Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Faiz, sermaye kullanımının karşılığında ödenen bedel veya sermayenin kirasıdır. Faiz “ödünç alınmış paranın kirası” olarak ifade edilmektedir. İktisatçılar,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Faiz, sermaye kullanımının karşılığında ödenen bedel veya sermayenin kirasıdır. Faiz “ödünç alınmış paranın kirası” olarak ifade edilmektedir. İktisatçılar,"— Sunum transkripti:

1 Faiz, sermaye kullanımının karşılığında ödenen bedel veya sermayenin kirasıdır. Faiz “ödünç alınmış paranın kirası” olarak ifade edilmektedir. İktisatçılar, faiz konusunu ele alırken çok çeşitli yaklaşımlara sahip olmuşlardır. Bunlar zaman tercihi yaklaşımı, mahrumiyet yaklaşımı, likidite tercihi yaklaşımı ve fırsat maliyeti yaklaşımıdır. Tercih edilen yaklaşım fırsat maliyetine ilişkin olanıdır. Fâiz / Riba

2 İslam Dininde Faizin Tanımı ve Türleri Faiz, borç mukabilinde alınan önceden belirlenmiş bir fazlalıktır. Anaparada meydana gelen artışı ifade etmektedir. Bu artışı, ticaretteki artıştan ayıran temel nokta ise üstlenilen risk faktörüdür. Faiz, borç faizi ve alışveriş faizi olmak üzere iki türe ayrılmaktadır: a) Borç Faizi: Sabit bir fazlalık karşılığında borç para vermeyi ifade eder. b) Alışveriş Faizi: Vadeli veya vadesiz olarak mal değişiminden doğabilmektedir. Alışveriş faizi sünnet tarafından yasaklanmışken borç faizi Kur’an tarafından yasaklanmıştır.

3 İSLAM ÖNCESİ FAİZ ve HAKSIZ PARA Kur’an’ın yasakladığı, İslam öncesi Arap toplumunda görülen ve borçluyu belirlenen takvimde birikmiş faiziyle beraber anaparayı geri ödeyemeyecek duruma düşüren, borcun katlanması şeklinde uygulanan faizdir. Faiz, borcunu ödeyemeyenleri köleleştirme eğilimi taşıyan bir uygulama olması nedeniyle ciddi bir sosyal sürtüşme kaynağıdır. Faiz yasağındaki amacın, sosyal zararları olan finansal uygulamaları önlemek olduğu yönündedir. İslam iktisatçıları faiz yasağını haklı gösterecek şu görüşü benimsemişlerdir: Risk üstlenmeden para kazanmak haksızlıktır. Risksiz kazanç kavramının esası ne olursa olsun burada bahsedilen görüş, kazancın ancak bir riske karşılık geldiğinde meşru olduğudur. Bu yüzden bankacılık, faizi reddederek risk ve kazancı beraberce paylaşma esasına dayanmalıdır.

4 Fâiz / Riba Giriş Fâiz, günümüzde daha çok “ödünç paranın getirisi”, “paranın zaman değeri” ve “paranın kirası” şeklinde tanımlanmaktadır. Nitekim bugün fâiz uygulamaları büyük oranda para borçlarında gerçekleştirilmektedir. Halbuki İslam hukûkunda fâiz, yalnızca para borçlarına özgü değildir. Belli nitelikleri haiz ürünlerin borç verilmesi ya da alım satımında fâiz olabileceği değerlendirilmektedir.

5 İslâm hukukunda fâiz konusunu şöyle şemalaştırabiliriz: İslâm’da Fâiz Câhiliye Faizi Borçta Faizli Borç Vermek Temdit / Borcun Yeniden Yapılandırılması Alışverişte Temdit / Borcun Yeniden Yapılandırılması Alışveriş Faizi Vade FaiziFazlalık Faizi

6 I. İslâm Hukûkunda Faiz Fâiz, Kur’ân’da açıkça yasaklanmış ancak tanımlanmamıştır. Hz. Peygamber’den aktarılan haberlerde ise faiz hakkında oldukça malumat bulunmaktadır. Ancak bu hadisler çoğu zaman İslâm âlimlerinin farklı yorumlarına izin vermiştir. Kur’ân’da yasaklanan fâiz câhiliye fâizidir. Buna borç faizi de denilir. Mislî bir varlık (para, altın, buğday, nohut, kağıt, kumaş, yumurta) borç verilip fazlalık şartı koşulursa câhiliye fâizi gerçekleşir. Herhangi bir sebeple oluşmuş vadeli borcun vadesinin uzatılıp borcun artırılması da câhiliye fâizi doğurur. Kıyemî varlıkların (hayvan, arsa, daire, dükkan, el işi halı, mücevherat) değişiminde ise fâiz gerçekleşmez.

7 I. İslâm Hukûkunda Faiz İslâmiyet’te cahiliye fâizi dışında bir de “alışveriş fâizi” vardır. Bu fâiz türü câhiliye fâizine alım satım yoluyla gidilmesin diye yasaklanmıştır. Hz. Peygamber’den nakledilen “altı mal hadisi” İslam mezheplerinin alım satım fâizi konusundaki temel dayanağıdır. Bu hadisin farklı rivayetlerini bir araya getirdiğimizde şu anlam çıkmaktadır: Altın altın karşılığı, gümüş gümüş karşılığı, buğday buğday karşılığı, arpa arpa karşılığı, hurma hurma karşılığı ve tuz tuz karşılığı peşin ve aynı miktarda mübadele edilmelidir. Kim fazla verir ya da fazlalık isterse ribâya düşmüş olur. Ribâyı alan ile veren aynıdır. Eğer cinsler değişirse peşin olmak kaydıyla dilediğiniz gibi mübadele edin.

8 I. İslâm Hukûkunda Faiz Hadiste altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuzun fâiz oluşmasına uygun (ribevî) mallar olduğu ifade edilmiştir. İslâm hukukçuları fâizin bu altı ürünle ortak niteliğe (faiz illeti) sahip başka ürünlerde de olup olamayacağını tartışmış ve çoğunluk fâizin yalnızca bu altı mala özgü olmadığını ifade etmiştir. Ancak onlar da fâizin gerçekleşmesine sebep olan bu ortak niteliğin tespitinde görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Hanefî ve Hanbelîler’e göre alışveriş fâizinin illeti cins ve ölçü-tartı birliği, Şâfiîler’e göre gıda ve para olmak ve Mâlikîler’e göre ise saklanabilen gıda ve para olmaktır.

9 I. İslâm Hukûkunda Faiz Âlimler ortak nitelik taşımayan fâize uygun malların karşılıklı fazlalıklı ve vadeli mübadelesinin câiz olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Örneğin altın verip buğday almak, gümüş verip arpa almak böyledir. Zira bedellerden biri paradır ya da tartılarak mübadele edilir; diğeri ise ölçüyle mübadele edilir. Âlimler fâize uygun bir malın kendi cinsiyle iki bedelden biri vadeli olmak üzere mübadelesinin caiz olmadığında ittifak etmişlerdir. Örneğin eşit bile olsa altın ile altın alım satımının peşin olması gerekir. Fâize uygun bir malın kendi cinsiyle peşin ancak fazlalıklı satılmasının caiz olmadığında görüş birliği içindedirler. Örneğin altın verip altın alınırken, buğday verip buğday alırken iki bedelin gramı veya ölçüsü aynı olmalıdır.

10 I. İslâm Hukukunda Fâiz Fâize uygun bir malın kendi cinsiyle ya da aynı ortak niteliği taşıyan başka bir malla değişiminde karşılıklı teslim tesellüm gerçekleşmeden tarafların ayrılmasının caiz olmadığında ittifak etmişlerdir. Örneğin altın verip gümüş alınıyorsa ya da buğday verip arpa alınıyorsa bedeller karşılıklı alınıp verilmelidir. Eğer değişimi yapılan fâize uygun malların cinsleri farklı ise peşin olmak kaydıyla fazlalığın caiz olduğunda ittifak bulunmaktadır. Örneğin bir ölçek buğday verip iki ölçek arpa almak böyledir. Abdullah b. Abbâs ve bazı sahâbîler fâizin vadeli işlemlerde olacağını; peşin işlemlerde fâiz olmayacağını belirtmişlerdir.

11 II. Kâr ve Kira ile Fâiz Farkı Piyasada standart var olan veya standart var olmayan bir malı peşin ya da belli bir vadeyle para karşılığı mübadele edersek hiçbir faiz illetinde ortak olmayan iki varlığı değiştirdiğimiz için faiz oluşmaz ve alınan ücret malın bedeli olur. Malın maliyeti ile fiyatı arasındaki fark ise fâiz değil kâr sayılır. Örneğin üretimi ya da sahip olunuşu TL’ye mal olmuş bir emtianın peşin TL’ye ya da 3 ay vadeli TL’ye satılması halinde maliyetin üzerine kazanılan miktar fâiz değil kârdır. Piyasada standart var olmayan bir malın kullanım hakkı belli bir vadeye kadar belli bir fiyat karşılığı devredildiği takdirde alınan ücret fâiz değil kira olur. Örneğin bir arabayı kullanması için 1 aylığına verdiğimiz şahıstan araba ile birlikte 500 TL istersek bu fazlalık faiz değil kira olarak değerlendirilir.

12 III. İslâm’da Fâizin Hükmü İslâm hukûkuna göre fâiz meşrû değildir. Fâiz hem Kur’ân- ı Kerîm hem de Sünnet’te açık ve sert bir dille yasaklanmıştır. Birkaç örneği şöylece sunabiliriz: “Faiz yiyenler, (mezarlarından) şeytan çarpmış kimselerin kalktığı gibi kalkarlar. Bunun nedeni, onların, “alım satım da faiz gibidir” demesidir. Halbuki Allah (c.c.) alım-satımı helal, faizi ise haram kılmıştır.” (el-Bakara (2), 275, 279).

13 “Şayet faiz hakkında söylenenleri yapmazsanız, Allah ve Rasûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, ana paranız sizindir. Ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (el-Bakara (2), 279). “Resûlullah fâiz alana, verene, yazana ve şahitlerine lanet etmiştir. Bunların hepsi aynıdır“ (Abdurrezzâk, Musannef, III, 144; İbn Ebî Şeybe, Musannef, IV, ; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 83, 87, Müslim, Sahîh, III, 1219 ve daha pek çok kaynak). Fâizin meşrû olmadığı o kadar sert ve keskin ifade edilmiştir ki bu konu artık tartışmaya ve yoruma açık değildir. Fâizin meşrû olduğunu iddia etmek İslâm dininin kesin bir hükmünü reddetmek anlamına gelir.

14 İslam’da Faiz Yasağı Faiz karşıtlığı, oranı ve türüne bakmaksızın bütün faiz çeşitlerinin Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde yasaklanmış olması temeline dayanmaktadır: “Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır...” (Bakara:275) “Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin...” (Âl-i İmran:130)

15 IV. Fâizin Meşrûiyeti Konusunda Diğer Yaklaşımlar Fâiz Tevrat’ta da yasaklanmıştır: “Kardeşinize para, yiyecek ya da fâiz getiren başka bir şey ödünç verdiğinizde ondan fâiz almayacaksınız” (Yasa'nın Tekrarı, 23:19). Tevrat’ta fâizi yasaklayan birçok âyet vardır. Aristo (MÖ ) şöyle der: "En çok tiksinmeyi hak eden fâizciliktir. Çünkü bu yoldan sağlanan kazanç, doğrudan doğruya paranın kendi varlığından kaynaklanır ve paranın ortaya çıkmasına neden olan amaca aykırıdır. Zira para mübâdele için yaratılmıştır. Oysa fâiz, paranın miktarını çoğaltır… ve fâiz paradan doğan paradır. Dolayısıyla da doğaya en aykırı düşen para kazanma tarzı budur".

16 Diğer Dinlerde Faiz Hristiyanlık ’ta faiz yasağı reform hareketlerinden sonra kilise hukukunda meydana gelen değişimlerle ortadan kalkmıştır. Hristiyanlıkta faize olan yaklaşımın zaman içerisinde değişmesine rağmen İslam dininde faiz konusunda tarihsel süreçte herhangi bir sapma olmamış, İslam’da faiz yasağının va’z edildiği ayetlerin hükmü her dönemde din alimlerinin ittifakıyla geçerliliğini sürdürmüştür. İncil’de faize karşı olan ifadeler mevcuttur: “Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik edin, hiçbir şey beklemeden ödünç verin” (Luka, 6:35) İncil borç faizini hem İseviler arasında hem de diğer dinlere mensup olanlara karşı yasaklamıştır. Günümüzde faiz yasağı Hristiyanlıkta geçerliliğini yitirmiş ancak bu dinin doğuşundan reform hareketlerine kadarki dönemde faiz yasağı Avrupa’da uygulanagelmiştir.

17 Musevilikte faiz konusuna ilişkin kendi aralarında yasaklayıcı, yabancılara (Yahudi olmayanlara) karşı ise serbest bırakıcı bir yaklaşım sergilenmektedir: “Kardeşinize para, yiyecek ya da faiz getiren başka bir şey ödünç verdiğinizde, ondan faiz almayacaksınız. Yabancıdan faiz alabilirsiniz ama kardeşinizden almayacaksınız. Böyle yapın ki, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede el attığınız her işte Tanrınız Rab sizi kutsasın...” (Deuteronomy23:19- 20) Reform öncesi Hristiyanlıktaki faiz yasağı ile birlikte İslam’da zaten daima var olan ve değişime uğramayan faiz yasağı neticesinde, kendi aralarında olmasa da diğer dinlere mensup kimselere karşı faiz uygulamayı dinen uygun gören Museviler ’in para ve bankacılığa ilişkin sektörlerde hakimiyet kurmaları kolaylaşmıştır.

18 V. Fâiz Neden Meşrû Değildir? İslâm hukûkunda emir ve yasaklar hikmetlerinden (fert ve topluma fayda ve zararlarından) daha ziyade kaynaklarıyla gerekçelendirilirler. Yani “Namaz neden farzdır” sorusunun cevabı “Çünkü Allah emretmiştir” şeklindedir. Dolayısıyla “Fâiz neden meşrû değildir?” sorusunun cevabı da “Çünkü Allah Teâla yasaklamıştır” şeklindedir. Ayrıca tefecilik tarihin hemen her döneminde sevimsiz bir iş olarak görülmüştür. Fâiz başkalarının emeğini sömürmek olarak addedilmiştir. Fâizle borçlanıp borcunu ödeyemeyenler köleleştirilmiştir. Sadece sahip oldukları parasal varlığın başkalarına fâizle borç verilmesi işini yapan mutlu bir azınlığa karşılık, bu mutlu azınlığa ödenecek fâizin piyasaya etkisinden hareketle bunu karşılamaya çalışan büyük bir çoğunluk oluşmuştur. İslâmiyet adâlet ilkesi gereği bunu onaylamamıştır.

19 Faiz yasağının İslam hukukundaki sebepleri: a) Faizin haksız bir kazanç oluşu: Faizin hiçbir emek sarf etmeyip hiçbir risk almaksızın alınan bir fazlalık olması sebebiyle İslam hukukçularının bir kısmı bu yönüyle faizin haksız bir kazanç olduğunu savunmuştur. b) Faizin tembellik ve atalete sebep oluşu: Faiz, borç veren açısından bir üretimden doğmamakta, çalışmadan ve emek sarf etmeden kazanılan bir gelir olması yönüyle kişiyi tembelliğe iterken parasını da yatırıma ve üretime yol açan yollara değil faize yönlendirmesi sonucunu doğurmaktadır.

20 Faiz yasağının İslam hukukundaki sebepleri: c) Faizin kardeşlik ve dayanışma fikrine zararlı oluşu: Faiz, İslam’ın tavsiye ettiği karz-ı hasen olarak tabir edilen karşılıksız borç verme ve insanların sıkıntısını bu yolla hafifletme gibi güzel davranışlarla çelişen ve bu kardeşlik ruhunu sekteye uğratan bir uygulamadır. d) Faizin fakirden zengine doğru transfere sebep oluşu: Borç almak iktisaden sıkıntıda olmanın, borç vermek ise maddeten refaha sahip olmanın bir belirtisidir. Bu açıdan bakıldığında zaten sıkıntıda olan tarafın aldığı borca karşılık bir de faiz yüküne katlanması bu sıkıntıyı daha da artırırken, maddi refaha erişmiş tarafın zayıf taraftan faiz alması fakirden zengine doğru, İslam’ın arzulamadığı ve zekat gibi emirlerle tam aksini emrettiği menfi bir gelir transferidir.

21 FAİZLİ ALINAN BİR BORÇ İLE YAPILAN GİRİŞİMİN BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANMASI HALİNDE FAİZ ÖDEYEN TARAFIN UĞRADIĞI ZARARLAR: a) Emeğin zayi olması b) Alınan borcun kullanıldığı işte başarısız olunması ve sermayenin kaybedilmesine rağmen anaparanın geri ödenme zorunluluğu c) Sermayeyi kısmen veya tamamen kaybeden girişimcinin, anaparaya ilaveten bir de faiz ödemek zorunda oluşu.

22 Faiz, artmanın bir tarafa, eksilmenin de bir tarafa yüklendiği bir uygulamadır. Faiz, bir yandan sermaye birikimi sağlarken diğer yandan sosyal çöküntüye neden olmaktadır. Bu yönüyle faiz, sermayenin sürekli bir elde toplanarak tekel oluşturmasına neden olur. Böylece birçok sosyal müessesenin sermaye sahiplerince kontrol edildiği bir sermaye devleti ortaya çıkar. Bu ise, sermaye sahipliğinin doğurduğu rahata alışmışlık ve mücadele ruhunun zayıflaması sonucunu beraberinde taşıyacağından, devlet yapısında da zaaflara yol açacaktır. İşte bu sebepledir ki, ülkenin refahı ve güvenliği serbest rekabet ve yaygın sermaye ile yakından alakadardır.

23 Servet Birimine Bir Örnek: Farklı Faiz Oranı ve 200 Yıl Sonunda Servet Birikim Düzeyi Dönemin Başındaki Serveti Yıllık Faiz Oranı Bileşik Faiz Hes. 200 Sonunda Elde Edilecek Servet Düzeyi (Milyon $) 10004%1.04 2, % ,1 1000%7, , % ,9

24 Kürsel Servet Dağılımı, 2013 Kaynak: Wealth Report 2013, p. 22

25 240 Trilyon $’lık Dünya Servetinin Bölgelere Göre Dağılımı (2013) Kaynak: Global Wealth Report 2013, p. 6

26 Faiz yasağı ile İslam; emeksiz, risksiz ve borç veren açısından üretime dayanmayan bir kazanca karşılık emeği ve üretimi yüceltmekte, taraflardan birinin mutlaka zarara uğradığı halde diğer tarafın kazancının bu zarara dayandığı ve İslam’daki kardeşlik ruhuna tamamen aykırı olan bir uygulamayı reddetmekte, kendisi kazanırken başkalarının zarara uğramasına aldırmayan bencil bir kişiliği kabul etmemekte, zekat gibi uygulamalarla tesis etmeye çalıştığı sosyal dayanışma ve kardeşlik ortamının zedelenmesine müsaade etmemektedir. Tek bir faiz uygulamasına müsaade etmek, İslam’ın sosyal, hukuki, ahlaki vs. birçok prensibini çiğnemek anlamına gelmekte, “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez…” gibi pek çok hadiste ve “Müminler ancak kardeştir” gibi ayetlerle tesis edilen din kardeşliği bağlarını zedeleyici etkiler göstermektedir.

27 FAİZ KONUSUNDA BAZI YORUMLAR Faiz konusuna ilişkin tartışmalarda Kur’an’da yasaklanan uygulamanın faiz (ribh) değil, riba olduğu; her ribanın faiz ancak her faizin riba olmadığı, ribanın fahiş bir faiz türü ve tefecilik olduğu yönünde görüşler ileri sürülmektedir. Ribadan farklı olarak, kimi mezheplerde caiz görülen, zaruret halinde -dinen– hileli yollardan gidilerek meşru sayılan ve kimi fıkıh alimleri ile Osmanlı şeyhülislamlarının bazı fetvalarına dayanılarak helalliği savunulan faiz türünden bahsedenler vardır. Bu görüşü öne sürenler aynı zamanda enflasyon kadar faizin de dinen sakınca taşımayacağını savunmaktadır.

28 Faize dinen meşruiyet kazandırma çabaları kapsamında “Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin” (Âl-i İmran - 130) ayeti ileri sürülmüştür. Bu ifadeye dayanarak faizin yalnızca kat kat olanının yasaklandığı ve buna karşılık yüzde olarak artan faizin haram hükmüne girmediği görüşüdür. Bu görüş Mısırlı ilahiyatçı Seyyid Kutub tarafından reddedilmektedir.

29 Ekonomik Sebepler Arap dünyasının sahip olduğu petrol kaynaklarına paralel zenginlik 70’li yıllarda OPEC üyesi ülkelerin petrol fiyatlarını artırmalarıyla daha da artmış ve gelirlerinin devasa boyutlara ulaşmasını sağlamıştır. Bu gelirlerin bir kısmını Batılı bankalarda değerlendiren Arap ülkeleri bir yandan fakir Müslüman ülkelerin kalkındırılmasına katkı sağlamayı düşünmüş, İslam ülkeleri arasında böyle bir işbirliği ve kaynak transferini sağlayacak İslami bankacılık fikrine sahip çıkmışlardır. 70’li yıllara kadar teoride gelişen İslami bankacılık 1974’te İslam Kalkınma Bankası’nın kurulmasıyla somut bir ilerleme kaydetmiştir.

30 Gelişmekte olan diğer İslam ülkelerinin ihtiyaç duydukları sermaye, finansal piyasalara hakim olan faizli bankaların çalışma prensipleriyle halkın inançlarının uyuşmaması sebebiyle altın ve benzeri atıl araçlarda tutulmuş ve bu durum halkın elinde bulunan ve yatırıma dönüşmeyen varlıkların ekonomiye çekilebilmesi için çeşitli yollara başvurulmasını gerektirmiştir. İşte ülke ekonomilerinin iktisadi hayatı canlandırmak ve halkın maddi refahını artırmak için ihtiyaç duyduğu kaynağı yine kendi halkının elinde bulunan fonlarla karşılamanın halkın inançlarıyla çelişmeyen faizsiz bankalarla gerçekleştirilebileceği düşüncesi de İslami bankaların kuruluşunda önemli bir sebep teşkil etmiştir. Öte yandan Arap sermayesinin ülkemize bu kurumlar vasıtasıyla çekilebileceği düşüncesi de faizsiz bankaların ülkemizde kurulmasında rol oynamıştır.

31 Sonuç Fâiz almak ve vermek İslâm dininde yasaktır. Bu, tartışma dışıdır. Ancak faizin mahiyeti konusunda bazen görüş birliği bazen farklı yorumlar oluşabilmiştir. Şu kesindir ki cahiliye faizi bütün çeşitleriyle yasaktır ve bugün uygulanan faiz yöntemleri de çoğunlukla böyledir. Trampa usulüyle alım satım neredeyse kalmadığı için alışveriş faizi konusundaki değişik yorumlara değinilmemiştir.

32 4. Arap- Türk Sosyal Bilimler Kongresi Amman / ÜRDÜN, Ekim, 2014 Türkiye’de Faizin Ekonomi Politiği Mahmut BILEN Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi, Türkiye

33 Faiz Hakkında Faiz, toplumsal yaşamın önemli tartışma başlıklarından biri oluşturmaktadır. Orta çağın sonlarına kadar faiz hem filozoflar hem de dini önderler açısından sorunlu olduğu için hoşgörü ile yaklaşılmamıştır. merkantilizmle birlikte iktisatçılar arasında faiz ekonominin olağan bir parçası olarak görülmüştür. Avrupa’da ilk kez Protestanlığın etkisiyle İngiltere’de 1545 yılında IV Henry zamanında faiz meşru olduğu kabul edilmiştir.

34 Modern Zamanlar Faiz Avrupa’da endüstri devriminden sonra hızla gelişen piyasa ekonomisi, ticari kapitalizm ve endüstriyel ekonomi faizin ekonomideki rolünü arttırmıştır. Bu gelişme semavi dinlerin çeşitli biçimlerde faizin meşruiyetine ilişkin görüşlerin tartışılmasına neden olmuş ve faiz zaman içinde kapitalizmin vazgeçilmez enstrümanlarından biri haline gelmiştir.

35 Faizin Modern İktisatta Yerleşik Hale Gelmesi Ekonomi literatüründe çeşitli yaklaşımlar faizin ekonomideki meşruiyetine ait teoriler ve modeller geliştirilmiştir. Marshall faizi, bireyin bu günü, geleceğe tercih etmesi prensibinden hareketle gerekçelendirir. Wicksell, faizi ödünç verilebilir fonlar teorisine ile izah etmektedir. Keynes ise faizin para piyasasında belirlendiğini ileri sürmekte ve faiz düzeyinin bireylerin parayı yanlarında bulundurduklarında fayda elde ettiğini ve bu paradan ancak faizler yükseldiğinde vazgeçeceklerini ileri sürmekle ilişkilendirmektedir.

36 Portföy Teorisine Göre Faiz Portföy teorisine göre ise insanların sahip oldukları nakitlerini çeşitli getiri seçenekleri ile mukayese ederek bunlardan en yüksek getiri seçeneği ne ise o alanda değerlendireceklerdir. Bu yatırım seçeneklerinden birini oluşturan faiz de başta para arzı olmak üzere birçok şey ile ilişkili oluğu ifade edilmektedir.

37 Dünya ve Türkiye’de Ekonomi Politiğin Değişimi 1973 petrol krizinden sonraki süreçte liberal ekonomi politikaları, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi kurumlar vasıtasıyla gelişmekte olan ülkelere önerildiği/dayatıldığı bilinmektedir.

38 Türkiye’de Faizin Ekonomi Politiği 1980 öncesi dönemde kamunun kontrolünde belirlenen faiz oranı iktisadi kalkınma araçlarından biri olarak çoğunlukla negatif faiz üzerinden ucuz finansman sağlanarak yatırımcının desteklendiği bir dönem olmuştur sonrası dönemde liberal ekonomi politikalarının benimsenmesinden sonra serbestleştirilen birçok şeyin arasında faiz de bulunmaktaydı.

39 1990 ve Sonrası Faizin Ekonomi Politiği 1990’lı yıllar finansal serbestleşme ile birlikte faiz oranlarının belirlenmesinde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Düşük kur yüksek faiz politikası sonucu spekülatif amaçlı sıcak para girişlerine yol açmıştır. Para ikamesi olarak dövizden daha çok TL’nin cazip kılmak için faizlerin yüksek tutulmasına yol açmıştır. Bir yandan cari açık sorun diğer yandan yüksek kamu açıklarını finanse etmek için yüksek faiz ile küresel piyasalardan fon girişleri sağlanmıştır.

40 Cari açık sorunun uzun zamandır Türkiye’nin önemli bir problemi olması nedeni ile faiz oranı ile kur istikrarı arasına sıkışmış bir görünüm üzerinde faizin doğru düzeyi hangisi olması gerektiği konusu zaman zaman hükümetle merkez bankası başkanı arasındaki en önemli tartışma konusunu oluşturmaktadır. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde faizin daha da yükseldiği ve ekonomi üzerindeki maliyetinin oldukça yükseldiği görülmüştür. Görece ekonomik ve kamu kesiminin istikrarı sağlandığı dönemlerde faizin görece düşük düzeylerde seyir ettiği görülmektedir.

41 Reel Ekonomiye Kıyasla Finansal Sektörün Artan Getiri Fırsatları 1970'te şirket kârlarının %15'i finansal rantlardan oluşurken, 2005'te şirket kârları içinde finansal rantların payının % 40'a yükseldiği görülmektedir. Benzer şekilde 1970'lerde şirket yöneticilerinin (CEO) ortalama kazancı, ortalama bir işçinin kazancının 30 katıyken, günümüzde bunun 400 katına kadar çıktığı ifade edilmektedir

42 Kamu Tercihi Teorisinin Yaklaşımı Küresel düzeyde ortaya çıkan sermaye bolluğunu fark eden yerli politikacılar, kamu tercihi teorisine paralel şekilde, seçmeni rahatsız etmeden vergilerden ziyade borçlanmaya başvurmanın politik çıkarları için rasyonel olduğunu fark ettiler. Bu süreçte aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi Türkiye’de 2002 yılına kadar olan dönemde, kamu harcamalarının vergilerle finanse eğilimi azaldı.

43 Kamu Kesimi İç ve Dış Borçları ve Vergi Göstergeleri ( )

44 Yüksek Faiz Politikası Düşük Yatırım Türkiye’de yukarıda ifade edilen düşük kur yüksek faiz politikası ve kamu kaynaklarını yöneten politikacıların benimsedikleri popülist politikalar nedeni ile vergilerden daha çok borçlanmaya yönelmeleri literatürde dışlama etkisi (crowding out effect) olarak bilinen sorun, 2002 öncesi dönemde Türkiye ekonomisinde gözlenir hale gelmiştir.

45 Yüksek Faizin Ekonomiye Maliyeti Bu aşamada kamunun faiz ödemelerinin seyrini incelemek önem arz etmektedir. 1980’lerin başında, faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı %20’den daha az iken, süreç boyunca yukarıda ifade edilen borç artışına paralel olarak faiz ödemelerinin vergilere oranı 2001 yılında %100’ü aştı.

46 Reel Faiz Oranı ve Kamu Faiz Ödemelerinin Vergi Gelirlerine Oranı (%)

47 Tarihi Süreçte ABD Faiz Oranın Seyri

48 Politik ve Ekonomik Krizlerde Artan Faiz Maliyeti 28 Şubat süreci olarak bilinen askeri müdahale sürecine katkı veren kesimlere birçok farklı şekilde ekonomik çıkar sağlanmıştı. Özellikle bankacılık ve finans sektöründe sağlanan bu tür rantlar çok geçmeden bu sektördeki mali kurumların içinin boşaltılmasına yol açmıştı. Kamu kesiminde bu manzara gözlemlenirken diğer yandan finans sektöründe çok sayıda bankanın batması ve kamu tarafından bankalara el konulması söz konusu olmuştu.

49 İSO 500 Sanayi Firmaların Faaliyet Dışı Gelirlerinin Seyri Türkiye’de faaliyette bulunan en büyük 500 sanayi işletmesinin faaliyet dışı kârlarının bilanço kârlarına oranı %50’nin üzerine çıkmıştı. Faaliyet dışı kârların en önemli kaynağının, faiz gelirleri olduğu bilinmektedir. Bilindiği gibi, yüksek miktardaki kamu açıkları ve dolayısıyla yüksek reel faizlerin olduğu dönemlerde, en büyük işletmelerin önemli bir kısmı kazançlarını faaliyette bulunduğu esas alanda değil, devlet tahvili veya hazine bonosu gibi yatırım seçeneklerinden elde etmişlerdir.

50

51 Ekonometrik Model ve Ampirik Bulgular Araştırma için dikkate alınan değişkenler; Gayri safi yurtiçi hasıla (LGDP), faiz oranı (INT), döviz (ABD doları) (EX), ve kamunun faiz ödemelerinin GSYH oranı (INTPAY) olarak belirlenmiştir. Bütün değişkenler 1980 ile 2010 yılları arasındaki dönemi kapsamaktadır.

52 Maki (2012), Gregory-Hansen(1996) ve Hatemi-J(2008) testlerini benzer şekilde eleştirip, yapısal kırılma sayısının içsel olarak belirlendiği yeni bir eşbütünleşme testini literatüre kazandırmıştır. Maki (2012)’nin literatüre kazandırmış olduğu bu test, G-H ve Hatemi-J testlerinin çok kırılma için genişletilmiş şeklidir.

53 The Augmented Dickey-Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) Birim Kök Test Sonuçları ADFPP DeğişkenDüzeyBirinci FarkDüzeyBirinci Fark LGDP [0.7889] [0.0108] [0.7375] [0.0000] INT [0.3652] [0.0000] [0.6729] [0.0000] EX [0.5633] [0.0310] [0.3468] [0.0019] INTPAY [0.4344] [0.0446] [0.8926] [0.0164]

54 Maki Eşbütünleşme Testi Değişkenler arasında bir ilişkinin var olduğunu sınamak üzere eşbütünleşme testine başvurulmuş ancak anlamlı sonuç tespit edilememiştir. Bu nedenle serilerde kırılma olup olmadığını analizde değerlendiren Maki eşbütünleşme testine başvurulmuştur.

55 Maki Eşbütünleşme Testi Sonuçları Test İstatistiği * Kırılma Sayısı1 Kırılma Tarihi1988 Maki eşbütünleşme testinin sonuçları GDP ile diğer üç değişken arasında uzun dönemli bir ilişkinin varlığına işaret etmektedir.

56 FMOLS Modeli Değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişki bulunduğu için bir sonraki aşamada bu uzun dönem ilişkinin katsayıları FMOLS yöntemiyle elde edilmiştir. Değişkenlerin katsayılarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir.

57 Nedensellik Testi Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi, değişkenler arasındaki eşbütünleşme ilişkisinin varlığının önemli olmadığı Toda- Yamamoto testi ile incelenecektir.

58 Toda-Yamamoto Nedensellik Testi sonuçları Temel HipotezTest İstatistiği GDP <--/- -INTPAY (0.2855) GDP <--/-- INT (0.18) GDP <--/-- EXC (0.2958) GDP <--/-- ALL (0.0962)*** Değişkenler tek tek ekonomik büyüye ilişkin nedenselliği istatistiksel olarak anlamlı görünmemesine rağmen bu değişkenlerin toplu halde %10 anlam düzeyinde nedeni olduğu görülmektedir.

59 Teşekkür Ederiz…


"Faiz, sermaye kullanımının karşılığında ödenen bedel veya sermayenin kirasıdır. Faiz “ödünç alınmış paranın kirası” olarak ifade edilmektedir. İktisatçılar," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları