Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

 Müzik, aslı yunanca bir kelime olup eski yunancada “mousike” veya “mousa” kelimesinden alınmıştır.Bu kelime etimolojik olarak “muse-melek” anlamına.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: " Müzik, aslı yunanca bir kelime olup eski yunancada “mousike” veya “mousa” kelimesinden alınmıştır.Bu kelime etimolojik olarak “muse-melek” anlamına."— Sunum transkripti:

1

2  Müzik, aslı yunanca bir kelime olup eski yunancada “mousike” veya “mousa” kelimesinden alınmıştır.Bu kelime etimolojik olarak “muse-melek” anlamına gelmektedir.Mitolojiye göre Zeus’un kızları sayılan dokuz peri kızına mousa(müz) adı verilmiştir.Bu peri kızlarının tüm dünyanın güzelliklerini ve ahengini düzenlemekle görevli olduklarına inanılırmış.

3  Ses,dil yetisi öncesindeki ifade aracıdır.  ilk dönem anne-bebek ilişkisinde anne ve bebek arasında kurulan ilişkinin ses ve mimiklerden unsurlar taşıdığı görülür. İlk ses deneyimlerimiz önemli ölçüde biçimlendiricidir. Örneğin anne sakin bir müzik dinlediğinde henüz anne karnında olan bebeklerinin daha sakinleştiklerini, bir enstrüman çalan anneler, müzik icrası sırasında karınlarındaki bebeklerinin daha aktif olabildiklerini keşfetmişlerdir. Ayrıca vuruşlu, pop veya ritmik müziklerin anne karnındaki bebekte güvenlik duygusu yaşattığı tespit edilmiştir.

4  Rahmin, plasentanın, göbek kordonundaki kan akımının sesini içeren kasetler uzun süreli ağlama krizine giren yeni doğan bebekleri sakinleştirmekte kullanılır. Doğumdan sonraki ilk saatlerde bebekler akustik stimulasyona ancak üçte biri yanıt verirken sonraki dönemde bu yanıt oranı gittikçe artar ve ilk altı ay işitmeyi öğrenme süreci olarak geçer. 11 ila 12. Haftalardan sonra bebekler insan ve diğer sesleri tercih etmeye başlarlar. 12 ve 14.haftalarda annelerinin seslerini yabancıların seslerinden ayırt edebilirler ve Haftalar arasında artık annelerinin adımlarını duyduklarında ağlamayı keserler. (Tony Wigram, Inge Nygaard Pedersen, Lars Ole Bonde, A Comprehensive Guide to Music Therapy-Theory,Clinical Practice, Research and Training, Jessica Kingsley Publishers, London and Philadelphia, 2002, s.55)

5  Brunk, (1999) müzigin dokuz terapotik (therapeutic) yönünü vurgular:  a)Müzik dikkati çeker ve dikkati arttırır  b) zamanı yapılandırır  c) basarı duygusu yaşatarak öz güveni arttırır.  d) sosyal becerilerin uygulanması için güvenli ve huzurlu bir ortam sağlar  e) tekrar ve hatırlama egzersizlerini daha zevkli hale getirirerek hafızanın güçlenmesine yardımcı olur.  g) Bir rutini yerlestirmek ve isi rutine baglamak amacıyla kullanılabilir  h) Aynı zamanda her bireye göre uyum saglayabilir  ı) Birçok ortamda uygulanabilir (Gadberry,  2005:s:4).

6  Dünya Müzik Terapisi Federasyonu (WFMT) müzik terapiyi şu şekilde tanımlamaktadır:  Müzik terapisi bir müzik terapistinin bir danışan (client) veya grupla, onların fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal ve kognitif ihtiyaçlarını karşılık verebilmek adına iletişim, diyalog, öğrenim, mobilizasyon, ifade, organizasyon ve bunlarla ilişkili diğer terapötik amaçları gerçekleştirmek ve kolaylaştırmak amacıyla planlı bir süreçte müzik ve/veya müzikal unsurları (ses, ritim, melodi ve armoni) kullanmasıdır.  Müzik terapisi bireyin potansiyellerini geliştirmek ve/veya sahip olduğu işlevleri yeniden gerçekleştirmesini hedefleyerek kişinin hem kendi içinde hem de çevresiyle daha iyi entegre olabilmesi ve sonuç olarak rehabilitasyon veya tedaviyle daha iyi bir yaşam kalitesine kavuşmasını sağlamaya yöneliktir.  World Federation of Music Therapy, Bulletin 1, July 1997, s.1

7  Psikiyatride müzikle tedavi; sosyal ilişkilerin geliştirilmesi, kendine güvenin yeniden kazandırılması, fiziksel egzersizler ve motor kontrol, konsantrasyonun arttırılması için tedavi programın bir öğesi olmuştur  Arıkan,Ç.D., 1966.s:35 Ruh Hastalıklarının Tedavisinde Psikososyal Bir Boyut,  Şafak Matbaacılık, Ankara.

8  Tarihin ilk dönemlerinde kabilelerde dini ve manevi hayatı yönlendiren ve çok saygın bir statüleri olan şamanlar, ritim, müzik ve dansı kullanarak hastaları tedavi ediyorlardı. Belki de şamanlar, bilinen tarihin ilk müzik terapistleri idi.

9  Günümüzde de Afrika içlerinde bu tür geleneklerin sürmekte olduğu  bilinmektedir. Örneğin, Zambiya’da hastalığın adının konulması ve tedavisi için,  davulla tutulan ritim ve edilen dansla, hastayı heyecanlandıran bir ortam  oluşturulmakta ve bu ortamın, ritim aracılığıyla gittikçe yoğunlaşması sağlanarak,  hastanın sinir sisteminde bir değişiklik yaratılmaktadır. Daha sonra bu ortamdan  çıkan hasta, büyük bir rahatlık duymakta ve iyileşmektedir. ALVIN, J. (1978). S:18Music Therapy for The Autistic Child. Oxford: Oxford University  Press.

10

11

12

13

14  Yunanlı filozof Sokrates’in öğrencisi Platon (Eflatun) da M. Ö. 400’lü yıllarda, müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, kişiye bir hoşgörü ve rahatlık yerdiğini belirtmiştir. M.Ö yılları arasında yaşayan büyük Yunan filozofu ve matematikçisi Pythagoras, umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastaları, belirli melodilerle tedavi edebilme olanaklarını araştırmıştır.

15  Bu dönemde avrupada yayılmış olan tarantizm hastalığı vardır.İtalyanın napoli bölgesinde bulunan tarantula denilen iri bir örümceğin sokması sonrasında kişide melankoli tablosu oluşturmakta.Hastalığı ilk kez tanımlayan Nikola Perotti isimli hekim şunları söyler. “hastalar zehirin vücuda girmesi ile birlikte genellikle melankoliye düşüyor ve adeta sarhoşluğun etkisiyle sızmış gibi akıl ve mukayese güçlerini kaybediyorlardı.Birçoğunda müzik dinlemek için büyük bir istek vardı.Hoşlarına giden bir melodinin ilk perdelerini duyar duymaz fırlayarak ayağa kalıyorlar,neşeli nağralar atarak güçsüz düşüp yarı ölü gibi oluncaya kadar dans ediyorlardı.Sonra yataklarına yatıp terliyorlar ve rahatlıyorlardı.” Bu hastalar müzik olmadığı zamanlarda ölünceye kadar korku ve dehşet içinde yaşamışlardır Bu hastalık yıllarca araştırılmış,hastaların özellikleri tespit edilmiş ve buna göre çeşitli müzikler hazırlanıp hastalar tedavi edilebilmişlerdir.(Tarantisim in Contemporary Italy page: )

16  Şamanların zamanımıza kadar gelmiş Orta Asya temsilcisi baksa’dır.  Zamanımızda baksı olarak isimlendirilen bu âşıklar, kötü ruhları kovma törenlerinde  kopuz kullanıyorlardı. Kırgız baksaları, tedavilerde kıyak adı verilen kemençeler  çalıyorlardı. Baksı’ların hâlâ Altaylar  civarında, Urumci, Kaşgar gibi yörelerde yaşadıkları sanılır. ÇOBAN, Adnan. (2005)s:42. Müzikterapi. stanbul: Timas Yayınları

17  Baksı seansları şöyle yapılırdı: Seansa oturarak başlanır, melodi ve ritim  eşliğinde kollar spiral (kıvrılarak) şeklinde harekete geçirilir, enerjinin kollara  yükseldiği düşünülürdü. Ritim ve melodi değişir, hareket ve enerji omuzlara ulaşır,  ardından başı çeşitli yönlere çevirme şeklinde hareketlerle devam edilirdi. Daha  sonra sezgiye açık, içten geldiği şekilde dans edilirdi. Seansın en önemli yeri  burasıydı. Bu bölümde baskı, ata ruhuna ulaşmaya çalışırdı. Bütün geçici  bilgilerinden, maddî bedeninden sıyrılıp o an için gerekli bilgilere ulaşmaya  çabalardı.

18  islam Medeniyeti tarihinde özelikle tasavvuf ekolü mensupları (sufiler) müzikle  ugrasmıs, müzigi kullanmıs ve savunmuslardır. Sufiler, akli ve asabi hastalıkların müzik  ile tedavi edildiginden bahsetmislerdir. Bu dönemde yasamıs büyük Türk-slam âlimleri  ve hekimleri Zekeriya ErRazi (854–932), Fârâbi (870– 950) ve bni-i Sina (980–1037)  müzikle tedavinin bilhassa müzigin psisik hastalıkların tedavisinde nasıl kullanılacagına  iliskin ilmî esaslarını kurmuslardır. Fârâbi, “Musiki-ul- kebir” adlı eserinde müzigin  fizik ve astronomi ile olan iliskisini açıklamaya çalısmıstır (Çoban, 2005: 38).

19  Büyük Türk ve islâm bilgin ve hekimleri Ebubekir Râzi ( ), Fârâbi (870-  950) ve İbni-i Sina ( ), müzikle tedavinin, özellikle musikinin psisik  hastalıkların tedavisindeki etkinliginin bilimsel temellerini kuranlardandır. Fârâbi’nin  “Kitab-al Mûsiki” adlı bir eseri ve bni-i Sina’nın “Necat ve Sifa” gibi eserlerinde  musiki bilimine iliskin düsünceler bulunmaktadır. (Kazancıgil, R. (1994). Musiki le Tedavi, Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi, Türk  Kütüphaneciler Dernegi Edirne Subesi

20  İlk olarak II.Dünya savaşından yaralı çıkmış askerlerin kaldığı hastanelerde,müzik kullanımının başlaması sonrasında bu uzmanlık dalının farkına varılmış ve 1960’lı yıllarda sayısı çok az olan müzikle tedavi uzmanlarının arttırılması ve kapsayıcı tedavi anlayışına uygun bir eğitim almaları için çalışmalar başlatılmıştır.

21  Bu dönemde,müziğin ilaç gibi etkili olduğu hastalık sınıfı olarak “nevrozlar” gösterilmiştir.Birçok akıl hastanesinde,hastalara konserler verilmeye,hastalardan oluşan korolar oluşturulmuştur.Sıtma,humma,katalepsi (dona kalma),gut,konuşamama,bunama,felç gibi durumlarda müzik aktif olarak kullanılmıştır.

22  20.yy.’da müzikle tedavinin hak ettiği yere ulaşabilmesi için çalışmalar  oldukça hız kazanmıştır. Bir İngiliz araştırmacı, armoni, ritim ve melodinin birer  tedavi faktörü olduğunu belirtmiş, bunun hastaya enerji verdiğini ve gözle görülür bir  iyileşme sağladığını ifade etmiştir. Müzikle birlikte kontrolsüz kasların harekete  geçtiğinden, müzikal etkinliklerin bireysel olarak ve grup halinde  uygulanabileceğinden söz etmiştir. (Çoban, 2005: 39-40)

23  İlk müzikle tedavi merkezi, İngiltere’nin en büyük akıl hastalıkları hastanesi  olan “Horton Hastanesi”dir ve burada yapılan çalışmalar ile çok kısa zamanda  başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır.  Yiğitbaş, M. S., 1972.s:328 Musiki ile Tedavi, Yelken Matbaası, İstanbul.”

24  Ritim ( Rhythmos ) Eski Yunanca’da “Rheo” akmak,akış anlamına gelmektedir. Müzikte tempo, süre ölçüsü anlamına gelmektedir. (Sözlerin soyağacı, Sevan Nişanyan)

25  “Müziksel bir olgu olan ‘ritim’, çogunlukla hayatın ilk evrelerinde ögrenilir.  Belirli bir düzeni yansıtan ritim bedensel devinimle de yakından iliskilidir. Canlı  olmanın en belirgin özelligi olan devinim/hareket temelde canlı organizma da sinirkas  isbirligine baglıdır  ERDAL, Gülsen. (2005).s:1 “Müzik Ögretim Yöntemlerinden Dalcroze Metodu ve  Kullanımı”. Erciyes Üniversitesi GSF Müzik Sempozyumu, Nisan.

26  Müzik ritimsiz olamaz; ritmin biricik potansiyeli olan teşvik ediciliği ve düzen sağlayışı,müzikteki en etkili faktörü olarak kabul edilir. Müziğin unsurları arasında bulunan ritmin, enerjiyi yoğunlaştırma gücü ve yapıyı şimdiki zaman düzeninin (temporal order) algısına taşıması sebebiyle hayati bir terapötik unsur olduğu kabul edilir.  (E.T.Gaston, Music in Therapy, New York: Macmillan, 1968, p. 17.)

27  Kişinin bir ritim aletini alıp grupla icra edilen müziğe katılması,dikkat mekanizmasını harekete geçirecektir.( Çoban, A., S: Müzikterapi, Timaş Yayınları, İstanbul. Hızlı ritimlerin,sol beyin aktivasyonunu arttırdığı(Bu bölge depresyon ve şizofreni hastalarında yavaş çalışmaktadır.) ve kişide coşku duygusunu uyandırdığı,dolayısıyla mutlu olma ve hazza yönelmeye sağladığı tespit edilmiştir.Bu durumda hızlı ritimlerin kullanılması,depresyondaki kişinin elemden kaçma,haz alma duygularını arttırması bakımından tavsiye edilmektedir.(Development of the Happy-Sad Distinction in music Appreciation;Does Tempo Emerge Earlier Than Mode? S. Dalla Bela,I. Peratz,L Rousseau,N.Gosselin, J.Ayotte,and A.Lavoie.Department of Psychology,University of Montreal,Quebec,Canada

28  Klinik doğaçlama (clinical improvisation) müzik terapisi içinde kullanılan müzikal doğaçlamanın özelleşmiş bir formudur. Profesyonel Müzik Terapistleri Birliği (Association of Professional Music Therapists) klinik doğaçlamayı ‘etkileşimi ve yanıt vermeyi kolaylaştıran bir çevrede belirli bir terapötik anlam ve amaçlı müzikal doğaçlama’ olarak tanımlar. (Association of Professional Music Therapists (1985) A Handbook of Terms Commonly In Use In Music Therapy. Cambridge: APMT Publications, s. 5)

29  Hem terapist hem danışan çeşitli müzik aletleriyle serbest bir şekilde müzik yapmaya başlarlar. Müzik aletleri danışanın ön bilgi veya beceri duymasına ihtiyaç bırakmayacak şekilde ses çıkarabilmesi için terapist tarafından özel olarak seçilir. Bu enstrümanlar arasında akortlu veya akortsuz perküsyon enstrümanları, ksilofon, orkestra çanı (glockenspiels), her türden davul, zil (cymbal), tambur, çan (chime), ziller ve farklı etnik kökleri olan perküsyon enstrümanları bulunur. Bunlara düdük, yaylı enstümanlar, keybord ve hatta piyano da dahil edilebilir.

30  Klinik doğaçlamanın amacı spontane sesler veya müzikal unsurların terapist ve danışan arasındaki iletişim, ifade ve geri dönüşümü sağlamasıdır. Serbest müzikal doğaçlamanın kullanımı terapistin kullanılacak müzikal materyali hazırlamaması demektir. Bunun yerine terapist, kendisiyle danışanı arasında nasıl bir müzik ortaya çıkacağını gözlemler. (Rachel Darnley-Smith ve Helen M. Patey, Music Therapy, Sage Publications, London, 2004, s.41-42)

31  Müzikal doğaçlamanın amacı müzik parçası yaratmaktır ve bu durumda müzisyen sürekli olarak terapötik amaçlı olmayan anlatımcı (expressive) veya artistik yönelimli müzikal kararlar verir.  Klinik amaçlı müzikal doğaçlamada ise doğaçlamayı dikte eden şey müzikal amaç değil kişinin bu yaşantıyı nasıl tecrübe edeceğidir. Klinik ortamda serbest doğaçlamada terapist, danışanın kendisiyle iletişiminde onu gözlemleyerek ve dikkatlice dinleyerek bir müzikal iletişim yolu bulur.

32  -Danışan enstrümanlar, ses, hareket veya yüz ifadelerini kullanarak nasıl iletişim kurmaktadır?  - Müziği kim başlatıyor, danışan mı terapist mi?  - Danışan, terapistin yanıtına dikkat ediyor mu?  - Danışan, terapist müziğe başladığında duruyor mu?  - Danışan, terapisti destekliyor veya ona eşlik ediyor mu?  - Danışan, müzikal bir monolog mu yapıyor yoksa terapistin de icra etmesine imkan veriyor mu?  - Danışan, terapistin seslerine yanıt veriyor mu, interaktif müzikal diyalogda ortaya çıkan hangi hislerden hoşlanıyor?

33  Danışan yukarıdaki şekillerde müzikal açıdan terapiste yanıt verir ve bu yanıtlarla sadece danışanın ilişki kurma kapasitesinin değil aynı zamanda terapistin sürdüreceği müzikal yönün de ipuçlarını verir. Doğaçlama sırasında müzik terapisti klinik amaçlara yönelik olarak sürekli müzikal kararlar verir. Doğaçlamanın müzikal yönü, müzikal amaçlardan çok klinik amaçlarla belirlenir.(Rachel Darnley-Smith ve Helen M. Patey, s )

34  Yüksek frekanslı enstrümanlar ruh halini tahriki arttırma eğilimi oluştururken düşük frekanslı müzik, destek (grounding) ve farkındalık oluşturmayı teşvik eder. Ilımlı yavaşlıkta, istikrarlı ritimler yüksek değişkenli ritimlere tercih edilir. İstikrarlı ritimli müzik kenetlenme (entrainment) ve daha düzenli nefes alış verişlerini teşvik eder. Tekrarlayan melodi yüksek değişkenlikli ve değişen melodiye tercih edilir.)

35  Gevşemiş kalp atış hızı temposu (dakikada vuruş) gevşemiş yanıtı güçlendirir ancak amaç, bekleme odası anksiyetesini yatıştırmak değilse aşırı yavaşlığa gerek yoktur. Aşırı yavaş tempolar anksiyeteyi çok hızlı veya düzensiz tempolar kadar arttırır.Ayrıca Canlı müziğin klinik değeri kayıttan dinlenen müzikten daha yüksek olduğu gösterilmiştir (Music Therapy Interventions in Trauma, Depression, & Substance Abuse: Selected References and Key Findings, American Music Therapy Association, ceabuse

36  Paul Nordoff ve Clive Robbins’in danışanların verdiği ritmik yanıtlarla ilgili çalışmaları Therapy in Music for Handicapped Children adlı kitaplarında toplamışlardır.145’den fazla engelli çocukla yaptıkları araştırmada ritmik yanıtları kategorilere ayırmış ve onların hem merkezi ve periferik sinir sistemi fonksiyonları hem de organizmanın hayati ritimleriyle ilişkisini ortaya koymuşlardır

37  Ritmik kategorilerin başlıkları şunlardır:  1-Tam Ritmik Özgürlük (Complete Rhytmic Freedom)  2-Dengesiz Ritmik Özgürlük (Unstable Rhytmic Freedom)  a)Psikolojik (Psychological)  b)Nörolojik (Neurological)

38  Sınırlı Ritmik Özgürlük (Limited Rhytmic Freedom)  Kompülsif Tempo (Compulsive Beating)  Düzensiz Tempo (Disordered Beating)  a)Dürtüsel/İmpulsiv (Impulsive)  b)Paralitik (felçli)(Paralytic)  cKompülsif-Karmaşık (Compulsive-Confused)  d)Duygusal-Karmaşık (Emotional-Confused)  Çekimser Tempo (Evasive Beating)  Duygusal-Güçlü Tempo (Emotional-Force Beating)  Kaotik-Yaratıcı Tempo (Chaotic-Creative Beating)

39  Tanımlar danışanın verdiği yanıtla biçimlendirilmiştir, örneğin ‘Tam Ritmik Özgürlük’ tüm tempo, dinamik, ritmik temellere ve melodilerin ritmik yapısına karşı anlık duyarlılık ve aynı zamanda davulda tempo tutma kabiliyeti olarak tanımlanır.(P.Nordoff and C.Robbins, a.g.e. s.63)

40  Ritme verdiğimiz duygusal, afektif (affective) yanıtlar da gözardı edilmemelidir. Farklı ritimler uyutuculuktan, sakinleştiricilikten yüksek düzeyde uyarıcı ve cezbediciliğe (ecstatic) varana kadar çok farklı duygusal yanıtlar üretir. Ritmin bu tip etkileri yüzlerce yıldan beri bilinmektedir: Plato Devlet adlı eserinin 3.kitabında okuyucularına ritimlerin cesur ve uyumlu bir hayatın ifadeleri olduğunu keşfetmeye çağırır.(Plato, in Jowett’s translation, The Republic, Book Three, section 399, London: Sphere, 1970.)

41  Müzisyenler tekrarları ve ritimdeki kompleks belli belirsiz değişimler i ve iniş çıkışları (inflection) kullanarak dinleyicilerinde bazen meditatif yanıtlar üretirler. Pek çok ninninin kökeninde tekrarlı ve düzenli ritimlerin hipnotik etkisi vardır. Kilise müziğinde ritim gerilimlerinin olmayışı bu müziğin akışına, ruhsal ve hemen hemen zaman dışı doğasına katkıda bulunuyor görünmektedir. Bunun aksine keskin ritmik modellerin, agresyon yaratmak amacıyla savaş müziklerindeki davullarda kullanıldığını görebiliriz.(Leslie Bunt, Music Therapy-An Art Beyond Words, Brunner-Routledge, Hove and New York, 2005, s.65)

42  Agresyon ve kendisini akut anksiyete ve kolit ve cilt sorunlarıyla belli eden somatizasyon (somatization) problemi olan Steve kendisini kaybolmuş olarak hissetmekte ve sürekli güven aramaktadır. Çocukluğunda kendisine özellikle annesi tarafından duygusal yoksunluk (emotional deprivation) yaşatılmış, varlığı onaylanmamış ve sonuçta da aile üyeleriyle ilişkisi kopmuştur. 13 yıl bir bayan psikoterapistle çalıştıktan sonra aniden tedaviyi kesmiştir. Grafik tasarımcısı olan Steve işinin stresli olduğundan söz etmekte ve kendisiyle ilgili yüksek beklentiler beslemektedir. Toplumdan kendini tecrit etmiş sadece bir kaç arkadaşıyla görüşmeye devam etmiştir.

43  Kaldığı hastanedeki koğuşunda müzik yapmakta kimi zaman başkaları üzerinde hakimiyet veya kontrol kurmuş görünmektedir. Steve koğuşundaki grup çalışmaları sırasında mide bulantısı ve anksiyete belirtileri hissetmekte fakat seans sırasında bunları bastırmaktadır. Kendisine yaşadığı psikoterapinin travmatik sonucundan sonra benzer bir deneyimin tekrarlanmaması için bireysel terapi görmesi teklif edilmemiş bunun yerine müzik terapi grubuna katılması önerilmiştir.

44  Steve ilk yıl hemen hemen hiç konuşmadığı seanslarda emprovizasyonla meşgul olmuş, yaklaşık üç ay sonra kendini; iç kaosunu ve parçalanmışlığını (disintegration) müzikle ifade etmeye başlamıştır. Bu süre zarfında gato davuluyla özdeşleşmiş, icrasında kişiliğinin obsesif yönlerini yansıtan saplantılı / perseveratif (perseverative) seslerle, tekrarlayan ritimler sergilemiştir.

45  Diğer zamanlarda davul ve simbali (cymbal) yüksek sesle ve diğer insanların müziklerini umursamaz bir görünümle aritmik olarak çalmaktadır. Uzun süreli gato davulu çalışları kimi zaman daha negatif hislerle huzursuzluğunu gösterircesine kısa, kaotik patlamalarla kesilmiştir. Buna dikkat edildiğinde utangaçlık yaşamakta ve kimi zaman grup çalışmalarından sessizce çekilmektedir. Bir süre sonra bu durumunu ve grup üzerindeki etkisini kabul ederek bağlanma korkusu hakkında tartışmaya başlamıştır. Emprovizasyonun yardımı olmuş görünmektedir çünkü emprovizasyon sırasında diğer grup üyeleriyle yakından etkileşime geçmektedir. Sonuçta ölüm ve terkedilme korkusu hakkındaki korkularını kabullenmiştir.(Helen Odell-Miller, a.g.e. s. 68)

46  1-Destekleyici ve etkinliğe yönelik müzikle tedavi  2-Eğitici,tedavi sürecine ve içgörüye yönelik müzikle tedavi  Düzenleyici,rahatsız edici duyguları dışa vurmaya yönelik müzik tedavi (Analitik ve katarzis yönelimli müzikle tedavi)

47  Bireyin alfa dalgalarını (rahatlama dalgaları) arttırarak rahatlama uyarısını en iyi konumda sonuçlandırmak ve duygu,düşünce ve sosyal alanlarda olumlu yönde değişim sağlamak.

48  Üç temel duyuyu (öncelikle işitme,daha sonra dokunma ve görme) aynı anda harekete geçirmesi nedeniyle bilişsel fonksiyonların gelişimine katkıda bulunma  Zamanın,mekanın ve kişilerin farkındalığını sürdürerek burada ve şimdi duygusunu yaşatma  Tekrara dayalı olması nedeniyle bellegin egitilmesini ve güçlendirilmesini saglama  Sosyal iletişimi ve etkileşimi arttırarak çevredeki insanların farkına varılmasını sağlama  Dikkati rahatsız edici ve takıntılı düşüncelerden başka yöne çekme  Kontrolsüz davranışları önleme  Grup aktivitesi içinde kişiye başarma duygusunu yaşatarak özgüveni arttırma

49  Ritim terapi çalışması bireysel yada grup halinde yapılabilir. Grup 8-10 kişiden oluşur. Bu çalışmaya iletişim,konsantrasyon,kendini ifade etme vb. gibi alanlarda güçlük yaşayanlar katılabilir. Bu çalışma 8-12 hafta arasında yapılacak olup her çalışma yaklaşık saat sürecektir.

50

51

52  TEŞEKKÜRLER!...


" Müzik, aslı yunanca bir kelime olup eski yunancada “mousike” veya “mousa” kelimesinden alınmıştır.Bu kelime etimolojik olarak “muse-melek” anlamına." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları