Lejyoner Hastalığı Hastalık hafif öksürük ve ateş tablosundan, solunum yetmezliği, bilinç değişiklikleri ve multiorgan yetmezliğine kadar geniş bir yelpazede ortaya çıkar. Hastalığın erken devresinde ateş, halsizlik, iştahsızlık, adale ağrısı ve baş ağrısı bulunur. Ateş; hastaların %20’sinde >40 o C’dir. %25-40’ında sulu ishal, bulantı, kusma ve karın ağrısı, %80 olguda öksürük vardır.

96 Lejyoner Hastalığı - Korunma İdeal korunma; Legionella’nın kolonize olduğu çevre kaynağını bulmak ve yok etmektir. Hastanelerde yılda bir kez en az on uç noktadan ve tüm sıcak su tanklarından alınan örnekler test edilmelidir. Legionella kolonizasyonu saptandığında;  Su sıcaklığı o C’ye çıkarılıp musluklardan akıtılır,  2-6 ppm konsantrasyonda hiperklorinizasyon yapılır,  Bakır-gümüş iyonlama yöntemi uygulanır.

97 Leptospiroz Esas olarak vahşi ve evcil hayvanların hastalığıdır. Hasta hayvanların idrarı ile doğrudan veya dolaylı temas sonucu insanlara bulaşır. Grip benzeri bir klinik tablo ile seyredebileceği gibi, olguların %5-10’unda sarılık, kanama, vaskülit ve böbrek yetmezliği ile karakterize Weil hst. görülür. Leptospira’lar enfekte hayvanların böbreklerinde yıllarca kalabilir ve insanlara dolaylı olarak bulaşır. Şiddetli yağmurlarla oluşan sel suları da Leptospira’lar için uygun ortamlardır.

98 Leptospiroz Bakterinin en sık giriş yolu; kontamine göl, havuz, kanal suları, bataklık, pirinç tarlası ve su birikintileri ile temas sonucu deri bütünlüğünün bozulduğu yara ve çatlaklar, ağız, burun ve gözlerdir. Veterinerler, askerler, çiftçiler, mezbaha, maden ve kanalizasyon işçileri; pirinç ve şeker kamışı tarlalarında çalışanlar ve kontamine sularda yüzenler risk altındadır.

99 Leptospiroz Kuluçka süresi 2-12 gündür. Deri ve mukozalardan giren leptospiralar, kana karışıp, BOS ve göz sıvısı dahil tüm vücuda yayılırlar. Temel patoloji; böbrekler ve Kc’de fonksiyon bzkluğu.. Hastalığın erken döneminde yüksek ateş, baş ağrısı, karın ağrısı, kas ağrıları, titreme, gözlerde kızarıklık ve ciltte döküntüler görülür. Sarılık, cilt ve müköz membranlarda kanama, ishal, kusma, anemi ve menenjit gibi komplikasyonlara neden olabilir.

100 Trahom Hastalığın etkeni Chlamydia trachomatis’dir. Klamidyalar; virüsler ile bakteriler arasında ortak özelliklere sahiptir. Isıya ve antiseptiklere dayanıksız oldukları halde kuruluğa uzun süre dayanırlar. İnsanlarda en sık görülen göz enfeksiyonu olan trahomun yaklaşık olarak 500 milyon kişiyi etkilediği hesaplanmıştır. Tekrarlayan enfeksiyonlar ve bunların komplikasyonlarına bağlı kör olan insan sayısının 6 milyon civarında olduğu bildirilmektedir.

101 Trahom Hastalık; su kaynaklarının sınırlı, sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu yerlerde, kalabalık yerleşim birimlerinde ortaya çıkar. Bulaşma kirli sularla, sineklerle, hastalara doğrudan temas veya havlu, mendil gibi eşyaların ortak kullanılması ile bulaşır. Aile içi bulaşmalar da sıktır. Hastalık; yaklaşık 7 günlük bir kuluçka döneminden sonra, her iki göz konjunktivasında ödem, kanlanma, fotofobi ve göz yaşarması gibi belirtilerle başlar. Tedavisiz olgularda görme fonksiyonları azalabilir.

102 Trahom Ülkemizin doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaşayan insanların yarısından fazlasının trahoma yakalandığı 1925’lerde, soruna çözüm bulmak amacıyla Sağlık Bakanlığınca bir kontrol programı başlatılmış ve dünyaya örnek olan başarılı çalışmalar yapılmıştır yılında uygulamaya konulan yeni “Trahom Kontrol Programı” birinci basamak sağlık kuruluşlarınca yürütülmektedir. Yeni veri kayıt sistemine göre 1997 yılında 10 ilde 1595 kişide aktif trahom olgusu bildirilmiştir.

103 SITMA (MALARYA) Dünyadaki en önemli paraziter infeksiyon hastalığıdır. İnsanlara genellikle anofel türü dişi sivrisineklerle bulaşır. 45 o kuzey ve 40 o güney enlemleri arasında kalan, tropikal ve subtropikal bölgelerde; bataklıklara komşu alanlarda sık görülür. 40 yıl önce sadece Afrika’da sıtmaya bağlı olarak yılda 2.5 milyon kişi ölmekteydi. Sıtma günümüzde Afrika’da 5 yaş altındaki çocuk ölümlerinin ilk beş nedeninden biridir ve yılda ortalama 1 milyon çocuk bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Buna karşılık Kuzey Amerika, Avrupa ve Avustralya’dan eradike edilmiştir.

104

105 Sıtma Sıtma olgusu saptanan illerin başında Diyarbakır, Batman, Adana ve Şanlı Urfa gelmektedir. Kuluçka süresi ortalama gündür. Üşüme-titreme, yüksek ateş ve bol terleme ile karakterize sıtma nöbeti, akut sıtmanın en önemli belirtisi olup; yurdumuzda sık görülen vivax sıtmasında 48 saatte bir tekrarlar. Hastaların çoğunun dudakları uçuklar (herpes labialis). Sıtma küçük çocuklarda daha ağır seyreder. Gebelikte de daima ağırlaşmaya meyillidir; düşük (abortus) ve erken doğum sık görülür.

106

107 Sıtma Parmak ucundan alınan bir damla kanın boyalı mikroskobik tetkiki ile çok kısa sürede kesin teşhisi konulabilen bir hastalıktır. Her ateşli sıtma hastası yatırılmalı, bol sulu içecek (limonata vs) verilmeli, klinik belirtilere göre semptomatik tedavi (kan transfüzyonu, demirli preparatlar, beslenme vs) uygulanmalıdır. İlaç tedavisi; Chloroquine ve Primaquine adlı ilaçlarla yapılır.

108

109 Sıtma - Korunma Endemik bölgelerde taramalar yapılarak sıtmalılar belirlenmeli ve tedavi edilmelidir. Nüfus hareketleri önlenmeli, Endemik bölgeye gidenlere profilaktik olarak haftada bir kez, 2 tablet (300 mg baz) chloroquine veya 1 tablet (25 mg) pirimetamin verilmelidir. Bilinçli ve etkili sivrisinek mücadelesi yapılmalıdır. Bu amaçla İnsektisitlerle (DDT, Fenitritation, Malation, Popoxur, vb) ve şahsi korunma yöntemleri (Cibinlik, pencerelere tel, sinek kaçırıcı ilaçlar) ile erişkin sivrisineklere karşı tedbir alınmalıdır.

110 Sıtma - Korunma Larvalara karşı durgun sular ve bataklıklar kurutulmalı, nehir yatakları düzenlenmeli, özellikle pirinç ekimi bilimsel usullerle yapılmalı, Ayrıca havuz ve göl gibi su birikintileri sık sık dalgalandırılıp, larvaların barınmasına elverişsiz hale getirilmeli, Su birikintilerinde larva yiyen Gambusia veya Respora cinsi balıklar yetiştirilmeli, Kurutulamayan su birikintilerinde larvaların nefes almasına engel olmak için petrol ürünleri kullanılmalıdır.

111

112 Şistosomiazis (Bilarhiazis) Şistosomiazis, sıtmadan sonra, toplum sağlığını etkileyen ikinci sıklıktaki paraziter hastalıktır. Dünyada 200 milyon insan şistosomalarla enfekte olup; 600 milyon insan da risk altındadır. Şistosomalar ağırlıklı olarak tropikal ve subtropikal bölgelerin en önemli sorunlarındandır. Bir yörede şistosoma enfeksiyonu olabilmesi için parazitli insanların bulunması, ortamın sulak olması, çevrede yumuşakçaların bulunması ve ısının 25 o C dolaylarında olması gereklidir.

113 Şistosomiazis Enfeksiyon, serbestçe yüzen larvaların ciltten girmesi ile ortaya çıkar. Ateş, titreme, öksürük ve kas ağrıları vardır. Hastalığın şiddeti, vücuda giren parazit sayısı ile doğru orantılıdır. Parazitin deriden girdiği bölgede papilloma, ödem, ciltte döküntü ve kaşıntı ile lenf bezlerinde şişlik görülür. Parazitin gelişimine paralel olarak 2 ay sonra baş ağrısı, yaygın vücut ağrıları, ateş, titreme, sindirim bozuklukları; kc ve akc belirtileri ortaya çıkar. Çocuklarda büyüme ve gelişme geriliği..

114

115 Şistosomiazis Korunma; Hastaların tedavisi, İnsan çıkartılarının kontrol altına alınması, Ara konakların ortadan kaldırılması, Hastalığın görüldüğü bölgelerdeki sularda yüzmekten veya oynamaktan kaçınılması, Sanitasyonun düzeltilmesi, Suların kontaminasyonunun azaltılması ve Sularda çalışan insanların eğitilmesi ile mümkündür.

116 ARSENİK ZEHİRLENMESİ Pek çok suda bir miktar arsenik bulunabilir. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre içme suyundaki arsenik miktarı < 0.01mg/L olmalıdır. Arsenikten zengin içme suyunu uzun süre (5-20 yıl) kullanan kişilerde arsenik zehirlenmesi ortaya çıkar. Arsenikozda; ciltte renk değişikliği, el ayası ve ayak tabanında sertleşme, cilt kanserleri; mesane, böbrek ve akciğer kanserleri; ayak ve bacaklarda damar hastalıkları; ayrıca diabet, hipertansiyon ve üreme bozuklukları oluşabilir.

117 Arsenik zehirlenmesi Toksik bir element olan arseniğin, ciltten emilimi yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla arsenikli su ile el yıkama, çamaşır yıkama, temizlikte kullanma ve banyo yapmada insan sağlığı açısından bir sakınca yoktur. Doğal arsenik kontaminasyonu Arjantin, Bangladeş, Şili, Çin, Meksika, Tayland ve ABD gibi birçok ülke için sorun teşkil etmektedir. Bangladeş’deki sığ su kuyularının %27’sinde yüksek düzeyde (~0,05 mg/L) arsenik saptanmıştır.

118 Florozis İçme suyu ile aşırı miktarda flor alınması, diş ve kemikleri etkileyen florozise neden olabilir. DSÖ, florun 1.5 mg/L düzeyine kadar olan miktarlarını kabul edilebilir bulmuştur. Orta derecedeki alımlar dişler üzerine etkili olurken, uzun süre yüksek miktarlarda flor alınması ağır iskelet problemlerine yol açabilir. Klinik dental florozis, dişlerde boyanma ve noktalanma ile karakterizedir.

119 Florozis Akut yüksek doz flor maruziyetinde; ani karın ağrısı, aşırı tükürük salgılanması, bulantı ve kusma; ayrıca nöbetler ve kas spazmları görülebilir. İskelet florozisinin erken belirtileri, eklemlerde ağrı ve hareket kısıtlılığıdır. Ağır olgularda kemik yapısı değişebilir, ligamentler kalsifiye olabilir ve ağrılar ortaya çıkar.

120 Florozis Korunma İçme suyundan aşırı florun arındırılması pahalı ve zordur. Bu nedenle tercih edilen yöntem, kabul edilebilir flor düzeyine sahip güvenli su kaynaklarının bulunmasıdır. Anne sütündeki flor miktarı düşük olduğundan, annelerin bebeklerini anne sütü ile beslemeleri konusunda bilgilendirilmeleri çok önemlidir.

121 BAZI HİJYEN KURALLARI Başkalarının (hastaların) kan, tükürük, idrar, dışkı gibi atıkları ile doğrudan temas etmemeye özen gösterilmeli; eldiven giyilmelidir. Hastaların kullandığı malzemeler, öncelikle kirleri temizlendikten sonra sabunlu su (veya deterjan) ile iyice yıkanmalı; durulama sonrası dezenfektan solüsyon içinde bekletilmelidir. İdrar veya dışkı ile bulaşmanın muhtemel olduğu hallerde, mümkünse hastalık iyileşene kadar hastanın kullanacağı tuvalet (klozet) ayırılmalıdır.

122 BAZI HİJYEN KURALLARI Tuvalet tek ise, hastanın her kullanımından sonra bir dezenfektanla temizlenmelidir. Tarak, jilet, diş fırçası, şapka, iç çamaşırı, yatak takımları gibi özel eşyalar ortak kullanılmamalı, Risk altındaki kişiler aşılanmalıdır. Özellikle çocukluk çağı hastalıklarını ve Hepatit B’yi geçirmemiş kişiler ile sağlık personelinin aşılanmaları gereklidir.

123 KURU ve TEMİZ YERLERDE MİKROPLAR UZUN SÜRE BARINAMAZ! Bu nedenle hiçbir zaman ortamı kirli ve nemli bırakmayınız! Temizlik ve bulaşık bezlerini kapalı ortamda ıslak ve sıkılı halde bırakmayınız, daima açarak havadar bir yere asınız ve kuru muhafaza ediniz!

124 EL YIKAMA Kendimizi ve çevremizdeki insanları bulaşıcı hastalıklardan koruma amacıyla almamız gereken önlemlerin başında el yıkama gelir. Elleri sabunla köpürterek ve ovalayarak yıkamak en iyi temizlik yöntemidir. Kalabalık yerlerde mümkünse sıvı sabun kullanılmalı veya sabunluklar süzgeçli olmalıdır. Toplu yaşam mahallerindeki lavabolarda elleri iki kez sabunlamakta yarar vardır. Sabunluğa bırakılmadan önce sabun, suyun altına tutularak köpüğü akıtılmalıdır.

125


"SULARLA İLİŞKİLİ HASTALIKLAR Yrd. Doç. Dr. Hasan IRMAK Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları