Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ZEKİ KAYMAZ Present Position: Head of Departmant of Turkish Language and Dialects Ege University (Turkey ) Age: 58, Nationality: Turkish Bachelor Degree.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ZEKİ KAYMAZ Present Position: Head of Departmant of Turkish Language and Dialects Ege University (Turkey ) Age: 58, Nationality: Turkish Bachelor Degree."— Sunum transkripti:

1 ZEKİ KAYMAZ Present Position: Head of Departmant of Turkish Language and Dialects Ege University (Turkey ) Age: 58, Nationality: Turkish Bachelor Degree : Ankara University Faculty of Language, History and Geography, 1978 Master Degree: Ankara University Faculty of Language, History and Geography, 1981 PhD: İnönü University, 1989 (Malatya) Professor : Ege University since 2003 Job Experience : İnönü University ( ) Ege University ( ) For Detailed Information 30

2 SUDAN ARAPÇASINDAKİ TÜRKÇE SÖZ VARLIĞI ÜZERİNE ABOUT THE TURKISH WORD EXISTANCE IN SUDANESE ARABIC Prof. Dr. ZEKİ KAYMAZ EGE ÜNİVERSİTESİ, İZMİR INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

3 Giriş Türkler, tarih boyunca yaşadıkları ve yayıldıkları geniş coğrafi bölgelerde birbirinden farklı kültür daireleri ile karşı karşıya gelmişler, bu temas sonucunda bunlarla en azından kelime alış verişinde bulunmuşlardır. Bu dillerin sayısı o kadar çoktur ki bunlara ait malzemenin modern yöntemlerle işlenmesi yıllar boyunca Türklük biliminin en önemli araştırma konularından biri olmaya devam edecektir. Uzun bir geçmişe dayanan münâsebetler sonucunda Arapçanın Türkçeyi etkilediğini biliyoruz. Arapçanın Türkçeye etkisi kadar olmasa da Türkçe de Arapçayı etkilemiştir. Türklerin İslâmiyet ile tanışmasından önce başlayan bu alışveriş, İslâmiyet sonrasında da devam etmiştir. Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular, İkşidler, Tulûnîler, Anadolu Selçuklularından Osmanlılara gelinceye kadarki Türk Devletleri zamanında Araplarla Türklerin iç içe yaşamaları sonucunda Türkçe de Arapçayı etkilemiş ve bu dile pek çok kelimesini vermiştir. Arapçadaki Türkçe kelimelerin toplanma işi, henüz bitmemiştir. Şamil Fahri Yahya, doktora tezinde 2036 kelimeyi tespit ettiğini ve türemeleriyle bu sayının beş katına çıkacağını söylemektedir. (Yahya:1984). INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

4 Türkçenin Sudan Arapçasında da etkileri olmuştur. Sudan Arapçasındaki Türkçe kelimeler, daha önce Erich Prokosch’un Osmanisches Wortgut im Sudan Arabischenadlı kitabında incelenmiştir. Bu yayın Türkçe ve Türkçe yoluyla geçen 209 kelimeyi ihtiva eder. Ancak tespitlerimize göre Sudan Arapçasındaki Türkçe kelimelerin sayısı çok daha fazladır. Bildirimizde E. Prokosch’un yayınında olmayan diğer kelimeler üzerinde durulacak ve sonuç olarak genel bir değerlendirme yapılacaktır. Topladığımız bu kelimelerin ana kaynağını Avn Şerif Kasım’ın Kamusu’l Lehce’tü’l ‘Ammiyye fi’s-Sudan adlı eserinin 3. baskısı teşkil etmektedir. Ayrıca F. Abdurrahim’in ve A.Fuat Mütevelli’nin makalelerinde geçen ve Sudan Arapçasına ait olduğunu belirttikleri kelimeler listemize eklenmiştir. Bütün bu kelimeleri elifba sırasına göre şu şekilde gösteriyoruz: INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

5 acana ( أجَنَة ): Metalden bir âlet. İğne ve toplu iğne için kullanılır. Türkçedeki iğne “ إكْنَة ”’den gelmektedir. adircî ( أدرجي ): Askerlikte idari işleri yapan kişi. Türkçe idâreci’den. arnau ṭ ( أَرْنؤط / عَرْنعوط ): Arnavut. Türklere verilen genel bir isim. azma ( أَزْمَة ): Kazma âleti. Türkçe “kazma”dan. işlā ḳ ( إشلاق ): Kışla, askerlerin kaldığı yer. Ayrıca ḳ işlā ḳ ( قِشْلاق ) ve al- ḳ işla ( القشلة ) şekilleri de vardır. Türkçesi kışlak. aġāvāt ( أغاوات ): Başlar, şefler. Ağa’nın çokluk şekli. Bk. laġa ( لغا ). afandim ( أفندم ): Efendim!, Buyur! anlamında ünlem. Türkçe efendim’dir. okşe ( أكُشه ): Ökçe. iklîm ( إِكليِم ): Kilim. Farsçadan Türkçeye geçmiştir. alāy ( ألاى ): Askeri birlik, fırka. Türkçe alay’dan. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

6 amîrlāy ( أميرالاي, ألاميرلاي ): 1.Tuğgeneral ve bayraktara muâdil askeri rütbe, Mısır ordusunda hizmet eden subaylara veriliyordu ve bu subayların arasında Sudanlılar da vardı. 2. Mısır ordusundaki Sudanlı subaylara verilen bir rütbe, albay. Bu unvan Mısır’da 1952 ihtilaline kadar sürmüştü. Ayrıca Sudan’da 1958’e kadar kullanılmıştır. Amirlay unvanını alan ilk Sudanlı Abdullah Halil Bek idi. o ḍ atu’l misāfirîn ( أُضَة المسافرين ): Misafirler odası, bu isim tamâmen Türkçeden alınmıştır. Çünkü Arapçada misafir için dayf ( ضيف ) kelimesi kullanılır, misafir ise yolcu anlamındadır. Burada Türkçedeki anlamda kullanılmıştır. Türkçede misâfir odası. avanta ( أَوَنْطة ): Hile. Avānta İtalyanca yoluyla Türkçeye geçmiştir. avantacî ( أَوَنْطجِى ): Hile hurdacı, avantacı. oyun ( أُيُن ): Bir çeşit tavla oyunu. Türkçe oyun’dan. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

7 bāşşāvîş ( باش شاويش ): Askeri rütbe, başçavuş. bāşa ( باشه ): 1. Bilinen Türkçe unvan, paşa. 2. (bk. باشا ) Havvad bölgesinde bir kuyu adı. Çokluk bavāş ( البواش ). Bir deyimde şöyle geçer ( في وش البواش حاشاك من البِهْدَيل ) “Paşaların huzurunda kimse seni azarlamaz”. bāş muhandis ( باشمهندس ): Başmühendis; Beyefendi anlamında unvandır. Türkçede baş mühendis’tir. bāġa ( باغة ): Plastik ve benzeri maddelerden yapılan hafif eşya. Türkçe “bağa” dan. ba ṭ ista ( باطِسْتِة ): Ucuz pamuklu kumaş. Patiska Türkçeye Farsçadan geçmiştir. bālūza ( بالوظة ): Bir çeşit tatlı. Farsça pÀlūde Türkçeye palûze olarak geçmiştir. bara ( بارة ): Küçük demir para. Türkler tarafından Arap ülkelerine getirilmiştir. 1 kuruş 40 para yapar. Para’nın aslı Farsça pâre’dir. barba ṭ ( بَرْبَط ): Ciddi davranıştan alaycı tavra geçen kişi.Mastar olarak barbata ( بربطة ),maskara, alaycı. Far. berbād’dan Türkçe yoluyla. biriş ( بِرِش ): Bir çeşit hasır. Kelime Türkçedir. barama ( بَرَم ): Burdu, iki kat yaptı. Tk. burmak‘tan. barşam ( بَرْشم ): Perçin. Kelimenin aslı Farsça perçìn’dir. Sudan Arapçasında mismâru’l barşam ( مسمار البرشم ) “Perçin çivisi” şeklinde kullanılır. bîrcî ( بيرجى ): Darfur’da bir âşiretin kolu. Bir “kuyu” ve Tk. +ci ekindenden olmalı. Kuyu kazıp su bulan kişilere birci denir. burġul ( بُرْغُل ): Bulgur, pilav yapmak için kullanılan tahıl. batcāvîş ( بتجاويش ): Baş çavuş. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

8 birnce ( برِنْجة ): 1. Bir aşiretin adı (bk. برنجى ). 2. Birinci 3. El-birinciye: seçkin, Sultan Ali Dınar’ın seçkin ordusu 4. Bir sigaranın adı. Türkçedeki şekli birinci. bosta ( بُسْطة ) ~ (bk. بوستا ): Posta. İt. posta'dan. bōstacî ( بوسطجى ): Mektup dağıtıcısı, postacı. bastona ( بَسْطَونة ): Giyimin yanında süs için kullanılan, başı süslü asa, baston. Kelimenin aslı İtalyanca bastone’den gelmiştir. baş ḳ a ( بَشْقه ): Başka, muhtelif. Bu kelimenin (maşa ḳ a مَشَقَه ) şekli de vardır. ba ṣ ama ( بَصَم ): Parmak bastı, el-basm ( البصم ): parmak basmak. Türkçe basmak fiilindendir. buştî ( بُشتيِ ): Cinsi olarak kendisine ilişilen erkek demektir. Türkçeye puşt kelimesi Farsçadan girmedir. boġāşa ( بغاشة ): 1. Peynirden yapılan bir çeşit tatlı. 2. Şişman. Türkçe boğaca’dan. bu ḳḳ ac ( بقَّج ): 1. Bohçalamak, Ör. بقج عفشك “hareket etmek için eşyalarını topla” 2. Savaş meydanından kaçmak veya çekilmektir. Sudan Arapçasındaki bu ḳ ça ( بقجة ), Türkçe boğça “dört kösesi bağlı kumaş, bohça”dan alınmıştır. bafta ( بفتة ): Kalın sert kumaş. Türkçesi bafta’dır. Kelimenin aslı Farsça bâfte “ören, dokuyan”dır. bek ( بك ): Bay, yarbay, miralay. Türkçe bey kelimesidir. buluk emin ( بُلُك أمين ): Orduda bir rütbe. Türkçedir. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

9 bumbār ( بُمْبَار ): Küçük baş ve büyük baş hayvanların kalın bağırsağından yapılan dolma. Kelimenin (bumbar بمبر ; bunbār بُنْبَار : munbār منبار ) şekilleri de vardır. Türkçesi bumbar’dır. Kelimenin Farsçası būnbâr ~ mumbâr’dır. buhyecî ( بُهْيَجى ): 1.Boyacı, 2. Süslemeci, Türkçe boyacı’dan. beze ( بزة ): beze, torba. būza ( بُوزَة ): Bir çeşit tatlı meşrubat. Bazı Arap lehçelerinde dondurmaya denir. Tk. boza'dan. boş ( بَوش ): 1. Bir işe yaramayan, yararsız. 2. Boş, dolu karşıtı. Türkçesi boş’tur. bevveş ( بَوَّش ): Türkçe boş kelimesinden türetilmiştir. Boş olmuş, yozlaşmış anlamında kullanılır. Örneğin: bevveşet elmer’e ( بَوَّشَت المرأة ). Yani kadın yararsız olmuş, çirkinleşmiş. bayı ẓ ( بايظ ): Bozuk (insan veya eşya için) sıfat olarak kullanılır. Türkçe “bozmak” fiilinden gelir. bavva ẓ ( بَوّظ ): Bir işi bozdu. boġaz( بوغاز ): Denizde boğaz; liman, geçiş yeri. Türkçesi boğaz. beş ( بَيش ): Domino oyununda beş sayısı. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

10 tavābîr ( توابير ): Taburlar, saflar. Türkçe tabur kelimesinin çokluğudur. tefekcî~ tefekşî ~tifeşçî ( تَفَكْشِى – تَفَكْجِى - تفشجى ): Tüfek yapan, tüfekçi. tìmār ( تيمار ): İyileştirmek, tedavi etmek, kelime Farsça tîmâr’dan Türkçeye geçmiştir. ta‘limcî ( تعلمجى ): Öğretici, askerlere eğitim veren kişi. Kelimedeki +cî eki Türkçedir. tancara ( تنجرة ): Tencere. turkāş ( تُركاشْ ): 1. Deriden yapılan kap içine süngü konulur. 2. Çöl bölgesinde turkāş, süngü için kullanılır. 3. Orduda hizmet eden kişi anlamındadır. Bir deyimde şöyle geçer: أخدم التركاش ولو ببلاش “hükümete beleş de olsa hizmet et!” Türkçe tirkeş, Farsça tìr-keş “okluk” tendir. toke ( توَكة ): Kadınların elbiselerini veya saçlarını bağlamada kullandığı kıskaç, Tk. ṭ oka ( طوكة ), İtalyancadır. tile ( التِّيلَة ): 1. Tel, teller. Silahın parçalarını birbirine bağlamak için kullanılan parça. 2. İnsanı boğmak için telden yapılan bir çeşit bağ. 3. Pamuk için kısa telli ( قصير التيلة ) ve uzun telli ( طويل التيلة ) terimleri kullanılır 4. Renkli boncuklardan yapılan kolye için kullanılır. Tk. tel. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

11 ciritlî ( جِرِتْلى ): Kişi adı. Giritli. carmandiyya ( جرمنديه ): Askerlerin malzemelerini toplamak için kullandığı çanta; sırt çantası. Kelimenin aslı Farsçadır. cazma mîrî ( جزمة ميري ): Askerî çizme, bot. celek ( جلك ): Değeri çok düşük bir Türk parası. Takriben 1 kuruşluk para. canābu ( جنابو )~canāb ( جناب ): Özellikle subaylar için kullanılan saygı sözü, cenap. cinzîr ( جِنْزِير ): Zincir, Farsça zencîr’den. Bir lakapta kullanılmıştır:Abū cinzîr. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

12 ḥ antablî ( حنتبلي ): Erkek adı. Antepli. ḥ ukmdār ( حكمدار ): Hükümdâr, sultan, komutan. Kelime Ar. hukm ve Far. dâr’dan oluşmuştur. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

13 ḫ u ḍ arcî ( خضُرْجي )~ ḫ udurcî خُدُرْجي ): Zerzevatçı, manav. ḫ arasāna ( خَرَسَانة )~ ḫ arasāna ( خَرَضَانة ): 1. İnşaatta kullanılan bir çeşit harcın adı. Kelime Horasan ile ilgilidir, aslı ḫ arasānî ( خرساني )’dir. 2. Sudan’da bir kişi adı. ḫ astek ( خَسْتَك ): 1. Hasta. 2. Morali bozulmuş, keyifsiz ve hastalanmış. 3.Oyun esnasında birden sinirlenen kişinin vasfıdır. Far hasta’dan Türkçeye geçmiştir.. ḫ āş ( خاش )~hāc ( حاج ): Haç, salip. Türkçesi haç’tır. ḫ uşāf ( خُشَاف ): Hoşaf. Bu kelime Farsça hoşâb’dan gelmiştir. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

14 dabbūs ( دَبُّوس ): 1. İğne, 2. Tahtadan veya demirden topuz 3. Kişi adı olarak kullanılır. Ör. Abū Dabbūs. dabaş ( دَبَش ): 1. Tavlada kullanılan iki beş anlamında bir terim. 2. İri kişi, kaba. Türkçe dübeş, Farsça dü “iki” ve Türkçe beş kelimesinden müteşekkildir. dibşi ḳ (, دبشق, دبشك, دمشق ): 1. Tabancanın tahtadan veya demirden yapılan arka kısmı. 2. Kısa boylu insanlar için kullanılan bir lakap. 3. Kişi adı. Türkçesi dipçik’tir. dabbūra ( دبورة ): İşaret, askeriyede subayların omuzlarındaki rütbelerini gösteren işaret. Şu deyimde geçer: علي ولد حمدان كير كمَّل الدبابير “ Ali oğlu Hamdan Gir dabbābirlerini tamamlamıştır.” Yani rütbesi yükseltilmiş ve yüzbaşı olmuş, omuzuna kartal işareti takmıştır. Kelmenin çokluk şekli dabbābir ( دبابير ). dūbcî ( دوبجي ): Askerlere yemek hazırlayan kişi; askerlikte bulaşık yıkayan kişi. Türkçe topçu. dūbara ( دَوُبَورة ): 1. İki-iki; 2. Çare, 3. İp. Türkçe dubara, Farsça dübârâ’dan alınmadır. darabukka ( دَرَبُكّة ): Darbuka, dümbelek. Kelimenin aslı Farsçadır. dardaş ( دَرْدَشْ ): Konuştu, dertleşti. dardaşa ( دَرْدَشَة ): Konuşmak, dertleşmek. dengel ( دَنْكَل ): İyi durumda ve tezyin edilmiş. medengel ( مَدَنكَل ) “iyi durumda olan kişi”; dengele ( دَنْكَل ): Güzel kıyafet giyip süslenmiş. daftardār ( دَفتردار ): Defterdar, muhasebecilerin başkanı. Kelime Ar. defter ve Far. +dâr’dan meydana gelmiştir. dōlab ( دُوَلب ): Dolap gibi hareket etti. dōlābî ( دولابي ): Devenin sulamada hızlı geliş gidişi. deltì ( دلتي ): Delātiyye sözünden. Ordunun önünde giden ve deliler denen düzensiz asker. Bunlar kaplan ve aslan derisinden kıyafetler giyerlerdi. Ed-deltiyye ( الدلتية ) Hartum’un doğusunda bir yer adı. damurdāş ( دمرداش ): Erkek adı. Türkçede demirtaş’tır. damc ( دمج ): En iyi nişancıya verilen tüfektir. “demca”dan gelir. demca ( الدمجة ): 1. Askerlerin göğsüne takılan metalveya tahta parçası. Bu parçaya askerin adı yazılarak sol tarafa koyulur. Bu sözcüğün aslı eski ve siyah renkli bir Türk parasıydı 2. Anlayışsız ve tavırları kötü olan kişiye de “damca” denir. Türkçe damga ile ilgilidir. dîs ( دِيس ): 1. Okulda öğrenciyi diz çöktürerek uygulanan bir çeşit ceza. Öğrencinin başına birkaç tahta koyarak süründürme cezası. Türkçesi diz’dir. doş ( دوش ): Döş, bağır.Sadece hayvanlar için kullanılır. Kelimenin ( جوش ) coş şekli de vardır. raşm ̴ raşìm ( الرشيم - الرَشم ): Yanaklara yapılan dövme. Türkçe irişme kelimesiyle ilgilidir. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

15 zumba ( زُمْبَة ): Demirden yapılan delik açma makinesi. Sert cisimler için de kullanılır. Türkçe zımba, Farsça zunbe’den gelmektedir. zumbāra ( زمبارة ): Zımpara. Kelimenin aslı Farsça sunpâre’dir. zalābiya ( زلابية ): Unla yapılan bir çeşit kızartılmış tatlı. Türkçe zülâbiye’nin aslı Farsçadır. zanbarak ( زَنْبَرك ): Zemberek. Kelimenin aslı Farsça zenbürek’tir. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

16 sebet ( سبت ): Hasırdan yapılan kap, sepet. Far. sebed’den. sicuk ( سِجَوك )~ sicu ḳ ( سجوق ): Pilavla doldurulmuş koyun veya koç. Türkçe sucuk’tan. sarāy~sarāya ( سراي, سراية ):Saray, konak. Kelimenin aslı Farsçadır. sukurcî ( سُكُرْجِي ): Çok şeker yiyen kişi. selahlik ( سلاحليك ): Silahlık, silahların yerleştirildiği yer, bu yer tahtadan yapılır ve tüfekler içine yerleştirildikten sonra zincirle bağlanır. sardār ( سردار ): 1. Sudan’daki Mısır ordusunun komutanı 2. Türk ordusunu idareyle vazifeli kişi. Türkçesi serdâr’dır. sanbūsa ( سنْبُوسه )~sambūsa ( سَمبُوسه ) sanbuksa ( سَنْبُكْسَة ): Hamurdan yapılan börek.

17 şafa ḫ āna ( شفاخانة ): Hastahane. Türkçedeki şekli şifâhâne’dir. şafla ḳ a ( شَفلكَة ): Osmanlı döneminde vergi toplayan memurun vergiden aldığı pay. şafāli ḳ ( شفاليك ) deyimde kullanılan bir sözdür. راحت شفالك “sen payını kaybettin”. şalabî ( شلبي ):Bey, emir; terbiyeli kişi. Türkçe çelebi’dendir. Şalabiyye ( شَلَبِيّة ): Güler yüzlü kız. şamşarcî ( شمشرجى ):Alışverişte fiyatı arttıran kişi, simsâr, tellâl. şāzırvān ( شازروان ): 1. Erkek adı 2. Şadırvan. şobaş ( شُوَبش ): 1. Düğünlerde kullanılan bir alkış sözü. 2. Türkçede büyük anlamındadır. Aslı sād-bāş’tır. Lübnan’da ıslık çalmak manasındadır. 3. Kişi adı ve lakaptır. Far. şābāş “aferin”dir. şāvırma ( شاورما ): Döner. şuvāl ( شَوال ): Büyük torba, çuval. Çokluk şekli: Şavvalāt “çuvallar” bk. şavval شوَّال. şîş ( شيش ): 1. Kebap şişi. şeyle beyle ( شيَلا بيَلاَ ): Şöyle böyle. ṣ ol ( صول ): Yaver, yardımcı subayların en üst rütbesidir. Aşağı yukarı başçavuşluktur. ṣ ā ḫ ( صاخ ): Sağlam, sıhhatli. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

18 ṭ ub ( طوب ): Top, top atan alet. ṭ ub ḫ āne ( الطو ﺒﺨﺎ نة ): Topların deposu. ṭ aban ( طبان ): Taban, silahın en son kısmı. ṭ urra ( طُرَّة ): Paranın resimli yüzü. Yazı Arapçasında tuğra ( تُغرَة ) Türkçe tuğra. ṭ urşî ( طُرْشي ): Turşu. Far. turş “ekşi”den. Tk. Turşu. ṭ aş ( طش ): Ellerin temizlemesi için kullanılan metal kap, leğen. ṭ a ḳ im ( طَقِم ): 1. Takım elbise, 2. Düzine, 3. İdare heyeti, yönetici takımı. tişncî( طِشْنجي ): Geç kalan; kafasına göre hareket eden; sorumsuz. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

19 ‘urdî ~ urdî ( أُرُدي - عُرْضِي ): 1. Karargâh, ordu. 2. Dunkula şehrindeki ordunun yeri: الأوردي ʿ arabacî ( عربجي ): Arabacı, Harp okulunda sigara içen öğrenciye denir. Sözcüğün asıl anlamı “at arabasını kullanan kimse, arabacı” dır. ‘osmallî( عصْمَلّي ): Osmanlı, Osmanlı devletine mensup olan kimse. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

20 fā ṣ ūlyā ( فاصوليا ): Fasulye. Yunanca Türkçe yoluyla girmiş bir kelimedir. farmān ( فرمان ) ~fermān ( فيرمان ): Buyruk, emir, ferman. fişink ~faşank ( فَشَنك - فشنك ): Fişek. faşik ( فشيك ): Kurşunları saklamak için kullanılan deri cüzdan. fanār ( فَنَار ): Fener. Kelimenin aslı Yunancadır. fahlava ( فَهْلَوَه ): Uyanıklık, kurnazlık. Farsça pehlivān’dan. fū ṭ a ( فوطة ): Bez, bebek bezi. Farsça fūta iş yaparken takılan önlük veya hamamda bağlanan peştemaldir. fāyiz ( فايظ ): Faiz, bu şekilde Türkçeden Arapçaya girmiştir. Ar. فيض ’dan. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

21 ḳ a ḥ ba ( قحبة ): Kahpe. Kelime Türkçe sözlüklerde Arapça olarak da gösterilmektedir. ḳ āimma ḳ ām ( قائِمقَام – قائم مقام ): Kaymakam, yeni ordu sistemine göre albay rütbesine denk gelir. ḳ işlin ( قشلين ): Yön veya deriden yapılmış ip. Bu ip askerlerin bacaklarını kırılmaktan korur. ḳ uf ṭ ān ( قفطان ): Kaftan, bir tür giyim ve kumaş. Türkçesi kaftan’dır. ḳ avun ~ ḳ a ḳ ūn ( قاون - قاقون ): Kavun. ḳ āvūn ( قاوون ): Kavun ḳ āş ~ ḳ ayş ( قاش - قايش ): Kurşunları koyma yeri olan kemer. Tk. kayış’tan. ḳ āş ( قاش ): Bıçakları bilemek için kullanılan deri parçası. Tk. kayış’tan. ḳ āş bel ( قاش بل ): Silah ve kurşunları taşımak için kullanılan kemer. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

22 kabāb ( الكَبَاب ): Kebap. Türkçe kebâb kelimesinin aslı Farsçadır. kardan~kardun ( كردون - كَرْدَن ): Parmaklıklı alan; askerlerin üzerinde döndüğü alan. Farsça gerdūn’dan. kirdān ( كِردان ): Kolye, gerdanlık, süs. Far. gerdân’dan. kirşcî ( كرشجي ): Hayvan bağırsakları satan kişi; sakatatçı, Arapça kirş “göbek” demektir. karşahallî( كَرْشَهَلّي ): Erkek adı. Kırşehirli. karrāka ( كَراَّكة ): Yer kazma makinesi, kürekten türetilmiştir. karakūn ( كرَكون ) ~ ḳ ar ḳ ūn ( قرقون ) : Karakol. kelbeş ( كلبش ): Kelepçe taktı, ellerini bağladı. kelebşe ( كلبشة ): Kelepçe. karavite ( كَرَاوية ): 1. Kanepe, kerevet. Türkçedeki kerevet kelimesi Yunancadan gelmektedir. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

23 kuşuk ~ kışk ( كوشك - كشك ): Küçük bakkal dükkanı. kamandan ( قمندان ~ كمندان ): Kumandan, lider. kemer ( كَمَر ): Para saklamak için bele bağlanan kemer. kındara ( كِندرا ): Kundura, ayakkabı. Bir deyimde: أبو كِندرا رساس “abū kındıra rasās” (kundura giyen hızlı gider). kanar ( كنار ): 1. Kenar, taraf. Türkçedeki kener kelimesi Farsçadan gelmektedir. koşe ( كُوشة ): 1. Damat ve gelinin düğünde oturduğu yer. 2. Eskiden çöplerin atıldığı yer, geçmişte çöp kutuları olmadığından çöpler köşelere atılıyordu; köşe. Far. el-koşe “oda”dan. al-komsancî ( الكوُمْسنجي ): İthalatçı, komisyoncu’dan. lu‘bancî ( لعبنجي ): Şakacı, ciddi olmayan kimse. kahna ( كهنة ): Silahları yağdan temizlemek için kullanılan bez; aşağılamak için kullanılan bir söz alçak ve güçsüz anlamındadır.

24 laġa ( اللغا ):Baş, şef. Türkçe ağa’dan. laġım ( لغم ): Mayın, patlatma aleti. lebsa mîrî ( لبسة ميري ): Askerî kıyafet. lavandî ( لَوَندي ): Deniz askeri. Kelimenin aslı Farsça levend’dir. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

25 mecîdî ( مجيدي ): 20 Kuruşa denk gelen gümüşten bir para; Sultan Abdülmecid’in adına basılan para. ma ḫ zancî ( مخزنجي ): Hazineci, silah deposunun sorumlusu. medfe‘cî ( مدفعجي ):Topçu, orduda top atan kişi. maşşa ( ماشّة ): Maşa, ateşi almak için kullanılan alet. masura ( ماسورة ): Masura. Kelimenin aslı Yunanca masuri’dir. māhiyye ( ماهية ): Aylık maaş. Farsça mah + Arapça iyye’dendir. martîn ( مرتين ): Hızlı ateş eden bir tür tüfek. makvacî ( مكوجي ): Ütücü, ütü yapan kişi. motorcî ( موترجي ): 1. Askeri üslere motorla mektupları götüren kişi. 2. Motorları tamir eden kişi. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

26 nārcîl ( نارجيل ): Nargile. Kelimenin aslı Farsçadır. nārmin ( نارمين ): Yumuşak. Farsçası nermîn’dir. nāzik ( نازك ): 1. Nazik, kibar. 2. Kişi adı. Farsça nâzük’ün Türkçedeki şeklidir. nişādir ( نشادر ): Nişadır. nîşancî~ nişancî ( النشنجي - نيشنجي ): Nişancı, dikkatle ateş eden kişi. naşnaka ( نشنكه ): Nişan almak için tüfeğin üzerine konulan metal parçası. naşşana ( نشَّن ): Nişan aldı. Aslı Farsça nişân’dır. nişān ( نيشان ): Nişan, işaret. Askerlikte nişan taşıyan kişinin yapığı kahramanlıkları gösteren işarettir. no ṭ ( نوط ): askerlerin hizmet esnasında yaptıklarını gösteren not veya belge, nişan kelimesinin eşanlamıdır. nāy ( ناي ): Ney. Farsçası nây’dır. numara ( نمرة ): Rakam, numara. İtalyanca numero’dan Türkçeye girmiştir. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

27 hebyek ( هَبْ يك ): Zarda bir bir gelmesi. Hep kelimesi Türkçe yek ise Farsçadır. vābūr ( وابور ): Vapur. Kelimenin aslı Fransızca vapur’dur. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

28 ya ḫ ( يخ ): Buz. Ör: كلامه أبرد من يخ “sözleri buzdan soğuktur”. Kelimenin aslı Farsçadır. ya ḫ nî( يخني ): Soğan ve pirinçle pişirilen et. yāy ( ياي ): Yay, tel, tüfek; maden, zemberek. ( دق ياي ) “Yay vurdu” verdiği sözden vazgeçti. ( ياي الترجيع ) Tabancada kurşun çıkmasına yardım eden yay. yāf ṭ a ( يافطة ): Levha, afiş. Türkler bu kelimeyi hem ruhsat hem de bir malı – bir kişinin satması anlamında kullanılır. Türkçedeki yafta, Farsça yÀfte’dendir. yek ( يَكْ ): Farsçada bir’dir. Bu kelime domino oyununda kullanılır. ya ḳ a( الياقة ): Elbisenin yakası. Türkçe yaka. Aile Lakapları: ḳ urnaz قرناز, şorbacî شوربجي, bayram بايرام, kambar كامبار. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

29 Sonuç Bir dilden başka bir dile geçen kelimeler aslında kültür ilgilerinin en sâdık şâhitleridir. İki dil arasındaki kelime alış verişinden bu ilginin niteliklerini ve sınırlarını öğrenmemiz mümkündür. Bu bakımdan topladığımız malzemeyi semantik açıdan aşağıdaki şekilde sınıflandırdık: INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

30 Alet isimleri: Acana, azma, barşam, tancara, tile, cinzîr, darabukka, zumba, zumbara, zambarak, sanfara, fanar, karraka, kelepşe, maşşa, masura, nay, yāy. Askerlikle ilgili kelimeler: Adirci, işlā, alay, amirlay, başşaviş, batcāvìş, birnce, bek, buluk emin, tavābîr, tefekçi, carmandiyya, cazma mìrì, canābu, dibşi ḳ, tabbura, dūbcî, delti, damc, demca, selahlik, sardār, sinca, ṣ ol, ṭ ub, ṭ ubhāne, ṭ aban, ‘urdî, fişink, faşik, ḳ islin, ḳ aş, ḳ aş bel, kardan, karakūn, kamandan, laġım, lebse mîrî, lavandî, ma ḫ zancî, medfe‘cî, martîn, nişan, nîşancî, naşnaka, naşşana, not. Eşya isimleri: İklîm, bāġa, biriş, bastona, bu ḳḳ ac, toke, ḫ āş, dabbūs, sebet, şuvāl, ṭ aş, ṭ a ḳ im, fū ṭ a, kirdan, karavite, kahna. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

31 Unvan ve lakaplar: Arnau ṭ, aġāvāt, bāşa, bāş muhandis, bayram, ciritlî, damurdāş, ḥ antablî, ‘osmanlî, karşahallî, ḳ urnaz, kambar, laġa, şalabi, şorbacî. Meslekler: Bîrcî, bōstacî, buhyacî, tefekcî, ta’limcî, daftardār, şamşarcî, ‘arabacî, kirşcî, komsancî, makvacî, motorcî. Yiyecek – içecek isimleri: Bālūza, burġul, boġāşa, bumbār, būza, ḫ uşāf, zalābiya, sicuk, sanbūsa, şāvirma, şîş, turşî, fā ṣ ūlyā, ḳ avun, kabak, ya ḫ nî. Birkaç nida: Afandim, şobaş. Uzuv adları: okşe, doş, dîs. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

32 Giyecek ve dokumalar: ba ṭ ista, bafta, ḳ uf ṭ an, kemer, kındara, ya ḳ a. İdari işlerle ilgili kelimeler: ḥ ukmdār, şafla ḳ a, farmān, ḳ āimma ḳ ām, mahiyye. Oyun ve oyunla ilgili kelimeler: oyun, biş, dabaş, dūbara, hep yek, yek. Ölçü ve değer kelimeleri: bara, celek, ṭ urra, fayiz, mecidî, numara. Yerler: o ḍ atu’l misāfirîn, boġaz, sarāy, sîvān, şafa ḫ āna, şāzırvān, kuşuk, koşe, kanar. Fiiller: barama, ba ṣ ama, bevveş, dardaş, dōlab, kelbeş. Sıfatlar: avantacî, barba ṭ, baş ḳ a, buştî, boş, bayı ẓ, ḫ astek, dengel, ṣ ā ḫ, sukurcî, sersefil, şeyle beyle, lu‘bancî, nārmin, nāzik, tişncî, fehlava, ḳ a ḥ ba. Diğerleri: avanta, bosta, beze, dōlābî, raşm, vabur, yafta. Misallerden görüleceği üzere yukarıda gruplandırdığımız kelimeler bize göre Türk kültürünün uzandığı uzak bir coğrafyadaki eski bir ilginin hatıralarını hâlâ yaşatmaktadır. Türkiye Sudan ilişkilerinin geleceğinde de bu tarihi mirâsın önemli bir rol oynayacağı düşüncesindeyiz. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN

33 Kaynakça: Ahmet Ateş,“Arapça Yazı Dilinde Türkçe Kelimeler Üzerine Bir Deneme II. XI. Yüzyıldan Bugüne Kadar”, Türk Kültürü Araştırmaları, Yıl II, Sayı 1-2, Ankara 1965, s Ahmet Fuat Mütevelli, “Arap Halk Dilinde Türkçe Kelimeler”, Türk Halk Edebiyatı ve Folklarunda Yeni Görüşler II, Haz. Feyzi Halıcı, Konya Kültür ve Turizm Derneği Yay. 1985, s ‘Avn Şerif Kasım, Kamusu’l Lehce’tü’l ‘Ammiyye fi’s-Sudan, Daru’s- Sudaniyye li’l kutub. Hartum Bedrettin Aytaç, “Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler”, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut im Sudan Arabischen, Klaus Schwarz Verlag, Berlin F. Abdurrahim, “Modern Arap Lehçelerinde Kullanılan Türkçe Kelimeler”, Çev. Nevin Karabela, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyet Fakültesi Dergisi, Yıl 2004/1, Sayı 12, s Şamil Fahri Yahya, Arapçanın Muhtelif Lehçelerinde Türkçe Unsurlar, İstanbul Ü. Edebiyat Fakültesi Doktora Tezi, İstanbul عبد المنعم عجب الفيا, حفريات لغوية – الألفاظ التركية والإفرنجية في اللهجة السودانية INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUDANESE-TURKISH RELATIONS FROM PAST TO PRESENT AND OPPORTUNITIES FOR THE FUTURE FEBRUARY , 2016 KHARTOUM-SUDAN


"ZEKİ KAYMAZ Present Position: Head of Departmant of Turkish Language and Dialects Ege University (Turkey ) Age: 58, Nationality: Turkish Bachelor Degree." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları