Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

MUHARREM EROĞLU PSİKOLOJİK DANIŞMAN. Psikanaliz  Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir.  Bir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "MUHARREM EROĞLU PSİKOLOJİK DANIŞMAN. Psikanaliz  Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir.  Bir."— Sunum transkripti:

1 MUHARREM EROĞLU PSİKOLOJİK DANIŞMAN

2 Psikanaliz  Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir.  Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır.  Analistin amacı hastanın transferansın sorgulanmamış ya da bilinçdışı engellerinden, yani artık işe yaramayan ve özgürlüğü kısıtlayan eski ilişki kalıplarından, serbest kalmasına yardım etmektir.

3 Adler,  İnsanoğlunun temel sorununu, doğuştan var olan bir aşağılık hissine karşı, bir kudret ile çekişme olarak görmüştür.  Ona göre nevrozun esası, kişilerin karakter yapısı ve ego dürtüleri ile ilgili bir sorundur. OttoRank(doğum travması)  Göre duygular ve düşünceler, insan davranışlarının başlıca belirleyicileri ve denetimcileridir.  İnsanların tepki getirecekleri olayları ve görecekleri tepkileri kendilerinin seçtiğini ve çevrelerini yine kendilerinin yarattığını, insanın dünyaya bazı eğilimlerle birlikte geldiğini savunmuştur.

4 Jung,  İnsanoğlunun cinsellikten ç ok, daha y ü ksek bir takım kuvvetler tarafından etkilendiğini ve insanın hayvani yapısının, yaratıcılık kudreti ile bir bağdaşma hali yaşamak zorunda olduğunu ileri s ü rm ü şt ü r.  Libidoyu da yeniden tarif ederek onu genel bir hayat enerjisi olarak nitelendirmiştir.  Jung insanın kendisini yenilemeye ç alıştığını ve yaratıcı bir gelişim i ç inde olduğunu savunmakta ve kişiliğin ırksal ve soy gelişimsel y ö nlerine ö nem vermektedir.  İnsanları i ç e ve dışa d ö n ü k olmak ü zere iki gruba ayırmıştır. Bu grubun her b ö l ü m ü n ü n hislere, d ü şlere, d ü ş ü nceye, i ç g ü d ü ye ve duygusal b ö l ü mlere ayrıldığını belirtmiştir.

5 Karen Horney,  Bozuk davranışların aile i ç i ilişkilerdeki aksaklıklar sonucu ortaya ç ıktığını savunmuştur.  Horney ayıca oedipus karmaşasının ç ocukla ana-baba arasındaki cinsel saldırgan t ü rde bir ç atışma olmadığını, bu karmaşanın ana-babanın ç ocuğa karşı geliştirdiği ret etme, aşırı koruma ve cezalandırma gibi kusurlu tutumlar sonucu, ç ocukta oluşan anksiyete sonucunda ortaya ç ıktığını belirtmiştir.  Ayrıca, Freud ’ un kadın psikolojisini belirleyici en ö nemli etmenin, erkek ü reme organına imrenme olduğu bi ç imindeki g ö r ü ş ü ne şiddetle karşı ç ıkmıştır.  Kadın psikolojisinin temelinde g ü vensizlik duygusunun varlığını kabul etmiştir; ancak bunun cinsel organların anatomik farkları ile pek ilgisinin olmadığı g ö r ü ş ü n ü savunmuştur.

6 Bilin ç :  Ger ç ekle uyumu ö nde tutan, mantıksal d ü ş ü ncenin egemen olduğu b ö lmedir.  Bilin ç lilikte d ü ş ü nce, duygu ve anılardaki neden-sonu ç, zaman, yer bağlantıları ger ç eğe uygun olarak kurulur ve bunlara dayanan eylem uyumludur.  Ger ç eği değerlendirme yetisi ile dış ger ç ekte olanla zihinde olan birbirinden ayırt edilir. Ç ocukluğun ilk yıllarında d ü ş ü nce bi ç imi b ö yle mantıksal ve dış ger ç eğe uyumsal nitelikte değildir.

7 Bilinç öncesi:  Kişinin belirli bir anda bilincinde ayırt edemediği bir ç ok d ü ş ü nceleri ve anıları vardır.  Bazıları bilin ç li bir ç aba ile ç ağrılabilir. İşte bu ç eşit d ü ş ü ncelere bilinç öncesi d ü ş ü nceler adı verilir.  Bunlar bilincimizde o an bulunmadığı halde ö zel bir ç aba ile bilince ç ağrılabilir.  Ö rneğin; bir s ü re ö nce karşılaştığımız bir olayı artık bilincimizden t ü m ü yle silmiş olabiliriz. Bu olay ile ilgili bir ç ağrışım, bir uyaran t ü m olayın yeniden bilince d ö nmesini sağlayabilir.

8 Bilin ç altı:  Kişinin ö zel bir ç abası ile bilince ç ağrılamayan, farkına varılamayan saklı olduğu ruhsal b ö lmedir.  Bu yaşantılar ancak ö zel y ö ntemlerle; hipnoz, serbest ç ağrışım, d ü şlerin, anormal ruhsal belirtilerin incelenmesi ile a ç ığa ç ıkarılabilir.

9 İd (alt benlik):  Kalıtımla ge ç en, doğuştan varolan, yapıda yerleşmiş bulunan her şeyi i ç erir.  Bedenden kaynağını alan i ç g ü d ü sel d ü rt ü ler ruhsal anlatımlarını ilk olarak alt benlikte bulurlar.  T ü mden bilin ç dışıdır ve bilin ç dışı s ü re ç lerdeki kurallar, daha doğrusu kuralsızlıklar ge ç erlidir.  Dış d ü nya ile bağlantısı yoktur. Zaman ve yer kavramı tanımaz. Birbirine karşıt d ü rt ü ve eğilimler yan yana bulunabilirler.  Cinsel ve saldırganlık d ü rt ü lerin boşalımı sağlanabilir.

10 Ego (benlik):  D ü zenleyici dizge adını da verebileceğimiz benliğin ö zellikleri ve işlevleri; *İ ç erden d ü rt ü sel gereksinimlerin algılanması, *Dış d ü nyadan koşulların ve durumların algılanması, *B ü t ü nleştirme ve birleştirme yetisi ile d ü rt ü lerin birbirleriyle, üst benliğin istekleri ile d ü zenlenmesi ve ç evresel koşullara uyabilecek bir niteliğe sokulması, *Y ü r ü tme yetisi ile istemli davranışın eyleme ge ç irilmesi benliğin temel işlevi uyumdur. Bu uyumu yaparken benlik, bir yandan organizma i ç indeki ilkel d ü rt ü sel g üç lerle;  Bir yandan ç evresel koşullar ve gereklerle; bir yandan da üst benliğin istekleriyle bağdaşmak, bunlar arasındaki bir uzlaşma sağlamak zorundadır.

11 Süper ego ( üst benlik ):  Bireyin uzun ç ocukluk yıllarında benliğin bir par ç ası giderek ana-baba ve toplumsal değer yargılarını i ç eren bir yapı olarak ayrışır.  Bu ö zel yapıya üst benlik denir. Ç ocukluğun ilk yıllarında ç ocuk yanlış ile doğruyu, iyi ile k ö t ü y ü yalnız kendi d ü rt ü sel doyumuna g ö re değerlendirir.  İkinci yaştan başlayarak ç ocuk ç evreden gelen iyi-k ö t ü, yanlış- doğru değer yargılarını anlamaya başlar.  Onaylanmayan bir davranış yapınca dışarıdan bir acı geleceğini (sevginin azalması, azarlanma, belki dayak) sezebilmektedir.  Giderek ç ocuk başkalarının g ö z ü ö n ü nde neyin yasaklandığını ö ğrenir ve bu yasağı başkalarının ö n ü nde yapınca korku ve utan ç duygusu duyar. Bu duygular ü stbenlik gelişiminin ö nc ü leridir.

12 Psikanalitik D ü rt ü Kuramı (Libido Kuramı)  Canlı organizmalardaki yapım ve yıkım s ü re ç lerini başlatan iki temel d ü rt ü, ö l ü m d ü rt ü s ü ve libidodur.  Ö l ü m d ü rt ü s ü yıkıcı davranışları başlatan g üç t ü r. B ö yle bir d ü rt ü n ü n doğal varlığı tartışma konusudur.  Saldırgan yıkıcı d ü rt ü lerin doğuştan var olan bir temel d ü rt ü olmadığını, engellenme ve ç atışmalarla ortaya ç ıkan, gelişen bir g ü d ü olduğu g ö r ü ş ü benimsenmiştir.

13  Libido kuramı ç ok eleştirilmiş olmakla birlikte genellikle daha ç ok kabul g ö rm ü şt ü r.  Freud ’ a g ö re libido cinsel haz veren herhangi bir nesne ya da uyarana y ö nelme anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamda, sevilen, hoşlanılan her nesnenin cinsel niteliği vardır.  Libido aslında cinsel d ü rt ü n ü n dinamik belirtisidir. Genellikle libido ile cinsel d ü rt ü eş anlamda kullanılmaktadır

14 Libidonun temel ö zellikleri; *Libido karmaşık başka ö ğe, d ü rt ü lerden oluşur ve bunlar par ç alanabilir (oral, anal, genital d ü rt ü ler) *Her ö ğe d ü rt ü kendi kaynağının ö zelliğini taşır ve kaynaklar libididinal b ö lgeler olarak bilinir (oral, anal b ö lgeler) *Her d ü rt ü n ü n bir amacı ve nesnesi vardır. Amacı boşalma ve doyumdur. *Bir ö ğe d ü rt ü ö b ü r ü nden bağımsız ya da birlikte bulunabilir. Ö rneğin; cinsel doyum i ç in ağız ve eşeysel organ hem birlikte, hem de ayrı kullanılabilir. *D ü rt ü ler birbirleriyle yer değiştirebilirler. Ö rneğin; y ü celeştirme ile cinsel d ü rt ü ama ç ve nesnesini t ü mden değiştirerek cinsellikten sıyrılmış bir g ü d ü durumuna gelebilir.

15 Ruhsal-Cinsel Gelişme Kuramı (Psikoseks ü el Kuram) Gelişim d ö nemleri:  Oral D ö nem (0-1 Yaş): Bu d ö nemde egemen olan haz ilkesidir; doğal d ü rt ü lerin hemen doyurulması, gerginliğin hemen giderilmesi ç ocuğun en başta gelen beklentisidir.  Bu d ö neme oral d ö nem deyişinin nedeni; bu ç ağda ağız ve dudakların ö zel haz b ö lgesi olarak kullanılması ve t ü m yaşamın bu b ö lge aracılığıyla s ü rd ü r ü lebilmesi ger ç eğidir.  Bu dönemin sorunları; ayrılma anksiyetesi, çocuğun aşırı doyurulması ya da doyurulmaması nedeniyle oral döneme saplanma ve bağımlı kişilik oluşur.

16 Anal D ö nem (1-3 Yaş):  Ç ocuğun y ü r ü meye, konuşmaya, kendi benliğini ç evresinden ayrı algılamaya başladığı; yavaş yavaş bağımsızca isteme ve davranma gibi ruhsal yetilerin yapı taşlarını geliştirdiği ç ağdır.  Psikanalitik kurama g ö re anal, ü retral b ö lgeler cinsel haz b ö lgeleri olmuştur.  Ç ocuğun dışkısını, idrarını tutabilmesi, annenin istediği zaman, istediği yerde yapması ç evreden b ü y ü k ilgi g ö r ü r.

17  B ö ylelikle ç ocuk artık toplumun iyi-k ö t ü, doğru-yanlış ve ayıp gibi yargıları ile karşılaşır.  Bu d ö nemde ç ocuk ters, inat ç ı, dağınıktır. Dışkısını inatla tutabilir ya da olmadık yerde bırakabilir. Bu nedenle bu d ö neme anal sadistik d ö nem adı da verilir.  Bu dönemin sorunları; ailenin yanlış yaklaşımlarından dolayı anal saplanma ve anal kişilik özellikleri oluşabilir. Anal kişilikte, aşırı titizlik, cimrilik, inatçılık, aşırı düzenlilik, kararsızlık gibi özellikler vardır.

18 Fallik D ö nem (3-6 Yaş):  3 yaşından başlayarak artık eşeysel organın kendisi cinsel haz b ö lgesi olmuştur.  Bu d ö nemin en ö nemli iki sorunu; iğdişlik (kastrasyon) korkusu ve oedipus karmaşasıdır.  Ç evreden ve başka insanlardan ayrı bir kişi olduğunu bilen ç ocuk, artık nasıl bir kişi olacağını araştırmaktadır.  Kendi bedenine, cinsel ayrılıklara, ç evredeki her şeye karşı derin, bitmek bilmez sorma ve ö ğrenme eğilimi g ö sterir.  Bu d ö neme bu nedenle bilme tutkusu d ö nemi de denir. Ç ocuk cinsel ayrımını yapar, cinsel yasakları ve değerleri hızla ö ğrenir.

19 *İğdişlik (kastrasyon) korkusu:  Erkek ç ocuk bu d ö nemde penisin b ü t ü n insanlarda var olduğunu sanarken, kız cinsel organını g ö rmesi ile d ü ş ü ncesinde cinsel organların başına gelebilecekler bakımından korkular gelişir.  Ç ocuk i ç in penis ü st ü nl ü ğ ü n ü n kabul edildiği d ö nemde, penisi olamayan kişileri görmekle ç ocuk, penisinin yok edilebileceği, kesilebileceği korkusuna kapılır. Ç ocukta gelişen bu korkuya iğdişlik korkusu denir.  Kızda, erkek çocukta olduğu gibi bir penis olmadığından, kız çocuğun cinsel yaşamdaki ilk duygusu penisi olmadığını keşfetmesi ile ilgilidir. Derin bir eksiklik duygusu altında kız çocukta penise imrenme, yani kendisinde de penis olma isteği belirir. Erkekteki iğdişlik korkusunun kızdaki karşılığı penise imrenme duygusudur.

20 Oedipus kompleksi:  Freud bu d ö nemde erkek ç ocuğun annesine ö zel bir sevgi ile y ö nelerek babasıyla yarışmaya girmesi ve ondan nefret etmesi, kız ç ocuğunda babaya sevgi duyması ve annesinden nefret etmesidir.  Kız ç ocuğundaki bu duruma elektra karmaşası denilmiş fakat tutulmamıştır.  Cinsel gelişim y ö n ü nden bir ç ocuğun oedipal aşamasına gelip ç atışmaya girmesi i ç in, ilk kez, kendisinde cinsel kimlik yerleşmesi gerekir.

21 Oedipus kompleksi ve ö zdeşim:  Ö zdeşim bir başkasının ö zelliklerini, duygu, davranış, değer ve inan ç larını benimseyerek kişinin kendi benliğine alması, kişiliğin bir par ç ası durumuna getirmesidir.  Bu genellikle bilin ç dışı bir s ü re ç tir. Klasik psikanaliz kuramında erkek ç ocuk babası, kız ç ocuk annesi ile ö zdeşim yaparak iğdişlik korkusundan ve oedipus karmaşasının ç elişkili duygularından kurtulur.

22 Latent D ö nem(6,7-12,15)  Bu d ö nemde ç ocukta daha ö nce ge ç irilmiş olan ruhsal-cinsel ç alkantılar ve ç atışmalar yatışma, uyuklama durumuna ge ç er. Yeni uğraşlar ge ç miştir.  Ana-baba ö zdeşimin yanı sıra başka kişilerle de ö zdeşimler ö nem kazanmıştır. Toplumsal kurallar ve kurumlarla y ü zy ü ze geldik ç e s ü peregosu daha da gelişir.  Aslında bu d ö nemde b ü t ü n cinsel d ü rt ü lerin ve ilgilerin uykuya yattığı s ö ylenemez. Bu yaştaki ç ocuklarda da cinsel meraklar, cinsel oyunlar g ö r ü l ü r.  Ergenlik ve Delikanlılık D ö nemi(12,15-20): ergenlik ç ağı bedensel, cinsel ve ruhsal olarak ö nemli değişikliklerin olduğu bir d ö nemdir.

23 Serbest Çağrışım : Temel bir tekniktir. Analist hiçbir sansür yapmaksızın hastanın zihnine gelen düşüncelere,i ona acı ve acı verse bile durmaksızın söylemesini ister. Böylelikle gerçekte danışan kendi düşünce ve duygularını izleme olanağı bulur. Divan üzerine uzanmış hastanın serbest çağrışımları hiç kesilmeksizin dinlenir. Serbest çağrışın bilinçdışı istek, fantezi, çatışma ve güdülere bir kapı açılmasına yardımcı olur. Güçlü ve yoğun duygular açığa çıkar.

24 Yorum :  Serbest çağrışımların, rüyaların, dirençlerin ve transferansın analizi ile yapılır. Analist hastanın rüyalarında, serbest çağrışımında, direncinde ve terapatik ilişkisindeki davranışlarının anlamlarını danışana açıklar, hatta öğretir.  Yorumun işlevi egonun bilindışından gelen bu eni materyallerin özümletmesini sağlatmak, bilinçdışı materyalin üzerindeki örtüyü biraz olsun kaldırabilmektir. Çok iyi zamanlanmalıdır. Eğer erken yapılırsa danışan yorumu reddeder.  Hasta kendi bilinçdışı materyalleri tolere edecek haldeyken (kabul edecek) yorum yapılmalıdır. Bir diğer kural yorumun yüzeyden derine doğru kademe kademe yapılmasıdır. Yorumdan önce mutlaka savunma ve dirençlerin çözülmüş olması gerekir; yoksa duygusal içgörü sağlanamaz.

25 Rüya Analizi : Rüyalar bilinçdışı materyallerin anlaşılmasına olanak sağlar. Çözülmemiş sorun alanlarına içgörü sağlar. Uyku sırasında savunmalar azalmıştır. Bu nedenle represe edilmiş materyal yüzeye çıkar, bilinçdışı istek ve gereksinim ve korkular ifade edilir. Bazı materyaller direkt olarak değil sembolik olarak sunulmuştur. Rüya analizi yapabilmek için sembollerin anlamını çok iyi bilmek gerekir, Rüyalar iki düzeyde içeriğe sahiptir:

26 Direncin Analiz ve Yorumu : Direnç terapinin ilerlemesini engelleyen her türlü şeydir. Bilinçdışı materyalin anlaşılmasını hedefler. Hasta rüya ve serbest çağrışım analizleri esnasında, bazı duygu, düşünce ve yaşantıları konuşmak istemeyebilir. Freud'a göre bunun nedeni, bilinçdışı bastırılmış materyalin açığa çıkmasıyla ortaya çıkabilecek anksiyeteyi önlemektir.

27 Transferans Yorum ve Analizi : Danışan analistle ilişkisinde, geçmişinde anne-baba veya başkalarına yönelik reddettiği duyguları ve saldırganlığı yeniden yaşar. Klasik analizde transferans istenilen bir şeydir. Ve analist mümkün olduğu kadar nötr, ayna gibi olarak bunu güçlendirir. Ancak bir çok analitik terapist bu kadar önem vermeksizin, diğer tekniklerle beraber kullanırlar. Transferans analizi ile hastanın fiksasyonları, yoksunlukları, geçmişinin bugüne etkisi anlaşılır. Hasta transferans analizi ile duygusal olarak gelişmesini geciktiren geçmiş fiksasyonlarının bugün ki yansımalarını görür.

28 Ruhsal Ç atışma, Savunmalar ve Belirti Oluşumu Kuramı Engellenme  D ü rt ü n ü n amacı boşalım ve gerginliğin ortadan kalkması, doyum ve hazdır.  Bu amacın ger ç ekleşmesi i ç in organizmanın y ö neldiği doğrultuda bir engelin bulunması; bu nedenle boşalım ve doyumum olmaması durumuna engellenme denir.  Organizmanın doyurulma gereksinimi s ü regeleceğinden, bu gereksinimin ortaya ç ıkardığı gerginlikte s ü recektir.  Bu durum hoş olmayan, istenmeyen bir durumdur. Organizma doğal olarak kendisine acı veren bir durumdan ka ç acak ya da b ö yle durumları, etkenleri ortadan kaldırmaya y ö nelecektir.

29 Çatışma  Organizma birbiri ile bağdaşmayan bir ç ok d ü rt ü ya da d ü rt ü nesnesi ile karşı karşıya kalınca ç atışma durumu ortaya ç ıkar.  T ü rleri; yanaşma-yanaşma ç atışması, uzaklaşma-uzaklaşma ç atışması, yanaşma-uzaklaşma ç atışması. Ç atışmada bir engellenme durumudur ve gerginliğin artmasına yol a ç ar.

30 Anksiyete  Dışarıdan gelen bir tehlikeye karşı olan duygusal tepkiye korku denir. Korku benliğe, varlığa y ö nelik bir tehlike durumunda ka ç ma davranışlarını başlatan bir duygudur.  Korku bulunmasa organizma tehlikeli durumlardan kendisini hemen kurtarma, ka ç ma durumuna giremezdi.  Kişi i ç in tehlikeler yalnızca dışarıda var olan nesnel tehlikeler değildir. Ç oğu kez, insan kendi i ç indeki d ü rt ü lerden, eğilimlerden, ge ç miş yaşantıların anılarından da korkabilir.  Bilin ç li tehlikeye karşı tepki korku ise; bilin ç dışı olan ve nesnesi kişice tanınmayan i ç ten tehlikelere karşı tepki de bunaltıdır.

31  Freud ’ a g ö re normal insanın duyduğu anksiyete ile nevrotik anksiyete birbirinden mantık ve anlaşılır olması bakımından ayrılmaktadır.  G ü nl ü k yaşamda herkesin yaşadığı anksiyete ger ç ek ç i anksiyetedir.  Bunun yanı sıra ö zellikle s ü peregonun vicdan diye bilinen b ö l ü m ü n ü n tehlikeli saydığı durumlarda ortaya ç ıkan anksiyete ise ahlaksal anksiyetedir.  Egonun, i ç g ü d ü lerin birden boşalma istemlerini engelleyememesi korkusu sonucu oluşan anksiyete ise nevrotikanksiyetedir.

32 Anksiyetenin kaynakları -Bilin ç -s ü per ego ç atışması, - Ö nemli kişilerin onaylarını alamama, -Sosyal ç atışma, -Kendini korumada tehditler, -Şartlanmış cevaplar: Kişi anksiyete yaratacak olaylara tanık olmuşsa bunun sonucunda fobik veya kompulsif n ö rotik tabloların oluşumuna neden olabilir. -D ü ş kırıklığı ve d ü şmanlık, - Ç ocukluktan kalan artıklar: ayrılma, ö zdeşleşme, yetersizlik, bağımlılık, - Ü z ü nt ü l ü beklentiler.

33 Rüya Kuramı  Freud r ü ya imgelerinin bilin ç dışındaki istek ve d ü ş ü ncelerin simgeleştirme s ü recinden ge ç miş bi ç imleri olarak a ç ıklamıştır.  B ö ylece bilin ç dışındaki isteklerin, bilin ç d ü zeyine ç ıkmasına engel olunur. Uyku s ü resinde sans ü r gevşer ve bilin ç dışındaki bazı duygu ve d ü ş ü ncelerin ö nce bi ç im değiştirdikten sonra bu sınırı aşmasına olanak verilir.  R ü ya g ö ren kişinin algıladığı imgeler, sınırı aşmış olan bilin ç dışı duygu ve d ü ş ü ncelerin, maskelenmiş bi ç imleridir.  R ü yanın uyandıktan sonra hatırlanabilen kısmına, r ü yanın belirgin i ç eriği adını vermiştir.  Bilin ç dışı ve kabul edilemeyecek olan i ç eriğine ise r ü yanın gizli i ç eriği demiştir.

34 Ego Analistleri  Psikanalitik kuramda en önemli değişiklikler ego analistleri ya da neo-freudçular olarak bilinen bir grup tarafından yapılmıştır.  Bu hareketin öncüleri arasında Anna Freud, EricEricson, David Rapaport ve Heinz Hartmann’ı sayabiliriz.  Ego analistleri, Freud’un tasarladığı insan modelinin içgüdüsel hareketlere aşırı bağımlı olduğunu ileri sürmüşlerdir.  Ayrıca Freud organizmanın çevre ile olan etkileşimini göz ardı etmediği halde, bu model insanın zihninde gelişen dürtülerle harekete geçirildiği bir dürtü modelidir.  Ego analistleri insanın çevresini kontrol etme ve bazı içgüdüsel hareketlerini gerçekleştirmesini sağlayacak zaman ve araçları seçme yetenekleri üzerinde daha fazla durmuşlardır.


"MUHARREM EROĞLU PSİKOLOJİK DANIŞMAN. Psikanaliz  Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir.  Bir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları