BOŞALTIM SİSTEMİ (URİNER SİSTEM) HİSTOLOJİSİ Prof.Dr. Ali OTLU

Slides:



Advertisements
Benzer bir sunumlar
DOLAŞIM SİSTEMİ İÇERİK Dolaşım sisteminin elemanları - Kan - Kalp
Advertisements

SAĞLIK Sağlık Okuryazarlığı - Kadın Üreme Sistemi -
BOŞALTIM SİSTEMİ *Gelişimi *Böbreklerin Histolojik Yapısı
BOŞALTIM SİSTEMİNİN GELİŞİMİ
TİMUS.
LENFORETİKÜLER SİSTEM HİSTOLOJİSİ
Hazırlayan  Ercan YÜRÜK Fen Ve Teknoloji Öğretmeni 
DENEME VE KONU DEĞERLENDİRME SINAVI
Giriş Organizmanın canlılığını sürdürebilmesi için gerekli en önemli madde oksijendir. Oksijensizliğe en duyarlı organ beyindir. Solunumun asıl fonksiyonu.
YAPISAL BÜTÜNLÜĞÜN PRENSİPLERİ
BOŞALTIM SİSTEMİ Hücrelerde metabolizma sonucu oluşan artıkların dışarı atılmasına boşaltım denir. Kararlı bir iç ortam oluşmasını sağlayan düzenleyici.
SAĞLIK Sağlık Okuryazarlığı - Erkek Üreme Sistemi -
Ali DAĞDEVİREN BOŞALTIM SİSTEMİ Ali DAĞDEVİREN.
Sindirim.
Bowman Kapsülü Bowman kapsülü nefronun fincan şeklindeki ağız kısmıdır. Aralarında boşluk bulunun iki katlı epitel hücrelerden oluşur. Dış duvarı basit.
KAN DOKU.
ANATOMİ VE FİZYOLOJİ Dolaşım Sistemi 10 – 17 Mart 2014.
BOŞALTIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ
*HAZIRLAYANLAR *ECE MISIRLI *KÜBRA EREL
Besin maddelerinin oksijenli ve oksijensiz
BÖBREKLER VE BOŞALTIM SİSTEMİ.
Böbrek İşlevleri Böbrekler metabolizma sonucu oluşan atık ürünlerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan sistemdir. En önemli işlevi homeostazı korumaktır.Kan.
FEN BİLİMLERİ ÖĞRETMENİ : EMİNE KURTEL
DOLAŞIM SİSTEMİ.
Sistemleri Anatomisi ve fizyolojisi
KANIN BİLEŞİMİ VE İŞLEVLERİ
İLAÇLARIN MEKANİZMALARI
DOKULAR.
CANLI VÜCUDUNDA BOŞALTIMA NEDEN İHTİYAÇ VARDIR?
ÜNİTE DEĞERLENDİRME -Çoktan Seçmeli Test.
BOŞALTIM SİSTEMİ.
BÖBREĞİN TOPOĞRAFİK ANATOMİSİ VE FONKSİYONLARI
CANLILARDA ÜREME, BÜYÜME VE GELİŞME
VÜCUDUMUZDAKİ SİSTEMLER
Yrd. Doç. Dr. Gülşah SEZEN VEKLİ
BÖBREK VE İDRAR BİYOKİMYASI I
ÜRİNER SİSTEM.
RETİNA.
BOŞALTIM SİSTEMİ fsinemb.
FİZYOLOJİYE GİRİŞ VE HOMEOSTAZ
Boşaltım Organları (Organa Urinaria)
BOŞALTIM SİSTEMİMİZ VUCUDUMUZDAN ATIKLARI UZAKLAŞTIRIR
ÜRİNER SİSTEM FİZYOLOJİSİ
Kan ve Kalp Yrd. Doç. Dr. Bahadır Namdar
Boşaltım Sistemi Yrd. Doç. Dr. Bahadır Namdar
Yrd. Doç. Dr. Kadri KULUALP Yrd. Doç. Dr. Önder AYTEKİN
ÜROGENİTAL SİSTEM.
BOŞALTIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ
Fen Ve Teknoloji Üreme Sistemi Göker Kökten 6/A 817 Sağlık Slaytları
A. Gaz Alışverişi Gaz alış verişi: Canlılar hücresel solunumda kullanılan oksijeni hücre içine almak ve oluşan karbondioksiti hücreden uzaklaştırmak amacıyla.
BOŞALTIM SİSTEMİ.
BOŞALTIM SİSTEMİ ZEYNEP GÜL.
Hücre Vücudumuz hücrelerden oluşmuştur.
BOŞALTIM SİSTEMLERİ.
BÖBREK FONKSİYONLARI VE İDRAR OLUŞUMU
EKSTRASELÜLER MATRİKS (ECM)= HÜCRELER ARASI MATRİKS
Trombositler ve kanın pıhtılaşma mekanizması
HAYVAN HÜCRESİNİ TANIYALIM….
Dolaşım Sistemi ve Hastalıkları
Kanatlı Hayvanlarda Boşaltım Fizyolojisi
İÇ GENİTAL ORGANLAR İç genital organlar vajina, uterus, tubalar ve overlerden oluşmaktadır. Bu organlar kemik pelvis içinde yer alır.
İNSANDA BOŞALTIM SİSTEMİ. İNSANDA BOŞALTIM SİSTEMİ.
Her sistemin kendine özgü görevleri olmasına karşın bu görevleri diğer sistemlerden bağımsız olarak gerçekleştiremez. Egzersizle yukarıdaki açıklamanın.
CANLILIK HÜCRE İLE BAŞLAR
HAYVANSAL DOKULAR.
Meme Dokusunun İç Yapısı
HÜCRE ZARINDA TAŞIMA PROF. DR. SERKAN YILMAZ.
  Vajina; yukarıda uterus boynu, aşağıda vulva arasında oblik olarak uzanan fibro-muskuler yapıda boru şeklinde bir organdır. Vagina, iki labia minör.
Üriner Sistem.
Sunum transkripti:

BOŞALTIM SİSTEMİ (URİNER SİSTEM) HİSTOLOJİSİ Prof.Dr. Ali OTLU   Prof.Dr. Ali OTLU

Çalışan bir fabrika faaliyetlerini devam ettirebilmek için üretim sırasında ortaya çıkan tüm atık ürünlerini devamlı bir şekilde uzaklaştırmak zorundadır. Tarifi imkansız, süper bir fabrika olan vücudumuzda da bilinen binlerce metabolik reaksiyon sonucunda çok çeşitli atık ürünler oluşmaktadır. Hayatın sorunsuz devam edebilmesi için (homeostasis) bu atık ürünler düzenli olarak vücudumuzdan uzaklaştırılır.

Akciğerler, karaciğer, deri ve kalın bağırsak gibi organlarımız, kendi özel görevlerinin yanısıra, bu atık maddelerden bazılarını vücuttan uzaklaştırmak gibi artı görevler de yaparlar. Örneğin; deri vücudumuzdan suyun ve tuzun fazlasını terleme yoluyla dışarı atar, aynı zamanda bu sayede vücut sıcaklığı da korunmuş olur. Akciğerler kan içindeki karbon dioksiti ve suyu soluk verme esnasında vücut dışına atar. Karaciğer proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan zehirli maddeleri üreye dönüştürerek atılmasına olanak verir.

Kalın bağırsak su, safra ve besin atıklarının dışkı şeklinde vücuttan atılmasını sağlar. Böbrekler ve devamını oluşturan yollar ise; kanda bulunan ve vücut için zararlı olan tüm metabolik atıkların karaciğerde hepatositler tarafından birleştirilerek oluşturulan son ürünlerin (üre, ürik asit, kreatin) vücuttan uzaklaştırılmasıyla görevlidir ve bu organlar dizini boşaltım sistemi veya urinary sistem olarak adlanır.

Bu sistem; idrarı oluşturan bir çift böbrek, ileten iki adet ureter, depo eden bir idrar torbası ve onu boşaltan bir urethra’dan oluşur. Renal glomerullerde süzülen hypotonik filtratın içindeki proteinler, iyonlar, birçok yararlı maddeler ve su tekrar nefronun diğer bölümlerinde reabsorbe edilir ve sonuçta oluşturulan hypertonik idrar boşaltım yoluna geçer, böylece kan homeostasisi ( homoios: benzer, stasis: tutma ) korunmuş olur.

Bu organlar; - Organizmada metabolizma sonucu oluşan son ürünlerin (üre, ürik asit, kreatinin vs ) kandan süzülmesini ve dışarı atılmasını sağlarlar. Böylece üre ve diğer azotlu maddeler kandan süzülüp dışarı atılır. Vücut sıvıları içerik ve yoğunluk bakımından düzenlenmeye çalışılır.

- Böbrekte idrar yapımı esnasında vücudun genel su miktarının ve tuz konsantrasyonunun ayarlanması, asit baz dengesi ve hücre dışı sıvı hacminin korunması da sağlanır. - Böbreklerde ayrıca, kan basıncını etkileyen renin ve kırmızı kemik iliğinde eritrosit yapımını uyaran eritropoietin (eritropoietin aynı zamanda bir ön hormon olarak D3 vitamininin aktifleşmesini de sağlar) hormonlarıda üretilmektedir.

BÖBREKLER ( RENES ) - Böbrekler hem ekzokrin hem de endokrin çalışan bir bez olarak da düşünülebilir. - Ekzokrin salgısı idrar, - Endokrin salgısı ise renin ve eritropoietin'dir.

Bel bölgesinde, karın boşluğunun arka kısmında, üst lumbar vertebranın her iki yanında, retroperitoneal olarak yerleşmiş, fasulye biçimli bir çift organdır. Yaklaşık 120-160 gram ağırlığında, 10 cm uzunluğunda, 5 cm genişliğinde, 3 cm kalınlığındadır. Renal fasiya ve koruyucu kalın bir yağ dokusu içinde gömülü olan böbreğin üst ucu böbrek üstü bezlerini de (adrenal gland) içerir.

Böbreğin temel görevi böbrek arteriyle aldığı kanı süzmektir. Vücudun tüm kanı her beş dakikada bir böbrekten geçer. Dakikada 125 mililitre filtrat üretilir fakat bunun 124 mililitresi geri emilir, böylece günde yaklaşık 1-2 litre idrar çıkartılılır.

Böbrek kapsülü: Böbrekler en dıştan ince, fakat kollagen ipliklerden zengin olduğu için sağlam bir fibröz kapsüla ile örtülmüştür. Kapsülde az sayıda elastik iplik de bulunur. Yaşla birlikte kapsülün kalınlığı ve elastisitesi artar. Kapsül açıkca belirgin iki tabaka gösterir; dış tabaka fibroblastlar ve kollagen lif ağırlıklı olup fibröz yapıdadır. İç tabaka ise daha hücresel yapıda olup çok sayıda myofibroblast benzeri hücre içerir. Bu myofibroblastların tam görevleri bilinmemekle birlikte kontraktiliteleri sayesinde böbreğin süzme görevine katkıda bulundukları kabul edilmektedir.

Kapsül, böbreğin dışbükey yüzünde organ içine septalar göndermediğinden böbrek dokusundan kolayca ayrılabilir. Kapsüla, hilus adı verilen içbükey yüzden ise organ içerisine girerek yayılır ve böbreğin interstisyumunu (stroma'yı) meydana getirir. İnterstisyumun barındırdığı tüm yapılar ise böbreğin parenşim üniteleridir.

Organın hilus'undan a. renalis girer, v. renalis ve ureter çıkar. Ureter'in üst kısmı hilus'u dolduracak şekilde genişlemiştir, bu kısım pelvis renalis adını alır. Pelvis renalis önce iki büyük ( calix majores), daha sonrada toplam 8-20 adet küçük ( calix minores ) kupalara ayrılmıştır. Her bir minör kaliks bir adet papilla renalis kucaklar. Her papilla renalis , ilgili kalikse 10-25 adet delikle (foramina papillaria ,area criprosa) açılır.

Böbrek üre salgılayan bileşik tubuler bir bez olarak düşünülebilir. Çok sayıdaki bu üre üreten tüpler başlıca iki kısımdan oluşmuştur. Farklı embriyolojik orijinli olmalarına rağmen birbirinin devamı tüpler oluşturan bu kısımlar şunlardır:

A. Nephron: Metanefrotik taslaktan ( nefrogen mezenşimden ) gelişir A. Nephron: Metanefrotik taslaktan ( nefrogen mezenşimden ) gelişir. 30-40 mm uzunluğundadır. Her böbrekte 1 milyondan fazla nefron bulunur. B. Toplayıcı kanallar: Mezonefroz’dan (Wolff kanalı) gelişir. 20 mm kadar uzunluktadır. -Nefronlar ürenin salgılanmasından, - Toplayıcı borular ise üreyi pelvis renalise boşaltmaktan sorumludurlar.

Bu parenşim üniteleri ve interstisyum (stroma) böbrekte kendine özgü bir yayılış gösterir, şimdi bununla ilgili tanımlamaları dikkatle takip edelim: Böbreği keskin bir bıçakla uzunlamasına ikiye bölüp çıplak gözle incelediğimizde; açıkca belirgin iki bölge ayırdedilir: - Renal korteks ve - Renal medulla.

Renal korteks böbrek kan damarları dağılımının %90 nına yakınını içerdiğinden kırmızımsı-kahve renkte, Renal medulla ise daha çok idrar toplayıcı borucukları içerdiğinden (kan damarı sıklığı %5-10) açık renkte izlenir. Medulla korteksin yaklaşık iki katı kalınlıktadır. Korteks böbreğin dış kısımlarını, medulla ise böbreğin pelvise dönük iç kısımlarını yapar. Medulla , tabanları kortekse dayalı, koni biçiminde kütlelere ( medulla piramidleri veya böbrek piramidleri adı verilir) ayrılmıştır.

- Korteks- medulla arasındaki sınır girintili çıkıntılıdır - Korteks- medulla arasındaki sınır girintili çıkıntılıdır. Bu durum , açık ve gergin vaziyetteyken birbirinin arasına girmiş iki elin parmaklarını andırır. - Renal korteks içerdiği oluşumların iyi boyanmasından dolayı koyu renkli, renal medulla ise yine içerdiği birbirine paralel seyirli kanallardan ötürü çizgili ve bunların soluk boyanması sonucu da açık renkli görünür.

İnsan böbreği dış yüzü düz fakat çok papillalı tip olduğundan, renal medulla birçok ( 8-20 adet olabilir) piramid şeklindedir ( renal piramidler ), piramidlerin tepesi minör kalikslere tabanı ise renal kortekse doğrudur. (Embryonal dönemde böbrek , birbirinden bağımsız lobcuklar ( renculus'lar= böbrek piramidleri) halinde oluşur. Doğumdan sonra bu renculus'lar kısa sürede birbirleriyle birleşerek gelişmelerini tamamlarlar. Bu gelişmenin derecesine göre farklı böbrek yapıları ortaya çıkar. İnsanda böbrek piramidlerinin birleşmesi sadece kortekste gerçekleştiğinden, dış yüzü düz fakat çok papillalı böbrek tipi oluşmuştur) .

Renal lob (böbrek lobu): Bir renal piramid ve onun korteksten ibaret olan başlığını içeren böbrek kısmı ; renal lob (böbrek lobu) olarak adlanır. Böbrekte lob sayısı medulla piramidleri sayısına eşittir (Fetal böbrekte lob organizasyonu gayet belirgin biçimde takip edilebilir. Her lob dıştan bir konveksite şeklinde görülür, doğumdan sonra bu konveksite düzleşerek kaybolursa da, bazı durumlarda 10 yaş civarına kadar veya daha ileri yaşlara kadar varlığını devam ettirebilir) .Renal lob’un kortekse ait kısımlarında birçok nefron, medullaya ait kısımlarında ise çok sayıda toplayıcı borucuklar bulunur.

Renal lobül (böbrek lobçuğu): Her böbrek lobu birçok böbrek lobcuğuna ayrılır. Piramidlerin tabanlarından çıkıp korteks içine doğru ışınsal şekilde uzayan medulla kısımlarına medullar radiuslar ( Ferrein piramidleri ) adı verilir. ( Ferrein piramidlerinin duruşuna dikkat ediniz; bunların tepesi korteks derinliklerine doğru tabanları ise medullaya dayalı ).

Her bir renal lobda; yukarıda da değinildiği gibi, piramidlerin tabanlarından çıkıp korteks içine doğru ışınsal şekilde uzayan bir çok medullar radius (Ferrein piramidleri) vardır. Bu kısım da çoğu yazarlar tarafından korteks’e ait olarak düşünülür. Bu medullar radiuslar içinde nefron bölümlerinden olan Henle kulpu’nun başlangıç ve son kısımları ile toplayıcı kanalların başlangıç kısımları ve küçük kan damarları bulunur. Bu medullar radius’ların sağında solunda Nefron ve onun bölümleri bulunur.

Bir renal lob’da, bir medullar radius ile ona drene olan nefron kısımları birlikte bir renal lobül (böbrek lobcuğu) olarak adlanır. Anlaşılacağı gibi, renal lobül’ün eksenini medullar radiuslar oluşturur. Böbrekte, renal lobül fizyolojik temel birimı olarak düşünülür ( yani; renal lobül = bezsel sekresyon ünitesi). Renal lobulün merkezi açıkca belirgin olduğu halde bunlar arasındaki sınır net olarak belirgin değildir.

Böbrek lobları arasındaki kısımları dolduran ( yani lobları birbirinden ayıran, sınırlandıran) korteks uzantılarına korteks labirintleri ( kortikal labirintler, columna renalis Bertini, Bertini kolonları ) adı verilir. Bu kortikal labirintler korteksin diğer kısımlarıyla aynı yapıları içermelerine karşın, medullanın bir bölümü gibi kabul edilirler.

BÖBREKLERİN KANLANMASI: Böbreklerin kanlanması ve fonksiyonu arasındaki ilişki diğer organlardan biraz farklıdır. Bu nedenle böbrek kanlanmasının iyi öğrenilmesi onun fonksiyonel yapılarının da iyi öğrenilmesine yardımcı olur.

Böbreklere kan a. renales 'lerden gelir. A. renales böbreğe girmeden önce ön ve arka iki dala ayrılır, bunlar hilustan girer ve tekrar dallara ayrılırlar, a. interlobares adını alan bu dallar terminal arter'lerdir, birbirleriyle anastomoz yapmazlar. A. interlobares'ler columna renales Bertini'ler içinde seyreder ve korteks-medulla sınırında , böbrek yüzeyine paralel seyreden a. arcuata' ları yaparlar.

Bunlardan korteks içine doğru ışınsal seyreden a Bunlardan korteks içine doğru ışınsal seyreden a. interlobulares'ler ayrılır. Bunlardan da , seyirleri boyunca sağlı sollu a. afferentia' lar çıkar ve Nefron'un ilk kısmı olan glomerulus'u şekillendirdikten sonra damar yumağını terkeder adı a. efferentia olur ( buradaki yapılanmaya dikkat ediniz; iki arteriol arasında meydana gelmiş bulunan kapillar yatak ! glomeruler arteriyel portal sistem ).

A. renales’den itibaren a A. renales’den itibaren a. afferentia’lara kadar olan dallanmalar, böbrekte kandan idrarın süzülmesi işinin yapılacağı yere ( nefron’un başlangıç kısmı olan glomeruler kapillar ağ) kanı taşıyan damarlardır, başka bir deyişle böbreğin fonksiyonel damarı sayılabilirler.

Nihayet a. efferentia'lardan ayrılan, idrar ve diğer artık ürünlerden arınmış kanı taşıyan kılcallar böbrek korteks ve medullasını besleyecek olan kapillar ağları yaparlar. Bu dallanmada söyle olur: a. efferentia’dan çıkan bazı kapillarlar korteksdeki proksimal ve distal tubuluslar etrafında peritubuler kılcal damar ağı yaparlar. Bu ağ; hem korteksi besler hemde proksimal ve distal tüplerin içindeki sıvıdan düşük moleküllü madde ve iyonların dolaşıma geri taşınmasını sağlarlar.

A. efferentia’lar peritubuler kılcal ağ için kollar verdikten sonra, yüzeye dik bir seyirle korteks ve medullanın derinliklerine dalar , bir U dönüşü yapar ve yine dik bir düzlemde kortekse yönelir. Düz seyirlerinden dolayı bu damarlara vasa recta adı verilir.

Bunlar henle kulpu ve idrar toplayıcı kanalların ve interstisyumun beslenmesini sağlarlar. Bu kapillarların duvarı inen kısımda sürekli (tip I), çıkan kısımda ise pencereli (tip II) tiptir. Vasa recta’lar Henle kulpu ile sıkıca komşudurlar, böylece bu iki yapının içerikleri arasında madde alışverişi sağlanır.

Damardaki kan akımı ile Henle kulpundaki sıvı akımı birbirine ters yönlüdür, bu durum düşük sıvı akımı ve düşük kan hacmine rağmen ozmotik değişime hizmet eder ( ters akıntı değişim sistemi ). - Bunların dönüşü olan venler şu sırayı takip ederler: vasa recta → venula recta'lar → v. İnterlobulares → v. Arcuata → v. interlobares → v. renales.

Böbreklere ilişkin bu genel tanımlamalardan sonra şimdi, böbreğin stroma ve parenşima’sını inceleyebiliriz: Böbrek stroma’sı: - Böbrekler en dıştan ince, fakat kollagen ipliklerden zengin olduğu için sağlam bir fibröz kapsüla ile örtülmüştür.

Kapsülada az sayıda elastik iplik de bulunur. Bu kapsüla iki belirgin kısım içerir, söyleki; dış kısmı fibroblastlar ve kollagen iplik ağırlıklı, iç kısım ise daha çok ve çeşitli hücreler ile myofibroblast benzeri hücreler içerir. Bu myofibroblast benzeri hücrelerin kontraksiyonlarının böbreğin fonksiyonu ile ilgili olduğu düşünülmekle birlikte tam görevi bilinmemektedir.

Yaşla birlikte kapsülün kalınlığı ve elastisitesi artar. Kapsül, böbreğin dışbükey yüzünde organ içine septalar göndermediğinden böbrek dokusundan kolayca ayrılabilir. Kapsülayı oluşturan sıkı bağ doku , hilus adı verilen içbükey yüzden organ içerisine girerek gevşek bağ dokusu yapısında yayılır ve böbreğin interstisyumunu (stroma'yı) meydana getirir. Bu doku korteks bölümünde daha az (tüm hacmin %7 si) medulla bölümünde ise daha çok (tüm hacmin %20 si) bulunur.

- Kortekste iki tip interstisyel hücre görülür; birisi fibroblastlar (matriksteki kollagen lifleri ve glikozaminoglikanları sentezlerler), diğeri ise makrofajlardır. - Daha bol olan medulla bağ dokusu ise myofibroblastlar ve diğer bağ doku hücreleri , proteoglikanlar ve ince kollagen lif demetleri içerir.

Myofibroblastlar uzun eksenleri toplayıcı tüplere paralel olarak uzanır ve bu yapılara bir basınç uygular. Medulladaki bağ dokusu hücreleri komşu tüpcüklerin ve kan damarlarının etrafını saran sitoplazmik uzantılarla karekterizedirler, hücreler bazal laminaya benzer bir materyalle kuşatılmışlardır (eksternal lamina). Sitoplazmalarında küçük yağ damlacıkları içeren bu hücrelerin medullipin adı verilen bir madde salgıladıkları bildirilmiştir.

Böbrek parenşiması : İnterstisyumun barındırdığı tüm yapılar ise böbreğin parenşim üniteleridir. Böbrek parenşimasını; idrarı oluşturan nefron ve oluşan idrarı pelvis renalise ileten toplayıcı kanallar olarak inceleyebiliriz:

Nefron: Böbrek parenşiminin fonksiyonel ve yapısal birimi olan, yaklaşık 30-40 milimetre uzunluğundaki, üriniferöz tüplere nefron adı verilir. Nefron diğer ekzokrin bezlerin salgı yapan korpus glandulaların, idrar toplayıcı borucuklar ise diğer bezlerdeki boşaltıcı kanalların eşdeğeri olarak kabul edilir.

Ancak diğer bezlerdekinden farklı olarak, böbrekte bu iki kısmın embriyolojik orijini farklıdır. Her böbrekte bir milyondan fazla nefron vardır, bunlar birbirleriyle anastomoz yapmayan bağımsız birimler oluştururlar. Her nefron böbreğin değişik bölgelerinde seyreden , farklı yapı ve göreve sahip şu bölümlerden oluşur:

Böbrek cisimciği (corpusculum renalis , Malpighi cisimciği): a. Glomerulum, b. Bowman kapsülü 2. Tubulus proximalis a. Pars contorta, b. Pars recta 3. Henle kulpu 4. Tubulus distalis a. Pars recta, b. Pars contorta 5. Tubulus connectivus

1.Böbrek cisimciği ( corpusculum renalis, Malpighi cisimciği ): Nefronun başlangıcını oluşturan böbrek cisimcikleri balon gibi şişkindir, renal glomerul ve Bowman kapsülü olmak üzere iki kısmı vardır, kortekste yer alır. Korpuskulum renis'in glomerulum'u oluşturan giren ve çıkan arterlerin bulunduğu kısmına damar kutpu, onun tam karşısında bulunan ve süzülen sıvıyı ileten borucuğun başlangıç kısmına ise idrar kutpu denir.  

a. Glomerulum: A. renalis → a. interlobaris → a. arcuata → a. interlobularis → a. afferentia yoluyla gelen yüksek basınçlı kanı alan pencereli kapillar ağıdır. A. afferentia renal cisimciğe girdikten sonra önce 2-5 adet primer dala ayrılır ve özel bir arteriel kapillara dönüşür, her bir dal birkaç kez kendi üzerine kıvrılarak bir yumak (glomerulum) yapar. Yumak uzamınca bir anastomoz da şekillenmez.

Glomerulum’un çapı 200-250 mikronmetre kadardır. Sonra, bu damar yumağı tekrar bir arteriol’a (a. efferentia) dönüşür ve bunun çapı aferens arteriol’dan daha küçüktür. Glomerulum kapillarları pencereli tiptir (pencerelerin çapı 70-90 nanometre civarındadır), üstelik pencereleri (por’lar) bir diyafram ile de kapatılmamıştır, açıktır. Bu tek katlı yassı kapillar endotelleri bir bazal membran üzerine oturmuşlardır. Böylece kılcal damarın lumenindeki sıvı , yüksek hidrostatik basıncın etkisiyle kolaylıkla dışarı çıkar (filtrasyon). Pencereler kan akışından kaçan bazı makro moleküllerin de çıkmasına müsade eder.

Bu tek katlı yassı kapillar endotelleri bir bazal membran üzerine oturmuşlardır. Böylece kılcal damarın lumenindeki sıvı , yüksek hidrostatik basıncın etkisiyle kolaylıkla dışarı çıkar (filtrasyon). Pencereler kan akışından kaçan bazı makro moleküllerin de çıkmasına müsade eder.

b. Bowman kapsülü (glomeruler kapsül): İki yapraktan oluşur. Her iki yaprakta epitel hücrelerinden ibarettir. Tek katlı yassı olan dış yaprak (parietal yaprak) damar kutpundan kapillarlar üzerine sarılarak, yine tek katlı fakat kübik şekilli iç yaprağa ( visceral yaprak ) dönüşür. Bu iki yaprak arasında süzülen sıvının biriktiği Bowman aralığı (glomerul boşluğu) bulunur.

Tek katlı yassı olan dış yaprak epitelleri ince bir bazal membran üzerine oturur, bu epiteller idrar kutpunda tubulus proksimalisin tek katlı kübik/piramidal epitellerine dönüşerek devam eder.

Visceral yaprak epitellerinin damar endotellerine doğru uzayan primer ve bundan ayrılıp endotelleri saran sekonder uzantıları vardır. Bundan dolayı bu hücrelere podosit’ler ( ayaklı hücreler ) adı verilir. Sekonder uzantılar 25 nanometrelik düzenli aralıklarla endotel ve podosit hücrelerinin oluşturduğu müşterek bazal membranı sararak süzülme aralıklarını (filtration slits) oluştururlar.

Süzülme aralıkları birbirlerine membraneöz bir materyal olan filtrasyon yarığı diyaframları ile bağlanırlar. Podositlerin sitoplazmasında pek çok mikrotubuluslar ve mikroflamanlar vardır, bu ipliksel organellerin filtrasyon yarıklarının boyut ve görünümlerini düzenlediği düşünülmektedir. Süzülen sıvı ( primer idrar ) podositlerin arasındaki açıklıklardan ya da mikrotubuluslar yoluyla kavum glomeruliye geçer.

Böbreğin süzücü membranı: Böbrek cisimciğinin süzücü membranı’nı; içte endotel hücreleri, dışta podositler ve bunlar arasındaki bazal membran oluşturmaktadır. ( Bu üç tabakalı süzücü membran içinde/yanında gözlenen üçüncü bir hücre türü daha bulunmaktadır ki bunlara mezangial hücreler adı verilir. enteresandır.

Mezangial hücreler ve junktaglomeruler hücrelerin embriyolojik orijinini düz kas hücrelerinin prekürsörleri (öncüleri) oluşturur. Bunlar mononukleer fagositik sistemin öncüleri olan kan monositleri orijinli olmamalarına karşın ileri derecede fagositik özellikleri oluşu enteresandır.

Bunlar bu bölgede oldukca kıt olan bir matriks içinde bulunurlar. Bunların kapillar yumak etrafında bulunanlarına intraglomeruler mezangial hücre, damar kutbunda, afferent ve efferent arterioller arasında bulunanlara ise ekstraglomeruler mezangial hücreler adı verilir. Sitoplazmik uzantılı olan ve diğer yerlerdeki perisit'lere benzeyen bu hücreler ;

glomeruler kapillerler için mekanik destek sağlarlar, 2. fagositoz yetenekleriyle glomeruler bazal membranda biriken artıkların temizlenmesini sağlarlar, 3. kasılabilme yetenekleri sayesinde kapiller çapını daraltıp- genişletmek suretiyle kan akışını düzenlerler (süzülmeyi azaltan anjiotensin II , süzülmeyi hızlandıran ANF reseptörleri taşırlar),

4. içinde yataklandıkları matriksi ve kollajenleri sentezlerler, 5. prostaglandinler ve endotelinler gibi biyolojik aktif maddeler sentezlerler (endotelinler afferent ve efferent arteriollerin kasılmasını sağlarlar), 6. ihtiyaç durumunda çoğalarak sayılarını artırırlar ).

Görüldüğü gibi; süzücü membranı oluşturan entotel hücreleri pencereli tiptir, podositlerin ayakcıkları arasında ise yarık şeklinde açıklıklar var ! Süzücü membrandaki tek devamlı yapı sadece bazal membrandır.

Hem endotel hemde podositlere ait olan bu ortak bazal membran yaklaşık 0.1 mikron kalınlığındadır ve PAS boyamasıyla çok net olarak identifiye edilir. Elektron mikroskopik bakıda; ortada elektron yoğun bir tabaka (lamina densa) ve her iki yanda elektron geçirgen tabakalar (lamina rara) gözlenir. Lamina densa tip IV kollagen, lamina rara’da ise polianyonik bir glikozaminoglikan olan heparan sülfat yoğundur.

Ayrıca her iki yerdede fibronektin, laminin gibi glikoproteinler bulunur. Ortada yoğun olan tip IV kollagenin fiziksel bir bariyer gibi, yanlardaki heparan sülfatın ise negatif yüklü proteinlerin geçişini engelleyen elektriksel bir filtre gibi görev yaptığı sanılmaktadır.

Bu seçici membrandan su ve düşük molekül ağırlıklı maddeler (molekül ağırlığı 40000 dalton’dan küçük olan maddeler) rahatlıkla geçerken, daha büyük partiküller geçemezler, geçseler bile podositlerin ayakcıklarının oluşturduğu bariyeri geçemezler. Diabetes mellitus , glomerulonefrit gibi hastalıklarda bu filtre proteinlere karşı daha geçirgen olur ve bunun sonucunda protein idrara karışır (proteinüri).

Bu bazal membranın statik bir yapısının olmadığı, sürekli yenilendiği gösterilmiştir. Bazal membranın herhangi bir nedenle kalınlaştığı, süzme işleminin sekteye uğratıldığı durumlarda mezangial hücrelerin fagositoz yetenekleri sayesinde filtrasyona engel olan maddeleri ortadan kaldırdığı görüşü hakimdir. Diabet ve bazı böbrek hastalıklarında bazal membran kalınlaşır.

2. Tubulus proksimalis: Pasif ve aktif transportlarla ultrafiltratın büyük oranda geri emiliminin sağlandığı nefron bölümüdür. İdrar kutpundan Bowman kapsülünün parietal yaprağının devamı şeklinde başlar. 14-17 mm uzunluğu, 40-60 mikronluk çapıyla nefronun en uzun ve en geniş bölümünü yapar.

Bu nedenle korteks kesitlerinde en çok izlenen yapıdır. Çok kıvrımlı biçimde önce kapsülaya doğru seyreder, daha sonra bir fleksura yaparak döner, kıvrımlı olarak seyreder, daha sonra düz bir seyirle medullaya geçer.

glomerulum

Geri emilim için uygun yapısal özelliklere sahiptir. Kavum glomeruliye geçen ultrafiltratın büyük oranda (yaklaşık ¾ ‘nü ) geri emilmesini sağlar. İnce bir bazal membran üzerine oturan, tek katlı kübik veya piramidal hücrelerle döşenmiştir. Bu hücrelerin apikal yüzlerindeki çok sayıda mikrovilluslar fırçamsı kenar (işlem yüzeyini genişletmek için) yapmışlardır.

Fırça kenarlar lumeni daraltmıştır. Lateral yüzleri kollateral bağlantılar içerdiğinden hücre sınırları iyi seçilemez. Bazal sitoplazma hücre içine doğru katlantılar yapmıştır. Sitoplazmaları, bol miktardaki bazal konumlu ve hücrenin uzun eksenine paralel duruşlu mitokondriyonlardan dolayı, koyu asidofilik boyanır. Nukleuslar büyük, yuvarlak ve soluk boyalıdır.

Başlıca su, glikoz, küçük moleküllü proteinler, Vitamin C, bazı inorganik iyonlar tubulus proksimalis’te reabsorbe edilir ( glikoz ve aminoasitlerin tümü, suyun ve sadyum klorürün %85’i , fosfat ve kalsiyum iyonları tubulus proksimalisde emilir, proksimal tüpde aminoasitler ve glikozun geri emilimi gerçekleşemezse Fanconi sendromu gelişir ). Geri emilen materyal peritubuler kapiller ağa geçer.

Tubulus proksimalis’teki bu geri emilim işlevini biraz daha detaylandırabiliriz. Şöyleki: Su ve proteinler normal diffuzyonla veya pinasitoz vezikülleri halinde hücreye alınır, lizozomlarla kaynaşır, enzimatik parçalanmaya uğratılır ve böylece atılan idrarda protein bulunmaz.

Sodyum ve klor iyonlarının büyük bir kısmının geri emilmesi su ile gerçekleşir, bu olguda bazal katlantılar önemli işlev görür, genişlemiş olan bazal katlantı alanlarına iyonlar pompalanır, böylece hypertonik duruma gelen aralıklar hücreden devamlı su çeker. Bu aktif olaylar için gerekli enerji hücrede sıkca bulunan mitokondriyonlardan ATP yoluyla sağlanır.

-Diğer taraftan tüpleri dıştan sarmış bulunan “peritubuler kapiller ağ” örgüsü içindeki yüksek viskoziteli kanın (buradaki kanın ultrafiltrattan sonraki kan olduğunu hatırlayınız!!) oluşturduğu güçlü ozmotik basınç da hem reabsorbe edilen sıvı miktarının artışına hem de damar sistemine geri dönüşümüne etkili biçimde katkı sağlar.

3. Henle kulpu: Medullaya yakın olan nefronların ( jukstamedullar nefronlar ) Henle kulpu uzundur, korteksin üst kısımlarındaki nefronların ( kortikal nefronlar ) Henle kulpları ise kısadır. Bu iki bölge arasında kalan nefronların (intermedier nefronlar) henle kulpları ise orta uzunluktadır.

İnen (descendens) ve çıkan (ascendens) olmak üzere iki kol halindedir. Nefron’un proksimal ve distal tubulusları arasında yer alan U harfi biçimindeki bölümdür. Bu nedenle başlangıç kısmı proksimal tubul’e bitiş kısmı ise distal tubul’e benzer yapıdadır. Henle kulpu da reabsorbsiyon yeteneğindedir. Henle kulpu idrarın hipertonikleştirildiği başlıca yerdir, böylece vücut suyunun korunması sağlanır. Süzülmüş suyun %15’i, NaCl, K, Ca ve HCO3’in %25’i bu bölümde emilir.

- İnen (descendes) kol: Tubulus proksimalis’in kıvrımlı uzantısından (pars kontorta) sonraki düz (pars rekta) parçasının birdenbire daralmasıyla oluşur (tubulus proksimalisin düz kısmı yaklaşık 60 mikron çaplı iken birdenbire 12 mikron çapa iner ve Henle kulpunun inen ince koluna dönüşür). - Medullada bulunur. Çapı en dar olan tüptür. Bu tüpün duvarı tek katlı yassı, çekirdekleri lumene doğru şişkinlik yapmış epitel hücreleriyle örtülmüştür.

Bu tek katlı yassı epiteller seyirleri sırasında bulundukları seviyeye göre; boyut, interdigitasyon, mikrovillus ve içerdikleri organeller bakımından birbirlerine göre farklılıklar arzedebilirler. Bu morfolojik farklılıklar tüpün görevi ile ilgili aktif veya pasif durumunu yansıtabilir. Kesitlerde kapillar damarlarla karıştırılabilir. Ancak kapillar endotellerinin çekirdekleri heterokromatiktir ve sitoplazmaları da çok daha azdır. İnen henle çekirdekleri ise daha açık renktedir.

Henle kulpunun çıkan (ascendes) kolu ; bu da düz parçadır ve medullada uzanır. İnen ince kol bir U dönüşü yaparak kortekse doğru yönelir ve çıkan kol adını alır, ait olduğu korpuskulum renise doğru gider ve korteks sınırında tubulus distalis’in düz parçasına karışır.

Henlenin çıkan kolu başlangıçta inen kol yapısındadır, bir müddet böyle seyrettikten sonra daha geniş çaplı olur, duvarındaki tek katlı yassı epiteller tek katlı kübik epitele dönüşür, bunların hücre sınırları iyi belirgin değildir, sitoplazmaları asit boyalarla koyu tonda, pembe boyanır. Suyun emilim inen kolda, tuzlar ve üre emilimi ise çıkan kolda gerçekleşir.

Henle kulpunun inen ince kısmı suya karşı geçirgen iken suda erimiş maddelerin geçişine karşı dirençlidir. Çıkan Henle kısmı ise; su için geçirgen değildir, buna karşın suda erimiş maddeler için ( tuz, üre ) geçirgendir. Bu nedenle böbrek korteksinde kan plazması gibi izotonik olan interstisyel sıvı (doku sıvısı), medullada papilla yönüne doğru gidildikce hipertonik duruma geçer.

Başka bir deyişle; korteks-medulla sınırından başlamak üzere papillanın ucuna kadar doku sıvısının ozmotik basıncı artar. Bu suretle kanalcıkların lumenindeki primer idrar, papillaya doğru tuz ve üre gibi maddeler bakımından zenginleşir ve yoğunluk kazanır. Çıkan Henle bölümünde aktif transport yoğun olduğundan bu hücreler mitokondriyon ve ATP yönünden dikkat çekicidir, tuzlar ve üre bu bölümde aktif olarak interstisyuma pompalanır ve böylece ara dokuda tuz konsantrasyonu yükselir.

4. Tubulus distalis:Çıkan Henlenin devamı olan düz parça ile ondan sonraki kıvrımlı parçadan ibarettir. Kortekste bulunurlar. Tubulus proksimalisden daha kısa olduğundan (5-8 milimetre) kesitlerde az görünür. Epiteller de daha kısa kübik şekillidir. Hücreler az sayıda mikrovillus içerdiğinden fırça kenar şekillenmemiştir, bu nedenle lumen daha geniştir. Bu özellikler tubulus proksimalise göre daha az reabsorbsiyon yaptığına işaret eder. Yuvarlak nukleuslar apekse yakın konumdadır. Sitoplazmaları daha soluk renkte boyanır.

- Henle’nin çıkan, kalın kolu kortekse girince tubulus distalisin düz parçası olarak devam eder ve ait olduğu böbrek cisimciğinin damar kutbuna doğru ilerler ve orada afferent arter ile yakın ilişki kurarak birlikte jukstaglomeruler aygıtı oluştururlar ( aşağıda açıklanacak). Tubulus distalis jukstaglomeruler aygıtı oluşturduktan sonra yoluna kıvrımlı (pars contorta) olarak devam eder ve daha sonra, korteks-medulla sınırında, tubulus konnektivus’a dönüşür.

Hücrelerin bazal yüzü sitoplazma içlerine doğru derin invaginasyonlar gönderir. Hücrenin bazalinde bol miktarda bulunan mitokondriyonlar ; damar sistemi yönünde aktif bir sıvı transportunun varlığını ortaya koyar.

Gerçektende; adren korteksinden salgılanan aldosteron ve hipofiz arka lobundan salgılanan antidiüretik hormon (ADH) kontrolunda öncelikle elektrolitlerin ( Na, K, Cl ) ve suyun atılmasında duyarlı bir ayarlama yapılır. Tubulus distalis elektrolitlerin geri emilimini sağlamak suretiyle su ve tuz metabolizmasında önemli rol oynar.

Juxtaglomerular apparatus: Tubulus distalis , böbrek cisimciğinin damar kutpunda, ait olduğu nefronun a. afferentia'sına doğru seyreder ve onunla bir noktada yakın temas eder. Temas noktasında hem distal tüpün hemde a.afferentia’nın yapısında meydana gelen bazı değişiklikler sonucunda juxtaglomerular apparatus (glomeruluma yakın-bitişik apparat) adı verilen küçük bir yapı oluşur. Jukstaglomeruler aparat başlıca şu 3 yapıdan oluşur :

1. A. afferens'in glomeruluma giriş yerinde (az sayıda da efferens arteriol duvarında ), media tabakasındaki birkaç sıra epiteloid hücreler ( jukstaglomeruler hücreler ): - Afferent arter mediasındaki düz kas hücreleri , glomerüle giriş yerinde farklılaşarak, bol granüllü ER, iyi gelişmiş Golgi aygıtı olan ve sitoplazmasında PAS + boyanan yuvarlak granüller içeren epiteloid hücrelere ( jukstaglomerüler hücreler) dönüşür.

- JG hücreler damarı bir yaka gibi kuşatır, bu bölgede membrana elastika interna kaybolur, bu hücreler ile kan arasında sadece endotel hücreleri ve bazal lamina bulunur. Bu bazal lamina aynı zamanda temas yerindeki makula densa hücrelerinin ve ekstraglomeruler mezangial hücrelerin (goormaghtigh hücrelerin) bazal laminası ile devamlıdır. Epiteloid, makula densa ve ekstraglomeruler mezangial hücreler arasındaki bu histolojik ilişki fonksiyonel ilişkinin de bulunduğuna işaret etmektedir.

- Afferent arter duvarındaki bu epiteloid hücreler ; böbrek içi kan volümünün azalması yani renal iskemi sırasında veya genel dolaşım sistemi kan basıncının düşmesi halinde, kan basıncının yükselmesini sağlayan bir madde olan renin salgılar. Renin salgılanmasının regülasyonu tartışmalıdır. Baroreseptör teoriye göre; epiteloid hücreler gerilmeye duyarlıdır, kan basıncının artması renin salgılanmasını inhibe eder. Makula densa teorisine göre; tubulus distalis'deki sıvının bileşimi renin salgılanmasını düzenler.

Renin ; bir kan plazma proteini olan angiotensinojen’i (karaciğerde üretilir) anjiotensin I’e çevirir. Akciğerlerden salınan dönüştürücü bir enzimde (konvertin) anjiotensin I’ i anjiotensin II’ye çevirir, bu da; damar büzücü etki gösterdiğinden kan basıncını yükseltir ( anjiotensin II böbreküstü bezi korteksinde zona glomeruloza hücrelerini etkileyerek aldosteron salgılanmasını uyarır, aldosteron distal tüpcüğe etki ederek lumendeki sodyum iyonunun içerdeki potasyum iyonuyla değişimini sağlar).

JG hücreler bazı türlerde eritropoietin hormonu da salgılar. Bazı araştırmacılara göre ise eritropoietin hormonu peritubüler kılcal damar ağı endotellerinden salgılanır. Daha önceleri bu hormonun ekstraglomeruler mezangial hücreler tarafından salgılandığı sanılıyordu. Eritropoietin hormonu kana verildiğinde kemik iliğinde eritrosit yapımını uyarır.

2. Glomerulumun damar kutbunda, afferent ve efferent arterler arasındaki köşede yerleşik ekstraglomeruler mezangial hücreler (Goormaghtigh hücreler, lacis hücreleri) : - Ekstraglomeruler mezangial hücreler ; epiteloid hücreler ile makula densa hücreleri arasında bulunan , birbiri üzerine kümelenmiş, küçük uzunca yassı biçimli, sınırları az belirgin hücrelerdir.

Nukleus düzensiz yassı-ovoid şekillidir, sitoplazmaları azdır, az miktarda küçük granüller de içerebilirler. Dıştan bazal membran ile sarılıdırlar. Bunlara ayrıca Gormatig hücreler, lacis hücreleri gibi isimler de verilmektedir. Fonksiyonları tam olarak bilinmemekle beraber makula densa hücreleri ile epiteloid hücreler arasında bilgi taşımacılığı yapabilirler. Eskiden eritropoietin hormonu salgıladıkları yönünde bildirimler vardı.

3. Tubulus distalis'in afferent artere temas yerindeki makula densa : a. afferentia'ya temas noktasındaki tubulus distalis'e ait hücreler değişime uğrayarak makula densa adını alırlar. Buranın epitelleri sık bir şekilde yan yana bulunan dar ve yüksek prizmatik hücrelerden yapılmıştır.

Çekirdekler birbirine yakın duruşlu olduğundan bu hücreler daha koyu renkte görünürler. Golgi kompleksi ve bazı granüller bazal konumdadır. Bu hücrelerde organeller azalmıştır, bazal lamina ince, kopuntuludur, bazen bulunmayabilir, bazal yüz kıvrımları azdır.

Makula densa hücreleri apikal yüzleri ile kanal lumeninden geçen idrarla temastadır. Bazal yüzleri ise afferent arter duvarındaki epiteloid hücrelere ve Goormaghtigh hücrelere komşudur. Tubül içinden geçen idrarın evsafı hakkında epiteloid hücrelere bilgi aktarır.

5. Tubulus connectivus: Tubulus distalis'i toplayıcı borulara bağlar, çok kısa olduğu için histolojik preparatlarda her zaman belirgin değildir. Kesitlerde, korteks medulla sınırında bazen raslanır. Hücre sınırları belirgin, sitoplazmaları açık renk boyanan kübik şekilli hücrelerle döşenmiştir. Bazı yazarlar bunları nefronun son bölümü olarak kabul ederken bazıları da toplayıcı borucukların başlangıcı kabul ederler.

B. Toplayıcı kanallar ( Tubulus collectivus): Nefron’larda üretilen idrar; toplayıcı kanallar (tüpler) vasıtasıyla kaliks minores’lere aktarılırlar. Toplayıcı kanallar medullada ve medullanın korteks içine doğru gönderdiği medullar radiuslar (Ferrein ışınları) içinde bulunurlar. Düz seyirlidirler, bu nedenle medullaya çizgili bir görünüm kazandırırlar.

Bulundukları yere göre; korteks toplama boruları (medullar radiyuslar içindekiler), dış medulla toplama boruları ve iç medulla toplama boruları diye bölümlenebilirler. Her nefronun birleştirici parçası ( tubulus connectivus ) medullar radyuslar içindeki küçük bir toplama borucuğuna açılır ( bir toplama borucuğuna 7-10 kadar tubulus connektivus bağlanır ), başka bir ifadeyle, toplayıcı borucukların sayısı nefron sayısından azdır.

Bu ilk toplama boruları derinlere doğru ilerledikce birbirleriyle birleşerek daha geniş toplama borularını ( bunlar; tubulus collectivus olarak adlanırlar; geri emilim, idrar yoğunlaştırma işlemleri bunlarda da devam eder ), bunlarda medulla ucuna doğru yaklaştıkca , bir taraftan da kendi aralarında tekrar birleşerek (7-8 tanesi) daha geniş çaplı toplama borularını ( bunlara ise; duktus papillaris veya duktus Bellini’ler adı verilir ) oluştururlar.

- Nihayet her papilla renaliste oluşan ,yaklaşık 10-25 adet, duktus papillaris'ler taşıdıkları hakiki idrarı minör kalikslere dolayısıyla pelvis renalis'e area cribrosa adı verilen delikciklerle boşaltır. Toplayıcı kanalların duvarları ; hücre sınırları iyi belirgin olan , başlangıçta tek katlı yassı/kübik iken sonlara doğru prizmatiğe değişen epitellerle döşelidir. Toplayıcı kanalların duvarında iki tip hücre bulunur:

Asıl toplayıcı kanal hücreleri ( light cells, collecting duct or CD cells): Toplayıcı kanalların asıl hücreleridir, açık renk boyanırlar, bazalde girinti çıkıntılara sahiptir., apikalde birkaç kısa mikrovillus bulunabilir, çekirdekleri yuvarlak ve merkezi konumlu, sitoplazmaları genelde soluk boyalıdır. Küçük yuvarlak mitokondriyonlar içerirler.

Bu hücreler antidiüretik hormon (ADH) ile regüle edilen birçok su kanallarına sahiptir ( bir hidrofobik transmembran protein olan aquaporin bu hücrelerin apikal yüzünde (AQP-2) ve bazolateral yüzlerinde (AQP-3, AQP-4 ) bol miktarda bulunurlar ve su kanallarını oluştururarak idrardaki fazla suyu ve sodyumu absorbe ederler, potasyumu salgılarlar. AQP-1 ise tubulus proksimalis epitellerinde, ayrıca hepatosit ve alyuvar membranında bulunur ve benzer görev üstlenir.

2. Duvarı oluşturan bu soluk boyalı esas hücreler arasında ,seyrek olarak gözlenen, koyu sitoplazmalı hücreler de bulunur. Kortekse yakın bölümlerde daha sıkca gözlenen, papillaya yakın kısımlarda ise hiç gözlenmeyen, bu koyu hücrelere İnterkalar hücreler de denir, bunlar daha çok mitokondiriyon içerirler, apikal sitoplazmalarında küçük veziküller ve mikrovllislar gözlenir.

Bu interkalar hücreler hidrojen (a-intercaleted cells) veya bikarbonat (b-intercaleted cells) iyonları sekresyonu ile ilgilidirler, tüp içindeki idrarın asit veya alkali oluşuna göre davranarak onu nötralize ederler. Toplayıcı duktus epitellerinde a tiplerine kıyasla b-intercaleted hücrelerin daha sık bulunduğu bildirilmiştir. Ayrıca lumenden potasyumu geri emerler.

İDRAR BOŞALTIM YOLLARI Böbrekte şekillenen idrar en son toplayıcı kanal olan duktus papillarisler ile area criprosa adlı delikciklerden küçük ve büyük kaliksler , pelvis renalis, ureter'ler, vesika ürinarya ve üretra yoluyla boşaltılır. Bu iletim yollarından vesica urinaria’da (mesane) idrar geçici bir süre için depo edilir.

Hepside yapı olarak tubuler organların genel yapısına uyarlar. İçte tunika mukoza, ortada tunika muskularis ve dışta tunika adventisya’dan oluşan duvar yapısına sahiptirler. Hepsinin ortak özelliği tunika muskularis'lerinin iyi gelişmiş olmasıdır. Duvar kalınlıkları proksimalden distale doğru gittikce artar. İdrar yollarının tek tek özellikleri şöyledir:

KALİKSLER VE PELVİS RENALİS Embryolojik gelişimine bağlı olarak, memeli böbrekleri tek papilla renalis’e (at, koyun, keçi, köpek ,kedi, rat) veya çok sayıda papilla renalis’e(sığır, domuz, insan) sahip olabilirler. Tek papillalı memelilerde papilla renalis direkt olarak pelvis renalis’e açılır. Çok papillalılarda ise , her papilla küçük bir boşluğa (minör kaliks), onlar birleşerek daha geniş birkaç boşluğa (major kaliks), onlarda pelvis renalis’e açılırlar.

İnsan böbreğinde 8-20 kadar papilla renalis vardır. Her papillanın area cribrosa adını verdiğimiz delikciklerinden süzülen idrar minör kaliks ( calices minores) adı verilen boşluklara geçer, minör kalikslerde kendi aralarında birleşerek (2-4 adet) major kaliks ( calices majores) oluştururlar.

- Major kalikslerin devamı olan, böbrek hilusunu tamamen doldurmıuş bulunan huni şeklindeki büyük boşluk ise pelvis renalis’dir. Bu huninin daralan son ucu ureter adını alır ve hilustan böbreği terkeder. Kalikslerin ve pelvisin duvarı içten dışa doğru; 1. T. mukoza, 2. T. muskularis ve 3. T. adventisya tabakalarından oluşmuştur.

Tunika mukoza : Tunika mukoza’nın sadece lamina epitelyalis ve lamina propriya katmanları vardır (lamina muskularis mukoze ve lamina submukoza bulunmaz ). Duktus papillaris’lerin tek katlı prizmatik epiteli papilla renalis’lerin dış yüzünde çok katlı değişken epitel’e ( transisyonel, değişici, miks epitel) dönüşür, buradan renal kaliksler üzerine atlayarak pelvis renalis, ureter, mesane , urethrada da devam eder.

Bu epitel kaliks’ler ve pelviste incedir (2-3 sıralıdır) . En alttaki epiteller, ışık mikroskopta seçilemeyen , ince bir bazal membran üzerine otururlar. Lamina propriya; kollagen iplik demetleri ve elastik iplik ağları, yer yer yaygın lenfoid doku içeren bir bağ dokusudur. Epitel içine mikroskopik papillalar göndermez, bez içermezler.

2. Tunika muskularis : İki katlı, düz kastır. Longitudinal seyreden iç kat minör kaliksin papillaya birleştiği noktadan itibaren başlar. Sirküler seyreden dış tabaka papillalar etrafında ince bir spiral seyirli kas halkası yaparaktan seyrine devam eder. Her iki katman birbirinden elastik liflerden zengin ince bir bağ dokusu ile ayrılmıştır. Bunların periodik olarak kasılmaları idrarın duktus papillarislerden kaliks ve pelvise doğru iletilmesine yardım eder, aynı zamanda ; pelvisteki idrarın geri böbrek dokusu içine geçmesini de önler.

Pelviste bu kas katmanları biraz daha kalınlaşmış olarak devam eder. ( not: tunika muskularis idrar boşaltım yollarının hepsinde de içte longitudinal, dışta sirküler seyirli düz kas tabakalarından oluşmuştur(iki katlılık durumunda). Bu organizasyonun sindirim sistemi tüpünde ters olduğunu hatırlayınız!).

3. Tunika adventisya : İçinde kan ve lenf damarları, sinir telleri bulunan gevşek bağ dokusudur. Yağ hücrelerinden zengindir. Kan damarları kas katmanını geçerek propriya içinde zengin bir kapillar ağı oluştururlar. Adventisya böbreği saran fibröz kapsüla ile devam eder.

URETER’ler Pelvis renalis’in tüp şeklinde bir devamıdır. İdrarı pelvis renalis’ten mesane’ye taşıyan yaklaşık 24-34 cm uzunlukta sağlı sollu seyreden bir çift tüptür. Devamı olduğu pelvis renalis gibi; t. mukoza, t. muskularis ve t. adventisya katmanları vardır.

T. mukoza : Gerilince silinen 6 kadar longitudinal kıvrım bulunur, bu nedenle organ boş iken lumen yıldız şeklinde dürümlü görülür. Lamina epitelyalis; çok katlı değişken yani miks özelliktedir. Epitel örtüsü 4-5 sıradır. Lamina propriya renal pelvisdekinin benzeridir.

2. T. muskularis : Ureterin 2/3 üst kısmı, pelviste olduğu gibi içte longitudinal dışta sirküler seyirli iki tabakalıdır ( pelvisten farkı: bu tabakalar biraz daha kalındır). Ureterin alt 1/3 kısmında ise, dış sirküler katın dışında, longitudinal seyirli 3. Bir düz kas katmanı daha başlar (mesanede de devam eden bu tabakaya Waldeyer tabakası adı da verilir).

- Ureter oblik şekilde mesaneye girerken (intramural kısım) ortadaki sirküler kas katmanı kaybolur, iç ve dıştaki longitudinal düz kas katmanlarının kasılması ile ureter lumeni genişler ve idrar mesaneye akar. Ureter mesane duvarını oblik olarak geçer, mesane içinde idrar basıncı fazla olduğunda mesane mukozası ureter açılışını otomatik olarak kapatır, bu valf mekanizma mesanedeki idrarın uretere geri kaçmasını önler, dolayısıyla; mesanedeki olası enfeksiyonların böbrek yönünde yayılması engellenmiş olur.

3. T. adventisya : Ureterler genelde retroperitoneal adipöz doku içine gömülü olduklarından adventisyaları; birçok damar ve sinir dallarının yayıldığı, bolca yağ hücresi içeren gevşek bağ dokusudur. Yer yer küçük sinir ganglionları bulunabilir. Çevre bağ dokusu ile devam ederek organı çevresine bağlar.

VESICA URINARIA ( MESANE) Sağ ve sol her iki ureterle böbreklerden gelen idrar geçici bir süre için mesanede depolanır. İdrar için genişleyebilir bir rezervuar olan mesane kavum pelvis içinde bulunur. Biçimi ve boyutu idrar doluluk durumuna göre değişir. İki adet ureterler için bir adette urethra için (orificium urethralis interna) olmak üzere üç açılış yeri vardır.

Üçgen şeklindeki bu üç açılış yeri arası trigone adını alır, burası düzdür, diğer kısımlara göre kalınlığı sabittir, organın boş veya dolu oluşuna göre değişmez, boş iken foldlar göstermez. Bu farklılık tirigone’nin embriyolojik orijininin farklı oluşunun sonucudur. Trigone bölgesi embriyonik mesonefrotik kanallardan, diğer mesane kısımları ise cloaca’dan orijin alır.

Duvar yapısı ureter gibi, ancak daha kalındır. T. mukoza : Daha önceki kısımlar gibi miks (değişken) özelliktedir. - Lamina epitelyalis , organ boş iken, 6-8 sıralıdır. Organ idrarla doluyken, epitel kalınlığı azalır. Hücreler birbirlerine desmozomlarla ve yüzey interdigitasyonlarıyla sıkıca bağlanmışlardır. Yüzeyel hücrelerde desmozomlar daha sık bulunur

- Ayrıca, en üst sıradaki epitellerin apikal sitoplazmalarında, desmozomal bağlantılara doğru uzanan sık tonofilamanlar ve küçük veziküller (bu veziküller gerilme sırasında reserv hücre membranı olarak kullanılır) içeren kısmı krusta adını alır. Değişici epitelin bu şekildeki yapısı kesede idrar biriktiği zaman hücrelerinin birbirleriyle bağlantılarını kaybetmeden , yırtılıp kopmaksızın yerlerini ve şekillerini değiştirmelerine olanak sağlar.

Krusta tabakası aynı zamanda su ve tuzların her iki yönde diffüzyonunu önleyici bir bariyer olarakda görev yapar, yani impermealb’dir. En üst sıradaki bu hücreler mekanik ve kimyasal etkilerle harap olup ölünce idrara düşer (desguamasyon). İnce bir bazal membran üzerine oturmuş olan en alt sıradaki kübik/prizmatik bazal hücrelerin mitozu ile ölen hücrelerin yeri takviye edilir.

Lamina propriya; kollagen iplik demetleri ve elastik ipliklerden zengin bağ dokusudur. Mikroskopik papillalar oluşturmaz. Propriya içinde yer yer küçük lenf folikülleri bulunabilir. Propriya içinde yer yer kısa epitel çöküntüleri görülebilirsede, gerçek bezlere raslanmaz. Lamina muskularis mukoze ve submukoza bulunmaz. Ancak muskularis tabakasına yakın kısımları daha gevşek bir yapıdadır, bundan dolayıda organ boşken mukoza dürümlü bir yapı gösterir.

2. T. muskularis : Mesanede kas tabakası oldukca güçlüdür ve üç tabakalıdır. İçte longitudinal, ortada sirküler, dışta yine longitudinal seyirli düz kas katmanları bulunur. Kas telleri arasında oldukca bol endomizyum bulunur. Ayrıca her üç katman arasındada geniş gevşek bağ dokusu vardır.

Yani kas örgüsü gevşek ve dağınık bir görünüm arzeder ( bu yapı tüm üriner boşaltım yolları için de geçerlidir, bu durum mesane ve ureterin doluluk durumunda aşırı genişleyebilmesine olanak sağlar ). Düz kas demetleri iç urethra deliği etrafında sphincter urethra internum’u yapar.

3. T. adventisya : Adventisya fibro-elastik gevşek bağ dokusudur. Damar, sinir dallarından zengindir. Sempatik, parasempatik küçük ganglionlar bulunabilir. ( Pelvis renalis, ureter ve mesane retroperitonealdir. Tunika seroza ( peritonun visseral yaprağı ) sadece mesanenin üst yüzünü örtmüştür ).

URETHRA Mesanede geçici olarak biriktirilen idrar urethra ile dışarıya boşaltılır. Erkek ve dişi üretrası birçok yönden birbirinden farklıdır. Kadında sadece idrar boşaltma yolu iken, erkekte ek olarak genital boşaltma yolu olarak da işlev görür.

Erkek üretrası; - Yaklaşık 18-20 cm uzunluğundadır. Proksimalden distale doğru; pars prostatika, pars membranesea ve pars spongioza (kavernoza) bölümlerine ayrılır. - Pars prostatika; prostat içinde seyreden yaklaşık 3-4 cm lik bölümdür, prostat bezlerinin ve genital boşaltma yollarının salgısını burada alır. Bu bölümün epiteli daha önceki bölümlerdeki gibi, transisyonel epiteldir.

Pars membranesea; prostat çıkış yerinden korpus spongiozum penis’in bulbus’una kadar olan kısa (1 cm) bölümdür, ürogenital diafram içinde seyreder ve onun çizgili kaslarıyla sarılmıştır ( çizgili kaslar bu bölgede ,istemsiz çalışan, sphincter urethra externum’u yapar). Değişici epitelyum bu bölümde son bulur, çok katlı veya yalancı çok katlı pirizmatik epitelyum ile döşelidir. Başka bir deyişle; epitel örtüsü üriner boşaltım yollarndan ziyade genital boşaltım yollarına benzer.

Pars spongioza; bulbus penis’den itibaren penis boyunca uzanan yaklaşık 15 cm lik bölümdür. Penisin korpus spongiozum’u ile kuşatılmıştır. Lamina epitelyalisi yalancı çok katlı pirizmatiktir, sadece son uc kısminda çok katlı yassı epitele dönüşerek penisin derisiyle devam eder. Urethranın bu bölümüne müköz salgılı urethral bezlerin (glands of Litre) ve erkek eklenti bezlerinden Cowper bezinin (gl. bulbourethralis) kanalları açılır.

*Erkek urethrası duvarının ureter ve mesaneden diğer yapısal farklılıkları şöyledir: Tunika mukoza her üç bölümde de vardır. Tunika muskularis ilk iki bölümünde vardır ( içte longitudinal dışta sirküler seyirli düz kastır, sirküler kaslar mesane boynunda bir şifinkter oluşturur ), son bölümde muskularisin yerini penisin kavernöz dokusu alır.

Urethra’nın tipik bir adventisya tabakası yoktur, prostatik bölümde prostat stromasıyla, membranöz kısımda çizgili kas şifinkteriyle, kavernöz kısımda penisin kavernöz dokusuyla kuşatılmıştır. Mukozanın lamina epitelyalis’i; ilk iki bölümde çok katlı değişken, son bölümde çok katlı pirizmatik tiptir, orifisyum uretralis eksterna'dan itibaren çok katlı yassı tipe dönüşür

Epitel hücreleri arasında yer yer müköz kadeh hücreleri bulunur. Lamina propriya; elastik liflerden zengin gevşek bağ dokusudur. Çoğu longitudinal seyirli düz kas demetleri bulunur. Pars spongiozanın arka duvarında propriya içinde müköz bezler (gll. urethrales, Littre bezleri) bulunur.

Dişi üretrası; 3-5 cm uzunlukta, 6 mm çapında kısa bir tüpdür. Vestibulum vaginaya, Clitoris’in gerisinde açılır. Erkek üretrasından daha kalındır. Mukoza uzunluğuna kıvrımlar yapar. Epitel başlangıçta çok katlı değişken, daha sonra çok katlı pirizmatik tip olur, açılış yerinde çok katlı yassı olur.

- Lamina propriya elastik liflerden zengin gevşek bağ dokusudur, içinde birçok bez kriptleri vardır, bunlar müköz bezlerdir (Littre bezleri), epiteller arasında da müköz salgılı hücreler bulunur. Propriya damarlardan çok zengindir, özellikle iyi gelişmiş venöz ağlar vardır, bunlar erektil doku karekterindedir. - Tunika muskularis; içte longitudinal dışta sirküler seyirli düz kas demetlerinden oluşmuştur. Distal kısımda bu tabakalara bir çizgili kas şifinkteri eklenir.