Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ANKSİYETE BOZUKLUKLARI Yrd. Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Hasan Kalyoncu Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ANKSİYETE BOZUKLUKLARI Yrd. Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Hasan Kalyoncu Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı."— Sunum transkripti:

1 ANKSİYETE BOZUKLUKLARI Yrd. Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Hasan Kalyoncu Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı

2 ÖZGÜL FOBİ Çocuklar yaş dönemlerine özgü olarak; 0-6 ayda yüksek seslerden, 6-9 ayda yabancılardan, 9-12 ayda ayrılık ve yaralanmadan, 2 yaşta hayali figürler, ölüm, hırsızlar, 3 yaşta hayvanlar ve yanlızlık, 4 yaşta karanlık, 6-12 yaşta okul, yaralanma, hastalık, sosyal ortamlar ve gök gürültüsü, yaşta yaralanma, hastalık, sosyal ortamlar ve cinsellik korkuları görülebilmektedir.

3 Çocukluk çağına özgü fobik bozukluk; yaşa özgü fizyolojik korkuların fazla belirgin olması ya da yaşa özgü olduğu dönemden sonra da devam etmesi halidir.

4 Özgül fobi belirgin, inatçı, aşırı ve anlamsız, günlük yaşamı bozan korkulardan oluşur. Böcekler, hayvanlar, yükseklik, kan görme gibi fobik uyaranlara maruz kalma anksiyete cevabını uyarabilir. Çocuklarda bu yanıt nöbetler, ağlama, donup kalma ve sarılma şeklinde görülebilmektedir.

5 Erişkinlerden farklı olarak; çocuklar korkularının anormal ve maladaptif olduğunun farkında değildirler. 18 yaş altında tanı konabilmesi için korkuların en az 6 aydır devam ediyor olması gerekmektedir.

6 durumsal tip, doğa tipi, hayvan tipi ve kan-enjeksiyon-yaralanma tipi

7 ICD 10’a göre özgül fobi tanı kriterleri Anksiyete sadece belli bir durum veya nesneye bağlı olarak ortaya çıkar ya da korkulan belli nesne ve durumdan kaçınılır ( ancak agorafobi ve sosyal fobi dışlanmıştır). Anksiyete semptomlarının en az ikisi (taşikardi, terleme, tremor, ağız kuruluğu, bulantı, baş dönmesi, sıcak soğuk basması vb) korkulan durumlarda en az 1 kez ortaya çıkmış olmalıdır. Anksiyete semptomları ya da kaçınma davranışı kişiyi belirgin olarak etkiler. Semptomlar sadece ya da öncelikle korkulan durumla karşılaşıldığında ya da bu durumlar düşünüldüğünde ortaya çıkar. Semptomlar sanrı, hallusinasyon, organik psişik bozukluklar, şizofreni, afektif bozukluklar, obsesif kompulsif bozukluk ya da kültürel özelliklere bağlı oluşmamıştır.

8 Prevalans: % 0,1-12,2 Etioloji: Birinci derece yakınlarında % 31 oranında, özgül fobisi olan kişilerin çocuklarında % 15 oranında Çalışma sonuçları genetik bir yatkınlığın sözkonusu olabileceğini düşündürmektedir. Okul öncesi dönemde davranışsal inhibisyon görülen çocuklarda özgül fobi ve diğer anksiyete bozukluklarının ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Fobik bozukluğun gelişiminde yaşam olayları, travmatik yaşantılar ve panik atakların varlığı açıklayıcı bir rol oynamaktadır. Erişkin çağda görülen özgül fobilerin yaklaşık yarısı çocuklukta başlamaktadır.

9 Tedavi: Erken başlangıçlı fobilerin çoğu tedavi görmeksizin kısa sürede geçer. Özgül fobide tedavi hedefi, fobik eğilimin azaltılması, böylelikle endişe ve kaçınma davranışının kişinin günlük hayatını kısıtlamasının engellenmesidir. Desensibilizasyon teknikleri, modelden öğrenme, konfrontasyon ve bilişsel yöntemler etkin. Anne babalar çocuğun fobik tepkileri karşısındaki tutumları konusunda bilgilendirildiklerinde endişeyi arttıran etkileri azaltılabilir. Antidepresan ve benzodiyazepinler

10 PANİK BOZUKLUK VE AGORAFOBİ Panik bozukluğu; tekrarlayan ve beklenmedik anda ortaya çıkan panik nöbetlerin görüldüğü kişinin başka ataklar yaşayacağı ve atağın yol açabilecekleriyle ilgili endişe yaşayıp, ataklar nedeniyle kaçınma ve çeşitli davranış değişiklikleri gösterdiği bir anksiyete bozukluğudur.

11 Panik atakları; nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, sersemlik, derealizasyon, paresteziler, sıcak ya da soğuk basması, terleme, bayılacak gibi hissetme, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu, ölüm korkusu, bulantı, karın ağrısı, titreme ya da sarsılma hissi gibi belirtilerin görüldüğü, ani olarak ortaya çıkan ve 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaşan anksiyete nöbetleridir.

12 Panik atak, somatik ve/veya bilişsel semptomlardan en az dördünün olduğu yoğun bir korku ve huzursuzlukla karakterizedir. Bilişsel semptomlar somatik semptomlardan daha az görülür.

13 Epidemiyoloji: Toplum örneklemlerinde % pediatrik klinik örneklemlerde % Her yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte tipik olarak geç ergenlik dönemi ve 30’lu yaşların ortalarında sık Erişkin hastaların yaklaşık yarısı çocukluk dönemlerinde yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal fobi ya da ayrılık anksiyetesi bozukluğu tariflerler. Panik bozukluğu kendiliğinden başlangıç gösterebilse de çoğu kişide panik belirtileri öncesinde stresli yaşam olayları tespit edilmektedir. Kadınlarda 2-3 kat daha sık.

14 Agorafobisiz panik bozukluğu tanı ölçütleri: A. Aşağıdakilerden hem 1 hem de 2 vardır: 1. Yineleyen beklenmedik panik atakları 2. Ataklardan en az birini, en az 1 ay süreyle aşağıdakilerden biri ya da daha fazlası izler: a. Başka atakların olacağına dair sürekli bir kaygı b.Atağın yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla( örneğin kontrolünü kaybetme, kalp krizi geçirme, çıldırma gibi) ilgili olarak endişe duyma c. Ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme B. Agorafobinin olmaması C. Panik atakları bir maddenin ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir. D. Panik atakları sosyal fobi, özgül fobi, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ya da ayrılık anksiyeesi bozukluğu gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

15 Agarofobi: Beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabilecek ya da durumsal olarak yatkınlık gösterilen bir panik atağın ya da panik benzeri semptomların ortaya çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği yer ya da durumlarda bulunmaktan anksiyete duymadır. Korkulan durum ya da yerlerden belirgin kaçınma davranışı sergilenir ya da yoğun bir sıkıntıyla bu durumlara katlanılır ya da eşlik eden birinin varlığına gereksinim duyulur. Panik bozukluğu olmaksızın da ortaya çıkabilir.

16 Etioloji: Panik bozukluğu olan bireylerin ailelerinde panik bozukluğu normal toplumdan 3-5 kat fazla görülmektedir. Monozigot ikizlerde eş hastalanım oranı % belirlenirken, dizigotlarda anlamlı konkordans bildirilmemiştir.

17 Patofizyolojisinde; Noradrenerjik Serotonerjik ve GABAerjik sistemler etkili bulunmuştur.

18 Solunum işlevlerindeki bozukluğun panik bozukluğa yol açtığı varsayılmaktadır. Yanlış boğulma alarmı kuramına göre; beyin sapında boğulma hissine neden olan merkezin panik bozukluğunda aşırı duyarlılaştığı ve uyaranları yanlış yorumlayarak panik ataklarına yol açtığı düşünülmektedir.

19 Amigdala, lokus seroleus, talamus, anterior singulat girus, periakuaduktal gri cevher ve frontal korteks gibi pekçok beyin bölgesinin etkilendiği gösterilmiştir.

20 Çocukluk döneminde ayrılık anksiyetesi bozukluğu gelişmiş çocuklar daha sonra panik bozukluğu gelişmesi için artmış riske sahiptir. Panik bozukluğu olan hastaların % 22,6’sında çocuklukta ayrılık anksiyetesi bozukluğu tespit edilmiştir. Bunun aksini gösteren çalışmalar da mevcuttur.

21 Ebeveynlerde panik bozukluğu öyküsü, anne babada herhangi bir kronik hastalık öyküsü, çocuktaki olumsuz duygulanım ergenlikte panik atağı için belirleyici olmaktadır. Önceden geçirilmiş major depresyon, anksiyete duyarlılığı ve olumsuz duygulanım panik atak gelişiminde etkili olabilmektedir. Çocuklukta yaşanan fiziksel ve cinsel istismar, anne-baba kaybı, erken anne ayrılığı panik bozukluk gelişimi için risk faktörleridir.

22 Panik bozukluk ve diğer anksiyete bozukluklarının birlikte olduğu vakalarda panik bozukluk olmayan anksiyete bozukluğu olan vakalara göre bipolar bozukluk eştanısının oldukça yüksek olduğu görülmüştür.

23 Tedavi: Hastalar ve ebeveynleri hastalığın klinik özellikleri, patofizyolojisi, gidişi ve tedavisi konusunda bilgilendirilmelidir. Bilşisel davranışçı tedavi ile panik ataklar kontrol altına alınmaya çalışılır. Bilişsel tedavinin temel hedefi panikle ilişkili fiziksel hisleri ve rahatsız edici etkileri daha ılımlı bir şekilde yorumlamayı sağlayacak bilişsel yeniden yapılandırmayı geliştirmektir. Davranışçı tedavide ise hiperventilasyonu kontrol altına almayı sağlayan nefes egzersizleri, somatik belirtilerle yüzleştirme ve gevşeme teknikleri uygulanmaktadır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, trisiklik antidepresanlar, monoaminoksidaz inhibitörleri ve benzodiyazepinler.

24 SOSYAL FOBİ Bireyin tanımadığı kişiler ya da başkaları tarafından gözlenmesi gibi bir ya da daha fazla sosyal durumda devam eden korkulardır. Toplum önünde konuşma ve performans sergileme, sosyal toplantılara katılma ve yabancılarla konuşma vb. Sosyal fobi özgül olmayan bir şekilde aile dışındaki tüm sosyal ortamlarda da ortaya çıkabilir.

25 Etyolojisinde; gelişimsel dönemlere ait korkuların aşırı şiddette olması ya da süregenleşmesi en önemli faktör kabul edilir. Doğal yabancılama tepkisinin aşırı şiddette oluşu Okul öncesi dönemde aşırı çekingenlik ve davranışsal inhibisyon durumlarında risk artar. Ergenlikte ya da erişkinlikte sosyal fobi gelişimi 21 aya kadar olan bebeklerde görülen tanıdık olmayana karşı görülen davranışsal kitlenme mizaçsal özellikleri ile anlamlı olarak ilgili bulunmuştur.

26 Genetik yatkınlık ve çevresel faktörler birlikte ekili olmaktadır. Çocuğun sosyal ortamlarda başa çıkma konusunda aile içinde edindiği tecrübeler, örneğin olumsuz değerlendirme ve kaçınma ya da sosyal normların aşırı değerlendirilmesi, sosyal korkuların gelişimini tetikleyebilir. Bu sosyal korkular da anne babaların yönlendirmeleri, model almaları ya da pekiştirme davranışları yoluyla güçlendirilebilir.

27 Sosyal fobili çocuk ve ergenler aşırı bir şekilde utanç, olumsuz anlaşılma ve reddedilme gibi kaygılara odaklanma eğilimindedirler. Tedavi edilmemiş sosyal fobi okul reddi eğitim hayatının erken sonlanması ile sonuçlanabilir.

28 Epidemiyoloji: Erişkinler arasında yaşam boyu prevalansı % 13,3 Çocuk ve ergenlerde % 0,3-15,1 Tanı: Sosyal fobi sosyal ortamlarda ya da performans gerektiren durumlarda veya tanımadık insanlar önünde aşağılanma veya utanmaya neden olabilecek biçimde davranma ya da anksiyete belirtileri göstereceğinden korkmadır. Çocuklarda tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi kazanılmış olmalı ve anksiyete yanlızca erişkinlerle olan ilişkilerde değil akranları ile olan ilişkilerde de ortaya çıkmalıdır. Çocuklarda anksiyete ağlama, huzursuzluk, dona kalma veya tanıdık olamayan insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak dışa vurabilir. Çocuklar korkularının aşırı ve anlamsız olduğunu bilmeyebilirler. 18 yaş altındakilerde en az 6 ay süreyle belirtiler sürmelidir.

29 Gidiş ve sonlanım: Sıklıkla bu hastalar tanınamazlar. % 45’inde kronik bir gidiş söz konusudur. Olumsuz prognoz; sosyal fobiyle birlikte depresyon ve madde kötüye kullanımının bulunması ve sosyal fobinin 11 yaşından önce ortaya çıkması Diğer anksiyete bozuklularıyla sıklıkla birlikte bulunmaktadır.

30 Tedavi: çocuğa yabancı sosyal ortamlarda kendini uygun şekilde ortaya koyma becerisi kazandırmak, bilişsel yeniden yapılandırma, anksiyojen yetiştirme tutumlarını belirgin ölçüde azaltmak, anksiyeteyle başa çıkma becerilerinin kazandırılması ve aile içinde anksiyete yaratıcı eğitsel etkilerin değiştirilmesi Selektif serotonin geri alım inhibitörleri, trisiklik antidepresanlar, monoaminoksidaz inhibitörleri ve benzodiyazepinler.

31 Obsesif Kompulsif Bozukluk Obsesyon: Ki ş inin iste ğ i dı ş ında ısrarlı ve zorlayıcı bir ş ekilde aklına gelen, ki ş i tarafından saçma ve mantık dı ş ı olarak görülen (ego-distonik), anksiyete ortaya çıkaran ve yineleyici özellikte olan dü ş ünce ya da imgeler olarak tanımlanır.

32 Kompulsiyon: Kişinin obsesyonlarını nötralize etmesi için gelişen, belirli kurallara göre gerçekleştirmek zorunda hissettiği, yineleyici törensel davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir. Anksiyeteyi azaltmayı, bazı korkulan olay ya da durumları engellemeyi amaçlar.

33 Obsesif Kompulsif Bozukluk- DSM IV Tanı Ölçütleri Obsesyonlar ya da kompulsiyonlar vardır. Obsesyonlar a ş a ğ ıdakilerle tanımlanır –İ stenmeden gelen ve uygunsuz olarak ya ş anan, belirgin anksiyeteye neden olan yineleyici sürekli dü ş ünce, dürtü ya da imgeler – Dü ş ünce, dürtü ya da imgeler sadece gerçek ya ş am sorunları ile ilgili de ğ ildir – Ki ş i bunları önemsememeye, bastırmaya çalı ş ır; ya da ba ş ka dü ş ünce veya eylemle etkisizle ş tirmeye çalı ş ır – Obsesyonlarını kendi zihninin bir ürünü olarak görür

34 Obsesif Kompulsif Bozukluk- DSM IV Tanı Ölçütleri Kompulsiyonlar aşağıdakilerle tanımlanır – Kişinin obsesyona tepki olarak geliştirdiği, katı bir şekilde uygulamaktan kaçınamadığı yineleyici davranışlar ( el yıkama, düzene koyma) ya da zihinsel eylemler (dua, sayı sayma, sessiz sözcük tekrarları) – Anksiyeteyi azaltmaya dönük bu eylemler etkisizleştirilmek istenen durumla gerçekçi düzeyde ilişkili olmayıp çok aşırı düzeydedir

35 Obsesif Kompulsif Bozukluk- DSM IV Tanı Ölçütleri Ki ş i obsesyon ya da kompulsiyonlarının a ş ırı ve anlamsız oldu ğ unu kabul eder ( çocuklar için geçerli de ğ ildir) Ki ş inin i ş levselli ğ ini ve sosyal uyumunu bozacak düzeydedir Ba ş ka eksen 1 tanısının belirtisi ile sınırlı de ğ ildir Obsesyonel yava ş lık: ki ş inin ya ş antısını felç edecek düzeye ula ş abilir

36 Sık Görülen Obsesyonlar Saldırganlık öldürme, kendine ya da çevresine zarar verme Bula ş ma mikrop, idrar, dı ş kı, sperm bula ş ması Cinsel uygun olmayan cinsel ili ş ki imgeleri –e ş cinsel, ensest vb- Dinsel günah sayılan dü ş ünceler Somatik A İ DS, kuduz vb hastalıklara yakalanma korkusu Ku ş ku eylemin yapıldı ğ ından emin olamama-kapı, tüp, ütü Simetri ve kesinlik gereksinimi e ş yaların tam simetrik konumda olmaları

37 Temizlik el yıkama,banyo, sürekli ev e ş ya temizleme Kontrol etme priz, kapı kontrolü, ödev kontrolü Düzenleme e ş yaları bir simetride tutma çabası Tekrarlama davranı ş ın törensel tekrarı Sayma otomobil plakası, ev numarası vb sayma Dokunma büyülü dü ş ünce- belli nesnelere dokunma zorunlulu ğ u- Biriktirme gerekmeyen ş eyleri biriktirme, hiçbir ş eyi atamama

38 OKB: Etiyoloji Psikanalitik Görü ş ödipal dürtülerden kaçı ş,anal döneme regresyon, ambivalans, izolasyon, kar ş ıt tepki olu ş turma mekanizmalarının kullanımı Nörokimyasal Etkenler serotonerjik sistem, dopaminerjik sitem Nöropeptidler: AVP, oksitosin, CRF, ACTH... İ mmunolojik çalı ş malar (Pediatric Autoimmune Neuropsychiatric Disorders associated with Streptococcal infection: PANDAS) Genetik ikiz çalı ş maları, ebeveynde varsa görülme oranının artması Beyin Görüntüleme Çalı ş maları frontostriatal döngü (DLPFK, kaudat, striatum, talamus), bazal ganglia, orbitofrontal korteks, singulat girus, amigdala

39 Kronik seyirlidir. Eştanı: – Diğer anksiyete bzk – Depresyon – Tik bzk – Yıkıcı davranış bzk – Özgül öğrenme güçlüğü – Bağımlı kaçıngan kişilik, OKKB... Ayrıcı tanı: – Nörolojik hastalıklar – Anksiyete bzk, fobik bzk – Tourette sendr. – Otizm ve Asperger bzk – Psikotik bzk...

40 OKB: Tedavi Psikoterapiler Oyun terapisi, Bili ş sel davranı ş çı terapiler Psikofarmakolojik tedavi SSRI, Klomipramine, kombine tedaviler Aile terapisi, aile danı ş manlı ğ ı Grup terapileri

41 Travma “Günlük rutin işleyişi bozan, Aniden – beklenmedik bir şekilde gelişen, Dehşet, kaygı ve panik yaratan, Kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar” travmatik yaşantılar olarak tanımlanabilir.

42 Kişi gerçek bir tehditle karşılaştığını algılamışsa, Fiziksel zarar gördüyse veya tanık olduysa, Bu esnada da aşırı derecede korku, çaresizlik ve dehşet hissetmişse Bu olay onun için tarvma’dır.

43 Travma kar ş ında Fiziksel Tepkiler A. Mide bulantısı, kusma vb. sorunlar B. Yorgunluk, C. Çarpıntı, D. Göğüs ağrısı, E. Titreme, F. Baygınlık hissi, G. Baş dönmesi H. Baş ağrısı

44 Duygusal Tepkiler A. Kaygılı olma B. Üzüntü C. Depresif duygu durum D. İnkar E. Korku F. Suçluluk G. Panik H. Hayal kırıklığı I. Kızgınlık

45 Zihinsel Tepkiler A. İlk Şok B. Bellekle ilgili sorunlar C. Dikkatsizlik D. Kabuslar E. Araya giren düşünceler F. Yönünü bulamama G. Eskileri hatırlayamama H. Sorun çözememe I. Yanlış kararlar J. Uyku bozuklukları

46 Davranışsal Tepkiler A. Kendini geri çekme, B. Yerinde duramama, kıpır kıpır olma, C. Ani davranışlar, D. Alkol ve madde alımı, E. Çabuk tepki verme, F. Başkalarını suçlama, G. Yeme sorunları, H. Kolayca korkma,

47 Sosyal Tepkiler A. İş-okul, arkadaşlık ve evlilik ilişkilerinde sorunlar, B. İnsanlardan uzaklaşma, C. Aşırı yargılayıcı ve suçlayıcı olma, D. Her şeyi kontrol altında tutma isteği,

48 Travmatik bir süreç ya da yo ğ un stres yaratan bir kriz dönemi geçiren birçok insan problemler ya ş ayabilir. Bir süre sonra bu ki ş ilerin birço ğ u bu problemlerden büyük ölçüde kurtulabilirler. %10-15 gibi bir bölüm ise travmatik olaylardan uzun süreli olarak etkilenir.

49 DSM-IV Tanı Ölçütleri A. Kişi aşağıdaki her iki durumu da içeren bir travmatik olaya maruz kalmıştır: 1. Kişi gerçek ölüm veya ölüm tehdidi, veya ciddi yaralanma, veya kendi veya başkalarının beden bütünlüğünü tehdit eden tehlikeli bir olay veya olaylar yaşamış, şahit olmuş veya karşılaşmıştır, 2. Kişi yoğun korku, çaresizlik veya dehşet duyguları yaşamıştır.

50 B. Travmatik olay aşağıdaki bir (ya da daha çok) yolla sürekli yeniden yaşanmıştır: 1. Olayın düşünceler, şekiller, anımsamalar ile tekrarlayıcı, zorlayıcı ve acı veren şekilde hatırlanması. Not: Küçük çocuklarda travmanın çeşitli yönlerini ve temalarını içeren tekrarlanan oyunlar olabilir.

51 2. Olayın acı veren tekrarlayan rüyalarla görülmesi. Not: Çocuklarda, tanımlanamayan içerikli korkutucu rüyalar olabilir. 3. Travmatik olay tekrarlıyormu ş gibi davranma veya hissetme ( olayı yeniden ya ş ama duygusu, illüzyonlar, halusinasyonlar, uyanırken veya alkollüyken olanlar da dahil dissosiyatif feedback atakları). Not: Küçük çocuklarda travmaya özel reenactmentyeniden ya ş anma görülebilir.

52 4. Travmatik olayı sembolize eden veya temsil eden iç veya dı ş uyaranlarla kar ş ıla ş ıldı ğ ında yo ğ un psikolojik sıkıntı çekilmesi. 5. Travmatik olayı sembolize eden veya temsil eden iç veya dı ş uyaranlarla kar ş ıla ş ıldı ğ ında fizyolojik tepki gösterme

53 C. Aşağıdakilerden en az üçüyle tanımlanan, travmayla ilişkili uyaranlardan sürekli kaçınma ve (travmadan önce olmayan) bir genel yanıtsızlık, hissizlik durumu: 1. Düşünceler, duygular, veya travmayla ilgili konuşmalardan kaçınma 2. Travmayı anımsatıcı aktiviteler, yerler, insanlardan uzak durma çabası, 3. Travmanın önemli bir bölümünü anımsayamama

54 4. Belirli aktivitelere katılımda ilginin belirgin azalması 5. Di ğ er insanlardan uzakla ş ma, yabancıla ş ma 6. Duygusal kısıtlılık (örn. Sevgi duygularının hissedilmemesi) 7. Gelece ğ inin kısıtlandı ğ ı duygusu (gelecek, evlilik, çocuk veya normal hayat sürdürme umudunun olmayı ş ı),

55 D. (Travmadan önce var olmayan) Sürekli aşırı uyarılma durumundan iki veya daha fazlasının bulunması: 1. Uykuya dalmada veya sürdürmede güçlük 2. İrritabilite veya öfke patlamaları 3. Konsantrasyon güçlüğü 4. Tetikte olma 5. Abartılı irkilme yanıtı

56 E. B,C ve D tanı ölçütlerindeki semptomların 1 aydan daha fazla sürmesi F. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da i ş levselli ğ in önemli di ğ er alanlarında bozulmaya neden olur.

57 Akut: Semptomlar 3 aydan kısa sürerse Kronik: Semptomlar 3 ay ya da daha uzun sürerse

58 Yeniden ya ş antılama, travmanın, güçlü duygusal tepkilerle birlikte zihinde bir tür tekrar ya ş anmasıdır. Travma üzerine dü ş ünme ya da travmayı hatırlatan tetikleyici uyaranlarla kar ş ıla ş ma sonucunda ortaya çıkabilir. Uyanıkken ya da uyurken kabus ş eklinde ortaya çıkabilir. Kaçınma ço ğ u zaman, travmayı hatırlatacak aktiviteler, mekanlar ve insanlarla kar ş ıla ş maktan kaçınma ş eklinde ortaya çıkar. Duygusal körle ş me, özellikle olumlu duygularla ilgili olmak üzere algı kaybının genel adıdır. A ş ırı uyarılmı ş lık, a ş ırı fizyolojik uyarılma sonucu sürekli uyarılmı ş olma hali, abartılı korku tepkileri ve uykusuzluk ve konsantrasyon bozuklu ğ u olmasıdır.

59 Bu bozukluğun gelişmesinde olmazsa olmaz koşul bir travmatik olayın yaşanmış olmasıdır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısının diğer psikiyatrik bozukluklardan farklı olarak etyolojik bir tanımlanma olduğu ve DSM sisteminin dışında ele alınıp alınmaması günümüzde de tartışmalıdır.

60 Travmatik olayın do ğ ası, ş iddeti ve ya ş anma biçimi bu bozuklu ğ un geli ş mesinde çok önemlidir. Bununla birlikte travmatik olay ya ş anmadan önceki ki ş isel bir takım yatkınlıkların, travmatik olay ya ş andıktan sonra riski arttırdı ğ ı bildirilmi ş tir.

61 TSSB oluşumunu ve süreğenleşmesini kolaylaştıran etmenler Travmanın etkilerini anlatma ve paylaşma yetersizliği Travma sırasında veya hemen sonrasındaki disosiyatif tepkilerin şiddet ve sıklığı Çocukluk çağı fiziksel istismarı Genetik yatkınlık Ailede psikoterapi ve TSSB öyküsü Kadın olma Travmatik olay sırasındaki fizyolojik yanıtın fazlalığı,

62 ASB ve erken dönem TSSB belirtileri Geçirilmiş psikiyatrik hastalık öyküsü Sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyi düşüklüğü Travmanın zamansal yoğunluğu ve süresi Hafıza bozuklukları, yumuşak nörolojik işaretler, IQ düşüklüğü, çocukluk çağı DEHB belirtileri Eş tanılar; duygudurum ve madde kullanım bozuklukları, işlevsellikte bozulma, eşik altı TSSB, intihar düşünceleri

63 TSSB Tedavi KDT Psikoterapi Grup Terapisi.... Farmakoterapi Antidepresanlar Anksiyolitikler Düşük doz antipsikotikler Duygudurum düzenleyiciler


"ANKSİYETE BOZUKLUKLARI Yrd. Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Hasan Kalyoncu Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları