Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

29.05.20161 GÜZEL ÜLKEMİZİ BU GÜNKÜ DURUMDAN NASIL AYDINLIĞA ÇIKARABİLİRİZ? Yılmaz Dikbaş’ın “Sömürgeleştirme” adlı çalışmasından alınmıştır.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "29.05.20161 GÜZEL ÜLKEMİZİ BU GÜNKÜ DURUMDAN NASIL AYDINLIĞA ÇIKARABİLİRİZ? Yılmaz Dikbaş’ın “Sömürgeleştirme” adlı çalışmasından alınmıştır."— Sunum transkripti:

1

2 GÜZEL ÜLKEMİZİ BU GÜNKÜ DURUMDAN NASIL AYDINLIĞA ÇIKARABİLİRİZ? Yılmaz Dikbaş’ın “Sömürgeleştirme” adlı çalışmasından alınmıştır.

3 Önce bu güne nasıl gelindi? Kısaca tarih bilgilerimizi hatırlarsak; 1820’li yıllar… İngiltere sanayi devrimini tamamlamış. Üretim ve sermaye adeta ülkenin sınırlarından dışarı taşıyor, yeni pazarlar gerek. Avrupa ülkeleri ve ABD, hemen gümrük duvarlarını yükseltiyor, İngiliz mallarının girişine izin verilmiyor.

4 Osmanlı tahtında II. Mahmut (1808 – 1839), Sadrazamı Mustafa Reşit Paşa var. 1830’lu yıllarda Mason olan Mustafa Reşit Paşa, İngilizler ile iyi ilişkiler içinde. Osmanlı imparatorluğunun kurtuluşunu Avrupalılaşmakta görüyor, başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleriyle serbest ticaret öneriyor ve şöyle diyordu: “Ülke, serbest ticaret sayesinde büyük bir hızla sanayileşecektir.”

5 İngiliz Dış İşleri Bakanı Palmerston: “Serbest ticaret sayesinde Sultan’ın tebaasının servet ve refahı artacak, sanayi gelişecek” Batıdan gelen sözde Osmanlı uzmanları: “Osmanlı Devleti bu antlaşmayı uygulamakla Batı uygarlığına girecek.” Sonunda 16 Ağustos 1838’de Mustafa Reşit Paşa, Osmanlı’nın “idam fermanı” olan Balta Limanı Antlaşmasını “kalkınma yolunu açacak” bir belge olarak İngilizlerle imzalıyor.

6 Osmanlı Balta Limanı Anlaşmasını imzalarken, Avrupalılar ne yaptı? ABD, Almanya vb. seçtikleri yolda ilerleyerek, bugün birer sanayi devi haline geldiler. Buna karşılık Osmanlı, tarih sahnesinden silinip gitti. ABD, Fransa, Almanya gibi ülkeler, 1800’lerde aşağı yukarı bugünkü Türkiye’nin gelişme düzeyindeydiler. Bu ülkeler, eğer sınırlarını İngiliz mallarına açmış olsalardı, sözde reformlar yapsalardı, bugünkü dünyada az gelişmiş birer ülke olarak yer alırlardı; İngiltere ise büyük bir “Süper Güç” olarak.

7 Serbest ticaret, ancak aynı gelişme düzeyinde bulunan ülkeler için yararlıdır. Farklı gelişme düzeyine sahip ülkeler arasında ise yalnızca zengin ülke lehine işler. Yoksul ülke, serbest ticaretten faydadan çok zarar görür. ABD’nin, Almanya’nın, Fransa’nın bugün ne dediğine değil, geçmişte ne yaptıklarına bakmalıyız.

8 Şimdi günümüz Türkiye’sine bakalım; 1995 Gümrük Birliği Anlaşması = 1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması Kimler ne söylüyor? Türkiye hangi sözlere kanıyor? Hükümette DYP – SHP koalisyonu var. Gümrük Birliği anlaşmasını imzalayan Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Deniz Baykal: “Türkiye”yi güçlü ve önder bir ülke yapacağız, AB’ye taşıyacağız.” Gümrük Birliği arifesinde bütün boyalı medya, “Türkiye’nin cennete döneceği” propagandası yapıyor.

9 Biz Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalarken Avrupalılar ne yaptı? AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine girmiş Türkiye haricinde başka bir ülke yok. Yunanistan AB’ye 1981’de girdi. Gümrük Birliğine 1986’da. İspanya ve Portekiz, AB’ye 1986’da girdi. Gümrük Birliğine 1993’te. Kapıda bekleyen ülkelerden bir tanesi biziz. Hiçbirine Gümrük Birliği teklif edilmiyor. Gümrük Birliği Anlaşması, TBMM’nin onayına sunulmamış, Yüce Meclis’ten geçirilmeden uygulamaya konulmuştur.

10 Balta Limanı Anlaşmasını 1839 Tanzimat Fermanı izledi. Azınlıklara tanınan haklar, yapısal düzenlemeler. Yani şu andaki Kopenhag kriterleri 1995 Gümrük Birliği Anlaşması”ndan bu yana Türkiye’de de aynı şeyler oluyor. IMF programlarından, Helsinki Doruğu’ndan, ulusal programlardan geçerek, durmadan yabancılara, iç düşmanlara yeni haklar tanıyan yasalar çıkartılıyor.

11 Kırım Savaşı’nda tarihimizdeki ilk borcu almak zorunda kaldık. İngilizlerden %6 faizle 3 milyon 300 bin Osmanlı altını borç aldık. Osmanlı’nın borcu sıfır o güne kadar. Padişah almamakta direniyor ama Sadrazam, “Alacağız. Kırım Savaşı’na giriyoruz” diyor. 3 milyon sterlinlik devlet tahvili veriyoruz onlara, 2 milyon 514 bin 963 sterlin alıyoruz. FAİZ KESİYOR çünkü.

12 Tanzimat Fermanından hemen sonra Islahat Fermanı’nı getirdiler. Günümüzde bunlara “Yapısal Uyum Reformları” deniyor. Osmanlı Devleti’nin ilk iki borçlanması, şu sonuçları getirdi: 1-Yeni bir reform programını gerçekleştirme taahhüdü 2-Devlet’e dış borç sağlamak üzere Osmanlı Bankası’nın kurulması (1856’da büyük ölçüde İngiliz sermayesi ile kuruldu. Banka doğal olarak İngilizlerin denetimi altındaydı.) Böylece 1853 senesinde, Rusya’ya karşı savaş ilan edildi.

13 Mart 1856 tarihinde Paris Antlaşması imzalandı. Anlaşma’ya İngiltere, Fransa, Osmanlı Devleti, Rusya, Avusturya, Prusya ve Sardunya devletleri katıldı. Batı’dan aldığımız borçları ödeyemedikçe, yeni borçlar aldık. Yeni borçlar aldıkça, yeni ödünler verdik borçlanması sayesinde İngiliz sermayesi denetimindeki Osmanlı Bankası’na, Fransız sermayesi de katıldı; böylece “Bank-ı Osman-i Şahane” oldu. Kağıt para basma tekelini elde etti. Bütün vergilerden muaftı.

14 Osmanlı Devleti, 1874 yılına kadar geçen 20 yıl içinde 15 dış borçlanmaya başvurmuştu. Borçların geri ödenmesi gittikçe zorlaşıyordu. Devlet 1863’de bütçe gelirlerinin %17’si dış borç anapara ve faiz ödemesine ayrılırken, bu oran 1875’de %75’ ulaşmıştı. Sonra, 1875’de borcumuzu ödeyemedik. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa, Moratoryum ilan etti. Faiz ve anapara taksitleri beş yıl süreyle yarıya indirildi. Sonra, Osmanlı iflas etti, tüm ödemeler durduruldu.

15 Sonra, Ve yine savaş… Osmanlı – Rus Savaşı… (Son asır Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden ve Rumî 1293 tarihine rastladığından, tarihimize “Doksanüç Harbi" diye geçer..) Devlet’in borç yükü, dayanılmaz boyutlara ulaşmış… Üstelik Rusya’ya ağır bir savaş tazminatı ödemek zorunda. Devletin pazarlık gücü kalmamış. İmparatorluk yine Avrupa finans piyasalarına başvurmak zorunda. Sonuç: Gelsin siyasi ödünler… İngiltere, Ayastafanos Anlaşması’nın koşullarını hafifletmeyi taahhüt ediyor ama; karşılığında KIBRIS ADASI’nı istiyor.

16 "Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir.” 1930 Gazi Mustafa Kemal Atatürk

17 ’da durum daha da kötüleşti. Alınmış olan borç anapara ve faizi karşılığı olarak, damga, içki, balık avı, tuz ve tütün gelirlerine el konuldu. Eylül 1881’de, devlet borçlarını kapatmak için, Osmanlı Devlet hazinesi, Almanya, Avusturya, Fransa ve İtalyan alacaklılarla, Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen, 8 kişiden oluşan Duyun-u Umumiye-i Osmanlı İdaresi Meclisi’ne bırakıldı. Tuz, balık avı, tütün, alkol ve damga pulu vergilerini o toplamaya başladı.

18 Duyun-u Umumiye’den önce, ülkede yabancı sermaye fazla değildi. Bu idare ile birlikte yabancı sermaye, Osmanlı ekonomisinin bütün kesimlerine özellikle demiryolları, sanayi, banka ve sigortacılık, madenler, su, elektrik, tramvay, limanlar ve ticarette yayılmaya başladı. Altyapı yatırımları ve kamu işletmeciliği tümden yabancıların eline geçti – 1881 arasında sayısı ancak 19’u bulan yabancı şirket sayısı, 1882 – 1914 arasında 130’a tırmandı. Bu son dönemde kurulan yabancı şirketlerin ilgi çekici özelliği, Avrupalıların gayrimüslim Osmanlılarla kurdukları ortak girişimler olmasıydı. Sonra, Duyun-u Umumiye

19 Demek ki; emperyalistler bir ülkeyi, Önce serbest ticarete açıyor, Sonra borçlandırıyorlar, Sonra maliyesini ele geçiriyorlar Ardından da o ülkeye doğrudan yabancı sermaye yoluyla girerek, sömürüyü daha da arttırıyorlar.

20 Dün, Osmanlı’nın en bereketli gelir kaynağı tarımdı. Yabacı sermaye ile işbirliği yaptı, 1884 yılında Reji İdaresi kuruldu. Bugün de sömürgeciler, Türkiye’de şeker pancarı, tütün, pamuk üretimlerini kısıtladılar. Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler. Aslında bir tarım ülkesi olan Türkiye; buğdayı, unu, şekeri, soyayı, tütünü, ayçiçeğini, pamuğu, eti, ithal eder duruma düştü!!!

21 “Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle ecnebilerin planları ile yükselebilsin?.... Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.” Mustafa Kemal Atatürk

22 Atatürk, tam bağımsızlığı “Siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam özgürlük” olarak tanımlar Batı emperyalizmi, Osmanlı Devletine karşı 100 yıl süreyle sürdürdüğü saldırıda bütün bu bağımsızlık öğelerini sırasıyla yok eder. Sıra “Siyasal Bağımsızlığa” gelmiştir Sonbaharı… 1. Dünya Savaşı’nın sonu… Emperyalizm, Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasını gizli anlaşmalarla bağlamış.

23 Yönetimi yabancı generallere bırakılan Osmanlı orduları teslim olmuş. (Orduların başına Almanların getirilmesi, askeri bağımsızlığın da kalmadığı anlamına geliyordu) 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi… Osmanlı Devleti, kendisini kayıtsız ve şartsız düşmana teslim ediyor. 13 Kasım… İstanbul müttefik kuvvetlerin işgali altında. 10 Ağustos Sevres Antlaşması… Duyun-u Umumiye’nin yanısıra Osmanlı Devleti üzerinde bu kez de bir “Uluslar arası Mali Denetim Komisyonu” kuruluyor. Bu son ödünle, “Devlet-i Aliye”, egemenlik hakkını, bir devlet olarak var olma hakkını da yitirmiş oluyor.

24 Bu yıkım, Mustafa Kemal Atatürk’ün çıkışına kadar sürdü. Lozan Antlaşması ile Duyun-u Umumiye, Türkiye sınırları dışına çıkartıldı ve gelir kaynaklarımız bize iade edildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. 1854’de aldığımız bu borcu 1923’te Atatürk üstüne aldı yılında, 100 yıl sonra bitirebildik bu borcu. 16 Ağustos 1838 Balta Limanı Antlaşması ile başlayan Osmanlı Devleti’nin çöküşünde ortaya Mustafa Kemal çıkmıştı. Bu gün bir Mustafa Kemal yok, ama onun fikir ve düşünceleri hala yaşıyor. Ve onlara sahip çıkacak vatan evlatları çok. Sadece o vatan evlatlarının bir araya gelmesi gerekiyor..

25 “Türkiye'de fikir adamları diyorlardı ki; Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza olanak yoktur. Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç kuşku duyulmayan Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı. Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.” Gazi Mustafa Kemâl Atatürk(1922)

26 Batı, işte böyle uzun tarihi deneyimlerden geçerek, bugün IMF ve Dünya Bankası uygulamalarında somutlaşan zalim ve acımasız politikalar oluşturdu. Bu strateji, Lord Canning’lerin, Lord Hobart’ların, Lord Derby’lerin torunlarına bıraktığı en değerli miras olmalı. Yoksa Lord Curzon, Lozan Konferansı’nda şu tehditi İsmet Paşa’ya büyük bir özgüvenle yapabilir miydi? “Bütün bu reddettiklerini cebime koyuyorum. Yarın para bulmak için yine bize geleceksiniz. Para bir bende bir de yanımdaki şu Amerikalı’da var. Sen her para istedikçe, ben de cebimdekileri bir bir senin önüne koyacağım.” Ne yazık ki; Lord Curzon’un kehaneti doğru çıktı!

27 " Bir yurdun en değerli varlığı yurttaşlar arasında milli birlik, İyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve yeteneklerinin olgunluğudur. Millet varlığını ve bütünlüğünü korumak için bütün yurttaşlarının canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmak, bir milletin en yenilmez silahı ve koruma aracıdır. Bu sebeple Türk milletinin idaresinde ve korunmasında milli birlik, milli duygu, milli kültür en yüksekte tuttuğumuz idealdir." Gazi Mustafa Kemâl Atatürk-1935

28 Şimdi siz karar verin. Böyle yaşamaya devam mı edelim? Yoksa TÜRK MİLLET’ine yakışan çözümler mi üretelim? Eğer çözümden yanaysanız; Birlik ve beraberlik içinde çalışmaya hazır mısınız?


"29.05.20161 GÜZEL ÜLKEMİZİ BU GÜNKÜ DURUMDAN NASIL AYDINLIĞA ÇIKARABİLİRİZ? Yılmaz Dikbaş’ın “Sömürgeleştirme” adlı çalışmasından alınmıştır." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları