Aaron Temkin Beck (1921-) Aaron Temkin Beck, 1921’de ABD’de doğmuştur. Çocukluğu sıkıntılarla geçmiş; okul yıllarının başlarında eğitimi, önemli bir rahatsızlıktan.

Slides:



Advertisements
Benzer bir sunumlar
ÖFKE DUYGUSUNUN TANINMASI VE KONTROL EDİLMESİ
Advertisements

ÖFKEYLE BAŞ ETME.
Şİddet Muhammet GÜLER.
SINAV KAYGISI VE BAŞETME YOLLARI
Zihinsel Yönden Yetersiz Çocukların Özellikleri
ETKİN İLETİŞİM BECERİLERİ GELİŞTİRME
KRONİK HASTALIK TANISINA İLK TEPKİLER Fadime Şahin
Yeni Programın Öğrenme Yaklaşımı
SINAV KAYGISIYLA BAŞAÇIKMA
Eğitim Psikolojisi Yrd. Doç. Dr. Cenk Akbıyık
Kişilik Bozukluklarında Tedavi ve Sağaltım
SINAV KAYGISI VE BAŞETME YOLLARI
REHBERLİK.
MODELLERDEN ÖĞRENME Enver CANER
DAVRANIŞLARIMIZI ETKİLEYEN KALIPLAR
Mahmut Fehime Güleç İlköğretim Okulu
Yapılandırmacı yaklaşımın dayandığı ilkeler
Depresyon Hastalarında Belirti Şiddeti ve Umutsuzluğun İntihar Davranışı Üzerindeki Etkisi Ülkü Kural
PSİKOLOJİK DANIŞMA KURAMLARI
Otomatik Düşünce İnsanın duygularını ve davranışlarını belirleyen yaşanılan durumun kendisi değil, o duruma yönelik otomatik düşüncelerdir. Otomatik düşünceler.
YANSITICI DÜŞÜNME.
4.Ünite Ruh Sağlığının Temelleri PSİKOLOJİK DESTEK TÜRLERİ
SINAV KAYGISI.
IX.BÖLÜM YAŞAM TARZI.
SINAV KAYGISI VE BAŞETME YOLLARI
ÇOCUĞU SINAVA HAZIRLANAN AİLELER
GELİŞİMSEL YAŞAM KRİZLERİNE MÜDAHALE SÜRECİ
SINAV KAYGISI SEMİNERİNE HOŞGELDİNİZ
OKUL BAŞARISIZLIĞI.
SINAV KAYGISI.
KAYGI VE TEST EDİLME KAYGISI
REHBERLİK HİZMETLERİ SERVİSİ
SINAV KAYGISI DENİZLİ REHBERLİK ve ARAŞTIRMA MERKEZİ.
SINAV KAYGISI.
KENDİNİ TANIMA Ses tonumuzun ve davranışlarımızın, yani iletişimde mesajlarımızın % 90'ının kontrolünü elimizde tutabilmemiz ancak kendimizi tanımamızla.
HANGİ ANA BAŞLIKLARI İŞLEYECEĞİZ :
KİŞİLERARASI İLETİŞİMDE DİLİN KULLANIMI
KİŞİSEL GELİŞİM & İKY.
HANGİ ANA BAŞLIKLARI İŞLEYECEĞİZ : Klinik Kararların Doğruluğunu Ne Etkiler? Hangi Bilişsel Süreçler Davranışsal Sorunlara Eşlik Eder? Tedaviyle.
BÖLÜM 7 AHLAKİ GELİŞİM, DEĞERLER ve DİN. BÖLÜM 7 AHLAKİ GELİŞİM, DEĞERLER ve DİN.
BÖLÜM 13 DEPRESYON VE İNTİHAR DAVRANIŞI. BÖLÜM 13 DEPRESYON VE İNTİHAR DAVRANIŞI.
Bilişsel - Davranışçı Yaklaşım
GİRİŞ.
ICF Aylık Üye Toplantısı 11 Aralık 2012 Didem Şen Pamuk.
BİREY MERKEZLİ TERAPİ.
Psikanaliz D.Hakan Delibaş.
Özel Gereksinimli Öğrenciler ve Fen Öğretimi
SINAV KAYGISI VE BAŞETME YOLLARI
BÖLÜM 2 NEREYE VARMAK ÜZEREYİZ: PROBLEM VE PROBLEMİN BÜYÜKLÜĞÜ.
Kişilik Yapısı Kesin bir kişilik yapısı tanımlanamamakla birlikte, dikkate değer ölçüde narsisistik özellikler taşıyan ve yalnızlığa eğilimli kişiler olduğu.
Psikolojik Danışma Basamakları ve Becerileri
YANSITICI DÜŞÜNME Dewey yansıtıcı düşünmeyi herhangi bir düşünce ya da bilgiyi ve onun amaçladığı sonuçlara ulaşmayı destekleyen bir bilgi yapısını etkin,
SINAV KAYGISI VE BAŞETME YOLLARI
Erken Çocukluk Dönemi Fen ve Matematik Eğitimine Kuramsal Bakış
GELİŞİMSEL YAŞAM KRİZLERİNE MÜDAHALE SÜRECİ
SINAV KAYGISI VE BAŞETME YOLLARI
Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü
Fiziksel hastalıklara ruhsal tepkiler
YAPILANDIRMACI YAKLAŞIM
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT). Davranışçı Terapi-Davranışçı Öğrenme Kuramı Davranışçı terapistler-Davranışçılık; psikanalitik yaklaşımcıların aksine.
Bilişsel Davranışçı Terapiye Giriş. Epiktetos (MS 55 – 135) İnsana diğer insanlar veya çevresel nesnelerden ziyade sadece kendi tutum ve inançları zarar.
PSİKOTERAPİLER Prof Dr Süheyla Ünal.
Eğitim; bireyin içinde yaşadığı toplumda yeteneğini, tutumlarını ve olumlu değerdeki diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçler toplamıdır. Bireyin.
EMPATİ-YARDIM ETME PROSOSYAL DAVRANIŞ
EĞİTİME GİRİŞ Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi
GÖRÜŞME İLKE VE TEKNİKLERİ Sağlık Bilimleri Fakültesi
EMPATİ-YARDIM ETME PROSOSYAL DAVRANIŞ
EMPATİK İLETİŞİM.
Sunum transkripti:

Aaron Temkin Beck (1921-) Aaron Temkin Beck, 1921’de ABD’de doğmuştur. Çocukluğu sıkıntılarla geçmiş; okul yıllarının başlarında eğitimi, önemli bir rahatsızlıktan dolayı kesintiye uğramış, ancak bu hastalığı yenmiş ve daha sonra okulu, yaşıtlarından bir yıl önce bitirmiştir. Hayatı boyunca birtakım korkularla mücadele etmiştir. Bunlar; kan kaybına yol açan yaralanma korkusu, boğulma korkusu, tünel korkusu, sağlığıyla ilgili kaygılar ve topluluk önünde konuşma sıkıntısıdır. Beck, bu kişisel sorunlarından, başkalarını anlamada ve kuramını geliştirmede faydalanmıştır.

1942’de Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitiren Beck, tıp kariyerine nöroloji uzmanlığıyla başlamış, fakat daha sonra karar değiştirip psikiyatriye geçmiştir. Kore Savaş’ında gönüllü olarak askeri hastanede Nöropsikiyatri başasistanlığı yapan Beck, 1953’te psikiyatri uzmanı olmuştur. 1954’te Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesine girmiş ve emekli oluncaya dek burada çalışmıştır. 1958 yılında Philadelphia Psikanaliz Enstitüsünden kişisel analizi tamamlanarak psikanalist olarak mezun olmuştur. 1960’lı yıllarda deneysel temelleri olmaması nedeniyle, özellikle psikoloji topluluğu, Psikanalizi eleştirmeye başlamıştır. Beck bu eleştirilere karşılık vererek Psikanalizin varsayımlarının deneysel olarak desteklendiğini göstermek amacıyla depresyonu çalışma alanı olarak seçmiştir (Corel,2008).

Bilişsel Terapiyi kurmasına yol açan gelişmelerin başlangıcını depresif hastalar üzerinde yürüttüğü araştırmalar oluşturmuştur. Depresif hastaların düşünce içeriklerinde gözlenen bilişsel çarpıtmalar Beck’in dikkatini çekmiştir. Beck’e göre ruhsal sorunlar, bilgi işleme sisteminin hatalı ya da çarpık bir biçimde çalışması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Böylece, düşünme tarzındaki bozulmalar, bireyin ruh sağlığının bozulmasına neden olmaktadır. Beck, depresif hastaların rüya içeriklerinin analizine dayalı bir seri çalışma yapmıştır. Araştırma sonucunda, bu hastaların rüyalarında kendilerini yetersiz, kusurlu gördükleri ve olumsuz bir duygulanım yaşadıklarını göstermiştir. İlk önce bu bulguyu hastaların acı çekme arzusuyla açıklayarak, verilerin Psikanalitik Kuramı desteklediği yorumunu yapan Beck, daha sonra bu açıklamanın uygun olmadığını fark etmiştir. Çünkü hastalardan elde ettiği görünür rüya içeriklerinde acı çekme isteğine ilişkin bir bulguya rastlamamıştır.

Beck, Freud’dan uzaklaşarak, hastanın yaşadığı duygusal tepkilerin ve davranışların anlaşılması için ‘‘hastaların düşüncelerine yoğunlaşma’’ nın karmaşık Psikanalitik kavramlara göre çok daha fazla işe yaradığını görmüştür.(Türkçapar, 2005) Beck, bilişsel temelli bir depresyon kuramı geliştirmiştir. Depresyonda, insanların bilişlerinin “bilişsel bozukluklar” adını verdiği, mantık hataları ile dolu olduğunu fark etmiştir. Beck’e göre, olumsuz düşünceler, bilinçaltında gizli yatan, işlevsel olmayan düşünce ve varsayımları yansıtmaktadır. Bu düşünceler, durumsal olaylar tarafından harekete geçirildiğinde, depresif şekilde ortaya çıkmaktadır.

Beck, danışanların işlevsel olmayan düşüncelerini değiştirmede ve dolayısıyla birtakım psikiyatrik durumdan kurtulmada, aktif bir rol oynayabileceğine inanmıştır. Bilişsel Terapinin kullanımı ve psikopatoloji alanlarında yaptığı sürekli araştırmalar ona, ABD deki bilimsel çevrelerde itibar kazandırmıştır. Beck’in öncü araştırmaları, Bilişsel Terapinin depresyon üzerindeki etkinliğini artırmıştır. Bilişsel Terapiyi depresyona, genel kaygı ve panik rahatsızlıklara, alkolizm ve madde bağımlılığına, yeme bozukluklarına, evlilik ve ilişki ile ilgili sorunlara ve kişilik bozukluklarına başarıyla uygulamıştır. Depresyon, intihar riski, kaygı, benlik saygısı ve kişiliğin ölçülmesi ve değerlendirilmesine yönelik birçok psikolojik test geliştirmiştir. Ayrıca Beck, dört çocuğundan birisi olan, Dr. Judith Beck tarafından yönetilen bir araştırma ve eğitim merkezi olan, Beck Enstitüs’nün de kurucusudur (Corel,2008).

Bilişsel - Davranışçı Yaklaşım BDY, davranışçı ve bilişsel terapilerin temel ilkelerinin bir araya gelmesi ile oluşan geniş bir yelpaze olarak tanımlanabilmektedir. Davranışçı terapinin bu oluşuma katkıları arasında, öğrenmenin rolü, karmaşık davranışların bile en küçük parçalarına ayrılarak incelenebileceği ve küçük hedefler belirlenerek değiştirilebileceği ve bu sürecin gözlenmesinin önemi; bilişsel terapinin katkıları ise, kişilerin kendi ifadelerine önem verilmesi, dilin önemi, benlik algıları ve kişilerin davranışları ile düşünce ve duyguları arasındaki karmaşık ilişkiyi açıklaması sayılabilir ( Bay, 2003 ).

BDY’ın oluşumuna zemin hazırlayan felsefi görüşlerle birlikte batı dünyasının ilk bilişsel – davranışçı terapistinin Epiktetus olduğu kabul edilmektedir. Epictetus’un “ insanlar olaylardan değil, bu olaylara ilişkin bakış açılarından rahatsız olurlar” görüşü bu yaklaşımın temelini oluşturmaktadır. Epiktetus, insanların incinmelerinden şeylerin değil, kendi fikirlerinin sorumlu olduğunu söylemiştir. Yani ona göre, insanı inciten ya da engel olan şey kişinin kendi düşünceleri, yorumları ya da olaya verdiği tepkilerdir. İnsan, dışındaki olayları değiştiremez ama kendi tepkilerini düzenleyebilir (Ellis, 1989).

BDY, aktif, yönlendirici, sınırlı zamanlı ve yapılandırılmış bir terapidir. Terapinin kuramsal dayanağını, bireyin duygu ve davranışlarının büyük ölçüde düşünceleri tarafından belirlendiği varsayımı oluşturmaktadır . BDY, sorunun nasıl oluştuğu ve sürdüğü konusunda kolay ve anlaşılır bir çerçeve sunmaktadır. Bu yaklaşım, özellikle düşünce, inanç, tutum ve fikirler üzerinde odaklaşır. Anlama ve içgörü geliştirmenin yalnız başına yeterli olmadığı varsayılmaktadır. Bu nedenle BDY, kalıcı değişim için etkili yöntemler ve çeşitli uygulamalar önermektedir. Sadece “konuşma terapisi” değildir

Bilişsel-Davranışçı Yaklaşımın Temel İlkeleri 1. Kişi, çevreden çok, çevreyi algılamasıyla ortaya çıkan, kendi zihnindeki çevrenin bilişsel tasarımına göre tepki verir. 2. İnsan öğrenmelerinin çoğu bilişsel işlevler aracılığıyla gerçekleşir. 3. Düşünceler, duygular ve davranışlar nedensel olarak karşılıklı ilişki içindedir. Bunlardan biri diğerinden daha başat değildir. 4. Danışanın tutumları, beklentileri, ve diğer bilişsel etkinlikler terapötik girişimlerin planlanmasında ve uygulanmasında esas teşkil eder

5. Bilişsel süreçler davranışsal kuramla bütünleştirilebilir ve bilişsel tedavi yöntemlerini davranışçı tekniklerle birleştirerek daha iyi sonuçlar almak olasıdır. 6. Bilişsel davranışçı terapist, uyumu bozan bilişsel süreçleri değerlendiren bir tanı koyucu, danışanla bu işlevselliği bozuk bilişler ve onlara eşlik eden duygu ve davranış örüntülerini değiştirmek için çeşitli yeni öğrenme deneyleri düzenleyen bir eğitici ve danışman olarak çalışır. Bilişsel davranışçı yaklaşım öncelikle başvuruya neden olan sorunu çözmeyi hedefler. Esas olan “hedef uyumsuz davranışın” değiştirilmesidir. Ancak hedef uyumsuz davranış klasik tıpta “belirti (semptom)” olarak adlandırılandan farklı bir anlam taşır. Hedef uyumsuz davranışlar belirti değil, bireyin yaşamını kısıtlayan ve onun özgürce işlev görmesine engel olan davranışlarıdır . BDY, içerisinde pek çok kuram yer almaktadır. Belli başlı iki kuram, Ellis’in geliştirdiği akılcı-duygusal davranış terapisi ve Beck’in geliştirdiği bilişsel terapidir.

Beck’in Bilişsel Terapi Yaklaşımı Bilişsel terapi, bilişsel model üzerine temellendirilmiştir. Bu modele göre, insanların duygu ve davranışları olayları nasıl yorumladıklarından etkilenmektedir. İnsanların neler hissettiklerini belirleyen şey olayın kendisi değil, o olaya ilişkin olarak kişinin kendi zihninde verdiği anlamlardır. İnsanların yaşadığı duygular herhangi bir durumu nasıl algıladıkları ve anlamlandırdıkları ile ilişkilidir. Bu yaklaşıma göre, olayın kendisi bu duyguları belirlemez; duygusal tepkileri belirleyen şey, olaya yönelik yorumlardır (Beck, 2001).

Bilişsel Değerlendirme Olay Duygu Davranış Bilissel Model (Wright, Basco, Thase, 2006)

Bu modelde, bilişsel süreç önemli bir rol oynamaktadır Bu modelde, bilişsel süreç önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü insanlar, çevrelerindeki olayların anlamını sürekli değerlendirirler. Ve bilisel süreçlere sıklıkla duygusal tepkiler eslik etmektedir. Bu uyumu bozan bilişsel süreçler, duygusal ve fizyolojik tepkileri tetikleyebilmektedir . Bilişsel terapist, daha yüzeyde olan ve fark edilenlerin ötesinde, farklı bir düzeydeki düşünsel yapılarla ilgilenmektedir. Bireylerin zihninden kısa sürelerle bazı değerlendirici düşünceler geçmektedir. Bu düşüncelere, “otomatik düşünceler” adı verilmektedir ve mantıkla ya da kasıtla ilişkili değildir. Kendiliğinden ve otomatik olarak zihnimizde beliriverirler; çok kısa ve hızlıdırlar. Bireylerin genellikle farkında oldukları bu düşünceler değil, düşünceleri takip eden duygusal durum, ruh durumudur

Genellikle bu düşünceler, hiç eleştirilmeden doğruymuş gibi kabul edilmektedir. Bilişsel terapiye göre kişinin işlevsel olmayan bu düşünceleri mantık süzgecinden geçirildiğinde duyguları da genellikle değişmektedir. Bu düşüncelerin, bilişsel olgularla yani inançlarımızla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Temel inançlar en derinde olan zihinsel yapı taslarındandır; “katı”, “toptancı”, “aşırı genelleyicidir”. Otomatik düşünceler ise, en yüzeydeki zihinsel ürünler olarak, belirli durumlara özgüdürler ve insanın zihninden sözcükler ya da imajlar (hayaller) seklinde geçerler. Her ikisinin arasında ise “ara inançlar” bulunmaktadır. Ara inançlar kalıplaşmış tutumlar, kurallar, ve varsayımlardan oluşmaktadır

(Kurallar, beklentiler, tutumlar, varsayımlar) Bu ara inançların temel inançlar ve otomatik düşüncelerle ilişkisi aşağıda yer alan şekillerde (sekil 2) şematik olarak gösterilmiştir. Temel İnançlar Ara İnançlar (Kurallar, beklentiler, tutumlar, varsayımlar) Durum Otomatik Düşünceler Duygu

Bilişsel terapiye göre, insanların dünyayla ve diğer insanlarla etkileşimleri, dünyaya ve diğer insanlara yönelik kendi deneyimlerine dayalı kendi “bilgilerini” ve “inançlarını oluşturmalarıyla sonuçlanmaktadır. Bilisel terapist için özellikle önemli olan, işlevsel olmayan bu inançların doğuştan getirilmediği, öğrenildiği, bu yüzden de vazgeçilebileceğidir. Bundan dolayı terapi sırasında gerçeklere dayalı, yeni ve daha işlevsel bilgiler edinilebilmektedir. Bilişsel terapi süresince, başlangıçta daha yüzeyde ve kolay erişilebilir olan otomatik düşünceler üzerinde durulmaktadır. Terapist bu düşünceleri belirlemeyi, değerlendirmeyi ve değiştirmeyi öğretir. Daha sonra tedavinin odağına, bu işlevsel olamayan otomatik düşüncelerin daha derinlerindeki ve pek çok durum için geçerli olan inançlara geçilir. İlgili ara ve temel inançlar çeşitli şekilde değerlendirilerek, sonuçta danışanın olaylara yönelik algıları ve çıkarımları değiştirilir. Daha temel olan bu inançların değiştirilmesi, rahatsızlığın gelecekte tekrarlama olasılığı azaltmakta olduğu belirtilmektedir (Beck, 2001)

Bilişsel kuramın temel varsayımları Bilişsel kurama göre psikolojik sorunlar gizemli, nüfuz edilemeyen güçlerin ürünü değildir. Hatalı öğrenme, eksik veya yanlış bilgi temelinde doğru olmayan yorumlamalar yapılması ve imgelemle gerçekliğin birbirine karıştırılması gibi, sıradan süreçlerin sonucudur. Bu nedenle psikolojik sorunlar, ayrımların netleştirilmesi, yanlış kavramların düzeltilmesi ve daha uyumlu tutumların öğrenilmesiyle çözülebilir. İçe bakış, içgörü, gerçeği değerlendirme ve öğrenme, temelde bilişsel süreçler olduğu için, nevrozlara karşı bu yaklaşım bilişsel terapi olarak adlandırılmıştır (Beck, 2001).

Beck’e göre bilişsel model depresyon tedavisine ilişkin birbirleriyle ilişkili üç kavrama vurgu yapmaktadır. Bunlar, bilişsel üçgen, bilişsel şema ve hatalı bilgi işleme sürecidir .

Bilişsel üçlü Bilişsel üçlü; Bireyin kendisine Geleceğe Yaşantılarına ilişkin bilişsel örüntülerini içerir. Bilişsel üçgendeki ilk unsur bireyin kendisine ilişkin negatif örüntüleridir. Birey kendisini değersiz, yetersiz ya da istenmeyen birisi olarak görür ve bundan dolayı kendisini eleştirme eğilimine girer. Bilişsel üçlünün ikinci boyutu da bireyin geleceğe ilişkin olumsuz görüşlerini içerir. Birey, yaşadığı güçlüklerin gelecekte de devam edeceğine inanmaktadır. Bilişsel üçlünün üçüncü boyutunda bireyin ilişkilerinde yoksunluk yaşadığını düşünmesi yer alır. Birey sosyal ilişkilerinde kendisini istenmeyen birisi olarak görür ve yalnız kalacağına inanır.

Bilişsel şemalar (cognitive schema) Bilişsel modelin içerdiği ikinci temel kavram bilişsel şemalardır. Bu kavram, depresif hastanın yaşamındaki olumlu faktörlerin objektif kanıtlarına rağmen, hala niçin kendini yıkıcı (self-defeating) davranışlarını koruduğunu açıklamak için kullanılmaktadır. Birey, herhangi bir durumla karşılaştığında o durumla ilişkili şeması aktive olur. Şema uzun bir süre aktif olmayabilir ancak özel bazı durumlarda (örneğin, stres) aktive olur. Olumsuz şemalar aktive olduğunda da hasta düşünce süreci üzerindeki kontrolünü kaybeder ve daha uygun şemalarını harekete geçirmekte zorlanır.

Hatalı bilgi işleme süreci Depresif bireyin düşüncelerindeki bu sistematik hatalar onun, karşıt kanıtlar bulunmasına rağmen inancını korumasını sağlar. Beck, düşüncedeki bilişsel hataları kuramını ilk geliştirdiği yıllarda hatalı çıkarsama, seçici soyutlama, aşırı genelleme, büyütme ve küçültme olarak tanımlamış, 1979 yılında da bu listeye kişiselleştirme ve kutuplaştırma hatalarını eklemiştir

Otomatik Düşüncelerde Görülen Düşünce Yanlışları 1. Hep ya da Hiç Tarzı Düşünme: Olaylar, çok iyi-çok kötü gibi iki uçta algılanır. Örnek: “İyi dans edemiyorum. Ben bir hiçim, çok başarısızım.” 2.Falcılık: Kişi sanki bir kristal küreye bakıyormuşçasına, kötü bir şey olacağına ilişkin fikirler sunar. Böyle düşünen bireyler hep kötü birşeyler olacağına inandıkları için, karşılarına çıkan sosyal fırsatları değerlendirmezler ve kaçınırlar. Örnek : “Konuşacak hiçbir şey bulamayacağım”

3.Felaketleştirme : Birey kendisine sanki herşeyin en kötüsü olacakmış gibi, diğer olasılıkları göz önünde bulundurmadan telkinde bulunur. Birey, herşeyin felaket bir biçimde sonlanacağına inanır ve sanki bu inançları doğruymuş gibi davranmaya başlar. Felaketleştirme, işler yolunda girmediği zaman bunu en kötü biçimde değerlendirmedir. Örnek:“Hiçbir zaman bir iş bulamayacağım” (işten yeni ayrılan bireyin düşüncesi) 4.Olumlu olanı küçümseme: Olumlu olayları yok sayma veya reddetmeyi ifade eder. Olumlu olayları küçümseme. Kişi, başarıları şans eseri meydana geldiğine inanır. Kendisinin herhangi bir etkisi olmadığını düşünür. Örnek: “Görüşmemiz iyi geçti çünkü o, konuşulması kolay biriydi.” “Sınavdan iyi not almam önemli değil. Bunu herkes yapabilirdi.”

5.Duygusal Kararlar (Emotional Reasoning) Kişinin sadece öyle hissettiği için olay veya insanlar hakkındaki düşüncelerinin doğru olacağına inanmasıdır. Örnek: ” pek çok şeyi iyi yaptığımı biliyorum ama hala kendimi başarısız olarak algılıyorum.”

6. Etiketleme : Kişinin kendisini veya karşısındaki kişiyi bir davranışına dayanarak tutumu hakkında bir genelleme yapmak. Etiketleme de yapılan düşünme hatası kişinin kendisiyle, bir durumla veya başka birisiyle ilgili duygularını olumsuz bir ifadeyle özetlemesidir. Sosyal anksiyetesi yüksek olan bireyler, olumsuz etiketlemeyi başkalarından çok kendileri için kullanırlar. Bu etiketler, bireyin dikkatini yaptığı ya da söylediği için hoşnut olmadığı özel bir durumdan, kendi kişiliği ve karakteri ile ilgili komple bir olumsuz yargıya çektiği için problemlere neden olur. Genellikle bireylerin kendilerini şu şekilde etiketledikleri görülmüştür:Salak, aptal, yetersiz, sıkıcı, akıl hastası, gerizekalı, beceriksiz, iğrenç, kaçık, değersiz, kaybetmeye mahkum Örnek:“Anneme yardım edebilirdim. Ben bencil bir insanım.”

7. Filtreleme: (Seçici Algılama) Resmin bütününü görmek yerine, tek bir olumsuz detaya odaklanmayı ifade eder. Olumsuz detaya odaklanıldığında kişinin, aslında pek çok olumlu detayı içeren resmin bütününü görmesi zorlaşır. Bir durumun seçici olarak belli bir ayrıntısının algılanması, diğer önemli özelliklerin ise göz ardı edilmesidir. Geri plandaki olumsuz anlamlandırma nedeni ile olayların genellikle olumsuz detayları algılanmakta, olumlu detaylar gözden kaçmaktadır. Örnek: “Sınıfta arka sıradaki iki öğrenci dersle ilgilenmedi. Ben başarısız bir öğretmenim.”

8. Zihin Okuma Karşımızdaki kişinin veya kişilerin zihninden geçenleri tahmin etmeye dayanan ve bu tahminden yola çıkarak kesin doğru olarak kabul eden bir düşünce hatasıdır. Eylemlerimiz ve duygularımızı tahmin ettiğimiz bu düşüncelere göre şekillendiririz. Ve karşımızdakinin düşüncesinden emin olduğumuz için bunu kontrol etme, sorgulama ihtiyacı duymayız. Örnek:“Bunları onu aşağılamak için söylediğimi düşünüyor.”

9. Aşırı Genelleme Bireyin, bir tek olaya çok önem vermesidir. Üzerinde çok durulan bu olay genellikle olumsuz bir olaydır. Kişinin bu olumsuz olaydan birtakım kurallar çıkarıp, bunu başka durumlara genellemesidir. Genellikle bu tür düşünceler ve ifadeler içinde sık sık “her şey, hiç bir şey, her zaman, hiçbir zaman, asla, hep gibi tanımlamalar geçer. Örnek:“Elime aldığım her şeyi berbat ederim, hiç bir işi doğru dürüst yapamam.”

10. –meli , - malı yargıları (emirler) Bireyin, kendisine veya başkalarına ilişkin nasıl davranmaları gerektiğine ilişkin yargılarının bulunması ve bunların karşılanmamasının son derece kötü olduğunu düşünmesi.İnsanlar, kendi yaşam tarzlarını oluştururken bir takım kurallara ihtiyaç duyarlar. Bu kuralların varlığı önemlidir de. Düşünce yanlışlarına (thinking errors) yol açan, -meli, -malı yargıları genellikle uç olanlar veya mükemmeliyetçilikle ilişkili olanlardır. Örnek: “Her zaman dörtdörtlük davranmalıyım”. “Kontrolümü hiçbir zaman kaybetmemeliyim”. Sosyal kaygısı yüksek olan bireylerin kendileri için koydukları standartlar çoğunlukla çok yüksektir, bu nedenle gerçekleştirilmesi zordur

11. Uyumsuz Düşünceler Bazı otomatik düşünceler, düşünce hataları kategorilerinden hiçbirine girmediği halde, olumsuz ve mantıksız olabilmektedir. Bunlar kişinin uyum sağlamasını zorlaştırdığı gibi anksiyetesini de arttırmaktadır. Örnek: “Kendimi çok huzursuz hissediyorum”. “Anksiyetimi yenmem çok zor, boşuna uğraşıyorum”

Depresyonun bilişsel kuramı 1960’larda depresyonun doğası ve sebeplerine ilişkin psikolojik bağlamda büyük bir ilgi meydana geldi. Bu kuramsal yaklaşımların açıklamalarında çaresizlik ve umutsuzluk kuramları merkezi bir yer aldı. Bu kuramların en etkili olanlarından birisi Beck tarafından geliştirildi. Beck, umutsuzluğu bireyin geleceğe ilişkin olumsuz beklentiler geliştirmesi ve kişinin kendi kapasitesini olduğundan aşağı görmesi olarak tanımlamaktadır .

Depresyondaki kişi, kendisini, deneyimlerini ve geleceğini olumsuz olarak değerlendirme eğilimindedir. Bu olumsuz düşünceler, kişinin deneyimlerini ve olayları sistematik olarak yanlış yorumlamalarından kaynaklanmaktadır. Kişi, kendisini “kaybeden” olarak algılamakta, önem verdiği “kişiler arası ilişkiler” gibi alanlarda değerinden bir şeyler kaybettiğine ve önemli olarak gördüğü hedeflerine ulaşmakta başarısız olacağına inanmaktadır. Bütün işlerde başarısız olacağını düşündüğü için de amaçlarına ulaşmada ihtiyaç duyduğu motivasyonu kendisinde bulamaz.

Kişinin bu olumsuz düşüncelerine, üzüntü, hareketsizlik, kendini suçlama, mutsuzluk ve intihar düşünceleri gibi pek çok belirti de eşlik etmektedir. Bunların sonucu olarak, olumsuz düşünceler, hoş olmayan etkiler ve kendini yenik düşüren motivasyon birbirlerini güçlendirici bir etkiye sahip olur. Bu yüzden depresyonu önlemede kullanılan bilişsel yaklaşımın özünü, danışanın kendisini “kaybeden” değil, “kazanan”, yardıma muhtaç değil, gücü elinde barındıran birisi olarak görmesini sağlayacak teknikler kullanma oluşturur ( Beck, 1976 ).

Beck, modelinde depresyonu üç kavramla açıklamaktadır: Bunlar; “bilişsel üçlü”, “sessiz kabullenişler” ve “bilişsel hatalar”dır. Bilişsel üçlü, benliğe, geleceğe ve çevreye ilişkin olumsuz tutumları içerir. Birey kendisini yetersiz ve kusurlu bulur. Çevresi ona yardım etmemektedir. Yaşamı, engeller ve zorlayıcı olaylarla dolu görür. Geleceğinden umutsuzdur. Engellemeler, düş kırıklıkları ve yoksunluklarla karşılaşacağını düşünür. Sessiz kabullenişler (şemalar), kişinin kendisinin de açıklayamadığı bazı inanç ve kurallardan oluşur. Birey, davranışlarını bu kurallara dayandırır. Bilişsel hatalar kavramı ise, depresyon belirtileri gösteren bireylerin düşünce biçimlerinin veya zihinsel işleyişlerinin, normalden farklılığına dikkat çekmek için kullanılmıştır (Beck ve diğerleri, 1979; Beck ve Lester,1963).

Beck, Steer, Kovacs ve Garrison (1985), bireyin kendisine yönelik olumsuz görüşünü bilişsel üçlünün önemli bir parçası olarak görmektedir. Bu kurama göre bilişsel üçlü depresyonda özel bir rol oynar. Umutsuzluk ise depresyon için anahtar bir değişken olarak değerlendirilmektedir. Bilişsel davranışçı yaklaşımın depresyonun gelişmesi ve sürmesine yönelik açıklamalarında umutsuzluk merkezi bir rol oynamaktadır. Bilişsel-davranışçı yaklaşıma göre umutsuzluk, daha çok depresyonun başlangıç ve sürdürülmesinde önceki potansiyel sebepler olarak görülür. Bu kapsamda umutsuzluk, belirli çevresel uyarıcılara karşı kişinin savunmasızlığına yol açan bir özellik faktör olarak değerlendirilir .

Beck ve diğerleri (1985), 50 depresif hasta ile yaptıkları psikoterapi çalışması sonucunda şu bulguları elde etmişlerdir: Hasta intihardan önce kendi durumunu savunmasız ve umutsuz olarak değerlendirmektedir. Süregiden acıya dayanamayacaklarına ve sorunları için hiçbir çözüm yolunun olmadığına inanmaktadırlar. Bu yüzden intihar eden kişiler genellikle çaresiz ve umutsuz durumlarının tek çözümü olarak intiharı görmektedirler. Umutsuzluk, şimdiki olumsuz algıların geleceğe yansımasıdır. Kişi uzun süre yansıtmalar yaptığında, şimdiki güçlüklerinin sonsuza dek devam edeceğini düşünür. Umutsuzluğa eğilimli kişi, gelecek için belirli bir bilişsel örüntüye sahiptir ve bu örüntü geleceğin hiçbir iyi olasılığı içermediğini yineler. Kişi geleceği hakkında düşünmeye başladığında bu bilişsel yapı uyarılır ve kişi hoşlanmadığı deneyimlerin etkisi ile umutsuzluğun tipik duygusal ve motivasyonel belirtilerini göstermeye başlar .

Bu modele göre, ilk yaşam deneyimleri, bireylerin kendileri ve dünya hakkında bazı şema ya da inançlar oluşturmalarına yol açar ve bunlar da sonradan davranışı değerlendirmede ve yönetmede kullanılırlar. Bu inançlardan bazıları da katı, aşırı ve değişmeye dirençlidirler. Bu yüzden de işlevsel olmayan inançlar olarak adlandırılırlar. Örneğin,”eğer birileri benim için kötü düşünürse, ben mutlu olamam”. Ancak işlevsel olmayan inançlar tek başına klinik depresyona yol açmazlar. Bireyin yaşamında bazı kritik olaylar olduğunda ve bunlar da bireyin inançlarını aktive ettiğinde problem oluşur. İşlevsel olmayan inançlar bir kez aktive olduğunda olumsuz otomatik düşüncelerin oluşmasına yol açarlar.

Olumsuz otomatik düşünceler, amaçlı bir sürecin ürünü olmaktan çok aniden bireyin kafasından geçerler ve bu düşüncelere olumsuz duygular eşlik eder. Bu düşünceler, mevcut yaşantılara, gelecekteki olayların tahminine ya da geçmişteki bir olaya ilişkin olabilir ve sonuçta depresyonun gelişmesine yol açarlar: Davranışsal belirtiler (aktivite düzeyinde düşüş, geri çekilme v.b.), motivasyonel belirtiler (ilgi kaybı, tembellik v.b.), duygusal belirtiler (kızgınlık, suçluluk v.b.), bilişsel belirtiler (yoğunlaşma güçlüğü, kararsızlık v.b.), fiziksel belirtiler (iştah kaybı, uykusuzluk v.b.). Depresyon bir kez oluştuğunda olumsuz otomatik düşünceler giderek daha çok ve daha yoğun meydana gelir ve işlevsel inançlar giderek azalır. Böylece kısır döngü oluşur .

İşlevsel olmayan inançların oluşması İlk yaşam deneyimleri İşlevsel olmayan inançların oluşması Kritik olaylar İnançların aktive olması Olumsuz otomatik düşünceler Depresyon belirtileri Davranışsal Motivasyonel Duygusal Bilişsel Fiziksel Şekil 4. Depresyonun Bilişsel Modeli .

Beck’e Göre Bilişsel Terapinin Temel İlke ve Özellikleri 1) Bilişsel terapiler, duygusal bozuklukların bilişsel modeli üzerine durulmuşlardır. Belirli bir sorunun çözümünde, bir dizi müdahale tekniğinin kullanımından daha öteye anlam taşıyan bu yaklaşımda terapist düşünce duygu ve davranışlarla, bunların altında yatan semalar arasındaki ilişkiyi dinamik bir çerçeve içinde ele alır. Ancak böylesine bir formülasyon sonrasında uygun müdahale teknikleri seçilir. 2) Bilişsel terapiler sorun odaklı, zamanla sınırlı, kısa terapilerdir. Kısa terapiler, hem hasta hem de terapistin sorun üzerinde odaklanmalarını ve hastanın terapi ya da terapiste bağımlılık geliştirmesini önler. Bağımlılık sorunu, uzun süreli tedavilerin önemli sorunlarından biridir

3) Etkili tedavi için iyi bir terapötik ilişki gerekir 3) Etkili tedavi için iyi bir terapötik ilişki gerekir. Terapötik model ne olursa olsun, iyi bir terapötik iliski tedavinin başarılı olması için şarttır. Empati, etkili dinleme becerileri, esneklik, ilgi ve terapötik işbirliği tedavinin değişmez elemanlarıdır. 4) Bilişsel terapiler terapistle danışanın ortak çabalarını ve işbirliğini gerektirir. Beck, yaklaşımının en temel ilkesi olan işbirliğini danışanın kendi düşünce ve inançlarını incelemesi konusuna yönlendirmiş ve her bir inanç ve düşünceyi doğruluğu kanıtlanması ya da çürütülmesi gereken hipotezler gibi ele almıştır. Tedavinin hedefleri, hızı, oturumlar arasında yürütülecek ev ödevleri her zaman danışan ile birlikte belirlenir. Başka bir deyişle, bilişsel terapiler danışana uygulanan değil danışan ile birlikte yürütülen işlemlerdir. Bu işbirliği hep eşit düzeyde olmayabilir. Danışan ne kadar pasif, ne kadar deprese ise, terapistin işbirliğini sağlamadaki rolü o kadar artar. Tedavinin sonlarına doğru terapist daha az görünür olmaya ve sahneyi daha çok danışana bırakmaya baslar. Bu tutum danışana bağımsızlık duygusu vermesi yanı sıra, kendi sorunlarını çözmede sorumluluk almayı öğretir ve tedaviye uyum sorunlarının oluşmasını önler.

5) Bilişsel terapiler daha çok SOKRATİK SORGULAMA yöntemini kullanır 5) Bilişsel terapiler daha çok SOKRATİK SORGULAMA yöntemini kullanır. Bu yaklaşımda hastanın çeşitli soruların cevaplarını kendisinin bulması sağlanır. Yani terapist soruların cevaplarını vermez ancak bu soruların cevaplarını hastanın bulmasına yardımcı olur. Beck, terapisini hastanın temel düşünce ve inanç sistemlerini tehdit etmeden sürdürürken, soru sorma biçimini temel bir terapötik araç gibi görür. Sorulan sorular hastanın; a) kendi düşünce içeriği konusunda daha çok fikir sahibi olmasını, b) kendi düşünce biçimlerini daha iyi anlamasını, c) düşüncelerini çeşitli bilişsel çarpıtmalar yönünden ele almasını, d) düşünce içeriği ve biçimlerinin daha uyumlu olanlarla yer değiştirmesini, e) düşünce ve davranışları ile ilgili olarak geleceğe yönelik planlar yapmasını sağlar.

6) Bilişsel terapiler, direktif ve yapılandırılmış terapilerdir 6) Bilişsel terapiler, direktif ve yapılandırılmış terapilerdir. Kısa terapilerin en önemli özelliklerinden biri yapılandırılmış olmalarıdır. Bu özellik terapiste sorunun tümüyle aynı anda uğraşmak yerine , sorunun çeşitli yanlarıyla ayrı ayrı çalışma fırsatı verir. Başka bir deyişle, tüm yemeği bir lokmada yutmak yerine, her seferinde küçük lokmalar yutmak yemeğin daha iyi sindirilmesini ve tadının çıkarılmasını sağlar. Ayrıca yaşamını yeniden düzenlemek amacıyla terapiye gelen pek çok hasta için yapılandırılmamış, yeterince organize olmamış “serbest -yüzen bir terapi” olabilir. Çeşitli belirsizlikler nedeniyle, kaygısı artmış hastalar için en azından başlangıcında direktif olan bir yaklaşımla oldukça yarar sağlanabilmektedir

7) Bilişsel terapiler, soruna yönelik yaklaşımlardır 7) Bilişsel terapiler, soruna yönelik yaklaşımlardır. Önce sorunlar hiyerarşik bir düzen içinde sıralanır daha sonra bu sorunlar üzerinde ayrı ayrı çalışılır. En sonunda ise birbirinden bağımsız gibi görünen sorunlar arasındaki bağlantılar ele alınır. Bu sorun oryantasyonlu olmayan terapilere göre, daha kısa sürede daha çok “is çıkartmak” anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım sorunun çözümüne terapistin istediği yerden değil, hastanın istediği yerden başlamak anlamına da gelmektedir. 8) Bilişsel terapiler, eğitim modeli üzerine kurulmuşlardır. Terapide, terapistin bilgisinin hastayla paylaşılması önemli bir özelliktir. Bir bakıma terapist hasta’ için kolay ulaşılabilir bir bilgi kaynağı olmaktadır. Karşılıklı olarak sağlanan bilgi alışverişi yalnızca hasta için değil terapist içinde eğitici olmaktadır

9) Bilişsel terapilerin teori ve teknikleri tümevarım metoduna dayalıdır. Teori sırasında hem hasta hem de terapist çeşitli hipotezler kurar ve bu hipotezlerin doğruluğunu araştırır. Bunu yaparken veriler toplanır, analiz edilir ve hiçbir hipotez yeterince araştırılmadan doğru kabul edilmez. Terapi bir bakıma hastayı bir bilim adamı gibi düşünmeye yönlendirir. 10) Ev ödevleri, bilişsel terapilerin en değişmez ve vazgeçilmez öğelerindendir. Hastanın haftada bir terapi oturumlarına gelerek sorunlarının üstesinden gelmesini beklemek gerçekçi değildir. Hasta kendisi için ne kadar çok çaba harcarsa, tedavi o kadar hızlı gider. Tedavi oturumlarında konuşulanların yaşama geçmesi amacıyla, oturumlar arasında hastanın kendi kendine yürüttüğü aktivitelere ev ödevi denir. Ev ödevleri bilginin beceriye dönüştürülmesi için gerekli aktiviteleri içerir. Bu ödevler bilisel düzeyde (otomatik düşüncelerin incelenmesi gibi) verilebileceği gibi davranışsal biçimde (üzerine gitme gibi) de verilebilir (Beck ve Emery,2006 ).

Beck’e Göre Bilişsel- Davranışçı Teknikler Olumsuz otomatik düşüncelerin tanınması (Sokratik Sorgulama):(o an aklından ne geçiyordu?): Kişinin belirgin sorunlarına ilişkin olan bu düşünceler, içeriğinin ve anlamının ne olduğuna bağlı olarak belirli duygularla ilişkili olan düşüncelerdir. Genellikle çok kısa gelip geçici seri ve örtüktürler. Sözcükler ya da imajlar seklinde oluşurlar. Kişiler genellikle bu otomatik düşüncelerinin üzerinde durmadan ve değerlendirmeden doğru olarak kabul ederler. Terapide otomatik düşüncelerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve onlarla daha işlevsel bir şekilde yüzleşilmesi genellikle duygularda olumlu yönde bir değişmeyi sağlamaktadır. Otomatik düşüncelerin sorgulanması; “Bu düşünce için ne gibi kanıtlarınız var?” “Bu durum için başka bir bakış açısı olabilir mi?” “Başka bir açıklama biçimi var mı ?” “Acaba bir başkası bu durumda nasıl düşünebilir?” gibi sorularla uygulanmaktadır

İşlevsel olmayan düşünceler kayıt formu İşlevsel olmayan düşünceler kayıt formu danışanın otomatik düşüncelerini daha etkin bir şekilde değerlendirerek sıkıntısını azaltmak için kullandığı bir “çalışma formu”dur. Örnek bir Kayıt formu;

Tarih /Zaman Olay/ Durum Otomatik Düşünceler Duygular İşlevsel Tepki Sonuç Yaşadıgınız korku duygusuna yol açan olay, anı, düşünce neydi? Yasadıgınız herhangi bir fiziksel duyum var mıydı? Aklınızdan ne tür düsünceler ya da imajlar geçti? O sırada her birine ne kadar inandınız? O anda ne tür duygular yasadınız? (korku ) Bu duygu ne kadar güçlüydü? (0 ile 100 arasında ) O sırada ne tür düsünce çarpıtmaları yapmıs olabilirsiniz? Yukarıdaki soruları kullanarak otomatik düsünce(ler)iniz e karsıt olabilecek bir islevsel tepki olusturun Her tepkiye ne kadar inandıgınızı belirtin Her otomatik düsünceye simdi ne kadar inanıyorsunuz ?

Dikkati başka yöne çevirmek:Danışanın düşüncelerini hemen anında değerlendirip, düşünce tarzını değiştirmesini sağlamak çok daha etkilidir. Ancak bunu yapmanın mümkün olmadığı durumlarda dikkatin dağıtılması, farklı yerlere yönlendirilmesi ya da basa çıkma kartlarının kullanılması yoluna gidilmektedir. Etkinlik programı: Danışanın etkinliklerini izleme, yaptıklarından hoşlanma, başarabilme durumlarının ölçümü ve analizi, olumsuz ruh durumlarının ölçümü ve izlenmesi, hoş ve zor etkinliklerin planlamasını kapsamaktadır.

Davranış denemeleri: Davranışsal deneyler, danışanın düşünce ve varsayımlarının doğrudan sınanmasına yardımcı olan ve tek basına ya da Sokrat tarzı sorgulama ile birlikte kullanılan önemli bir değerlendirme tekniğidir. Problem çözme: Problem çözme becerilerinin kazandırılmasında, sorunun belirlenmesi, çözüm yollarının düşünülmesi, bir çözümün seçilip uygulamaya konulması ve ise yarayıp yaramadığının değerlendirilmesi gibi aşamaları içermektedir

Gevseme (Beck, 2001; Savasır, Soygüt ve Kabakçı, 2003): Gevşeme egzersizleri seans sırasında öğretilip pratik yapılmaktadır. Gevşeme egzersizleri bireyin korkulan bir durumla karşılaşacağını düşündüğünde ortaya çıkan fizyolojik belirtilerin derecesini izlemede ve kontrol altında tutmada yardımcı olur. Farklı kas gruplarını gevşetme yoluyla bireylere rahatlama öğretilir. Önce seanslarda bireylere gevşeme egzersizlerinin nasıl kullanılacağı gösterilir ardından ev ödevi olarak verilir. Bu egzersizlerin etkisi üzerine konuşulur. Başlangıçta 16 kas grubu ile çalışılır daha sonra farklı kaslar üzerinde de çalışılır. Birey vücudunu dinlemeyi, gergin olan kaslarını farketmeyi ve bu kasları gevşetmeyi öğrenir. Bu teknikler daha sonra kaygı yaratan durumlarda kullanılır. Tekniklerin kullanılması bireylere kaygı yaratan durumlarla başa çıkmalarında yardımcı olur.

Akıcı- Duygusal Rol Yapma: Aynı zamanda tez-antitez denilen bu teknikte terapist önce danışandan belirli bir inancının “duygusal” yönünü oynamasını ister. Kendisinin de “mantıksal” yönünü oynayacağını belirtir. Daha sonra roller değiştirilerek danışanın zihnini kurcalayan sorunlarına karşılık vermesine yardımcı olunur. Basa çıkma kartları : Basa çıkma kartları genellikle 5x10 cm boyutlarında olan ve hastanın yanında bulundurduğu (masa çekmecesi, cebi, çantası vb.) kartlardır. Bu kartlar danışanı harekete geçirici telkinlerin bulunduğu kartlardır.

Pasta Tekniği: Danışanların düşüncelerini bir grafik üzerinde görmelerini sağlayarak, böylece hedeflerini belirlemelerine, belirli bir olayda kendisinin, olaydaki rolünün ne olduğunu saptamasına yardımcı olur. Örneğin, danışan sorunlarını ve yaşamında yapacağı değişimleri belirlemede güçlük çekiyorsa ya da yaşamının ne kadar dengesiz olduğunu göremiyorsa, gerçekte zamanını nasıl geçirdiğine ve ideal olarak nasıl geçirmek istediğine ilişkin bir grafik yararlı olabilir. Ya da olumsuz bir olaydaki tüm sorumluluğun kendisinde olduğunu düşünüyorsa, olayın olası nedenleri bir grafik üzerinde gösterilebilir

Örneğin, Öğretmen tarafından çağrılmaktan korkmak; öğretmen tarafından çağrıldığında; 1. Görev ve sorumluluk vermek için çagırmıs olabilir 2. Bir bilgiyi iletmek için çagırmıs olabilir 3. Bir ricada bulunmak için çagırmıs olabilir 4. Uyarmak için çagırmıs olabilir

İmajinasyon- İmajı Sonuna Kadar Götürmek: Terapist danışanın sık sık tekrarlayan, rahatsız edici imajları olduğunu saptadıktan sonra imajlarla başedebilmesi öğretilir (imajı değiştirmek, imajı basa çıkabilir hale getirmek, imajın sınanması vb.). Bunlardan biri imajı sonunda kadar götürmektir.İmajın bilişsel olarak yeniden yapılandırılması sağlanmaktadır

Ev Ödevleri: Ev ödevleri Bilişsel terapide oldukça önemli yer tutmaktadır. Bilişsel terapide her aşamada kullanılan bir tekniktir.Danışanın, kendisini daha fazla eğitmesine, kendisi hakkında veri toplamasına, düşünce ve inançlarını sınamasına ve yeni veriler doğrultusunda değiştirmesine, yeni bilişsel-davranışçı terapi araçlarını uygulamasına, yeni davranışlarla deney yapmasına olanak veren bir tekniktir. Ev ödevleri, terapi sırasında öğrenilenleri pekiştirerek, kişinin kendisine olan güveninin artmasına yol açmaktadır Ev ödevleri uygulamasının amacı bilişsel ve davranışsal değişme için gereken isleri hafta boyunca sürdürmektir

Terapistin kendini açması: Terapistin uygun zamanlarda yaptığı kendisine yönelik özel açıklamalar, danışanların sorunlarını farklı bir bakış açısı ile görmelerine yardım edebilmektedir. Benzetmelerden yararlanma: Terapist, danışanın temel inançlarına daha objektif bir biçimde bakmasına yardımcı olabilmek için, onun bir başka durum üzerinde düşünmesini isteyebilir. Örneğin, çocukluk döneminde annesinin kötü muamelesinden dolayı kendisinin kötü bir insan olduğuna inanan bir danışanın bu inancını değiştirmek için benzer temanın işlendiği bir öykü kullanılabilir

Bilişsel cetvel kullanma: Danışanları çift kutuplu ya ak ya kara tarzındaki düşünce ya da inançlarını değiştirmek için kullanılmaktadır. Danışanların bu teknikle “gri alanları” görmeleri sağlanmaya çalışılmaktadır. Örneğin, danışan “ben üstün başarılı birisi değilsem başarısız birisiyim” şeklinde düşünüyorsa bu durum bir cetvel üzerinde gösterilerek danışanın “üstün başarı” ve “başarısızlık” arasındaki alanları görmesi ve inancını değiştirmesi sağlanabilir.

“Farz edelim ki” şeklinde davranma : Bilişsel terapide, inançlardaki değişmenin davranışta değişmeye yol açması kadar, davranıştaki değişmenin de inançlardaki değişmeyi hızlandıracağı üzerinde durulmaktadır. Bu teknik bu amaçla kullanılmaktadır. Eğer herhangi bir inanç zayıfsa, danışan, hedeflenen davranışı fazla bilişsel bir müdahaleye gerek kalmadan değiştirebilir. Danışan bir kez davranışını değiştirmeye başladığında, inanç zayıflar. Bu durum yeni davranışın sürdürülmesini kolaylaştırır ki bu da inançta daha fazla zayıflamaya yol açar. Böylece olumlu bir gelişme için döngü oluşur

Karar verme: Danışanın kararsızlık çektiği durumlarda düşündüğü her seçeneğin avantaj ve dezavantajlarını sıralayarak bir sonuca varması hedeflenir. Terapist, danışanın her seçeneğin üzerinden geçerek, hangisinin ağır bastığını saptamak amacıyla bir yöntem geliştirmesi ve bu yöntemi kullanarak bir sonuca varmasına yardım eder. Bilişsel-davranışçı modele göre günlük hayatta objektif olarak tehlike taşıyan pek çok durumla karşılaşıldığında kişilerin tehlike ya da tehditle ilgili algıları gerçekçidir. Ancak insanlar kendileri ve yasamla ilgili işlevsel olmayan inançları nedeniyle pek çok durumu tehdit olarak algılamaya yatkın olduklarından sistematik olarak var olan tehlikeyi daha da abartılı değerlendirebilmektedirler.

İlk Terapi Seansının Formatı Bilişsel terapi uygulayan bir terapistin en temel hedefi, terapi sürecini kendisi ve hastası için anlaşılır kılarak, terapiyi en etkili bir şekilde gerçekleştirebilmektir. Standart bir formata bağlı kalması ve hastaya söz konusu terapinin yöntem ve tekniklerini öğretmesi bu hedefine ulaşmasını kolaylaştıracaktır. İlk seans için hazırlıklarını yaparken terapist önce, başvurusu sırasında danışandan alınmış bilgilerle oluşmuş ‘‘ ön görüşme raporunu’’ değerlendirir. Bu rapor, standart bilişsel terapinin o hasta için nasıl uyarlanması gerekeceği konusunda ipuçları verir

İlk seans için terapistin hedefleri; Güven oluşturma/İlişki kurma Danışanı bilişsel terapiyle tanıştırma Danışanı, bilişsel model ve terapi süreci hakkında bilgilendirme Danışanın sorununu ‘’çözülecek bir problem şeklinde’’ yeniden ifade etme, umutlandırma Terapiden beklentileri öğretme, yanlış olabilecek beklentilerini düzeltme Danışanın sorunlarıyla ilgili ek bilgileri araştırma Bu bilgileri kullanıp bir hedef listesi oluşturma

ilk seans için bu hedefler doğrultusunda önerilen format ise şunları içerir: Gündemin belirlenmesi (neden böyle bir gündem oluşturulduğunun açıklanması) Ruh durumunun kontrol edilmesi (objektif test puanlarının da dikkate alınması Danışanın o gün terapide konuşmak istediği sorunun kısaca üzerinden geçilmesi Problemlerin belirlenip gündemin oluşturulması Danışanın bilişsel model hakkında bilgilendirilmesi Terapiyle ilgili beklentilerin araştırılması Hastalığı konusunda bilgilendirilmesi Ev ödevlerinin belirlenmesi Özetleme Geribildirim isteme

İkinci Seans İkinci Seansta kullanılan format, daha sonraki tüm seanslarda aynen uygulanır Kısa özetleme ve ruhsal durum değerlendirilmesi (ilaç-alkol-madde kullanımına yönelik sorular) Bir önceki seansla bağlantı kurulması Gündemin belirlenmesi Ev ödevlerinin gözden geçirilmesi Gündemdeki maddelerin tartışılması ve yeni ev ödevlerinin belirlenmesi, periyodik özetlemeler Son özetleme ve geribildirimin alınması

Üçüncü ve Daha Sonraki Seanslar İkinci seanstan sonraki seanslarda format pek değişmez. İçerik ise danışanın sorunlarına, hedeflerine ve terapistin hedeflerine göre değişir. Terapist başlangıçta gündem maddelerini kendisi önerir, danışanın otomatik düşüncelerini yakalaması konusunda ona yardımcı olur, ev ödevlerini düzenler ve seansı özetler. Terapist ilerledikçe bu konudaki sorumluluk yavaş yavaş danışana aktarılır. Terapinin sonuna doğru gündem maddelerini danışan belirler. Fonksiyonel olmayan tutumlar ölçeği gibi araçlar kullanır, otomatik düşüncelerini kendisi değerlendirir, ev ödevlerini de kendisi belirleyerek, seansın özetlemesini yapar.

Seanslar boyunca ortaya çıkan değişme, otomatik düşünceler yerine, hem otomatik düşüncelerin hem de bunların temelindeki işlevsel olmayan inançların vurgulanmasıdır Depresyondaki bireyler daha başlangıçta çeşitli çeşitli etkinlikleri planlama ve daha aktif olma konusunda cesaretlendirilir. Terapist daha sonraki seanslarda, danışanın bazı düşüncelerini ya da inançlarını sınamak ya da atılganlık becerileri gibi yeni öğrendiği bazı davranışları pratik etmesi amacıyla, davranışsal değişimlere vurgu yapabilir Terapi son aşamasına doğru ilerlerken bir başka değişmede danışanın, terapinin sonlandırılması ve olası kötüye gidişler için hazırlanmasıdır

Otomatik Düşüncelerin Belirlenmesi Bilişsel modele göre, insanın duygularının ve bununla ilişkili fizyolojik ve davranışsal tepkilerini etkileyen şey, herhangi bir durumun kendisi değil, genellikle otomatik düşüncelerle kendisini belli eden, o duruma ilişkin yaptığı yorumlardır. Kuşkusuz, kişiye yönelik bir saldırı, başarısızlık ya da sevilenler tarafından itilmiş olmak gibi bazı olaylar evrensel olarak rahatsız edicidir. Ancak, psikolojik sorunları olan kişilerin genellikle nötr ya da olumlu durumları bile olumsuz olarak algıladıkları bilinmektedir. Sonuçta otomatik düşüncelerinde yanlı olduğu görülür. Bu kişiler, düşüncelerini düzelterek , kendilerini daha iyi hissedebilirler

Otomatik düşünceleri belirlemek öğrenilebilen bir beceridir ve her beceri gibi, pratik yapmayı gerektirir. Bazı kişiler bunu kolayca yapabilir. Diğerleri için ise biraz daha fazla yönlendirme ve pratik gerekebilir. Bu düşünceleri belirlemenin ilk yöntemi, danışanın seans sırasındaki düşüncülerini yakalamaktır. İkincisi ise ‘’ hatırlama’’, ‘’ imajınasyon’’, ‘’ rol yapma’’ ya da ‘’ hipotez üretme’’ teknikleri aracılığıyla kişinin seanslar sırasında yaşamış olduğu problemli bir durumla ilgili otomatik düşünceleri bulup, ortaya çıkartmasını sağlamaktır.

Duyguların Belirlenmesi Bilişsel terapistler için duygular çok önemlidir. Çünkü terapinin temel hedefi kişiyi, yaşadığı rahatsız edici belirtilerden kurtarmaktır. Bunun gerçekleşebilmesi ise danışanın işlevsel olmayan düşüncelerinin değiştirilmesine bağlıdır. Duyguların belirlenebilmesi için; Otomatik düşüncelerle duyguları ayrıştırmak Duygular arasındaki ayrımı yapabilmek Duyguların yoğunluğunu belirlemek gerekmektedir.

Otomatik Düşüncelerin Değerlendirilmesi Danışanların gün içinde, kimi işlevsel olmayan pek çok düşüncesi vardır. Terapist daha ekonomik ve etkili olabilmek için, değerlendirmek amacıyla bir seansta bunlar arasından bir ya da birkaçını seçer. Terapist belirli bir otomatik düşünce üzerinde çalışmaya karar verdikten sonra, bu kararın ne kadar isabetli olduğunu araştırmak için danışana şu soruları sorar: 1. Bu düşüncelere şimdi ne kadar inanıyorsun (%0-%100)? 2. Bu tür düşünceler seni duygusal olarak nasıl etkiliyor? 3. Bu duyguların yoğunluğu nedir (%0-%100)?

Danışanın, bu düşünceye ait inancı çok kuvvetli değilse ve düşüncenin yarattığı sıkıntı çok fazla değilse terapist, bir başka konuya geçmeyi önerebilir. Eğer danışan bu düşünceye çok güçlü bir şekilde inanıyorsa ve yoğun bir sıkıntı yaşıyorsa, şu soruları sorarak o düşünceye odaklanır: Bu düşünce aklından ne zaman geçti? Ne olmuştu? O durumda aklından başka neler geçti? Bedeninde fark ettiğin bir şeyler oldu mu? (Özellikle kaygı düzeyi yüksek bireyler için) Daha sonra ne yaptın?

İşlevsel Olmayan Otomatik Düşüncelerin İşlevsel Olanlarla Değiştirilmesi İşlevsel Olmayan düşünce kayıt formu danışanın otomatik düşüncelerini daha etkili bir şekilde değerlendirerek, sıkıntısını azaltmak için kullandığı bir çalışma formudur. Problemli bir durumu belirledikten sonra, terapist önce, sadece sözel yöntemleri kullanarak danışana, durumla ilgili otomatik düşünce ve duygularını yakalamaya çalışır. İODKF nasıl doldurulacağın gösterir. Danışan, ilk dört kolonu kendi başına başarı ile doldurduktan sonra, terapist, bir sonraki haftaya kadar yapabileceği bazı ev ödevleri belirler. Sonraki seansta, danışanın otomatik tepkileri, fizyolojik tepkileri, duyguları ve durumları doğru bir şekilde tanımlayabildiği kontrol edilir. Eğer sorun varsa, tekrar açıklama yapılır

Eğer danışan ilk dört kolonu başarı ile doldurabilmişse, son iki kolonu nasıl kullanacağı öğretilir. Ev ödevi olarak verilir Daha sonra, forma bağlı kalmadan, sözel olarak yapması istenir Terapist daha sonra yine İODKF kullanıp, danışanın bir başka otomatik düşüncesi üzerinde pratik yapmasını isteyebilir ya da bir başka konuya geçebilir

Ara inançların Belirlenmesi ve Değiştirilmesi Terapistler ara inançları şu tekniklerle belirler: İnancın otomatik düşünce olarak belirtilmiş olduğunu fark edebilir Danışana, bir varsayım cümlesinin ilk bölümünü sunarak gerisini tamamlamasını isteyebilir Danışana bir kural ya da tutumunu doğrudan sorabilir Aşağı doğru ok tekniğini kullanabilir Danışanın otomatik düşüncelerini araştırarak, bunlar arasında ortak bir tema oluşturabilir Danışan tarafından doldurulmuş bir işlevsel olmayan tutumlar ölçeğine bakabilir

Ara inançların değiştirilmesinde kullanılabilecek bazı teknikler; İnançların Değiştirilmesinde Diğerlerinin Referans Olarak Alınması: Danışanlar, diğer insanların işlevsel olmayan inançlarına bakmaktadırlar. Başkalarına bakış açıları daha objektif olduğundan, kendileri için geçerli ya da geçersiz olarak gördükleri durumlarla, diğerleri için geçerli ya da geçersiz olarak gördükleri durumların, ne kadar farklı olduğunu fark etmektedirler. “Farz Edelim ki” Şeklinde Davranmak: Inançlardaki değişmeler, paralel olarak davranışlardaki değişmelere yol açarken, aynı şekilde davranışlardaki değişmeler de ilgili inançlardaki değişmeyi hızlandırmaktır. Eğer, herhangi bir inanç zayıfsa, danışan hedeflenen davranışı daha çabuk ve kolay bir şekilde, çok fazla bilişsel müdahaleye gerek kalmadan değiştirebilmektedir

Derine Doğru İnme Tekniği: Bu teknik, otomatik düşüncenin anlamını ve bunun olumsuz yanını sormaya dayalı bir yöntemdir. Danışana eğer, olumsuz otomatik düşünce doğruysa bunun nesi kötü ya da hasta için bunun anlamı veya zararı nedir diye sorulmaktadır. İnançları Değiştirmek İçin Bilişsel Cetvel: Bu teknik, çift kutuplu olduğu, diğer değişle “ya ak, ya kara” ya da “ya hep ya hiç” tarzındaki otomatik düşüncelerin ve inançların değiştirilmesi için yararlı olabilmektedir

Mantıksal-Duygusal Rol Yapma: Aynı zamanda “tez-antitez” tekniği de denilen bu teknik, terapist diğer teknikleri kullanıp da işe yaramadığında kullanılmaktadır. Özellikle de danışan, söz konusu inancın işlevsel olmadığını entelektüel olarak gördüğünü ancak, duygusal olarak kabul edemediğini, içine sindiremediğini söylediği zamanlarda yararlanılmaktadır. Terapist önce, danışandan belirli bir inancının “duygusal” yönünü oynamasını istemektedir. Kendisinin de “mantıksal” yönünü oynayacağını belirtmektedir. Bunun altındaki mantığı da açıklamaktadır. Daha sonra, terapistle danışan rollerini değiştirmektedirler. Rollerin bu şekilde değiştirilmesi sayesinde danışan mantıksal tartışmayı terapistin örneklediği gibi ifade etme fırsatını bulmaktadır. Terapist, danışanın kullandığı duygusal gerçekleri, aynen danışanın kullandığı sözcüklerle ifade etmeye çalışmaktadır. Danışanın kendi sözcüklerini aynı şekilde kullanıp, yeni eklemeler katmama suretiyle terapist, hastanın kendi zihnini kurcalayan sorunlarına karşılık vermesine yardımcı olmaktadır.

Temel İnançlar Temel inançlar, otomatik düşüncelerden daha derinlerde yer aldığı için, bu inançları ortaya çıkarmak daha zordur. Buna göre, temel inançları saptamanın en önemli yöntemi, danışanın otomatik düşüncelerindeki ortak temalardan yola çıkmaktır. Bu yöntemin daha çok tercih edilmesinin nedeni, yorumdan çok bilgiye dayalı olmasıdır. Burada yapılmaya çalışılan şey, danışanın otomatik düşüncelerindeki ana temaların sevilmeme, çaresizlik, değersizlik ana gruplarından hangisine daha çok uyduğunu saptamaktır. Temel inançları saptamada bir diğer yöntem, değişime dirençli otomatik düşüncelere dikkat etmektir. Bu düşünceler bireyin temel inançlarıyla örtüşüyorsa, bunların üzerinde ne kadar iyi çalışırsa çalışılsın danışan hala böyle hissedebiliyorum diyebilmektedir. Böyle düşüncelerle karşılaşıldığında bunların içerik olarak danışanın temel inancıyla aynı olabileceği akla getirilmelidir Ara inançların değiştirilmesinde kullanılan birçok teknik Temel inançların değiştirilmesinde de kullanılmaktadır

Temel İnanç Çalışma Formu: Terapist, eski bir inancı belirleyip, yenisi üzerinde de çalıştıktan sonra, danışana“Temel inançlar Çalışma Formu” ile tanıştırmaktadır. Temel inançların değiştirilmesi işlemi, ancak danışan otomatik düşüncelerini belirlemeyi öğrendikten, işlevsel olmayan düşüncelerini değiştirebileceğini anladıktan ve terapistle iyi bir terapötik ilişki kurulduktan sonra başlatılmalıdır. Temel İnanç Çalışma Formu‟nun iki bölümü vardır: Üst kısmında, danışanın eski ve yeni inancına ne kadar inandığı saptanmaya çalışılmaktadır. Terapist ve danışan bu formu, artık her seansın başında birlikte doldurmaktadır. Alttaki bölüm ise, eski inancını destekleyen kanıtlara yeni bir bakış açısıyla bakmaya başlayan danışan tarafından, hem seans sırasında hem de seanslar arasında ev ödevi olarak doldurulmaktadır.

Terapiyi Sonlandırmak ve Belirtilerin Tekrar Ortaya Çıkmasını Önlemek Bilişsel Terapinin amacı, danışanın sorunlarının terapist tarafından çözülmesi değil, danışanın kendi kendisinin terapisti olmasını sağlamak ve belirtilerin tekrar ortaya çıkmasını önlemektir. Kendisini danışanın her türlü sorununu çözmekle yükümlü gören bir terapist, danışanın kendisine bağımlılık geliştirmesi ya da gelişmiş olan bağımlılığı pekiştirme riskini göze almaktadır. Ayrıca, danışanın kendi becerilerini sınama ve güçlendirme olanağını da elinde tutmaktadır

Başlangıçta terapi seansları genellikle haftada bir kez olarak belirlenir. İdeal bir durumda, danışan, belirtilerde ki azalmayı fark edip, bilişsel terapi tekniklerini uygulamayı öğrendikten sonra, terapi seansları yavaş yavaş iki haftada bire, daha sonra da üç haftada, dört haftada bire doğru seyrekleşir. Ayrıca, terapinin tamamlanmasından sonra terapistin, 3., 6. ve 12. aylarda birer destekleme seansı yapmasında yarar vardır. Bu seanslarda, danışanın hayatında ortaya çıkan yeni sorunlarla danışanın nasıl başaçıktığı tartışılır.

Örnek Vak’a Eleştirme korkusuyla ilgili bir terapötik yaklaşım, bir tıp öğrencisi vakasıyla açıklanmıştır. Kendi müdahalesi gereken sayısız durumda, danışan engelle karşılaşmıştır. Örneğin bir yabancıya yol gösterirken, kasiyerin verdiği fişi kontrol ederken, kendisine rica edilen bir şeyi reddederken, birisine bir ricada bulunurken veya grupla konuşurken. Danışan yapacağı bir konuşmadan önce terapiste gelir.

Danışan:Yarınki dersten önce sizinle konuşmak zorundayım Danışan:Yarınki dersten önce sizinle konuşmak zorundayım. Çok korkuyorum Terapist: Neden korkuyorsun? Danışan: Sanırım kendimi aptal gibi göstereceğim Terapist: Varsayalım ki öyle. Kendini aptal gibi gösterdin. Bu neden bu kadar kötü olsun ki? Danışan. Bu duyguyla asla yaşayamam Terapist: ‘‘Asla’’ uzun bir süre. Şimdi buraya bak, varsayalım ki sana güldüler. Sen bu yüzden ölürmüsün? Danışan: Tabii ki hayır

Terapist: Örneğin onlar senin yeryüzünde yaşayan en kötü konuşmacı olduğuna karar verdiler. Bu senin gelecekteki kariyerini etkiler mi? Danışan: Hayır. Ama iyi bir konuşmacı olursam iyi olur Terapist: Eminim ki iyi olur. Şayet başaramazsan ailen veya eşin seni reddeder mi? Danışan: Hayır. Onlar çok iyi insanlar Terapist: O halde bu kadar kötü olan ne? Danışan: Kendimi çok kötü hissedeceğim Terapist: Ne kadar süre boyunca? Danışan: Bir iki gün kadar

Terapist: Peki ya sonra Danışan: Sonra iyi olurum Terapist: ve sen kaderin pamuk ipliğine bağlıymış gibi kendinden korkuyorsun Danışan: Evet haklısın, bütün geleceğim şansa bağlıymış gibi hissediyorum Terapist: Şimdi bir iz üzerinde yürürken düşüncen karışmış. Ve sen herhangi bir yanlışı dünyanın sonuymuş gibi değerlendirme eğilimindesin. Burada yapman gereken tek şey yanlışları doğru bir şekilde değerlendirmen. Yani hedefe ulaşırken yaptığını bir başarısızlık olarak gör, bir felaket olarak değil. Yanlış ölçütlerine meydan okumaya başlamalısın

Daha sonra danışana ev ödevleri verilerek, otomatik düşüncelerini, İşlevsel Olmayan Düşünce kayıt formuna yazması istendi. Otomatik düşüncelerinin farkına varılması sağlandı. Danışana, başarısızlığın bir felaket olmadığı fikrini değiştirmede yol gösterildi. Danışanın bu düşüncesi değişti. Geri kalan terapi seanslarında, danışan diğer durumlarda rahatsızlık veren uyumsuz düşüncelerle başa çıkma konusunda kendisi geliştirdi. Pratikleri kendiliğinden yaptı.

Bilişsel Davranışçı Terapi Çatısı Altında Grup Süreci Bilişsel-davranışçı yaklaşıma dayalı grup yaşantısı, danışanların düşünce algı, inanç beklenti gibi bilişsel öğelerini odak alan ve davranışsal teknikler aracılığıyla davranışı değiştirmeyi, bilişsel yapı ve süreçleri etkilemeyi hedefleyen, yönlendirici ve öğretici yaklaşımın uygulandığı bir süreçtir. Bilişsel-davranışçı grup uygulaması, psiko-eğitimsel (psychoeducational) bir yaklaşım olarak görülmekte ve grup uygulamaları için uygun bir tedavi modeli olarak tanımlanmaktadır

Bilişsel -davranışçı terapide, grup uygulamalarında iyileştirici sonuçlar iki temele dayanmaktadır; klasik Bilişsel -davranışçı tekniklerin kullanılması ve küçük grup içerisindeki etkileşim. Bu uygulamalarda, terapistle ilgili faktörler (liderlik nitelikleri, grup sürecine olan dikkati), danışanlarla ilgili faktörler (bireysel beceriler, empati gibi) ve yapısal faktörler (oturumların uzunluğu, sıklığı, ortam) yanıt üzerinde etkilidir

Grup süreci içerisinde; • Grup üyelerinin semptomlarının diğerlerine olan etkisi, • Grup üyelerinin kişilik yapılarının diğerlerine olan etkisi, • Bir grup üyesinde görülen iyileşme/kötüleşmenin diğerlerine etkisi, • Grup üyelerinin diğerleriyle etkileşim şekilleri, • Terapist ve grup arasındaki terapötik ilişki, • Grup üyeleri arasındaki terapötik ilişki, • Grupta devamsızlık veya isteksizliğin etkileri,

• Grupta bireysel değişkenlerin etkileri (Danışanın beklentileri, terapiyle danışanın doyumu danışanın grup terapisi için uygunluğu), • Gruptaki değişim mekanizmaları (esinlenme, dahil olma, grupta öğrenme, kendine odaklanmanın değişmesi, grup bütünlüğü, grup içerisindeki duygusal süreçler)terapi sürecinde etkilidirler . • Bilişsel- davranışçı terapi çatısı altında grup sürecinin, psiko-eğitim, öğrenme, kendine odaklanmanın değişmesi, duygu, düşünce ve davranışlarını ifade edebilme, motivasyon sağlama gibi farklı işlevleri vardır

ÖRNEK GRUP VAK’A Amaç: Grup üyelerinin, boşanma gibi olumsuz olaylara bile işlevsel düşünce biçimiyle yaklaşılabileceği konusunda farkındalık kazanmalarını sağlamak. Bu bakış açısını, gündelik yaşamlarında “felaket-dünyanın sonu gibi algıladıkları durumlara uyarlayabilmeleri için teşvik etmek ve cesaretlendirmek

Film İzleme: Üyelerle haftayı nasıl geçirdikleri ile ilgili kısa bir sohbet yapıldıktan sonra “Çocuklar Duymasın” adlı dizinin bir bölümü videodan izlenmiştir. Bu bölümde, anne ve baba anlaşamadıkları için boşanmaya karar verirler, bu karara kulak misafiri olan çocuklar, çok üzülür ve durumdan habersizmiş gibi, evde romantik bir ortam ve yemek hazırlayarak ana-babalarını yeniden birbirlerine aşık etmeyi planlarlar ve bu plan başarıya ulaşır.

Filmle Kişisel Yaşantılar Arasında Bağlantı Kurma: Gruba, bu bölümde kendinize yakın hissettiğiniz bir şey oldu mu, hangi karakteri kendinize yakın hissettiniz, hangisinden hoşlanmadınız, sizce bu bölümün adı ne olabilir diye soruldu. Bir üye gözleri dolu dolu; “bence anne ve babalar boşanmasın olmalı” diyerek, 11 yaşındayken benzer bir olayı yaşadığını, bu yüzden dizideki çocukları kendisine çok yakın hissettiğini, kendisine 11 yaşında yaşadığı ve hala taşıdığı korkuyu hatırlattıklarını söyledi. Yöneticinin¸”Bizimle paylaşmak ister misin, oynayalım mı sorusuna, “İsterim ama çok özel, nasıl olur bilmiyorum, buradakilerin bir kısmı annemi babamı tanıyor” deyince grup üyeye gizlilik ilkesini hatırlattı ve paylaşılanların bu odanın dışına taşınmayacağı konusunda garanti verdi. Üye oynamayı kabul ederek, aklında kalan sahneyi anlattı.

Oyunun Kurulması: Baş-oyuncu gruptan anne ve babasını seçti, eşleme yaparak onları rollerine hazırladı.Anne, eşinin bir çalışanı ile ilişkisini öğrenince birkaç gün evden ayrılmıştı. Çocukları için eve döndüğü akşam çocuklar onları yakınlaştırmak için bir sofra hazırlamışlar ve sessizce bir köşeye çekilmişlerdi. 11 yaşındaki protogonist, annesi ve babası arasındaki olumsuz dialoğu kaygıyla izlemekteydi. Yönetici sessizce ağlamaya başlayan protogoniste; “ne hissediyorum?” diye sorunca protogonist; “şaşkınım, boşanırlarsa diye üzülüyorum ve korkuyorum, birkaç gün öncesine kadar hayat dolu, neşeli birisiydim şimdi ise çok mutsuzum” diye cevap verip hıçkırarak ağlamıştır. Boşanmanın 11 yaşındaki bir çocuk için anlamı sorulduğunda; “korkunç, felaket, bizim ailemizin başına gelmemesi gereken bir şey” diye yanıt vermiştir. Yönetici protogoniste sarılarak “11 yaşında bir çocuk olarak boşanma olasılığını felaketle eşitlemem, bu nedenle korkmam, üzülmem çok doğal, ben bir çocuğum” diyerek empati yapmış ve sakinleşmesini beklemiştir. Yönetici baş oyuncudan şimdiki yaşına dönmesini istedikten sonra aralarında şu dialog gelişmiştir;

Çözümleme: Yönetici : ”Şimdi 20 yaşında, bu konuda ne düşünüyorsun?” Protogonist:”Benzer biçimde düşünüyorum, hatta bu durumun ileride kendi çocuklarımın başına gelmemesi için evlenmeyi düşünmüyorum. Yöneticinin: “Dizide kendine yakın hissettiğin çocukların benzer bir çıkarımları var mı? “ Protogonist: “Yok, çünkü onlar benim gibi anne-babalarının birbirlerine söyledikleri kötü sözlere, kavgalara tanık olmadılar, onların annesi evi teketmedi, ben dünyanın sonu geldi sanmıştım, O’nlar da üzüldüler ama dünyanın sonu gibi düşünmediler” . Yönetici:” O’nların anne-babaları seninkilerden farklı ne yaptı da durumu felaket gibi değerlendirmediler?” Protogonist: “:Çocuklarının yanında tartışmadılar, evi terk etmediler ve çocukların durumu farkettiğini anladıklarında O’nlarla bu normal bir durummuş gibi konuştular. Biz sizi de, birbirimizi de seviyoruz ama anlaşamıyoruz, büyüklerin dünyasında böyle şeyler olur, büyüyünce daha iyi anlayacaksınız dediler. Bizimkiler böyle yapmadılar”. Yönetici:”Eğer senin anne-baban dizidekiler gibi davransa boşanma olayına şimdi daha farklı nasıl yaklaşırdın?” Protogonist:”Herhalde boşanma lafını duyunca bu kadar korkmazdım ve bir felaketmiş gibi görmezdim

Bilgilendirme: Yönetici:”Boşanma=dünyanın sonu, felaket, benim başıma gelmemeli diye düşündüğünde ve korku ve kaygı hissediyorsun ve ileride çocuklarının başına gelmemesi için hiç evlenmemeliyim gibi olumsuz bir karar alıyorsun. Olaya bir de şöyle bakarsak; boşanma elbette istenmeyen bir durum, bununla beraber yaşam herzaman iyi ve güzel şeyleri sunmuyor, böyle olsa iyi olurdu ama ne yazık ki bu yaşamın gerçeklerine uymuyor, bizim kontrolümüz dışında iyi şeyleri de getirebiliyor yaşam, kötüleri de. Bazen anne ve babalar anlaşamayabilirler ve çocuklarını sağlıksız bir ortamda yetiştirmektense ayrılma kararı alabilirler, bunu çocuklarına makul bir biçimde açıklayabilirlerse çocuklar bu durumu bir felaket olarak değerlendirmeyebilirler, biçiminde bir bakış açısını nasıl değerlendiriyorsun, uygun mu?” Protogonist:”Evet, benimkinden daha iyi hissettiriyor. Yaşamda herzaman iyi şeyler olmuyor haklısınız, kötü bir durum olduğunda kendimizi bırakmamamız lazım. İlk toplantıda söylediğiniz şey doğru olumsuz düşündüğümüzde, olumsuz hissediyor, olumsuz davranıyoruz”.

Yönetici:”Şu anda boşanmayla ilgili düşünce ve duygularını nasıl değerlendiriyorsun?” Protogonist:”Daha önce bu açıdan hiç bakmamıştım. 11 yaşında küçük bir çocukken herşey gözümün önünde yaşandığı ve bana hiç açıklama yapılmadığı için çok korkmuştum bu bir çocuk için normal. Ama bu olaydan yola çıkarak evlenmeme kararı almam abartılı. Yaşam herzaman iyi şeyler getirmiyor, eğer olur da ileride böyle bir durumla karşılaşırsam bunu bir felaket olarak görmeyip, çocuklarımı hazırlamaya, benim 11 yaşımdaki halim gibi hissetmemelerine yardımcı olmaya çalışırım”.

Uygulama: Yönetici baş oyuncudan 11 yaşındaki halini oynayacak birisini seçmesini istedi. Yönetici protogonisti sahneye çağırarak 11 yaşındaki kendine neler söylemek istersin deyince, “daha çok küçük olduğun için boşanacaklar diye korkman çok doğal, anne ve babaların dünyasında bazen böyle olaylar olabiliyor, korkma onlar seni seviyorlar, sen de onları seviyorsun bir şey değişmedi” dedi ve oyun sonlandırıldı.

Yaşananların Yorumu: Protogoniste oturuma ilişkin duygu ve düşünceleri sorulduğunda, içinde herzaman sızıyla taşıdığı bu olayı grupla paylaştığı için başlangıçta bir utanma yaşadığını ama sözsüz desteklerini ve paylaşımlarını hissettikçe bu duygunun kalmadığını, rahatladığını, hafiflediğini ve anne ve babasının boşanmamalarına rağmen o olayı her hatırladığında hissettiği korku ve üzüntünün yok olduğunu, evlenmeme kararından vazgeçtiğini ifade etti.

Grup Üyelerinin Paylaşımı ve Sonuç: Rol alan oyuncular, oynadıkları rolden hoşlanmadıklarını, rollerinden çıkınca rahatladıklarını ifade ettiler. Grup, yeni bakış açısı sunulmadan önce olayı protogonist gibi değerlendirip, onunla benzer uyguları hissettiklerini ancak yeni bakış açısıyla düşüncelerinin farklılaştığını, yaşamlarındaki pek çok olumsuz durumu felaket gibi görme, seçeneksiz olduklarını sanma hatası yaptıklarını farkettiklerini ifade ettiler. Oturum düşünce hataları listesinin dağıtılması ile sonlandırıldı.

Bilişsel Davranışçı Yaklaşımın Katkıları Beck kaygı, fobiler ve depresyonun tedavisinde öncü çalışmalar yapmıştır. Bugün hem kaygı hem de depresyonda kullanılan ampirik olarak geçerli yöntemleri psikoloji alanında devrim yaratmıştır Depresyon ve kaygıyı diğer kuramlara göre, nispeten kısa bir zamanda tedavi edebilir Bilişsel Terapi danışanın iç dünyasına odaklanan, yapılandırılmış, aktif bir yaklaşım sağlar En güçlü yanlarından biri de eklektik olmasıdır. Diğer yaklaşımlarla birlikte kolayca uygulanabilir Bilişsel yaklaşımın önermelerinin çoğu son 20 yılda yoğun olarak uygulanmış ve test edilmiştir. Güvenilir sonuçlar vermiştir Gizemli ya da karmaşık değildir. Bilginin terapistten danışana aktarılması kolaydır

Bilişsel-Davranışçı Yaklaşımın Sınırlılıkları ve Yöneltilen Eleştiriler Bilişsel Terapistler bilinçdışı ve gizli çatışmaları keşfetmezler, bunun yerine şematik değişimleri gerçekleştirmek için içinde bulunulan anda danışanla çalışırlar Olumlu düşünmenin gücüne aşırı odaklanır Danışanın geçmişinin önemini reddetmesi Aşırı teknik eğilimli olması Terapotik ilişkiyi kullanamaması Sadece semptomları saf dışı bırakmaya çalışması Zorlukların altında yatan nedenleri keşfedememesi Bilinçdışı faktörlerin rolünü göz ardı etmemesi Duyguların rolünü görmezden gelmesi nedeniyle eleştirilir