Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Osmanlı Basın Tarihi III. Giriş Bu yükselen yeniliği yok etmek için gizli entrikalar ve bazen açık karşıtlıklar devreye sokuldu. Bazen Türk hükümeti üzerinde.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Osmanlı Basın Tarihi III. Giriş Bu yükselen yeniliği yok etmek için gizli entrikalar ve bazen açık karşıtlıklar devreye sokuldu. Bazen Türk hükümeti üzerinde."— Sunum transkripti:

1 Osmanlı Basın Tarihi III

2 Giriş Bu yükselen yeniliği yok etmek için gizli entrikalar ve bazen açık karşıtlıklar devreye sokuldu. Bazen Türk hükümeti üzerinde gerginlik ve tedirginlik yaratan uyarı ya da sitem mahiyetindeki notalara rağmen Sultan Mahmut, kendi gücüne kuvvetli bir inançla dayanarak kulaklarını Avrupalı dostlarının bu tür isteklerine kapattı. Devlet desteğindeki sınırlamalara ve yabancı elçiliklerin müdahalelerinin yarattığı sıkıntılara rağmen az sayıdaki gazeteler devrim niteliğinde bir etki yarattı. Kırım Savaşından önce yazdığı kitabında Ubicini derki: 'Eğer otuz yıl öncesi ile bugünün Türkiye’sini kıyaslayacak olursak muhteşem bir değişim gözümüze çarpar. Bu değişim, bu ilerleme, Avrupalı milletlerin yaşadığı birçok avantajı tanımanın kazandırdığı –bu güne kadar görmezden gelinen ve ihmal edilen bu gün ise takdir gören- kendi diline, sanatına ve bilimine sahip çıkma arzusu basının yarattığı büyük etkiden bağımsız düşünülebilir mi?'

3 Ceride-i Havadis Bir süre için Takvim-i Vekayi, müneccim başının yıllık almanağını saymazsak tek periyodik Türk yayını olarak kaldı. İngiliz vatandaşı Mr. N. Churcill’in kurduğu Ceride-i Havadis (haberlerin kaydı) adlı genel hatlarıyla dış politika haberlerine ağırlık veren Türkçe haftalık (daha sonra haftada 5 kez çıkmaya başladı) bir gazete yayına başladı. Ubicini’ye göre, bu gazete bazı Fransız gazeteleri gibi yıllık dolar civarında bir devlet desteği almaktaydı. Takvim-i Vekayi’nin bir türlü istenilen seviyeye getirilememesi nedeniyle Tanzimat yöneticileri, yapılan yenilikleri içeriye ve dışarıya gerektiği gibi duyuramıyordu. İşte bu sırada William Churchill’in gazete çıkarmak istediğine dair dilekçesi geldi. Churchill dilekçesinde, gazete sayesinde devlet tarafından yapılan ve yapılmak istenen hayırlı işlerin kamuoyuna daha iyi duyurulması hususuna ve haber akışının yönetime sağlayacağı faydalara değinmişti. Bu sırada Tanzimat yöneticileri, kendilerini tam olarak halka ifade edememenin sıkıntısını çektikleri için, Churchill’in talebini olumlu karşılamışve gerekli izni vermişlerdi. Gazetenin bütün masrafı Churchill’e ait olmakla beraber, kendisine üç yıl süreyle ayda beş bin kuruş hazine yardımı yapılmaya başlanmıştı. Böylece Türk basın tarihinde yeni bir sayfa daha açılmış ve 31 Temmuz 1840 (1 Cemaziyelâhir 1256) günü Takvim-i Vekayi’den sonra ikinci gazete olan Ceride-i Havadis yayın hayatına başlamıştır.

4 Mukaddime Ceride-i Havadis’in mukaddimesi bizzat gazetenin sahibi olan William Churchill tarafından yazılmıştır. Churchill, iki sütun ve tam bir sayfadan oluşan yazısında bilhassa eğitimin önemine vurgu yapmıştı. Eğitimin bütün toplumlar için gerekli olduğunu ifade eden Churchill, insanın kendisine Allah tarafından verilen kabiliyeti meydana çıkarması, iyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilmesi, devlet, millet ve memleket düzeninin ne demek olduğunu anlayabilmesi, her şeyden önemlisi kişinin kendisini daha iyi anlayabilmesi için eğitime muhtaç olduğunu belirtmiştir. Eğitim sayesinde kişi, bilmediklerini bilir ve öğrenmeye çalışır. Öte yandan hiçbir fen ve maarif tahsiline çalışıp çabalamayan, ömrünü cehaletle geçiren, tembellik ve uyuşukluğu huy edinenler, dünyadan habersiz olanlar, varlık âleminden lezzet alamadıkları gibi dünyaya nasıl gidip geldiklerini dahi bilemezler. Kişiye düşen vazifenin cehaleti ortadan kaldıracak olan eğitimi almak, millet ve vatan sevgisinin ne demek olduğunu bilmek, yaşananları anlayabilmek, hadiselerden haberdar olmak ve diğer memleketlere ilişkin bilgi edinmeye çalışmak olduğunu belirten Churchill, bunun bir yolu olarak gazeteyi işaret etmektedir. Ceride-i Havadis’in mukaddimesinde Churchill’in eğitime yaptığı vurgu öne çıkmıştı. Bu nedenle gazete sık sık eğitim ve okuma yazmanın önemine ilişkin yazılar yayınlamaya başladı. Gazetenin beşinci sayısında Avrupa’da okuma yazma oranı çok düşükken sonradan okullara verilen önemle bu oranın yükseldiği bu şekilde ifade edilmiştir: Avrupa’da birkaç yüz sene evvel papazlardan başka okuyup yazma bilen kimseler pek azdı. Beyzâdeler dahi yalnız ata binme ve harp işlerine hevesli olduklarından okuma yazma bilmez, önemsemezlerdi de. Bu devirde Avrupa devletlerinin bazısının hazinelerinde bile defter ve kayıt tutma yerine bazı bakkal ve ekmekçilerin kullandığı gibi bir tahta parçasını bıçakla kertip çetele tutarlar, hesaplarını bu minval üzere görürlerdi. Fakat iki üç yüz yıldan beri Avrupa ahalisi okuyup yazmaya önem verip sayısız mektepler açmaya başladılar. Zenginler mallarını okullara bağışlayıp okulların sürekli gelir elde etmesini sağladılar. Okullara yedi yaşından on dört yaşına kadar çocuklar devam etmekte olup ana babaları tek kuruş para harcamazlar. İngiltere’de bütün fakir çocuklara eğitim verildiğinden yaşı genç olanlar arasında okuma yazması olmayan kimse çok nadirdir. Hele beyzâdeler arasında okuma yazma bilmeyen hiç yoktur. Kişizâdelerin mektepleri başka türlü fenni tahsil eylediklerinden bu okullarda başka birkaç lisan da öğrenirler. Hatta içlerinden bazıları başka ülkelere giderek birkaç yıl kalır, çok daha farklı bilgiler öğrenirler.

5 Kimse Okumuyor Avrupa’da okuma yazmanın geçirdiği dönüĢümü ortaya koyan Ceride-i Havadis, yazının devamında doğal olarak konuyu Osmanlı Devleti’ne getirerek okuma yazma oranının düşüklüğüne dair bu görüşü öne sürmüştür: Avrupa‟da okuyup yazmak pek kolaydır. Türkçe gibi yazı lisanı başka konuşma lisanı başka değildir. Kibâr ile hamalın lakırdısı birdir. Harfler birbirinden ayrı yazıldığı için kolayca okunup yazılır. Osmanlı Devleti’nde de yavaş yavaş kolaylıklar sağlanır ve cesaret verici şeylere teşebbüs edilirse okuma yazma bilmeyen kimsenin kalmayacağı muhakkaktır. Ceride-i Havâdis, ilk sayısından itibaren hemen hemen hiç ilgi görmemiş ve bu nedenle ilk üç sayısı bedava dağıtılmıştı. Daha sonra da ancak 150 adet satılabilmişti. Belki de bu nedenle gazete, okuma yazma bilme oranı ile gazete satışı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir yazıya sütunlarında yer vermek zorunda kalmıştır: Frengistan’da okuyup yazma bilenler gayet çok olduğundan gazeteler bir hayli fazladır. Amerika’da bin beş yüzü aşkın gazete yayınlanmaktadır. Okuma yazma bilmeyen neredeyse yok seviyesinde olduğundan çok sayıda gazete basılıp satılabiliyor. Osmanlı Devleti’nde okuma yazma oranı arttığı takdirde gazetelerin okunma oranı da aynı ölçüde artacaktır. Eğer okuma yazma oranı yüksek olsaydı Osmanlı Devleti’nin her yerinde farklı gazeteler yayınlanır ve bu vesile insanlar hem gazete okuyarak ondan istifade eder hem de bu iş kolunda türlü hizmetlerde çalışırlardı

6 Rûznâme-i Ceride-i Havadis Dış haberlere her zaman daha fazla yer veren Ceride-i Havâdis, Kırım Savaşı’na kadar pek rağbet görmemişti. Fakat bazı İngiliz gazetelerinin savaş muhabiri olarak Kırım’a giden Churchill’in gönderdiği haberler gazeteye olan ilgiyi artırmış ve Rûznâme-i Ceride-i Havâdis adıyla ilave yayınlanmaya başlanmıştır. Devletten aldığı destek ve sahibinin İngiliz olması nedeniyle Tercüman-ı Ahval tarafından eleştirilse de Ceride-i Havadis, Osmanlı Devleti’nde gazetecilik mesleğinin ortaya çıkmasını sağlayarak bir anlamda okul vazifesi görmüştür. William Churchill, Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayınlanmaya baĢlaması üzerine sahip olduğu üstünlüğü kaybetmemek için Ceride-i Havadis’in eki olarak dağıtılan Rûznâme-i Ceride-i Havadis’i günlük gazete olarak çıkarmaya başlamış ve oğlu Alfred’i bu gazetenin başına getirmişti. 1864’te William Churchill ölünce oğlu Alfred Churchill, Ceride-i Havâdis’in yayınına son vermiş ve Rûznâme-i Ceride-i Havâdis’i haftada beş gün olarak düzenli yayınlamaya başlamıştır.

7 Kırım Türk Yurduyken Telgraf 1837 yılında keşfedildi, ilk kez İngiltere’de kullanıldı ve Pax Britanica’nın iletişim altyapısını oluşturdu. Basın tarihinde modern savaş gazeteciliğinin ilk pratiği olarak 1855’te William Howard Russel’ın Kırım Savaşı’nı çatışma bölgesinde izleyip gelişmeleri The Times için haberleştirdiğinden, Russel’ın cepheden gönderdiği haberlerin Londra’da kabine değişikliğine yol açtığından sözedilir. “İngiliz askeri yönetimi, Russel’ı propaganda amacıyla kullanacağını ümit etmektedir. Ama Russel resmi askeri tebligatları yayınlayacağı yerde, cephede çekilen acıları ve ölümleri yansıtır, gazetedeki yazılarında, Russel başarılı olur ve İngiliz kamuoyu savaşın vahşet ve dehşetiyle sarsılır.” (Hecking,2004) Londra’da hükümet düşse de, Britanya Genelkurmay Başkanı Sir William Cerdington, değerli bilgilerin düşman eline geçmesini önleme gerekçesiyle savaş haberleriyle ilgili yayın yasağı getiren bir genelge yayınladı. Böylece Kırım Savaşı’yla başlayan savaş haberciliği başlar başlamaz sansürle de tanışmış oldu.(Özer,1991) Kırım Savaşı'nda ( ) Roger Fenton'un ( ) çektiği fotoğraflar ilk savaş fotoğrafları dolayısıyla da Fenton ilk foto muhabiri sayılabilir. Kırım'daki savaş alanlarında çok zor koşullarda çektiği 360 kareyle, Temmuz ayında koleraya yakalanmış, perişan bir şekilde Londra'ya dönmüştü. Savaşları izlerken ölen, yaralanan, tutsak alınan çok sayıda habercinin yanında foto muhabirleri de vardır. Dünyanın en önemli savaş fotoğrafçılarından Robert Capa 25 Mayıs 1954 tarihinde Life Dergisi adına Fransız işgalindeki Vitenam'da savaşı görüntülerken bir kara mayınına basarak öld

8

9 James Robertson arasında Londra Darphanesi'nde ressam olarak çalıştı. 1840'ta İstanbul'a geldi. Bu yıllarda ayar tashihi kararından sonra Darphane-i Amire'de yeni daireler inşasına başlanmış, diğer taraftan da Londra Darphanesi'nde kullanılmakta olan, zamanın en son sistem makineleri ve aletleri sipariş edilmişti. Ayrıca Londra Darphanesi'den makine mühendisi Mr. Mountain, terazi dirhem mühendisi Mr. Worren, sikke kalıpları ustabaşısı Mr. Tailor, makinist William, hakkâk ve modelci Mr. Robertson ve Paris Darphanesi çeşnicibaşı muavini kimyager Mösyö Maureau, Darphane-i Amire hizmetine alınarak, yenileme çalışmalarına başlanmış, makineler peyderpey geldikçe yerlerine yerleştirilip, son sistemde bir darphane oluşturularak, 1843 sonlarında para darbına hazır hale getirilmişti.İstanbulDarphane-i Amire Osmanlı Darphane kayıtlarından, James Robertson'un daha sonra şef hakkâk olduğu anlaşılmaktadır. Darphane'deki görevi ve İstanbul'daki yaşamı, 1840'ta çizdiği ilk madalya ile başlayan Robertson, İstanbul'un pek çok fotoğrafını bu tarihten sonra çekmeye başladı. Wet collodion metodu ile yapılan bu fotoğraf çalışmalarında Felice Beato ( ), Robertson'un asistanlığını yaptı. 1851'de ise, İstanbul'da birlikte, pek çok mimari belgesel fotoğraf çektiler. Fotoğraflar önceleri, Robertson adı ile, bu birlikte çalışma başladıktan sonra da Robertson & Beato veya Robertson & Beato Co. diye imzalandı. 1853'te Robertson'un 20 fotoğrafından oluşan Photographic Views of Constantinople albümü hazırlandı. Ayrıca Theophile Gautier'nin Londra'da 1854'te David Bogue tarafından basılan Constantinople of Today adlı kitabında da Robertson'un 8 fotoğrafından yapılan çizimler kullanıldı.Felice Beato Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1853'te başlayan Kırım Savaşı'na, daha sonra Ruslara karşı Fransa ve 1854'te de Britanya katıldı. İngiltere, Kırım Savaşı'nın fotoğraflarını çekmesi için, Roger Fenton'u görevlendirdi. Fenton, üzerine "fotoğraf arabası" yazılmış karavanı ile, 1855'te 360'ın üzerinde fotoğraf çekti. Kısa ömürlü Collodion plakların hazırlanmasında büyük güçlüklerle karşılaştı. Fenton resim eğitiminden geçmiş biri olarak, bütün bu güçlükleri yenip, dünya fotoğrafçılığına ilk savaş fotoğraflarını armağan etti. Koleraya yakalanıp İngiltere'ye dönünce, Ağustos 1855'te James Robertson asistanı Felice Beato ile Kırım'a gitti. Burada Sivastopol, Malakof, Balaklava Limanı'nda 60'ın üzerinde fotoğraf çektiler. Robertson ve Beato bunun dışında 1854'te Atina, Malta; 1857'de Kudüs, Kahire, Filistin'in fotoğraflarını çektiler. Robertson, 1856'da Beato'nun kız kardeşi Maria Matilda ile evlendi. Beato ve Robertson 1857'de Uzakdoğu'ya gittiler. Robertson, Hindistan'dan İstanbul'a döndü. Beato ise Çin'e ve oradan da 1862'de Japonya'ya doğru yoluna devam etti. Osmanlı DevletiRusyaKırım SavaşıFransaBritanyaRoger FentonKolerayaKırımSivastopolMalakofBalaklava LimanıAtinaMaltaKudüsKahireFilistinUzakdoğuHindistanÇinJaponya Robertson'un Osmanlı Darphanesi için çizdiği son madalyanın tarihi 1876'dır. 1881'de İstanbul'dan ayrılarak Japonya'ya gitti ve orada öldü.

10

11

12

13

14

15


"Osmanlı Basın Tarihi III. Giriş Bu yükselen yeniliği yok etmek için gizli entrikalar ve bazen açık karşıtlıklar devreye sokuldu. Bazen Türk hükümeti üzerinde." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları