Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

KARBOHİDRAT METABOLİZMASI BOZUKLUKLARI Prof.Dr. Ayşe CAN Biokimya Anabilim Dalı.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "KARBOHİDRAT METABOLİZMASI BOZUKLUKLARI Prof.Dr. Ayşe CAN Biokimya Anabilim Dalı."— Sunum transkripti:

1 KARBOHİDRAT METABOLİZMASI BOZUKLUKLARI Prof.Dr. Ayşe CAN Biokimya Anabilim Dalı

2 Diabetin tarifi Diabetin tarifi Diabetin önemi Diabetin önemi Diabetin tarihçesi Diabetin tarihçesi Hiperglisemiler Hiperglisemiler Hipoglisemi Hipoglisemi Diabetik ketoasidoz Diabetik ketoasidoz Karbohidrat metabolizmasının doğuştan kusurları Karbohidrat metabolizmasının doğuştan kusurları Diabetin takibi ve tedavisi Diabetin takibi ve tedavisi

3 Diabetes mellitus Kanda glukoz düzeyinin artması ve idrara şeker çıkması (glukozüri) ile karakterize olan kronik bir hastalık Diabetes= Grekçe “akıp gitmek” veya “sifon” anlamındadır. Mellitus= Latince “tatlı” anlamındadır. (Diabetlilerin idrarları içerdiği şeker nedeni ile tatlıdır).

4 14 Kasım Dünya Diabet Günü Dünya Diabet Günü Dr. F. Banting’in doğum günü Mavi halka diabetin evrenselliğini ve küresel diabet birlikteliğini sembolize eder.

5

6 14 Kasım 2013 İzmir

7

8

9

10 Türkiye’de 6.5 milyon (10 milyon ), dünyada 246 milyon (2007), 3 82 milyon (201 3 ) diabetli var. (203 5 yılında 5 92 milyon !!). Türkiye’de 6.5 milyon (10 milyon ), dünyada 246 milyon (2007), 3 82 milyon (201 3 ) diabetli var. (203 5 yılında 5 92 milyon !!). Bilinen diabetli sayısı 3.5 milyon (Türkiye’de). Bilinen diabetli sayısı 3.5 milyon (Türkiye’de). Diabet sıklığı % 7.7’den % 13.7’ye çıkmış (TURDEP II) Diabet sıklığı % 7.7’den % 13.7’ye çıkmış (TURDEP II) TURDEP I yıllarında TURDEP I yıllarında TURDEP II yıllarında TURDEP II yıllarında Eczanenize gelecek olan hastaların çoğu şeker hastasıdır. Eczanenize gelecek olan hastaların çoğu şeker hastasıdır. Diabetin önemi

11

12

13 Ölüm nedenlerinin 7.’sidir. Ölüm nedenlerinin 7.’sidir. Kalp hastalığı riski 2-4 kat daha fazladır. Kalp hastalığı riski 2-4 kat daha fazladır. % 60-70’inde nöropati gelişir. % 60-70’inde nöropati gelişir. Vücuttaki tüm organları etkiler. Vücuttaki tüm organları etkiler. Yaşam boyu süren sürekli izlemek ve tedavi gerektirir. Yaşam boyu süren sürekli izlemek ve tedavi gerektirir. Akut ve kronik komplikasyonları nedeniyle hastanın yaşam kalitesini düşürür. Akut ve kronik komplikasyonları nedeniyle hastanın yaşam kalitesini düşürür.

14 TURDEP II (Türkiye Diabet Epidemiyoloji Çalışması)Sonuçları   Bölgesel diabet prevalansı Kuzey Anadolu’da %14.5 ile en az, Doğu Anadolu’da ise %18.2 ile en fazladır. Diabet farkındalığı Batı Anadolu’da en yüksek, Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise en düşüktür. TURDEP-II çalışmasına göre yaş grubundan itibaren nüfusun en az %10’u diabetlidir TURDEP-I’de ise %10’nun üzerindeki diabet sıklığı yaş grubunda başlamaktaydı). Buna dayanarak Türkiye’de diabetin 1998 yılına göre yaklaşık olarak 5 yaş daha erken başladığı düşünülebilir. Diabet oranları Bursa ve Malatya’da %20’nin üzerinde; Diyarbakır, İstanbul, Antalya, Adana, Gaziantep, İzmir, Denizli, Eskişehir, Ankara ve Konya’da ise %15’in üzerindedir.

15 Diabetin Tarihçesi Diabet eski çağlardan beri bilinmektedir. MÖ 1500 yıllarından kalan Mısır papiruslerinde (Ebers papirusları) diabetten fazla idrar yapılan, idrar yoluyla şeker kaybedilen bir hastalık olarak bahsedilir ve bu belgeler bilinen ilk tibbi belgedir. Hesy-Ra (MÖ1552) MÖ 1500 yıllarından kalan Mısır papiruslerinde (Ebers papirusları) diabetten fazla idrar yapılan, idrar yoluyla şeker kaybedilen bir hastalık olarak bahsedilir ve bu belgeler bilinen ilk tibbi belgedir. Hesy-Ra (MÖ1552)

16 İdrarda tatlılık “Şekerli idrar” ilk kez Hindistanda Sustrata tarafından M.Ö. 400 yıllarında kaydedilmiştir. Ayur Veda denilen eski sanskrit (hint) literatüründe madhume h a (ballı idrar, tatlı idrar hastalığı) terimi yer alır. Hindular böcek, sinek ve karıncaların bazı insanların idrarının yapıldığı yere toplandığını kaydetmişlerdir. İdrarda tatlılık “Şekerli idrar” ilk kez Hindistanda Sustrata tarafından M.Ö. 400 yıllarında kaydedilmiştir. Ayur Veda denilen eski sanskrit (hint) literatüründe madhume h a (ballı idrar, tatlı idrar hastalığı) terimi yer alır. Hindular böcek, sinek ve karıncaların bazı insanların idrarının yapıldığı yere toplandığını kaydetmişlerdir. Sustrata

17 Daha sonraki yıllarda Hintli doktorlar bu hastalığın iki formu olduğunu yazmışlardır: Daha sonraki yıllarda Hintli doktorlar bu hastalığın iki formu olduğunu yazmışlardır: Birinci grupta hastalar zayıf ve çok uzun yaşamadan kısa sürede ölmekte, Birinci grupta hastalar zayıf ve çok uzun yaşamadan kısa sürede ölmekte, İkinci grupta ise hastalar şişman ve daha yaşlı olarak belirtilmiştir. İkinci grupta ise hastalar şişman ve daha yaşlı olarak belirtilmiştir. Bu günümüzün modern sınıflamasında belirtilen Tip I ve Tip II diabetes mellitus sınıflamasına çok benzemektedir. Bu günümüzün modern sınıflamasında belirtilen Tip I ve Tip II diabetes mellitus sınıflamasına çok benzemektedir.

18 Diabet teriminin tıp literatürüne geçmesi M.S. 170 yılında Kapadokyalı ARATEUS (Aretaeus) tarafından sağlanmıştır: Diabet teriminin tıp literatürüne geçmesi M.S. 170 yılında Kapadokyalı ARATEUS (Aretaeus) tarafından sağlanmıştır: Arateus diabet için Grekçe  Arateus diabet için Grekçe  (diabaino): ben giderim, aradan geçip giderim Dia+betes: aradan geçmek, akıp gitmek (sifon) Dia+betes: aradan geçmek, akıp gitmek (sifon)

19 Arataeus’un diabeti tarif ettiği kitabı ”Therapeutics of Chronic Diseases” (F. Adams tarafından tercüme edilmiştir, 1856). Bu kitabında Arataeus diabet için: Arataeus’un diabeti tarif ettiği kitabı ”Therapeutics of Chronic Diseases” (F. Adams tarafından tercüme edilmiştir, 1856). Bu kitabında Arataeus diabet için: “Bu esrarengiz dert ….kolların, bacakların ve etlerin eriyerek idrara dönüşmesidir, ……hayat çok kısa, katlanılmaz ve acı doludur, …susuzluk giderilemez ve ölüm kaçınılmazdır” demektedir. “Bu esrarengiz dert ….kolların, bacakların ve etlerin eriyerek idrara dönüşmesidir, ……hayat çok kısa, katlanılmaz ve acı doludur, …susuzluk giderilemez ve ölüm kaçınılmazdır” demektedir.

20

21 Daha sonraki yıllarda bazı Kore, Çin ve Japon araştırmacılar da diabetten bahsetmişlerdir. Daha sonraki yıllarda bazı Kore, Çin ve Japon araştırmacılar da diabetten bahsetmişlerdir. İbn-i Sina (Avicenna) da şeker hastalığını bugünkü tanımına yakın şekilde tarif etmiştir. Tanı ve tedavi hakkındaki İbn el – İsehezzar adlı kitabı yılları arasında tıp okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. İbn-i Sina (Avicenna) da şeker hastalığını bugünkü tanımına yakın şekilde tarif etmiştir. Tanı ve tedavi hakkındaki İbn el – İsehezzar adlı kitabı yılları arasında tıp okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. MS

22 Şeker hastalarının idrarının tatlı olduğu 17. yüzyılda İngiliz doktor Thomas Willis tarafından tekrar keşfedilmiştir. Willis diabetes insipidus ile diabetes mellitus'un ayırımını yapmıştır. Diabetes’in arkasına mellitus (Latince çok tatlı, bal) kelimesini eklemiştir. Şeker hastalarının idrarının tatlı olduğu 17. yüzyılda İngiliz doktor Thomas Willis tarafından tekrar keşfedilmiştir. Willis diabetes insipidus ile diabetes mellitus'un ayırımını yapmıştır. Diabetes’in arkasına mellitus (Latince çok tatlı, bal) kelimesini eklemiştir. Willis idrarı tadarak bu sonuca varmıştır. Willis idrarı tadarak bu sonuca varmıştır. Thomas Willis

23 Paul Langerhans ( ) 1869 yılında verdiği doktora tezinde pankreas bezi içindeki küçük hücre topluluklarını göstermiştir. Bu hücre toplulukları günümüzde "Langerhans Adacıkları" olarak biliniyor. Paul Langerhans ( ) 1869 yılında verdiği doktora tezinde pankreas bezi içindeki küçük hücre topluluklarını göstermiştir. Bu hücre toplulukları günümüzde "Langerhans Adacıkları" olarak biliniyor. Paul Langerhans

24

25 Langerhans adacıklarının hücreleri (Pankreas içindeki oranı) Salgılanan Hormon A (  ) hücreleri (% 20) Glukagon B (β) hücreleri (% 75) İnsulin D (Δ) hücreleri (% 5) Somatostatin F hücreleri ( ‹ % 2) Pankreatik polipeptit

26 Oskar Minkowski ( ) ve Josef von Mering ( ) Strasburg'da pankreas bezinin sindirimdeki rolünü incelemek amacıyla 1889’da bir köpeğin pankreas bezini çıkartmışlardır. Köpekte ameliyat sonrasında şeker hastalığının tipik belirtileri olan susama, çok su içme, çok idrara çıkma gibi bulguların olduğunu hayvan bakıcılarının kendilerine iletmesinden sonra şeker hastalığına neden olan faktörün pankreasta bulunabileceğini düşünmüşler ve çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırmışlardır. Oskar Minkowski ( ) ve Josef von Mering ( ) Strasburg'da pankreas bezinin sindirimdeki rolünü incelemek amacıyla 1889’da bir köpeğin pankreas bezini çıkartmışlardır. Köpekte ameliyat sonrasında şeker hastalığının tipik belirtileri olan susama, çok su içme, çok idrara çıkma gibi bulguların olduğunu hayvan bakıcılarının kendilerine iletmesinden sonra şeker hastalığına neden olan faktörün pankreasta bulunabileceğini düşünmüşler ve çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırmışlardır. Oskar Minkowski Josef von Mering

27 1909 yılında Jean de Meyer, pankreastan salgılanan ve eksikliğinde şeker hastalığına neden olan aktif maddeye “insuline” adını vermiştir. Daha sonraları Banting ve Best de “insulin (insula: ada)” adını kullanmışlardır yılında Jean de Meyer, pankreastan salgılanan ve eksikliğinde şeker hastalığına neden olan aktif maddeye “insuline” adını vermiştir. Daha sonraları Banting ve Best de “insulin (insula: ada)” adını kullanmışlardır. Romanyalı bilim adamı Nicolae Paulescu 1921 yılında pankreastan antidiabetik etkili bir madde izole etmiş ve pankrein adını vermiştir. Romanyalı bilim adamı Nicolae Paulescu 1921 yılında pankreastan antidiabetik etkili bir madde izole etmiş ve pankrein adını vermiştir. Nicolae Paulescu

28 Yirminci yüzyılın başlangıç dönemine kadar ölümcül bir hastalık olan şeker hastalığının tedavisinde Kanada Toronto Üniversitesi'nden Frederick G. Banting ( ), Yirminci yüzyılın başlangıç dönemine kadar ölümcül bir hastalık olan şeker hastalığının tedavisinde Kanada Toronto Üniversitesi'nden Frederick G. Banting ( ), asistanı Charles H. Best ( ), biokimyacı James B. Collip ( ) ve fizyolog J.J.R.Macleod ( )’un ortak çalışmaları sonucu insulin 1922 yılında izole edilmiş ve çok önemli bir mucize gerçekleşmiştir. asistanı Charles H. Best ( ), biokimyacı James B. Collip ( ) ve fizyolog J.J.R.Macleod ( )’un ortak çalışmaları sonucu insulin 1922 yılında izole edilmiş ve çok önemli bir mucize gerçekleşmiştir yılında Banting ve Macleod Nobel ödülünü almışlardır yılında Banting ve Macleod Nobel ödülünü almışlardır.

29

30

31 Banting ve Best daha sonra köpek pankreasından elde ettikleri çözeltiyi pankreası çıkartılarak diabetik yapılmış köpeğe vermişler ve kan şekerinin düştüğünü görmüşlerdir. Banting ve Best daha sonra köpek pankreasından elde ettikleri çözeltiyi pankreası çıkartılarak diabetik yapılmış köpeğe vermişler ve kan şekerinin düştüğünü görmüşlerdir. Collip elde edilen insulini daha da saflaştırmış, ilk kez 1 Ocak 1922 tarihinde diabetik bir hasta olan Leonard Thompson (14 yaşında) üzerinde denemiş ve başarılı sonuç elde ederek ölümcül bir hastalık olan şeker hastalığı tedavi edilmeye başlanılmıştır. Collip elde edilen insulini daha da saflaştırmış, ilk kez 1 Ocak 1922 tarihinde diabetik bir hasta olan Leonard Thompson (14 yaşında) üzerinde denemiş ve başarılı sonuç elde ederek ölümcül bir hastalık olan şeker hastalığı tedavi edilmeye başlanılmıştır. Bunu takiben de Eli Lilly firmasının çabaları ile insulin üretimi daha da geliştirilmiş ve 1923 yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bunu takiben de Eli Lilly firmasının çabaları ile insulin üretimi daha da geliştirilmiş ve 1923 yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

32

33

34 Advertisement for injectable ox insulin, manufactured by Burroughs Wellcome, 1929.

35

36 İkinci dünya savaşı yıllarında Fransa’da tifo tedavisi ile ilgili araştırmalar yapan Dr. M.J. Janbon sülfonilüre ile hayvanlar üzerinde yaptığı deneyler sırasında hayvanların kan şekerinin düştüğünü fark etti. Bunu meslektaşı Dr. Loubtieres ile birlikte diabetik insanların tedavisinde denediler. Ancak bu ilacın insulin salgısını uyardığını, insulin yerine geçmediğini, pankreası çıkarılmış hayvanlarda yaptıkları araştırmalarla ortaya koydular. Bu araştırmalar günümüzde Tip 2 diabetes mellitus tedavisinde kullanılan hapların ilk örnekleriydi. İkinci dünya savaşı yıllarında Fransa’da tifo tedavisi ile ilgili araştırmalar yapan Dr. M.J. Janbon sülfonilüre ile hayvanlar üzerinde yaptığı deneyler sırasında hayvanların kan şekerinin düştüğünü fark etti. Bunu meslektaşı Dr. Loubtieres ile birlikte diabetik insanların tedavisinde denediler. Ancak bu ilacın insulin salgısını uyardığını, insulin yerine geçmediğini, pankreası çıkarılmış hayvanlarda yaptıkları araştırmalarla ortaya koydular. Bu araştırmalar günümüzde Tip 2 diabetes mellitus tedavisinde kullanılan hapların ilk örnekleriydi.

37  Cambridge'ten bilim adamı Frederick Sanger 1955 yılında insulinin iki polipeptid zinciri yapısında olduğunu buldu. Sanger bu çalışması ile 1958 yılında Nobel ödülünü aldı. Frederick Sanger

38  Dorothy Hodgkin 1964 yılında Nobel ödülünü kristallografi çalışmaları ile aldı. D. Hodgkin insulinin 3 boyutlu yapısını açıklamıştır. 1978’de domuz insulini saflaştırıldı. 1978’de domuz insulini saflaştırıldı. 1982’de biosentetik insan insulini yapılmıştır. 1982’de biosentetik insan insulini yapılmıştır. 1986’da insulin kalemleri yapılmıştır. 1986’da insulin kalemleri yapılmıştır.

39 Günümüzde insulinin keşfi, ilaç olarak verilmesi ve diğer antidiabetikler ölümün kaçınılmazlığına son vermişse de, Arateus’un gözlemleri hâlâ geçerlidir. Günümüzde insulinin keşfi, ilaç olarak verilmesi ve diğer antidiabetikler ölümün kaçınılmazlığına son vermişse de, Arateus’un gözlemleri hâlâ geçerlidir. Diabet hâlâ esrarengizdir, bu hastalığın nedeni tam olarak hâlâ bilinmemektedir. Diabet hâlâ esrarengizdir, bu hastalığın nedeni tam olarak hâlâ bilinmemektedir.

40 I-Hiperglisemiler Diabetes mellitus Diabetes mellitus - Primer diabet - Primer diabet - Sekonder diabet - Sekonder diabet - Bozulmuş glukoz tolerans testi - Bozulmuş glukoz tolerans testi - Gestasyonel diabet - Gestasyonel diabetII-Hipoglisemi III-Diabetik ketoasidoz

41 Diabetin klinik açıdan en çok görülen şekillerinin etiyolojisi iyi bilinmemektedir. Bunlara primer diabet denir. Diabetin klinik açıdan en çok görülen şekillerinin etiyolojisi iyi bilinmemektedir. Bunlara primer diabet denir. Bazı diabet şekillerinin sebebi bilinir. Bunlara sekonder diabet denir. Bazı diabet şekillerinin sebebi bilinir. Bunlara sekonder diabet denir.

42 1-PRİMER DİABET a) İnsuline bağımlı diabet (IDDM=Insulin Dependent Diabetes Mellitus), Tip-I diabet, Juvenil (genç) diabeti Pankreasın Langerhans adacıklarının  hücrelerinin immunolojik olarak harap olması sonucunda insulin salgılanması azalmıştır veya hiç yoktur. Pankreasın Langerhans adacıklarının  hücrelerinin immunolojik olarak harap olması sonucunda insulin salgılanması azalmıştır veya hiç yoktur. - Hastaların %90’ Tip 1A, %10’u Tip 1B’dir. - Hastaların %90’ Tip 1A, %10’u Tip 1B’dir. -  hücrelerinin otoimmun yıkımı sonucunda Tip 1 A, -  hücrelerinin otoimmun yıkımı sonucunda Tip 1 A, -  hücrelerinin idyopatik (nedeni bilinmeyen) yıkımı sonucunda Tip 1 B ortaya çıkar. -  hücrelerinin idyopatik (nedeni bilinmeyen) yıkımı sonucunda Tip 1 B ortaya çıkar.

43 Tip 1 A - Tip 1 A diabet, genetik yatkınlığı bulunan kişilerde çevresel tetikleyici faktörlerin (virüsler, toksinler ve stres) etkisiyle otoimmunite tetiklenir ve ilerleyici  - hücre hasarı başlar.  -hücre rezervi % oranında azaldığı zaman klinik diabet semptomları ortaya çıkar. - Tip 1 A diabette başlangıçta kanda adacık otoantikorları pozitif bulunur.

44 Tip 1 B Otoimmunite dışındaki bazı nedenlere bağlı mutlak insulin eksikliği sonucunda gelişir. Kanda adacık antikorları bulunmaz. Otoimmunite dışındaki bazı nedenlere bağlı mutlak insulin eksikliği sonucunda gelişir. Kanda adacık antikorları bulunmaz.

45 Hastalık genellikle 30 yaşından önce başlar. Okul öncesi (6 yaş civarı), puberte (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemde (20 yaş civarı) üç pik görülür. Hastalık genellikle 30 yaşından önce başlar. Okul öncesi (6 yaş civarı), puberte (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemde (20 yaş civarı) üç pik görülür. Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilen Latent otoimmun diabet (LADA) (Yavaş seyirli T ip I diabet) veya Tip 1.5 formunun çocukluk çağı (  15 yaş altı) T ip 1 diabete yakın oranda görüldüğü bildirilmektedir. Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilen Latent otoimmun diabet (LADA) (Yavaş seyirli T ip I diabet) veya Tip 1.5 formunun çocukluk çağı (  15 yaş altı) T ip 1 diabete yakın oranda görüldüğü bildirilmektedir.

46 - Genelde ailede diabetli yoktur. - Genelde ailede diabetli yoktur. - Hastalık erken yaşta aniden başlar ve hızla ilerler. - Hastalar genellikle zayıf veya normal kiloludur. - Ön belirtiler: Halsizlik, ağız kuruluğu, polidipsi (aşırı su içme), polifaji (aşırı iştah), poliüri (fazla idrara çıkma), kilo kaybı. - Ön belirtiler: Halsizlik, ağız kuruluğu, polidipsi (aşırı su içme), polifaji (aşırı iştah), poliüri (fazla idrara çıkma), kilo kaybı. Hastalar sıklıkla zayıf ya da normal kilodadırlar. - Klinik bulgular: İdrarda şeker bulunması, negatif azot dengesi, düşük tansiyon, ağızda keton kokusu, ketonüri. - Klinik bulgular: İdrarda şeker bulunması, negatif azot dengesi, düşük tansiyon, ağızda keton kokusu, ketonüri. - Hasta diabetik ketoasidoza daha yatkındır. Tip I Diabetes mellitus

47 Daha önce yaşlılık diabeti veya erişkin başlangıçlı tip olarak bilinirdi: - Klinik başlangıç genellikle orta yaşlardadır ve yaşla beraber görülme sıklığı artar. - Klinik başlangıç genellikle orta yaşlardadır ve yaşla beraber görülme sıklığı artar. - Güç kaybı ve iş direncinde azalma görülür. - Güç kaybı ve iş direncinde azalma görülür. - Polidipsi ve poliüri uzun süre hafif derecede olabilir. - Polidipsi ve poliüri uzun süre hafif derecede olabilir. - Ketozis nadiren görülür. - Ketozis nadiren görülür. - Plazma insulin düzeyleri normal veya azalmış olabilir, ancak insulin reseptörlerinin sayısı azaldığından hedef organlarda insuline hassasiyet azalmıştır (insulin diren ci ). - Plazma insulin düzeyleri normal veya azalmış olabilir, ancak insulin reseptörlerinin sayısı azaldığından hedef organlarda insuline hassasiyet azalmıştır (insulin diren ci ). - Şişmanlık ile hastalık arasında kuvvetli ilişki vardır. - Şişmanlık ile hastalık arasında kuvvetli ilişki vardır. - Kalıtsal unsurlar önemlidir. - Kalıtsal unsurlar önemlidir. b) İnsuline bağımlı olmayan diabet (NIDDM= Non Insulin Dependent Diabetes Mellitus), Tip-II diabet

48 Gençlerde görülen erişkin tipi diabet=MODY (Maturity Onset Diabetes of the Young) MODY en az 6 farklı genin herhangi birindeki mutasyonundan sonuçlanır. MODY 1-6 tipleri bulunmuştur. Genetik analiz yapılarak teşhis konulur.

49 GENÇLERDE GÖRÜLEN ERİŞKİN TİP DİABET (MODY) İLE İLGİLİ SON GELİŞMELER (BİTİRME PROJESİ) Tuğçe BORAN Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ayşe CAN

50 MODY’NİN GENETİĞİ TİP GEN İSMİOMIMYERGEN FONKSİYONUDEFEKT YERİ MODY 1 Hepatosit nuklear faktör 4 alfa qTranskripsiyon faktörüPankreas MODY 2 Glukokinaz p15-p13HekzokinazPankreas /karaciğer MODY 3 Hepatosit nuklear faktör 1 alfa q24.2Transkripsiyon faktörüPankreas/ böbrek MODY 4 İnsulin promoter q12.1Transkripsiyon faktörüPankreas MODY 5 Hepatosit nuklear faktör 1 beta q12Transkripsiyon faktörüBöbrek/ pankreas MODY 6 Nörojenik diferansiyon faktör qTranskripsiyon faktörüPankreas MODY 7 Kruppel-like faktör qTransforme edici büyüme faktörü beta indüklenebilen erken büyüme yanıtı Pankreas MODY 8 Karboksil ester lipaz (CEL) q25Pankreasın endokrin hücreleri diabet patogenezinde rol oynar, ekzokrin hücreler malabsorbsiyon patogenezinde rol alır. Pankreas MODY 9 Paired domain gen 4 (PAX 4) q34.3Transkripsiyon faktörü (PAX 4)Pankreas MODY 10 İnsulin (INS) q32Pankreas adacık beta hücreleriNF-Kappa-B MODY 11 Tirozin kinaz spesifik Blenfosit p23-p22Tirozin kinaz (B lenfosit)MIN 6 beta hücreleri

51 Diabette insulin eksikliği var: Tip I’de pankreasın  hücrelerinin harabiyeti – otoimmun Tip I’de pankreasın  hücrelerinin harabiyeti – otoimmun Tip II’de pankreastan yetersiz insulin salınımı Tip II’de pankreastan yetersiz insulin salınımı Hücre zarında insulin reseptörlerinin bozukluğu Hücre zarında insulin reseptörlerinin bozukluğu Her iki durumda da: Kanda glukoz var ancak hücrelere giremiyor, kullanılamıyor (varlık içinde yokluk) Kanda glukoz var ancak hücrelere giremiyor, kullanılamıyor (varlık içinde yokluk)Sonuç: Diabetin 3 önemli göstergesi: Glukozun idrarla atılması hızlanıyor POLİÜRİ Glukozun idrarla atılması hızlanıyor POLİÜRİ Bunun için su gereksinimi POLİDİPSİ Bunun için su gereksinimi POLİDİPSİ Hücreler aç olduğu için POLİFAJİ Hücreler aç olduğu için POLİFAJİ

52 Tablo 1. Tip-I ve Tip-II Diabetin Karşılaştırılması ÖzellikTip-ITip-II Başlangıç yaşı  30 yaş  40 yaş Başlangıç şekliHızlıYavaş Kilo durumuZayıfObez/normal KetozisEğilim yüksekNadir Panreatik  hücre kütlesi Çok azalmışHafifçe azalmış Serum insuliniDüşük/yokNormal/hafifçe az Ailede diabet öyküsüNadirSık

53 Tablo 2. Tip I ve Tip II Diabetin Başlıca Klinik Belirtileri Belirti Tip I Tip II Hiperosmolalite belirtileri (poliüri, susama, noktürnal enürezis gibi) +++ Ketoasidoza yatkınlık +- Kilo kaybı ve polifaji ++- Güçsüzlük ve yorgunluk +++ Kronik cilt infeksiyonları, yaygın kaşıntı ve vulvovajinit +++ Periferik somatik ve otonomik nöropati ve tekrarlayan görme bulanıklığı +++ Şişmanlık- + (%20’si şişman değildir)

54 2-SEKONDER DİABET A-Pankreas bozuklukları -Inflamasyon (akut ve kronik pankreatit) -Infiltrasyon (hemokromatozis) -Tümörler (glukagonoma) -Travma-Pankreotektomi

55 B-İç salgı sistemi hastalıkları - Hipertiroidi (tirotoksikoz) -Cushing sendromu (kortizol salgılanır) -Jigantizm ve akromegali (büyüme hormonu salgılanır) -Feokromositoma (adrenal medulla tümörü, epinefrin salgılanır) -Glukagonoma (glukagon salgılanır) -Hiperaldosteronizm

56 C-İlaçlara bağlı - Tiyazid grubu diüretikler - Fenitoin - Steroidler ve ACTH - Oral kontraseptifler - Alloksan ve streptozotosin (  hücrelerini harap ederler)

57 D-Genetik sendromlara bağlı (ender olarak görülür) - İnsulin reseptörlerinin doğumsal anomalileri ve bunlara karşı antikorların oluşması - Turner ve Down sendromlarında görülebilir E-Diğer nedenler - Stres - Santral sinir sistemi lezyonları - B 1 vitamini eksikliği (Wernicke ensefalopatisi) - Lipoatrofik diabet (insulin reseptörlerinin yokluğuna bağlıdır)

58 3-Bozulmuş glukoz toleransı Bu gruba giren kişilere glukoz tolerans testi uygulandığı zaman anormal bir tablo görülür. Ancak bu durum diabetliler kadar bozuk değildir. Bu gruptaki kişiler diabet adaylarıdır. Bu gruba giren kişilere glukoz tolerans testi uygulandığı zaman anormal bir tablo görülür. Ancak bu durum diabetliler kadar bozuk değildir. Bu gruptaki kişiler diabet adaylarıdır. Bu durum Prediabet veya diabet öncesi olarak adlandırılır. Halk arasında gizli şeker olarak adlandırılır. İki farklı prediabet göstergesi vardır: "bozulmuş açlık glukozu" ve "bozulmuş glukoz toleransı". Açlık şekerinin mg/dL arasında bulunması "bozulmuş açlık glukozu" (BAG) olarak adlandırılır. Açlık şekerinin mg/dL arasında bulunması "bozulmuş açlık glukozu" (BAG) olarak adlandırılır. Bozulmuş glukoz toleransında (BGT) ise şeker yükleme testi 2. saat değeri mg/dL arasındadır. Bozulmuş glukoz toleransından diabete dönüşüm daha sık gözlenir, beş yılda diabet olma riski % 50 civarındadır. Bozulmuş glukoz toleransında (BGT) ise şeker yükleme testi 2. saat değeri mg/dL arasındadır. Bozulmuş glukoz toleransından diabete dönüşüm daha sık gözlenir, beş yılda diabet olma riski % 50 civarındadır.

59 4-Gestasyonel diabet Gebelik sırasında meydana gelir. Diabet olmaksızın böbrek eşiğinin düşmesi sonucunda glukozüri görülür. Birinci derece akrabalarda diabet öyküsü, obezite, ileri anne yaşı, önceki gebelikte > 4kg bebek veya ölü doğum bulunması gestasyonel diabetin ortaya çıkma riski yüksektir. Doğumdan sonra glukoz toleransı normale döner, ancak bir kısım gebede ileride gerçek diabet gelişebilir. Zamanında tedavi edilmezse fetal morbidite açısından önemli risk teşkil eder.

60 Gebelik sırasında, büyüme hormonu ve kortizol düzeylerindeki artış, insan plasental laktojen hormonunun (HPL) varlığı, plasentadan insulinaz salınımı ve artmış östrojen ve progesteron düzeyleri nedeniyle insulin direnci görülme ihtimali artar. Gebelik sırasında, büyüme hormonu ve kortizol düzeylerindeki artış, insan plasental laktojen hormonunun (HPL) varlığı, plasentadan insulinaz salınımı ve artmış östrojen ve progesteron düzeyleri nedeniyle insulin direnci görülme ihtimali artar. Annenin artmış adipoz depoları, egzersiz kısıtlanması ve artmış kalori alımının da glukoz intoleransına katkısı vardır. Annenin artmış adipoz depoları, egzersiz kısıtlanması ve artmış kalori alımının da glukoz intoleransına katkısı vardır.

61 DİABET TANISI WHO (World Health Organisation)’nun önerisine göre diabetin tanısı için iki parametreden yararlanılır: Günün herhangi bir zamanında rastgele alınan venöz kan örneğinde 200 mg/dL (11,1 mmol/L) glukoz düzeyinin saptanması Günün herhangi bir zamanında rastgele alınan venöz kan örneğinde 200 mg/dL (11,1 mmol/L) glukoz düzeyinin saptanması Açlık kan şekerinin venöz veya kapiler kanda 120 mg/dL (6,7 mmol/L)’ye eşit veya üzerinde olması ya da venöz plazmadaki değerin 140 mg/dL (7,8 mmol/L) olması [1]. Açlık kan şekerinin venöz veya kapiler kanda 120 mg/dL (6,7 mmol/L)’ye eşit veya üzerinde olması ya da venöz plazmadaki değerin 140 mg/dL (7,8 mmol/L) olması [1]. [1] [1] mmol/L glukoz x 18 = mg/dL glukoz [1]

62 Diabet tanısında kullanılan testler Açlık kan glukoz düzeyi tayini Açlık kan glukoz düzeyi tayini Glukoz yükleme (tolerans) testi Glukoz yükleme (tolerans) testi Serum ve idrarda keton cisimleri Serum ve idrarda keton cisimleri Diğer testler Diğer testler - İnsulin - C-peptid (önemli değil)

63 Diabet tedavisi sırasında uygulanan testler Açlık kan glukoz düzeyi tayini Açlık kan glukoz düzeyi tayini Yemek sonrası (Postprandial) kan glukoz düzeyi tayini Yemek sonrası (Postprandial) kan glukoz düzeyi tayini İdrarda glukoz aranması İdrarda glukoz aranması Glikozillenmiş proteinlerin ölçümü Glikozillenmiş proteinlerin ölçümü - Glikozillenmiş hemoglobin - Glikozillenmiş hemoglobin - Fruktozamin - Fruktozamin İdrarda protein incelenmesi İdrarda protein incelenmesi - İdrarda mikroalbuminüri (glomerüllerdeki lezyonun habercisidir) - İdrarda mikroalbuminüri (glomerüllerdeki lezyonun habercisidir) - Proteinüri (böbrek yetmezliğinin başladığını gösterir) - Proteinüri (böbrek yetmezliğinin başladığını gösterir) Komplikasyonların değerlendirilmesi Komplikasyonların değerlendirilmesi - Böbrek fonksiyon testleri - Böbrek fonksiyon testleri - Kolesterol, trigliserid - Kolesterol, trigliserid Pankreas Pankreas

64 Tedavi sırasında akut bir tablo ile karşılaşıldığında: Kan Kan Glukoz tayini Glukoz tayini İdrar İdrar Kan Kan Keton cisimleri tayini Keton cisimleri tayini İdrar İdrar Asid-baz durumu (pH, HCO 3 - ) Asid-baz durumu (pH, HCO 3 - ) Laktat Laktat Elektrolitler Elektrolitler

65 Kan glukoz tayini için dikkat edilecek noktalar Kan alınma yeri (Kapiler kan  venöz kan) Kan alınma yeri (Kapiler kan  venöz kan) Analiz için kullanılan örnek (Plazma  serum  tam kan) Analiz için kullanılan örnek (Plazma  serum  tam kan) Plazma veya serumdaki glukoz tam kandakine oranla % 5-10 daha yüksektir Plazma veya serumdaki glukoz tam kandakine oranla % 5-10 daha yüksektir Analiz için kullanılan yöntem Analiz için kullanılan yöntem –Enzimatik –İndirgeme –Aromatik aminlerle (anilin, benzidin, o-toluidin v.b.) asid ve sıcak ortamda renkli türev oluşumu

66 Enzimatik yöntemler Glukoz oksidaz yöntemi Glukoz oksidaz Glukoz oksidaz Glukoz + O 2 + H 2 O Glukonik asid + H 2 O 2 Glukoz + O 2 + H 2 O Glukonik asid + H 2 O 2 Peroksidaz Peroksidaz H 2 O 2 + İndirgenmiş kromojen Oksitlenmiş kromojen + H 2 O H 2 O 2 + İndirgenmiş kromojen Oksitlenmiş kromojen + H 2 O (renksiz) (renkli) (renksiz) (renkli) Heksokinaz /Glukoz-6-fosfat dehidrojenaz yöntemi Heksokinaz Heksokinaz Glukoz + ATP Glukoz-6-P +ADP Glukoz + ATP Glukoz-6-P +ADP Glukoz-6-fosfat Glukoz-6-fosfat dehidrojenaz dehidrojenaz Glukoz-6-P +NADP + 6-Fosfoglukonat + NADPH +H + Glukoz-6-P +NADP + 6-Fosfoglukonat + NADPH +H +

67 İndirgeme yöntemleri Sıcak ve alkali ortamda glukozun indirgeyici özelliğine dayanan yöntemlerdir. İndirgeme reaksiyonları günümüzde fazla kullanılmaz. Sıcak ve alkali ortamda glukozun indirgeyici özelliğine dayanan yöntemlerdir. İndirgeme reaksiyonları günümüzde fazla kullanılmaz. Somogy-Nelson yöntemi Somogy-Nelson yöntemi Proteinsiz süzüntüdeki şeker Cu 2+ ’yı Cu + ’ya çevirir. Cu + arsenomolibdik asidle yeşil veya kırmızı mavi renk oluşturur. Bu renk spektrofotometrede ölçülür. (Folin tübü) Biokimya laboratuarında bu metodla çalışmıştınız. Proteinsiz süzüntüdeki şeker Cu 2+ ’yı Cu + ’ya çevirir. Cu + arsenomolibdik asidle yeşil veya kırmızı mavi renk oluşturur. Bu renk spektrofotometrede ölçülür. (Folin tübü) Biokimya laboratuarında bu metodla çalışmıştınız.

68 Benedict yöntemi Benedict yöntemi Benedict ayıracı sıcak ve alkali ortamda seyreltilmiş idrar ile titre edilir. Benedict ayıracı sıcak ve alkali ortamda seyreltilmiş idrar ile titre edilir. Hagedorn-Jensen yöntemi Hagedorn-Jensen yöntemi Proteinler Zn(OH) 2 ile çöktürülür, alkali ortamda potasyum ferri siyanür ile ısıtılır. Şeker ferri siyanürü ferrosiyanüre indirger. Ferroiyanür ZnSO 4 ile çökerek uzaklaşır. Ferrisiyanürün fazlası iyodometrik olarak tayin edilir. Proteinler Zn(OH) 2 ile çöktürülür, alkali ortamda potasyum ferri siyanür ile ısıtılır. Şeker ferri siyanürü ferrosiyanüre indirger. Ferroiyanür ZnSO 4 ile çökerek uzaklaşır. Ferrisiyanürün fazlası iyodometrik olarak tayin edilir. Aromatik aminlerle o-Toluidin yöntemi o-Toluidin yöntemi -H 2 O -H 2 O o-Toluidin + Glukoz Glukozilamin Schiff bazı

69 Açlık kan glukoz düzeyi Tam kan % mg Tam kan % mg Plazma veya serum % mg (normal) Plazma veya serum % mg (normal) Plazma % mg (şüpheli) Plazma % mg (şüpheli) Plazma % 140 mg’ın üstündeki değerler (diabetik) Plazma % 140 mg’ın üstündeki değerler (diabetik) Açlık süresi en az 8, en fazla 16 saat olmalıdır. En uygun olanı 12 saat açlıktır. Açlık süresi en az 8, en fazla 16 saat olmalıdır. En uygun olanı 12 saat açlıktır.

70 Oral glukoz tolerans testi (OGTT) Açlık kan şekeri % mg arasında ise OGTT yapılır. Açlık kan şekeri % mg arasında ise OGTT yapılır. Açlık kan (plazma) şekerine bakılır. Açlık kan (plazma) şekerine bakılır. 75 g glukoz 400 ml suda eritilir ve 5 dakika içinde hastaya içirilir. 75 g glukoz 400 ml suda eritilir ve 5 dakika içinde hastaya içirilir. ½, 1, 1½ ve 2. saatlerde alınan kan örneklerinde glukoz düzeyi ölçülür. ½, 1, 1½ ve 2. saatlerde alınan kan örneklerinde glukoz düzeyi ölçülür. ½, 1, 1½ saatlerden herhangi birindeki değer % 200 mg’dan fazla ise veya 2. saatteki değer % 200 mg’dan fazla ise kişinin diabetik olduğu sonucuna varılır. ½, 1, 1½ saatlerden herhangi birindeki değer % 200 mg’dan fazla ise veya 2. saatteki değer % 200 mg’dan fazla ise kişinin diabetik olduğu sonucuna varılır.

71 Oral glukoz tolerans testi ve açlık kan şekeri ölçümlerinin özeti

72 Diabette keton cisimleri Kanda ve idrarda keton cisimlerinin tayin edilmesi diabetli hastalarda ketoasidozun tanısı ve hastalığın gidişinin izlenmesi açısından önemli. Gerhardt testi: Sadece asetoasetat için kullanılır Gerhardt testi: Sadece asetoasetat için kullanılır Nitrozoprusiyat deneyi: Aseton ve asetoasetat için kullanılır, fakat  -hidroksibutirat ölçülmez, indirekt test kullanılır. Nitrozoprusiyat deneyi: Aseton ve asetoasetat için kullanılır, fakat  -hidroksibutirat ölçülmez, indirekt test kullanılır.

73 İdrarda glukoz 1. Hiperglisemik glukozüri 2. Renal glukozüri İdrarda glukoz tayini şeker hastalığı tanısı koymak için uygun değildir. İdrarda glukoz olabilmesi için ağır diabetik kişi olmalıdır. İdrarda glukoz tayini şeker hastalığı tanısı koymak için uygun değildir. İdrarda glukoz olabilmesi için ağır diabetik kişi olmalıdır. Alınan idrar örneğinin zamanı uygun olmayabilir. Alınan idrar örneğinin zamanı uygun olmayabilir. Glomerül filtrasyonu azaldığı için geri emilim artmış olabilir. Glomerül filtrasyonu azaldığı için geri emilim artmış olabilir. İdrarda indirgeme yapan maddeler: Glukoz, fruktoz, laktoz, galaktoz, maltoz, arabinoz, ksiloz, glukuronik asid, C vitamini, ürik asid, sistein, kreatin, keton cisimleri, okzalik asid, hipurik asid, formaldehid, sülfanilamid, izoniazid, salisilatlar İdrarda indirgeme yapan maddeler: Glukoz, fruktoz, laktoz, galaktoz, maltoz, arabinoz, ksiloz, glukuronik asid, C vitamini, ürik asid, sistein, kreatin, keton cisimleri, okzalik asid, hipurik asid, formaldehid, sülfanilamid, izoniazid, salisilatlar

74 Glikozillenmiş proteinler Testten 6-8 hafta önceki kan şekeri düzeyinin göstergesidir. Glikozillenmiş hemoglobin Normalde kanda hemoglobinin % 5-8’i glikozile edilmiştir. Normalde kanda hemoglobinin % 5-8’i glikozile edilmiştir. Normal yetişkin hemoglobinin (HbA)  zincirinin N-terminal valinine glukoz bağlanır ve glikozillenir, HbA1c olarak gösterilir. Normal yetişkin hemoglobinin (HbA)  zincirinin N-terminal valinine glukoz bağlanır ve glikozillenir, HbA1c olarak gösterilir. nonenzimatik nonenzimatik Hb + Glukoz Glukohemoglobin Hb + Glukoz Glukohemoglobin

75 Eritrositlerin 120 günlük yaşamı süresince glikozillenme yavaş ve devamlı bir biçimde oluşur. Başlangıçta reaksiyon reversibldir, daha sonra irreversibl olur. Glikozile hemoglobin ölçümü kan glisemik kontrolünün genel seyri hakkında fikir verir. Eritrositlerin 120 günlük yaşamı süresince glikozillenme yavaş ve devamlı bir biçimde oluşur. Başlangıçta reaksiyon reversibldir, daha sonra irreversibl olur. Glikozile hemoglobin ölçümü kan glisemik kontrolünün genel seyri hakkında fikir verir. HbA1c, ölçümden önceki 6-8 haftalık dönemdeki kan glukoz düzeyini yansıtır. Diabetiklerde 6 ayda bir ölçülmelidir. HbA1c, ölçümden önceki 6-8 haftalık dönemdeki kan glukoz düzeyini yansıtır. Diabetiklerde 6 ayda bir ölçülmelidir.

76 Glikozile Hb için istenilen düzeyler

77 Tablo 3. HbA1c ve Ortalama Glukoz Düzeyi Arasındaki İlişki Diabetes Care: 2004: 27(Sup:1) S20 ADA Recommendations

78 Fruktozamin Serum proteinlerinin (albuminin) glikozilasyonu sonucunda oluşan ketoamin fruktozamindir. Bu sırada proteinlerdeki lizin kalıntılarının  -NH 2 grupları glukoza bağlanır ve aldimin ve ketoamin oluşur. Ölçümü tek başına güvenilir değildir, HbA1c ile birlikte kullanılmalıdır. Albuminin kandaki yarılanma süresi gün olduğu için ölçümden 2-3 hafta önceki dönemdeki serum glukoz düzeyini yansıtır. Serum proteinlerinin (albuminin) glikozilasyonu sonucunda oluşan ketoamin fruktozamindir. Bu sırada proteinlerdeki lizin kalıntılarının  -NH 2 grupları glukoza bağlanır ve aldimin ve ketoamin oluşur. Ölçümü tek başına güvenilir değildir, HbA1c ile birlikte kullanılmalıdır. Albuminin kandaki yarılanma süresi gün olduğu için ölçümden 2-3 hafta önceki dönemdeki serum glukoz düzeyini yansıtır. Normal düzeyi  mol/L Normal düzeyi  mol/L Protein-NH 2 + Glukoz Aldimin Ketoamin (Fruktozamin) Protein-NH 2 + Glukoz Aldimin Ketoamin (Fruktozamin)

79 İdrarda proteinlerin araştırılması İdrarda eser miktarda (günde~30mg) albumin bulunur. Bunu klasik testlerle saptayamayabiliriz. Bu değer 300 mg’ın üstüne çıkarsa ölçülebilir. Diabetik hastalarda proteinüri görülmesi nefropatiyi gösterir. İdrarda eser miktarda (günde~30mg) albumin bulunur. Bunu klasik testlerle saptayamayabiliriz. Bu değer 300 mg’ın üstüne çıkarsa ölçülebilir. Diabetik hastalarda proteinüri görülmesi nefropatiyi gösterir. Mikroalbüminüri testi: mg/gün sınırlarında protein tespit edilir ve böylece nefropati riskinin olup olmadığı anlaşılır. Mikroalbüminüri testi: mg/gün sınırlarında protein tespit edilir ve böylece nefropati riskinin olup olmadığı anlaşılır.

80 Tablo 4. Diabetes Mellitusun Uzun Dönemdeki Komplikasyonları OrganLezyon Göz Lens Retinopati Makülopati Katarakt BöbrekNefropati Sinir sistemi Kalp Damarlar Deri Nöropati Koroner kalp hastalığı Serebro-vasküler hastalıklar Periferik damar hastalığı Hipertansiyon Deri kalınlaşması

81 Retinopati Göz küresinin arkasında yer alan ve retinayı besleyen kılcal damarların zarar görmesi ile ortaya çıkar. Göz küresinin arkasında yer alan ve retinayı besleyen kılcal damarların zarar görmesi ile ortaya çıkar. Diabetik retinopati, diabete bağlı olarak gelişen retina bozukluklarının tümü. Diabetik retinopati, diabete bağlı olarak gelişen retina bozukluklarının tümü.

82

83

84

85

86 Nöropati Diabet ilerledikçe sinir sisteminde ortaya çıkan sorunlardır. Diabet ilerledikçe sinir sisteminde ortaya çıkan sorunlardır. El ve ayakların sinirleri hasar görürse: El ve ayakların sinirleri hasar görürse: Halsizlik, uyuşma, karıncalanma, hissizlik ve geceleri artan şiddetli ağrılar ortaya çıkabilir. Halsizlik, uyuşma, karıncalanma, hissizlik ve geceleri artan şiddetli ağrılar ortaya çıkabilir. Beş duyumuzu ileten sinirler zarar görürse: Beş duyumuzu ileten sinirler zarar görürse: Sıcak, soğuk, ağrı ve dokunma hisleri algılanamayacağından kimyasal ve fiziksel hasarlar fark edilmez. Örneğin diabetik ayak oluşumu kolaylaşır. Sıcak, soğuk, ağrı ve dokunma hisleri algılanamayacağından kimyasal ve fiziksel hasarlar fark edilmez. Örneğin diabetik ayak oluşumu kolaylaşır. Ter salgılatan sinirler: Ter salgılatan sinirler: Terleme azalır, deride kuruluk, çatlama, hassasiyet ve kolay yaralanma görülebilir. Terleme azalır, deride kuruluk, çatlama, hassasiyet ve kolay yaralanma görülebilir. Mide sinirleri: Mide sinirleri: İshal, mide bulantısı, yemek yemeden dolgunluk hissi oluşabilir. İshal, mide bulantısı, yemek yemeden dolgunluk hissi oluşabilir. Mesane sinirleri: Mesane sinirleri: Ağrı ve baskı hissi olmadan uzun süre idrarını tutma ya da çok az idrarı bile tutamama, zor idrar yapma görülebilir. Ağrı ve baskı hissi olmadan uzun süre idrarını tutma ya da çok az idrarı bile tutamama, zor idrar yapma görülebilir. Üreme organları: Üreme organları: Cinsel fonksiyon bozuklukları oluşabilir. Cinsel fonksiyon bozuklukları oluşabilir. Kalp: Kalp: Kalp atımında düzensizlik, kalp krizi ağrısını hissetmemek, baş dönmesi ve halsizlik. Kalp atımında düzensizlik, kalp krizi ağrısını hissetmemek, baş dönmesi ve halsizlik.

87

88 II-HİPOGLİSEMİ II-HİPOGLİSEMİ Glukoz beyin için hayati önemde bir enerji kaynağı olduğundan hipoglisemi tehlikelidir. Glukoz yetersizliği beyin işlevlerinde bozulmaya yol açar ve eğer yetersizlik ağır ve uzun süreli olursa ölümle sonuçlanabilir. Açlıkta beynin enerji gereksinimi 24 saatte 80 mg glukoza eşdeğerdir. Glukoz beyin için hayati önemde bir enerji kaynağı olduğundan hipoglisemi tehlikelidir. Glukoz yetersizliği beyin işlevlerinde bozulmaya yol açar ve eğer yetersizlik ağır ve uzun süreli olursa ölümle sonuçlanabilir. Açlıkta beynin enerji gereksinimi 24 saatte 80 mg glukoza eşdeğerdir. Hipoglisemi, açlık venöz tam kan düzeyinin % mg arasında olması olarak tanımlanır. Hipoglisemi, açlık venöz tam kan düzeyinin % mg arasında olması olarak tanımlanır.

89 Hipoglisemilerin nedenleri İnsulin oluşturan pankreas tümörleri (insulinoma) İnsulin oluşturan pankreas tümörleri (insulinoma) Aşırı insulin verilmesi (direkt fazla doz veya aktivitesi yüksek olan aynı doz verilmesi) Aşırı insulin verilmesi (direkt fazla doz veya aktivitesi yüksek olan aynı doz verilmesi) Oral hipoglisemik ilaçlar Oral hipoglisemik ilaçlar Uzun süreli karbohidrat kısıtlaması Uzun süreli karbohidrat kısıtlaması Alkol Alkol İnsulin karşıtı sistemdeki hormonların yetersizliği İnsulin karşıtı sistemdeki hormonların yetersizliği -Hipopituitarizm: hipofiz hormonları insulinin etkilerini antagonize ederler. Eksikliğinde glukozun periferik kullanımı (glukoneojenez yoluyla azalmış hepatik üretimi sonucu) hipoglisemi görülür. -Addison hastalığı: kortizolün başlıca görevi proteinleri glukoza dönüştürmek; kortizol eksikliğinde hipoglisemi görülür. -Hipotiroidizm (Nadiren) Pankreas dışı tümörler Pankreas dışı tümörler

90 Karaciğer hastalıkları Karaciğer hastalıkları -Akut infeksiyonlar -Zehirlenmeler-Siroz Besinsel (mide rezeksiyonu veya gastroenterostomi) Besinsel (mide rezeksiyonu veya gastroenterostomi) Diabetes mellitusun erken dönemi (glukoz tolerans testinde tepkisel hipoglisemi gösteren bazı hastalarda daha sonra diabetes mellitus gelişebilir. Bu yanıtın geciken insulin salgısını telâfi etmek için hormonun daha sonra aşırı salgılanmasına bağlı olduğu düşünülmektedir). Diabetes mellitusun erken dönemi (glukoz tolerans testinde tepkisel hipoglisemi gösteren bazı hastalarda daha sonra diabetes mellitus gelişebilir. Bu yanıtın geciken insulin salgısını telâfi etmek için hormonun daha sonra aşırı salgılanmasına bağlı olduğu düşünülmektedir). Fonksiyonel OGTT yaklaşık 5 saatte yapılır. Testin saatinde belirgin hipoglisemi görülür. Az ve sık yemek yenilmesi tavsiye edilir. Fonksiyonel OGTT yaklaşık 5 saatte yapılır. Testin saatinde belirgin hipoglisemi görülür. Az ve sık yemek yenilmesi tavsiye edilir. Diğerleri Diğerleri -Uzun süreli egzersiz - Gebelik ve süt verme - Açlık, malnutrisyon

91 Semptomlar (belirtiler) Adrenalinin aşırı salgılanması sonucu görülenler: sinirlilik, güçsüzlük, baş ağrısı, terleme, baş dönmesi, tremor, taşikardi, çarpıntı, endişe ve açlık duygusu gibi belirtiler genellikle erken hipoglisemi aşamasında görülür. Adrenalinin aşırı salgılanması sonucu görülenler: sinirlilik, güçsüzlük, baş ağrısı, terleme, baş dönmesi, tremor, taşikardi, çarpıntı, endişe ve açlık duygusu gibi belirtiler genellikle erken hipoglisemi aşamasında görülür. Merkezi sinir sisteminin işlevinin bozulmasından ileri gelenler: baş ağrısı, mental yanıtta yavaşlama, motor işlevlerde kayıp, dalgınlık, anormal davranışlar, epileptik atak ve bilinç kaybı. Merkezi sinir sisteminin işlevinin bozulmasından ileri gelenler: baş ağrısı, mental yanıtta yavaşlama, motor işlevlerde kayıp, dalgınlık, anormal davranışlar, epileptik atak ve bilinç kaybı.

92 Hipoglisemi Belirtileri ADRENERJİK ADRENERJİK Taşikardi Taşikardi Palpitasyon Palpitasyon Terleme Terleme Titreme Titreme Sinirlilik Sinirlilik Anksiyete Anksiyete Hipertansiyon (bazen) Hipertansiyon (bazen) SANTRAL SİNİR SİSTEMİ SANTRAL SİNİR SİSTEMİ Başağrısı Başağrısı Acıkma Acıkma Halsizlik Halsizlik Mental konfüzyon Mental konfüzyon Letarji (uyku hali) Letarji (uyku hali) Anlamsız konuşma Anlamsız konuşma Görme bulanıklığı Görme bulanıklığı Diplopi (çift görme) Diplopi (çift görme) Amnezi Amnezi Motor koordinasyon bozukluğu Motor koordinasyon bozukluğu Konvülsiyonlar Konvülsiyonlar KOMA KOMA

93 HİPOGLİSEMİ KETOASİDOZ (HİPERGLİSEMİ) Nefeste aseton kokusu Yok veya az Çok belirgin Deri Islak, soluk Kuru, kızarmış Solunum Derinliği normal, düzensiz Derin, düzenli (Kussmaul solunumu) Kan basıncı Normal veya yüksek Hipotansiyon Nabız Dolgun, hızlı (bazen bradikardi) Hızlı, zayıf PupillaMidriazis (göz bebeğinin genişlemesi) Normal veya miyozis (göz bebeğinin daralması) TremorVarYok Babinski refleksi PozitifNegatif GlisemiDüşükYüksek GlukozüriYokFazla

94 Babinski refleksi Babinski refleksi

95 Diabetikler mutlaka yanlarında birkaç parça kesme şeker taşımalı, diyetlerine dikkat etmeli, öğünleri atlamamalıdırlar. Diabetikler mutlaka yanlarında birkaç parça kesme şeker taşımalı, diyetlerine dikkat etmeli, öğünleri atlamamalıdırlar. Hipoglisemi –Hiperglisemi durumlarında: Tartışmalı durumlarda hastaya şeker verilmeli. Tartışmalı durumlarda hastaya şeker verilmeli. Hipoglisemik koma hızla gelişir, daha tehlikelidir, sekel bırakır. Hipoglisemik koma hızla gelişir, daha tehlikelidir, sekel bırakır.

96 III-DİABETİK KETOASİDOZ Özellikle Tip-I diabetin bir komplikasyonu olarak bilinir ancak ağır enfeksiyon veya diğer ciddi bir hastalığın varlığında Tip-II’de de görülebilir. Acil tıbbi biir durumdur. Özellikle Tip-I diabetin bir komplikasyonu olarak bilinir ancak ağır enfeksiyon veya diğer ciddi bir hastalığın varlığında Tip-II’de de görülebilir. Acil tıbbi biir durumdur. İnsulin eksikliğinden dolayı glukozun hücrelere girişi aksar, hücre dışı osmotik basınç artar. Glukoz böbrek eşiğini geçer (glukozüri). Glomerüler filtratta çok fazla emilmemiş eriyiklerin varlığı osmotik diüereze yol açar (poliüri), tübüler geri emilme bozulur su, Na ve K eksikliği baş gösterir. İnsulin eksikliğinden dolayı glukozun hücrelere girişi aksar, hücre dışı osmotik basınç artar. Glukoz böbrek eşiğini geçer (glukozüri). Glomerüler filtratta çok fazla emilmemiş eriyiklerin varlığı osmotik diüereze yol açar (poliüri), tübüler geri emilme bozulur su, Na ve K eksikliği baş gösterir.

97 İnsulin eksikliğinden dolayı lipojenez azalır ve glukagon ve adrenalin salgısının artmasından dolayı lipoliz artar. Lipoliz sonucunda oluşan serbest yağ asidleri karaciğere taşınır ve burada  -oksidasyonla yıkılırlar (zayıflama), oluşan asetil CoA’lar TCA siklusuna girmek isterler ancak siklusun bu kadar fazla yakıtı kullanacak kapasitesi yoktur. Asetil CoA’lar kondanse olarak asetoasetil CoA’ları ve buradan da keton cisimlerini oluştururlar. Asetoasetat ve 3-hidroksibutirat asid karakterde oldukları için kanın pH’sını asid tarafa kaydırırlar ve asidoz görülür. İnsulin eksikliğinden dolayı lipojenez azalır ve glukagon ve adrenalin salgısının artmasından dolayı lipoliz artar. Lipoliz sonucunda oluşan serbest yağ asidleri karaciğere taşınır ve burada  -oksidasyonla yıkılırlar (zayıflama), oluşan asetil CoA’lar TCA siklusuna girmek isterler ancak siklusun bu kadar fazla yakıtı kullanacak kapasitesi yoktur. Asetil CoA’lar kondanse olarak asetoasetil CoA’ları ve buradan da keton cisimlerini oluştururlar. Asetoasetat ve 3-hidroksibutirat asid karakterde oldukları için kanın pH’sını asid tarafa kaydırırlar ve asidoz görülür.

98 Asidozun daha ileri etkisi H + iyonlarının solunum merkezini uyararak derin iç çekişli bir hipervantilasyona yol açmasıdır (Kussmaul solunumu). Asidozun daha ileri etkisi H + iyonlarının solunum merkezini uyararak derin iç çekişli bir hipervantilasyona yol açmasıdır (Kussmaul solunumu). Bilinç bulanıklığı görülebilir. Bilinç bulanıklığı görülebilir. Bunların yanında, fiziksel bulgular olarak dehidratasyon, taşikardi, yüksek deri ısısı (Ketonların vazodilatatör etkisinden dolayı), Kussmaul solunumu ve nefeste aseton kokusu saptanabilir. Bunların yanında, fiziksel bulgular olarak dehidratasyon, taşikardi, yüksek deri ısısı (Ketonların vazodilatatör etkisinden dolayı), Kussmaul solunumu ve nefeste aseton kokusu saptanabilir. Tedavi: Sıvı ve elektrolit kaybını karşılamak gerekir. İnsulin yanında hastalara çok miktarda izotonik tuzlu su infüzyonu yapılır. Tedavi: Sıvı ve elektrolit kaybını karşılamak gerekir. İnsulin yanında hastalara çok miktarda izotonik tuzlu su infüzyonu yapılır.

99 HİPOGLİSEMİ KETOASİDOZ (HİPERGLİSEMİ) Nefeste aseton kokusu Yok veya az Çok belirgin Deri Islak, soluk Kuru, kızarmış Solunum Derinliği normal, düzensiz Derin, düzenli (Kussmaul solunumu) Kan basıncı Normal veya yüksek Hipotansiyon Nabız Dolgun, hızlı (bazen bradikardi) Hızlı, zayıf PupillaMidriazis (göz bebeğinin genişlemesi) Normal veya miyozis (göz bebeğinin daralması) TremorVarYok Babinski refleksi PozitifNegatif GlisemiDüşükYüksek GlukozüriYokFazla

100 Kanda galaktoz miktarının anormal artışı. Bunun sonucunda galaktozüri görülür. Kanda galaktoz miktarının anormal artışı. Bunun sonucunda galaktozüri görülür. Tip I galaktozemi: Galaktoz-1-fosfat uridilil transferazın doğuştan yokluğu nedeniyle galaktozun glukoza çevrilememesinin sonucudur. Tip I galaktozemi: Galaktoz-1-fosfat uridilil transferazın doğuştan yokluğu nedeniyle galaktozun glukoza çevrilememesinin sonucudur. Tip II galaktozemi: Galaktokinazın noksanlığı Tip II galaktozemi: Galaktokinazın noksanlığı Tip III galaktozemi: UDP galaktoz-4- epimeraz noksanlığı Tip III galaktozemi: UDP galaktoz-4- epimeraz noksanlığı Kandaki konsantrasyonu artmış olan galaktozun, gözde aldoz redüktaz tarafından indirgenmesinden meydana gelen galaktiolun göz merceğinde birikmesi sonucunda katarakt teşekkül eder. Kandaki konsantrasyonu artmış olan galaktozun, gözde aldoz redüktaz tarafından indirgenmesinden meydana gelen galaktiolun göz merceğinde birikmesi sonucunda katarakt teşekkül eder. Karbohidrat metabolizmasının doğuştan kusurları: Galaktozemi

101 Galaktoz Galaktoz ATP ATP galaktokinaz ADP Galaktoz-1-P UDP-glukoz Galaktoz-1-P UDP-glukoz galaktoz-1-P-uridilil transferaz galaktoz-1-P-uridilil transferaz laktoz sentetaz laktoz sentetaz Glukoz-1-P UDP-galaktoz + Glukoz Laktoz + UDP Glukoz-1-P UDP-galaktoz + Glukoz Laktoz + UDP UDP-galaktoz-4-epimeraz UDP-galaktoz-4-epimeraz UDP-glukoz UDP-glukoz PPi UDP-glukoz pirofosforilaz PPi UDP-glukoz pirofosforilaz UTP UTP Glukoz-1-P Glukoz-1-P mutaz mutaz Glukoz-6-P Glukoz-6-P

102 Eğer bu hal galaktoz-1-fosfat uridilil transferaz noksanlığına bağlı ise durum daha ciddidir, çünkü galaktoz-1-fosfat birikir ve karaciğerin inorganik fosfatını tüketir. En sonunda karaciğer yetmezliği ve mental yıkım meydana gelir. Eğer bu hal galaktoz-1-fosfat uridilil transferaz noksanlığına bağlı ise durum daha ciddidir, çünkü galaktoz-1-fosfat birikir ve karaciğerin inorganik fosfatını tüketir. En sonunda karaciğer yetmezliği ve mental yıkım meydana gelir. Laboratuar bulguları: Diyare, gelişme geriliği, kusma, hipoglisemi, sirotik hepatomegali, Fankoni sendromu (galaktoz-1-fosfatın böbreklerde birikimi nedeniyle), katarakt, zekâ geriliği. Laboratuar bulguları: Diyare, gelişme geriliği, kusma, hipoglisemi, sirotik hepatomegali, Fankoni sendromu (galaktoz-1-fosfatın böbreklerde birikimi nedeniyle), katarakt, zekâ geriliği. Tedavi: Galaktoz ve laktozsuz sentetik diyet ( 6. yaşa kadar) Tedavi: Galaktoz ve laktozsuz sentetik diyet ( 6. yaşa kadar)

103 Kalıtsal fruktoz intoleransı Fruktozu 6C’dan 3C’lu iki birime ayıran fruktoz-1,6- bisfosfat D-gliseraldehid-3-fosfat liyaz (aldolaz B)’nin doğuştan eksikliğine bağlıdır. Fruktozu 6C’dan 3C’lu iki birime ayıran fruktoz-1,6- bisfosfat D-gliseraldehid-3-fosfat liyaz (aldolaz B)’nin doğuştan eksikliğine bağlıdır. Hipoglisemi, kusma gibi belirtiler diyette sakkaroz (şeker) yer almadığı sürece görülmez. Hipoglisemi, kusma gibi belirtiler diyette sakkaroz (şeker) yer almadığı sürece görülmez. En önemli bulgu hipoglisemidir. Tanı amacıyla fruktoz yükleme testi yapılması ölümle sonuçlanabilir. En önemli bulgu hipoglisemidir. Tanı amacıyla fruktoz yükleme testi yapılması ölümle sonuçlanabilir. Laboratuar bulguları: Hipoglisemi, kusma, gelişme geriliği Laboratuar bulguları: Hipoglisemi, kusma, gelişme geriliği Tedavi: fruktoz, sakkaroz ve sorbitolsüz diyet. Hipoglisemi tedavisi glukoz verilmesi ile yapılır. Tedavi: fruktoz, sakkaroz ve sorbitolsüz diyet. Hipoglisemi tedavisi glukoz verilmesi ile yapılır.

104 Esansiyel fruktozüri Fruktozu fruktoz-1-fosfata çeviren hepatik fruktokinaz’ ın doğuştan eksikliğidir. Genellikle indirgeyici maddeler için idrar testi yapılırken tesadüfen saptanır. Fruktozu fruktoz-1-fosfata çeviren hepatik fruktokinaz’ ın doğuştan eksikliğidir. Genellikle indirgeyici maddeler için idrar testi yapılırken tesadüfen saptanır.

105 Esansiyel fruktozüri Esansiyel fruktozüri fruktokinaz fruktokinaz Fruktoz Fruktoz-1-P Fruktoz Fruktoz-1-P ATP hekzokinaz ATP ADP Kalıtsal fruktoz ATP hekzokinaz ATP ADP Kalıtsal fruktoz intoleransı intoleransı ADP aldolaz B ADP aldolaz B Fruktoz-6-P Dihidroksi aseton-P + Gliseraldehid Fruktoz-6-P Dihidroksi aseton-P + Gliseraldehid ATP ATP fosfofruktokinaz trioz kinaz fosfofruktokinaz trioz kinaz ADP ADP Fruktoz-1,6-bisfosfat Gliseraldehid-3-P Fruktoz-1,6-bisfosfat Gliseraldehid-3-P Glikoliz Glikoliz

106 Fruktoz-1,6-bisfosfataz eksikliği Fruktoz-1,6-bisfosfataz glukoneojenezde yer alan önemli bir enzimdir, dolayısıyla enzim noksanlığında glukoneojenezin işleyişi ciddi bir şekilde bozulur. Bilindiği gibi laktik asit, glukoneojenezde çoklukla kullanılan bir artık maddedir, dolayısıyla bu enzim noksanlığında en çok biriken madde de laktik asit olur ve laktik asidoz hastalığın en göze çarpıcı bulgusunu oluşturur. Fruktoz-1,6-bisfosfataz glukoneojenezde yer alan önemli bir enzimdir, dolayısıyla enzim noksanlığında glukoneojenezin işleyişi ciddi bir şekilde bozulur. Bilindiği gibi laktik asit, glukoneojenezde çoklukla kullanılan bir artık maddedir, dolayısıyla bu enzim noksanlığında en çok biriken madde de laktik asit olur ve laktik asidoz hastalığın en göze çarpıcı bulgusunu oluşturur. Fiziksel ve mental gerilik, hepatomegali hastalığın klinik bulgularını oluşturur. Fiziksel ve mental gerilik, hepatomegali hastalığın klinik bulgularını oluşturur.

107 Dünyanın en yaygın kalıtsal hastalığı. Akdeniz havzası, Yakın doğu, Asya ve Amerika’nın ekvatora yakın bölgelerinde sıkça görülür. Ülkemizde Akdeniz ve Güney Anadolu Bölgelerinde yaygın (A.Aksu ve ark.ları) Dünyanın en yaygın kalıtsal hastalığı. Akdeniz havzası, Yakın doğu, Asya ve Amerika’nın ekvatora yakın bölgelerinde sıkça görülür. Ülkemizde Akdeniz ve Güney Anadolu Bölgelerinde yaygın (A.Aksu ve ark.ları) Kore savaşı sırasında Amerikalı zencilerde sıtma tedavisinde kullanılan primakin adlı ilacın verilmesinden sonra ciddi hemolitik anemi görülmüştür. Aynı etki duyarlı kişilerin çiğ bakla tohumu (içi) yemesinden sonra veya bu bitkinin poleni ile temasa gelinmesinden sonra da görülmüştür. Kore savaşı sırasında Amerikalı zencilerde sıtma tedavisinde kullanılan primakin adlı ilacın verilmesinden sonra ciddi hemolitik anemi görülmüştür. Aynı etki duyarlı kişilerin çiğ bakla tohumu (içi) yemesinden sonra veya bu bitkinin poleni ile temasa gelinmesinden sonra da görülmüştür. Glukoz-6-fosfat dehidrojenaz eksikliği (favizm, primakine duyarlılılık)

108 Glukoz-6-P dehidrojenaz eksikliğine olan kişilerde normal şartlar altında klinik belirti görülmemesine rağmen oksidan nitelikte ilaç aldıklarında, bakla yediklerinde (favizm) veya bir enfeksiyona yakalandıkalarında hemolitik kriz gelişir. Glukoz-6-P dehidrojenaz eksikliğinin özellikle eritrositleri etkilemesinin nedeni eritrositler diğer dokuların aksine NADPH’ı sadece pentoz fosfat yolu ile üretebilmeleridir. Glukoz-6-P dehidrojenaz eksikliğine olan kişilerde normal şartlar altında klinik belirti görülmemesine rağmen oksidan nitelikte ilaç aldıklarında, bakla yediklerinde (favizm) veya bir enfeksiyona yakalandıkalarında hemolitik kriz gelişir. Glukoz-6-P dehidrojenaz eksikliğinin özellikle eritrositleri etkilemesinin nedeni eritrositler diğer dokuların aksine NADPH’ı sadece pentoz fosfat yolu ile üretebilmeleridir.

109 Eritrosit + yükseltgen H 2 O 2 Eritrosit + yükseltgen H 2 O 2 glutatyon peroksidaz glutatyon peroksidaz H 2 O 2 + 2GSH 2H 2 O + GSSG H 2 O 2 + 2GSH 2H 2 O + GSSG glutatyon redüktaz glutatyon redüktaz GSSG + NADPH 2GSH + NADP + GSSG + NADPH 2GSH + NADP + glukoz-6-fosfat dehidrogenaz glukoz-6-fosfat dehidrogenaz Glukoz-6-P + NADP + 6-fosfoglukonat + NADPH Glukoz-6-P + NADP + 6-fosfoglukonat + NADPH

110 Eritrositler, primakin, sülfonamidler, analjezikler, diüretikler, hipoglisemiyan ajanlar gibi, yükseltgen maddelerin etkisine maruz kaldığında H 2 O 2 meydana gelir. Eritrositler, primakin, sülfonamidler, analjezikler, diüretikler, hipoglisemiyan ajanlar gibi, yükseltgen maddelerin etkisine maruz kaldığında H 2 O 2 meydana gelir.

111 Eritrositlerin içinde cereyan eden pentoz fosfat yolu, okside olmuş glutatyonun (G-S-S- G) glutatyona (2 GSH) indirgenmesi için gerekli olan NADPH’ı sağlar. Bu indirgenme olayı, FAD içeren bir flavoprotein olan glutatyon redüktaz tarafından kataliz edilir. Eritrositlerin içinde cereyan eden pentoz fosfat yolu, okside olmuş glutatyonun (G-S-S- G) glutatyona (2 GSH) indirgenmesi için gerekli olan NADPH’ı sağlar. Bu indirgenme olayı, FAD içeren bir flavoprotein olan glutatyon redüktaz tarafından kataliz edilir. İndirgenmiş glutatyon, Se içeren bir enzim olan glutatyon peroksidaz tarafından kataliz edilen bir reaksiyonla, eritrosit içindeki H 2 O 2 ’yi ortamdan uzaklaştırır. Bu reaksiyon önemlidir, çünkü H 2 O 2 ’nin birikimi hemoglobin methemoglobine oksidasyon hızını arttırmak suretiyle eritrositlerin yaşam süresini kısaltır. İndirgenmiş glutatyon, Se içeren bir enzim olan glutatyon peroksidaz tarafından kataliz edilen bir reaksiyonla, eritrosit içindeki H 2 O 2 ’yi ortamdan uzaklaştırır. Bu reaksiyon önemlidir, çünkü H 2 O 2 ’nin birikimi hemoglobin methemoglobine oksidasyon hızını arttırmak suretiyle eritrositlerin yaşam süresini kısaltır.

112 Glikojen depo hastalıkları: Glikojenin yıkımında rol alan enzimlerin doğuştan yokluğu sonucunda glikojenin dokularda birikmesiyle oluşan hastalıklardır. Enzimlerine göre 9 tip hastalık belirlenmiştir. Glikojenin yıkımında rol alan enzimlerin doğuştan yokluğu sonucunda glikojenin dokularda birikmesiyle oluşan hastalıklardır. Enzimlerine göre 9 tip hastalık belirlenmiştir. Karaciğer formları: (Tip I, III ve VI), hepatomegali, (glikojen miktarının artmasına bağlı) ve hipoglisemi (glikojenin glukoza dönüşememesi nedeniyle), Karaciğer formları: (Tip I, III ve VI), hepatomegali, (glikojen miktarının artmasına bağlı) ve hipoglisemi (glikojenin glukoza dönüşememesi nedeniyle), Kas formları (Tip II, III, V ve VII) daha ılımlı seyreder; genellikle gençlik çağında egzersizden sonra kas krampları ve yorgunlukla karakterizedir. Kas formları (Tip II, III, V ve VII) daha ılımlı seyreder; genellikle gençlik çağında egzersizden sonra kas krampları ve yorgunlukla karakterizedir. Her tipin tanınmasında spesifik enzimin dokudaki noksanlığı saptanır. Her tipin tanınmasında spesifik enzimin dokudaki noksanlığı saptanır.

113 GLİKOJEN GLİKOJEN dallandırıcı dekstrin-6-glukanohidrolaz enzim Tip IV Tip III lizozomal  -glukozidaz Tip II lizozomal  -glukozidaz Tip II DÜZ ZİNCİR fosforilaz fosforilaz Tip V ve Tip VI Tip V ve Tip VI Tip I Tip I UDP-glukoz Glukoz-1-P Glukoz-6-P GLUKOZ UDP-glukoz Glukoz-1-P Glukoz-6-P GLUKOZ glukoz-6-fosfataz glukoz-6-fosfataz

114 Tablo 5. Glikojen depo hastalıkları (glikojenozlar) TipEksik enzimEtkilenen organKlinik bulgular I von GierkeGlukoz-6-fosfatazKaraciğer Böbrek Bağırsak Hepatomegali, hipoglisemi, ketozis, gelişme geriliği,hiperürisemi, hiperlipemi, hayat 1. yaşta durur II PompeLizozomal  -1,4 glikozidazTüm organlarKalp yetmezliği, normoglisemi, Çoğunlukla 2 yaşından önce kalp ve dolaşım yetmezliğinden ölüm III Cori veya Farbe Amilo 1,6 glukozidaz (dallanmayı bozan enzim) Karaciğer Kalp Kas Tip I gibi ama daha ılımlı seyreder IV Andersen (amilopektinoz) Dallandırıcı enzimKaraciğer ve dalakİlerleyen siroz nedeniyle 2 yaşından önce ölüm V Mc ArdleKas fosforilazıKasKas krampları, egzersize dayanıksızlık, miyoglobinüri. Gelişme normal VI HersKaraciğer fosforilazıKaraciğerTip I gibi ama ılımlı seyreder VIIFosfofruktokinazKasTip V gibi VIIIFosforilaz kinazKaraciğerHafif hepatomegali, hafif hipoglisemi IXKaraciğer fosforilaz kinazıKaraciğer Kas Hepatomegali

115 DİABETİN TAKİBİ VE TEDAVİSİ Diabetin takibi hem hastalığın seyrini hafifletmek hem de uzun dönemdeki metabolik komplikasyonlarını önlemek için mutlaka gereklidir. Diabetin takibi hem hastalığın seyrini hafifletmek hem de uzun dönemdeki metabolik komplikasyonlarını önlemek için mutlaka gereklidir. Ülkemizde her üç hastadan biri diabetik olduğunun farkında bile değildir (Hürriyet ). Ülkemizde her üç hastadan biri diabetik olduğunun farkında bile değildir (Hürriyet ). Ailesinde diabet hikâyesi olanlar 30 yaşından sonra, olmayanlar ise 40 yaşından sonra yılda bir kez kan şekerlerini kontrol ettirmelidirler. Ailesinde diabet hikâyesi olanlar 30 yaşından sonra, olmayanlar ise 40 yaşından sonra yılda bir kez kan şekerlerini kontrol ettirmelidirler. Çok su içme, çok idrara çıkma, çok yemek yediği halde aniden zayıflama gibi belirtiler şeker hastalığının habercisi olabilirler. Çok su içme, çok idrara çıkma, çok yemek yediği halde aniden zayıflama gibi belirtiler şeker hastalığının habercisi olabilirler. Hastanın kendi durumunu yakından izlemesi çok önemlidir. Bunun için hastanın eğitilmesi gerekir. Hastanın kendi durumunu yakından izlemesi çok önemlidir. Bunun için hastanın eğitilmesi gerekir.

116 - Kan şekerinin takibi (evde veya eczanede glukometre adı verilen basit cihazlarla parmak ucundan alınan bir damla kan özel striplere akıtılarak, hastanın kendisi tarafından da yapılabilir). - İdrar analizi; kandaki glukoz miktarı böbrek eşiğini geçerse (genelde % mg) idrarda şeker görülür. Ancak artık kan analizi hijyenik nedenlerle tercih edilmektedir.

117 Tedavide: -Diyet; rafine şeker ve yağ alımının kısıtlanması. Nişasta ve lif gibi kompleks karbohidratların tüketimi arttırılır. (Bazen Tip-II diabette sadece diyet yeterli olabilir) Glisemik indeks Glisemik indeks Karbohidratların kan şekerini yükseltme etkisine glisemik indeks adı verilir. Bu indeks, yemekten 2-3 saat sonra kan şekerinin ne kadar yükseldiğini ölçer. Karbohidratların kan şekerini yükseltme etkisine glisemik indeks adı verilir. Bu indeks, yemekten 2-3 saat sonra kan şekerinin ne kadar yükseldiğini ölçer. Glukoz, glisemik indeksi en yüksek olan gıda maddesidir. Bal ve sofra şekeri yine kan şekerini yükseltme etkisi çok fazla olan yiyeceklerdir. Bu nedenle hipoglisemi durumlarında glisemik indeksi yüksek olan bal, şeker gibi gıdalar tercih edilir. Glukoz, glisemik indeksi en yüksek olan gıda maddesidir. Bal ve sofra şekeri yine kan şekerini yükseltme etkisi çok fazla olan yiyeceklerdir. Bu nedenle hipoglisemi durumlarında glisemik indeksi yüksek olan bal, şeker gibi gıdalar tercih edilir.

118 Yüksek glisemik indekse sahip gıdaları az tüketmek, düşük glisemik indekse sahip gıdaları çok tüketmek gerekir. Ayrıca, egzersiz yapmak, doymuş ve trans yağları az tüketmek, daha fazla lif tüketmek, daha az karbohidrat tüketmek tavsiye edilmektedir. Çünkü karbohidrat kan şekerinin tehlikeli seviyelere çıkmasına neden olabilir. Glisemik İndeks Glisemik İndeks Glukoz100 Mısır gevreği 80 Pirinç72 Patates70 Beyaz ekmek 69 Kepekli ekmek 53 Spagetti50 Bezelye47 Mercimek29 Soya fasulyesi 15 Karpuz72

119 İlaç tedavisi diabetlilerin kan şekeri düzeyleri de mümkün olabildiğince normal değerlere yakın tutulmaya çalışılmalıdır. Tip-I diabette tek ilaç insulindir, Tip II’de de insulin kullanılabilir; Tip-II diabette kullanılan oral antidiabetikler: - Pankreastan insulin salgılanmasını arttıranlar (sülfonilüre türevleri ) - Pankreastan insulin salgılanmasını arttıranlar (sülfonilüre türevleri ) - Glukozun periferde kullanılmasını arttıranlar [(insulin direncini kıranlarTiazolidindionlar TZD), Biguanidler] - Glukozun periferde kullanılmasını arttıranlar [(insulin direncini kıranlarTiazolidindionlar TZD), Biguanidler] - Bağırsakta şeker emilimini azaltanlar (akarbozlar, Biguanidler) - Bağırsakta şeker emilimini azaltanlar (akarbozlar, Biguanidler)

120 İnsulin uygulanması Enjeksiyon şekli Enjeksiyon şekli Uygulama yerleri Uygulama yerleri Enjeksiyon mutlaka deri altına uygulanmalı, her gün değişik yerlere yapılmalı Enjeksiyon mutlaka deri altına uygulanmalı, her gün değişik yerlere yapılmalı Enjektörler Enjektörler Kalem Kalem İnsulin pompası İnsulin pompası

121 İnsulin derinin hemen altında ve kasın hemen üstünde yer alan deri altı yağ dokuya enjekte edilir. Vücudunuzun her yerinde cilt altı yağ dokusu olsa da enjeksiyon yaparken damar ve sinirlerin yoğun olduğu yerler tercih edilmez. Bu nedenle önerilen bölgeler karın, kolun üst kısmı ve bacakların üst kısmıdır. Deri bükülerek enjeksiyon yapılmalıdır. Uyluk üstü ve kalçalar: Yavaş insulin emilimi Karın bölgesi: Hızlı insulin emilimi. Göbek deliğinden en az 3 cm uzağa enjeksiyon yapılmalıdır.

122

123 İnsulin her yerden aynı şekilde mi emilir? İnsulinin en hızlı emildiği bölgeler sırasıyla karın, kolun üst bölümü ve bacakların üst bölümüdür. Gerekli olduğunda kalçaların üst bölümü de kullanılabilir. Karına insulin uygulaması yaparken göbek deliğine 3-4 cm'den (3- 4 parmak kadar) yakın enjeksiyon yapmamaya dikkat ediniz. Kol ve bacakların iç kısımlarını enjeksiyon için kullanmayınız. İnsulinin en hızlı emildiği bölgeler sırasıyla karın, kolun üst bölümü ve bacakların üst bölümüdür. Gerekli olduğunda kalçaların üst bölümü de kullanılabilir. Karına insulin uygulaması yaparken göbek deliğine 3-4 cm'den (3- 4 parmak kadar) yakın enjeksiyon yapmamaya dikkat ediniz. Kol ve bacakların iç kısımlarını enjeksiyon için kullanmayınız.

124 İnsulin nasıl enjekte edilir? İnsulin enjekte ederken iğne deri altındaki dokuya ulaşacak derinliğe kadar gitmelidir. Dokunun ince olması halinde iğne yanlışlıkla kas dokusuna ulaşabilir. İnsulin enjekte ederken iğne deri altındaki dokuya ulaşacak derinliğe kadar gitmelidir. Dokunun ince olması halinde iğne yanlışlıkla kas dokusuna ulaşabilir. Böylelikle insulin daha hızlı emilir. Kısa uçlu bir iğne kullanılarak veya daha yağlı bir bölgeye enjeksiyon yapılarak bundan kaçınmak mümkündür. Böylelikle insulin daha hızlı emilir. Kısa uçlu bir iğne kullanılarak veya daha yağlı bir bölgeye enjeksiyon yapılarak bundan kaçınmak mümkündür.

125 . Önemli Not: Enjeksiyon deri altı yağ dokusuna yapılmalıdır Enjeksiyon Teknikleri Doku zedelenmesini engellemek için enjeksiyon yapılan yerler arasında en az 3 cm (iki parmak) ara bırakılmalıdır. Enjeksiyon yapılan yerler değiştirilmelidir.

126 İnsulin pompaları 1970’li yıllardan beri kullanılmaktadır. İnsulin Pompası küçük bir kanül vasıtasıyla vücuda sürekli olarak insulin iletimi sağlayan elektro-mekanik bir cihazdır. İçerisine yerleştirilen özel ins u lin haznesi (rezervuar) 300 ünite insulin alma kapasitesine sahiptir. Kullanıcı ya da bir diabet danışmanı (doktor, diabethemşiresi...) tarafından programlandıktan sonra normal bir pankreasın çalışma sistemi gibi minik dozlarda (Bazal Doz) otomatik olarak insulin gönderir. Ayrıca, her öğüne karşılık gelen insulin ihtiyacı birkaç tuşa basılarak gönderilebilir. Bolus dozu denilen bu fonksiyon ara ya da ana öğünlerden önce veya kan şekeri seviyesi yükseldiğinde kullanılabilmektedir. İNSULİN POMPALARI

127 Açık devre modeli insulin pompası ve kullanımı Açık devre modeli insulin pompası ve kullanımı

128 Eczacının diabetteki rolü Diabetten şüphe edilmesi durumunda: 3 p (poliüri, polidipsi, polifaji) Diabetten şüphe edilmesi durumunda: 3 p (poliüri, polidipsi, polifaji) Ailesel durum (ailede diabet var mı?) Ailesel durum (ailede diabet var mı?) Acil önlemler Doktora sevk Acil önlemler Doktora sevk İTF, CTF, Türk Diabet Cemiyeti İTF, CTF, Türk Diabet Cemiyeti Diabet Hastanesi (212) , (212) Diabet Hastanesi (212) , (212) (Küçük kitapçıklar buradan indirilebilir) (Küçük kitapçıklar buradan indirilebilir)

129 Diabetin takibi Kan şekerinin düzenli ölçülmesi Kan şekerinin düzenli ölçülmesi  Glikozilhemoglobin 6 ayda bir ölçülmesi  Glikozilhemoglobin 6 ayda bir ölçülmesi İlaçlarının düzenli alınmasının izlenmesi İlaçlarının düzenli alınmasının izlenmesi İnsulinin doğru uygulanması (örn. Tatlı yemek için doz arttırılmaması) İnsulinin doğru uygulanması (örn. Tatlı yemek için doz arttırılmaması) Diyet bilgilerinin verilmesi Diyet bilgilerinin verilmesi Komplikasyonların izlenmesi: Komplikasyonların izlenmesi: İyi bir kontrol olmazsa İyi bir kontrol olmazsa Retinopati, Retinopati, Mikroanjiopati Nefropati (üremi), Mikroanjiopati Nefropati (üremi), Ateroskleroz ve koroner yetmezlik Ateroskleroz ve koroner yetmezlik İnfarktüs İnfarktüs Nöropati (çeşitli nörolojik bozukluklar, Nöropati (çeşitli nörolojik bozukluklar, impotans) impotans) Ayak bakımı Ayak bakımı


"KARBOHİDRAT METABOLİZMASI BOZUKLUKLARI Prof.Dr. Ayşe CAN Biokimya Anabilim Dalı." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları