Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

MÜZİK PERFORMANS ÖDEVİ. TELLİ ÇALGILAR Gitarın ilk atası Orta Asya'da yapılmış olan uddur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asya'dan göç edip Avrupa'ya.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "MÜZİK PERFORMANS ÖDEVİ. TELLİ ÇALGILAR Gitarın ilk atası Orta Asya'da yapılmış olan uddur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asya'dan göç edip Avrupa'ya."— Sunum transkripti:

1 MÜZİK PERFORMANS ÖDEVİ

2 TELLİ ÇALGILAR

3

4 Gitarın ilk atası Orta Asya'da yapılmış olan uddur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asya'dan göç edip Avrupa'ya giden Orta Doğu Türkleri udu değiştirip başka bir hal almasına neden olmuştur. Gitarın ilk örnekleri İspanya'da ve parmakla çalınırdı.Daha sonra gitara 5 tel takıldı, daha önce sayısı az olan perdeler 10'a çıkarıldı. Teller pesten tize doru "la-re-sol-si-mi" olarak akortlanmaya başlandı. 18.yy'ın sonlarına doğru pes tarafa kalın bir "mi teli" daha eklenerek tel sayısı 6 ya çıkarıldı.

5 1-Akustik Gitar 2-Elektro Gitar 3-Bas Gitar 4-7 Telli Gitar

6  Görünüş itibariyle klasik gitarı andıran akustik gitarın gövdesi klasik gitardan biraz daha şişman ve basıktır. Daha dar bir sapa ve çelikten yapılmış tellere sahip olması klasik gitarla arasındaki en büyük farktır. Tellerin çelikten olması akustik gitarın klasik gitardan daha basınçlı gergin bir sapa sahip olmasının nedenidir. Bundan dolayı akustik gitar biraz daha sağlam kasaya sahiptir klasik gitardan ağırdır ve tuşe yapısı daha farklıdır.

7  Katı ve oyulmamış gövdeye sahip olan elektro gitarda tellerden gelen ses manyetikler tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülüp yükselticiye yollanır. Genellikle pena ile çalınır. Manyetiklerin titreşimi algılayabilmesi için çelik tel kullanılır.  Elektrogitar çok basit bir tanımla tellerin titreşimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde elektriğe çeviren ve böylece amfiye bağlandığında yüksek miktarda ses alınabilen gitardır. Diğer gitarlar gibi elektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Bu arada bazı elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedir. Gitarda gövde, manyetikleri, sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun bağlandığı bölümdür. Teller, köprü ad verilen metal bir donanm üstünden geçenek ya gövdeye doğrudan ya da köprünün kendisine bağlanmaktadır. Tellerin hemen altında, köprüyle sap arasında yer alan, tellerin mekanik titreşimini elektriğe çeviren manyetikler, gövdenin içine yerleştirilen elektronik sesi -ton kontrol devresine bağlıdır. Bu devre, manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde değişiklik yapmak için kullanılır. Ayrıca yine gövdedeki manyetik seçici anahtar, sesin rengini deştirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini sağlar. Gövdenin sapla birleştiği yerin alt taraf, sapın gövde içindeki perdelerine kolay ulaşılması için, içeri doğru oyuk olarak yapılabilir (Single Cutaway). Bazı gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalınırken en iyi dengeyi sağlayacak şekilde tasarlanır. Daha çok rock müzikte kullanılır, çoğu rockçı elektro gitar kullanır.

8 ÇÇalışma prensibi elektro gitara benzer. Fakat sesi normal gitarlardan 1 oktav kalındır. Portede bas gitar için Fa anahtarı kullanılır. Değişik çeşitlerde bas gitarlarda bulunmaktadır: 12 telli, 6 telli, 5 telli, perdesiz, kafasız.

9  Klasik 6 telli gitarlardan pek bir farkı yoktur.Ancak tek nihai fark en üstte bulunan E (mi) telinden sonra B (si) telinin konulmasıdır. Bu sayede gitarda boş tel dizilimi aşağıdan yukarıya E(ince mi) B (Si) G (Sol) D (Re) A (La) E (Kalın Mi) ve "kalın" B (Si) dir.  Yunan asıllı bir Çerkez olan gitar Luthier'i Yiannis Jurez Barilmeç ( Barilmeç gitar fabrikasının kurucusu) 1982 yılında 7 telli ilk gitarı piyasaya sürmüştür. Telif hakkını kısa bir süre geçmeden dünyaca ünlü gitarları üreten Ibanez firması almıştır ve şu an hala çoğu müzisyenin ilk tercihi olan ibanez RX 24 ve LB 99 modellerini üretmiştir.Yiannis J. Barilmeç 1985 yılında 8 telli ve 1986 yılında 9 telli gitarları da piyasa sürmüştür. Çalınış zorluğu nedeniyle fazla rağbet görmemiştir.Fakat dünya virtiözlerinden örnek vermek gerekirse, Guthrie govan, Robben Ford, Junior Jay Burfy, Joe satriani de dahil olmak üzere birçok ünlü müzisyenin vazgeçilmez ekipmanı haline gelmiştir. 8 ve 9 telli gitar modellerinde ünlü müzisyenlerin kullandığı modeller arasında Barilmeç JJ,Barilmeç Strat ve Barilmeç Lespal önde gelir.

10  Bağlama tarihi 2000 yıl öncesine dayanmaktadır. Orta Asya müzik geleneğinde önemli yeri olan telli sazlar grubundandır.Bu müzik aletinin atası ise kopuz adı verilen çalgıdır. Bağlama üç ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler tekne, göğüs ve sap olarak adlandırılırlar. Bağlama Türk Halk Müziğindeki en temel enstrümanlardan birisidir. İlk önce Orta Asyada benimsenmiş daha sonra ise Anadolu ve Rumelide benimsenmiştir. Yörelere göre bağlama çalım teknikleri farklılıklar arz edebilir. Bağlama dört ana düzende çalınır. Bunlar misket, müstezar, bağlama ve bozuk düzendir. Hüdayda ve bozlak düzeni gibi alt düzenlerde bulunmaktadır. Halk müziğinin en temel telli çalgılarından birisidir. Anadoluya özgü bir enstrümandır. Ama bugün Orta Asya ülkelerinde ve Balkanlara kadar uzanan birçok ülkede çalınan bir müzik aletidir.

11

12 BBanjo, Afrika kökenli telli bir çalgı türüdür. Banjo isminin Afrika’daki banjurdan geldiği iddia edilmektedir.Afrika’dan Amerika’ya köle olarak giden işçiler arasında yaygınlaşan bu çalgı, sonraları Avrupa müziğini de etkiledi. Amerikan halk müziğinde yaygın olarak kullanılır. Türk müziğindeki cümbüşe büyük bir benzerliği vardır. İlk banjolarda 4 tel bulunurken, bu sayı günümüzde 5 olmuştur.

13

14  Teneke bir tencereye telli bir sap bağlanmış gibi görünen ama bu haline rağmen insanın içine işleyen bir ses çıkarabilen enteresan çalgıdır. 12 teli vardır. Zeynel Abidin Bey isimli kişi tarafından yapılan ilk cümbüş 1930 yılında Atatürk’e dinletilmiştir ve söylendiğine göre ismini de bizzat Atatürk koymuştur.

15

16  Kânun”un bazı kaynaklara göre büyük Türk bilginlerinden FARABİ ( ) tarafından icat edildiği söylenmektedir, aynı kaynaklar FARABİ’nin “Kânun”üzerinde çeşitli değişiklikler yaptığını da öne sürmektedir. Ancak, antik çağda Mısır ve Sümerliler tarafından kullanıldığını gösteren bazı tarihi belgelerden başka eski bir Arap rivayetine göre de “Kânun”u, İbn-i Hallegan’ın icat ettiği ve bu bilginin Horasanlı Bermek ailesinden olup Musul’un Türklerle meskun İrbil şehrinde doğduğu söylenmektedir. Bir efsaneye göre de : Bir ağacın üzerinde ölen kuşun, ağacın dallarından aşağıya sarkan kurumuş bağırsaklarının rüzgarın etkisiyle çıkardığı seslerden esinlenerek “Kânun”un bulunduğu söylenir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde, “Kânun”un meşhur üstadlardan Ali Şah tarafından icat edildiğini ve Revanlı Mirza Haydar Bey ile Cağalazade Mustafa Bey’in “Kânun”hakkında bilgi sahibi olduklarını yazar. Albert Lavignac, Encyclopedi de la Musique et Dictionnarie du Conservatoire (Konservatuar Lugatı ve Müzik Ansiklopedisi)’da “Kânun”un Arap çalgısı olduğunu ileri sürer. Clement Huart, “Kânun”u Avusturyalıların Zither ve Macarların Cymbalum’undan daha küçük ve yatırılmış bir “Arp”olarak tanımlar. “Çeng” adındaki çalgının “Kânun”ile birlikte bulunduğu ve geliştiği genellikle kabul edilmiştir.

17  İsmi Yunanca “Kanon” (tek telli saz) olmasına rağmen Asya’da icat edildikten sonra Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmeleri ile “Kânun” Anadolu’ya getirilmiştir. Bu çalgıya “Kânun” isminin verilmiş olması bir bakıma Akustik kânunları ile ilgili bulunmasından ileri geldiği ihtimalini de hatıra getirmektedir. Kurt & Ursula Reinhard, (Paris 1968)’a göre: İslamın ilk devirlerinde “Kânun”, sesler sistemini göstermek için pedagojik bir amaçla kullanılmıştı. Yunanca kökenli “Kanon”, yani kural, kânun adı da buradan gelmektedir. Yakın Doğu da gördüğü ilginin sebebi de bu işlevde yatmaktadır. 15. asırda yaşamış bir Türk alimi olan Ahmet oğlu Şükrullah, IV. Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’in Şehzadelerinden İsa Çelebi’ye ithaf ettiği kitabında Eski Türklerin “Çalav” ismini verdikleri çalgıları hakkında geniş bilgi vardır. Ahmet oğlu Şükrullah bu kitabında yapılış ve çalınış tarzları ile birlikte bu çalgıları “Kamil Çalgılar” ve “Eksik Çalgılar” diye iki grupta incelemiştir. Eksik çalgılardan olduğunu bildirdiği “Kânun”hakkındaki bilgiye göre, o zaman ki “Kânun”un şekil ve tel düzeni bakımından bugünkü “Kânun”dan esaslı bir farkı olmadığı anlaşılıyor. ”Kânun”daki deri kısmından bahsetmediğine göre, mandal tertibatı gibi bu kısmında “Kânun”a sonradan ilave edildiğini düşünebiliriz.

18  Rauf Yekta’nın Türk Mûsikîsi adlı kitabında “Kânun”u anlatan bir bölümde şöyle denilmektedir: “Evvelce bu çalgıyı icra edenlerin ses perdesini az çok yükseltmek istedikleri telin üzerine bir parmak darbesinden başka başvuracakları bir çare yoktu, hem de az muvaffak olunan bu ameliyenin güçlüğüne çare bulmak üzere, bundan otuz sene evvel (kitabın yazılış tarihi:1913) her telin altına iki veya üç madeni parça (mandal)konulması düşünüldü; böylece kolayca kaldırılıp indirilen bu mandallarla istenilen perdenin tizliği veya pestliği elde edilmektedir. Mahmut Ragıp Gazimihal de mandal tertibatı hakkında şöyle demektedir:Asrın başlarında yarım perdeler için mandal sistemi yine İstanbul’da tatbik edilmiştir. Günümüzde ise her üçlü tel için 6 ile 15 mandal görülebilmektedir. “Kânun”, yukarıda bahsedilen mandal tertibatının bulunuşuna kadar çok güç olan şekliyle, sol elin baş parmağının tırnağı ile tellerin çeşitli yerlerine bastırıp perdeleri bulmak suretiyle çalınıyordu. ”Kânuni Hacı Arif Bey”( ) “Kânun”un mandalsız olarak çalındığı devrin en büyük “Kânun”virtüözü olarak bilinir. “Meragalı Abdülkadir”de (1350 ?-1435) İslam Mûsikîsi tarihinde, döneminde kullanılan çalgıların teknik özelliklerini en düzgün biçimde açıklayan kişidir. Abdülkadir, çalgıları bilimsel bir tasnife tabi tutmuş, yapım şekillerini, teknik özelliklerini, bazen akortlarına kadar anlatmıştır. “Kânun”hakkında şöyle demektedir: “Kânun”sazı “Mutlakat” grubuna dahil edilmiş olup şöyle tanıtılmıştır; teknesi ve göğsü üçgendir, sapı yoktur, telleri kiriştir ve üçer üçer akort edilir, yani her üç tel aynı sese çekilir, bir oktava sekiz mülayim ses gelecek şekilde düzenlenir.

19  Yukarıda da belirttiğim üzere “Kânun”için 20. asır başlarına kadar bağırsaktan yapılmış ve kiriş olarak adlandırılan teller kullanılıyordu. Bu kirişler, naylon tellerin daha dayanıklı olmaları ve daha güçlü ses vermeleri ayrıca çeşitli kalınlıklarda bol miktarda bulunması nedeniyle tamamen terkedilmiş ve yerini naylon tellere bırakmıştır. Bu tellerin bildiğimiz balık mesinaları ile hiçbir ilgisi olmayıp saf naylondan imal edilen cinsleri kullanılır. Büyük mûsikî bilgini Rauf Yekta yüzyılımızın ilk çeyreği ile ilgili olarak şöyle yazmıştı : “Daha evvel de gördüğümüz gibi, “Kânun”Türklerin eski çalgıları arasında yer alıyordu;bununla beraber bir zaman geldi ki (18. yüzyıl boyu) “Kânun”, Türklerce tamamen unutuldu. Şöyle ki: Türk Mûsikîsi’nin en parlak devri olan III. Selim’in saltanatı sırasında bu çalgıyı icra edene rastlanmıyor. II. Sultan Mahmud( )devrinde Şam’lı bir mûsikîşinas olan Ömer Efendi, “Kânun”u İstanbul’a getirmiş ve o zamandan beri bu çalgı, aralarında bilhassa Türk hanımlarının da yer aldığı birçok amatör icracı bulmuştur. “Henry George Farmer”ın (Turkish Musical Instruments in the fifteenth century) haklı olarak itiraz ettiği gibi, “Kânun”un 18. yüzyılda unutulduğu yahut ihmale uğradığı görüşü hayli tartışmalıdır. Çünkü G. Scottin’in yıllarında yaptığı, 1723’te de Bonanni’nin bir kopyasını yayımladığı “Kânun”çalan Türk kızı resmi ile, yıllarında İstanbul’da bulunan Toderini’nin oda mûsikîsi çalgıları arasında “Kânun”u da sayması Rauf Yekta’nın görüşlerini çürütmektedir. Üstelik Toderini “Kânun”un saraydaki kadınlarca da çalındığını söylemeyi de ihmal etmemiştir, demek ki, “Kânun”o dönemde bir piyasa çalgısı değildi.

20  Bir başka 18. yüzyıl yazarı Laborde, “Kânun”u konser çalgıları arasında saymıştır. Bir başka önemli belge veya resim de yılları arasında İstanbul ve İzmir’de bulunan İsviçreli ressam J. E. Liotard’ın çizdiği saz takımındaki “Kânun”lar bu çalgının 18. yüzyılda da kullanıldığını gösteren canlı bir belge niteliğindedir. Yine de, “Kânun”un yaygın bir çalgı olduğunu söylemek zordur, ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz : Ömer Efendi “Kânun”u İstanbul’a getirmiş değildir, O bu çalgının sevilip yayılmasına öncülük etmiş olabilir. Kânuni Ömer Efendi’den sonra Kânuni Hacı Arif Bey’in de bu çalgının yayılmasında çok büyük hizmetleri olmuştur. Hasan Ferit Alnar’ın izlediği yol da ilginçtir. “Kânun”sazında ilk gerçek virtüözümüz sayılması gereken Hasan Ferit Alnar ( ), henüz çok genç yaşında görülmedik, alışılmadık virtüözlükteki icralarıyla büyük beğeni toplamış ve daha yirmi yaşına gelmeden usta bir “Kânun” sanatçısı olarak sivrilmiştir. Ayrıca 1950’li yıllarda da ilk “Kânun” Konçertosunu bestelemiştir. Daha sonraki “Kânun”icracı ları arasında Nazım Bey, Ama Ali, Vecihe Daryal ve Ahmet Yatman’ı sayabiliriz.

21

22

23  Floransalı Bartolomeo Cristofori 1711 yılında "Piyano e forte" hem hafif hem kuvvetli çalınabilir adlı yeni bir müzik aleti icat etti.Bu çalgı üzerinde hem hafif seslerin hem de kuvvetli seslerin çıkartılması olanaklıydı.Bunun için adına italyanca "hafif ve kuvvetli" anlamına gelen "Piyano e forte" dendi.  Yeni bir icat sayılan piyanonun sesleri meşin kaplı küçük seslerin tuşlar aracılığıyla harekete geçirilerek tellere vurması ile elde ediliyordu.Aletin mekanizması sesler sayısında küçük çekiçler,o çekiçleri harekete geçiren manivelalar ve bir de tellerin titremesini durduran susturucu çuha bölümü bulunuyordu.   Piyanonun temelini oluşturan çekiç mekanizmasını Cristofori''den önce iki kişi tarafından icat edildiği öne sürülmüştür.Biri Marius adındaki Fransız klavsen yapımcısıydı.1716 yılında "clavecin a maillet" (çekiçli klavsen)adını taktığı dört mekanizma modelini Paris akademesinde sunmuştu.Marius''un klavsen aletine çekiçli mekanizmalı koymaktan amacı klavsende mızrap olarak kullanılan ve çabuk eskiyen tüy uçlarının değiştirilme zorluğunu ortadan kaldırmaktı.   Schroter adındaki Alman müzikçi ise yeni mekanizmanın mucidinin kendisi olduğunu söylemiştir.1721''de Dresten Sarayına gönderdiği iki piyano mekanizması modelinin pratikte değeri olmamakla birlikte tarihsel önemi vardır.  Almanya da Freiburg kentinde Silbermann adında birisi 1726''da iki piyano yaparak Cristofori''nin icat ettiği mekanizmayı kullanmaya başlamıştı.Silbermann her iki piyanoyu J.S.Bash''a gösterdiyse de Bach bunların ince seslerinin zayıfladığından ve tuşların sertliğinden şikayet etmiştir.Silbermann bu yolda ki çalışmalarını sürdürerek Bacn''ın övgülerini kazanmayı başarmıştı.

24  İlk piyanolar,biçim bakımından o zamanın klavikordlarına benzediğinden kuyrukluydu.Ünlü org yapımcısı Frederici,dört köşe piyanoyu icat etti.Zumpe adını taşıyan Alman klavikord yapımcısı Londra da dört köşe piyanoyu çok sayıda imal ederek İngiltere''ye yaydı.En eski Zumpe piyanosunun yapılış tarihi 1766''dır.   1762 yılında büyük Bach''ın oğlu Cristian Bach Londra''ya geldi.Klavsenci ustalar artık piyano yapmaya başlamışlardı.Bunların Backers adındaki Hollandalı usta,özellikle Cristofori''nin mekanizmasını geliştirerek(tuşun sonuna ayarlanabilen bir vida ekiyle)"ingiliz mekanizması"nı icat etti.Broadwood adında bir ingiliz ustası da bu mekanizmanın oluşmasında Backers''e yardım etmiş ve sonradan aynı sistemi Broadwood piyanolarında kullanmıştır.   1770 yılına kadar piyano için eser yazılmamasının nedeni piyano sesinin klavsene göre cılız ve tuşesinin sert oluşudur.Piyano için eser veren ilk besteci Muzio CELEMENTİ''dir.1773 de henüz on sekiz yaşındayken piyano için üç sonat yazmıştır.Böylelikle piyano çalma tekniğinin temelleri atılmış oldu.  Londra o tarihlerde piyano ve klavsen yapımında çok ileri düzeydeydi.Zumpe''nin dört köşe piyanolarından sonra Backers''in ve Broadwood''un piyanoları yayılmaya başlamıştı.Bir yandan da başkentte Kirkman ve Shudi klavseni en gelişkin durumuna getirmeyi başarmışlardı.Piyano ile bu soylu çalgı arasındaki rekabet C.Bach,Schroter ve Celementi''nin klavsen yerine piyanoyu kullanmaları,bu aletin yapımcılarını yüreklendirmişti.

25  Broadwood, tuşlar ve mekanizmaya bazı yenilikler getirerek, 1783''te piyano için iki pedal kullanılmaya başlanmış oldu.Pedallardan biri basıldığı zaman, teller üzerindeki ses söndürücü çuhalar tümüyle kalkıyor,öteki pedal kullanılırsa teller üzerine titremeyi azaltan bir kumaş parçası yapışıyordu.  Öte yandan Viyana da Stein adında bir yapımcı yeni bir mekanizma kullanarak piyano üretmeye başladı.1777''de Mozart bu piyanolardan birini görmüş ve öteki piyanolara olan üstünlüğünü babasına yazdığı mektupta belirtmişti.Sonun da Stain''in damadı Andreas Steicher mekanizmayı geliştirerek 1794''te Viyana piyanolarını yapmaya başladı.   Mozart, Anton Walter''in piyanolarını yeğliyordu.Haydn,Schanz piyanolarında çalışıyordu.Bu iki piyano yapımcısı hem Stein''ın kopyalarını yapmışlar hem de İngiliz dört köşe piyanolarına öykünmüşlerdir.  Paris''te İngiliz piyanoları piyasaya egemendi.1777 de Erard ilk köşe Fransız piyanosunu yapmayı başardı.Fıransız Devrimi yüzünden Erard Londra''ya kaçmıştı.1796 da yeniden Fransa''ya döndü.İcat ettiği mekanizmanın beratını 1794''te Londra da almıştı.Mekanizması,Stain''in geliştirdiği Alman mekanizmasını andırıyordu.Fakat Erard,daha çok çifte mekanizmalı arp aleti ile ilgilendiğinden piyano yapımına pek önem vermemiş ve xvııı. Yüzyıl İngiliz ve Viyana piyanolarının tekeli altında kapanmıştır.  Piyano yapımcılarını uzun uzun düşündürmüş olan bir başka sorunda,gergin tellere dayanabilecek kasnağın yapılmasıydı.Özellikle kalın tellerin gerginliği, kasnak üzerinde yüksek basınçlar doğurduğundan tahta yerine çelik kullanılması uygun görülmüş ve 1788''de ki piyanolardan başlayarak tellerin çelik kasnaklar üzerine gerilmesine geçilmişti.

26  1808 de Erard çift maşalı (douple echapement)mekanizmayı buldu.Piyano yapımcılığı tarihinde bir devrim sağlayan bu mekanizmayı yeğeni Pierre Erard geliştirerek 1821''de "tekerrürlü mekanizma"yı yaptı.Günümüzde ki kuyruklu piyanolarda kullanılan mekanizma böylelikle Pierre Erard tarafından 1821''de icat edilmiş oldu.  Tekerrürlü mekanizmanın icadı Hummel ve Lizst de dahil bir çok piyanistin piyanoya daha rağbet etmesine neden oldu.1830 yılında Thalberg özellikle bu piyanoların üstünlüğünü onayladı.Almanya''da Blüthner Paris''te Pleyel,Kriegelstein ve Herz, Londra''da Collard,Hopkinson,Ramsay and Kind ve Southwell,New York''da Steinway piyano fabrikaları hep tekerrürlü mekanizmayı bazı değişikliklerle kullanmaya başladılar.   Bundan sonra piyanonun değişik parçaları, ayrı ayrı incelenerek ve laboratuar da çalışılarak geliştirilmiş sonunda üstün nitelikli çalgılar yapılmıştır.  Modern piyanonun ses genişliği kalın la''dan ince do''ya kadar olmak üzere yedi oktav ve bir minör üçlüyü kapsamaktadır.Bununla birlikte, klasik piyano edebiyatını çalmaya altı buçuk oktav yetmektedir.  Tuşların sertliği sorunu üzerinde piyano fabrikaları çok durmuşlar ve bu sorunun çözülmesi için teknik açıdan çaba göstermişlerdir.Modern bir piyanonun tuşesi, piyanisti yoracak ölçüde sert olmamalı öte yandan parmakları dayanıksız ve zayıf bırakacak kadar da yumuşak olmamalıdır.  Özellikle Stainway piyanolarında bulunan ve sesleri uzatmaya yarayan üçüncü bir pedal, ilk olarak 1862 yılında Montal adında bir Fransız tarafından kullanılmıştır.Yararları belli sayıda eserin icrasında görüldüğü için, genelde piyano fabrikaları bu pedal yerine, piyanistlerin fazla gürültü yapmadan çalışabilmeleri amacıyla sesleri hafifleten özel bir üçüncü pedal kullanılmıştır.

27  Günümüzün gelişkin ve üstün kaliteli çalgıları sayesinde, eserlerin ifadesi açısından piyanist için kaynaklar artmıştır.Büyük konser salonlarının berrak ve dolgun sesli piyanoları fabrika laboratuarlarında ki teknisyenlerin yıllarca süren çabaları ve deneyimleri sonucudur.  Ancak, her endüstri, sanayi ve teknoloji ürününde olduğu gibi piyanoların da üretim sonrası kullanımdan bakımdan ve zaman içindeki ****l yorgunluğundan periyodik olarak bakımlarının ve onarımlarının zorunluluğu doğmaktadır.  Bir tarafta, bünyeden kaynaklanan bu bakım ve onarım zorunluluğu, diğer taraftan kullanma esnasında kullanıcının karşılaştığı güçlükler ve sorunlar ile kullanımdan dolayı da piyano üzerinde sorunlar oluşmaktadır.Örneğin, piyanistin tuşlara vuruş tekniğine uygun olmayan şekilde hareket etmesi beraberinde bazı sorunların doğmasına neden olmaktadır.Bunla, çekiç başlıkları keçelerinin kısa süre de aşınmasına, mekanizma içinde çok kullanılan çuhaların çabuk yıpranmasına, tuş ucu ayarlarının bozulmasına ve mekanizmanın tümünün aksamasına yol açabilir.  Diğer taraftan, periyodik olarak yılda en az bir kez yapılan akort ayarının çok kısa zamanda bozulmasına hatta tellerin kopmasına bile neden olabilir.   Yine piyano için gerekli uygun iklim ortamının kaybolması da beraberinde genel olarak mekanizmanın aksamasına ve özel olarak kullanılan malzemenin sıkışması ya da gevşemesine, dolayısıyla akordu da olumsuz olarak etkileyip piyanonun çalınışı sırasında olumsuzluklara neden olabilmektedir.

28

29  Org, ismini latince "Organum"dan alır, Türkçe'deki gerçek ismi ise Rumca'daki "Orğanôn" kelimesinden gelen "Erganun"dur. Orgda Ses, körükle verilen havanın tahta veya metal borulardan geçerken üflemeli çalgılarda olduğu gibi içerdeki hava sütunlarını titreştirmesiyle elde edilir. klavyeli ve pedallı bir enstrumandır. Değişik ses tonları ve notalar piyanoda olduğu gibi tuşlarla denetlenir. En çok bilinen türü kilise orgudur.   Enstruman, klavyedeki tuşlar basılı kaldığı sürece ses verir. Parmaklarla uygulanan kuvvetin sesin dinamik aralığını değiştirmediği enstruman buna rağmen tını ve ses yüksekliği açısından geniş bir aralığa sahiptir. Beş katlı bina yüksekliğinde orglar bulunmaktadır. Batı klasik müzik tarihinin en eski enstrumanlarından biri olan org, önceleri daha çok hristiyanlık ile bağlantılıydı.   İlk yapımı çok eski yüzyıllara uzanıp (M.Ö yıllarında) Mısır da Ktesibios adında birinin Pan Flavtası'nın çok büyüğünü su gücüyle çalıştırarak sesler elde ettiği ve böylelikle ilk su orgunu yaptığı söylenir. M.S. III. Yüzyıla doğru Hydraulis adını alan su orglarında kullaılan su basıncı; yerini hava basıncına bıraktı ve ardından “register” olarak adlandırılan ve ses özelliklerinin değişimini sağlayan düzen bulundu. 18.ci yya kadar üç tip org varlığını sürdürdü; Portatif Org, Pozitif Org, Büyük Org. Klasik org Avrupalı yapıcılar elinde gelişerek 13-14ncü yy sonlarında bugünkü biçimine ulaşmıştır. İlk olarak tiyatrolarda ve sirklerde kullanılan ve dindışı müzik çalgısı olan org; Roma İmparatorluğu döneminde bütün batı dünyasına yayıldı. 10ncu yydan başlayarak, çok sesli yapıtların çoğalmasıyla da birlikte dindışı müzik alanından kilise müziği alanına kaydı. Uzun süre kilise müziğinde kullanılan bu çalgı, sonraları dindışı müziğin de en yetkin çalgıları içinde yer almıştır. Kilise orgcusu olarak çalışan büyük besteciler sayesinde, org için çok güzel yapıtlar oluşturulmuş, sayıları binleri aşan bir org dağarı doğmuştur. Laurens Hammond' un elektrikli orgu yapmasıyla, en kullanışlı biçimine ulaşmıştır. İlk kez 1934'te ABD’de yapılan elektronik orgda borular ve hava mekanizması bulunmaz; sesler elektronik olarak üretilir.

30

31  Akordeon'un ilkel şeklinin 1822'de Berlin'de Christian Friedrich Ludwig Buschmann tarafından icat edildiğine inanılır. Ama yakın zamanda akordeon olarak adlandırılabilecek bir enstrümanın 1816'da veya daha önceki bir tarihte Nürnbergli Friedrich Lohner tarafından kullanıldığı saptanmıştır.[3]   Akordeon ismine ilk patent ise 1839'da, Viyanalı org ve piyano yapımcısı Cyrillus Demian tarafından günümüzdeki akerdeona çok da benzemeyen tek klavyeli küçük bir çalgı alındı. Kısa sürede, birçok firma bu yenin çalgının üretimine girişti. "Diyatonik akordeon" denilen ve diyezli ya da bemollü sesleri veremeyen bu çalgı, köylere kadar yayıldı. 1880'de,iki klavyeli kromatik akordeon gerçekleştirildi. Diyezli ve bemollü sesleri de verebilen bu yeni akordeon, kısa sürede çok tutundu. 1940'da daha da gelişti ve konser akordeon adını aldı. George Auric ve Jean Françaix gibi besteciler bu çalgı için birçok parça besteledi.

32

33  Soylu bir ladinle, akçaağacın birlikteliğinden doğan olağanüstü bir çalgının öyküsü Muhtemelen en tanınmış orkestra çalgısı olan keman, bir yayla çalınan telli bir enstrümandır. Keman ailesinin en geniş aralıklı sesine sahip olan üyesi olan kemanın yanında bu ailenin diğer üyeleri, viola, çello ve kontrbasdır. Keman bir kaç ana parçadan oluşur. Ön kısım, omurga, boyun, perdeler, akort anahtarları, gövde, köprü, kuyruk ve F- delikleri. Üst, göbek veya ses tahtası olarak da anılan ön kısım genelde iyi kurutulmuş ladin, arkatarafı ise akağaçtan yapılır. Keman imal edilirken, ön, arka kısımlar ve omurga, boş bir kutu oluşturacak şekilde birleştirilir. Kuyruğa bağlanan dört tel köprünün üzerinden geçip, perdelerden uzanıp, akort anahtarlarına bağlanır. Anahtarla vasıtasıyla akort edilir ve elin perdelere basılması ile değişik sesler ve tonlar elde edilebilir. Müzisyen, tellerin üzerinde yayı doğru açıyla sürtünce ses elde edilir. Bu yay, pernambuco ’dan yapılıp, 75 santim uzunluğundadır ve telleri at kılındandır. Kemanın en önemli özellikleri, sahip olduğu ses aralığı ve hem lirik hem de hızlı ve parlak kullanıma elverişli olmasıdır. Kemancılar aşağıdaki teknikleri kullanarak özel sesler de elde ederler: pizzicato (telleri çekerek), tremelo (yayı hızlı hızlı telin üzernde hareket ettirmek), sul ponticello (yayı köprüye çok yakın sürterek ince bir ses elde etme), collegno (yayın teli yerine ahşap kısmını kulanarak) ve glissando (yayların üzerinde parmakları gezdirmekle çıkan ses).Müzisyen

34  Kemanın ilk olarak 1500 lerde İtalya da ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Lira da Braccio ve “fiddle” adlı iki enstrümandan türemiş olduğu sanılmaktadır. Keman yapım sanatı 17. ve 18. yy larda, Antonio Stradivari, Guiseppe Guarneri ve Jacob Stainer gibi ustalarla başlamıştır. O zamanki kemanların bugüne göre, boyunları daha kısa, perde bölgesi daha kısa ve köprüleri daha düzdü. Keman klasik eserlerde ilk kullanılmaya başlandığı zaman, alt sosyal seviyede bir alet olarak görünmüştür. Ancak, Claudio Monteverdi’nin Orfeo’su gibi eserler ve “24 violons du roi” gibi topluluklarla bu statüsü de yükselmeye başlamıştır. Bu tırmanma barok dönemde de, Antonio Vivaldi, J.S.Bach ve Georg Philip Telemann gibi bestecilerle devam etmiştir. Solo konçerto, sonat ve süit gibi müzik janrlarında, keman en önde giden eleman olmuştur. Ancak keman virtüözleri ilk olarak 19.yy da ortaya çıkmıştır. Giovanni Viotti, Isaac Stern, Mischa Elman ve Nathan Milstein, David Oistrach, Pinhas Zuckerman, Jacha Heifeltz bu konuda ün yapmış isimlerden bazılarıdır.

35

36  Viyolonsel olarak da bilinen çello, keman ailesinin üyesi olan bir yaylı çalgıdır. Kemandakine benzeyen bir yayla çalınır. Keman şeklinde olmakla beraber daha büyüktür. Yaklaşık 1.20 m uzunlukta ve en geniş yerinde 40 cm civarında olan çello bu boyutları yüzünden oturarak çalınır. Yere dayanan bir çubuk üzerinde duran çello müzisyenin bacakları arasına alınıp bir yayla çalınır. Keman gibi dört yay sahiptir ve müzisyenin ellerinin perdeler üzerinde gezmesiyle değişik tonlar elde edilir. Bu yüzden çello’nun ses genişliği 4 oktavdan fazladır. Rostropoviç, Pablo Cassals, Jacquelin de Pera, Misch Maisky, William Lloyd Weber ünlü violonsel solistleri arasındadır.

37  Günümüze kadar da kalabilen bazı çellolar 1560 larda, İtalyan imalatçı Andrea Amati tarafından yapılmışlardır. 18. yy sonlarına kadar çello ön planda olan bir enstrüman değildi ve müzikteki bas sesi vererek parçadaki boşlukları doldururdu. Ancak, barok döneminde, Antonia Vivaldi ve Luigi Boccherini gibi besteciler yalnızca çello için suitler yazdılar. 19.yy gelindiğinde çello için konçerto ve benzeri eserler Johannes Brahms ve Antonin Dvorak gibi isimler tarafından yazılmışlardı. 20. yy da da Sergei Prokofiev ve Dmitri Shostakovich gibi besteciler çello’nun olanaklarını keşfedip bir solo enstrüman olarak geliştirdiler.

38

39 ÇÇift bas (yaylı bas veya bas keman veya kontrbas ) olarak tanınan bu enstrüman, keman ailesinin en büyük ve en pes sesleri veren üyesidir. Genelde 1,80 m boyunda olup 4 teli vardır. Bazılarında bir telin uzatılıp tonu tizleştiren bir düzenek vardır. Ses çıkarmak için müzisyen bir eliyle perdelerde dolaşırken diğeriyle telleri çeker veya üzerinde yay gezdirir. Bottesini bu saz için görkemli konçertolar bestelemiştir

40 33 telli baslar 18. ve 19. yy da çok yaygındılar ve bugün de Doğu Avrupa halk müziğinde kullanılmaktadırlar. 19.yy gelene kadar bası çalmanın tek yolu dışa eğimli bir yaydı. Daha sonraları müzisyenler telleri çekmeyi ve içe dönük yayla da ses çıkartmayı keşfettiler. Baslar orkestra ve oda müziklerinde kullanılagelmiştir. Bugün de jazz ve diğer popüler müzik türlerinde önemli bir ritm aletidir.

41

42  Bilinen en eski yaylı enstruman olan rebap (Arapça rababah) Avrupa’ya, 9. yüzyılda Bizans üzerinden (lyra adıyla) ve MS 11. yüzyılda Müslüman Arapların kontrolü altında olduğu dönemde İspanya üzerinden rebec adıyla iki koldan yayılmış, Ortaçağ ve Erken Rönesans dönemi boyunca yoğun olarak kullanılmıştır. Karadeniz kemençesinden şekil olarak farklı olan, armut gövdeli rebap, Ortaçağ'a özgü çok sayıda benzeri (örneğin İtalyan braccio'su, Bizans lyra'sı), günümüzde Anadolu'da ve Balkan ülkelerinde etnik bir çalgı olarak kullanılan varisleri (gadulka, gusle gibi) gibi beşli ses aralıklarıyla akort edilmekteydi. Orjinal rebapta klavye bölümü bulunmayıp teller parmaklarla durdurularak çalınmaktaydı. Karadeniz kemençesinin de 19. yüzyılın sonlarına dek Trabzon'un doğusu ve Rize'de kravatsız olarak yapıldığı bilinmektedir.. Çok sayıda farklı teoriye karşın Karadeniz kemençesinin Rumlar tarafından Kapadokya kemanesi olarak da adlandırılan klasik kemençe'den form olarak ne zaman farklılaştığı kesin olarak bilinmemektedir.

43

44

45  Klarnet Tarihi 17.yüzyılda Chalumeau (Şalümo) adıyla orkestralarda icra edilen bu nefesli saz klarnetin atasıydı. Fransızca’ dan gelen bu isim nefesli sazların genel adıydı. Aynı yüzyılda Denner adlı çalgı yapım ustası Şalümo’ yu geliştirerek bugünkü sisteme doğru ilk adımı atmıştır. 18.yüzyılda keşfedilen enstrümanın orkestraya dahil edilmesi 1750 yılında olmuştur. 1800’lü yıllarda klarnetin oda orkestralarında yaygınlaşmasında Mozart’ ın rolünün büyük olduğu bilinmektedir. 1812’de Paris Konservatuarı’nda öğretim üyesi olan Ivan Müler klarnete farklı mekanikler ekledi. Müller’ in 13 tuşlu hale getirdiği enstrüman Denner’ in sistemine göre daha karmaşıktı yılında ses sistemleri için metal tuş mekanizması flüt ve obua’da olduğu gibi klarnette de kullanılmıştır. Paris Konservatuarı Klarnet bölümü öğretim üyesi Klose “Boehm Sistemi” ni klarnete uyguladıktan sonra 1860 yılına kadar enstrüman üzerinde mekanik gelişmeler devam etti yılları arasında klarnet artık radyo ve stüdyo kayıtlarında önemli yer tutmaya başladı. Perde sistemlerinin esas amacı akustiğin daha kaliteli elde edilmesi yönünde idi. Şalümo ile 1600’ lerde 1,5 oktav ses genişliğiyle yola çıkan klarnet Mozart’ın konçerto ve Quintet’ lerinde yumuşak ve koyu sesiyle klasik, caz ve pop orkestralar ının vazgeçilmez nefesli sazı olarak bugün konservatuarlarda eğitim metotlarında ve müzik literatüründe yerini almıştır.

46 GGeniş, konik borulu ve pistonlu, genellikle pirinç ve bakırdan yapılan bir çalgıdır. Orkestralardaki en kalın nefesli enstruman sesini vermek üzere Alman besteci Richard Wagner tarafından 1800'lü yıllarda geliştirilmiştir. Orkestralarda ve bandolarda çokça kullanılır. Bası en kuvvetli olan alettir

47

48  Kalak, ağızlık ve kulis olarak üç ana parçadan oluşan trombon, ilk defa XV. yüzyılda sürgülü trompetin geliştirilmiş hali olarak ortaya çıkmıştır. Ebat olarak daha geniş ve uzun olan bu enstrüman trompetin tenor- bariton halidir. Trombonun, trompetten ve tüm çalgılardan en belirgin farkı, iç içe geçen bir sürgü sistemine sahip olmasıdır. Yedi pozisyonda, yarım ses aralıklarla duyulan armonik seri, kulis adı verilen bu mekanizma sayesinde kontrol edilir. Bu nedenle “slide trombone” olarak bilinir. Trombon İtalyanca ve Almanca trompet kelimesinden türemiştir. İtalyanca “tromba” kelimesi trompet anlamına gelirken “trombone” kelimesi büyük trompet anlamında kullanılmıştır. Almancada ise “buzune” kelimesinden “posaune” türemiştir. Almanlar “buzune” terimini Fransızcadaki düz trompet anlamına gelen “buisine” den almışlardır. İngilizler ise trombonu “sagbut” ve “shagbolt” kelimelerinden türediği düşünülen “sackbut” olarak adlandırmışlardır. Bu sözcüklerin kökleri tam olarak bilinmemekle birlikte eski Fransızcada çekmek anlamına gelen “sacquer” sözcüğünden geldiği düşünülmektedir. “Sacquer” sözcüğünün çok benzeri olan, İspanyolcadaki “sacabuche” yani içini dışarı çıkarmak anlamına gelen sözcüğünde İngilizcedeki kelimelerin kaynağı olabileceği ileri sürülmektedir.

49  Erken ortaçağ dönemlerinde, trompet ve shawm işaret çalgısı olarak hem savaş alanlarında, hem de kasabalarda gece bekçiliği sırasında kullanılmıştır. Trompetler ayrıca fanfarlarda kralların ya da diğer önderlerin gelişini duyurmak için de kullanılmıştır. O dönemde sadece haberleşmede ve karşılamalarda kullanıldıkları için, bu çalgıların kısıtlı özellikleri başlangıçta pek önem taşımamıştır. Fakat XIV. yüzyılda, trompetin eğlence amaçlı ve başka aileden çalgılarla beraber kullanılması ile birlikte, ihtiyaç duyulan daha kalın sesler için elverişli olmadığı anlaşılmıştır.  Trompetin bu yeni işlevi için uygun hale gelmesi, iki yeni teknolojik buluşu gerektirmiştir. İlk olarak çalgı yapım ustaları, Roma’lıların unutulmuş olan bakır tüp kıvırma sanatını yeniden keşfetmişlerdir. Daha sonra iki tüpü içiçe geçirmeyi öğrenmişler; böylelikle tüpler ileri geri hareket edebilir hale gelmiştir. Bu yeni teknoloji ilk kez 1400’lü yıllardan önce, hatta belki 1360 kadar eski bir tarihte, bugün “slide trumpet” (sürgülü trompet) olarak bildiğimiz çalgıya uygulanmıştır.

50

51

52 BBirbirine vurularak çalınan iki parçadan oluşmuştur. Notaları, Davul partisi ile birlikte yazılır. İstenilen etkiye göre çalabilecek çalıcı gereklidir. Dünyanın en ünlü ve en iyi zilleri; Türk zilleridir. Sesinin rengiyle ve tartım göreviyle ayrı özellik taşır. Üç yüz yıldan beri, Türk Zillerinin ününü; İstanbul' daki Zilciyan ailesi yürütmektedir.

53

54 ÇÇelikten, üçgen biçiminde yapılmış, bir çubukla vurularak çalınan bir çalgı. Notası çoklukla, Davul partisi üzerine yazılır. Görevi beste süresince uzayacaksa, ayrı bir partisi yazılır. Değişik tartım biçimleri elde edilebilir. Parlak, sevinçli veya çobanlama ezgilere paydaşlığı çok etkilidir.

55

56  Davulun başka adları; köbürge, küvgür, tuğ, tavul, tabıl (babl)dır. Davul çalanlara davulçu, tabilzen, tabbal gibi adlar verilirdi. Davul, Türklerin kullandığı en eski musiki aletlerindendir. VIII yüzyılda köbürge, daha sonraları tuğ ve XI yüzyılda küvrüğ adını almıştır. Davul, silindir biçiminde olup tahta veya madeni kasnağın iki yanına gerilmiş derilerin bağlanmasından meydana gelir. Omuza asılacak kaytanı ile vurulmasında kullanılan tokmak ve ince değnekten ibarettir. Mehterde ve halk arasında çalınan davullar, bu şekilde tokmak ve değnekle çalınır. Bando ve boru–trampet takımlarında kullanılan davullar ise değneksiz olarak yalnız ön tarafına tokmakla vurularak çalınır. Davul, çok uzaklardan duyulabilecek bir ses gücüne sahiptir. Uzakta çalan bir takımın yaklaştınça ilk duyulan sazı davuldur. Davul, mehterhanelerde ritmleri en iyi vurabilen bir sazdır. Ses gücü ve ritmleri iyi belirtmesinden dolayı insanın taşıdığı en güclü sazlardan biridir. Davulun, müzikte kullanılmasından başka, haber aracı olarak çeşitli işlerde kullandığı zamanlar olmuştur. Yalnız başına ilan ve haber verme işlerinde, bekar odalarında, hanlarda, şehirlerde, akşam kapilar kapanırken, yanqın haberinde, fetih haberinde, savaşta dağılmış askeri bir araya toplamakta, divar kuruluna haber vermek işlerinde, askeri saf düzeni alınmasını işaret etmekte ve kale kuşatmalarında düşman tağımlarının yerini bulmakta kullanılmış olduğu bilinmektedir.

57

58  Trampetin tarihçesi Trampet, geniş kenarlı bir kasnağın iki yüzüne birer deri gerilmesinden meydana gelen tahta veya madeni gövdeli olup davulun küçültülmüş bir şeklinden ortaya çıkarılmış bir çeşit çalğı aletidir. Alt derisi üzerinde gerilmiş bir titreme kirişi ile vidalanmış olan trampetin üst derisine sift bagetle vurulmak suretiyle özel ayağı uzerinde veya bir kayışta boyuna asılı olarak çalınır. Önceleri iplere gerili olan trampet, XIX yüzyılda kelebekli demir çubuklara vidalanarak derilerin daha iyi gerilmesi sağlanmıştır. Bağırsaktan olan kireşlerin üzerine de zamanla ince gümüş teller sarıldı. Trampetin ilk defa “Ehlisalip Muharebeleri” sırasında Avrupaya sokulduğu anlaşılmaktadır. Böylece trampet, daha çok ordu birliklerinin sevki idaresinde kullanılan tek ritm sazdır. Aynı zamanda kuşlada geceleri verilen işaretlerin, borudan çok trampetlerce seslendirilmesi, daha etkili olmakta idi. Trampetin tarihçesi Trampet, geniş kenarlı bir kasnağın iki yüzüne birer deri gerilmesinden meydana gelen tahta veya madeni gövdeli olup davulun küçültülmüş bir şeklinden ortaya çıkarılmış bir çeşit çalğı aletidir. Alt derisi üzerinde gerilmiş bir titreme kirişi ile vidalanmış olan trampetin üst derisine sift bagetle vurulmak suretiyle özel ayağı uzerinde veya bir kayışta boyuna asılı olarak çalınır. Önceleri iplere gerili olan trampet, XIX yüzyılda kelebekli demir çubuklara vidalanarak derilerin daha iyi gerilmesi sağlanmıştır. Bağırsaktan olan kireşlerin üzerine de zamanla ince gümüş teller sarıldı. Trampetin ilk defa “Ehlisalip Muharebeleri” sırasında Avrupaya sokulduğu anlaşılmaktadır. Böylece trampet, daha çok ordu birliklerinin sevki idaresinde kullanılan tek ritm sazdır. Aynı zamanda kuşlada geceleri verilen işaretlerin, borudan çok trampetlerce seslendirilmesi, daha etkili olmakta idi.

59  Trampet, daha sonraları orkestraya da geçti. Siponitini adındakı Fransız besteci, 1807de trampeti Paris operasına sokulmuştur. Klasik batı müziğındeki ünlü örnekleri: Rossininin “Hırsız Saksağan Operası”, Auberin “Fra Diavola Operası”, Borodin, Ravel ve Stranvinskynin eserlerinde geçmektedir. Trampet, Türk ordu mızıkası olan mehterhaneler yanında 1820de Fransadan örnek alınarak, yeni asker kıtalarının yürüyüş düzenini sağlamak üzere tambur- majör adıyla Osmanlı ordusunda da yer almış ve böylece boru trampet takımını oluşturmuştur. Öbür adalarıyla militer trommel, klain trommel, trombour, caisse roulante, snare drum ve side drum adını taşıyan bu müzik aleti, Türklerde halk diliyle veya trampet olarak adlandırılmıştır. Bugün ordunun yürüyüş beraberliğini sağlamakta en iyi yeri olan bir ritm sazdır. Trampet, daha sonraları orkestraya da geçti. Siponitini adındakı Fransız besteci, 1807de trampeti Paris operasına sokulmuştur. Klasik batı müziğındeki ünlü örnekleri: Rossininin “Hırsız Saksağan Operası”, Auberin “Fra Diavola Operası”, Borodin, Ravel ve Stranvinskynin eserlerinde geçmektedir. Trampet, Türk ordu mızıkası olan mehterhaneler yanında 1820de Fransadan örnek alınarak, yeni asker kıtalarının yürüyüş düzenini sağlamak üzere tambur- majör adıyla Osmanlı ordusunda da yer almış ve böylece boru trampet takımını oluşturmuştur. Öbür adalarıyla militer trommel, klain trommel, trombour, caisse roulante, snare drum ve side drum adını taşıyan bu müzik aleti, Türklerde halk diliyle veya trampet olarak adlandırılmıştır. Bugün ordunun yürüyüş beraberliğini sağlamakta en iyi yeri olan bir ritm sazdır.

60

61


"MÜZİK PERFORMANS ÖDEVİ. TELLİ ÇALGILAR Gitarın ilk atası Orta Asya'da yapılmış olan uddur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asya'dan göç edip Avrupa'ya." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları