Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sinan Zeyneloğlu, Sosyolojiye giriş dersi Kaynak: Anthony Giddens, Sosyoloji, 2012 1. Sosyoloji nedir (s.38) 3. Sosyoloji’nin yöntemleri (s.108) 6. Toplumsallaşma,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Sinan Zeyneloğlu, Sosyolojiye giriş dersi Kaynak: Anthony Giddens, Sosyoloji, 2012 1. Sosyoloji nedir (s.38) 3. Sosyoloji’nin yöntemleri (s.108) 6. Toplumsallaşma,"— Sunum transkripti:

1 Sinan Zeyneloğlu, Sosyolojiye giriş dersi Kaynak: Anthony Giddens, Sosyoloji, Sosyoloji nedir (s.38) 3. Sosyoloji’nin yöntemleri (s.108) 6. Toplumsallaşma, yaşam akışı ve demografi (s.200) 7. Aileler ve yakın ilişkiler (s.244) 12. Cinsellik ve toplumsal cinsiyet (s.480) 14. Modern toplumda din (s.578) 16. Örgütler ve ağlar (s.682) 17. Eğitim (s.730) 18. Çalışma ve ekonomik yaşam (s.790)

2 1. Sosyolojiye giriş ve sosyolojinin konuları

3 1. Sosyoloji’nin konuları Sosyoloji bize neden olduğumuz gibi olduğumuzu ve neden davrandığımız gibi davrandığımızı açıklamaya çalışır, ve bu konuda çok daha geniş bir bakış açısını benimsememiz gerektiğini ortaya koyar; Sosyoloji, bize “doğal, kaçınılmaz, iyi ve doğru” diye gördüklerimizin başka birey ve toplumlar için böyle olmayabileceğini, ve yaşamımızın temel ilke ve verilerinin büyük ölçüde tarihsel ve toplumsal güçler tarafından belirlendiğini öğretir. Yani, toplumsal kökenimiz hangi tür karar ve davranışların uygun ve doğru olduğunu düşündüğümüzü büyük ölçüde belirler (Bu kararları tamamen kendi özgür irademizle, tek başımıza aldığımızı zannetsek bile). Davranışlarımızın sebepleri nelerdir? Neden olduğumuz gibiyiz ve neden başka birey ve toplumlar bizden farklı?

4 1. Sosyoloji’nin konuları Evlilik, boşanma, intihar, işsiz kalma, iş seçimi gibi olaylar bireysel sorunlar veya bireysel kararlardır, ancak bu olayların bir toplumdaki sıklığı ve bu sıklıktaki değişimi toplumsal sonuçları olan hareketlerdir. Yani tek bir kişinin boşanması veya işsiz kalması o kişiyi ve yakın çevresini etkilerken bu durumların sıklığındaki artış veya azalışın toplumsal sonuçları söz konusudur. Tek bir kişinin davranışları, kararları veya sorunları psikolojinin, tıbbın, hukukun veya diğer bilim dallarının konusu iken bütün bu olguların toplumsal bazda sıklığı, değişimi ve nedenleri sosyolojinin konusudur. Bireylerin temel yaşamsal karar ve davranışlarındaki değişim hangi toplumsal değişimlerle birlikte gözlenir? Hangi toplumsal akımlar bireyler üzerindeki bu etkilere yol açmaktadır? (Korelasyon ve Nedensellik aynı şey değildir!) (‘neden olma’ ve ‘birlikte değişme’ ayrı şeyler olabilir)

5 1. Sosyoloji’nin konuları Toplumun bizi nasıl yönlendirdiği ile bizim kendimizi (davranışlarımızı ve yaşantımızı) nasıl gerçekleştirdiğimiz arasındaki bağlantıları incelemek sosyolojinin işidir. Örneğin neden çoğu toplumda sanayileşme süreci mesela aile ve evlilik sistemlerinde de değişikliklerle bir arada gitmekte veya aynı süreçte suçluların cezalandırılma biçimlerinde farklılaşma gözlenmektedir. Bu tür sorulara yanıt vermek için kuramlar (teoriler) geliştirilir. Geliştirilen teori, hipotez ve varsayımlar gözlem ve deneylerle kanıtlanmaya çalışılır. Öte yandan iki olgunun aynı zamanda veya mekanda bir arada gözlenmesi birinin diğerinin doğrudan nedeni olduğunu anlamına gelmeyebilir.(Korelasyon ve Nedensellik aynı şey değildir!) (ayrıca ara değişkenleri de göz önünde bulundurmak gerekir) (kontrol değişkenleri)

6 1. Sosyoloji’nin konuları Durkheim’e göre sosyologlar tek tek bireyleri değil, bireyler olarak hepimizin etkileyen toplumsal olguları (ekonominin işleyişi ve işbölümü, dinin etkisi, vs.) incelemelidirler. Toplumsal olguları incelemek zordur, zira görünür ve elle tutulur değildirler. Ancak bu olguları dolaylı olarak, yani onların etkilerini inceleyerek veya onların yasalar, adetler, dinsel metinler ya da diğer yazılı kurallar gibi biçimlerde dile getirilme çabalarını okuyarak tespit etmek mümkündür. Durkheim’e göre düşük işbölümüne sahip geleneksel toplumlarda mekanik dayanışma (benzerlerin dayanışması, ortak köken ve inançlar) görülür. Modern ve gelişmiş toplumda ise artan işbölümü ve uzmanlaşmaya bağlı olarak organik dayanışma ortaya çıkmaktadır ve çıkmalıdır (ekonomik olarak karşılıklı bağımlı ama kökensel olarak farklı olanların işbirliği).

7 1. Sosyoloji’nin konuları Durkheim’e göre geleneksel düzenden modern topluma geçiş toplumsal sorunlara yol açabilecek zorlu bir süreçtir. Eski ahlakî ve dinsel kalıpların işlevsiz kaldığı, ancak henüz yeni düzenleyici değer ve kuralların yerleşmediği geçiş dönemlerinde toplum yaşamı amaçsızlık ve umutsuzluk duygusuna (anomi) yol açabilir. Eski köklerinden kopmuş ancak yeni düzen içinde yaşamını anlamlandıramayan bir insanın toplumun dışına çıkması mümkündür (örneğin intihar davranışı) Durkheim, klasik çalışmasında toplumlar arası farklılıkları ve zaman içindeki değişimleri, farklı toplumlardaki intihar oranlarını inceleyerek ve karşılaştırarak ortaya koymuştur. Örneğin bireysel bir eylem olarak gözüken intihar, aslında toplumsal etmenleri olan ve farklı toplumlarda farklı sebep ve sıklıkta görülen bir olgudur.

8 3. Sosyolojinin yöntemleri

9 3. Sosyoloji’nin yöntemleri Toplum ve toplumsal olgular sosyolojinin başlangıcından bu yana 3 farklı yaklaşım ile incelenmiştir: 1.İşlevselci yaklaşımda toplumu oluşturan alt-toplum ve bireylerin toplum içindeki (açık ve örtük) işlevleri incelenmekte, istikrar ve dayanışma gereği üzerinde durulmaktadır (Durkheim, Merton). 2.Çatışmacı bakış açısına göre ise bir toplumu doğru okumak için öncelikte toplum içindeki farklı grupların çatışan çıkarlarını tespit etmek, eşitsiz güç konumlarını ve buna dayanan tahakküm ilişkilerini incelemek gereklidir (Marx, Dahrendorf). 3.Simgesel etkileşimci yaklaşım ise toplum içindeki grup ve bireylerin iletişim ve etkileşim içinde bulunurken kullandıkları simgeler üzerine yoğunlaşmakta, kullanılan dil ve diğer etkileşim biçimlerine yüklenen anlamlar yoluyla toplumu çözümlemektedir (Weber, Mead).

10 3. Sosyoloji’nin yöntemleri Sosyoloji yalnızca soyut bir uğraşı değildir (örneğin felsefe gibi), bilakis insanların ve toplumların yaşantılarını ilgilendiren pratik bir disiplindir. 1.İyi bir sosyolojik araştırma, açık ve kesin sorular sorar ve bu sorulara yanıt vermeden önce destekleyici olgusal kanıt bulmaya çabalar. (örneğin üniversite sınavında hangi cins daha başarılı olmaktadır?) 2.Bir toplumu incelemenin bir yolu onu başka bir toplum ile karşılaştırmaktır. (örneğin iki ülkenin eğitim sistemleri arasında fark nedir ve bunun eğitimde cinsiyetlerin başarısına etkisi var mıdır?) 3.Söz konusu olgunun zaman içindeki gelişimi incelenecek diğer bir husustur. (örneğin eğitim başarısı açısından cinsiyetler arası farklılık her zaman var mıydı yoksa belirli bir dönemde mi ortaya çıktı?) 4.Son olarak, tespit edilen farklılıkların altında yatan olgu nedir? Değişimlerin (eğer varsa) nedenleri nelerdir? (Kuramsal soru) ! Sorulan sorular ve incelenen olgular, varsayımları destekleyecek veya reddedecek şekilde kurgulanmalıdır.

11 3. Sosyoloji’nin yöntemleri Bir araştırmanın aşamaları: 1.Sorunun tanımlanması (merak ettiğin şey nedir?) 2.Literatür taraması (kim daha önce ne bulmuş veya bulamamış?) 3.Varsayımlarını, hipotezini belirle (hangi verileri var kabul ediyorsun ve neyi bulmayı umut ediyorsun?) 4.Bir araştırma yöntemi seç (gözlem, anket, deney, belge tarama) 5.Araştırmayı uygula 6.Gözlemini, verileri, bilgi ve bulguları derle ve kaydet 7.Bulguları raporla, sonuçları yorumla, ulaştığın veya ulaşamadığın sonuçları yaz (araştırma yöntemin doğru muydu, verileri derleyebildin mi, bulguların/tespitlerin neler, hipotezin doğrulandı mı yoksa doğrulanamadı mı, sonraki araştırmalar için önerilerin neler?…)

12 3. Sosyoloji’nin yöntemleri Bir araştırmanın veri toplama yöntemleri: 1.Katılarak gözlem Küçük kesitlerin derinlemesine incelemesi 2.Anket Büyük kitlelerden standart bilgiler elde edilmesi 3.Deney (deney grubu ve kontrol grubu) Denetimli bir ortamda varsayımların sınanması 4.Mevcut belgelerin taranması Tarihsel açıdan veya başka türlü bilgi edinilemeyen konularda inceleme Araştırmanın verileri toplandıktan sonra kodlanır ve/veya yanıtların sayısal dökümleri alınarak analiz edilir, yorumlanır ve raporlanır. Analizlerde istatistikî yöntemlerden faydalanılır

13 Merkezilik ölçüleri: –Ortalama: 1.000, 2.000, 3.000, 5.000, =(4.200) Ortalama, tüm değerlerin 2.000, 2.500, 3.000, 5.000, =(4.200) toplamının adede bölünümüdür. –Ortanca: 1.000, 2.000, 3.000, 5.000, =(3.000) Ortanca ise sıralamada tam ortada yer alan birimin değeridir. Dağılım ölçüleri: –Standart sapma: her bir birimin ortalamadan farklılığının karelerinin toplamı/ birimlerin sayısı(5) bölünümün karekökü 1.000, 2.000, 3.000, 5.000, =(3.563) 2.000, 2.500, 3.000, 5.000, =(2.660) –ranj: 1.000, 2.000, 3.000, 5.000, =(9.000) 2.000, 2.500, 3.000, 5.000, =(6.500) normal dağılım 1.000, 2.000, 2.500, 2.800, 2.900, 3.000, 3.000, 3.000, 3.100, 3.200, 3.500, 4.000, heterojenlik, homojenlik, örneklem büyüklüğü 3. Sosyoloji’nin yöntemleri

14 6. Toplumsallaşma, yaşam akışı ve demografi

15 6. Toplumsallaşma ve yaşam akışı Toplumsallaşma çocukların yetişkinlerin davranışlarını taklit etmesi ve değerlerini, toplumsal normlarını ve pratiklerini benimsemesi ile başlar. Toplumun üyelerinin her biri istisnasız olarak doğumlar ve ölümler yoluyla değişseler de toplumlar bir bütün olarak varlıklarını sürdürmektedir. Doğadan mı yetiştirmeden mi ikilemi! Geleneksel toplumlarda kişinin toplumsal konumu büyük ölçüde içine doğduğu aile tarafından belirlenir; Modern toplumlarda ise toplumsal konum doğumla birlikte devir alınmasa da yine de ailenin konumu ve sınıfı kişinin toplumsallaşma kalıplarını etkileyecektir. Çocuklar, ana-babalarının ve yaşadıkları mahalledekilerin davranış biçimlerini kapacaktır.

16 6. Toplumsallaşma ve yaşam akışı Piaget’in bilişsel gelişim aşamaları: 1.Duyusal-motor aşaması (0-2 yaş): dokunma, tanıma, ayırt etme: algılanın dışında bir dünya yok! 2.İşlem öncesi aşama (2-7 yaş): simgesel algı ve iletişim ancak benmerkezci algılama hâlâ hakim. Nedensellik, ölçü, konum, hız, büyüklük ve nesneler arası bağlantılar henüz tam kurulmamış 3.Somut işlem aşaması (7-11 yaş): soyut kavramların kullanımı, mantıksal çıkarımlara ulaşma, ancak benmerkezci algılama azalarak devam ediyor (örneğin kardeşinin kardeşi) (bencillikten farklı olarak dünyayı kendi konumuna göre algılaması) 4.Biçimsel işlem aşaması (11-15 yaş ve sonrası): yüksek derecede soyut ve varsayımsal düşüncelerin kavranması. Bu aşamadaki çocuklar bir sorunla karşılaştıklarında olasılık dahilindeki bütün farklı çözüm yollarını gözden geçirebilir ve uygun bir çözüme ulaşmak için tüm yolları kuramsal olarak kat edebilir (şunu yaparsam sonucu ne olur!). Bu aşamaya ulaşmış kişiler dünyayı başkalarını gözünden algılayıp diğer kişilerin de davranış ve düşüncelerini tahmin edebilir.

17 6. Toplumsallaşma ve yaşam akışı Piaget’e göre ilk 3 gelişim aşaması evrenseldir ve her insan bunlara ulaşır; 4’üncü aşama ise kısmen okullaşma süreçlerine bağlıdır ve her çocuk bu aşamaya ulaşamayabilir. Biçimsel işlem aşamasına tam ulaşamamış kişiler daha somut terimlerle düşünmeye eğilimlidirler ve insanlarda benmerkezcilik daha belirgindir. Aile tipleri (Todd), kadının konumu, ailenin ve toplumun eğitim potansiyeli, otoriteryen (kök) aile ve çocukların başarı odaklı yetiştirilmesi Aile ve toplumda ve olan ve üst ölçeklerdeki örgütlerin (devletler, şirketler, vs.) kuruluşunda ve işleyişinde belirleyici olan bağlar (Todd) –Erkekler arası yatay bağlar –Erkekler arası dikey bağlar –Kadın ve erkek arasındaki çift ilişkisi

18 6. Toplumsallaşma ve yaşam akışı Günümüzde ‘çocukluk’ olarak adlandırılan dönem, ortaçağda mevcut değildi (Ariés, 1965). İnsanlar uzun bir ‘bebeklik’ döneminin ardından doğrudan yetişkinliğe adım atıyordu. Yakın zamana kadar çocuklar, yetişkin giysileri giyiyor, yetişkinlerin oyunlarını oynuyor ve yetişkin işlerinde çalışıyordu. Çocuklar ya aile işletmesinde çalışıyor ya da başka bir ailenin yanına besleme veya bir tüccarın yanına çırak olarak veriliyor idi. Çocukluğun, kişisel gelişimin ayrı ve önemli bir aşaması olarak kabul edilmesi görece yeni bir durumdur. Aynı şekilde çocukların kendilerine özgü hakları olduğu ve çocuk işgücünün ağır işlerde kullanılmasının ahlakî olarak yanlış olduğu düşüncesi de oldukça yeni bir gelişmedir.

19 6. Toplumsallaşma ve yaşam akışı Modernitenin en ayırıcı ve ölçülebilir göstergeleri tüm dünyada (farklı mekanlarda farklı zamanlarda gerçekleşse de) önce erkekler arasında okuryazarlığın artması, ardından kadınların da bu gelişmeyi takip etmesidir. Erkek ve kadın okuryazarlığındaki artışı önce ölümlülük düzeyinde düşüş, ardından da doğurganlıkta azalma takip etmektedir. Geleneksel bir toplumda hem doğurganlık hem de ölümlülük çok yüksektir. Kadınlar çok çocuk doğurur ancak bunların önemli bir bölümü daha bebek veya çocuk iken ölür. Yetişkinliğe ulaşan insanların da pek azı ileri yaşlara kadar yaşayabilir. Çoğu insan bulaşıcı hastalıklardan, doğal veya beşerî felaketlerden dolayı hayatını kaybeder. Erkeklerin pek azı, kadınların ise neredeyse hiçbiri okuma yazma bilmektedir. Demografik dönüşümünü tamamlamış modern bir toplumda ise hem doğurganlık hem de ölümlülük düşüktür, hem kadınlar hem de erkekler arasından okuryazarlık evrensel düzeydedir.

20 6. Toplumsallaşma ve yaşam akışı Küresel yaşlanma krizi kavramı (bağımlılık oranı, transfer geliri): Yaşam beklentisinin artması emeklilere daha uzun süre emekli maaşı ödenmesi anlamına gelmektedir. Ancak yaşlanma, üretkenlikten çıkış anlamına gelmemektedir: –Phil Mullan, Hayali Saatli Bomba, 2002: yaşlılık miti: çoğu yaşlı insan ne hasta ne de engellidir. Yaşam beklentisinin artmasıyla yaşlılıktaki üretkenlik de artmıştır. Devletin emeklilik sistemi özel sistemlerden daha etkindir ve özelleştirmeye gerek yoktur. (The Phony Crisis,1999; Banking on Death, 2002) 1.Biyolojik yaşlanma 2.Ruhsal yaşlanma 3.Toplumsal yaşlanma (yaşla ilişkili kültürel değerler ve rol beklentileri) Yaşlılık klişeleri toplumlarda yer etmiştir, ancak gerçekte 60 yaş üzeri birçok işçinin verimlilik ve işe devam kayıtları gençlere göre daha iyidir.

21 7. Aile ve yakın ilişkiler

22 7. Aile Evliliğin aşk ve cinsellik ile birlikte düşünülmesi modern bir gelişmedir. Geçmiş yüzyıllar boyunca insanlar birbirleri ile –mülklerinin devamını sağlamak, –çiftliklerinde veya diğer aile işlerinde çalışacak çocuklar yetiştirmek, –aileler arası ittifaklar kurmak, gibi amaçlarla evleniyorlardı. Evlilik, iki kişi arasında toplumsal olarak bilinen ve kabul edilen uzun süreli cinsel ve mekânsal (hane) bir birleşim olarak tanımlanabilir. Çoğu araştırmacı aile tiplerini basit bir ayrımla ‘çekirdek’ ve ‘geniş’ olarak kabaca ikiye ayırırken, LePlay, Laslett ve günümüzde Todd çok boyutlu bir aile tipolojisi kullanmaktadır. Ayrım ölçütleri şunlardır: –Bir toplumda akraba ile evlenmek makbul müdür yoksa yasak mı? –Bir hanede birden fazla evli erkek oturur mu yoksa evlenen her erkek ayrı bir hane mi açar? –Evli kadın ve erkek yaklaşık aynı yaşta mıdır yoksa farklı kuşaklara mı aittirler? –Bir toplumda kardeşler arası eşitlik mi vardır yoksa en büyük erkek çocuk bütün mirası alarak ailenin mülkünü ve soyunu tek başına mı devam ettirir?

23 7. Aile Modern dünyada bu aile tiplerine –İki ebeveynli aile –Tek ebeveynli aile –Üvey aile (dizisel tek eşlilik), gibi ayrım tiplerini de eklemek gerekmektedir. Yakın dönemde artan boşanma oranlarına bakarak modern ailenin geçmişe oranla daha kırılgan ve kısa ömürlü olduğu zannedilebilir; Ancak gerçekte geçmiş dönemdeki yüksek ölümlülük oranları ve çocukların erkek yaşta çalışmak için evden ayrılmaları ortaçağ ailesinin ömrünü belki de günümüz ailesinden çok daha kısa tutmuştur. Çocukların bebeklikte, annelerin doğumda, erkeklerin savaşlarda, tüm nüfusun da kıtlık ve hastalık gibi nedenlerle ölümleri, aynı çatı altında yaşamsal bir birlik olarak aileyi günümüzden çok daha geçici hale getiriyordu. ( The way we never were, 1992 ) Boşanmanın en yaygın olduğu ülkelerde bile evliliklerin yarısından çoğu devam etmekte, boşananların büyük çoğunluğu da tekrar evlenmektedir. (kurumsal devamlılık)

24 7. Aile –Boswell, 1995: Modernite öncesi Avrupa’da evlilik çoğu zaman bir mülk ve ortak çalışma düzenlemesi olarak başlıyor, ortalarda çocuk yetiştirme ile ilgili konular öne çıkıyor, sonlara doğru da bir ihtimal aşkla bitiyordu. Belki çoğu çift aşk sonucu evlenmiyordu ancak birçoğu işlerini ve evlerini yönetir ve çocuklarını yetiştirir ve yaşamı birlikte deneyimlerken zaman içinde birbirlerini sevmeye başlıyordu. Modern Batı’da (ve gittikçe artan oranda belli bir refah seviyesine ulaşan diğer ülkelerde) ise evlilik çoğunlukla aşkla başlıyor, ortalarında çocuk yetiştirme konuları önem kazanıyor, ve sonlarda ise mülk ve varlık ile ilgili konular (boşanma olsun olmasın) ön plana çıkarken ‘aşk’ uzak bir anı haline geliyor:)) Yine de aile, evrensel kurum konumunu korumaktadır. Çoğu toplumda ilk evlenme yaşı artmasına (yani insanlar daha uzun süre bekâr yaşamalarına) ve boşanma oranının yükselmesine rağmen kişilerin büyük çoğunluğu belli bir yaşa gelinceye kadar evlenmektedir.

25 7. Aile 19.yy. sosyologları çekirdek aileyi modern dönemde ortaya çıkmış ve geniş aileden türemiş bir yapı olarak görürken, yeni araştırmalar birçok ülkede mevcut aile tiplerinin yüzyıllar boyunca var olduklarını göstermiştir (MacFarlane, BK) Gerek Marksist yaklaşımda gerekse de diğer sosyolojik yaklaşımlarda çoğu araştırmacı ekonomik ve siyasî üst yapının bir toplumdaki sosyal ve ailevî altyapıyı belirlediğini varsaymaktadır; Ancak ayrıntılı antropolojik araştırmalar bunun tersinin geçerli olduğunu, uzun vadede bir toplumdaki ailevî altyapının ekonomik ve siyasî üstyapının işleyip tarzını belirlediğini ortaya koymaktadır. (Aile yapısı > toplumsal üstyapı ve yönetim tarzı)

26 7. Aile Todd dünyada yılları arasında var olan ve etkileri günümüze kadar süren 7(+1) aile tipi tespit etmiştir: –Otoriteryen (kök) aile: mirasta büyük çocuk tercihi, kadının konumu, ana-baba otoritesi (Almanya, İskandinavya, Japonya, Kore, Yahudi toplulukları) –Mutlak çekirdek aile: vasiyet serbestisi, kadın-erkek partnerliği önemli, esnek hane yapısı (Anglosakson toplumlar) –Eşitlikçi çekirdek aile: kardeşler arası eşitlik, çiftler ayrı hanelerde (Güney Avrupa ve Latin Amerika) –Ekzogamik cemaat ailesi: kardeşler arası eşitlik, baba otoritesi, birlikte yaşam (Rusya, Çin, Orta Asya, Vietnam, Sırbistan, vs.) –Endogamik cemaat ailesi: kardeşler arası eşitlik, kardeşler ve kuzenler arası güçlü dayanışma, zayıf baba otoritesi, birlikte yaşam, yaygın akraba evliliği (amcaoğlu-amcakızı) (Araplar, Kürtler, Farslar, Pakistan, Bengal, Somali) (UK en yüksek işsizlik) –Asimetrik cemaat ailesi: dayıoğlu-halakızı veya halaoğlu-dayıkızı akraba evliliği, kast sistemi ve eşitsizlik (Güney Hindistan) –Anomik aile: kuralsız paylaşım ve birlikte yaşam, uygulamada anayerli yerleşim ve kadınların aile içinde yüksek konumları (Endonezya, Malezya, Tayland, Orta Amerika)

27 7. Aile Todd’un ‘aile olmayan’ 8’inci hane tipi ise: –Afrika hane sistemleri: geçici hane düzeni, anne ve çocuklar bir hanede sabit, erkekler haneden haneye geziyor, bazen bir hanede bir erkek var bazen yok, otorite karmaşası, hiçbir sabiti olmayan bir düzensizlik (bütün Sahraltı Afrika ülkeleri) (UK en yüksek boşanma ve tek ebeveynli aile oranı) Todd, her bir aile modelinin belli bir siyasî yapılanma ve yönetim tarzı ile birlikte görüldüğünü tespit etmiştir (Örneğin sadece ekzogamik cemaat ailesinin görüldüğü toplumlarda komünist devrimler yaşanmıştır) Ayrıca her aile modeli arasında çocuk yetiştirme tarzlarındaki farklılık nedeniyle ekonomik verimlilik farklılıkları vardır ve bu farklılıklar toplumlar arası zenginlik farklılıklarının temel nedeni olarak görülür. Başarı odaklı çocuk (3 tür bağ) Aile, çocuğun ileriki toplumsal yaşamındaki davranışları için örnek alacağı bir alt toplum olduğundan dolayı, çocuklar, yakın çevrelerindeki yetişkinlerin çözüm görüşmeleri ve işbirliği davranışlarının sürekli örnekleri ile karşılaşmadıkça bir toplumun etkili üyeleri olmaları mümkün değildir (Dennis and Erdos, 1992, Families without Fatherhood)

28 7. Aile Modern dünyada çoğu ülkede: –Aile bir üretim birimi olmaktan çıkmakta, tüketim ve çocuk yetiştirme ile ilgili bir birime dönüşmektedir. –Ayarlanmış evlilikler azalmakta, evlenecek bireylerin partner seçiminde belirleyicilikleri artmaktadır. Irklar arası evlilikler artmaktadır. –Kadınların toplum ve aile içindeki statüleri artmaktadır (ancak özellikle endogamik ailenin görüldüğü ülkelerde tersine atımlar da gözlenmektedir) –Evlilik bir toplumsal ittifak aracı olmaktan çıkmakta, kişisel mutluluk aracı haline gelmektedir. –Hem kadınlar hem de erkekler için cinsel özgürlük artmaktadır. –Çocukların hakları genişletilmekte ve korunmaktadır. Evlilik: güvenlik ve özgürlük arasındaki denge (Bauman) Bireysel özgürlükler ile başka insanlarla kalıcı ve derin ilişkiler kurma ihtiyacının uzlaştırılması gereği

29 12. Cinsellik ve toplumsal cinsiyet

30 12. Toplumsal Cinsiyet Toplumsal cinsiyet ile ilgili araştırmalar ilk başlarda kadının toplum içindeki rolünü ve konumunu incelemişlerdir. Ancak yakın zamanda erillik araştırmalarına ilgi artmıştır. Modern toplumların çoğunda kol gücüne dayalı işlerin gittikçe azalması, bununla beraber kadınların erkek emeğine daha az bağımlı hale gelmesi, erkeklerin geleneksel rollerinin sarsılması yol açarak bir erillik bunalımına yol açmıştır. Öte yandan kadınların toplum yaşamına ve iş piyasasına katılmaları her zaman eşitlikçi cinsiyet ilişkilerinin varlığına işaret etmemektedir. Bazı araştırmacılar (Walby, 1990) eskiden aile içinde sömürülen ve tahakküm altında tutulan kadınların günümüzde toplumsal hayatın her alanında baskıya ve eşitsizliklere maruz bırakıldıklarını savunmaktadır. Bir başka deyişle ataerkillik özel alandan kamusal alana kaymıştır. Özet olarak toplumsal cinsiyet ile ilgili araştırmalar kadın ve erkek arasında ortaya çıkan her türlü konum, güç ve saygınlık farklılıklarını incelemektedir.

31 12. Toplumsal Cinsiyet Cinsiyet olgusu daha ziyade biyolojik (anatomik ve fizyolojik) farklılıklarla açıklanırken, toplumsal cinsiyet daha ziyade erkekler ve kadınlar arasında var olan toplumsal ve kültürel farklılıklar ile ilgilidir. 1970’lerde Dr. John Money bir bebeğin cinsel açıdan boş bir sayfa şeklinde dünyaya geldiğini ve cinsel rollerin sonradan öğrenildiğini iddia ederken, yakın tarihli çalışmalar (Diamond, 1998 ve diğerleri) bebeklerin beyinlerinin daha anne karnında bile cinsiyetler arasında farklı geliştiğini ortaya koymuştur. Freudiyen yaklaşımda cinsel farklılıkta anatomi (penis sahibi olmak veya olmamak) önemliyken güncel tibbî tespitler en önemli ve farklılık yaratan cinsel organın beyin olduğunu göstermektedir. Geleneksel toplumlarda cinsellik üreme sürecine bağlıdır, ancak modern toplumlarda cinsellik üreme sürecinden önemli ölçüde bağımsızlaşmış, insanın keşfetmesi ve biçimlendirmesi gereken ve zevk alması beklenen bir olgu haline gelmiştir.

32 14. Modern toplumda din

33 14. Din Devamlılık, ölümü aşmak düşüncesine dayalı aidiyet ve davranışlar: –Biyolojik çoğalma –Dinî aidiyet –Millet aidiyeti Sosyolojik anlamda dinin amacı nihaî anlam ve amaçlılık duygusu vermektir. Bunu sağlayan ritüel ve inançların bütünü dini oluşturur. Sosyoloji bir dinin doğru veya yanlış olduğu ile yargısında bulunmaz. Sosyolog, din olgusunu şu açılardan inceler: –Din nasıl örgütlenmiştir? –Temel inançları ve değerleri nelerdir? –Din, toplumlarla nasıl iletişim kurmaktadır? –Yeni inananların dine alınması ve mevcut cemaatin elde tutulması hangi yöntemlerle gerçekleşir? –Kurumsal yapısı ve kurumları nelerdir?

34 14. Din Durkheim, dinlerin sadece inanç konusu olmadıklarını, ayin ve törenlerin daha önemli olduğunu vurgulamıştır. Üyelerinin düzenli olarak katıldıkları bu tür ritüeller toplumsal dayanışmayı arttırmakta, bireylerin aidiyet duygusunu güçlendirmektedir. Bu nedenle tören ve ritüeller sadece tapınma sırasında ve dinî günler ile dinî mekânlarda değil, aynı zamanda doğum, evlilik, ölüm gibi temel toplumsal değişim aşamalarında da gerçekleştirilir. Örneğin cenaze törenleri, bir grubun değerlerinin ölen bir bireyin ardından da yaşamaya devam ettiği düşüncesini pekiştirmektedir. Weber’e göre din, muhafazakâr bir güç değildir, aksine dinden etkilenen hareketler tarihi boyunca önemli değişimlere neden olmuşlardır. Örneğin bazı Protestan mezhepler kapitalist kültürü ileri taşımışlar, bu yolda ekonomik başarıyı tanrıya hizmet etmenin bir yolu olarak görmüşlerdir. Öte yandan Weber, örneğin Hinduizmin öteki dünyaya odaklanması nedeniyle dünyanın zorlu uğraşılarından kaçışa yol açtığına dikkat çeker.

35 14. Din Marx, dinlerin genellikle yönetici grupların çıkarlarını kollamakta olduğunu gözlemlerken, Weber, dinsel ideallerin bazı durumlarda kurulu toplumsal düzene yönelik devrimci bir etki yarattığını belirtmektedir. Her iki bakış açısı da farklı zamanlarda doğru olabilir. Örneğin ABD tarihinde çoğu kilise önceleri kölelik yanlısı iken daha sonraları köleliğin kaldırılması mücadelesinde birçok din adamı ön saflarda yer almıştır. Weber, Hristiyanlığın bir kurtuluş dini olduğunu, yani günahtan kaçınmak için mümin kişinin bir mücadele ve çaba içerisinde olması gerektiğini, buna karşın Hinduizm gibi bazı doğu dinlerinde söz konusu psikolojik gerilim ve dinamizm olmadığından dünyaya karşı pasif bir tutum gelişebileceğini belirttir. Geleneksel toplumlarda din, toplumsal yaşamın her alanında merkezî bir rol oynar.

36 14. Din Modern toplumlarda da din ve dinî hareketler kişilerin aidiyet ihtiyacına cevap olmaktadır. Özellikle tarikat ve cemaatler (insanların yeni bir dini yaymak veya çoğunlukla var olan bir dinde yeni bir yorum veya uygulama geliştirmek amacıyla bir araya geldikleri gruplar) geleneksel bir dinin maneviyattan yoksun, törensel bir hal aldığını düşünen kişiler için huzur ve paylaşım kaynağı olabilirler. Orta ve üst sınıflara mensup gençler genellikle toplumdan maddî anlamda dışlanma tehlikesi içinde yer almazlar, ancak duygusal ve manevî yalıtılmışlık içinde bulunabilirler. Tarikat ve cemaatler, bu gibi durumlarda aidiyet duygusu ve manevi destek sundukları için çekici olabilirler. Yine de modern toplumlarda dinin etkisi geçmişe oranla çok düşüktür. Laikleşme, dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisinin azalması süreci olarak düşünülebilir.

37 14. Din Laikleşmeyi üç boyutta ölçmek mümkündür: –Dinî ibadetlere katılan kişilerin oranı ve bu kişilerin ibadet sıklıkları (en kolay ölçülebilir boyut) –Dinî örgütlerin ve dinî liderlerin toplumdaki saygınlıkları –Sofuluk, dindarlık, inanç derecesi (en zor ölçülebilir boyut) Kategorizasyonda dikkatli olmak gerekir: Dinsel inançları güçlü olan birçok kişi düzenli olarak dinî ayinlere katılmayabilirken, dinî törenlere katılım mutlaka güçlü bir inancın kanıtı olmayabilir. Birçok durumda ibadetlere katılım, alışkanlıklar veya toplum beklentisi nedeniyle gerçekleşebilir. Çoğu gelişmiş ülkede kiliseye devam sıklıkları düşerken, sadece İrlanda gibi kilisenin aynı zamanda etnik ve millî aidiyetin bir parçası olduğu ve bir mücadelenin içinde yer almış olduğu toplumlarda kiliseye devam sıklıkları yüksektir.

38 14. Din İngiltere ve birçok Batı ülkesinde kiliseye katılım yaş grubunda görece yüksek iken, yaş ilerledikçe keskin bir şekilde düşerek yaş grubuna kadar azalmakta, ardından ileri yaşlara doğru tekrar yükselmektedir. Bir başka düzenlilik de yine İngiltere’de üst ve orta sosyal sınıfların fakir ve alt sosyal sınıflara oranla daha dindar olmalarıdır. Söz konusu ilişki Türkiye ve birçok Ortadoğu ülkesinde tersi yöndedir. Din ve mezheplerin dinî yaşam dışında toplumsal hayatın bir çok alanında etkisi bulunmaktadır. Örneğin İngiltere’de azınlıkta bulunan Katolikler büyük çoğunlukla sosyal demokrat İşçi Partisine oy verirken Türkiye’de de Aleviler büyük çoğunlukla CHP’ye oy vermektedir (Zeyneloğlu, 2006). Burada mezhep kültürünün yanında azınlıkta veya çoğunlukta olmanın ilişkisel önemi de göz ardı edilmemelidir.

39 14. Din Japonya, Fransa gibi demografik dönüşümünü önce tamamlamış ülkelerin çoğunda dinin hayatlarında çok önemli olduğunu belirten nüfusun oranı %10’lar nispetindeyken, demografik dönüşümüne görece geç başlamış Nijerya, Hindistan gibi ülkelerde bu oran %90’larda ölçülmektedir. Türkiye gibi demografik dönüşümünü tamamlamak üzere olan orta seviyede gelişmiş bir ülkede ise bu oran %60’a yakın olarak beyan edilmektedir. Öten yandan bazı akademisyenler (Davie, 1994) ait olmadan inanmaya doğru bir eğilim olduğunu savunmaktadırlar. Modern toplumlarda birçok kişi kendisini bir kurumsal dine ait hissetmeden de yüce bir varlığa dair inanç taşımaktadır. İslamî köktendinciliği ise sadece dinî kavramlarla açıklamak mümkün değildir. İslamî uyanışın Batı etkisine bir tepkiyi de içeren milliyetçi bir kökeninin olduğu, ayrıca çoğu durumda fakir halk kitlelerinin örgütlenme ve sesini duyurma biçimi olduğu da düşünülebilir.

40 14. Din Öte yandan din başlığı altında tartışılan ve önemsenen konular toplumdan topluma büyük değişiklik göstermektedir. Örneğin Amerikan köktendincileri arasında en önemli konular şunlardır: –Kürtajın yasallığı –Eşcinsel evliliklerine izin verilmesi –Boşanmaların yasallığı ve yaygınlığı –Pornografinin internetteki serbestliği Türkiye’de ise din başlığı altında tartışılan konular şu başlıklar altında toplanabilir: –Kadınların örtünmesi ve başörtüsünün kabulü –İçki ve içkili mekânlar/eğlenceler –Dinî okullar ve imam-hatip lisesi mezunlarının imkânları Görece yakın zamanda Türkiye’de iktidarca tartışılan kürtaj konusunun ise halkta bir karşılığının olmadığı, daha ziyade İslamî elitler ve yönetici kesim arasında sınırlı kaldığı düşünülebilir.

41 16. Örgütler ve ağlar

42 Örgüt olarak tanımlanan topluluk, ortak bir hedefe ulaşmak için ortaklaşa eylemler gerçekleştirmek üzere bir araya gelmiş kişilerden oluşan ve tanımlanabilir bir üyelik ölçütü olan bir gruptur. Geleneksel topluluklarda çoğu ihtiyaç (yiyecek maddeleri, giyecekler, çocukların bakımı ve eğitimi, eğlence ve boş zaman uğraşıları, vb.) kişilerin yakınında bulunan üreticiler ve hatta bizzat en yakın akrabaları tarafından karşılanırdı. Modern toplumlarda ise tükettiğimiz birçok mal ve hizmet bazen hiç görmediğimiz ve bizden kilometrelerce uzak olan kişilerce üretilmektedir. İşte böyle bir durumda gerekli olan eşgüdüm ancak büyük ve etkin örgütlerce karşılanabilmektedir. Weber, bürokratik (işleyişleri yazılı kurallara dayanan ve kişisel etkilerden arındırılmış) örgütlerin en verimli organizasyonlar olduğunu, ancak bürokratik bir örgüt bir kez kurulduktan sonra örgütlerin iç yapısından kaynaklanan nedenlerden dolayı verimsizliğe doğru gidişin mümkün olduğunu yazar.

43 16. Örgütler ve ağlar Örneğin her ne kadar örgütler içerisinde bir emir komuta zinciri olsa da aynı kademede bulunan memurlar arasında gayrı resmî danışma ve dayanışma ağlarının oluşması sonucu üst makamların denetim ve yönetim yolları uygulamada tıkanabilmektedir. Meyer ve Rowan (1977) birçok durumda örgütlerdeki resmî kuralların törensel nitelik taşıdığını, gerçekte gündelik uygulamaların çalışanlarca geliştirilmiş gayrı resmî yordamlara dayanılarak gerçekleştirildiğini belirtirler. Bu durum kısmen resmî kuralların esnek olmaması nedeniyle çalışanların pratik sebeplerden icat ettikleri kurallar, kısmen de denetim ve üretimden kaçmak amacıyla kendi çıkarlarını örgütün çıkarlarının önüne koymalarından kaynaklanmaktadır. Merton (1975) esnek olmayan kuralların istisnasız her duruma uygulanmalarının bürokratik ayinselliğe yol açabileceğine, kurallara sıkı sıkıya bağlılığın örgütün asıl amaçlarının önüne geçebileceğine dikkat çekmektedir.

44 16. Örgütler ve ağlar Burns ve Stalker (1996) mekanistik ve organik örgütlenme biçimleri arasındaki ayrıma dikkat çekmişlerdir. Emirlerin yukarıdan aşağıya, açık ve önceden tanımlanmış kanallardan iletildiği örgütler mekanistiktir ve bu örgütlenme biçimi aynı mal veya hizmetlerin çok sayıda üretildiği alışılagelmiş pazarlar için uygundur. Buna karşın organik örgütlenme biçiminde örgütün genel hedefleri dar anlamda tanımlanmakta olup, bilgi ve talimat akışı yalnızca dikey olarak değil yatay olarak da hareket eder. Örgütte farklı kademelerde görev alan kişiler sorun çözebilecek ve ihtiyaç halinde yöntem geliştirebilecek kadar bilgi alma ve karar verme yetisine sahiptir. Bu örgütlenme modeli daha ziyade yazılım, elektronik veya biyoteknoloji gibi hızla değişen pazarlar ya da afet yönetimi ve arama-kurtarma gibi acil durumlarda görev alacak kurumlar için daha uygundur.

45 16. Örgütler ve ağlar Bütün örgütler üyelerinin çalışmalarını gözlemler ve kayıt altında tutarlar. Söz konusu yöntemler şunlardır: –Doğrudan gözetim –Kayıt tutma –Öz-gözetim Öte yandan Weber ve Foucault’un da belirttiği gibi aşırı gözetim çalışanların örgüte düşmanlık beslemesine ve verimliliğin düşmesine de neden olabilir. Japon modelinden etkilenen batılı şirketler tüm seviyelerdeki işçilerin şevkini arttırmak ve kendilerini işlerine tam olarak verebilmelerini sağlamak amacıyla insan kaynakları yönetimi modelleri geliştirmişlerdir. Weber’in de belirttiği gibi alt kademelerde çalışanların da dahil olmak üzere tüm elemanların işlerinde belirli bir özerklik sahibi olmadıkları ve kendilerini işlerine ait hissetmedikleri bir kurumun verimli çalışması mümkün değildir.

46 17. Eğitim

47 Modern bir toplumda eğitimin iki temel işlevi bulunmaktadır (Durkheim): –Çocukların toplumsal kuralları içselleştirmeleri –Yetişen neslin uzmanlaşma gerektiren meslekî becerileri öğrenmesi Çocuklar aynı zamanda okulda uzun zaman geçirerek kendilerinden beklenen ödev ve işleri zamanında ve özenle yapmayı öğrenmekte, bu şekilde çalışma hayatının nasıl işlediğine dair bir ön deneyim kazanmaktadır (Webb ve Westergaard, 1991). Parsons’a (1952) göre okullar tıpkı içinde bulundukları toplum gibi meritokratik (liyakata dayalı) olmalıdırlar. Hemen hemen bütün dünya ülkeleri bu bağlamda öğrencileri standart sınavlara tabi tutmaktadır. Ancak birçok araştırmacı okulların toplumdaki sınıfsal eşitsizlikleri yeniden ürettiğini, fırsat eşitliğini sağlamaktan uzak olduğunu ileri sürmektedir.

48 17. Eğitim Bugün bildiğimiz şekilde örgün eğitim görece yakın zamanlarda ortaya çıkmıştır. 150 yıl öncesine kadar çocuklarına evinde özel ders aldıran zengin kesimi saymazsak çocukları okula göndermek diye bir kavram bulunmamaktaydı. 19yy. sonlarında Batı ülkelerinde, takip eden süreçte de bütün dünya ülkelerinde örgün eğitim kurumları kurulmuş, çocukların belirli bir yaşa kadar okula devam etmeleri zorunlu kılınmıştır. Yakın zamanlara kadar okul sürecinde elde edilen bir meslek, yaşam boyu geçerli olurken, günümüzde birçok bilgi ve beceri bir kişinin istihdam yaşamı boyunca geçerli kalmamaktadır. Eski biçimiyle öğrencilerin edilgen olarak katıldıkları ‘eğitim’, çalışanların kendileri için gerekli gördükleri bilgileri ve becerileri aktif olarak seçtikleri ‘öğrenme’ye dönüşmektedir. Eğitim ve öğrenim, yaşam boyu devam etmesi gereken bir uğraşı haline gelmektedir.

49 17. Eğitim Öte yandan İllich (1973) gibi bazı yazarlar zorunlu eğitim fikrinin sorgulanması gerektiğini savunurlar. İllich’e göre zorunlu eğitimin pratikte 4 amacı vardır: –Çocukları muhafaza altında tutmak (sokaktan uzak tutmak) –Meslekî rol dağılımı sağlamak –Mevcut değerleri aktarmak –Toplumca övülen bilgi ve becerileri benimsetmek İllich okullardaki gizli/zımnî müfredatın temel amacının çocuklara yerini bilmeyi ve orada kalmaya devam etmeyi öğretmek olduğunu savunur. İllich’in edilgen tüketim (yani mevcut toplumsal düzenin sorgulanmadan kabulü) adını verdiği bu süreç okul müfredatında açık olarak yer almaz veya bilinçli olarak öğretilmez, ancak okulun örgütleniş biçimi ile ders içi ve ders dışı prosedürlerinde örtük olarak yer alabilir.

50 17. Eğitim İllich, mevcut okulların yerine her öğrencinin istediği bilgiye istediği anda ulaşabileceği kütüphaneler, laboratuarlar ve bilgi bankaları, ve bu bilgi bankaların birbirileri ile ve öğrenmeye istekli kişiler ile bağlantılarını sağlayacak iletişim ağları olmasını önerir. İllich’in modelinde öğrenime istekli kişiler gerekli maddi kaynaklar ile desteklenmeli, ancak müfredat esnek ve kişinin ihtiyaç ve isteklerine uygun olmalıdır. Usher ve Edward (1994) da post-modern eğitimin yaşam boyu öğrenimi de içeren ve bireyleri kendi eğitim programlarını belirlemekte özgür bırakan bir nitelikte olması gerektiğini savunmaktadır.

51 17. Eğitim Onyıllardır demokratik düzen içinde bulunmalarına rağmen birçok Batı ülkesinde günümüzde de eğitimde sınıflararası fırsat eşitliği alanında sorunlar gözlenmektedir. Örneğin İngiltere’de lise bitirme sınavında ve üniversiteye geçişte işçi sınıfı çocuklarının orta sınıf çocuklarına göre daha dezavantajlı oldukları gözlenmektedir. Bu durum kısmen anne-babaların çocukları için yaptıkları seçim ve tercihlerin eksik veya hatalı olmasından da kaynaklanmaktadır. Ebeveynler seçim kabiliyetleri açısından şu gruplara ayrılabilirler: –Donanımlı ve ayrıcalıklı seçiciler –Yarı donanımlı seçiciler –Plansız ve bilgisiz seçiciler

52 17. Eğitim Bunun yanında Bernstein (1975) çocukların yaşamın henüz ilk yıllarında aile içindeki dil ve kod kullanımlarının da ileriki okul başarısına etkisi olduğunu ileri sürmüştür. Burada kast edilen, kullanılan kelimelerdeki farklılıklar veya konuşma becerisi ya da genel olarak iletişim yetenekleri ve sözel başarı değil, iletişimde kullanılan kodların daha ziyade maddî kavramlara dayalı basit ve somut kodlardan mı oluştuğu yoksa basit kodların yanında soyut kavramları içeren karmaşık kodların da mı kullanıldığıdır. Anne-babaların çocukların davranışlarını azarlama veya ödüllendirme yoluyla düzenledikleri ailelerde çocuklar basit kodlar kullanmaya alışarak soyut kavramlarla tartışmaya ve fikir yürütmeye girişmez. Buna karşın çocuğun bir davranışına gösterilen tepkinin nedenlerinin açıklandığı ailelerde çocuğun genelleme yapabilme ve soyut kavramlar kullanarak nesneler ve düşünceler arasında ilişki kurabilme yeteneği gelişebilir.

53 17. Eğitim Bernstein, örneğin daha fazla tatlı yemek isteyen bir çocuğa kısaca ‘sana artık tatlı yok’ diyen bir ailede çocuğun gündelik yaşamında basit ve pratik kodlar kullanmaya başlamasının daha olası olduğunu, buna karşın örneğin çocuğuna fazla tatlı yemenin insan sağlığı ve dişleri için iyi olmadığını anlatan bir ailede yetişen bir çocuğun karmaşık kodlarla konuşabilme yetisine sahip olacağını belirtmektedir. Karmaşık kodlarla konuşabilen çocukların akademik eğitimde daha başarılı olacakları, basit kodlarla iletişime alışmış bir çocuğun ise okul kültürü ile çatışmaya girmesinin daha olası olduğu ileri sürülmüştür. Bernstein şu durumları okul başarısını azaltıcı etkiler arasında saymaktadır: –Çocuğun evde sorduğu sorulara kısıtlı yanıtlar alması –Soyut ama duygu içermeyen kavramlarla karşılaşmamış olması –Ezbere ve talime alışkın olması ancak genelleme ve soyutlama içeren kavramsal ayrımları kavrayamaması

54 17. Eğitim Sonuç olarak aile içinde basit kodlar kullanarak iletişim kuran, kendisine soyut kavramlar, ilkesel kurallar ve bunlar arasındaki nedensellikler konusunda bilgi verilmemiş ve kendi aile hayatında bunları uygulamamış bir çocuğun Paiget’in 4.aşamasına geçişinde sorunlar olacağını söylemek mümkündür. Öte yandan yoksul mahallede büyümüş bir çocuğun sahip olabileceği ‘sokak bilgeliği’ akademik başarıya katkısı olmasa da okulda öğretilen entelektüel becerilere eşdeğer nitelikte ince zekâ içeren bir dizi karmaşık yetenek barındırabilir (Wills, 1977). Bu gençlerin uygun bir yönlendirme ile yetenek ve zekâlarını üretici biçimde kullanmaları ve iş hayatında başarılı olmaları mümkündür. Bu kişilerin kariyer beklentisi içinde olmamaları ve okula karşı olduğu gibi iş hayatına karşı da reddedici bir üstünlük tavrı sergilemeleri, eğitim sisteminin başarısızlığının bir göstergesidir, ve bu gençlerin reddedici tavırların nedenlerinin araştırılması gerekmektedir.

55 17. Eğitim Gelişmiş ülkelerde akademik başarı alanında ve üniversiteye geçişte sosyal sınıflar arası eşitsizlikler devam ederken, gelişmekte olan ülkelerde yükseköğretim alanındaki en büyük sorun yükseköğretimin ortaöğretimle (özellikle de meslekî eğitimle) karşılaştırıldığında orantısız şekilde büyük olmasıdır. Sanayileşme seviyesi düşük olan ülkelerde (Türkiye dahil) üniversite eğitimi almış kişiler beyaz yakalı ve/veya eğitim almış oldukları alanlarda iş bulamamaktadır. Gelişmiş bir hizmet sektörünün de yokluğu nedeniyle yüksek ücretli işler sadece kamu sektöründe bulunmakta, buradaki istihdam olanakları da yüksekeğitimli kesimin tümüne yetmemektedir. Özel sektörün ve istihdam piyasasının sorunları düzeltilmeden piyasaya çok sayıda üniversite mezununun salınması gerek üretimi ve verimliliği gerekse de ücretleri arttırmamakta, sadece KPSS benzeri sınavlarda yığılmaya yol açmaktadır (Zeyneloğlu, 2011). Sonuç olarak gelişmiş ülkelerde eğitimsiz erkeklerin aradıkları sanayi işleri daralırken, az gelişmiş ülkelerde üniversite mezunları iş bulma sıkıntısı yaşamaktadır.

56 17. Eğitim Birçok gelişmiş ülkede son onyıllardır eğitim sürecinde kız öğrenciler erkek öğrencilere göre daha başarılı olmaktadır. Günümüzde kızların çocukluk dönemlerinde çalışan ve işinde başarılı olan kadınları görerek büyümüş olmaları, hatta bir bölümünün annelerinin de işkadını olması çalışma azimlerini arttırmaktadır. Yakın zamanda çoğu ülkede okullardaki cinsiyetçi uygulamalar ve yaklaşımlar ortadan kaldırılmış, kızların geleneksel erkek dallarına (fen ve mühendislik gibi) yönlendirilmeleri daha olası hale gelmiştir. Buna karşın boşanma oranlarının artması (ve baba figürünün haneden uzaklaşması), eğitim sisteminin özellikle ilk aşamalarında eğitmenlerin büyük çoğunluğunun kadın olması gibi nedenlerle birçok oğlan çocuğu erkek rol modelleri görmeden büyümektedir. Bunun yanında, çoğunluğu kadın olan eğitmenlerce kızların daha üstün dilsel becerilerle iletişim kuran tavırları kabul görürken, erkeklerin daha ziyade spor ve oyun üzerine kurulu sosyalleşmelerinin takdir görmüyor olması mümkündür.

57 17. Eğitim Oğlan çocukların eğitim sürecinde başarısız olmaları önemli bir toplumsal sorundur zira gerek imalat sanayisindeki yetenek gerektirmeyen işlerin gittikçe azalması gerekse de hizmet sektöründe yeni yaratılan işlerin büyük çoğunluğunun kadınlarca daha kolay doldurulmaları, eğitimsiz erkeklerin iyi bir iş bulma ve sağlam bir yuva kurmaları olasılığını azaltmaktadır. Eğitim sistemi dışında kalmak ile diğer risk fenomenleri, örneğin suç işleme, yoksulluk, evden kaçma ve yetersiz aile ilgisi arasında bağlantı kurulmaktadır. Geleneksel erkek anlayışı ile güncel okul ve iş piyasasında başarılı olunabilecek olanaklar giderek azalmaktadır ve bazı öğrenciler için okul, ilerleme ve başarı amaçlı öğrenim görülen bir yerden ziyade gerçek hayatla hiçbir ilgisi olmayan işe yaramaz ve sıkıcı bir vakit öldürme mekânı haline gelmektedir.

58 17. Eğitim Eskiden zekâ kavramı basitçe ölçülebilir tekil bir kategori olarak algılanabilirken, günümüzde zekâ alt bölümlerine ayrılmaktadır: –Matematiksel zekâ –Uzamsal zekâ –Pratik zekâ –Sosyal zekâ –Duygusal zekâ, –Müzik zekâsı, –Bedensel zekâ, vs. Gould (1995) zekâyı tek bir katsayıyla ölçmek yerine her öğrencinin kendi açısından güçlü olan zekâ alanında teşvik edilmesi gerektiğini savunur. Goleman (1996) kişisel başarıda, özellikle ‘kendine hakim olma’, ‘şevk ve kararlılıkla hareket etme’ gibi alanlarda duygusal zekânın standart testlerle ölçülen IQ’dan çok daha önemli olduğunu belirtmektedir.

59 17. Eğitim Gardner (1993) 1940’lı yıllarda ünlü bir üniversiteden mezun olan kişileri ve aynı zamanda o üniversiteye komşu fakir bir mahallede yetişmiş o dönemin dezavantajlı gençlerini, yaşlılık dönemlerinde bularak yaşamdaki başarılarını araştırmıştır. Bulgularına göre yaşamdaki başarıda IQ’dan ziyade duyguları iyi kontrol etme ve başkalarıyla iyi geçinme gibi çocukluk döneminde öğrenilen yeteneklerin rolü çok daha önemlidir. Gardner, işinde başarılı kişilerin ‘kişilerarası zekâ’ (sosyal zekâ), yani diğer insanları anlama sanatına sahip olduklarını, bu sayede diğer insanları motive eden şeyleri ve diğer kişilerle nasıl işbirliği yapılabileceğini bilebildiklerini vurgulamaktadır. Gerek iş hayatında gerekse siyasette insanları anlama sanatının liderlikte anahtar rol oynadığını söylemek mümkündür.

60 18. Çalışma ve ekonomik yaşam

61 18. Çalışma Hemen hemen bütün kültürlerde çalışma, ekonominin temelidir. Ekonomik sistem, mal ve hizmetlerin üretimi, tanıtımı, dağıtımı, yönetimi, finansmanı ve tüketiminden oluşur. Bir meslek veya iş, bir ücret karşılığı gerçekleştirilen bir çalışmadır. Modern toplumların en önemli özelliği karşılıklı ekonomik bağımlılıktaki artıştır. Günümüzde, yakın zamana kadar kendi evimizde ürettiğimiz mal ve ürünleri dışarıdan satın almakla kalmıyoruz, çocuk bakımı veya ev işlerinin yerine getirilmesi gibi kişisel hizmetleri bile dışarıdan temin ediyoruz. Günümüzde insanların çok büyük çoğunluğu yedikleri yiyecekleri, yaşadıkları evleri veya tükettikleri diğer malları kendisi üretmeyip, bunun yerine neredeyse bütün dünyaya yayılmış küresel pazarda yapılan üretimin içinden kendisine sunulanlar arasından seçerek temin etmektedir. Bununla birlikte günümüzde çok az işçi ve çalışan, ürettikleri ürünlerin üzerinde bir etki veya kontrole sahiptir.

62 18. Çalışma Modern sanayi toplumları, işbölümün artması ve bu sayede işçi başına verimliliğin yükselmesi sayesinde son birkaç yüzyıl içinde üretimlerini muazzam ölçüde arttırmışlardır. Modern sanayilerde her bir işçinin önceden belirlenmiş ve çerçevesi çizilmiş, süre ve kalite açısından denetlenebilir bir işi vardır (Taylorizm, Fordizm). Öte yandan Taylorizm, zanaatçı ve emekçilerin özerkliğini ortadan kaldırarak işgücünün nitelikten yoksun bırakılması olarak da yorumlanmıştır. Fordizm ve Taylorizm düşük güven sistemleri olarak tanımlanmaktadır. Çalışanların pek az eylem özerkliği söz konusudur. Her ne kadar denetim prosedürleri var ise de bazı durumlarda işçilerin tatminsizlik düzeyi ve buna bağlı kaytarma sıklığı da yüksek olabilir. Buna karşın yüksek güven sistemleri işçilerin genel kurallar ve ana ilkeler çerçevesinde kendi çalışmalarının hızını ve içeriğini kontrol edebildikleri ve ekip çalışması ile üretim yaptıkları sistemlerdir.

63 18. Çalışma Düşük güven sistemleri, standart ürünler üreten büyük işletmeler için daha uygun olabilirken, yüksek güven sistemleri esnekliğin ve yaratıcılığın önemli ve ön planda olduğu işler için daha yerinde olabilir. Son birkaç onyılda birçok sektörde çalışanların ekipler halinde çalıştıkları, birbirlerine geri bildirimde bulundukları ve çalışma biçim ve zamanlarında gerekli değişiklikleri yapabildikleri çalışma modelleri uygulamaya konmuştur. Yakın zamanda ekonomik yaşamda meydana gelen diğer bir önemli değişiklik ise kadınların işgücüne katılımlarındaki muazzam artıştır. Ancak gelişmiş ülkelerde bile kadınların büyük çoğunluğu yarı zamanlı veya düşük ücretli hizmet sektörü işlerinden çalışmakta, kadınların işgücüne katılımı cinsiyetler arası eşitlik anlamına gelmemektedir. Kadınların maruz kaldıkları ayrımcılık iki boyutta gözlenmektedir: –Meslekî (yatay) ayrımcılık ve her bir meslek içindeki dikey ayrımcılık –Yarı zamanlı işlerde yoğunlaşma ve aynı işe aynı ücretin verilmemesi

64 18. Çalışma Son onyıllarda meydana gelen diğer bir önemli gelişme birçok sanayileşmiş ülkenin bilgi toplumuna geçişidir. Bir bilgi ekonomisi, işgücünün büyük bölümünün maddî ürünlerin üretiminde değil, bu malların tasarlanması, geliştirilmesi, teknolojisi, pazarlanması, finansmanı, satış ve servis hizmeti gibi alanlarda çalıştığı bir ekonomidir. Maddî malların üretimi ise diğer ülkelerde gerçekleştirilmektedir. Bilgiye dayalı sektörler ileri teknoloji, yüksek öğrenim, araştırma ve geliştirme, bilgi üretimi ve depolanması, finans ve yatırım sektörleridir. Bu tür sektörlerde ve bazı diğer sektörlerin ilgili işlerinde çalışanların büyük çoğunluğu, hayatını bir mal üretip satarak değil, bir hizmet, bir yargı, bir görüş, bir fikir, bir bilgi veya analiz, ya da bir sanatsal eser veya estetik yaratım satarak kazanır. Bilgi toplumunun mümkün hale gelmesi birincisi maddî üretim süreçlerinin büyük ölçüde makinalaşması, ikincisi de emek-yoğun üretimlerin Doğu Asya ülkelerine kaydırılmış olması sayesinde gerçekleşmiştir.

65 18. Çalışma Sanayi sonrası toplumun gözlenen özelliklerinden bazıları işgücünde şu niteliklerin aranmasına yol açmıştır: –Birden çok nitelikli olmak (tek meslek veya tek bir beceriden fazlasına sahip olmak) –Yeni bilgi ve becerileri öğrenmeye açık olmak –Gerek işbirliği içinde gerekse de bağımsız olarak inisiyatif alarak çalışabilme ve zorluklar karşısında yaratıcı yaklaşımlar getirebilme Diğer yandan sanayi işçisi kesimin azalması, sendikaların gücünün erimiş olması, uluslararası göç ve yaygın işsizlik, ve sıklıkla yaşanan ekonomik krizler, Batılı işgücünün onyıllardır alışık olduğu iş güvencesinin zayıflamasına yol açmıştır. İş güvencesizliği, işsiz ve parasız kalma korkusunun ötesinde sosyal ve psikolojik endişelerin kaynağı olmaktadır. Zira bir işte çalışmak, gelir getirici bir kaynağa sahip olmanın yanında kimliğimizin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

66 18. Çalışma Çalışmanın nitelikleri ve bize kattıkları, şu maddelerle listelenebilir: –Temel gelir kaynağımızdır –Enejimizi, bilgi ve becerilerimizi işin etkinliklerinde kullanabileceğimiz, kendimizi işe yarar hissettiğimiz bir mecradır –Ev içi ortama göre bize bir değişiklik ve farklılık sunar –Düzenli istihdam durumunda günün ritmini belirler, saatlerimizi programlı ve amaçlı geçirmemizi sağlar –İşteki ilişkilerimiz toplumsal bir temas kaynağıdır. Çevre, tanıdık ve arkadaş edinmek için uygun ve bazen çok geniş bir ortamdır –Bize kişisel bir kimlik ve aidiyet duygusu kazandırır İş güvencesizliği yaşayan, işinde sürekli yeni bilgi ve beceriler öğrenmek ve diğer çalışanlarla rekabet etmek zorunda kalan çalışanların ruhsal ve fiziksel sağlık sorunları deneyimleyebilecekleri ve ev ortamlarında da gerilim yaşayabilecekleri ifade edilmektedir (Burchell vd., 1999). Birçok çalışan için işsizlik korkusu, parasal kaygıdan ziyade toplumsal statünün ve çevrenin yitirilmesi tehlikesi anlamına gelmektedir.

67 18. Çalışma Sennett (1998) yeni ekonomik düzende, çalışanların kendi bireysel işlerini ve kariyer rotalarını biçimlendirmekte görece daha özgür olduklarını, ancak bu sistemde de katı sınırlamalar bulunduğunu vurgulamaktadır. İşçilerin yaşam boyu sürecek bir meslek ve kariyer yerine akışkan takımlar halinde bir süreliğine çalışmaları ve gerektiğinde bir işten diğerine geçmeleri beklenmektedir. Bu süreçte çalışanlardan beklenen –Esneklik, –Hareketlilik, –Risk almaya istekli olmak, ve –Yeni ortamlara ayak uydurabilmek gibi nitelikler, gerçekte güçlü ve dengeli bir kişiliğin göstergeleri olan –Bağlılık, –Uzun dönemli hedeflere yönelme ve kendini adama, –Güven ve amaç sahibi olma gibi niteliklerle çatışmaktadır.

68 son olarak… Bir ödevinizde, sunumunuzda, raporunuzda kullandığınız bir kaynağın referansı nasıl verilir, tam künyesi nasıl yazılır:

69 Doğru referans yazımı Eğer çalışma bir kitapsa: –Yazar, yayın yılı, kitap adı, yayın evi ve yeri Eğer çalışma bir kitap bölümüyse: –Yazar, yayın yılı, bölüm adı, tüm kitabın editörünün adı, tüm kitabın adı, yayın evi ve yeri, ilgili bölümün sayfa no’ları Eğer çalışma bir makaleyse: –Yazar, yayın yılı, makale adı, dergi adı, yayın sayısı, makalenin sayfa no’ları Eğer çalışma bir sunumsa: –Yazar, sunum adı, konferans adı ile tarihi ve yeri Eğer kaynak bir haberse: –Varsa yazar adı, haberin adı, gazete veya dergi adı, yayın tarihi, varsa sayfa no Eğer yayınlanmamış bir çalışma veya rapor ise: –Yazar, çalışma adı, çalışma tarihi ve kaynağı (kimden, nereden veya hangi adres, internet sitesi veya blogdan alındığı) Not: Bu tür yayınlanmamış çalışmalar kaynak olarak makbul değildir. Bir çalışmayı bulduğunuz internet adresi çalışmanın künyesi değildir, nasıl ki şu an oturduğunuz adresiniz isminiz anlamına gelmiyorsa!!!


"Sinan Zeyneloğlu, Sosyolojiye giriş dersi Kaynak: Anthony Giddens, Sosyoloji, 2012 1. Sosyoloji nedir (s.38) 3. Sosyoloji’nin yöntemleri (s.108) 6. Toplumsallaşma," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları