Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Bir kırlangıç dünyayı geze dolaşa, çok şey öğrenmiş. Önceden bilirmiş bütün olacakları. Bir gün bakmış ki; köylünün biri, sıram sıram kenevir tohumu ekiyor.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Bir kırlangıç dünyayı geze dolaşa, çok şey öğrenmiş. Önceden bilirmiş bütün olacakları. Bir gün bakmış ki; köylünün biri, sıram sıram kenevir tohumu ekiyor."— Sunum transkripti:

1

2 Bir kırlangıç dünyayı geze dolaşa, çok şey öğrenmiş. Önceden bilirmiş bütün olacakları. Bir gün bakmış ki; köylünün biri, sıram sıram kenevir tohumu ekiyor tarlasına. Çağırmış küçük kuşları, "Bakın" demiş, "Sizin kuyunuzu kazıyor bu adam. Şu savurduğu tohumlar yok mu, başınıza örülen bir çoraptır sizin. Gün gelip kenevir, sicim oldu mu, seyredin size kurulacak dolapları. Ya ölüm ya zindan gayri sizlere. Onun için gelin dinleyin beni. Yiyin, yok edin şu tohumların hepsini." Bilge kırlangıcı kim dinler! Küçük kuşlar cıvıl cıvıl, diledikleri yemi yemişler. Kenevir ise büyümeye başlamış yeşil yeşil. Kırlangıç bir kez daha uyarmış, dünyadan habersiz kuşları: "Koparın" demiş, “bu kötü tohumdan fışkıran yaprakları.Onlar büyüyünce kendinizi yok bilin.” Kenevir büyüdükçe büyümüş. Kırlangıç, kuşları son kez uyarmış: "Bakın" demiş, “kötü tohum sonunda sicim oldu. İnsanoğlu tuzaklar kurdu, siz küçük kuşları avlamak için. Geç olmadan, haydi kaçın gidin." Kuşcağızlar yine aldırmamış. Sürdürmüşler cıvıl cıvıl ötüşmeyi. Ancak çok geçmeden söylenen olmuş. Nice kafesler kuşlarla dolmuş. Şimdi konumuza girebiliriz. Dünü ve bugünü incelemeye ne dersiniz? Konuya girmeden önce, bir La Fontaine öyküsü anlatacağım.

3 1820’li yıllar… İngiltere sanayi devrimini tamamlamış. Üretim ve sermaye adeta ülkenin sınırlarından dışarı taşıyor, yeni pazarlar gerek Avrupa ülkeleri ve ABD, hemen gümrük duvarlarını yükseltiyor. GİRİŞ YOK İNGİLİZ MALLARINA!!! İngiliz ticaret ve sermayesi için tek çıkış yolu var: Avrupa dışına yönelmek!

4 Osmanlı tahtında II. Mahmut (1808 – 1839) oturuyor. Sadrazamı Mustafa Reşit Paşa. 1830’lu yıllarda Mason olan Mustafa Reşit Paşa, İngilizler ile iyi ilişkiler içinde. Osmanlı imparatorluğunun kurtuluşunu Avrupalılaşmakta görüyor, Başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleriyle serbest ticaret öneriyor ve şöyle diyordu: “Ülke, serbest ticaret sayesinde büyük bir hızla sanayileşecektir.” İngiliz Dış İşleri Bakanı Palmerston: “Serbest ticaret sayesinde Sultan’ın tebaasının servet ve refahı artacak, sanayi gelişecek.” Batıdan gelen sözde Osmanlı uzmanları: “Osmanlı Devleti bu antlaşmayı uygulamakla Batı uygarlığına girecek.”

5 Sonunda 16 Ağustos 1838’de Mustafa Reşit Paşa, Osmanlı’nın “idam fermanı” olan Balta Limanı Antlaşmasını “kalkınma yolunu açacak” bir belge olarak İngilizlerle imzaladı •Gümrük vergi oranları ihracatta %12’ye, ithalatta ise % 5’e düşürülecekti. • İngilizler, dünyanın neresinden olursa olsun istedikleri malları ülkeye rahatlıkla gümrüksüz sokabilecekti. • Yed-i Vahit (tekel) usulü kaldırılacaktı. • Mal alım ve nakli için belge istenmeyecekti. • İngiliz tüccarı iç ticarette en ayrıcalıklı yerli tüccardan fazla vergi ödemeyecekti. • Yabancı mallar, Boğazlar’dan serbestçe geçecek, Osmanlı limanlarında bir gemiden öbürüne aktarılacak, transit serbest olacaktı. Bu işlemlerden ayrıca hiçbir vergi alınmayacaktı. • İngilizler, demiryollarından ücretsiz faydalanacaktı. • Kapitilasyonlar devam edecek, anlaşma ile tanınan yeni ayrıcalıklar öncekilere eklenecekti. • Anlaşma hükümlerinden diğer devletler de yararlanabilecekti. • Anlaşma sonsuza kadar yürürlükte ve geçerli kalacaktı.

6 •Osmanlı’nın iç pazarı, Batı’nın sanayi ürünlerine açıldı, dış ticaret dengesi bozuldu (O yılki ihracatımız 1 milyon 81 bin sterlindi. İthalatımız, 3 milyon 85 bin sterlindi. Makas, 2 milyon sterlindi. Hemen anlaşmanın akabinde bu makas, 11 milyon sterline çıktı.) • Ekonomik bağımsızlık yitirildi, devletin çöküşü hızlandı. • Devletin bağımsız dış ticaret politikası izleme seçeneği ortadan kalktı. Çünkü Balta Limanı Anlaşması, yalnızca gümrük vergilerini daha düşük düzeylere çekmekle kalmıyor, Osmanlı Devleti artık, kendi gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul ediyordu. • Hükümet, dış ticarete olağanüstü vergi koyma hakkını da yitirdi. Bu kayıp; devleti, hükümetlerin mali kriz dönemlerinde başvurabilecekleri önemli bir gelir kaynağından yoksun bıraktı. • Kapitalist sermayeleşmeye geçemedik. • İthal malları, iç pazarı adeta istila etti. • Ekonominin eski yeni bütün sanayileri yok oldu. Fabrikaların çoğu, Avrupalılarla imzalanan serbest ticaret anlaşmaları uyarınca yapılan ithalatla baş edemeyerek kapandı. •Ticaret ve sanayi yabancıların eline geçti.

7 • Zanaatlara dayalı yerli üretim, Batı kaynaklı mallarla rekabet edemediğinden geriledi. • Ekonomide tarımsal üretim ile tarım – dışı üretim arasındaki tamamlayıcılık ortadan kalktı. • Osmanlı üreticisi hammadde darlığı ile karşı karşıya geldi. • Bilgi birikimi ve teknolojisi yetersiz olduğundan, üretici çaresiz bir duruma düştü. • 1840’dan itibaren yüzlerce yabancı tüccar, İmparatorluk içine yerleşti. • Osmanlı tüccarı, İngiliz tüccara oranla daha fazla vergi öder duruma düştü. Bu onun rekabet gücünü kırdı. • Zaten sıfıra yakın bütçe tükendi, hazine gelirleri kurudu. • Halk yoksullaştı. Bizim yaptığımızın tam tersini! ABD, Almanya vb. seçtikleri yolda ilerleyerek, bugün birer sanayi devi haline geldiler. Buna karşılık Osmanlı, tarih sahnesinden silinip gitti. ABD, Fransa, Almanya gibi ülkeler, 1800’lerde aşağı yukarı bugünkü Türkiye’nin gelişme düzeyindeydiler. Bu ülkeler, eğer sınırlarını İngiliz mallarına açmış olsalardı, sözde reformlar yapsalardı, bugünkü dünyada az gelişmiş birer ülke olarak yer alırlardı; İngiltere ise büyük bir “Süper Güç” olarak.

8 Serbest ticaret, ancak aynı gelişme düzeyinde bulunan ülkeler için yararlıdır. Farklı gelişme düzeyine sahip ülkeler arasında ise yalnızca zengin ülke lehine işler. Yoksul ülke, serbest ticaretten faydadan çok zarar görür. Bugünün evlatları, ABD’nin, Almanya’nın, Fransa’nın bugün ne dediğine değil, geçmişte ne yaptıklarına bakmalıdır.

9 1995 Gümrük Birliği Anlaşması = 1938 Balta Limanı Ticaret Anlaşması Gümrük Birliği arifesinde bütün boyalı medya, “Türkiye’nin cennete döneceği” propagandası yapıyor.

10 •Türkiye, AB’nin 15 üyesi ülkeye tüm gümrük duvarlarını indirdi. • Buna karşılık biz AB’ye tarım ürünü satamıyoruz. Satarsak %200 vergi alıyor. Ama AB bize TV, elbise, ayakkabı satarken bir şey yok. • Yabancılar mal alım ve nakli için vergi ödemiyorlar. • Tekel usulü kaldırıldı, Tekel, Telekom vs. özelleşti. • İthalatda muazzam bir artış var. • Gümrük Birliğine girmeden önceki 5 yıllık dönemde ( ) açığımız 40 küsur milyar dolardı. Gümrük Birliğine girdikten sonra 150 milyar dolara çıktı. • Hükümetler gelire gereksinme duyunca – Gümrük Birliği Kuşatması nedeni ile – dış ticareti vergilendiremiyorlar. • Sanayileşme durdu. • İşsizlik ve yoksulluk dayanılmaz boyutlara ulaştı. Türk halkının yarısı açlık sınırına dayandı. • Türkiye’nin iç pazarları, ticareti de yabancıların eline geçti. Tekstili, sütü, ayranı, yoğurdu, şekerlemeleri de artık yabancılar üretip, satmaya başladı.

11 • Ekonomi AB’nin dev şirketlerinin elinde. Bütün kaynaklar yabancıların eline geçiyor. Yabancı sermaye girişi serbest. • Türk tarım arazileri, Yunanlılara, İsraillilere, Almanlara, İngilizlere, Amerikalılara satılmaya başlandı. • Özelleştirme adı altında “vatanın satılması” hızlandırıldı. Türkiye’nin ekonomik kaleleri olan Petkim, Tekel, Tüpraş, Seka, Telekom, Sümerbank, Şekerbank birer birer Türkler’in elinden alındı. • AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine girmiş Türkiye haricinde başka bir ülke yok. • Yunanistan AB’ye 1981’de girdi. Gümrük Birliğine 1986’da. • İspanya ve Portekiz, AB’ye 1986’da girdi. Gümrük Birliğine 1993’te. • Kapıda bekleyen 12 ülke var, bir tanesi biziz. Hiçbirine Gümrük Birliği teklif edilmiyor. • Gümrük Birliği Anlaşması, TBMM’nin onayına sunulmamış, Yüce Meclis’ten geçirilmeden uygulamaya konulmuştur.

12 “Diyorlar ki; gelişmiş ülkelerde devlet kamudan elini çeksin. Çeksin tamam olur. Ama devletin kamudaki payına baktığımız zaman gelişmiş ülkelerde hala ekonomide kamunun payının çok olduğunu görüyoruz. OECD rakamlarına göre; İsveç’te %49, Belçika %49, Japonya %48, Hollanda %47, Norveç %47, Kanada %41, İngiltere %41… Türkiye’de %24’e düşmüş. Hala “düşürün” diyor. Burada bir oyun var! Diyorlar ki bize “Halk Bankasını” sat, “Ziraat Bankasını sat”. Niye satayım kardeşim? “Devlet bankacılık yapmaz.” Peki… Almanya’daki bankaların %89’u kamu bankası, Fransa’da %60’ı… Fransa’nın belli başlı kurumları, Air France devlet teşekkülü. Satmıyor Air France’i. Bize “THY’yi sat” deniyor. Franca Telecom, hala kamunun elinde. Japonya’da kamu bankalarının payı %40 civarında. İtalya’nın en büyük 2. bankası Banca Di Roma, bir devlet bankası. İtalya’nın en büyük holdinglerinden IRI bir devlet kurumu. Norveç’in en büyük bankası Den Norske Bank, devlet bankası.

13 İspanya’nın elektrik kurumu Endesa bir kamu kurumu. İspanya’daki havaalanı, uçak ve savunma kamunun elinde. Çelik, alüminyum kamunun elinde. Devlet bankalarının en büyüğü olan Yunan Ulusal Bankası’nın bankacılık sektöründeki payı %42. Bir tek bankanın payı %42. Yunanistan’daki kamu bankalarının payı %72. Biz de özel bankalara verdik işi, işte gördük özel bankaların yaptığını. Battı. Kamu bankalarını siyasetçiye alet ettik biz. Kamu bankalarını adam gibi yönetemedik. Başbakan değişti, kamu bankalarının genel müdürü değişti. Ne değiştiriyorsun kardeşim? Ne yaptı bu adam? Bul yolsuzluğunu, bul hırsızlığını, git cezaevine at. Bakın, dengeyi çok iyi kurmak lazım. İsviçre’de, Almanya’da ekonomideki kamu payı %50’nin üzerinde ve ekonomilerini görüyorsunuz. 25 bin dolar milli gelir. Güney Afrika, Kenya, Bangladeş, Honolulu, Kongo’da hiç kamunun ekonomide payı yok. Hepsi sürünüyor. Biz %24’e düşmüşüz ve daha da düşürüyorlar. Niye Tekel, özelleştiriliyor kardeşim? Zarar mı ediyor bu kurum? Tekel’in dosyasını açıp baktığınız zaman dünyanın 5. büyük sigara üreticisi. Tekel niye ucuza gidiyor? Fas’ın Tekel’i özelleştirildi. 15 milyar tane sigara yapıyor. %80 payı 1 milyar 530 milyon dolara satıldı. Bizim sigara adedimiz 70 milyar. 5 misli büyüğüz. Bu hesaba göre, bizim Tekel’imizin 9 milyar dolar etmesi lazım bugünün parasıyla. Kaça satıldı Tekel’in sigara bölümü? 1 milyar 150 milyon dolara satıldı.

14 İçki bölümünü, 19 yeri, 292 milyon dolara sattılar. Bu fabrika yapılırken kaça mal oldu? Türkiye’nin 8. büyük firması Tekel, 2 katrilyon devlete vergi ödemiş. Dünyanın 5. büyük sigara fabrikası. 180 bin kişi çalıştırıyor. Ne oluyor da Milli Piyango satılıyor?!!! Zarar mı ediyor bu kurum? Tekel’den gelecek para bizim 13 günlük faizimiz!!! Tekel satıldığında, sosyal dengeleri düşünün, çiftçiyi düşünün, vatandaşı düşünün, toplanan vergileri düşünün. Bu işler çok uluslu şirketlerin eline geçiyor.” Azınlıklara tanınan haklar, yapısal düzenlemeler Gümrük Birliği Anlaşması”ndan bu yana Türkiye’de de aynı şeyler oluyor. IMF programlarından, Helsinki Doruğu’ndan, ulusal programlardan geçerek, durmadan yabancılara, iç düşmanlara yeni haklar tanıyan yasalar çıkartılıyor.

15 1854 Kırım Savaşı’nda tarihimizdeki ilk borcu almak zorunda kaldık. İngilizler’den %6 faizle 3 milyon 300 bin Osmanlı altını borç aldık. Osmanlı’nın borcu sıfır o güne kadar. Padişah almamakta direniyor ama Sadrazam, “Alacağız. Kırım Savaşı’na giriyoruz” diyor. 3 milyon sterlinlik devlet tahvili veriyoruz onlara, 2 milyon 514 bin 963 sterlin alıyoruz. FAİZ KESİYOR. •Devlet, iyi örgütlenmiş,tüm tebaasına adil davranan,modern bir devlet haline gelecektir. •Müslüman olamayan tebaaya tam eşitlik sağlanacaktır. •Azınlıkların okul, hastane ve kiliseleri düzenlenecektir. •Hristiyanlar, il meclisine üye olabileceklerdir. •Hristiyan ve Yahudiler, orduya alınacak hatta isteyenler subay olabilecektir. •Azınlıklar ve yabancılar, gayrimenkul alabileceklerdir. •Azınlıklar ve yabancılar, banka kurabilecektir. (Bankalar yabancıların eline geçmeye başladı) •Gayrimüslim din adamları ve kurmaylarının menkul ve gayrimenkulları devlet güvecesine alınacaktır. •Gayrimüslimlere ait mabetlerin tamir ve yeniden yapılanmalarına izin verilecektir. •Gayrimüslimlerin ayin ve törenleri serbest bırakılacaktır. •Yabancılara yol yapma ve toprak edinme hakkı tanınacaktır.

16 Şimdi bu “reform”ları bir de 12 Şubat 1856 tarihli Times’ın yorumu ışığında değerlendirelim ve reformların asıl kimin çıkarları için istendiğini kendi ağızlarından öğrenelim: “Yabancıların toprak satın almalarının önündeki tüm engellerin kaldırılması ve sağlam bir mali sistemin, yollara ve limanlara yatırılan sermayenin emniyeti için güvencelerin oluşturulması, kısa zamanda büyük sonuçlar doğuran diplomatik çabaların bir sonucudur. Önümüzde zengin ve işlenmemiş bir ülke var. Batı’nın sermayesi bu ülkeye girebilir ve ona sahip olabilir. Bu nedenle, çabalarımızla zamanın lehimize işlemesinden hoşnut olabiliriz. Osmanlı Devleti’nin ilk 2 borçlanması, şu sonuçları getirdi: •Yeni bir reform programını gerçekleştirme taahhüdü •Devlet’e dış borç sağlamak üzere Osmanlı Bankası’nın kurulması (1856’da büyük ölçüde İngiliz sermayesi ile kuruldu. Banka doğal olarak İngilizlerin denetimi altındaydı.)

17 Avusturya ve Prusya Osmanlı – Rus Savaşı’nın önlenmesini istedilerse de, İngilizler, çeşitli vaadlerle elde ettikleri Mustafa Reşid Paşa’yı savaşa teşvik ettiler. Yardım edeceklerine, zafer kazanacağına, böylece Osmanlılar’ın bir numaralı adamı olacağına inandırdılar. Mustafa Reşid Paşa, Bab-ı Ali’de 163 kişiyi toplayarak Rusya’ya karşı savaş açılmasına karar verdirdi. Bu kararı bir hileyle, genç padişah Sultan Abdülmecid Han’a da tasdik ettirdi. Böylece 1853 senesinde, Rusya’ya karşı savaş ilan edildi. İngilizler, Rus Çar’ı I. Nicola’nın Kudüs’te Katoliklere karşı Ortodoksları ayaklandırdığını ileri sürerek, Rusların Akdeniz’e inmesini istemeyen Fransa’yı da savaşa soktular. İngiltere ve Sardunya (İtalya) da Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa katıldılar. Kırım Savaşı, Rusya’nın yenilgisi ile sona erdi. 30 Mart 1856 tarihinde Paris Antlaşması imzalandı. Antlaşma’ya İngiltere, Fransa, Osmanlı Devleti, Rusya, Avusturya, Prusya ve Sardunya devletleri katıldı. Osmanlı Devletini Sadrazam Ali Paşa ile Mustafa Reşid Paşa’nın oğlu Paris büyükelçisi Mehmet Cemil Bey temsil ettiler. Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı’nda galip devletler arasında bulunduğu halde, yenilen taraf gibi muamele gördü. Antlaşma’nın oldukça ilginç şartları için bir sonraki sayfaya geçelim lütfen.

18 • Taraflar, aldıkları yerleri iade edecekler. • Taraflar, harp suçlularına genel af ilan edecekler, esirler karşılıklı değiştirilecek. • Osmanlı Devleti, Avrupa hukukundan faydalanacak, istiklali ve toprak bütünlüğü korunacak. • Islahat Fermanı, antlaşmaya taraf olan devletlerce tescil edilecek. • Bu devletler, padişah ve tebaası arasına girmeyecekler, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmayacaklar. • Boğazlarla ilgili 1841 Londra Antlaşması aynen yürütülecek, Karadeniz tarafsız duruma getirilecek, bütün devletlerin ticaret gemilerine açık, fakat savaş gemilerine devamlı kapalı olacak. •Osmanlı Devleti ve Rusya, Karadeniz’de donanma bulunduramayacağı gibi, tersaneleri yıkıp, yenilerini yapamayacaklar. • Tuna Nehri’nde ulaşım serbest olacak. • Rusya tarafından terk edilecek olan Tuna Nehri deltasının bir bölümü, Boğdan’a verilecek. • Tuna’daki gemi işletmeciliği, Avrupa devletlerinin muhafazasında olacak. • Kırım, Rusya’da kalmak şartıyla, Besarabya’nın bir kısmı, Osmanlı himayesindeki Boğdan Beyliği’ne verilecek. • Rusya, Tuna Nehri ağzından uzaklaştırılacak; Eflak ve Boğdan beylikleri, Osmanlı himayesinde olmakla birlikte sahip oldukları imtiyaz ve haklar genişletilecek, kanunlarını kendileri yapacaklar, milli bir ordu bulundurabileceklerdir. • Bu verilen imtiyaz ve haklar, antlaşmada imzası bulunan devletlerin ortak garantisi altında olacak, hiçbir devlet bu beyliklerin iç işlerine karışmayacaktı. • Sırbistan Prensliği, Osmanlı hakimiyetinde kalmak şartı ile tarafların kefaletinde imtiyazlı olacak. Devletlerin onayı alınmadan Osmanlı Devleti, Sırbistan’a hiçbir şekilde asker sokamayacak, ancak eskiden olduğu gibi birkaç Sırbistan kalesinde Osmanlı askeri bulunabilecek.

19 Batı’dan aldığımız borçları ödeyemedikçe, yeni borçlar aldık. Yeni borçlar aldıkça, yeni ödünler verdik borçlanması sayesinde İngiliz sermayesi denetimindeki Osmanlı Bankası’na, Fransız sermayesi de katıldı; böylece “Bank-ı Osman-i Şahane” oldu. Kağıt para basma tekelini elde etti. Bütün vergilerden muaftı. Osmanlı Devleti, 1874 yılına kadar geçen 20 yıl içinde 15 dış borçlanmaya başvurmuştu. Borçların geri ödenmesi gittikçe zorlaşıyordu. Devlet 1863’de bütçe gelirlerinin %17’si dış borç anapara ve faiz ödemesine ayrılırken, bu oran 1875’de %75’ ulaşmıştı. 1875’de borcumuzu ödeyemedik. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa, Moratoryum ilan etti. Faiz ve anapara taksitleri beş yıl süreyle yarıya indirildi. Osmanlı iflas etti, tüm ödemeler durduruldu.

20 Ve yine savaş… Osmanlı – Savaşı… Devlet’in borç yükü, dayanılmaz boyutlara ulaşmış… Üstelik Rusya’ya ağır bir savaş tazminatı ödemek zorunda. Devletin pazarlık gücü kalmamış. İmparatorluk yine Avrupa finans piyasalarına başvurmak zorunda. Sonuç: Gelsin siyasi ödünler… İngiltere, Ayastafanos Antlaşması’nın koşullarını hafifletmeyi taahhüt ediyor ama; karşılığında KIBRIS ADASI’nı istiyor. “Ben Kıbrıs vatandaşı oldum. Niye oldum? Vatandaşlar diyor ki “Kıbrıs’tan sana ne?” Burası bizim toprağımız. “Sana ne?” demisinler diye Kıbrıs vatandaşı oldum. Beni ilgilendiriyor. Sizi de çok ilgilendiriyor Kıbrıs… Vatandaş olmasanız bile, sizi de çok ilgilendiriyor. Çünkü burası bizim toprağımız. Kıbrıs’ın bizim için Konya’dan, Sivas’tan, Kayseri’den farkı yok. Bakın şimdilik AB İlerleme Raporu’nda Kıbrıs… 3 gün sonra Ege gelecek. 4 gün sonra Kürdistan gelecek, Ermenistan gelecek. Fransa bunu parlamentosunda kabul etti. “Türkler, Ermeniler’e soykırım yapmıştır” dedi. Hayır efendim. Benim atam soykırım yapmadı. Benim atam savaştı. Ben bundan 4 ay evvel gittim, Kars’ta ve Ardahan’da 200 Türk vatandaşını bir mezarda gömülü halde gördüm. Esas soykırım yapan onlar! Ama buradaki amaç nedir? Kars, Ardahan, Erzurum, Muş, Van, Tunceli… Orayı Ermenistan toprağına katmak. Ama biz, sapasağlam ve dimdik durursak, bir şey olmayacak.

21 Kıbrıs’ın Kopenhag kriterleri ile hiçbir alakası yok. Kıbrıs ayrı bir statüye tabi yılında bu iş bitmiş. Taraflar, oturmuş anlaşmışlar. “Türkiye’nin, Yunanistan’ın, İngiltere’nin olmadığı bir birlikteliğe Kıbrıs’ın güney ve kuzeyi giremez” denilmiş. Bu kadar net ve açık. Şimdi bunlar, Güney Kıbrıs’ı almakla uluslar arası anlaşmalara aykırı hareket ediyorlar. Çok ilginçtir. “Gidin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine” diyorlar. Niçin? Orası adaletli bir mahkeme değil ki! Nalıncı keseri gibi kendilerine yontan bir mahkeme. Kıbrıs’ın Kopenhag’la hiç alakası yok. Doğru, Kıbrıs 2’ye bölünmüş. Kuzeyi var, Güneyi var… Gayet doğal. Orada bir cumhurbaşkanı var, burada bir cumhurbaşkanı var. Herkes hayatından memnun. Kimse kimsenin tavuğuna “kışt” demiyor. Hatta sınırlar açıldı. Rumlar, oraya gitmeye başladı. Türkler oraya gitmeye başladı. Güzel… Ne var, ne oldu şimdi? Nedir bu Kıbrıs? Bakın, Kıbrıs’ın altında yatan, Kıbrıs’ın Yunan işgalidir. Tekrar Nikos Samson’u, tekrar EOKA’yı, tekrar Rumlar’ı canlandırmaktır. Kıbrıs’ı bir Girit Adası haline getirmektir. Nedir Girit Adası? Girit’te Türk kalmadı. Ve Kıbrıs’ı bir Yunan adası haline getirmektir. Eğer Kıbrıs elden giderse, Akdeniz elimizden gider. Düşünün haritada Kıbrıs’ı, Türkiye’ye karşı büyük bir koruyucu, kollayıcı güç. Çok önemi var. Peki Annan Planı’nın Türkçesi ne? Annan Planı, bir uzlaşı planı değil, işgal planıdır. Ana tema bu. Annan Planı, KKTC’yi yok etmek istemektedir. Annan Planı’nın kökünde şu vardır: •KKTC içinde bulunan toprakların %21’i Rumlar’a terk ediliyor ve terk edilen toprakların %65’i verimli ve ekilebilir topraklar. •1350 işyeri kapanıyor, çalışan nüfusun %15’i işsiz kalıyor. •Mali müesseseler inşaat, sağlık, eğitim, ulaştırma ve diğer sektörlerdeki 553 işyeri Rumlar’a terk ediliyor. 442 ticarethane, 188 otel, imalat sektöründe 160 işyeri Rumlar’a terk ediliyor. •Sonuç olarak, Kıbrıs GSMH’sının %22’si Rumlar’a terk ediliyor. •Kıbrıs’daki verimli toprakların %66.4’ü Rumlar’a gidiyor. •Su kaynaklarının %75’i Rumlar’a gidiyor.

22 1879’da durum daha da kötüleşti. Alınmış olan borç anapara ve faizi karşılığı olarak, damga, içki, balık avı, tuz ve tütün gelirlerine el konuldu. Duyun-u Umumiye Eylül 1881’de, devlet borçlarını kapatmak için, Osmanlı Devlet hazinesi, Alman, Avusturya, Fransa ve İtalyan alacaklılarla, Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen, 8 kişiden oluşan Duyun-u Umumiye-i Osmanlı İdaresi Meclisi’ne bırakıldı. Tuz, balık avı, tütün, alkol ve damga pulu vergilerini o toplamaya başladı. Duyun-u Umumiye’den önce, ülkede yabancı sermaye fazla değildi. Bu idare ile birlikte yabancı sermaye, Osmanlı ekonomisinin bütün kesimlerine özellikle demiryolları, sanayi, banka ve sigortacılık, madenler, su, elektrik, tramvay, limanlar ve ticarette yayılmaya başladı. Altyapı yatırımları ve kamu işletmeciliği tümden yabancıların eline geçti – 1881 arasında sayısı ancak 19’u bulan yabancı şirket sayısı, 1882 – 1914 arasında 130’a tırmandı. Bu son dönemde kurulan yabancı şirketlerin ilgi çekici özelliği, Avrupalıların gayrimüslim Osmanlılarla kurdukları ortak girişimler olmasıydı.

23 Demek ki ; emperyalistler bir ülkeyi, * Önce serbest ticarete açıyor, * Sonra borçlandırıyorlar, * Sonra maliyesini ele geçiriyorlar * Ardından da o ülkeye doğrudan yabancı sermaye yoluyla girerek, sömürüyü daha da arttırıyorlar. Dün, Osmanlı’nın en bereketli gelir kaynağı tarımdı. Gavur sermayesi işbirliği yaptı, 1884 yılında Reji İdaresi doğdu. Tütün tarlalarında çalışan kızlarımıza, karılarımıza, bacılarımıza gavur vergi tahsildarları tecavüz ettiler!!! Bugün de sömürgeciler,Türkiye’de şeker pancarı,tütün,pamuk üretimlerini kısıtladılar. Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler. Aslında bir tarım ülkesi olan Türkiye; buğdayı, unu, şekeri, soyayı, tütünü, ayçiçeğini, pamuğu, eti, ithal eder duruma düştü!!!

24 Atatürk, tam bağımsızlığı “siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam özgürlük “ olarak tanımlar Batı emperyalizmi, Osmanlı Devletine karşı 100 yıl süreyle sürdürdüğü saldırıda bütün bu bağımsızlık ögelerini sırasıyla yok eder. Sıra “Siyasal Bağımsızlık”a gelmiştir Sonbaharı… 1. Dünya Savaşı’nın sonu… Emperyalizm, Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasını gizli anlaşmalarla bağlamış. Yönetimi yabancı generallere bırakılan Osmanlı orduları teslim olmuş (Orduların başına Almanlar’ın getirilmesi, askeri bağımsızlığın da kalmadığı anlamına geliyordu) 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi… Osmanlı Devleti, kendisini kayıtsız ve şartsız düşmana teslim ediyor. 13 Kasım… İstanbul müttefik kuvvetlerin işgali altında. 10 Ağustos Sevres Antlaşması… Duyun-u Umumiye’nin yanısıra Osmanlı Devleti üzerinde bu kez de bir “Uluslar arası Mali Denetim Komisyonu” kuruluyor. Bu son ödünle, “Devlet-i Aliye”, egemenlik hakkını, bir devlet olarak var olma hakkını da yitirmiş oluyor.

25 Bu yıkım, Mustafa Kemal Atatürk ’ün çıkışına kadar sürdü. Lozan Antlaşması ile Duyun-u Umumiye, Türkiye sınırları dışına çıkartıldı ve gelir kaynaklarımız bize iade edildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. 1854’de aldığımız bu borcu 1923’te Atatürk üstüne aldı yılında, 100 yıl sonra bitirebildik bu borcu. 16 Ağustos 1838 Balta Limanı Antlaşması ile başlayan Osmanlı Devleti’nin çöküşünde ortaya Mustafa Kemal çıkmıştı. Ama öyle gözüküyor ki, bu kez çöküş, Türkiye’nin tamamen teslim alınmasına kadar sürecektir.

26 Osmanlı Devleti’nin önce yavaş yavaş, sonra hızla yuvarlandığı felaketin en etkili anlatımını, Büyük Aydınlanmacı’nın, Atatürk’ün sözlerinde buluruz. Şimdi onu dinleyelim: “Büyük devletler, şimdiye kadar bize şu veya bu sorunlarda gösterişli yardımlarda bulunuyor görünüyorlar; oysa, ekonomik tutsaklıklarla bizi felce uğratıyorlardı. Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi bir durum alırlar; gerçekte ise ekonomide elimizi kolumuzu bağlarlardı” “Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret dönemi, Avrupa rekabetine karşı kendini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik kapitülasyon zincirleri ile bağlandı. Örgütlenme ve bireysel değer bakımlarından bizden çok güçlü olanlar; ülkemizde, bir de fazla olarak ayrıcalıklı konumda bulunuyorlardı. Kazanç vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman, istedikleri malları, istedikleri koşullar altında ülkemize sokuyorlardı. Bütün ekonomik sektörlerimizin, bu sayede mutlak egemeni olmuşlardı. Bize karşı yapılan rekabet… gerçekten çok kahredici idi. Rakiplerimiz, bu şekilde gelişmeye elverişli sanayimizi de mahvettiler.” “Bir devlet ki; kendi yurttaşına koyduğu bir vergiyi yabancılara koyamaz; gümrük işlemlerini, vergilerini ülkenin ve ulusun gereksinimlerine göre düzenlemekten alıkonmuştur; bir devlet ki fazla olarak, yabancılar üzerinde yargı hakkını uygulamaktan yoksundur; böyle bir devlete elbette bağımsız denemez. Devletin ve ulusun hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar değil, daha fazla idi. Ulusun, doğrudan doğruya yaşamsal gereksinimlerinden olan, örneğin demiryolu yapmak için, devlet serbest değildi. Mutlaka müdahale vardı. Bundan dolayı, yaşamını teminden men ettirilen bir devlet bağımsız olabilir mi? Devlet, bağımsızlığını çoktan yitirmişti. Osmanlı ülkesi, yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı içindeki Türk ulusu da bütünüyle tutsak bir duruma gelmişti.”

27 Bezirgan Batı, işte böyle uzun tarihi deneyimlerden geçerek, bugün IMF ve Dünya Bankası uygulamalarında somutlaşan zalim ve acımasız politikalar oluşturdu. Bu strateji, Lord Canning’lerin, Lord Hobart’ların, Lord Derby’lerin torunlarına bıraktığı en değerli miras olmalı. Yoksa Lord Curzon, Lozan Konferansı’nda şu tehditi İsmet Paşa’ya büyük bir özgüvenle yapabilir miydi? “Bütün bu reddettiklerini cebime koyuyorum. Yarın para bulmak için yine bize geleceksiniz. Para bir bende bir de yanımdaki şu Amerikalı’da var. Sen her para istedikçe, ben de cebimdekileri bir bir senin önüne koyacağım.” Ne yazık ki; Lord Curzon’un kehaneti doğru çıktı!

28 KAYNAKLAR RENKLERLE BELİRTİLMİŞTİR. •Cihan Dura, Prof. Dr.; Sömürgeleşen Türkiye •Cihan Dura, Prof. Dr. ; (www.ab.kemalist.org)www.ab.kemalist.org •Yılmaz Dikbaş ( tarihli Çöküşün Başlangıcı isimli makalesi) •Sinan Aygün (ATO Başkanı / TRT 1’de yayınlanan “Adres Ankara” programında yaptığı konuşma metninden •www.dallog.com Arzu Değer Erbora


"Bir kırlangıç dünyayı geze dolaşa, çok şey öğrenmiş. Önceden bilirmiş bütün olacakları. Bir gün bakmış ki; köylünün biri, sıram sıram kenevir tohumu ekiyor." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları