Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

DİL GELİŞİMİ. Konfüçyus’a sordular: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?” Büyük filozof, şöyle cevap verdi: "Hiç kuşkusuz.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "DİL GELİŞİMİ. Konfüçyus’a sordular: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?” Büyük filozof, şöyle cevap verdi: "Hiç kuşkusuz."— Sunum transkripti:

1 DİL GELİŞİMİ

2 Konfüçyus’a sordular: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?” Büyük filozof, şöyle cevap verdi: "Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Şöyle ki: Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki dil, çok önemlidir!" DİL NEDEN ÖNEMLİDİR?

3 DİLİN ÖNEMİ VE FONKSİYONU İnsan sosyal bir varlıktır ve toplum içinde yaşar. Bu nedenle toplumdaki diğer bireylerle ilişki içindedir. Bu ilişkileri kurmak için belirli iletişim araçları gereklidir. Bebekler konuşma dilini kullanmadan önce de iletişim kurabilirler. Ağzını uyarıcıya doğru çevirme refleksi bebeklerde emme ve yemeyle İlgili yeteneğin bir göstergesidir. Çeşitli ağlama türleri acı ağrı, düş kırıklığı ve yorgunluğun belirtisi olabilir. Sözel bir dil olmayan vücut dili; vücut duruşu, yüz ifadeleri, düzgün ya da gergin kaslar, hareket, göz yaşları, terleme, titreme, sallanma gibi davranış ve tepkileri içermektedir. Dil olmaksızın anlamlı insan ilişkileri geliştirmek olanaksızdır.

4 Dil-düşünce ilişkisi Dilbilimciler açısından Dil Düşünce

5 Dil-Düşünce ilişkisi Dil düşünceyi etkilemez Dil düşünceyi kısmen etkiler Dil düşünceyi oluşturur Düşünce dili oluşturur Dil ve düşünce karşılıklı etkileşerek gelişir

6 Dil düşünceyi etkilemez Fodor ( 1983 ) – Dil, bilişsel sistemden bağımsız, doğuştan varolan modüler bir yapıdır – Dentaks, morfoloji ve fonolojiyle ilgili bilgilerin işlemlenmesini sağlar – Diğer modüllerden bilgi alır ancak genel bilgiye penetre olmaz

7 Dil düşünceyi kısmen etkiler Vygotsky (1967) – Dil ve düşünce başlangıçta iki bağımsız süreçtir – Çocuk üç yaşına geldiğinde ikisi arasında etkileşim başlar Erişkinlerin verdiği yönergeleri çocuk düşünce süreçleri olarak içselleştirir İçselleştirdiği bu konuşma ile davranışlarını düzenler

8 Dil düşünceyi etkiler Clark (1998) – Dil bilişsel bir araçtır – Sadece iletişimi sağlamaz, düşünceyi zenginleştirir

9 Düşünce dili oluşturur Piaget (1973) – Dil edinimi, bilişsel gelişimle birlikte bir yan ürün olarak gerçekleşir – Duyu ve hareketin sağladığı olanaklarla aşamalar halinde gelişen düşünce, dili ve diğer sembolik temsilcileri oluşturur

10 Dil düşünceyi oluşturur Whorf (1956), Pinker (1994) – Dil kavramsal düşünmenin aracısıdır – Dil çevreyi algılamada etkilidir, dünya dilin sunduğu kategorilerle algılanır

11 Dil düşünceyi oluşturur Dennett (1991) – Zihin toplumsal-dilsel bir yapılanmadır – Dil zihinsel temsilcileri değiştirerek, yeniden programlayarak, zihni kolonize eder – Dil genlere benzer şekilde fikirler ve kavramların sonraki kuşaklara aktarımını sağlar

12 Dil düşünceyi oluşturur Vasanta (2005) – Dil sosyal yapı içinde yerleşmiştir – Günlük konuşmalara çok sayıda görsel-uzaysal bilgi eşlik eder – Bu bilgilerin edinimi, bilişsel gelişimin de özünü oluşturur Örn Kategorileri öğrenen papağanda kısmen soyutlama yetisinin gelişimi

13 Dil düşünceyi oluşturur Chomsky (1980) – her dil evrensel bir gramere dayanır – her çocuk fonoloji, anlambilim ve söz dizimini ayırt edebilen en ilkel kural sistemi ile (Dil Edinimi Aracı) dünyaya gelir

14 Dil düşünceyi oluşturur – bu kural sistemi bebeğin ilk bağırışlarına bile sözdizimi ve anlam katmaya başlar – dil, düşünceye hiyerarşik, üretken, tekrarlı ve sınırsız bir yapı sağlar – bu yapının tekrarı, farklı düşünceleri, düzenlenmiş parçalar olarak görme ve bunlardan karmaşık düşünceler üretme yetisini kazandırır

15 Dil, düşünce ile etkileşir Chaika (1989) – dil ve düşünce gerçekliğin algılanma tarzını belirler – gerçeklik, dili şekillendirir Deacon (1995 ) – Dil bilişsel bir uyum süreci olarak başlar – Genetik özümleme temelinde bilişsel çaba ve kültürün katkısı ile dil ve beyin birlikte gelişir – Sözcüklerin kullanılması beyinde nörobiyolojik değişiklikler oluşturur

16 DİL VE DÜŞÜNCE Dil ve düşünce, dış dünyayı yöneten kuralları anlama yeteneğini yansıtır; dünyadaki olaylar ve etkileşim sürecinde gelişmektedir. Etkileşimi başlatma, sürdürme ve üründen yararlanma, insanların İletişim kurma, bilgileri anlama, üretme ve ifade etme becerisine dayalı­dır. İletişim kurmanın en önemli aracı dildir. Piaget göre dil gelişimi çocuğun bilişsel gelişiminin belirli bir aşamaya ulaşmasının doğal bir sonucudur. Bilişsel gelişimin temelinde dil gelişimi değil, dil gelişiminin temelinde bilişsel gelişim yatar. Düşünme ve iletişim aracı olan dil, aynı zamanda bir öğrenme-öğretme mekanizmasının da aracıdır. İnsanın duygu ve düşünce yapısını oluşturan ve şekillendiren dilin, insanoğlunun yaşadığı evreni anlama ve bu anladıklarını diğerlerine anlatma çabasıyla ortaya çıkmış bir olgu olduğu söylenebilir.

17 DİL DÜŞÜNCE Son tahlil Dil düşünceyle birlikte gelişir – Yüksek düzey düşünce dil sayesinde gerçekleşir – Dil düşünceyle olasıdır

18 DİL VE İLETİŞİM "Dil" ve "iletişim" kavramlarıI birbirleriyle ilişkili olmakla beraber eş anlamlı değildirler. Dil işaretten kurulur ve bu işaretlerle bir kişi başkalarına bilgi iletir. İletişim ise, bir organizmanın ürettiği, başka organizmalar için anlamlı olan ve böylelikle onların davranışlarını etkileyen sinyallerden oluşur. Hayvanlardaki iletişim sadece davranış ve hareket­lerle olurken insanlarda, bunların yanı sıra, sözcüklerle, dil kullanarak yapılan bir iletişim de vardır. Bunun için de heceler, sözcükler ve cümleler birbirleriyle belli bir ilişki ve sıralama düzeni içinde kullanılıp simgesel bir anlam taşırlar.

19 DİL GELİŞİMİNDEKİ İLKELER Çocuğun dil'i öğrenmesi ve kullanması için aşağıdaki ilkelerin göz önünde tutulması gerekir: 1.Dil gelişimi, çocuğun olgunluğu ile yaşantılarının bir düzen içinde bulunmasına bağlıdır. 2.Dil gelişimi çocukların bir şeyler söyleyebileceği ve çocukların bir şeyler söyleyebilmek için güdülendiği bir çevrede mümkündür. 3.Dil gelişimi, yalnız okul ya da aile içinde değil, çocuğun hayatının bütünü içinde düşünülmelidir. 4.Çocuğun konuşmasının, bir amaca ulaşmak için gerekli olduğu zamanlarda dil gelişimi daha iyi olmaktadır. 5.Dil gelişimi her yönüyle bireyseldir, bireyin kendine özgüdür.

20 Dil olmasaydı acaba iletişim nasıl sağlanırdı?

21 DİLİN TEMEL BİLEŞENLERİ VE KURALLARI Her dilin kendine özgü kuralları ve temel bileşenler bulunmaktadır. Bunlar: Sesbirimler, biçimbirimler, sözdizimi, anlam ve kullanımdır. Sesbirim (Phoneme): Bir dildeki en küçük birimdir. Dile bağlı olarak 20 ile 60 arasında sesbirim olabilir. Sesbirimleri alfabedeki harflerden daha çoktur. Çünkü bazı harflerin birleşimleri farklı sesbirimlerini oluş­turmaktadır. Biçimbirimler(Morp7ıemes): Bir dildeki en küçük anlam birimleridir. "Biçim" ya da "ifade" gibi tek sözcüklerden ya da "yaz-gülü" gibi başka biçimbirimlerin birleşiminden de üretilebilir. Bu birleşimlerin bir kurala göre ve belli bir sırada olması gerekmektedir. Sözdizimi (Syntax): Söz dizimi sesbirimler inin biçimbirimler le, bi­çimbirimlerin sözcüklerle, sözcüklerin de kabul edilebilir bir anlatım oluşturmak için sözcük öbekleri ve cümlelerle birleştiği kurallar sistemidir Örneğin, "Selin okula başladı" şeklinde kurulmuş cümlede kurallı bir dizim söz konusudur.

22 DİLİN TEMEL BİLEŞENLERİ VE KURALLARI Anlam (Semantik): Sözcük ve cümlelerin anlamlarıyla ilgilidir. Sözcüklerin düzgün bir şekilde kullanılmasını sağlar. Çocuk söylenişleri aynı ama anlamları farklı olan kelimeleri öğrenir. Örneğin çocuk, yaz sözcüğünün mevsimi mi yoksa yazma eylemini mi ifade ettiğini kavrar. Kullanım (Pragmatik): Dilin günlük kullanımı anlamına gelmek­tedir. Çocuklar yetişkinlerle ve yaşıtlarıyla konuşurken hangi sözcükleri kullanacaklarını ve ses tonlarının nasıl olması gerektiğini öğrenirler. Kullanım bilgisi aynı zamanda anlamlı bir iletişim kurabilme, bir olayı betimleyebilme, bir şeyi açıklayabilme yeteneği anlamına gelmektedir. Ancak sözcüklerin ve cümlelerin doğru kullanımını bilmek yeterli değil­dir. Bu bilgileri belirli durumlara uygulayabilmek de gerekir.

23 DİL GELİŞİM KURAMLARI Psikoloji bilimi dil kazanımıyla ilgili dört ayrı görüş ifade etmiştir.Bunlar; davranışçı, sosyal öğrenmeci, bilişsel ve biyolojik (psiko-linguistik) kuramlarıdır.

24 DİL GELİŞİM KURAMLARI Davranışçı Kuram Davranışçı kuram, dilin pekiştireç aracılığıyla öğrenildiğini savunur. Skinner'e göre konuşma tıpkı diğer davranışlarda olduğu gibi koşullanma yoluyla kazanılmaktadır. Bebekler sesleri tekrar ederken çevrelerinde kullanılan dildeki kelimelere benzer sesler çıkardıklarında yetişkinler tarafından gülümseme, övgü sözleri ya da kucağa alma gibi davranışlarla pekiştirilirler. Böylece bebekler kendilerini İstedikleri sonuca götüren sesleri ayırt ederek tekrar ederler. Bu tekrarlar Sunucunda da konuşulan dili öğrenmeye başlarlar. Bebeklerin çıkardıkları uygun sesler pekiştirildikçe tekrarlanma olasılıkları artar. Bu görüş dilin sadece çevreden verilen pekiştireçlerle geliştiğini söyleyerek dil kazanımında biyolojik yapının etkisini göz ardı etmesi nedeniyle dil gelişimini bütün yönleriyle açıklamada yetersiz kalmaktadır.

25 DİL GELİŞİM KURAMLARI Sosyal Öğrenme Kuramı Bandura, dilin taklit ve tekrar aracılığıyla öğrenildiğini savunmaktadır. Sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar çevrelerindeki insanların konuşmalarını duyar ve sesleri taklit eder. Ana babalar çocuklarına çeşitli nesneleri gösterip onları adlandırırlar. Çocuklarda bu adları ebeveynlerin söylediği şekliyle tekrarlarlar. Bir başka deyişle onların söylediklerini taklit ederler. Böylece dil, anne babanın model olması, çocuğun taklit etmesi, pekiştireçler ve düzeltici geribildirimlerle kazanılır. Örneğin, Örneğin, çocuğuna yemek yediren anne, yiyecekleri "süt", "ekmek" ve "peynir" diye adlandırarak çocuğuna tekrar ettirir. Çocuğun doğru kelimeleri ödüllendirilir, yanlışlar ise doğru bir şekilde tamamlatılarak tekrar ettirilir. Bu şekilde çocuk taklit yoluyla öğrenmiş olur.

26 DİL GELİŞİM KURAMLARI Bilişsel Kuram Bilişsel kuram, dilin dış dünyaya ilişkin bilişsel izlenimler yoluyla geliştiğini bu nedenle bilişsel geliş bir sonucu olduğunu vurgular. Piaget, dil ve düşüme arasında çok sıkı bir ilişki olduğunu düşünür. Piaget'ye göre dil bireyin biliş düzeyini yansıtır. Dil önemli bir iletişim aracıdır ama düşünmenin gelişimine katkı sağlamaz. Örneğin sağır bir insan hiç konuşamayabilir ama kavramları geliştirir, sorunlarını çözer. Sağır bir çocuğun mantığı, işiten bir çocuğun mantığıyla kıyaslanabilir ölçüde gelişebilir. Piaget'ye göre, çocuğun duyu-devinim yoluyla düşünceleri gelişmekte, gelişen bu düşünceler konuşmalara yansımaktadır

27 DİL GELİŞİM KURAMLARI Biyolojik (Psiko-Linguistik) Kuram Dil gelişimini biyolojik ve psikolojik temellerden yola çıkarak açıklayan kuramcılara psiko-linguistik kuramcılar denmektedir. Bu kuram, insanların kalıtsal ve örtük bir dilbilgisel yapıyla doğduklarını, çocukla­ rın dili doğumdan sonraki belli bir yaş döneminde öğrenebilmelerinin, bu kalıtsal ve örtük yapıya bağlı olduğunu savunur. En çok kabul gören bu yaklaşım dil gelişimini biyolojik temellere bağlar. Bu görüşün öncüleri, Chomsky ve Lenneberg gibi dil bilimcilerdir. Bu bilim adamları dil gelişimini biyolojik ve psikolojik temellere bağlayarak, çevrenin etkisini de göz ardı etmemektedirler.

28 DİL GELİŞİM KURAMLARI Biyolojik (Psiko-Linguistik) Kuram Chomsky (1980), Chomsky (1980), bebeklerin dil edinimine olanak veren bir donanımla dünyaya geldiklerini ve böylece doğuştan getirdikleri dil edinimi yeteneğinin bebeklere konuşmaları dinleme, sesleri ve ses örüntülerini taklit etme olanağı sağladığını ileri sürmektedir. Dil gelişimi, olgunlaşmaya dayalı olan nörolojik değişimlere koşut olarak gerçekleşmektedir. Doğuştan dili öğrenmek için getirilen özel bir mekanizma çocuğun çevresinde konuşulan dili içselleştirmesini, kuralları anlayarak öğrenmesini ve daha sonra da uygun dilbilgisi kuralları ile konuşabilmesini sağlar. Bu mekanizma sayesinde tüm çocuklar aynı aşamalardan geçerek, biyolojik olarak belli bir olgunluk düzeyine geldiklerinde, tıpkı yürümeyi öğrenir gibi konuşmayı öğrenmektedirler. Chomsky'ye Chomsky'ye göre dilin derin ve yüzeysel olmak üzere iki çeşit yapısı vardır. Derin yapı, yazılı ve sözlü biçimdeki bir cümlenin soyut anlamıyla ilgilidir ve konuşmanın söylemek istediği anlamı, niyeti içerir. Yüzeysel yapı ise, cümlenin gramer özellikleriyle ilgili olup telaffuz edilen sözcükleri içerir. Çocuklar dil öğrenirken önce soyut olarak seslerin anlamlarını kavrar, daha sonra onları yüzeysel yapılar haline dönüştürülürler

29 VYGOTSY ’ NİN DÜŞÜNCE VE DİL GELİŞİMİ ÜZERİNE GÖRÜŞLERİ Vygotsky çocukta teorisini kurarken düşünce ve dil üzerine önceden çalışmış diğer teorileri incelemekten ziyade Piaget’e yönelmiştir. Vygotsky Piaget’i çok eleştirmiştir. Bu eleştirilerine rağmen Vygotsky için Piaget’in dil ve düşünce teorisinin önemi çocuk muhakemesini büyüklerinki ile karşılaştırarak sahip olduğu eksiklikleri vurgulamak yerine çocuğun nelere sahip olduğuna odaklanmasında yani ilk kez nicelik yerine niteliğe önem verilmiş olmasında yatmaktadır. Çünkü Piaget ten önce gelişim psikolojisinde var olan düşünce gereği çocukların yapabildiklerini yetişkinlerle kıyaslayarak değerlendiren yaklaşımın Piaget tarafından bozulması ve çocuk düşüncesini kendine özgün nitelikleri ile incelemiş olması başlı başına bir ‘devrim’dir. Gelişim psikolojisi alanına Vygotsky nin kazandırdığı sosyo-kültürel bakış açısının önemi: onun yaşadığı dönemlerde çocuk psikolojisine büyük ölçüde Piaget in de katkılarıyla hakim olmuş olan bilişsel gelişimde ‘genetik’ faktörün ön plana çıkmasına bir tepki içeriyor olmasıdır.

30 BEN MERKEZCİLİK ÜZERİNE VYGOTSKY VE PİAGET İN GÖRÜŞ FARKLILIKLARI Piaget in Çocukta Dil Ve Düşünce Gelişimi Teorisi İçerisinde Benmerkezcilik Piaget e göre çocukta benmerkezciliğin özellikleri şöyle toparlanabilir. 1)Benmerkezci konuşma yalnızken değil birileri ile etkileşim içindeyken vuku bulur. Yani bu ne demek çocuk küçükken bir toplum içerisindeyken diğer akranları ile bir iletişim kaygısı yoktur. Sadece kendi isteklerini dile getirip cevap beklemez karşısındakinin onu dinleyip dinlemediğini umursamaz. 2)Çocuk benmerkezci konuşmanın yanılsaması altındayken aslında kimse ile doğrudan konuşmaz. 3)Ben merkezci konuşma sesli olup dışsal konuşmanın özelliklerine sahiptir.

31 Vygotsky’nin Çocukta Dil Ve Düşünce Teorisi İçerisinde Benmerkezcilik Vygotsky’nin düşünce ve konuşma gelişim modelinde sosyallikten bireyselliğe doğru bir gidişat vardır. *İlk evre, Vygotsky’nin konuşma gelişim şemasında ‘sosyal konuşma’dır. Vygotsky’e göre konuşmanın amacı bebeklikten itibaren iletişim ve sosyal ilişki kurmaktır. *İkinci evre benmerkezci konuşma olup Piaget’in formüle ettiğinden farklı olarak çocuğun düşüncesine uzun süre eşlik etmez sadece belli durumlarda ortaya çıkar. Benmerkezci konuşma gerginliğin dışa vurulması ve duyguların boşalımı için gerekli ve problem çözümü için planlamadır. *Üçüncü evre ise içsel konuşmadır. İçsel konuşma düşünceyi sesten soyutlar.Yani çocukken konuşarak dile getirdğimiz duygular yaş ilerdedikçe düşünceye dönüşür. Ama düşünce yapısı değişmez. BEN MERKEZCİLİK ÜZERİNE VYGOTSKY VE PİAGET İN GÖRÜŞ FARKLILIKLARI

32 Piaget e göre benmerkezci konuşma belli bir yaştan sonra kaybolur gider. Fakat Vygotsky’e göre benmerkezci konuşma kaybolmaz sadece içsel bir konuşmaya dönüşür. Piaget’in tersine Vygotsky düşünce ve konuşma gelişim modelinde bireysellikten sosyalliğe değil sosyallikten bireyselliğe doğru bir gidişat olduğunu savunmuştur. BEN MERKEZCİLİK ÜZERİNE VYGOTSKY VE PİAGET İN GÖRÜŞ FARKLILIKLARI

33 ÇOCUKTA EĞİTİM VE OLGUNLAŞMANIN ROLÜ ÜZERİNE VYGOTSKY VE PİAGET’İN GÖRÜŞ FARKLILIKLARI Vygotsky ‘Bizim Piaget’le ayrıldığımız en önemli nokta onun gelişimle eğitimi birbirinden ayrı konular olarak görmesidir’ der. Piaget’in genetik görüşüne göre çocuk uygun yaşa geldiğinde yaşının gerektirdiği becerileri yerine getirebilir. Ama Vygotsky bazı fonksiyonların çocuk bunları yapabilmek için gerekli yaşa gelse de olgunlaşma ile gerçekleşmediklerine dikkat çeker ve ‘Dilsel çağ adı verilen konuşma ve yazmanın en hızlı geliştiği 6-8 yaşlarında çocuklar için yazma neden daha zordur’ diye sormaktadır. Yazılı konuşma sözel konuşmanın melodik ve ifade edici süregelen kalitesinden yoksundur. Yazmayı öğrenmek için çocuk konuşmanın duyusal yönünden ayrılmalıdır. Çocuğun ketlenmesine yol açan sebep yazma dilinin soyut kalitesidir. Yoksa küçük kasların yada diğer fonksiyonların yetersizliği değildir. Yani Vygotsky’e göre yazma olgunlaşmanın haricinde gelişen ve dışarıdan eğitim alma yoluyla öğrenilen bir süreçtir.

34 ÇOCUKTA KAVRAM GELİŞİMİ ÜZERİNE VYGOTSKY VE PİAGET’İN GÖRÜŞ FARKLILIKLARI *Piaget çocuklukta edinilen kavramları ikiye ayırır ilki çocuğun programlı herhangi bir eğitim ve yönlendirmeye tabi tutulmadan, içinde bulunduğu yaş gereği kendiliğinden oluşan kavramlardır. İkincisi ise yetişkinler ile yetişkinlerin dünyasının hüküm sürdüğü okulda öğrenilenlerin etkisi ile bilinçli bir şekilde öğrenilen kendiliğinden gelişmeyen kavramlardır. *Vygotsky aslında bu kavramlar arasında Piaget in belirttiği türden bir ayrım yapılmayacağını söyler ve ona göre her iki proses de en başından beri birbirini etkiler ikisi de tek bir prosesin ‘kavram gelişiminin’ parçasıdır. Her yaşta kavram genelleştirme yoluyla bir temsil edici kelime içerisinde şekillenir yaşla beraber kelimenin anlamı evrimleşir. Örnek olarak: çocuk sömürge kelimesini öğrenir ilk başlarda ona pek bir şey ifade etmeyen bu bu kavrama zamanla yeni anlamlar yükleyerek bu kelimeyi geliştirir.

35 Basit mimik ve jestlerden oluşan öncül bir dilden, söze dönüşüm Süreç (Anne-Çocuk açısından) Dil ya ş antılar içinde gömülü anlamları edinme sürecidir

36 Anne karnı 6-8 hafta sonra fetusun bellek şablonları gelişmeye başlar Annenin kalp ve konuşma ritmleri fetusun sinir sistemine kaydedilir Gilmor 1989, DeCasper ,5 ay sonra sese tepki gösterir Kisilevki ve ark Fetal bellekle öğrenilmiş tepkiler, doğumdan sonra bazı davranış formlarında kendisini gösterir Süreç (Anne-Çocuk açısından)

37 Anne sesi Doğumdan önce ve doğarken işitme duyusu mevcuttur Ses uyaranları arasında “diğer erkek seslerine göre kadın seslerini, kadın sesleri arasından annesinin sesini tercih eder (DeCasper ve Spence 1986) Duyusal uyarana refleks ya da taklitle motor tepki verir Süreç (Anne-Çocuk açısından)

38 Anne sütü, anne kucağı Annenin emzirmesi, sarılması, sevmesi, gülümsemesi, altını temizlemesi bebekte hoşnutluk yaratır Duyumlara eşlik etmeye başlayan his ve duygular ba ğ lanmayı sağlar Bağlanma (şefkat), temel güven duygusuna, varlı ğ ın ve varolu ş un benimsenmesine zemin hazırlar Süreç (Anne-Çocuk açısından)

39 Anne yüzü Dış dünyadaki görüntüler arasında ilgisi öncelikle yüzleredir Johnson & Morton, 1991 görsel temsilciler İlk dakikalardan itibaren karşısındakinin jest ve mimiklerini taklit etmeye başlar motor temsilciler Süreç (Anne-Çocuk açısından)

40 DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ 1. Agulama süreci () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi 3. Telgrafik konuşma 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur. Ağlama evresi (0-2 ay): Bu evrede ileriye temel teşkil edecek sesleri bilinçsizce çıkarır. Ağlama yeni doğanın çıkardığı ilk sestir. Ağlama ön­celikli olarak solunum refleksidir. Daha sonraları, sırasıyla gereksinimlerin (açlık, rahatsızlık) ve duyguların (korku, huzursuzluk) sessel anlatımı, oyun ve son olarak da doğal bir tepkinin istemli kullanımı olarak karşımı­za çıkmaktadır. Başlangıçla çocuğun ağlaması bir iletişim aracı, bir dil ola ı ak ortaya çıkmaz. Ağlamanın bir dil olarak ortaya çıkmasını sağlayan ve çocuğun bir iletişim aracı olarak algılamasına neden olan çocuğun çev­resinde bulunan kişilerdir. Çocuğun herhangi bir şekilde ve herhangi bir nedenle ağlaması durumunda annenin tepki göstermesi, jestleri ve mimik-leriyle onun gereksinimlerini saptamaya çalışması, çocuğun bu bağırma işleminin bir ileti (mesaj) olduğunu anlamasına neden olur.

41 DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ Babıldama evresi (3-5 ay): Babıldama bir ünlü ile bir ünsüzden oluşan heceleri seslendirebildiği evredir. Örneğin; de, de; ba, ba; da, da; ma, ma gibi. Bu evrede bebekler birçok ses çıkarmakta ve anne-babanın tepkisine göre onları tekrar etmektedir. Babıldamaların çoğu anlamsız­dır. Sağır bebeklerin bile babıldamaları, babıldamanın ses taklidi yoluyla gerçekleşmediğini göstermektedir. Hatta Chomsky'ye göre bu dönem­ deki bebekler dünya dillerindeki tüm sesleri çıkarmaktadır. 1. Agulama süreci () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi 3. Telgrafik konuşma 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur.

42 DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay): Konuşma organlarının ol­gunlaştığı evredir. Kullanılmayan sesler giderek yok olur ve ailenin kul­landığı sesler iki yıl içinde ilk sözcükleri oluşturur. Bebekler sıklıkla ba­ba, ma-ma gibi tekrarlanan hecelerle birlikte tek hecelerden oluşan ilk sözcüklerini de söylemektedirler. Bu süreç sırasında aile gülümseyerek, onu ödüllendirerek daha fazla ses çıkarmasını sağlayabilir. Bir yaşına doğru ilk kelimeyi söylerler. Konuşma ve yürüme birbirine eş ya da yakın zamanda olur (12-15 ay arası) Bir yaşından sonra bebeklerin, yü­rümek için çaba göstermesi yüzünden konuşmalarında duraklama görü­lür. Bu duraklama geçicidir. 1. Agulama süreci () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi 3. Telgrafik konuşma 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur.

43 DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ Tek Sözcük Evresi (12-18 ay): Tek Sözcük Evresi (12-18 ay): Konuşma açısından kritik bir dönemdir. Bu dö­ nemde çocuğun ilgisi konuşmaktan çok çevreye yöne­liktir. Çocukların ilk başlarda çıkardıkları tek sözcük­ler çok anlamlıdır ve bir sözcükle her şeyi anlatmaya çalışırlar. Çocuklar özel sesleri tek bir sözcükle kullanarak anlamlı üniteler oluşturacak şekilde birleştirirler. Bunlara morgem denilir. Morgemlerin büyük bir kısmı günlük konuşmalarda kullanılan kelimelerdir. Örneğin bir bebek "şeker" dediğinde bunun "anne bana şeker ver" ya da "şeker istiyorum" anlamında söylediği annesi tarafından anlaşılır. Bir yaşlarında çocukların çoğu, bir ile üç arasında sözcük kullanarak anlaşılabilir bir biçimde konuşurlar. Çocuklar bu dönemde genellikle "bay bay" gibi bazı durumla ilgili tek sözcükleri kullanabilmektedirler () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi ay 2. Tek sözcük evresi ay 3. Telgrafik konuşma 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur.

44 DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ Anne yada baba ilk söylenen sözcükler arasındadır. 18 aylık bir çocuğun sözcük dağarcığı 3 İle 90 arasındadır. Bu sözcükler genellikle Nesnelere (araba), hayvanlara (köpek), giysilere (ayakkabı), vücut parçalarına (göz) ya da önemli kişilere (anne) ait adlardır. Çocuğun yeni sözcükler öğrenmesinde ana-babasıyla etkileşiminin rolü büyüktür. Anne Babalar Bu Durumda Neler Yapmalıdır? Beynin sol yarım küresinde konuşma alanı vardır. Bu.ilanda herhangi bir örselenme olursa konuşma eylemi gerçekleşmez. Çocuklar öncelikle sesli harfleri kullanırlar. Temel gereksinimleri için konuşmak zorundadırlar. Bazı kelimelere duygusal anlamlar yükler. Çocuklar ilk kelimeleri ay arasında kul­lanırlar ve devamlı olarak tekrarlarlar. İlk kelimeler genellikle isimlerdir. Zamirler en sonra ortaya çıkar başlangıçta cümleleri kelimelerle ifade ederler; örneğin çocuk "su" dediği zaman, "bana su ver" demektedir. () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi ay 2. Tek sözcük evresi ay 3. Telgrafik konuşma 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur.

45 DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ Anne Babalar Bu Durumda Neler Yapmalıdır? Bazı aileler çocuklarına zaman ayırarak onlarla sürekli konuşurlar. Konuşma esnasında nesneleri adlandırır ve tekrarlarlar. Çocuğa sorular sorup, kısa cümlelerle iletişim kurmaya çalışırlar. Bütün bu etkileşimler çocukların iki yaşından sonra şaşırtıcı bir şekilde ürettikleri sözcüklerin artmasına neden olur. Beynin sol yarım küresinde konuşma alanı vardır. Bu.ilanda herhangi bir örselenme olursa konuşma eylemi gerçekleşmez. Çocuklar öncelikle sesli harfleri kullanırlar. Temel gereksi­nimleri için konuşmak zorundadırlar. Çocuklar ilk kelimeleri ay arasında kul­lanırlar ve devamlı olarak tekrarlarlar. İlk kelimeler genellikle isimlerdir. Zamirler en sonra ortaya çıkar başlangıçta cümleleri kelimelerle ifade ederler; örneğin çocuk "su" dediği zaman, "bana su ver" demektedir. () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi ay 2. Tek sözcük evresi ay 3. Telgrafik konuşma 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur.

46 DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ Telgrafik Konuşma, (İki Kelime / Kelimelerin Birleştirilmesi Dönemi ay) Yaşamın ikinci yılında kelime haznesi hızla artar. İki sözcüklü an­latımlar aylıkken başlar. İki yaş civarında çoğu bebek elli kelime kullanırken bazıları daha fazla kullanabilir. 1,5- 2 yaş arası iki kelimeyi peş peşe söyleyerek cümlecikler oluşturur. 2 yaşından sonra iki kelimeyi bileştirerek basit cümleler kurmaya başlarlar. Sözcüklerin sonuna -yor veya -dı eki getirebilirler. "Baba gidiyor", "mama bitti" örneklerinde olduğu gibi kelimeleri birleştirmeye çalışırlar. Telgrafik konuşma, telgraf iletilerinde olduğu gibi, gereksiz sözcük ve bağlaçlara yer verilmeksizin iki, üç ya da daha farklı sayıda sözcüğün anlamlı bir ileti oluşturacak biçimde kullanılmasıyla gerçekleşen konuşmadır. "Baba para ver Tuğçe", "Anne su" örneklerindeki anlatımlar telgrafik konuşma cümle­leridir. () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi ay 3. Telgrafik konuşma 3. Telgrafik konuşma ay 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur.

47 İlk Gramer Süreci (24-60 ay/ 2-5 yaş) 2,5- 3 yaş civarında çocukların kelime dağ kelime sa­yım yaklaşık olarak 1000'i bulur Gramer yapısı hızla gelişir. Konuşma çok akıcı olmasa da üç-dört ya da daha fazla kelimeyle cümleler kurulur. Daha sonra konuşulan dilin tüm gramer özellikleri kazanılır. Özne, fiil, sıfat, uygun şekilde sıralanmaya başlar. Zamirler göreceli olarak daha geç 2,5 yaşın­da "ben" ve "sen" zamirlerinin anlamlarını anlamaya başlar. Çocuklar ben" zamirini daha önce ve daha çok kullanmaktadır. 3 yaşında da za­mirleri sürekli olarak kullanmaya başlar. "Sen ve o" zamirlerinin kullanı­lışı toplumsallaşma belirtisidir. Her cümlenin özne ve yüklemi vardır ve çok az bir dilbilgisi yanlışı görülür. Örneğin, Çocuğun konuşması, söz dizimi açısından hala yetişkin konuşmasından farklıdır. Örneğin, o güzel bir bebek, oku kitabımı, baba nerede, beni bakkala götür gibi. () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi 3. Telgrafik konuşma ay 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur. (24-60 ay/ 2-5 yaş) DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ

48 büyüme hataları Çocuklar 3 yaşlarında büyüme hataları adı verilen kuralların yanlış genellemelerini yapabilirler. Bu durum, aşırı kurallaştırma veya eksik kurallaştırma ŞEKLİNDE olabilir. Aşırı kurallaştırma, kuralları ilişkili olan ve olmayan bütün durumlara uygulama eğilimidir. Örneğin, anne uçakta çocuktan susmasını istemiştir. O sırada çocuğa herhangi bir şey isteyip istemediğini soran hostese de cevap vermez. Eksik kurallaştırma, kuralları yalnızca öğrenilen örnekle sınırlı olarak kullanma eğilimidir. Örneğin, bir çocuğun yalnızıca evdekilere günaydın deyip, kreşteki öğretmenine günaydın dememesi. 4-5 yaşları arasında cümleler ortalama dört-beş sözcükten oluşur. Üzerinde, altında, içinde, üstünde, aşağı, burada gibi yer belirten kelimeleri ve edatları kullanabilirler. 5-6 yaşlarındaki çocuklar, altı-sekiz sözcükten oluşan cümleler kurarlarken, 6-7 yaşındaki çocukların konuşmaları yetişkinlerin konuşmalarına benzemektedir. () 1. Agulama süreci (Ağlama evresi (0-2 ay)-Babıldama evresi (3-5 ay)-Çağıldama- Heceleme evresi (6-12 ay)) 2. Tek sözcük evresi 3. Telgrafik konuşma ay 4. İlk gramer süreci aşamalarından oluşur. (24-60 ay/ 2-5 yaş) DİL GELİŞİM DÖNEMLERİ

49 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Öğrenme ve Olgunlaşma Genel olarak olgunlaşma ve öğrenmeyle ilgili öğeler, ço­cuğun ilk dil gelişiminde önemli rol oynarlar. Çocuğun dili akıcı bir şekilde kullanabilir bir hale gelmesi için bir olgunluk düzeyine gelmesi ve nitelikli bir öğrenme sürecinden geçmesi gerekir. Sosyo-Ekonomik Durum Çeşitli araştırmalar, yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerden gelen çocukların, fakir ailelere kıyasla, cümle uzunluğu, soru sayısı, ke­lime haznesi bakımından daha üstün olduklarını göstermiştir. Bu fark kısmen, daha yüksek bir zeka seviyesine bağlanabilirse de, eşit zekaya sahip çocuklarda bile, yüksek sosyo-ekonomik gruplardan gelen çocuk­ların daha elverişli ortamlarda yetiştikleri söylenebilir. Ana-babasıyla daha uzun süre birlikte olan çocuk düzgün konuşur. Sosyo- ekonomik düzeyi daha yüksek olan aileler iyi konuşmaya daha çok önem verdikle­rinden çocuklarına daha iyi model olurlar ve çocuklarının çabuk ve düz­gün konuşabilmesi için çaba harcarlar.

50 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Konuşmaya Teşvik Kendileriyle konuşulan ve ilgi gösterilen çocuklar, konuşmak için cesaretlendirilirler. Okulöncesi çocuğa kitap okunduğunda, TV seyret­mesine izin verildiğinde ve oyun guruplarına sokulduğunda konuşmak için daha çok cesaretlenmektedir. Çocuk söylediği sözcük anlaşılmadığı ya da komik görülüp gülündüğü zaman konuşma cesareti kırılır. Bu yüzden çocukların konuşmada yaptıkları hatalara gülmemek, onlarla alay edilmesini önlemek gerekir. Cinsiyet Bazı araştırmalar, ilk dil gelişiminde konuşma miktarı, konuşmada kullanılan kelime çeşidi, cümlenin gramer yönünden doğruluğu gibi konularda kızların erkeklerden ilerde olduklarını göstermiştir. Erkek çocuklar her zaman kızlara göre daha geride kalırlar. Onların cümleleri daha kısa ve daha çok yanlışlı, sözcük dağarcıkları ise daha kısırdır.

51 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Aile İlişkileri Bakımevlerinde büyüyen çocuklar, aile içinde büyüyen çocuklara inanla daha çok ağlarlar takat daha az hecelerler. Bu çocukların konuş­mayı daha geç öğrenmeleri, göstermiştir ki, sıkı kişisel ilişkiler dil geli­şiminde önemli bir etkendir. Aile bireyleri (özellikle anne) ile çocuk arasındaki sağlıklı ilişkiler dil gelişimini oldukça etkiler. Ailenin genişliği de önemlidir. Ailede tek olan çocuk daha çabuk, iyi ve düzgün konuşma olanağına sahiptir. Çünkü tek çocuk ailenin ilgi merkezidir, bu yüzden çocukla konuşmak için aile yeterince zaman ayırır.

52 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER İki Dillilik İki ayrı dilin konuşulduğu ortamlarda yaşayan ya da iki dil öğrenmek zorunda kalan çocuklar başlangıçta tek dili öğrenen çocuğa göre daha yavaş bir gelişim gösterirler. Küçük çocukların yabancı dilin ses ve duyuş özelliklerine karşı çok keskin bir kulakları olduğu, daha ileri yaşlarda ise çocukların ve büyüklerin dil öğrenirken daha çok dilbilgisi, kavram ve anlam üstünde durdukları ve bu nedenle ikinci bir dilin öğrenilmesinde küçük çocukların daha üstün bir durumda oldukları ileri sürülmektedir.

53 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER İkiz olma İkizlerin iki-beş yaşları arasında, tek çocuklardan daha yavaş bir dil gelişimi gösterdikleri Davis (1937) tarafından ortaya konmuştur, ikizlerin, birbirleriyle daha az kelime kullanarak anlaştıkları görülmüştür. Aynı şeyleri anlatmak için daha çok kelime kullanmaları gerekirken, kendi aralarında el-kol işaretleri, jestler, tek kelimelerden kurulu cümleler, mırıldanmalar ve benzeri eylemler normal konuşmalarda yer alan kelime ve cümlelerin yerini kolayca alarak ikizlerin konuşmasını geciktirmektedir.

54 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Sağlık Şiddetli ve uzun süreli hastalıklar çocuğun konuşmasını, bir ya da iki yıl geciktirebilir. Hastalık nedeniyle başkalarıyla iletişiminin kısıt­lanması da konuşmanın gecikmesine neden olabilir. Ayrıca böyle du­rumlarda, çocuk konuşmaya daha az teşvik edilerek, her istediği hemen yapılır. Böylece bir süre sonra daha bir şey söylemeden istediklerinin yapıldığını gören çocuk, konuşma ihtiyacı duymadığı için akranlarından geri kalabilir, Dil, dudak ve çene yapısındaki yapısal problemler de dil gelişimini olumsuz etkiler. 21

55 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Zeka Çeşitli araştırmacılar tarafından, dil yeteneği ile zihin yeteneği ara­sında doğrusal bir ilişkinin olduğu kabul edilmektedir. Ancak, çocuk dili iyi bildiği için mi zeka düzeyi yüksek çıkmaktadır, yoksa zeka düzeyi yüksek olduğu için mi dili iyi bilmektedir sorusuna kesin bir cevap verilememektedir. Piaget ise bu sorunun cevabını "dil gelişiminin temelini bilişsel gelişim oluşturmaktadır" diyerek yanıtlamaktadır. Düşünmek ile konuşmak arasında çok sıkı bir ilişkinin bulunduğu; düşünmenin sessiz konuşmak, konuşmanın ise düşünceleri seslendirmek olduğu ileri sü­rülmektedir. Erken konuşan çocukların zekaca üstün oldukları ileri sü­rülmüştür. Gardner'ın çoklu zeka kuramında dil (sözel) zekası, bir çok boyuttan oluşan zekanın sadece bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu kurama göre tanımlanan sekiz zeka boyutundan biri olarak dil zekası gelişmiş kişile­rin tamamında diğer zeka boyutlarının da aynı düzeyde gelişmiş olaca­ğını söylemenin çok doğru olmayacağı vurgulanmaktadır.

56 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Oyun Çocuk için oyunun temel işlevi dünyaya uyum sağlamasını kolay­laştırmaktır. Çocuk gerçek dünyanın ne olduğunu onunla oynayarak anlar. İstemediği durumlarda oyun oynayarak başa çıkar. Dil, Kavram v.b. Gelişimlerinin temel taşlarını oyun yoluyla kurar. Çeşitli toplumsal rolleri oyun yoluyla dener. Gerçek dünyada her zaman hazır bulamadığı uyarıcıları oyun yoluyla bulur.

57 DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER MEVLANA TARAFINDAN AKTARILAN BİR ALINTI Dilci ile Dümenci Gramer üstadı güverteye çıkıp, -Gramer bilir misin sen ey dümenci? demiş. Ne desin garip dümenci, -Bilmem üstadım, yanıtını vermiş. Banım üzerine bizim bilgin: -Eyvah! demiş kibirli, -Gitti ömrünün yarısı! İçerlemiş bu söze dümenci, ama belli etmemiş. Az sonra bir fırtına patlamış, bir fırtına ki, Ne direk kalmış gemide, ne de yelken. Dümenci koşup üstada sormuş: -Muhterem, yüzme bilir misin sen ? Bilgin, şaşkın: -Yok, demiş, Suyun üstünde bile duramam! - Eyvah, demiş dümenci, Gitti ömrünün tamamı!

58 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ KONUŞMA GECİKMESİ NEDENLERİNDEN BAZILARI: - İşitme kayıpları: (Doğuştan, kalıcı tipte işitme kayıpları olabileceği gibi orta kulakta sıvı birikmesi ile birlikte görülen geçici işitme kayıpları olabilir.) Kalıcı tip işitme kayıpları, işitme cihazı ya da koklear implant gibi yöntemler ile rehabilite edilmekte ve eğitim ve terapi ile konuşma ve dil gelişimi sağlanmaktadır. - Nörolojik hastalıklar: (Motor ve mental gelişim gerilikleri, Down Sendromu) Bu grupta yer alan çocuklar özel eğitim ve konuşma ve dil terapisi yardımına gerek duyarlar. - Otistik spektrum bozuklukları: Konuşma gecikmesi dışında başka alanlarda da problem dikkati çeker. Sosyalleşmede zorluk, çevre ile iletişim kurmak istememek, birlikte oyun oynayamamak gibi. - Dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye bağlı konuşma gecikmesi: Çok erken dönemde dikkat ile ilgili problemler tam olarak yanılanamasa bile konuşma gecikmesi nedeni ile çocuktaki sıkıntılar dikkati çeker. - Çevresel koşullar: Çevresel koşullara bağlı olarak, uyaran eksikliğinden kaynaklanan konuşma ve dil gecikmesi.

59 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ Konuşma Bozuklukları o Söyleyiş Bozuklukları ( Artikülâsyon Bozuklukları) - Atlama ( Sesin Düşürülmesi) - Yerine Koyma ( Sesin Değiştirilmesi) - Sesin Eklenmesi - Sesin Bozulması o Ses Bozuklukları - Ses Perdesi Bozuklukları - Ses Yüksekliği Bozuklukları - Ses Kalitesi Bozuklukları o Konuşma Akışındaki Bozukluklar - Acele-Karmaşık Konuşma - Kekemelik Konuşmanın niteliğini etkileyen olağan dışı aksaklıklar konuşma akışı bozukluğudur. Dil ve konuşma bozukluklarını aşağıdaki şekilde sınıflandırmak mümkündür; Dil Bozuklukları o Gecikmiş Dil o Söz Yitimi o Belirli Dil Yetersizlikleri Diğer Dil ve Konuşma Bozuklukları o Beyin Felci ile İlgili Dil ve Konuşma Bozuklukları o İşitme Bozukluğuna Bağlı Konuşma Bozuklukları o Yarık Damak ve Yarık Dudakla İlgili Konuşma Bozuklukları o Zekâ Geriliği, Öğrenme Bozukluğu ve Duygusal Problemlere Bağlı Dil Bozuklukları Diğer Dil ve Konuşma Bozuklukları o Beyin Felci ile İlgili Dil ve Konuşma Bozuklukları o İşitme Bozukluğuna Bağlı Konuşma Bozuklukları o Yarık Damak ve Yarık Dudakla İlgili Konuşma Bozuklukları o Zekâ Geriliği, Öğrenme Bozukluğu ve Duygusal Problemlere Bağlı Dil Bozuklukları Bilingualizm ve Yöresel Konuşmalara Bağlı Dil Bozuklukları Bilingualizm ve Yöresel Konuşmalara Bağlı Dil Bozuklukları

60 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Söyleyiş(Artikülâsyon) Bozuklukları Artikülâsyon, nefesin gırtlaktan çıktıktan sonra yutak, ağız ve burundan oluşan üçüncü ekip organlarında (Dil, damak, diş, dudak) konuşma dilimizin geleneksel seslerine dönüşüp biçimlenmesidir. Artikülâsyon teriminin yanı sıra boğumlama, eklemleme, telaffuz ya da oynaklama terimleri de kullanılır. Söyleyiş bozuklukları, konuşanın söyleyişinde değil, dinleyenin kulağındadır. Diğer bir değişle dinleyici, konuşma seslerini; yer değiştirmiş, atlanmış, eklemeler ve çarpıtmalar yapılmış gibi algılıyorsa söyleyiş bozukluğu var demektir. Konuşan kişi ses birimlerini (fonemleri) nasıl çıkarırsa çıkarsın, işitenlere yanlış gelmedikçe fonemler doğru söylenmiş sayılmaktadır. Artikülâsyon bozukluğu dört değişik türde görülür:

61 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Söyleyiş(Artikülâsyon) Bozuklukları  Atlama( Sesin Düşürülmesi) Atlama ( Omissions) yanlışlarında sözcüklerin yalnızca bir kısmı söylenir. “Araba” yerine “arba”, “Havlu” yerine “avlu”, “Saat” yerine “Sat” örneklerinde olduğu gibi bazı sesler düşürülmektedir.  Yerine Koyma (Sesin Değiştirilmesi) Sesin değiştirilmesi ( Substitutions) sık görülen artikülasyon bozukluklarındandır. Sözcük içinde çıkarılması güç gelen bir ses, çıkarılması kolay gelen bir sesle değiştirilir.”Çizgi” yerine “Çisgi”, “Para” yerine “Paya” gibi ses değişiklikleri görülür. Bazen de sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesi olabilir. “Kitap” yerine “Kipat” örneğinde olduğu gibi…  Sesin Eklenmesi ( Additions) Sözcüğün aslında bulunmayan başka seslerin eklenerek söylenmesidir. Genellikle birbiri ardına gelen iki ünsüzün arasına bir ünlü ekleyerek söylenmesi şeklinde görülür. “Saat” yerine “Sahat”, “Spor” yerine “Sipor”, “Recep” yerine “İrecep” gibi…

62 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Söyleyiş(Artikülâsyon) Bozuklukları  Sesin Bozulması ( Distortions) Sesin bozulması ( Çarpıtmalar) durumunda sesler tam doğru olmamakla birlikte gerçeğine yakındır. Ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak çıkarılır. “Gelir” yerine “Gelix”-“Geliy” ya da “Gelüm” gibi… Daha çok yöresel olarak çıkarılan sesler buna örnek teşkil eder.  Ses Bozuklukları ( Voice Disorders) İnsan sesinin üç özelliği vardır; ses perdesi, yüksekliği ve kalitesi. Bu üç özellikteki bozukluklar konuşan ve dinleyen için estetik açıdan rahatsız edicidir ve iletişime engel olur. Sesleme(fonasyon) bozuklukları özellikle erken çocukluk döneminde ve ilköğretim çağındaki çocuklarda sık rastlanan bir bozukluktur. Bunun temel nedeni de bu yaş grubu çocukların oyunda ve etkinlikler esnasında aşırı yüksek sesle konuşmaları ya da bağırmalarıdır.

63 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Söyleyiş(Artikülâsyon) Bozuklukları  Ses Perdesi Kişinin sesi perde bakımından yaşına ve cinsiyetine göre olması gerekenden daha alçak (pes) ya da yüksek (tiz) olursa toplumsal açıdan engellemelerle karşılaşır ve iletişimi zayıflar. Normal konuşmada yüksek ve alçak tonlar arasında yumuşak geçişler vardır. Bu Bperde geçişleri vurgulamayı sağlar ve konuşmayı monotonluktan kurtarır. Ses perdesi kırılmaları adölesan dönemde yaygındır. Sonraki yaşlarda devam etmesi iletişim sorunları yaratabilir.  Ses Yüksekliği Çok zayıf ya da fazla yumuşatılmış bir ses belli uzaklıktan ve gürültülü ortamlarda anlaşılmayı güçleştirir. Çok yüksek ses ise, özellikle hoş olmayan bir ses niteliği varsa, dinleyici açısından rahatsız edici olmaktadır.  Ses Kalitesi / Tonu Ses kalitesini tanımlamada genizsizlik (nazality) ve boğukluk (hoarseness) özellikleri dikkate alınır. Genizsizlik, burun boşluğundan geçen havanın miktarı ve tınlama (rezonans) için burun boşluğunun ne ölçüde kullanıldığıyla ilgilidir. Bir kişinin sesinin kronik şekilde boğuk olması ciddi larynx (gırtlak) sorunu olduğuna işaret etmektedir. Kronik boğuk sesli kişi bir uzmana gösterilmelidir.

64 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Konuşma Akışındaki Bozukluklar Bir konuşmanın akışı, süre, hız, ritim ve akıcılık içerir. Konuşma akışında duraksamalar konuşmacının anlaşılmasını güçleştirir. Bu durum dikkati çekecek kadar sık ve yaygın olduğunda bozukluk olarak kabul edilir.  Acele-karmaşık konuşma Çoğunlukla kekemelik ile karıştırılan bu durum, aşırı konuşma hızı ile birlikte düzensiz cümle yapısını, söyleyiş problemlerini içerdiği gibi kekemeliğin problemi olan konuşmaya başlama güçlüğünü de içerir. Acele-karmaşık konuşanlar hızlı ve düzensiz söyleyiş biçimleri nedeniyle söylemek istediklerini anlatamazlar. Kekemelerin aksine bozukluklarının farkında değildir. Konuşabilirler ve nadiren kekelerler.  Söyleyiş(Artikülâsyon) Bozuklukları

65 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Söyleyiş(Artikülâsyon) Bozuklukları  Kekemelik( Ritim Bozukluğu) Konuşma özürleri arasında en eskiden bilinenidir. Kekemelik, konuşmanın akıcılığı ve ritmi ile ilgili bir iletişim bozukluğudur. Konuşmada uygun olmayan duraklamalar ve tekrarlar konuşmanın doğal akışını etkiler. Kekemelik, kişinin konuşmaya başlayamama, duraklama, bazı sesleri uzatma, tekrar etme, bazı vücut hareketleriyle (Sık tekrarlanan el-kol hareketleri, mimikler) konuşmanın sapma göstermesi şeklinde görülür. Kekemeliğin nedenleri hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Kekemeliğin nedenleri konusunda ileri sürülen görüşler oldukça değişik ve çoktur. Kekemelik öğrenilmiş bir davranış olabilir, bir kişilik bozukluğu olabilir, bir direnme belirtisi olabilir, organik bir bozukluk olabilir. Kekeleyen çocuk, karşısındakiler tarafından anlaşılamadığında, söylemek istediklerini kekelemekten dolayı söyleyemediklerinde sinirlenip saldırganlaşabilir ya da içe kapanabilir. Kekemeliğin, konuşma terapistleri veya ilgili eğitimciler tarafından tedavi edilmeden, kendiliğinden kaybolduğu görülebilir.

66 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Dil Bozuklukları Kimi insanlar düşüncelerini sözcüklerle anlatamadıkları için ya da duyduklarından anlam çıkaramadıkları için sözlü iletişimde zorluk çekerler. Bu kişiler, dil sembollerinin kullanımında sorunu olan kişilerdir. Bir insanın yeterli söyleyişi, sesi ve konuşma akışı olabilir; ancak konuşması anlamlı olmayabilir. Sesleri, sözcükleri, heceleri rasgele ve anlamsız bir düzende bir araya getirir, dil sembollerini uygun şekilde kullanamaz. Bu kişilerin dil bozuklukları vardır.

67 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Dil Bozuklukları  Gecikmiş Konuşma Çocuklar yaşıtlarıyla kıyaslandığında beklenen zamanda dillerini geliştiremezlerse, anlama ve anlatmada güçlükleri varsa, bu durum gecikmiş konuşmadır. Aslında gecikmiş konuşma, çoğu zaman çocuğun bebeklik döneminde geçirmesi gereken konuşma gelişim aşamalarından birine takılıp kalması veya o aşamalardan birine dönüş yapması durumudur. Gecikmiş konuşma problemi olan çocuklarda bazı belirtiler görülür. Bazılarında cümle kurmada güçlük ve gecikmeler olur. Anlatmak istediklerini sözel yolla aktarmak yerine vücut hareketleriyle (Parmakla gösterme, fırlatma, vurma vb.) anlatmayı tercih ederler. Çıkardıkları sesler dinleyen tarafından anlamsız bulunur. Gecikmiş konuşma problemi olan çocuklar başkalarının konuşmalarına ilgi duymazlar ve dinlemezler. Bazıları toplumdan uzak durma eğilimi gösterirler. Duvarlara vücudunu sürtmek, bir başkasının elini tutmak, sıkmak gibi hareketler de gözlenebilir.

68 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Dil Bozuklukları  Söz Yitimi (Aphasia): Bireyde zekâ geriliği, bellek bozukluğu, işitme özrü ve konuşma organlarında bozukluk olmadığı halde konuşma işlevinin yerine getirilmemesi durumudur. Bir beyin hasarı sonucu oluşan fonksiyonel bir bozukluktur. Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybıdır. Genelde afazi (söz yitimi/aphasia) birden ortaya çıkar, ancak beyin tümörü gibi yavaş ilerleyen hasarlarda ise zamanla oluşabilir. Afazili çocuklar şaşkındır ve duygusal yönden tutarsızlık gösterir. Yaygın sözleri hatırlayamaz ve basit komutlar dışındakileri anlayamaz. Afazi tanısı olan çocuklar bireyselleştirilmiş eğitim programından yararlandırılmalıdır. Ayrıca konuşma terapisi desteği alınmalıdır.  Belirli Dil Yetersizlikleri Herhangi bir beyin sarsıntısı geçirmediği halde dil becerilerinin, bilişsel ve sosyal becerilerinin gerisinde olması durumudur. Bu çocuklarda toplumsal uyumda bir problem ya da zihinsel bir yetersizlik olmayabilir. Fakat dili etkin olarak konuşamamaktadırlar. Bu durum konjenital söz yitimi veya gelişimsel söz yitimi olarak adlandırılır. Çoğunlukla beyin fonksiyonlarındaki eksiklikten meydana gelir ve bir çeşit öğrenim yeteneksizliği sayılabilir.

69 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Diğer Konuşma Bozuklukları  Beyin Felci İle İlgili Dil ve Konuşma Bozuklukları Beyindeki herhangi bir zedelenme nedeniyle zayıflık ve felç içeren bir durumdur. Beyin felci problemi olan çocuklar için konuşma ve dilin kazanımı oldukça zordur. Çoğunda algısal motor ve bilişsel yetersizlik bulunur. Kas gücü ve koordinasyonları da zayıftır. Bu nedenle zihinsel olarak normal gelişim gösterseler de kaslarını yeterince kullanamadıkları için sesleri çıkarmada zorluk çekerler. Beyin felçli çocukların hepsi aynı derecede zarar görmezler. Konuşma problemi, beyindeki zedelenmenin derecesi ve konuşma organlarını etkileme durumuna göre farklı derecelerde ortaya çıkabilir.  İşitme Bozukluğuna Bağlı Konuşma Bozuklukları İşitme organlarından herhangi birindeki, sesleri beyne taşıyan sinirlerdeki ya da beyinde işitmeyle ilgili bölgedeki herhangi bir motor yetersizlikten dolayı, bireyin sesleri duyamaması konuşma seslerinin öğrenilmesini de engeller. İşitmedeki kayıp ne kadar büyük olursa konuşmadaki sorun da o kadar büyüktür. İşitme yeteneğini tamamen kaybetmemiş olanlar eğitim ve işitme cihazı kullanımının da etkisiyle konuşabilmektedirler. Ancak normal işiten yaşıtı çocuklarla karşılaştırılacak olursa konuşmasında bozukluklar görülebilmektedir.

70 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Diğer Konuşma Bozuklukları  Yarık Damak Ve Yarık Dudakla İlgili Konuşma Bozuklukları Yarık damak ( kurtağzı), ağız boşluğunun üst kısmında açıklık olması durumudur, Yarık dudak ise ( Tavşan dudak) üst dudakta tek ya da iki yanlı yarıklık olması durumudur. Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte annenin hamilelikteki sağlık durumu, beslenme bozukluğu ile fetüsün üzerinde rahim içi baskıların oluşmasının etkili olduğu düşünülmektedir. Yarıklar cerrahi yolla düzeltilebilir ya da yapay olarak kapatılabilir. Tıbbi müdahale sonrası süreçte ise konuşma eğitimine başlanmalıdır. Ancak dudak ve damaktaki bu kusurların tedaviden sonra konuşmanın ne ölçüde düzelebileceği belirlenemez.

71 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Zekâ Geriliği, Öğrenme Bozukluğu Ve Duygusal Problemlere Bağlı Dil Bozuklukları Zekâ geriliği olan çocuklarda ve duygusal problemi olan çocuklarda her türlü dil bozuklukları daha sık görülmektedir. Yaygın olarak da “Gecikmiş Dil” görülmektedir. Zekâ geriliğinden kaynaklanan algılama bozukluklarından dolayı dili diğer çocuklara nazaran daha geç öğrenirler, telaffuzda zorlanırlar ve anlatmak istediklerini ifade edemezler. Altı yaşına gelen çocuklar artık bir eğitim alabilecek zihinsel gelişim düzeyine gelirler. Öğrenme bozukluğu olan çocuklarda ise henüz bu hazırlık söz konusu değildir.

72 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Zekâ Geriliği, Öğrenme Bozukluğu Ve Duygusal Problemlere Bağlı Dil Bozuklukları Zekâsı, görmesi, işitmesi yeterli olmasına rağmen okuma öğreniminde başarısızdırlar. Bu durum merkezi sinir sistemindeki bir bozukluktan kaynaklanır. En belirgin özelliği harflerin ve kelimelerin karıştırılması ve tersten algılanmasıdır. Disleksili çocuklarda sık karşılaşılan özellikler; b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 sayılarını ters algılama, “ne” yi “en”, 3’ü E,32 yi 23 olarak algılama, okurken kelimeleri atlama, yön ve zaman kavramlarında zorlanma, gecikmiş ya da yetersiz konuşma, konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk, okunmayan el yazısı sıralanabilir. Disleksi Disleksi olarak adlandırılan öğrenme bozukluğunda çocuklar, öğrenmeye yardım eden zihinsel organizasyon bakımından yeterli değildir. Dislekside konuşmada bir engel olmadığı halde sesli ve sessiz okumada ve anlamada görülen bir bozukluk söz konusudur.

73 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Diğer Konuşma Bozuklukları  Bilingualizm ve Yöresel Konuşmalara Bağlı Dil Bozuklukları İki lisanlılık ( Bilingualizm), iki lisana aynı zamanda maruz kalmayı ifade eder. İki dilin konuşulduğu ev ortamı, her iki dilin konuşmaya başlangıcında geçici gecikmeye neden olur. Fakat çocuklar genellikle 5 yaşından önce iki dili de ustaca konuşabilirler. Ayrıca yöresel dil kullanımları ve şive farklılıkları da çocukların dili yanlış öğrenmelerine, telaffuz zorlukları yaşamalarına neden olmaktadır. Yöresel konuşmalarda bir çeşit bilingualizm sayılabilir.

74  Konuşma organlarının yapı bozuklukları ( Dudak ve damak yarıklığı, işitme düzeneği sorunları, ağız ve gırtlak yapısındaki bozukluklar, dişlerdeki yapı bozuklukları vb.)  Merkezi sinir sistemi bozuklukları ( Beyin felci, öğrenme güçlüğü, söz yitimi vb.)  Nörolojik bozukluklar (parkinson hastalığı, serebral palsi, spina bifida vb.)  Duyusal yetersizlik ( İşitme kaybı, görme kaybı )  Olumsuz çevre etmenleri ve taklit  Güdüleme, uyarım ve teşvik eksikliği  Travmalar  Bilişsel bozukluklar ( Zekâ geriliği, down sendromu vb.)  Duygusal-sosyal-psikolojik problemler ve ilgisizlik (Ciddi duygusal sosyal problemi olan anne-baba ya da çocuk, utangaçlık, dikkat çekme isteği, otizm vb.)  Bilingualizm (İki lisanlılık) DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Dil ve konuşma problemleri birçok nedenden dolayı görülebilir. Bu nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

75 Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların aile bireyleri, öğretmeni ve çevresindeki diğer bireyler onunla konuşurken dikkatle dinlemeli, göz teması kurmalıdır. Fakat bakışlarına endişeli ve gerilimli bir ifade yüklememeye çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki aile bireylerinin ve öğretmenin bazı davranışları ona zarar verebilir.  Acımak, merhamet göstermek  Endişeli bakışlar  Konuşmasındaki problemden dolayı cezalandırma tehdidinde bulunmak ve suçlamak  Akıcı konuştuğu bölümlerden çok problemli olan konuşması üzerinde durmak  Akıcı olmayan konuşmayı kesmesini söylemek  Konuşmaya başlamadan önce durup derin nefes almasını söylemek  Durup tekrar başlamasını istemek  Konuşmaya başlamadan önce düşünmesini önermek  Zorlandığı kelimeleri kullanmamasını önermek  Onun yerine cevap vermek ya da takıldığı yerleri tamamlamak  “Hayır, dur yapamazsın” gibi ifadeleri sık kullanmak  Onun yaşı ve olgunluk düzeyine uygun olmayan beklentiler içinde olmak çocuğa zarar veren davranışlardan bazılarıdır. DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Aile ve Öğretmen Nasıl Yaklaşmalı:

76 DİL ve KONUŞMA PROPLEMLERİ  Aile ve Öğretmen Nasıl Yaklaşmalı: Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların normal çocuklarla aynı eğitimi aldıkları okullarda, bu öğrenciler arkadaşları tarafından merak konusu olacaktır. Çıkabilecek uyum sorunlarını ortadan kaldırabilmek ve diğer öğrencilerin yeni duruma eşlik edebilmelerini ağlamak amacıyla, öğrencilerin merakları doğru ve gerçekçi bilgilerle giderilmelidir. Okulda ve sınıfta düzenlenecek olan sosyal ve kültürel etkinliklere yetenekleri ve performansı ölçüsünde katılmalarına, sorumluluk almalarına özen gösterilmelidir. Bu öğrenciler sınıf mevcudu en az olan sınıflara yerleştirilmeli, öğretmenin konuşmasını en iyi duyabileceği ve öğretmeni en iyi görebileceği yere oturması sağlanmalıdır.


"DİL GELİŞİMİ. Konfüçyus’a sordular: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?” Büyük filozof, şöyle cevap verdi: "Hiç kuşkusuz." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları