Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SÖZLÜ KÜLTÜR ÇALIŞMALARININ TARİHİ DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SÖZLÜ KÜLTÜR ÇALIŞMALARININ TARİHİ DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK."— Sunum transkripti:

1 SÖZLÜ KÜLTÜR ÇALIŞMALARININ TARİHİ DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK

2 Tarih Sözlü kültürle ilgili ilk çalışmalar “Homeros Sorunu” çerçevesinde başladı. Eski çağlardan beri Homeros destanları olarak bilinen İlyada ve Odysseia’nın ne oldukları üzerine yapılan çalışmalar 17. yüzyıla kadar geri gider. Bu yüzyılda yapılan bazı çalışmalarda bu destanların bilimsel olmadığı, olay örgüsünün gayet kötü işlendiği, kahramanların yeterince gelişmediği ileri sürülmüş, destanların Homeros adında uydurma ozana atfedildiği savunulmuştur. Bazı çalışmalarda ise Homeros’un gerçekten yaşadığı, ancak “yazdığı” çeşitli şarkıların 500 yıl sonra epik şiir biçimiyle başka birisi tarafından yeniden derlendiği ileri sürüldü.

3 Tarih İngiliz diplomat ve arkeolog Robert Wood ise Homeros’un okuma-yazma bilmediğini ve destanları yalnızca güçlü belleğiyle yarattığını savundu. Wood’un asıl ilgi çekici savunusu, sözlü kültürdeki belleğin taşıdığı önemin yazılı kültürdekinden hayli farklı olduğudur. Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde ise “çözümleyiciler” akımını geliştirenler Homeros sorunu çerçevesinde yeni bir görüş ortaya attılar: İki destan daha önce yaratılmış şiir veya şiir parçacıklarından oluşturulmuştur. O halde destanlar parçalara ayrılırsa anlaşılabilir. Çözümleyiciler bir araya getirilen parçaların sadece yazılı metin olduğunu düşünmüşlerdi. Yirminci yüzyılın başlarında ise “bütünleyiciler” yaklaşımı tam tersini savundu. İki destanın yapısı sağlam ve destandaki karakterler tutarlı idi. Bunlar sanat değeri üstün yapıtlardı. Bu nedenle iki destan da olsa olsa tek bir kişi tarafından yaratılabilirdi.

4 Tarih Yirminci yüzyılın ortalarına doğru Homeros destanlarını açıklamada daha mantıklı yaklaşımlar ortaya kondu. Milman Parry bu noktada önemli bir isimdir. Parry’nin buluşu şöyle özetlenebilir: Homeros türü destanlarda sözlü birleştirme yöntemlerinin zorunlu kıldığı tutumluluk vardı. Bu tutumluluk, heksametrik ölçüden kaynaklanır. Bunun anlamı şudur. Destanlardaki pek çok sözcük, sıfat, kalıp sırf hece ölçüsünü tutturmak için seçilmiştir. Sözlü ozanların sıfat dağarcığı çok zengindir. Bu nedenle onlar anlatı boyunca repertuarındaki sıfatlardan birisini kolayca seçiyorlardı. Dolayısıyla sözcük seçimi şairin dehasından ileri gelmemekte, sözlü anlatının doğasından kaynaklanmaktaydı. Homeros, aslında bir montaj işçisiydi. Önceden üretilen parçaları birbirini tutturmuştu.

5 Tarih Kalıplara bağımlı ve hazır parçalardan oluşturulmuş bir anlatı nasıl bu kadar iyi olabiliyordu? Homeros dönemi Yunan kültürü için kalıp deyişler önemliydi çünkü şairlerin yanı sıra sözlü düşünce dünyası bu tür kalıplardan yararlanıyordu. Sözlü kültürde öğrenilen bilginin unutulup kaybolmaması için sürekli tekrar gerekiyordu. Yunanlılar yazıyı M.Ö. 427?-347 yıllarında yaşamış olan Platon’un devrine geldiğinde yazıyı içselleştirmişlerdi. Platon her yüzden devletine şairleri sokmamıştı. Yazıyla biçimlenen düşünsel dünyada geleneksel şairlerin çok sevdiği kalıplar miyadını doldurmuştu.

6 Tarih Burada şu sorulabilir: M.Ö. 8. yüzyılın Yunanistan’ında 500 yıl gerideki bir destanın hatırlanmasına yol açan neden neydi? Bu sorunun yanıtı şöyle verilebilir: Miken toplumu ile arkaik toplum arasındaki derin sosyal ve kültürel kesinti, “kahramanlık” dönemiyle ilgili bir geçmiş kurulmasına yol açtı. Geçmişin iki özelliği vardır, geride kalmıştır ve devam ettirilemez. Bu geçmiş M.Ö. 9. ve 8. yüzyılın aristokrat toplumuna, onun ortaya çıkışını kutlama ve anlama olanağını sağlayan öyküler sunmaktadır. Hatırlamanın ortaya çıktığı 8. yüzyılda kahramanlık destanlarını ortaya çıkaran yaşam tarzının da sonuna gelinmişti. Savaşçılık, bireysellik, aristokratlığı içine alan şövalye kültürü Homeros’un destanını anlattığı yüzyılda yok olmaya yüz tutmuştu. Böylece bu destanlar, kaybolan bir geleneği koruma altına almaktadır (Assmann, 2001: 267-8).

7 Bellek Bellek denilince akla bir iç olgu gelir ve bunun mekânı insanın beynidir. Dolayısıyla belleğin beyin fizyolojisiyle, noroloji ve psikolojiyle ilişkili olduğu düşünülür. Oysa belleğin neleri içerdiğini, bu içeriklerin organize edilişini ve ne kadar süre ile muhafaza edileceğini, bireyin kapasitesinden çok; dış koşullar belirler. Belleğin Jan Assman’a göre dört farklı dış boyutu vardır: 1) Mimetik Bellek: Davranış alanını kapsar. Davranışlar taklit sonucu kazınılır. Yazılı ve yazısız davranış kılavuzları mevcuttur. Ancak günlük yaşamda günümüzde dahi davranışların çoğu yazısız taklide dayanır. Yemek kılavuzları, kullanma kılavuzları gibi yazılı olanlar oldukça geç başlamış ve yazısızlar kadar etkili olamamıştır.

8 Bellek 2) Nesneler Belleği: İnsanın etrafını çevreleyen eşyalar ona geçmişini, atalarını anlatır. Giysiler, yatak, iskemle, köy, kent, araç, televizyon, radyo insanı çevrelemiştir. 3) Dil ve İletişim: İletişimsel Bellek. Dil yeteneği bir iç dinamik olarak kendiliğinden gelmez. İnsan başkaları ile etkileşim içinde anlaşma yeteneğini geliştirir. Dolayısıyla bilinç ve bellek bireysel fizyoloji ve psikoloji ile açıklanamaz, bireyin diğer bireylerle etkileşiminin de göz önüne alınması gerekir. Bilinç ve bellek bu etkileşime bağlı olarak oluşur.

9 Bellek 4) Anlam aktarımı: Kültürel Bellek. Önceki üç alanın az çok bütünlük içinde buluştuğu alanı oluşturur. “Rutin taklitler ‘gelenek’ statüsünü kazandığı, yani amaca yönelik anlamın ötesinde bir anlama sahip olduğu zaman taklitçi belleğin sınırları aşılır.” Kültürel anlamın aktarılma ve canlandırılma biçimi olarak gelenekler kültürel bellek alanına girer. Belirli anlamlara sahip mezarlar, anıtlar, tapınakla, idoller gibi nesneler belleğini zaman açısından aşan şeyler de kültürel belleğe girer. Bazıları buna toplumsal bellek de der. Yazı ile kültürel belleğin sınırları genişler. Yazı, dış belleği mümkün kılar, kaydedilen haber ve bilgilerin canlanıp beklenmedik ölçüde yaygınlaşmasını sağlar. Yazı, aynı zamanda doğal belleğin kapasitesinin kullanımını azaltır.

10 Bellek Bellek konusunda bir başka ayrım Paul Connerton (1999) tarafından yapılır. Düşünüre göre toplumsal belleğin dışında, kişisel, bilişsel ve alışkanlık belleği olmak üzere üç bellek daha vardır. Kişisel bellek, konusunu bir kişinin yaşamöyküsünden alan hatırlama eylemlerini gösterir. Kişisel bir geçmişe gönderme yapıldığı için kişisel bellek denir. Bir kişi, şu zamanlarda şu yerlerde şunları şunları yaptım dediği andan itibaren kişisel belleğine başvurmuştur. Burada bir bölünmüşlük vardır. Şimdiki ben, şimdiki belleği, geçmişteki bene, geçmişteki belleğime başvurur. İkisi bazı bakımlardan aynıdır, bazı bakımlardan farklıdır (Connerton, 1999: ). Connerton’un kişisel bellek kavramı, Assman’ın yukarıda belirttiğimiz iletişimsel belleğe benzer. Farklı kavramlar kullansalar da aynı şeyi anlatan kişisel ya da iletişimsel belek, sözlü tarihçilerin başvurdukları önemli bir bellektir. Sözlü tarih konusu ileride anlatılacaktır.

11 Bellek Connerton, Asman’ın bellek sınıflamasında yer vermediği bir başka belleği de inceler: Bilişsel bellek. Sözcüklerin anlamlarını, şarkıları, şiir dizelerini, öyküleri, matematik denklemlerini, mantıksal doğruları içeren bellektir bu. Bu tür bir belleği harekete geçirmek için geçmişte bir şeyleri öğrenmemiz gerekir (1999: 39-40). Assman’ın sınıflamasında belki mimetik veya nesneler belleğine benzeyen, ancak onunla tam özdeş olmayan bir başka bellek yine Connerton tarafından vurgulanır: Alışkanlık belleği. Bu bellek uygulayımla ilgidir ve genellikle o pratiği niçin ve nasıl yaptığımızı bilmeyiz. Bildiğimiz ve başkalarına aktardığımız bir uygulamadır bu. Bisiklete binmek, kitap okumak, yüzmek bu belleğe girer.

12 Bellek Alışkanlık belleğine düşünürler pek dikkat etmemiş ve gereken önemi vermemişlerdir. Oysa Luria’nın örnek verdiği bir olay bu belleğin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Çalışma, bir Rus askeri olan Zazetski’nin beyninin zedelenmesinin yarattığı sonuçlarla ilgilidir. Beynine giren bir mermi nedeniyle Zazetski, gerek kişisel gerek de bilişsel bellek açısından yıkıma uğradı. Kişisel bellek açısından ele alındığında yakın geçmişine ve çevresine dair pek çok şeyi hatırlamıyordu. Bilişsel belleğindeki yıkımlar da korkunçtu. Çevresindeki nesnelerin çoğunun isimlerini hatırlamıyordu. Bir sözcük duyduğunda anlamını kavramakta zorlanıyordu. Üçüncü yitim alanı alışkanlık belleğindeydi. Alışkanlık sonucu kazandığı davranışlarını hatırlamıyordu.

13 Bellek Hastanede birini çağırmak, hoşça kal anlamında el sallamak gibi kalıplaşmış davranışları hatırlamıyor, bu nedenle yeniden öğreniyordu. Yataktan kendi başına kalkamıyor, bu nedenle hastabakıcıyı çağırması gerekiyordu. Ancak nasıl yapacaktı? Bunun için işaretle birini çağırması gerektiğini hatırladı, gelgelelim çağırma yerine bilinmedik bir işaret yaptı: Sol elini hafifçe kaldırıp ileri geri işaret yaptı. Doktorlar onunla tokalaşmak istediklerinde Zazetski hangi eliyle tokalaşacağını bilmiyordu. Bir eğitici, dikiş yapmak üzere eline malzemeler verdiğinde öylece kalakaldı. Evinde odun kesileceğini, ambardan süt getirileceğini dahi unutmuştu (Connerton, 1999: 42-43).

14 İletişimsel Bellek Kültürel Bellek İlişkisi İletişimsel bellek, yakın geçmişe ilişkin anıları kapsar. Bunlar kişinin çağdaşları ile paylaştığı anılardır. En tipik örneği kuşağa özgü bellektir. Bu bellek, taşıyıcıları ile sınırlıdır, kuşak yok olduğunda biter, başka belleğe yer açar. Doğrudan bireye bağlı olarak vardır ve iletişimsel deneyimle kazanılır. İletişimsel bellekte biyografik hatırlama söz konusudur. Yani kişilerin yaşamları boyunca girdikleri sosyal alışverişlere dayanır. Kültürel bellek ise iletişimsel belleğin tersine kurumsallaşmış bir bellektir. Geçmiş, anının sembolik figürlerinde yoğunlaşır. Örneğin bayram törenleri, aşure, Kerbela, Mısır’dan çıkış öyküsü, destanlar, efsaneler. Efsane ile tarih arasında fark vardır. Kültürel bellek için gerçek değil, hatırlanan tarih önemlidir.

15 İletişimsel Bellek Kültürel Bellek İletişimsel bellek ile kültürel bellek arasındaki ayrımlardan bir tanesi de anlatıcıların konumudur. İletişimsel bellekte profesyonel sözlü anlatıcılar yoktur. Her birey anlatıcıdır. Bireylerden bazıları diğerlerine göre daha fazla bilgiye sahip olabilir ancak anlatım işinin uzmanları yoktur. Bilgi, dil öğrenilirken ve gündelik iletişim sayesinde edinilir. Burada herkes aynı ölçüde uzmandır. İleride ayrıntılı olarak görüleceği gibi sözlü tarihte iletişimsel bellekten yararlanılır. Kültürel bellekte uzman bir anlatıcı grubu, toplumun belleğini korumak ve aktarmakla görevlidir. Afrika’da sözlü kültüre dayalı toplumlarda bu görevi griot üstlenir (Asman, 2001: 51-7). Türkiye’de ise yirminci yüzyılın ortalarına kadar meddah, ozan gibi anlatıcılar üstlenmiştir. Bütün bu anlatıcılar müzik eşliğinde veya müziksiz toplumun ortak anılarını dinleyicilerine aktarırlar.

16 İletişimsel Bellek Kültürel Bellek Dolayısıyla Jan Assman’ın da belirttiği gibi kültürel belleğin hep özel taşıyıcıları olmuştur. Şamanlar, öğretmenler, yazarlar, filozoflar, ozanlar gibi bilgiyi taşıma yetkisi tanınmış olanların tümü dahildir. Bu taşıyıcılar, anlamı gündelik olanın ötesine taşırlar ve kültürel belleği korurlar. Bu iki önemli işlevi nedeniyle genellikle gündelik sorumluluk ve işlerle ilgilenmezler. En önemli ve en zor olan sorumluluk, anlatının kelimesi kelimesine aktarımının üstlenilmesi ve başarılmasıdır (Assmann, 2001: 57). Sözlü kültür ve folklor üzerine olan çalışmalarda kültürel belleğe başvurulur.

17 İletişimsel BellekKültürel Bellek İçerikBireysel biyografiler çerçevesinde tarihsel deneyimler Efsanevi köken tarihi, ulaşılamaz geçmişte yaşananlar BiçimGayri resmi, az biçimlendirilmiş, iletişimsel alışveriş içinde gelişen, gündelik Planlanmış, çok iyi biçimlendirilmiş, törensel iletişim, bayram AraçlarOrganik belleklerdeki canlı anılar, deneyimler, aktarılanların anlatımı Kesin nesneleştirme, söz, görüntü ve dans yoluyla geleneksel sembolik kodlama, sahneleme Zaman yapısı yıl, şimdiki zamanla bağlantılı 3-4 kuşaklık zaman ufku Kesin geçmiş, efsanevi bir geçmiş zaman TaşıyıcılarBelirsiz, bir hatırlama grubunun canlı tanıkları Uzmanlaşmış gelenek taşıyıcıları


"SÖZLÜ KÜLTÜR ÇALIŞMALARININ TARİHİ DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları