Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ZİYA OSMAN SABA Bu slayt Türkçe Öğretmenliği 2. sınıf (2.öğretim) 1090320157 numaralı öğrencisi Hülya TATAR tarafından hazırlanmıştır.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ZİYA OSMAN SABA Bu slayt Türkçe Öğretmenliği 2. sınıf (2.öğretim) 1090320157 numaralı öğrencisi Hülya TATAR tarafından hazırlanmıştır."— Sunum transkripti:

1 ZİYA OSMAN SABA Bu slayt Türkçe Öğretmenliği 2. sınıf (2.öğretim) numaralı öğrencisi Hülya TATAR tarafından hazırlanmıştır.

2

3 İÇİNDEKİLER 1. Yaşamı 2. Yazın yaşamı 3. Yapıtları 4. Sanatı a) Retorik değil ontolojik sorun; Ölüm b) “Müslümanca” bir şiir c) Çocukluk ve ev: dünyasal alan d) Fotoğraf ve gerçek 5. Şiirleri 6. Kaynakça

4 ZİYA OSMAN SABA İstanbul’ da doğmuştur. Sekiz yaşında iken annesini kaybetmiştir. Galatasaray lisesi’ni bitirmiş, yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk Fakültesi’nde yapmıştır.

5 Saba daha sonra Emlak Bankası’na girmiş, görevinden dolayı bir süre Ankara’da yaşamıştır. Ancak İstanbul’u çok seven Saba işinden istifa ederek İstanbul’a dönmüş Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışmıştır

6 Saba geçirdiği kalp krizi sonucu evine çekilmiş, ölümüne kadar varlık yayınlarının kitaplarını basıma hazırlamıştır. Ziya Osman Saba İstanbul’da ölmüş ve çok sevdiği Eyüpsultan’da toprağa verilmiştir.

7 Yazın Yaşamı; Saba çok küçük yaşlarda şiir yazmıştır. İlk vezinli kafiyeli şiiri Server-i funun’da Ziya imzasıyla çıkan “Sönen Gözlerdir”. İlk yazısını ise annesinin ölümü üzerine yazmıştır.

8 İkinci yazısı da yine annesinin mezarını ziyaretinde ki izlenimlerini içeren nesirdir. Ziya Osman Saba, Galatasaray Lisesi’nde Yaşar Nabi ile tanışmış Sabri Esat, Cevdet Kudret, Vasfi Mahir Korutürk, Muammer Lütfi, Kenan Hulusi ile bir grup oluşturarak Yedi Meşale adlı bir kitap çıkarmıştır.

9 Yusuf Ziya’nın teşvik etmesiyle aynı adla dergi çıkarmışlardır. Meşale’nin kapatılmasından sonra Milliyet ve İçtidat dergisinde yazmaya başlamıştır.

10 Varlık, Ağaç, Yücel, Servet-i funun gibi dergilerde de yazmıştır. Galatasaray lisesi’nde Cahit Sıtkı ile tanışmıştır. Bu tanışma Türk yazısında ender rastlanan dostluklardan biridir.

11 Yapıtları Şiir; Sebil ve Güvercinler (1943) Geçen Zaman (1947-sebil ve güvercinler’ le birlikte Nefes Almak (1957) Çocukluğu

12 Ahret Artık Yaşamak İçin Beyaz Ev Bilemiyorum Akşam Ben De

13 İstanbul Eller Orda da Geçiyor Günler Patik Yap Kunduracı Bir Ölünün Arkasından Dilek

14 Öykü; Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952) Değişen İstanbul (1959) Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi/ Değişen İstanbul

15 Sanatı İlk kitabı Sebil ve güvercinler’ de şiir dünyasının tüm izleklerini vermektedir: Tanrı, ölüm, merhamet, sevgi. Behçet Necatigil, “şiirleri, ömrü boyunca ahreti, ölümü, Tanrı’yı gönlünde kutsal bir emanet gibi taşıdı."

16 Retorik değil ontolojik sorun: Ölüm Genellikle hemen her ulusun yazısında ölüm, retoriksel bir izlek olarak vardır.çünkü insanlığının temel sorunlarından biridir. Saba için ölüm temel deneyimdir. Abdülhak Şinasi Hisar Ziya Osman’ı “bir çocukluk zaman şairi” olarak niteler.

17 Saba’nın ilk yazı ürünlerinin annesinin ölümü ve mezarına ilişkin metinler olduğu anımsandığında, daha sekiz yaşında iken deneyimlediği ölüm olgusunun ve duygusunun tinsel yaşamında ne kadar derin bir yer kapladığı çıkarsanabilir.

18 Bu yüzden, Ziya Osman Saba’nın şiirinde şaşırtıcı olan,bence ölüm üzerine yapılan vurgu değil, ölüm karşısında gösterilen tevekkül, daha da ötesinde, ölümün asıl gerçeklik olduğuna yapılan vurgudur. Dünya ve yaşam yabancılaşma alanıdır.

19 Şunları yazmaktadır Ceyhun Atuf Kansu: “ Hiçbir ozan ölümü kendisi için bu kadar yumuşatamamış, bu kadar güzelleştirememiştir. Ölüm düşüncesini soyar, soyut bir ümit haline getirir. Ölüm karşısında sesi Yunus Emre’nin sesinden daha aydınlık, daha dokunaklı çıkar

20 “Müslümanca” bir şiir Buradan yanaşıldığında Ziya Osman Saba’nın şiirinin büyük ölçüde dinsel ögeler içerdiğini söylemek gerekmektedir. Çünkü, onun ölüm, ahiret ve tanrı sorununa ilişkin tutumu, sadece metafizik bağlamda görülmez

21 HER AKŞAMKİ YOLUMDA Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum. Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun. Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn, Bir cami eşiğine yatıversem diyorum -Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum! Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun; Bu akşam, artık seni anmayan İstanbulun Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum. Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum. Bilirim ki taşlığın bir döşek kadar ılık, Sana az daha yakın yaşamak için artık, Rabbim, ben yalnız zeytin ve ekmek istiyorum.

22 Bu şiirde, Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de bir bayram sabahı” “kocamustafapaşa” gibi şiirlerinde görülen dinin kurtarıcı özelliğine yaptığı vurguya gerçek bir katkı bulunmaktadır.

23 Buradan bakıldığında “ Herşeyin, herşeyin ötesi..bitmez davet Ey ölülerin yaşadığı memleket ” diyen ve “ Belki hurilerle düğün olacak _Yarab! Nihayet günümüz gün olacak” dizelerinde

24 İslam eskatolojisine yetkin bir gönderme yapan Saba’nın, Hilmi Yavuz’u izleyerek “Türkiye’de gördüğümüz en Müslümanca dizeleri yazdığını” söyleyebiliriz.

25 Çocukluk ve ev: dünyasal alan Ziya Osman Saba’da çocukluk merkezi bir yer tutmaktadır. Sabayı bir çocukluk şairi olarak niteleyen Hisar, şunları yazmaktadır. “Şiirlerinin ekserisi birer his ve hatıra itirafları sayılabilir. O, her saniyesinde bir çocukluk mazisini duyar. Ziya Osman’ın şiirinde merkezi çocukluğunda babası ve annesi ile yaşadığı bir evdir.”

26 Ev ve aile ortamı, Saba’nın şiirinin başka başka bir katmanını oluşturmaktadır. Atilla İlhan’ın yıllar önce Evler kitabı üzerine yazdığı kalırsa, Saba’ya çok daha uygun düşen bir nitelemedir. “Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev/ Her dağ yamacına kurduğum” diyen Saba, bir ev, bir eş ve bir mahalle istemektedir.

27 Sokak, daha genel anlamda kamusal alan ürkütmektedir. Sokaktaki insanlar “ birbirlerini yemek için boğuşan” kişilerdir; kötüdürler: “Dudakların ucunda yalanları Damarlarında kan, etlerinde şehvet Kin, garez, hırs, hiddet Allahım! Sen yaratmadın insanları”

28 Fotoğraf ve Gerçek Sokağa, kamusal alana indiğinde bir yanılsama yaratmak isteyen öyküsünün kahramanı gibidir. Saba zaten kendisidir; “haberiniz yok mu, yeni şiir kitabım intişar etti, bu kitap pekala bana şair dedirtebilir ve kimbilir, zaman gelir, edebiyat tarihçisi bu kitap intişar ettiği zaman ki fotoğrafımı arayabilir.”

29 Selim ileri Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’nin modernleşme, kentleşme sürecinin ilk yıllarına “sınıfların kesinkes birbirinden ayrılmadığı, çelişkilerin üstünün örtülü olduğu” bir döneme ait mümkün bir mutluluk düşüncesini dile getirdiğini belirmiştir.

30 ŞİİRLERİ

31 ÇOCUKLAR BAKIYORLAR Çocuklar bakıyorlar,gözlerinde mavilik, Bize bakıyorlar çocuklar,bir deri bir kemik. Çocuklar tutamıyorlar ellerindeki oyuncakları, Çocuklar,koşamaz olmuş bacakları. Bakıyorlar her akşam elimize, Bir şey sormak ister gibi hepimize Benizleri sapsarı,hasta. Çocuklar bedbaht bu yaşta. Kim getirip koymuş onları yanımıza; Bakıyorlar çizgi çizgi alnımıza

32 BİLEMİYORUM Bilemiyorum yıllardır neredeyim? Her gün yediğim ekmek, susayıp içtiğim su, Kolundan tutup gitmek istediğim kadın, Yaşamak kaygısı, gök hasreti, ölüm korkusu, Ve Rabbim senin adın! Yıllar var ki içindeyim hayatın. Anıyorum gençliğimi, özlüyorum çocukluğumu, Fakat bilemiyorum yarını. ………

33 PATİK YAP,KUNDURACI Patik yap,kunduracı,bol bol patik ; Bebeler için,ilk adımını atacak Çocuklar için,koşacak oynayacak... Terzi abla,minimini elbiseler dik, Yazlık,kışlık,mevsimlik... Saçlarına kurdela, Bileklerine bilezik... Ama şu Dünya hali,bin türlü kaza,bela, Ama bunca hastalık,gıdasızlık,verem; Tabutçu,ölçünü büyük tut,büyük! Çocukların öldüğünü istemem...

34 BİR ODA BİR SAAT SESİ Bir oda, içinde bir saat sesi Hayatın sırtımdan giden pençesi, Ve beni maziye götüren bir el, Eski günlerimiz, sessiz ve güzel... Bulduğum kayıplar, her günkü yerin, İşte konsol, ayna, köşe minderin, Seccaden, tespihin, namaz başörtün. Bir şey değişmemiş, sanki daha dün. Yine ortancalar altı camının, Dışarıda sükûnu yaz akşamının, Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek. Kapı çalınacak, babam gelecek...

35 SEBİL VE GÜVERCİNLER Çözülen bir demetten indiler birer birer, Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun. Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun, Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler... Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun, Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun! Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

36 En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra, Beyaz boyunlarını uzattılar taslara... Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer. Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar, Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.

37 Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev. Her dağ yamacına kurduğum, Beliren her su kenarında, Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu, Balkonuna tırmanan sarmaşık. Gece, pencerelerinden sızacak ışık, Kışın tütecek bacası. BEYAZ EV

38

39

40

41

42

43 AHRET Bu garip dünyada ben yadırgadım yerimi... Yıllardan sonra bir gün görüp çektiklerimi, Tanrım, bir meleğine emredecek: -Yetişir! Gözlerimi o saat sessiz kapayacağım. Beni bekleyedursun artık ılık yatağım, Bütün yorgunluğumu alacak bir teneşir Bir yükü atmış gibi sırtımda bir hafiflik, Oraya geçmek için aşacağım bir eşik. Başım bir defa olsun dönmeyecek geriye. Bir el gözlerimdeki perdeyi sıyıracak. Onları bulacağım!.. Ve annem şaşıracak: “Görmeyeli ne kadar büyümüş oğlum” diye.

44 NASIL ANMAZSIN Nasıl anmazsın o çocukluk günlerini! Dalda bülbülü vardı, gökte beyaz bulutu. Annem vardı, babam vardı. Bahçemizde, ılık, uzayan günlerdi yaz, Bir beyaz âlemdi kış. Başkaydı güneşi, böyle değildi ayı. Artık istemiyorum yaşamayı! Bir gün ver bana Tanrım, Ta çocukluğumdan kalmış..

45 GÜZ Çiçeğin rengi soldu, bitti şarkısı kuşun. Yol tenha, dal mecâlsiz, su durgun. Tabut yapılan tahta, ev ev taşınan odun. Bahar, ümit yerine, ey kış, içimde korkun! Allahım! kararmasa şu göğün... Dal senin, ağaç senin, döktüğün Yapraklarla, mevsimlerle, gün gün. Geçip gidişi ömrün.....

46 İYİLİK Sabah... Ah şükrederek çıkmak geceden. Ayak bastığım kıyı, yeniden doğuş. Sabah, beliren evim, bahçeler ve sen, Henüz uyuyan dallar, havalanan kuş. Bu sabah bilmiyorum bu kırlar nere? Çamlardan çimenlere dökülen sükûn. Geçen ömrümü bana söyleyen dere, Sessizce yaşamayı öğreten koyun.

47 Bir yol başlıyor gibi, ümitli, rahat. Tanrım! bu sabah içim senin eserin: İyilik, teselliler, merhamet, şevkat... İçimde bir sabahın, o kadar serin. Bilinmez sevgililerle yıkanan göğüs. İyilik... Ürperisi vücutta ruhun. İyilik... Beyaz koyun, gülümseyen yüz, Şu bahar, mavi gökler, yemyeşil sükûn. Bu sabah gözlerimle okşadıklarım, Herşey, bütün tabiat, ağaçlar, dere, Ey bütün sevdiklerim ve sen ey Tanrım! Titrek elleri öpmek, kapanmak yerlere..

48 BİR SOKAKTA GİDERKEN Taşında otlar biten şu sokakta yürümek. Bir bahçe duvarının kokulu gölgesinden. Uzakta, mektepteyken okuduğumuz şarkı. Su içmek o tasasız günlerin çeşmesinden. Kalbe aşina bütün rastladıklarım, Herşey eskisi gibi, herkes bahtiyar, iyi! Bana büyük babamı hatırlatan ihtiyar, Çocukluk arkadaşım sarı benekli kedi Bütün günahlarımı affetmiş sanki Tanrım, Duyuyorum kalbimde tadılmamış sevgiyi. Ah, sade koşmak, koşmak istiyorum içimden: Aradığım diyara bu yol çıkacak gibi

49 YETİŞİR Beni hatırladıkça, Arasıra gönlümü al. Sokakta görünce, gülümse, Yanıma yaklaş, Az elin elimde kal. Evine misafir geleyim, Kahvemi sen pişir. Taze doldurulmuş sürahiden Bir bardak su ver Yetişir...

50 Kaynakça Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı (İnci Enginün İstanbul-Dergah yayınları)


"ZİYA OSMAN SABA Bu slayt Türkçe Öğretmenliği 2. sınıf (2.öğretim) 1090320157 numaralı öğrencisi Hülya TATAR tarafından hazırlanmıştır." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları